Malzemeler;
1kg ıspanak
1 kg yufka
1 adet soğan
2 adet yumurta
1 kase yoğurt
tuz, biber
HazırLanışı ;
yıkanmış ıspanakları doğrayın. 1 adet kuru soğanı küp küp keserek az yağda öldürün, tuz, biber ve doğranmış ıspanakları da ekleyip kavurun.
6 adet yufkayı açıp üst üste serin ve 4 eşit parçaya bölün. Böldüğünüz her yaprak yufkanın geniş ucuna kavrulmuş ıspanaktan bir miktar serin ve ince tarafına doğru rulo şeklinde sarın. Ruloyu bir tarafından kıvırarak çevire çevire gül şekline getirin. Sonuçta her yufkadan 4 tane gül böreği elde etmiş olucaksınız. Börekleri tabanı yağlanmış tepsiye dizdikten sonra son olarak üzerlerine yoğurt ve yumurtayı karıştırıp sürün. 200 derecede önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
1 kg ıspanak
250gr pastırma
4 orta boy havuç
4 adet yufka
1 adet yumurta
karabiber, pulbiber
sıvıyağ
Hazırlanışı
ilk olarak ıspanakları temizleyip, haşlayın ve haşlanan ıspanakların suyunu süzerek kırmızı biber ile karabiber ekleyip iyice harmanlayın.
Yufkalardan birini düz bir zemin üzerinde açarak üzerine sıvı yağ sürün ve üzerine bir kat daha yufka sererek aynı işlemi onun için de yapın. Ispanakları yufkanın üzerine eşit şekilde dağıtın. Üzerine diğer yufkayı sererek bir önceki yufkada yaptığınız gibi yağlayın ve pastırmaları eşit miktarda serpin. Yine bir kat daha yufka sererek yağlayın ve son malzememiz olan rendelenmiş havuçları yufkanın üzerine serpin. Böreği rulo şeklinde sararak rulonun tepsiye sığması için ortadan ikiye bölün ve her iki parçanında üzerine yumurta sarısı sürerek. 170 derecede üzeri kızarana kadar pişirin. Afiyet olsun
6 adet Milföy hamuru
1 kase böğürtlen
pudra şekeri
Krema için:
2.5 su bardağı süt
1 paket vanilya
4 kaşık un
yarım su bardağı şeker
Hazırlanışı
Milföy hamurlarını yağlı kağıdın üzerine koyarak 170 derecede ısıtılmış fırına sürün. Üzerleri çok kızarmasın ama katları açılana kadar pişirin. Bir yandan da kremayı hazırlayın. Vanilya hariç tüm malzemeyi bir tencere karıştırarak pişirin. Ocaktan almadan önce vanilyayı da ilave edin.
Resimde ki gibi bir kat krema ve böğürtlen bir kat milföy hamuru koyarak pastanızı oluşturun.
1 Kg Pırasa
2 Adet Soğan
300 gr Kıyma
1.5 Çorba Kaşığı Margarin
4 Adet Yumurta
1/2 Su Bardağı Süt
2 Su Bardağı Rendelenmiş Kaşar Peyniri
1 Tatlı Kaşığı Biber Salçası
Karabiber, tuz
Yemeğin Tarifi
Pırasa ve soğanları ince kıyın. Bir tencerede margarini eritip soğanları pembeleşinceye kadar kavurun. Kıymayı da ilave ederek tekrar kavurun. Salça, tuz ve karabiber ekleyip karıştırın. Pırasayı ilave edin. Kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin.
Ayrı bir kapta süt, yumurta ve tuzu çırpın. Yağlanmış fırın tepsisine pişirdiğiniz pırasayı yayın.
Üzerine süt, yumurta karışımını dökün. Son olarak kaşar peyniri rendesini ekleyip 200 dereceye ayarlanmış fırında 20 dakika pişirin.
1 kg taze bakla
300 gr. Kuzu eti
1 ad. Kuru soğan
2 çorba kaşığı komili naturel yağ
1/2 limonun suyu
1 çorba kaşığı un
1 demet taze soğan
1 demet dereotu
3 su bardağı su
2 ad. Kesme şeker
Tuz
Yemeğin Tarifi
Kuşbaşı kesilmiş kuzu eti, yemeklik doğranmış soğan ve zeytinyağını bir tencereye koyun. Arada bir karıştırarak, orta ateşte 15-20 dakika pişirin.
Baklayı yıkadıktan sonra uçlarını ve kılçıklarını temizleyin. İçine limon suyu ve un konmuş su dolu bir kaba koyup birkaç dakika bekletin.
Tencerenin ortasına eti koyun. Etrafına baklaları dizin. Üzerine küçük kesilmiş taze soğan ve kıyılmış dereotunu koyun. 3 su bardağı sıcak su tuz ve kesme şeker ilave edin.
Etli taze baklayı ön kuvvetli sonra kısık ateşte 45 dakika pişiri Sıcak olarak servis yapın.
Kimyasal Bileşimi: Ag2S
Kristal Sistemi: Kübik
Kristal Biçimi: Çoğunlukla paralel dizilmiş kübik ve oktohedral kristaller şeklinde, genellikle masif, dallanmış ve ağ şekilli, ince tanesel ve tabakalar halinde
İkizlenme: {111} yüzeyinde penetrasyon ikizi yaygındır.
Sertlik: 2.0 - 2.5
Özgül Ağırlık: 7.2 - 7.34
Dilinim: {001} ve {011} zayıf
Renk ve Şeffaflık: Kurşun grisi, siyahımsı gri. Opak
Çizgi Rengi: Parlak siyah
Parlaklık: Metalik parlaklıkta
Ayırıcı Özellikleri: Rengi ve yumuşaklığı
Bulunuşu: Hidrotermal damarlarda ve düşük sıcaklık sülfür yataklarında doğal gümüş, pinarjit, prostit, ve galenit ile beraber bulunur. Ayrıca ilksel gümüş sülfürlerin bozunma ürünü olarak oluşur.
Kimyasal Bileşimi: CaCO3
Kristal Sistemi: Ortorombik
Kristal Biçimi: İkizlenme göstermeyen türleri nadir, iğnemsi, bazen levha şekillidir. Güçlü ikizlenme gösteren türleri iğnemsi, prizmatik, lifsi, pizolitik, sarkıt ve sütun şekillidir.
İkizlenme: Çok yaygın pseudo-hegzagonal şekilli ikizleri, özellikle {110} yüzeyinde altılı prizmalar halinde gözlenir.
Sertlik: 3.5-4
Özgül Ağırlık: 2.947
Dilinim: {010} belirgin
Renk ve Şeffaflık: Renksiz, beyaz, sarımsı, gri, yeşil, mavimsi yeşil,mavi, kırmızı, kahverengi; şeffaf-yarı şeffaf
Çizgi Rengi: Beyaz
Parlaklık: Camsı, reçine parlaklığı
Kimyasal Bileşimi: Sb2S3
Kristal Sistemi: Ortorombik
Kristal Biçimi: İnce-uzun prizmatik kristalli, düşey yönde çiziklere sahip, iğnemsi kristalleri genellikle ışınsal gruplar oluşturur
İkizlenme:, {130} ve {120} yüzeylerinde nadir
Sertlik: 2
Özgül Ağırlık: 4.63 - 4.66
Dilinim: {010} mükemmel
Renk ve Şeffaflık:, Kurşun grisi, mavimsi, siyahımsı; opak
Çizgi Rengi: Gri-koyu gri
Parlaklık: Metalik
Ayırıcı Özellikleri: Mükemmel dilinimi, düşük sertliği, rengi (kurşun grisi), kibrit yada mum alevinde eriyebilmesi)
Bulunuşu: Düşük sıcaklıklı hidrotermal damarlarda yada sıcak su kaynaklarında oluşur. Genellikle realgar, orpiment, galenit, pirit ve zinober mineralleri ile birlikte bulunur.
Yöre: Adıyaman
Çok eskilerde bu kentte oturan ve putlara tapan bir babayla yedi oğlu vardı. Bu yedi kardeş, putlara tapan babalarının dini inancını benimsemediklerinden, babalarının ava çıktığı bir gün putları kırarlar..
Baba, av dönüşü putların oğulları tarafından kırıldığını görünce onları birer birer öldürür,
Halk, yiğitlikleri ve mertlikleri nedeniyle, kahraman gözüyle baktığı bu kardeşlere, "YEDİYAMAN" adını takmıştır.
Sonradan bütün bölgeye yayılan YEDİYAMAN adı, zamanla değişerek Adıyaman şeklini alır.
Bugün şehrin güneyinde YEDİKARDEŞ diye bilinen ve yedi mezarın bulunduğu yer, halk arasında halen kutsal sayılmakta ve adaklar adanıp, mum yakılmaktadır.
Faslı genç kızın babası, bir iplik eğiricisiydi . İşleri iyi gittiğinden Akdeniz yolcuğuna çıkarken kızını da yanında götürmüştü . İplikleri satmak istiyordu. Kızına da kendisine iyi bir koca olabilecek bir koca aramasını söylemişti. Ancak Mısır yakınlarında çıkan bir fırtına, geminin batmasına neden oldu.
Baba, öldü; kız ise karaya savruldu. Perişan ve bitkin, önceki hayâlini hayâl meyâl hatırlar bir halde kumların üzerinde yürüdü. Tâ ki dokumacı bir aile ile karşılana dek. Onu aralarına alıp kumaş dokumayı öğrettiler. Nihayet mutlu olmuştu. Ancak bir kaç yıl sonra Doğu'dan İstanbul'a doğru yol alan köle tacirleri, onu kıyıda yakalayıp köle pazarına götürdüler. Gemilere direkler yapan bir adam, işinde kendisine yardım edecek köleler satın almak için pazara gitmişti. Kızı fark ettiğinde acıyıp onu satın aldı ve karısına hizmet etmesi için eve götürdü. Ancak korsanlar, yatırım yaptığı yük gemisini çalınca; adam, başka köle alamadı. Kız, adam ve eşi; tüm direkleri kendi kendilerine yapmak zorundaydılar.
Kız, dürüstçe ve çok çalışıyordu. Adam, kızın çok yetenekli olduğunu düşündüğü için en sonunda ona özgürlüğünü bağışlayıp iş ortağı yaptı. Bu, kızın çok hoşuna gitmişti. Birgün adam, ondan yaptıkları direkleri Cava'ya götürürken eşlik etmesini istedi. Kız, kabul etti. Ancak gemi, Çin kıyılarının açıklarında tayfuna yakalandı. Kız, yine garip bir kıyıdaydı ve yine kaderine lânet ediyordu. "Neden hep bu kötü şeyler benim başıma geliyor?" diye soruyordu. Hiç cevap yoktu. Kumların üzerinden kalkıp kıyıdan içerilere doğru yürümeye başladı.
Çin'de, yabancı bir kadının ortaya çıkıp imparator için bir çadır yapacağına dâir bir efsane vardı. Hiç kimse, nasıl çadır yapılacağını bilmediği için, bütün halk ve birbirini izleyen tüm imparatorlar, bu kehanetin sonucunu merak ediyorlardı . İmparator, tüm yabancı kadınları saraya getirmeleri için her şehre yılda bir kez ajanlarını gönderiyordu. Sırası gelince kazazede kız da imparatorun huzuruna çıktı.
İmparator, bir tercüman aracılığıyla ona çadır yapıp yapamayacağını sordu. "Sanırım yapabilirim." dedi kız. Bir ip istedi; ancak Çinlilerde ip yoktu. Bunun üzerine bir iplik eğiricisinin kızı olduğunu hatırlayarak ipek isteyip iplik eğirdi. Kalın bez istedi; ancak Çinlilerde kalın bez de yoktu. Bu yüzden dokumacıların arasında geçen hayatını hatırlayarak çadır için kullanılan türden bir bez dokudu. Çadır direği istedi; ancak Çinlilerde hiç yoktu. Bu yüzden direk yapan adamdan öğrendiklerini hatırlayarak çadır direkleri yaptı.
Bütün herşeyi hazırladığında, hayatı boyunca görmüş olduğu tüm çadırları elinden geldiğince hatırlamaya çalıştı. En sonunda çadır yaptı. Buna hayran kalan ve eski kehanetin gerçekleşmesinden çok etkilenen imparator, kızın tüm dileklerini yerine getirdi. Kız, yakışıklı bir prensle evlendi. Çocukları ile birlikte Çin'de kaldı ve mutlu bir yaşam sürdü. Yaşadığı şeyler, o anda berbat görünmüş olsa bile, sonuçta mutluluğunu bunlara borçlu olduğunu anlamıştı
Karyemiz Demircik'te, "Ali Taşı" isminde gayet yüksek, uçurumlu, üç-dört minare yüksekliğinde, dimdik bir taş vardır. Yüksekliği kadar genişliği de vardır.
Ali Taşı adını almasının sebebi: Çok eski zamanlarda oralarda yabani keçi ve yabani tekeler varmış. Karyemizden Ali isminde birisi, birgün, bir torba mısır unu ile karışık tuz alıyor. Bir de uzun ve geniş bir de tahta alıyor. Doğru taşın üstüne çıkıyor. Tahtanın bir ucuna doğru bir kilo kadar tuz ile karışık mısır unundan döküyor ve tuzlu mısır ununu döktüğü tarafı uçuruma doğru uzatıp, diğer boş olan tarafı bir taş ile bastırıyor... Keçiler, tuzlu una gelip tahtanın üstünden yürüyerek, uçurum tarafına geçtikleri zaman, ağır gelip aşağıya düşüyor. Ali de aşağıda bıçak ile bekleyerek hayvan düştüğü zaman kesip, yüzüyor ve evine götürüyor. Bu işi çok defa yapıp tekrarlıyor. Bir çok defalar böyle hayvanları öldürtüp beş minare yüksekten tahta ile beraber kırdırıyor.
Bu işi senelerce yaptıktan sonra bir gün yine tahtayı yerleştirirken: "Yeter Ali Yeter.. Artık bırak bu işi... Yeter..." diye bir ses işitiyor. Ali, bu sesten korkuyor ve hemen kaçıyor... Bu işi altı ay kadar terk ediyor... Altı aydan sonra yine gidiyor... Bu sefer taşın üstünde tahtayı yerleştirirken kendi düşüp parçalanıyor. Nâmı nişanı kalmıyor. O zamandan beri bu taşın ismi "Ali Taşı" kalıyor.