missx

missx

Üye
04.09.2005
Astsubay
9.886
Hakkında

  • Konu: Günay Gitme
    canım sağol..
    karala valla zamanla gelişiyor insanın eli..benim ilk yaptığım resimleri görsen gülersin
#04.07.2007 09:41 0 0 0
#03.07.2007 17:52 0 0 0
#03.07.2007 17:01 0 0 0
#03.07.2007 16:57 0 0 0
#03.07.2007 16:53 0 0 0
#03.07.2007 16:52 0 0 0

  • Cemal Reşit Rey Kimdir - Cemal Reşit Rey Hakkında - Cemal Reşit Rey Resimleri

    noimage

    Cemal Reşit Rey (25 Ekim 1904, Kudüs - 7 Ekim 1985, İstanbul) Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden, Türk Beşleri grubunun bir üyesi, Onuncu Yıl Marşı, Lüküs Hayat opereti gibi ünlü eserlerin yapımcısıdır.



    Cemal Reşit Rey 25 Eylül 1904'te Kudüs'te doğdu. O sırada babasının görevi nedeniyle ailesi burada kalıyordu. İlk piyano derslerini annesinden aldı ve sekiz yaşında ilk valsini besteledi. İstanbul Galatasaray Lisesi'nde ilköğrenimine başlayan Cemal Reşit Rey burada iki yıl okudu. Daha sonra 1913'te babası ''Babıali Olayı'' nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kalınca ailesi ile birlikte Fransa'ya yerleşti. Burada Marguerite Longu adlı piyano eğitbilimcisinin öğrencisi oldu. I. Dünya Savaşı'nın çıkması nedeniyle aile Fransa'dan ayrıldı ve İsviçre'de Cenevre'ye yerleşti. Cemal Reşit Rey burada St. Antoine Koleji ile Cenevre Konservatuarında eğitimini sürdürdü. Altı yıl burada kaldıktan sonra aile 1920 yılında Paris'e döndü. Eski öğretmeni Marguerite Longu ile piyano çalışmalarını sürdüren Cemal Reşit Rey burada ayrıca Raoul Lappara ile kompozisyon, Gabriel Fauré ile müzik estetiği ve Henri Defosse ile de orkestra şefliği çalıştı. Buradaki üçüncü yılında Türkiye'de Cumhuriyetin kurulması üzerine Cemal Reşit Rey ülkesine geri döndü ve o sıralar Darülelhan olarak bilinen İstanbul Konservatuarında öğretmen olarak çalışmaya başladı. Burada kompozisyon ve piyano dersleri verdi. Cemal Reşit Rey, Türkiye'ye geldikten üç yıl sonra önce bir koro ve daha sonra da 1934 yılında bugünkü İstanbul Kent Orkestrasının temeli olan yaylı sazlar bölümünü kurdu. Bu yaylı sazlar topluluğuna onbir yıl sonra üflemeli çalgıları da ekleyerek bunu bir orkestraya genişletti ve 1968 yılına kadar yönetti. Bu orkestranın dışında 1946-60 yılları arasında başka ülkelerde yabancı orkestralar yönetti. İstanbul Filarmoni Derneğinin kurulmasına da önayak olan Cemal Reşit Rey 1938-40 yılları arasında ayrıca Ankara Radyosunda ''Batı Müziği Yayınları'' programının şefi olmuştur. Bunun dışında İstanbul Radyosunda kendi hazırladığı ''Piyano Dünyasında Gezintiler'' adlı programında kendi parçaları ile birlikte Türk ve yabancı yapıtlar seslendirdi.

    Çeşitli türlerde parçalar besteleyen Cemal Reşit Rey, melodik ve tonal olan bu yapıtlarının birkaç ayrı döneme ayrılarak incelenebileceğini belirtmiştir.

    1. Bunların ilki 1919 ile 1926 yılları arasındaki öğrencilik dönemi diye bilinen dönemdir. Bu dönemde Fransız halk şarkıları bestelemiştir.

    2. Daha sonra 1926'dan 1931'e kadar Türk halk şarkılarını armonize ettiği dönem gelir. Bu şarkılardan 12 Anadolu Türküsü adı altında toplanmış olanların ilk seslendirilişi Paris'te Pleyel salonunda gerçekleştirilmiştir.

    3. 1931 ile 1950 yılları arasındaki dönemi ise kontrpuan uygulayımına yöneldiği dönemidir. Bu dönemdeki besteleri 'gizemli' olarak tanımlanır.

    4. 1950'den sonraki yılları kapsayan bu son dönemde ise büyük orkestralar için senfonik şiirler bestelemiş ve Türk makamlarından yararlanmıştır.

    Türk müziğine dayanan birçok yapıt besteleyen Cemal Reşit Rey 7 Ekim 1985 yılında İstanbul'da öldü.

    Hakkında yazılanlar
    1.Bir Usta, Bir Dünya: Cemal Reşit Rey
    Fatma Türe
    Yapı Kredi Yayınları

    "Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi Bir Usta Bir Dünya Arşiv sergilerinin bahar ayı konuğu çok sesli Türk Müziği'nin kurucusu Cemal Reşit Rey. Paris'te başlayan müzik serüvenini Cenevre'de virtüöz sıfatı ile devam ettiren ve daha ondokuz yaşında iken Darü'l elhan'ın piyano ve kompozisyon öğretmenliğine atanan Rey, sadece solistliği ve kompozitörlüğü ile değil, orkestra şefliği ve öğretmenliği ile de büyük bir usta. Operaları, konçertoları, halk türküleri, operetleri ve marşları ile Türk müzik tarihinin köşetaşlarından biri olan Cemal Reşit Rey'i, fotoğrafları, elyazıları, notaları, kitapları ve kişisel eşyası ile selamlıyoruz
#03.07.2007 11:26 0 0 0
  • Konu: Ahmet Yesevi
    noimage

    Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri

    Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

    Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

    Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

    Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

    Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

    "Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allah'ü Teâlâ'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."

    Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır. Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir
#03.07.2007 11:21 0 0 0
  • Konu: Tatlım
    yakışıklı olcak belli
#03.07.2007 11:09 0 0 0
#03.07.2007 11:00 0 0 0
#03.07.2007 10:58 0 0 0
#03.07.2007 10:57 0 0 0
  • Rabbim onun yolundan ayrılmayı nasip etmesin
    sağol canım Allah razı olsun..
#03.07.2007 10:52 0 0 0
  • Konu: Sensizlik
    paylaşımın için sağol canım..
#03.07.2007 10:46 0 0 0
#03.07.2007 10:43 0 0 0
#03.07.2007 10:43 0 0 0
  • @*ßeß!Sh*
    teşekkürler

    @SeKerR Kiz
    canım teşekkür ederim..
    sen zaten çok güzel resimler hazırlıyorsun

    @sahabeler
    sağol toprağım

    @Gönülce
    canım ben teşekkür ederim
#03.07.2007 09:21 0 0 0
  • Konu: Fatma Girik
    noimage
    12 Aralık 1942'de İstanbul Sultanahmet'te dünyaya gelen Türk Sineması'nın ünlü kadın yıldızlarından Fatma Girik, Cağaloğlu Kız Lisesi'nde okurken orta 2. sınıfta okulu bıraktı. Sanatçının annesi Münevver Hanım, babası da Hayri Bey'dir. Her ne kadar dramatik karakterleri de başarıyla canlandırabileceğini ispatlasa da, mavi gözleri ve canlı kişiliğiyle 60'lı ve 80'li yılların filmlerine damgasını vuran Girik, oyunculuk kariyerine 1957 yılında "Leke" isimli bir köy filimiyle başladı.


    Ardından 1960 yılında oynadığı "Ölüm Peşimizde" adlı kordelayla kendine bir yer edindi. filmde kötü bir ağabeyin kızkardeşini canlandıran sanatçı, yönetmen Memduh Ün'ün destekleriyle Türk Sineması'nın başarılı yıldızları arasında yerini aldı. 1968 yılında şarkıcılığa da başlayan sanatçı, 1960'lı yıllardan başlayarak yönetmen Memduh Ün'le bugüne kadar uzun bir aşk hayatı yaşamakta.

    Çevirdiği köy filmleriyle bir çok ödül alan sanatçı, sinemanın krizinden sonra 1987 yılında TRT'deki "Gönül Dostları" adlı diziyle TV'ye geçti. Bu diziyle başta Kültür Bakanlığı olmak üzere çeşitli ödüller aldı. Daha sonra ekranları bırakıp siyasete atılan Girik, 1988 yılında Şişli Başkanı seçildi ve bu görevini beş yıl sürdürdü.


    Başkanlığının ardından tekrar ekranlara dönen sanatçı bir televizyonda "Söz Fato'da" adlı realite programının sunuculuğunu yaptı. Sanatçının bugüne kadar oynadığı filmler:

    1960: Alii, Civanmert, Çapkın Hırsız, Ölüm Peşimizde, Üsküdar İskelesi, Telli Kurşun, Vatan Ve Namus.
    1961: Avare Mustafa, Boş Yuva, Duvaksız Gelin, Mahalleye Gelen Gelin, İki Damla Göz Yaşı, Seviştiğimiz Günler.
    1962: Belalı Torun, Cengizhanın Hazineleri, Çöpçatan, Erkeklik Öldü mü Atıf Bey, Fosforlu, Oyuna Gelmez, Günahsız Aşıklar, Kısmetin En Güzeli, Küçük Beyefendi, Kiralık Koca, Sokak Kızı.
    1963: Bire On Vardı, Bir Hizmetçi Kızın Hatıra Defteri, Badem Şekeri, Tophaneli Osman, Bazıları Dayak Sever, Bulunmaz Uşak, Barut Fıçısı Cici Katibem, Fatoşun Bebekleri, Hop Dedik, Katır Tırnağı,Kopuk, Tatlı Sert, Yaralı Aslan, Yavaş Gel Güzelim, Ziffaf Gecesi.
    1964: Beş Şeker Kız, Fatoşun Fendi Tayfuru Yendi, Galatalı Fatma(Bitirim Fatma), Hizmetçi Dediğin Böyle Olur, Halk Çocuğu, Köye Giden Gelin, Kanun Karşısında, Kimse Fatma Gibi Öpemez, Keşanlı Ali Destanı, Muhteşem Serseri, Öpüşmek Yasak, Öp Annenin Elini, Varan Bir.
    1965: Altın Şehir, Bir Garip Adam, Hırsız, Korkunç İntikam, Kumarbaz, Namusum İçin, Seveceksen Yiğit Sev, Severek Ölenler (Kartalların Öcü), Sevişmek Yasak, Şeker Gibi Kızlar, Şeker Hafiye, Şenol Birol Gol, Üç Kardeşe Bir Gelin, Yıldız Tepe.
    1966: Allahaısmarladık Yavrum, Aşkın Kanunu Yoktur, Avare Kız, Bana Bela Derler, Ben Bir Sokak Kadınıyım, Fabrikanın Şoförü, Fakir Çocuklar, Hedef Ankara, Kucaktan Kucağa, Kolsuz Kahraman, Karakolda Ayna Var, Koca Yusuf, Ölüm Temizler, Seni Bekleyeceğim, Yiğitler Ölmezmiş.
    1967: Ağa Düşen Kadın, Anadolu Kızı, Ayşecik Canım Annem, Dolmuş Şoförü, Hırsız Prenses, Kız Kolunda Damga Var, Kiralık Kadın, Ömre Bedel Kız, Son Gece, Sürtüğün Kızı, Ya Sev Ya Öldür, Yaprak Dökümü, Zilli Nazife.
    1968: Ana Hakkı Ödenmez, Çöl Kartalı(Şeyh Ahmet), Ezo Gelin, Kafkas Kartalı, Köroğlu, Nilgün, Öksüz, Vuruldum Bir Kıza.
    1969: Boş Beşik, Büyük Yemin, Erkek Fatma, Menekşe Gözler, Vatan Ve Namık Kemal.
    1970: Duyduk Duymadık Demeyin, Ham Meyva, Kara Peçe, Sevenler Ölmez, Meçhul Kadın, Şöför Nebahat.
    1971: Acı, Mahşere Kadar, Mualla, Önce Sev Sonra Vur, İki Ruhlu Kadın, Kerem İle Aslı, Satın Alınan Koca, Solan Bir Yaprak Gibi, Yarın Son Gündür.
    1972: Namus, Evlat, Ekmekci Kadın, Leyla İle Mecnun, Murat İle Nazlı, Vahşi Bir Kız Sevdim
    1973: Dağdan İnme, Gönülden Yaralılar, Ezo Gelin, Hz. Ömer'in Adaleti, Kızgın Toprak, Kambur, Lekeli Kadın(Kızım), Agrı Dağı Efsanesi, Toprak Ana, Rabia Hatun
    1974: Önce Vatan, Kalleş, Talihsiz Yavrum, Kuma,
    1976: Kadın Hamlet(İntikam Meleği).
    1977: Hatasız Kul Olmaz, Meryem Ve Oğulları.
    1978: Ölmeyen Şarkı, Ana Ocağı.
    1981: Kanlı Nigar.
    1982: Kaçak.
    1983: Nefret, Postacı.
    1984: Yakılacak Kadın.
    1985: Yılanların Öcü.
    1986: Oğlum Oğlum.
    1987: Hacer Ana-1-2, Japon İşi, Gönül Dostları.
    1988: Kadın Dul Kalınca, Sevgilerin En Güzeli, Bu Devrin Kadını, Tek Başına Bir Kadın, Namusun Bedeli.
    1990: Ana(Gün Ortasında Karanlık).
    2000: Benim İçin Ağlama.
    2001: Bize Ne Oldu
#02.07.2007 17:04 0 0 0
  • noimage
    Türk roman ve öykü yazarı. Türk edebiyatında Batı anlamındaki romanın ilk yetkin örneklerini vermiştir.

    1867'de İstanbul'da doğdu, 22 Mart 1945'te aynı kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.

    Uşaklıgil'in İzmir'deyken yazdığı Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı gibi ilk yapıtları, karşılıksız sevgiyi konu alan, acıklı, duygusal kısa romanlardır. İstanbul'a geldikten sonra Servet-i Fünun dergisinde yayımladığı Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride bıraktığı izlenir. Daha önceki yapıtlarında ön planda gelen acıklı aşk serüveni, burada ikinci plana atılmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda, hem o dönemin Babıâli dünyasını, hem de bu dünyanın gerçekleri karşısında yaşamda yenik düşen Ahmet Cemil'in hayalci kişiliğinde bütün bir Edebiyat-ı Cedide kuşağının bakış açısını yansıtmıştır. 1898-1900 arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.

    Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur. Ama Aşk-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide'nin yarattığı dili aşırı süslü, ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini duymuştur. Son romanı Kırık Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika edilirken, sansürün karışması yüzünden yarıda kalmış, ancak 1923'te yeniden yayımlanmıştır. Uşaklıgil romana yazdığı önsözde, Kırık Hayatlar'ın daha önceki romanları gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadığını, tam tersine yalnızca yaşamı ve gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.

    Uşaklıgil pek çok öykü de yazmış ve Batı türü öykü anlayışının Türkiye'de yayılmasında rol oynamıştır. Öykülerinin konusunu ve kişilerini daha çok halkın fakir kesiminden almış, bu insanların acılarını dile getirmeye çalışmıştır.

    Romanlarında Uşaklıgil'in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz. Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.

    Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.






    ROMAN- Basım Yılı
    Nemide- 1889
    Bir Ölünün Defteri- 1889
    Ferdi ve Şürekası - 1894
    Mai ve Siyah- 1897
    Aşk-ı Memnu - 1900
    Kırık Hayatlar - 1912


    ÖYKÜ- Basım Yılı
    Bir Muhtıranın Son Yaprakları- 1888
    Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası- 1888
    Heyhat- 1894
    Solgun Demet- 1901
    Sepette Bulunmuş- 1920
    Bir Şiir-i Hayal- 1894
    Bir Hikâye-i Sevda- 1922
    Hepsinden Acı- 1934
    Onu Beklerken- 1935
    Aşka Dair- 1936
    İhtiyar Dost- 1939
    Kadın Pençesinde- 1939
    İzmir Hikâyeleri - 1950
#02.07.2007 17:01 0 0 0