Sporcuların kalplerinin büyük olduğunun farkına ilk kez 19. yüzyılda varılmıştır. Bu tarihde öncelikle kayakçılara yapılan fizik muayene ile tespit edilen kalp büyümeleri daha sonraları röntgen ve otopsi bulguları ile de teşhis edilebilmiştir. Daha sonraları ekokardiyografi makinasının icadı ve hatta Manyetik Rezonans'ın (MR) kullanılmaya başlanması ile daha kesin bulgular elde etmek mümkün olmuştur. Böylece değişik dallarla uğraşan sporcuların kalplerinin spor yapmayan bireyler ile karşılaştırılabilmesi sağlanmış, sporcu kalplerinin yapı ve çalışması ile ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşılmıştır. Sporcuların kalplerinde görülen iki önemli bulgu kalplerde büyüme ve istirahatte nabızlarının yavaş olmasıdır.
Geçen son 10 yılda fiziksel egzersiz kültüründe ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Elit sporcular daha yoğun çalışma programları uygulamaya başlarken, orta yaşlı erişkin popülasyon neredeyse moda olacak şekilde fitness salonlarına gitmeye başlamıştır. Bu nedenle sporcu kalbinden bahsederken eğlence olsun diye sporla uğraşanlar veya kardiyovasküler kondüsyonunu iyi seviyede tutmak için spor yapan kişiler ayırt edilmelidir. Burada bahsedilen bir kulüpte veye daha üst seviyede profesyonel olarak spor yapan, haftanın hemen her günü en az bir saat sporla uğraşan sporcuların kalpleridir.
Sporcuların kalbinde görülen büyüme kalbin hem hacim olarak büyümesi (dilatasyon) hem de duvar kalınlığının artması (hipertrofi) şeklinde olmaktadır. Özellikle dinamik (izotonik, aerobik) egzersizler kalbi hacim olarak büyütürken kalp duvarında da kalınlaşmaya yol açar ki buna egzantrik kalp büyümesi adı verilir. Buna yol açan spor dallarının başında dayanıklılık gerektiren uzun mesafe koşusu gelir. Kalbin sadece duvar kalınlığının artması sonucu büyümesi daha çok izometrik egzersizlerde görülür. Bu sporlar arasında ağırlık kaldırma, güreş, vücut geliştirme, gülle atma, judo vb. sayılabilir. Ancak atletik egzersizler genellikle sadece izotonik veya izometrik olmayıp bunların bir arada yapılması ile olur. Özellikle bisiklet ve kürek gibi sporlar her iki egzersiz tipini bünyesinde barındırır. Sporcu kalplerinde görülen bu büyüme bazı hastalıklardaki gibi patolojik boyutlarda değildir. Büyüme miktarının saptanmasında kullanılan ekokardiyografi tetkiki ile sporcu kalplerindeki büyümenin hastalıklardan ayırımı yapılabilir. Özellikle septum denilen kalp duvarındaki büyüme sporcularda nadiren 16mm'yi geçer. Ancak egzersize bağlı gelişen kalp büyümeleri zenci sporcularda yapılan çalışmalarda beyazlara göre daha fazla miktarda bulunmaktadır. Zencilerde egzersizle birlikte kan basıncında daha fazla yükselme görülmesinin bu duruma yol açtığı görülmektedir. Bayan sporcularda, 18 yaş altı gençlerde ve 40 yaş üzerindeki veteranlarda kalp büyümesi ise sınırlı ve az miktarda olmaktadır. Kalpteki bu büyümenin direkt egzersiz yoğunluğu ve performans ile ilişkili olmadığı da bilinmektedir. Bir çok olimpiyat şampiyonunun kalbi normal boyutlarda olabilirken bazı kolej öğrencilerinde belirgin büyüme izlenebilmektedir. Bunun nedeninin genetik duyarlılık ve hormonal değişiklikler olduğu düşünülmektedir. Genetik duyarlılığı olan sporcularda yapılan fizik egzersizler kalpteki büyümeyi daha çok tetiklemektedir. Sporcularda görülen kalp büyümesini hastalıklı durumlardan ayıran bir diğer nokta da egzersize ara verildikten sonra kalpteki büyümenin ve duvar kalınlığının zamanla normale dönmesidir. Gerçekten de periyodik olarak çalışan atletlerin kalp büyüklükleri sezon içerisinde değişiklikler gösterebilmektedir.
İstirahat halinde nabız sayısının düşük olması sporcu kalbinin karakteristik özelliklerindendir. İstisnai hallerde kalp atım hızı dakikada 40'ın altına dahi düşebilir (bradikardi). Bu durumdan artmış parasempatik sinir sistemi aktivitesi kadar azalmış sempatik sistem aktivitesi sorumludur. Sporculardaki kalp atım hızlarının tespiti için elektrokardiyografiden (EKG) yararlanılır. Özellikle aşırı yoğun dayanıklılık gerektiren sporları yapan sporcularda bu durum daha belirgindir. Bu sporcularda kalp atım sayısının yavaş olmasının zararlı olduğuna dair kanıt yoktur. Bunun dışında atletlerin EKG'lerinde başka bazı ritm değişiklikleri de izlenebilir. Bunlar:
Sinüs aritmisi (genellikle solunumsal)
Sinüs duraklaması
Gezici atriyal pace-maker
Kavşak ritmleri
Birinci derece AV blok
İkinci derece Mobitz tip 1 blok
Atriyoventtiküler disosiyasyon olarak sayılabilir. Bu ritm değişikliklerinin ayrıntısı bu yazının konusu dışındadır. Ancak sporcu kalplerinde görülen bu ritm değişiklerinin tıpta "hasta sinüs sendromu" denilen hastalıktan ayrılması gerekir. Bu hastalıkta hastanın tedavisi için kalıcı kalp pillerinin kullanılması gerekebilmektedir. Çok ender durumlarda sporcu kalplerinde ritmde aşırı derecede duraklamalar ile birlikte baş dönmesi, bayılma gibi şikayetler görülebilir. Bu durumda atletik aktivitenin sonlandırılması veya kalıcı kalp pili takılması gündeme gelebilir. Ancak bu tip atletlerde de genellikle altta yatan ve o ana dek farkına varılmayan bir hasta sinüs sendromu söz konusudur. Sporcu kalplerinde görülen bu ritm değişiklikleri gece saatlarinde ve uykuda daha sık olarak izlenmektedir. Bunun dışında sporcuların EKG'lerinde bir seri morfolojik değişiklikler de izlenebilmektedir. EKG'de p dalgasında, ST segmentinde ve T dalgasında görülen bu değişiklikler eforla beraber normalize olmaktadır. Böylece bu değişikliklerin yapısal bir bozukluktan kaynaklanmadığı, tamamen fonksiyonel olduğu anlaşılmaktadır. 38 farklı disipline mensup 1005 sporcu arasında yapılan bir çalışmada atletlerin %14'ünde belirgin EKG değişiklikleri, %26'sında hafif EKG değişiklikleri saptanırken %60'ında çok minör veya hiç EKG değişikliği izlenmemiştir.
Sonuç olarak kardiyologlar için sporcular tanısal ve tedavisel olarak zorluklar içermektedir. Yanlış bir tanının konulması o sporcunun ölümü veya kariyerinin sonlanması gibi yıkıcı sonuçlar doğurabilir. O yüzden bu tip hastalar çok dikkatli olarak değerlendirilmelidir.
Atatürk çiçeği (Euphorbia pulcherrima), anavatanı Meksika ve Orta Amerika olan sütleğengiller familyasına ait bir çiçek türü.
İngilizce adı Poinsettia' olan bu bitkiyi 19.yy'da Meksika'dan ABD'ye götüren ve yaygınlaştıran ABD'li devlet adamı, psikiyatrist ve bitkibilimci Joel Roberts Poinsett' den alır. "Atatürk" adı ise, bir süs bitkisi olarak Türkiye'de yetiştirilmesi ve tanınmasına ön ayak olan Mustafa Kemal Atatürk'ten gelir. Bitkinin diğer bir adı da "Noel yıldızı"dır.
Özellikleri
Tipik olarak 60 cm-5 m kadar boylanırlar. Koyu yeşil renkli yaprakları büyük, uzun ve sivri uçludur. Çanak yaprakları kırmızı, pembe veya beyazdır. Çanak yapraklar çoğunlukla çiçek zannedilmektedir; fakat gerçek çiçekleri çok küçük, sarı renkli ve gösterişlidir.
Sıcaklık
Çiçeklenme döneminden önce 15 - 20 santigrat derece, çiçeklenme döneminde 13-15 santigrat derece, çiçeklenme döneminden sonra 10-12 santigrat dereceye gereksinim duyar. Çiçekli iken 13 santigrat derecenin altına düşmemelidir. Yüksek oranda nem (% 70-75) ister.
Işık
Yazın aydınlık yarı gölge yerleri sever. Yaprakların renklenmesi için eylülden itibaren yoğun ışık ister. Kışın çiçeklenme döneminde çok aydınlık yerlerde bulundurulmalıdır. Bitki doğrudan güneş ışığından korunmalıdır.
Saksı harcı
Hacim olarak 3 kısım turba, 3 kısım yaprak çürüntüsü, 2 kısım tınlı toprak, 2 kısım yanmış ahır gübresi, 3 kısım kum ve 2 kısım perlitin karışımıyla elde edilen harç da kullanılabilir.
Bakım Önerileri
Saksı değiştirme her yıl nisan ayında yapılır. Gübreleme, Haziran - Ekim ayları arası haftada bir kez 1-2 g/l kompoze olarak verilir.
Bitki, Haziran'dan Eylül'e değin sürgün verme esnasında ılık su ile bolca sulanmalı, sıcak havalarda yapraklarına su püskürtülmelidir. Çiçeklenme süresince (Aralık- Ocak ayları) verilen su miktarı azaltılmalıdır. Çiçekli halde iken bitkiye çok su verilirse yapraklarının döküldüğü görülür. Dinlenme dönemi olan Ocak ortasında Nisan ortasına kadar ise çok az su verilmeli veya toprağı tümüyle tutulmalıdır.
Yaşlı bitkiler çiçeklenmesi bittikten sonra Nisan ayında topraktan itibaren 10-15 cm. kalacak şekilde kesilerek budanmalıdır.
İnsan Vücudu hakkında - insan vücudu hakkında bilmediklerimiz
İnsan vücudu, fiziksel ve kimyasal yapılardan oluşan bir sistemler bütünüdür. Vücut, insan sağlığının maddesel parçasıdır; insan varlığının korunması ve soyun sürekliliği için birbiriyle uyumlu bir biçimde çalışan öğelerden oluşmuştur.
İnsan vücudunun ana birimi hücredir. Hücreler ve hücreler arası maddeler birleşerek dokuları oluşturur. Dokular, biçimsel ve işlevsel birimler olan organları oluştururlar. Fizyolojik olarak aynı işlevi gören yapısal organ birlikleri de vücudun sistemlerini meydana getirir. İnsan vücudundaki temel sistemler; hareket, sinir, solunum, dolaşım ve sindirim sistemleri olarak sıralanabilir. Bu sistemler duygu, hareket ve beslenme gereksinimlerini yerine getirirler. İnsan vücudunun olağan büyüme ve gelişmesi sistemlerin ve sistemleri oluşturan her organın görevini yerine getirmesine bağlıdır.
1957 Vogt-Award of the Swiss Ophthalmological Society
1968 Robert-Bing-Prize of Swiss Academy of Medical Sciences
1976 Marcel-Benoit-Prize of Swiss Federation
1980 "Neurosurgeon of the Year"
1981 Pioneer Microsurgeon Award of the International Microsurgical Society, Sidney, Astralia
1988 Medal of Honor of Universita di Napoli e della Compagna Naples, Italy
1992 Medical Award of the Republic of Turkey
1997 Gold Medal of the World Federation of Neurosurgical Societies
1998 Distinguished Faculty Scholar, University of Arkansas for Medical Sciences
1998 Honored as "Neurosurgeon of the Century" by the Brazilian Neurosurgical Society
1999 European Association of Neurological Surgeons Medal of Honor
1999 Honored as "Neurosurgery's Man of the Century 1950-1999" by the journal Nurosurgery at the Congress of Neurological Surgeons Annual Meeting
2000 Fedor Krause Medal, German Neurosurgical Society
2000 Honorary Fellowship of the American College of Surgeons
2000 Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası
2000 Award of the Turkish Academy of Sciences
2002 International Francesco Durante Award, Italy
2002 Milli Egemenlik Onur Ödülü
2005 TBMM Milli Egemenlik Onur Ödülü
6 Temmuz 1925'te Diyarbakır'ın Lice ilçesinde doğmuştur.
Lise eğitimini Ankara Atatürk Lisesinde tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ne girdi. 1944 yılında Almanya'ya giderek Friedrich Schiller Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın etkileri yüzünden 1945 yılında buradan ayrılarak İsviçre'deki Basel Üniversitesi'ne girdi. 1950 yılında bu üniversitede doktora eğitimini tamamladı.
Bir süre Bern Üniversitesi'nin psikiyatri bölümünde görev aldıktan sonra nöroşirüji alanına yöneldi. Beyin anatomisi ve genel cerrahi alanında çalışmalar sürdüren Yaşargil, 1953 yılında Basel Üniversitesi'nin nöroşirüji bölümünde görev almaya başladı. 1957 ve 1965 yılları arasında Zürih'teki üniversite hastanesinde çalışmalarını sürdürdü.
1965 yılında yardımcı profesör olan Yaşargil, 1965 ve 1967 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Burlington kentindeki Vermont Üniversitesi'nin Nöroşirüji Bölümü'nde, Profesör Peardon Donaghy ile birlikte mikrovasküler cerrahi alanında çalışmalar yürüttü.
Buradaki çalışmalarını tamamlayan Yaşargil, Zürih'e döndü ve 30 Ekim 1967 tarihinde, cerrahi mikroskop kullanarak ilk beyin bypass ameliyatını gerçekleştirdi. Bu başarısı ile nöroşirüji dünyasında kendinden bahsettirmeye başlayan Yaşargil, cerrahi alanında kullanılan ekipmanları yetersiz bularak, bu alanda yeni arayışlar içine girdi. Bu yönde yaptığı çalışmalar sonunda cerrahi alanına yüzer mikroskop ve anjiyografi gibi önemli katkılarda bulundu. Beyin ameliyatlarında kullandığı mikroskop, anverizmaların giderilmesinde çok önemli bir rol alarak bu alanda çığır açtı. 1973 yılında profesörlük ünvanını kazandı ve Zürih Üniversite'si Nöroşirüji Bölümü'nün bölüm başkanlığına getirildi.
Harvey Cushing ile beraber 20. Yüzyıl'ın en önemli nöroşirüji uzmanı olarak nitelenen Yaşargil, kendisinden sonra gelen üç nesile bu alanla ilgili çok önemli bilgiler aktardı. Görev aldığı üniversitelerde dünyanın çeşitli yerlerinden gelen üç binden fazla öğrenciye bilgi ve tecrübelerini, nasıl uygulanması gerektiğini göstererek anlattı.
1973 yılından beri cerrahi operasyonlarda yanında bulunan hemşire Dianne Bader-Gibson ile evli olan Yaşargil, meslek yaşamını ABD'de Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nde sürdürmektedir. Amerikan Beyin Cerrahları Birliği tarafından "yüzyılın adamı" seçilen Yaşargil, birliğin saygın yayın organı olan Neurosurgery adlı derginin de kapağında yer almıştır.
Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Farsça:مولانا جلال الدین محمد رومی Mevlānā Celāl-ed-Dīn Muhammed Rūmī; 30 Eylül 1207de doğmuştur. 17 Aralık 1273te ölmüştür.), İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik)[3] şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür. Prenses Gürcü Hatunla yakın dosttur. Hatta Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk Gürcü Hatun yaptırmıştır. Bu sayede Bilinen tek bir Mevlana portresi ve yaygınlaşan Mevlana türbeleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Mevlânâ bugünkü Afganistan'da bulunan Belh'te doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harzemşahlar hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.[4] Babası, Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O'na hizmet etmiştir.
Ayın Evreleri - Dolunay - Yeni ay - ilk Dördün - Son dördün
Ay tıpkı Dünya gibi, kendinden ışık vermez. Güneşten aldığı ışığı yansıtır. Onun için, Dünya Güneş'le Ay'ın arasına girdiği zaman Ay kısmen veya tamamen görünmez olur. Başka bir deyişle, Güneşten aldığı ışığı her zaman aynı açıdan yansıtmaz. Hilal, yarımay, dolunay gibi şekillerde görünür ki bunlara Ay'ın evreleri (safhaları) denir.
Ay'ı bütün olarak ancak Dünya'ya dönük yüzü Güneş'in karşısına geldiği zaman görülür. Ay'ın aydınlık yüzü Güneş'in karşısına geldiği zaman hiç görünmez. Ay, Dünya ile Güneş'in arasına girdiği zaman, Dünya'nın gölgesinden çıkarken görülen ince şekli yeniay'dır. İki hafta sonra dolunay'ı görülür. 29,5 gün sonra Ay tekrar Güneş'in karşısına geçer ve tekrar yeniay görünür.
Ay'ın evreleri
Ay'ın evreleri şu dört isimle adlandırılır:
Yeni ay:
Ay'ın aydınlık olmayan tarafı dünyayı kaplamıştır. Aydünyadan açıkça görülemez. Fakat Güneş tutulması süresince görülebilir.
İlk dördün :
Ay'ın yeniay evresinden bir hafta sonra yarım daire biçiminde (D) göründüğü evre; Güneş'e göre açısal uzaklığı 90° olduğu andaki görünüşü.
Dolunay :
Ay'ın tam bir daire olarak dolgun, parlak görüldüğü evre.
Son dördün :
Ay'ın Dünya'dan sol yarısının aydınlık gözüktüğü evre.
Çerkezköy ilçesi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra kurulmuş ve buraya Çerkesler yerleştirilmiştir. Çerkezler kısa süre sonra bölgeyi terketmişler ve Bulgaristandan gelen yurtlarından çıkarılmış Türkler buraya yerleşerek bugünkü yerli halkın çok az bir kısmını oluşturmuşlardır. Çerkezköy de birçok fabrikanın bulunmasından dolayı Türkiye'nin her il inden insanlar görmek mümkündür ve nüfus bu bölgede her yıl çok hızlı olarak artmaktadır.Her yıl yeni fabrikalar yapıldığından dolayı çok göç almaktadır. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Türkiye 'nin en büyük organize sanayi bölgelerinden birisidir .1972 ylılında kurulmuştur.Çerkezköy de 420 adet fabrika bulunmaktadır.Çerkezköy'ün (TÜİK) 2009 nufus sayım sonuçlarına göre İlçe(şehir) merkezi nüfusu; 69.875 Belde ve Köy nüfusu; 84.423 Toplam İlçe nüfusu ise 154.298'dur.Çerkezköy şehir merkezinde 8 adet mahalle vardır. Adları:Fevzipaşa Mah,Bağlık Mah,İstasyon Mah,Gazi Osman Paşa Mah,Gazi Mustafa Kemal Paşa Mah, Fatih Sultan Mehmet Mah , Cumhuriyet Mah, Yıldırım Beyazıt Mahallesidir.Çerkezköy ilçesine bağlı 5 köy bulunmaktadır .Bunların adı , Çerkezköy şehir merkezine uzaklıkları ve (2009 TUİK sayımı) nufusları şöyledir : Pınarca Köyü nufus :1524- uzaklık :5 Km,Yanıkağıl Köyü nufus:1633- uzaklık:9 Km,Bahçeağıl Köyü nufus:687- uzaklık:13 Km,Karlı Köyü nufus:553-uzaklık:21 Km,Uzunhacı Köyü nufus:534- uzaklık :20 km' dır. Çerkezköy İlçesine bağlı 4 belde(belediye) bulunmaktadır Bunlar :Kapaklı nufus :50.644 - uzaklık:5km, Kızılpınar nufus:13.608- uzaklık:3km,Karaağaç nufus:9.930-uzaklık: 6 Km,Veliköy nufus:5.336- uzaklık :7 Km'dir.Toplam belde ve köy olarak 9 adet yerleşim yeri vardır.Ayrıca Türkiye 'nin ilçe olmayan en büyük belde belediyesi 50.644 nufusuyla Kapaklı 'dır. Çerkezköy ilçesine bağlıdır.
Yıldırım Beyazıd'ın Ankara Meydan Savaşı'nda Timur'a yenilip esir düşmesinden sonra şehzadeler arasında taht kavgası başlamıştır. Edirne'de bulunan en büyük şehzade Süleyman Emir'in kardeşi Musa Çelebi'ye mağlup olması üzerine Edirne'den İstanbul'a sığınmak üzere 15 kişilik maiyeti ile kaçarken, Çerkezköy'de kardeşi Musa Çelebi'nin adamları tarafından katledilmiştir. Şimdiki Atatürk İlkokulu'nun bulunduğu yere gömülmelerinden sonra yine kardeşi Mustafa Çelebi tarafından Süleyman Çelebi'nin mezarının bulunduğu yere türbe yaptırdığı bu nedenle Çerkezköy'ün eski adının "Türbedere" olduğu bilinmektedir.
1912 yılına kadar mevcut olan türbe ve civarındaki 15 kadar mezar, Balkan Harbi'nde 9 ay Bulgarların işgalinde kaldığı sırada, işgalci Bulgar askerleri tarafından yıkılarak talan edilmiştir. Çerkezköy ilçesi 29 Ekim 1922'de düşman işgalinden kurtarılmış. 1 Nisan 1938'e kadar Saray ilçesine bağlı bucak merkeziyken bu tarihte ilçe olmuştur.
Yıldırım Beyazıd'ın Ankara Meydan Savaşı'nda Timur'a yenilip esir düşmesinden sonra şehzadeler arasında taht kavgası başlamıştır. Edirne'de bulunan en büyük şehzade Süleyman Emir'in kardeşi Musa Çelebi'ye mağlup olması üzerine Edirne'den İstanbul'a sığınmak üzere 15 kişilik maiyeti ile kaçarken, Çerkezköy'de kardeşi Musa Çelebi'nin adamları tarafından katledilmiştir. Şimdiki Atatürk İlkokulu'nun bulunduğu yere gömülmelerinden sonra yine kardeşi Mustafa Çelebi tarafından Süleyman Çelebi'nin mezarının bulunduğu yere türbe yaptırdığı bu nedenle Çerkezköy'ün eski adının "Türbedere" olduğu bilinmektedir.
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar - Tekirdağ - Malkara - Türkü Hikayesi
Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.
Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.
Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.
Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.
Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
Kaynak: Türk Halk Müziği ve Oyunları
Sayfa 164 Cilt1 Sayı4 Yıl1 - 1982 Arkadaşımızın dediği gibi bencede bu