Balık alamancının. 20 dakika da bitti. Aslında çok daha çabuk bitmeliydi. 20 dakika bir soru ile uğraşırsak işimiz var.
Yüzde 99 balık alman uyruklu AB vatandaşının.
Biraz geç oldu ama cevap verelim yine de.
vb 3 serisi piyasadan kalkmak üzere. yapımcıları marttan sonra destek vermeyecek. Şu an en güzeli 4 serisi.
4.2.0 veya 4.2.1
aslında vb5 te iyidir ama fazla kullanan yok.
Orjinalini nereden bulabilirsin konusuna gelince...
İnternetten indirebilirsin ama indirdiklerin sağlam yerden değilse içinde virüste olabilir bol miktarda reklam da. Orjinalini ya 200-250 tl verip ikinci el lisans alacaksın ya da 249 $ verip orjinalini yani sıfır alacaksın. Her iki şekilde de lisanslı dosyan en orjinali olacaktır ki, kaydolacağın siteden en sağlam şekilde indirebilirsin.
Ya da lisanssız olarak bir süre öyle kullanacaksın. Sağlam birinden bulabilme şansın da yok değil...
Main , veritabanı olarak bizden çok çok büyük.
Büyük olmasına rağmen aynı şartlarda sorun yok burda. Sunucunuz iyi demek ki, Not olarak aldım. Taşıma durumu sözkonusu olduğunda ilk seçenek olarak görüşürüm.
Bu firma nereye bağlı acaba? Sitesi ingilizce. Nasıl görüşebilirim bu sunucuyla?
Teşekkür ederim @LEVIS-501
Seoyu kapamak yeni site açmakla aynı şey demişsiniz. Çok doğru. Seoyu kapatınca 5 senelik emekler bir tıklamayla silinip gidecek. Uzun süre önce normal hosttayken , yine kasma yaptığı için
Vps ye almıştık. son çare olarak daha güçlü bir servere geçmek olacak ama şimdikide sorunsuzdu bugüne kadar.
Ben kendimce bişeyler denedim. seo sorgularını azaltmaya çalıştım. grup url, user url gibi özellikleri kapadım. Biraz olsun hafifletmek için. Sadece konu url lerini açık bıraktım. Belki işe yararsa başka arkadaşlarında sorununa yardımcı olur.
Daah başka önerleriniz var mı acaba?
Çare kalmadığı durumda , tavsiye edebileceğiniz güçlü bir server ismi verebilir misiniz? Tekrar teşekkür ederim.
Eğer Türkiye’de siyasi ve ekonomik sorunlar tırmanırsa, bu borçların yenilenmesi riske girer. Ya faiz oranları yani dış borç maliyeti çok artar. Veya Türkiye kısa vadeli dış borçlarını çeviremez. Döviz rezervlerinin bu borçlara tahsisi de düşünülemez. Çünkü 2013 cari işlemler açığı da 60 milyar dolara çıkacak ve yabancı sermaye girişi de düşecektir.
birileri ortalığı karıştırıp kriz çıkarmazsa o para güvencedir ülke için. Millet keyfine orda rezervini tutmuyor. O zaman merkez bankasının döviz rezervine gerek yok. Neden tutuyorlar ki?
Zaten kafasına göre sanki , kendisi olmasa hiçkimse birşey yapamazmış gibi hareket ve tutumiçinde olmaları. Kendisinin amirleri varken , hiçkimseye bilgi vermeden kafasına göre soruşturma yap , takip yap ..istediğini tutukla istediğini karala. Ne güzel....
sonrada kalkıp görevimi yapmama engel oldular diye çığırtkanlık yap. Adalet sistemi böylelerinin eline kaldıysa işimiz var demektir. Her savcı kafasına göre gizli soruşturmalar yapsa , bir şüphe bile olmadan birilerini karalasa ne olur bu ülkenin hali. İşin ilginç tarafı bu soruşturmayı yapan savcı ,bugünkü açıklamasında : - Ben kimseye bilgi sızdırıp , dosyaları deşifre etmedim.
Peki cevabını ver sayın savcı efendi.
dosya sadece sende. Bütün bilgiler senin dosyanda. Kimsenin bilgisi yok. 2 yıldır büyük bir gizlilikle götürdüğün soruşturma. Peki bu kadar sır bir dosya, neden dosya elinden alınmadan önce belli taraftaki basının eline düştü. biri gelip dosyanımı çaldı yoksa bilgisayarına mı sızdı? Sen vermediysen, sen sızdırmadıysan ,,, bu kadargizli b,ir dosya senin elinden nasıl açığa çıktı?
Utanmadan birde yalan söylüyor. Ben sızdırmadım. Tabii ki inkar etmek zorunda. O zaman bu sorunun cevabını da vermek borç oluyor ona , ki inanalım kendisine. Adalet vermesi gereken bir savcı yalan söylüyorsa derhal savcılıktan ve meslekten menedilmeli.
Tabii görevini hakkıyla yapanlara sözümüz yok ama bu savcı üzerinde soru i,şareti deçok. Kendini ıspatlayana kadar görevden istifa etmeli.
Teşekkür ederim. İlk defa güzel bir konu açtın ama ilk cümlede ne demek istenmiş acaba?
Müslümanlar, “ vasat(orta) ümmet” olarak nitelendirilerek insanlığa gönderilmişlerdir.
Vasat(orta) ümmet ne demek?
Şüphesiz ALLAH ac katında dosdoğru din islamdır. Allah ac 'ın Tamamlayıp gönderdim dediği din islamdır. Peygamber efendimiz TÜM İNSANLIĞA gönderilmiştir. İnsanın insandan farkını da , ...................ancak takva iledir, hadisiyle belirlenmiştir.
Müslümanlar vasat(orta) ümmet ise , yüksek ümmet kimlerdir?
Yada vasatın altındaki ümmet kimlerdir?
güzel bir yazı ama yanlış bir giriş. Müslümanlar asla bu şekilde tanımlanamaz.
Cennete girecekler müslümanlardır. Peygamber efendimizin şefaatine nail olacak olanlar müslümanlardır.
Bu halde, Allah ac katında tek geçerli din olan islama inananlar nasıl vasat olabilir. Bu cümle ofsayt ve konu akışını süslemiş olmakla birlikte müslümanlara karşı haksız ve yanlış bir tutumdur.
Yazı güzel ama giriş cümlesi........................
Bizim büyüyüp gelişmemizi istemeyenlerin içimizdeki uzantıları. chp, mhp ve terörist parti bdp. Vatansever görüntüsü altında elbirliği ile bu ülkeye zarar verdiler. Allah bildiği gibi yapsın inşaallah.
İşte amaç bu. Bu hizmeti yapanlara engel olmak, Çünkü büyüyen türkiye birilerinin işine gelmiyor. Bu ülkeye verilen zarar , içimizdekiler tarafından destekleniyor. Kimin ne hakkı var bu güzel ülkeye bu zararı vermek. Kaybedilen parayla neler yapılırdı. O parayla kimbilir ne güzel işler yapılacaktı. ama biz o paraı kaybettiysek yıkılmadık. Maddi kayıpla yıkılmayız biz. Kazananlara bakarsak asıl hedef ortaya çıkıyor.
Hükümeti hedef alan operasyonun ikinci ayağını başlatmak isterken, soruşturma dosyası elinden alınan Savcı Muammer Akkaş'ın HSYK'dan aldığı talimatla adliye önünde bildiri dağıttığı ortaya çıktı. Bazı kurul üyelerinin 'Sen açıklama yap. Arkandayız' mesajıyla harekete geçen Akkaş'a, HSYK muhtıra gibi açıklamayla destek verdi.
İstanbul Adliyesi önünde bildiri dağıtarak bu alanda bir ilke imza atan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş'ın, HSYK'da bir gruptan talimat aldığı ortaya çıktı. Savcı Akkaş'ı arayan HSYK yöneticilerinin, 'Sen 'soruşturma dosyam elimden alınıyor' diye açıklama yap. Açıklamanda bize de çağrı yap. Biz de sana destek açıklaması yapacağız' dedikleri öğrenildi. Bunun üzerine adliye önünde bildiri dağıtan Akkaş, önceden hazırlandığı açıklamasının son bölümüne, 'Bu zorlu süreçte en başta meslek büyüklerimiz olmak üzere bütün hukuk camiasından yargı bağımsızlığına sahip çıkmalarını bekliyorum' ifadelerini ekledi.
Savcı Akkaş'ın açıklama yapmasından kısa bir süre sonra ise HSYK, 'hükümete muhtıra' anlamına gelebilecek bir mesaj yayınladı. 22 üyeden oluşan HSYK'nın açıklamasında 13 üyenin ismi yer alırken, 5 üye muhalif kalmış 4 üye ise toplantıya katılmamıştı. HSYK açıklamasında Muammer Akkaş'ın iddialarına destek verilerek, 'adli kolluk yasası'yla ilgili düzenlemenin anayasaya aykırı olduğu savunulmuştu.
EMİR 'ABİ'LERDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'ndan habersiz olarak aralarında Başbakan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın da bulunduğu kişilere yönelik 25 Aralık baskınlarını başlatmak isteyen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, kanunlara aykırı yaptığı işlemin durdurulması üzerine, yargı tarihinde eşine rastlanmayan şekilde adliye önünde bildiri dağıtmıştı. Bildiride soruşma yapmasının engellendiğini savunan Akkaş'ın, bunu HSYK'daki 'abileri' ile görüştükten sonra yaptığı belirlendi.
ÇOLAKKADI'DAN SAKLADILAR
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ise, Savcı Muammer Akkaş'ı, kendisine bilgi verilmeden operasyon yapmakla suçlamıştı. Çolakkadı açıklamasında şu bilgilere yer vermişti: 'Bırakalım faksla, telefonla bildirmeyi iki yıldır hiçbir bilgi verilmeden yürütülen soruşturmalar var. Kayıtlara başka isimler girilmiş ya da hiç kaydedilmemiş. Yani bir savcı isterse yırtar, yok eder, isterse istediği zaman işleme koyar, bilen gören yok. Dedim ki dosyayı iyice, başsavcı vekilimizle beraber okuyun, kapsamlı bilgi verin. Anlaştık, 'bilgi veririz' diye gittiler. Ama sabahleyin geldik ki olay medyada. Soruşturmayı bu şekilde medyaya aktarmak suç değil mi?'
Nereye çalışıyorsun?
Muammer Akkaş'ın bildiri dağıtmasını 'militanca' olarak niteleyen Başbakan Erdoğan, 'Sen nereye çalışıyorsun? Açıkla, yoksa biz açıklarız' diyerek tepki göstermişti.
Genel müdürlerinin de , belediye başkanından farkı yok.
İşte chp gözündeki vatandaşın resmi. Her türlü yanlışı heryerde savunan chp den doğru birşey beklenmezdi zaten.
Zamanında malatya belediye başkanı olan Ahmet Münir , kendisine o kadarçok güveniyorduki, seçimlerden önce söylediği laf:
- Ben ceketimi assam, ceketime oy verir bu millet....
Seçimlerde büyük bir törenle şutladı malatya halkı. Kazanamaması bir yana , rezil derecede oy aldı.Üstelik iki seçim kazanmış 3. seçimi kazanmak üzereyken.
Şimdi sıra izmir halkının. Bu zevata halkın ne olduğunu gösterme zamanı. Eğer yeniden seçilirse , izmir halkı hakediyor o başkanı demektir. Ama düşünmek bile istemiyorum. Yönetici konumundaki bir insan, hizmet etmek zorunda olduğu insanlar için böyle diyorsa orada bir terslik var demektir.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndaki aramada el konan bilgisayarda Kanal İstanbul'un sır gibi saklanan planlarının da yer aldığı öğrenildi. İstanbul'daki operasyonların tüm detaylarını sızdıran savcılığın proje detaylarını da sızdırmasından endişe ediliyor.
17 Aralık operasyonunun ikinci dalgasındaki '100 milyar dolarlık yolsuzluk yapıldı' iddiası safsata çıktı. Yeni operasyonda, Türkiye'nin 2023 hedefleri kapsamında inşasına başlanan projeleri hayata geçirmek üzere kolları sıvayan işadamlarının gözaltına alınmak istenmesi, Başbakan Erdoğan'ın 'Türkiye'ye yönelik uluslar arası bir operasyon yapılıyor' tezini haklı çıkardı.
VERDİĞİ ZARAR 100 MİLYARI BULDU
Faizlerin uzun süre sonra yeniden çift haneye çıkmasına neden olarak milletin Hazine'sine ve sanayicinin borçlanma maliyetine milyarlarca dolar ek yük getiren operasyonun devam ettiği günlerde dolar 2,02'den 2,21 TL'ye, Euro ise 2,56'dan 3 TL'ye fırladı. Kurun yükselişi sonucu cari açığın artmasına neden olan operasyon süresince borsa 12 bin puan düştü. Hisse senetleri 80 milyar TL değer kaybetti. Ekonomisinin yüzde 99'u küçük işletmelerden oluşan ülkede, akaryakıt ve enerji fiyatlarına zam yapılmasını sağlamayı amaçlayan çökertme operasyonu, enflasyonun azmasına da neden olacak. Dış mihrakların içerideki uzantılarını kullanarak gerçekleştirdiği operasyonun, ekonomiyi çökertme girişimleri sonucunda 10 günlük toplam zararın 100 milyar TL'yi bulduğu hesaplandı.
İŞ ADAMLARINA TERÖRİST MUAMELESİ
Terörle mücadele savcısının, yerli işadamlarını terörist zanlısı gibi göstererek tutuklatmak istemiyle önce emniyeti, başarılı olamayınca da jandarmayı devreye soktuğu ortaya çıktı. 7 işadamının malvarlıklarının tamamına tedbir konulması istemiyle tutuklanmak istendiği gözaltı listesinde 30'dan fazla işadamının bulunduğu 41 kişi yeraldı.
ORTAK ÖZELLİKLERİ 2023'Ü İNŞA ETMELERİ
Operasyona maruz kalması şimdilik engellenen işadamlarının ortak özelliği ise, Türkiye'nin 2023 projeleri kapsamında hayata geçirilen 3. Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Anadolu şehirleri ile İstanbul'u birbirine bağlayan kritik yatırımları gerçekleştirmeye başlamış olmaları.
150 BİN KİŞİ ÇALIŞTIRIYORLAR
Operasyonu yürüten savcılık tarafından, operasyonun medya ayağını yöneten medya kuruluşlarına ve twitter hesaplarına saniyeler içinde servis edilen tutuklu listesinde yer alan işadamları, yurt içi ve yurtdışındaki yüzlerce şirkette toplamda 150 bin Türkiye vatandaşına istihdam sağlıyor. Operasyon medyasının, hızlı tren, inşaat, enerji, köprü ve yol gibi yatırımlar yaparak reel ekonomiye katkıda bulunan işletmelerin ürettiği hasılat rakamlarını alt alta toplayarak '100 milyar dolar yolsuzluk yapıldı' yalanına ulaşması dikkat çekti.
5-10 DEĞİL BİNLERCE FİRMA İLE ÇALIŞTIK
TCDD'den yapılan açıklamada ise, kuruluşun son 10 yılda binlerce farklı iş için binlerce farklı firmayla çalıştığı belirtilerek, 'İşlerin 5-10 firmaya yaptırıldığı, bunların kendi aralarında işleri paylaştıkları iddialarının gerçekliği yoktur. Medya mahkemenin karar verdiği ve TCDD'nin zorunlu olarak uyguladığı ihalede fesat aramaya devam ediyor' denildi.
İŞ ADAMLARI OPERASYONA İSYAN ETTİ
İNTES Başkanı ve Kolin İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Celal Koloğlu son günlerde hakkındaki iddia ve başlatılmak istenen işlemlere isyan ederek 'Nasıl bir uydurmaca ben anlamadım. Ben Ankara'dayım, İstanbul'daki işle ilişkilendirildiğim iddia ediliyormuş. Şu ana kadar bana ulaşan herhangi bir hukuki bilgi, belge yok. Ben de internet sitelerinden, oradan buradan okuyorum. Oralarda bahsedilen konularla hiçbir ilgim, ilişiğim yok' dedi. 3. Havalimanının müteahhidi LİMAK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir ise, 'Gözaltına alınma gibi durumun söz konusu olmadığını ifade etti' dedi. Konsorsiyumun diğer üyesi Cengiz İnşaat'ın patronu Mehmet Cengiz ise, henüz kendilerine ulaşan bir tutuklama kararı gelmediğini belirtti. Kaynaklar, ilgili şirketlerin bağlı olduğu tapu müdürlüklerine ve bankalara yazı gönderildiğini belirtiyor. 150 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanı olması beklenen projenin hayata geçmesi halinde, Avrupa'da Franskfurt havalimanı başta olmak üzere pekçok havalimanı uluslararası uçuş ağı olma özelliğini kaybedecek.
BİZ KURALLARA UYGUN İŞ YAPTIK
IC Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Çeçen, 'Turkuaz Medya Grubu'nun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için İbrahim Çeçen'in 100 milyon dolar para verdiği şeklindeki iddialar, külliyen yalan, asılsızdır' açıklamasını yaptı. Çeçen, yazılı açıklamasında şunları kaydetti: 'Şahsım hakkında son günlerde bazı internet sitelerinde, sosyal medyada, yazılı ve görsel medyada tamamen asılsız, hiçbir somut bilgi ve belgeye dayanmayan haberler çıkmıştır. Adı geçen mecralarda yer alan ve Turkuaz Medya Grubu'nun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için İbrahim Çeçen'in 100 milyon dolar para verdiği şeklindeki iddialar, külliyen yalan, asılsız ve madden mümkün olmayan iddialar olup, bu iddiaların hiçbir şekilde doğruluk payı bulunmamaktadır. Sahsım ve şirketlerimize ait tüm gelir, gider ve ödemelerin yasalara uygun şekilde resmi kayıt altında tutulduğunu da özellikle belirtmek isterim. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yasalara ve iş ahlakına uygun şekilde faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.'
Anadolu sermayesini hedef alan operasyonda tutuklanacak 41 kişilik liste basına sızdı. İşadamlarının tüm malvarlıklarına tedbir konulmak istendi.
GEZİCİLER İSTEDİ SAVCI YAPTI
Gezi olayları sırasında protestocuların dev projelerin durdurulması yönündeki talepleri operasyonu yapan savcı tarafından gerçekleştirilmek istendi. İstanbul 3. Havalimanı ihalesini canlı yayında yapılan ihale ile kazanan Limak-Kolin-Cengiz-Mapa-Kalyon İnşaat A.Ş Ortak Girişim Grubu, 22 milyar 152 milyon euro teklifle işbaşı yapmaya hazırlanıyordu. İhaleyi alan işadamları Nihat Özdemir, Cemal Kalyoncu ve Mehmet Cengiz, 3. havalimanı için finansman arayışında oldukları dönemde operasyon şoku ile karşı karşıya kaldı.
Kendi içimizdeki vatan hainleri olduktan sonra, başkalarının istemediği kadar güçlü ve büyük türkiye için maalesef engeller çıkmaya devam edecektir.
Başbakanıın bu ülkeye kazandırdıklarını bir türlü sindiremeyen batı ve israilin amaçları, söylemleri ve ifadeleri , şu an chp, mhp ve terörist partisi dillendirmeye devam ediyor.
Herşeye rağmen bu ülkenin büyük kısmı muhafazakar ve dinini biliyor. Vatanın kaybetmesi uğruna siyasi emellerini üstün görenlere darbeyide halk , sandıkta yapacaktır. İnşaallah mart seçimlerinden sonra birkaç dakika insan sınıfına girip , istenmediklerini anlayıp defolup giderler.
Tek bir odaktan yönlendirilmişçesine, tam da dershane tartışmasını takip eden günlerde, kendi polisini ve nöbetçi hakimini ayarlamak suretiyle, seçimlere üç ay kala, amirlerden gizlenecek kadar ketum yürütülen ama kamuoyu algısını yönetmek için ayrıntıları anında basına sızdırılarak yapılan operasyonlar, yargının bağımsız ve tarafsız hareket ettiğine olan inancı bitirmiştir.
Kanaatimce Ak Parti'ye kapatma davası açan savcı Abdurrahman Yalçınkaya zihniyet olarak ne kadar tarafsız ve siyasî amaçlardan ne kadar bağımsızsa, söz konusu soruşturmaları yürüten savcıların güvenilirliği de o kadardır.
Savcıların cübbelerinden aldıkları güçle kâh poşu takanı, kâh kitap yazanı, kâh çanta taşıyanı örgüt üyesi yapıp hapislerde süründüreceği bir ülkeyi 'hukuk devleti' olarak adlandırmamızı bekleyenler, belki de hukukun sözlük anlamına bakmalı ve orada 'muarızlarınızı alt etmek için başvurulan araç' yazmadığını görmeliler. (Hükümetin, yargıya bu eleştiriyi getirmekte geç kaldığı doğrudur.)
Ayrıca gelinen noktada, Guardian'dan Şark el Evsat'a kadar tüm ulusal ve uluslararası basın organları, meseleyi 'Gülen, Erdoğan'a karşı' bağlamında okuyorsa, hedefin sadece 'temiz Türkiye' olduğu masalı ancak uyku numarasına yatmak isteyenleri avutabilir.
Zaten Leylâ İpekçi, Ahmet Taşgetiren, Gülay Göktürk, Etyen Mahçupyan ve Vedat Bilgin gibi kâlemlerin duruşlarına bakılırsa, 'Cemaatle ne alakası var?' sorusunu, cemaatle organik bağı bulunan yazarlar dışında soran da kalmamıştır.
Ak Parti, dünyanın en iyi hükümeti bile olsa, halkın canı isterse onu yerinden edebilir. Ama 90 yıllık bürokratik vesayet geçmişimizin gösterdiği üzere, devleti bir kere üniformalılar ele geçirmeye görsün, değil muhalefet etmek nefes almak bile zorlaşır.
Yeni vesayetçi bürokrat sınıfının üniforma değil, cübbe giymesi; asker değil, sivil olması; Nutuk değil 'Kırık Testi' okuması; 10. Yıl Marşı değil, Bamteli dinlemesi; Kemalist nesilden değil 'Altın Nesil'den olması fark etmez. Sandık iradesiyle alaşağı edilemeyecek hiçbir güç, kendi meşru sınırlarının dışına çıkarak millet iradesi üzerinde tahakküm kuramaz. Kurmaya kalkarsa da bedeline katlanır.
Elbette, mevzubahis 'vesayet aşkı'nın cemaatin büyük kısmına teşmil edilemeyeceğini de titizlikle hatırlatmak gerekir.
Şayet Gezi sürecindeki kalabalıkların yapamadığı işi bitirmek, kolluk kuvvetleriyle Başbakan Erdoğan'ın kapısına dayanmak istiyorsanız, milletin de iradesine sahip çıkacağını hesaba katmalısınız. O yüzden dünkü basın açıklamasında, 'milletin hukukunu' savunduğunu iddia eden savcı Muammer Akkaş, milletin iradesini ayaklar altına alan bir 'millet hukuku' olamayacağını bilmelidir.
Hiçbir yargı mensubu, darbeye teşebbüs edenlerin yargılanmasında payı olduğu için kendisi darbe yapma hakkını kazanmaz; ülkenin nasıl yönetileceğini belirleme gücüne sahip olamaz.
Gelinen noktada, sivil hükümetin yönettiği devlet, emniyet-yargı bürokrasisi ortaklığındaki bir kliğin yönettiği paralel devletle mücadele halinde. Demokrasiyi savunanların, seçilmişler ile atanmışlar arasındaki mücadeledeki yeri bellidir. 'Bu ülkede bir daha darbe olmaz' rehavetindeki demokratlara düşen, sadece sandığa ve siyasete değil, çözüm sürecine de sahip çıkmaktır.
Zira millî irade üzerinde vesayet kurmak isteyip de savaşın bitmesini isteyen hiçbir odak olmadı bugüne kadar.
Hayatımızı cinayetlerle, hapislerle, binbir türlü çilelerle, tabiri caizse cehenneme çevirdiler. Olağanüstü bu ortamdan yararlanıp iktidarlarını gayri meşru yollarla pekiştirdiler.
Şimdiyse, otuz yıl sonra ilk kez, akan kanı bitirmek, çekilen acıları telafi etmek isteyen ve bu yüzden 2013 başından beri operasyon üstüne operasyon yiyen bir sivil irade var.
Ezcümle, istikbaline sahip çıkan, istiklâline de sahip çıkmış olacaktır.
Darbe şimdilik direkten döndü ama mücadele devam ediyor.
Hilal KAPLAN
YENİŞAFAK
----------------------------
Birkaç milyon dolarlik yolsuzlugu ortaya çikaracam sevdasia kapilip,züccaiye dükkanina giren fil yavrusu misali ortada bardak birakmayan savci ve polislerimiz,seçilmis iktidarlari vesayeti altina alma ve darbe yapma aliskanligi bulunan askerleri hiç aratmiyorlar.Bu operasyonu yapan savcilar,sözüm ona pireyi yakalayacaklar ama yorgan yaktiklarinin farkida bile degiller.Belkide farkindalar bilmiyorum.
Birde AKP'yi hirsizlarin kurdugu bir parti gibi göstererek genelleme yapan,ana ve yavru muhalefet partileri varki,bunlara el insaf diyorum.
Bunlar ne güzel hirsiz ki,Cumhuriyet tarihi boyunca yapilan gelismelerin kat ve kat fazlasini yaptilar.Yaptilar ki bu millet üç dönem ve ezici çogunlukla tekrar tekrar iktidara tasidi bu partiyi.
Gönül isterki,tabanindan tavanina kadar dürüst insanlardan olusan bir parti yönetime gelsin ama böyle bir partinin olmasi mümkünmü sizce ?.
Bu durumda sepetin içinde birkaç çürük elma var diye bütün elmalara çürük damgasi vurmak dogrumu (çürük elma varmi yokmu bilmiyoruz,henüz yargi asamasinda)
Birde yolsuzluk iddialarina sarilip,iktidara gelme hayaliyle ellerini ovusturan,muhafazakar maskesi takmis çakma parti CHP var.Bu millet gerçek muhafazakarlar varken,sizin gibi,vizyonu küçük,kendi gölgesinden korkan,çakma muhafazakar bir partiyi iktidara getirirmi.AKP olmazda,yeni olusacak baska bir parti olur ama muhafazakar bir parti olur.çünkü bu milletin büyük çogunlugu muhafazakardir.Anlayin artik bu gerçegi anlayin...
Birkaç çürük elmayi sansasyonel ve ülke ekonomisini sarsacak bir sekilde sunmak size arti puan getirmez ancak ülkemize zarar verirsiniz.Milletimiz ayni partiyi üçüncü defa iktidara getiriyorsa,partiye kisi bazinda degil,genel olarak baktigi için getiriyordur çünkü herkez bilirki,hangi parti gelirse gelsin,içinde çürükler olacaktir.
Bu muhafazakar çogunluktaki (Sessiz çogunluk) millet AKP'ye oy vermese bile,sizin gibi çakmalara vermez.Bosuna hayal kurup,"çati gitsin önemli degil, yeterki onun bir kiremidi kirilsin" misali memleketi germeyin çünkü o çati milletin çatisidir.Eger bu çati kirilirsa hepimiz islaniriz.Bu uyarilarim bugün itibariyle mecliste bulunan muhalefet partilerine oldugu gibi,bundan sonrada muhalefet konumunda olacak partileredir.
Ne isimiz var Suriye'ile,Iran ile diyen vizyonu küçük muhalefet partisi CHP,gözünü açta diger devletlere bir bak.Sarayinin bahçesinde çadir kurdugu Kaddafi'yi,kendi çikarlarina uygun hareket etmiyor diye binlerce uzaktan savas uçaklarini göndererek bombalayan Sarkozy'e muhalefet partileri "Bizim ne isimiz var Libya'da" demediler.Yine binlerce kilometre uzakta bulunan ABD ,sudan bahanelerle Irak'i isgal ettiginde muhalefet partileri "Bizim ne isimiz var Irak'ta" demediler.Belki dediler ama,bizim CHP gibi uluorta ve ülkeyi zaafa ugratacak sekilde degil,kendi aralarinda tartistilar.
Netice itibariyle; AKPye disaridan ve "Batmak üzereyken gemiyi terkeden fareler" misali,kendi bakan ve küskün milletvekilleri tarafindan darbe vuruldu,en azindan imaji zedelendi.
Simdi kendi kendime soruyorum,bugün itibariyle AKP'den baska,iktidra getirilebilecek bir parti görebiliyormuyum diye.Kendi adima söylüyorum; GÔR MÛ YO RUM...
Ülkemiz üzerindeki oyunların biri bitip diğeri sahnelenirken OPERA / SİYON taktiğiyle maalesef zarar daha gördük. Irak bölgesel kürt yönetimi , borsada değer kaybeden ve iitibarı zedelenen Halkbank üzerinden çalışmaya istekliyken, bu şartları bahane eden ırak merkezi yönetiminin baskısıyla antlaşmasını ABD federal banka kaydırmış bulunuyor.
Petrolden gelecek para Halkbank kasası ile Türkiyeye gelecekken , artı abd kasasına gidecek. zarar 11.5 milyar dolar.
burda satlık bir savcı, satlık bir muhalefet ile ortaklaşa hareket ederek kınalık bir performans sergilediler. 3 milyon dolar bahanesi ile 11.5 milyar dolay kaybettirenler , yolsuzluğun alasını yapmışlardır. Zaten biliyordum ki , chp vatan haini , şu an kesinlikle eminim ki, chp tescilli vatan haini bir parti. Kesinlikle bu ülke ile ilgili güzel düşünceleri yok. Utanmaz onursuzlar, heleki genel başkan olacak kansızın bugün çıkıp tv de , yetkisi olmadığı halde kendini fasulye sayıp operasyon yapması ( Heralde ünlü olacağını planladı, ama ünlü bir rezil oldu) , ve yolsuzluk dedikleri olay daha kanıtlanmadan insanları suçlu ilan etmesi ve hükümeti eleştirmsi kişililsizliğin ve soytarılığın en güzel örneğini sergileyerek standart bir vatan haini profili
çizmeye devam ediyor.
On bin km uzaktan gelip , bizim burnumuzun dibinde kendi emelleri için ortadoğu karıştıranların köpekliğini yapan chp , sınırdan bir taş atımlık mesafedeki ülkelerle münasebetimizi nasıl eleştirebiliyor hayret ediyorum.
Allah cc bu chp belasını tez zamanda bu ülkenin üzerinden defedr inşaallah. Mhp yede aklı başında, vatan sevgisini bilen birlider nasip eder inşaallah. Mhp genel kuklası , vatan hainleriyle aynı sözleri sarfederek onların amacına hizmet ediyor ve bilinçsiz tabanını bu memleketin zararına olacak şekilde kışkırıyor. Allah cc chpnin tamamından, devlet bahçelininde cahilliğinden bu ülkeyi korusun inşaallah.
Mart seçimlerinde inanıyorum ki, bu millet bu hayvanlara gereken samanı yedirip, tarihte yemedikleri darbeyi vuracaktır. İnşaallah.....
Hükümeti hedef alan 17 Aralık operasyonlarının ikinci dalgası için önceki gün bir girişimde bulunan, ancak eylemi sonuçsuz kalan Savcı Muammer Akkaş, yaptığı açıklamayla polisi suçladı
Hükümete yakın isimlere yönelik 'ikinci dalga' korsan baskın planı yapan, ancak bu girişimine kanunların engel olduğu İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, dün basına gönderdiği yazılı açıklamada, 'üzerinde baskı olduğunu' ve 'delillerin karartıldığı' iddia etti. Kanunsuz baskın girişimi sonrası soruşturma dosyası elinden alınan Akkaş, kurallara aykırı operasyon emrini uygulamayan polisi de suçlayarak 'sıralı amirlerin suç işlediğini' ileri sürdü. 17 Aralık'ta Halk Bankası'nın merkezinde bulunduğu soruşturmanın ardından, Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş'ın yürüttüğü ve aralarında birçok işadamı ile bürokratın da bulunduğu 30 isme yönelik ikinci dalga operasyonları kanundan dönmüştü. Önceki gün planlanan korsan baskınlar için nöbetçi mahkemeden gözaltı kararı çıkaran Akkaş, bunu İstanbul Emniyeti'ne göndermiş, ancak görev emrinde 'Başsavcıvekilinin imzası bulunmadığı' için kolluk kuvvetleri bu kararı uygulamamıştı.
ELİNDEN ALINDI
Korsan baskın kararını polisin uygulamadığı gören Akkaş, bu sefer de İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ile Emniyet Müdürü Selami Altınok hakkında soruşturma başlatmaya çalışmış, ancak bu girişim de Başsavcılığın uyarısıyla akim kalmıştı. Önceki gün soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesinden ötürü ilgili dosyanın başka bir savcıya tevdi edileceğini bildiren Başsavcılık, bu yetkisini dün kullandı ve dosyayı Muammer Akkaş'ın elinden aldı. Konuya ilişkin dün yazılı bir açıklama yapan Akkaş, 'adli kolluk üzerinden yargıya baskı yapıldığı' öne sürdü. Başsavcılık imzasız, talimatlara aykırı kararı uygulamamakta direnen Emniyet mensuplarına suçlamalar yönelten Akkaş, 'Sıralı amirler suç işlemiştir' ifadesini kullandı.
Başka savcı bakacak
Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, önceki gün aralarında bürokrat ve işadamlarının da bulunduğu 30'u aşkın isme yönelik gözaltı kararını İstanbul Nöbetçi 2 No'lu Hakimliği'nden çıkarmış, baskın talimatı vermişti. Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü imzada eksiklik bulunduğu ve talimatlara aykırı olduğu gerekçesiyle kararı yerine getirmemişti. Dosyayı Akkaş'tan alan Başsavcılık, soruşturmayı başka bir savcıya tevdi edecek.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, darbe girişiminin ikinci operasyonu için düğmeye basan Savcı Muammer Akkaş'ın elinden soruşturma dosyasını aldı. Akkaş korsan açıklama yapınca basının karşısına geçen Çolakkadı, savcıların hukuksuzluğunu ortaya koydu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, önceki gün hükümete yönelik operasyonun ikinci dalgasını planlayan, ancak nöbetçi mahkemeden aldığı korsan kararı uygulatamayan Savcı Muammer Akkaş'ın 'Yargı baskı altında' şeklindeki iddiaları sonrası bir basın açıklaması yaptı. Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'ndaki konferans salonunda basın mensuplarına açıklama yapan Çolakkadı, 'Size bir savcı tarafından dağıtılan açıklama içeriğinde, yalan yanlış bilgiler vardır' dedi.
Olayın esasını anlatmak mecburiyetinde kaldığını vurgulayan Çolakkadı, savcıların hukuksuzluklarını da ifşa etti. Önceki gün yaptıkları açıklamada, başsavcıların savcılar üzerindeki denetim yetkisine ilişkin Çalışma ve İş Bölümü Talimatı'nı hatırlattıklarını anlatan Çolakkadı, İstanbul Adliyesi'nde görev yapan 200 savcının rastgele soruşturma başlatıp bitiremeyeceğini, belli suçların belli bürolarda yürütüldüğünü, savcıların iş bölümüyle çalıştıklarını ve buna uygun bir talimatlarının olduğunu dile getirdi. Çalışma talimatının yıllardan beri yürürlükte olduğunu ve zaman zaman değişiklik yaptıklarını da kaydeden Çolakkadı, şöyle devam etti:
İKİ YILDIR HABER YOK
'Kitapçık halinde bastırıyoruz. Bütün savcılara, kurumlara, emniyete gönderiyoruz. Yürürlükte olan son çalışma talimatımız, kitapçığımız, 1 Ekim 2012 yani yaklaşık 1,5 sene önce basılmış. Kuralları orada koymuşuz, burada koymamışız. Yazılı basın açıklamasında şöyle diyoruz; Savcılar önemli olayları, kamuoyunu ilgilendiren medyada yer alacak olayları en kısa süreyle, hatta çok önemliyse faksla, telefonla, başsavcı veya başsavcıvekiline bildirir. Başsavcıvekiline bildirirse derhal o vekil başsavcıyı bilgilendirir. Böyle birşey olmazsa, her önüne gelen kendiliğinden birşey yaparsa kaos olur. Bırakalım faksla, telefonla bildirmeyi, 2 yıldır hiçbir bilgi verilmeden yürütülen soruşturmalar var. Kayıtlara başka isimler girmiş ya da hiç kaydedilmemiş. Yani bir savcı isterse yırtar, yok eder, isterse istediği zaman işleme koyar. Bilen gören yok.'
GİZLİLİĞE RİAYET ZORUNLU
'Talimatta diyor ki, 'Soruşturmanın hukuka uygun olması için gizliliğe riayet edilecek.' Buna riayet etmeyen, elindeki bilgileri medyaya aktaranların soruşturması başka savcılara verilir. Biz yüzlerce evrakı alır başkasına verebiliriz. Bu yeni bir uygulama değil. Bir başsavcı vekilimiz, 5 savcımız inceliyor. Yani bu 5 savcı yanlış yapacak da tek savcı mı doğru yapacak? Bu gibi durumlar başsavcıya bildirilecek, yönetmelik bunu zorunlu hale getirdi.' Soruşturmanın devam ettiğini belirten Çolakkadı, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile evinde görüştüğü iddialarını da yalanladı.
Medyaya sızdırmak suç değil mi?
Başsavcı Çolakkadı, Savcı Akkaş'ın gizliliğe riayet etmediğini, elindeki bilgileri medyaya sızdırdığını ima etti. Çolakkadı, sürece ilişkin şu bilgileri verdi: 'Salı günü soruşturma savcımızla konuştuk. Böyle bir dosyası olduğunu anlattı bize. Vekiliyle beraber geldi, vekilin de haberi yok. Bir kısmı İzmir'de bir kısmı başka şehirlerde, TMK görevine giren bir suç yok. Cebir ve şiddet yok ise, TMK organize suçlara da bakmaz. Dedim ki 'dosyayı başsavcıvekilimizle okuyun, kapsamlı bana bilgi verin. Eksiğimiz-fazlamız olmasın'. 'Anlaştık, yarın bilgi veririz' diye gittiler. Ama sabahleyin geldik ki olay medyada. Yani dün (önceki gün). Gizlice hemen medyaya intikal ettiriliyor. Medyanın gücüyle savcı çalışır mı? Soruşturmayı medyaya aktarmak suç değil mi? Her şeyi gizlice medyaya aktarıyorsa bunun amacı ne?'
Tamamen ihtimal ve varsayımlar. Ne ikram edildi?
Şantaj ,tehdit falan filan. Emin olarak mı konuşuyor , yoksa satılmış kişiliği ile içindeki zehiri bu şekildemi insanlara akıtmaya çalışıyor.
Belge yok, kanıt yok ama ihtimal var.
Belgesiz kanıtsız bunun doğruluğuna inananlar başkasının evindeki para kasasını ve olayları istedikleri gibi yönlendirme çırpınışındalar.
Belgeyse o otobüste bayraktara ne ikam edildiğini göstersinler.
Yada daha kanıtlanmamış bir konunun zerinden emin konuşmasınlar.
yolsuzluk belgelerini göster..desek ..... avucuna bakıp duracak. Daha kanıtlanmış birşey yok.
bayraktara yapılan şantaşın veya tehdidin belgesini göster... desek aval aval bakıp kem küm edecek...
yani kısacası herşeyi görmek istedikleri gibi yazıyorlar, bazılarıda yeni haber bulmuş gibi sevine sevine hemen kopyalıyorlar. büyük başarı, tebrik etmek lazım. Biri bişey desinde hemen onun üzerine yoğunlaşalaım. acınacak haller devam ediyor.
--------------------------------------
Kod adı kaos, hedefi darbe!
Emniyet ve yargıdaki cuntanın nasıl çalıştığını defalarca bu köşede yazdım. Medya ve iş dünyalarındaki uzantılarını, yayın yönetmenlerine abilerinden nasıl talimatlar gittiğini, polis şeflerinin gazetelere manşet attığını çok söyledim. Olanları görüyorsunuz.
2010 yılından beri emniyet ve yargıda yer etmiş cunta biriktirdiği dosyaları uygulamaya koydu. Tam da seçim arifesinde hükümeti yıkmak için her yolu deniyorlar. Bunu da yargı ve emniyetteki yapı organize bir şekilde yapıyor. 17 Aralık darbesinden sonra Türkiye'nin ne kadar milli işadamı varsa hepsi hedeflerinde.
TOKİ, TCDD, üçüncü köprü ve havalimanı müteahhitleri, Başbakan'ın bürokratları ve devletle millete hizmet sunan herkes bu cuntanın hedefinde. Hiçbir hukuki girişime dayanmadan herkesi tek torbaya atarak ülkeyi 30 yıl öncesine götürmenin planlarını yapıyorlar. 7 Şubat'ta başarılı olsalardı MİT'in içini boşaltacaklardı. KCK tutuklamalarında istediklerini alsalar müzakere ve barış sürecini sabote edeceklerdi. Gezi'de protesto adıyla Türkiye'yi kaosa sürükleyeceklerdi. Peki şimdi neler oluyor?
Hükümet emniyete yaptığı müdahalelerle daha büyük bir krizin önüne geçti. Öte yandan yargıdaki cunta Başsavcı Turan Çolakkadı'yı yemeye çalıştı. Bir yandan da bu soruşturmayı yürüten savcılardan dosyalar alınıyor. Ama iş bununla bitmiyor. Muhtemelen emniyet ve yargı cuntası elindeki diğer dosyaları da piyasaya sürecektir.
Ayrıca bu cunta kafeslediği, korkuttuğu AK Partili bakan, vekil ve bürokratları istifaya sürüklemeye çalışacaktır. Dün iki vekil daha istifa etti. Ama şaşırmadık. Özellikle Erdoğan Bayraktar'a hiç şaşırmadım. Bayraktar istifa ederken Erdoğan'ın da istifa etmesi gerektiğini söyledi. Zaten amaç da bu. Bir şekilde Bayraktar belli ki kafeslenmiş. Muhtemelen yargıdan kendisi ve oğluna belirli garantiler verildi. Mehmet Baransu'nun attığı tweetlerle Bayraktar'ı savunması ve suçsuz olduğunu ima etmesi bunun göstergesi.
Şu anda Türkiye tam bir varoluş savaşı veriyor. Bunun adı İstiklal Savaşı'dır, başka bir şey değil. Düşünün Mustafa Balbay bırakılıyor, BDP'liler bırakılmıyor. 28 Şubat'ta herkesi dışarı bırakılıyor. Yakup Köse kardeşimizin dosyası Yargıtay'da onaylanıyor. Yolsuzluk adı altında dava yürütenler nedense 28 Şubat'ta bir tane yolsuzluk dosyası bulamıyorlar. Kardeşimiz Yakup Köse şimdi yeniden içeri girecek. Hukuk bu mu? Adalet bu mu? Demokrasi bu mu? Hangi vicdan böyle bir durumu kabul edebilir.
Geldiğimiz an itibariyle kod adı kaos olan bir süreçle karşı karşıyayız. Nihai hedef darbedir. Erdoğan'ı devirme ve yargılamanın planları bunun içindedir. Bunu yapanlar asla milli olamazlar. Vakt-i zamanında 28 Şubat'ı yapanlar için, 'Bunu tezgâhlayanlar, yüzde 70'i muhafazakâr olan bir kitleyi karşısına alanlar milli olamaz' denirdi. Aynı şey bu süreç için de geçerli. Asla milli olamazlar.
Bir ucu İsrail'e, bir ucu ABD'ye dayanan bu operasyon Türkiye'yi bitirmek istiyor. Türkiye er ya da geç bunu da atlatır. Bu işin taşeronluğunu yapanlar yarın milletin yüzüne nasıl bakacaklar merak ediyorum. İsrail'e bel bağlamanın kimseye faydası olmamıştır. Kullanıldığınızın farkına varın desek de artık geri dönüşü olmayan yoldayız.
Burada en büyük sorumluluktan biri de Aydın Doğan ve medyasına düşüyor. Emniyet-Yargı cuntası bazen çıkar ittifakıyla bazen korku ve şantajla bazen tehditle insanları kontrol altına alıyor ve istediği gibi oynatıyor. Yapılanların hepsi kayıt altında. Aydın Doğan bu polis-yargı cuntasına dirense ve gereğini yapsa devlet de Doğan'a sonuna kadar sahip çıkar. Oysa Doğan grubu meşru devlete karşı paralel devlet ile ittifak kuruyor. Bu ittifak kendisi için intihardır. Eğer bu gayrimeşru yoldan uzaklaşıp demokrasinin ve meşru siyasetin yanında durursa bu işten kazançla çıkar ve kendi ailesinin de ileride gurur duyacağı bir iş yapmış olur.
Gerçi bugüne kadar yapılan her hukuksuzluk yapanların yanına kâr kaldı. Artık böyle gitmez. Devlet buna dur diyecektir. Bu ülkeyi seven herkesi yolsuzluk adı altında hükümetin devrilmek istendiğinden zerre şüphe etmesin. Ülke batsa bundan memnuniyet duyacak sayısı da az değil. Kaosu, darbe planlarını gene millet bozar. Olursa cuntacı tayfası kazanırsa, bilin ki ülke İsrail'e rehin verilecektir. Sıradan bir Orta Amerika ülkesine döndürülüp bir 30 yıl daha toparlanmasına müsaade edilmeyecektir.
Vicdan en büyük muhasebe yeridir. Herkes büyük bir sınavdan geçiyor. Tarafsızım adı altında duranlar da bertaraf olmaya mahkumdur.
Cem KÜÇÜK
YENİŞAFAK
----------------------------------------------------------
Eski Türkiye'deki son kapışma ve Erdoğan
Dünkü analize devam etmeden, Erdoğan Bayraktar'ın partiden ve vekillikten istifa etmesi, bunu yaparken 'Şah mat' diyerek Başbakan'ı da istifaya davet etmesine değinmekte fayda var. Bayraktar'ın operasyondan hemen sonra diğer üç bakanla istifasını şifahen Erdoğan'a sunduğu, Pakistan gezisi dönüşünde otobüsün üzerinde 'Yolsuzlukların hesabını soracağız' derken Erdoğan'ın yanında memnuniyetle yer aldığını biliyoruz. Belli ki, Erdoğan'ın bu bakanları koruyacağı hesap edilmiş.
Ancak bu böyle olmayınca, Mr. Hyde gibi bir gecede değişim yaşanması normal karşılanmalı. Ama tabanın da -Hizmet Hareketi dahil- her şeyi dikkatle izlediğini, 28 Şubat'taki ayak oyunlarının, ters operasyonların, yakın geçmişte aniden taraf değiştiren 'siyasilerin' akıbetlerinin hafızalarda güçlü biçimde yer ettiğini hatırlatmakta fayda var. Hükümete yönelik operasyon sürerken istifa edenlerin halkta oluşacak algılarının daha müsbet
olmayacağı söylenebilir.
Şimdi ise, bugüne kadar bakanların istifa etmesi -muhtemelen Erdoğan'ın buna direneceği öngörülerek- talep edilirken, bu gerçekleştiğinde hem istifaların değerinin indirgendiği, hem de Bayraktar ve İdris Naim Şahin gibi eski siyasilerin kahramanlaştıkları görülebilecek. Bir gecede değişen Mr. Hyde'ların an an çoğalması sürpriz olmamalı. Çünkü CHP'yi destekleyen ittifakın AK Parti'nin çatlamasından başka bir şansı yok. Demek ki yolsuzluklar değilmiş asıl mesele.
Koalisyon dönemi kapanıyor. Yeni AK Parti buna göre şekillenecek.
Erdoğan çok yetenekli bir siyasi... Karşısındaki ittifakın ise meşru siyaseti dışladığı ortada. Haliyle, aradaki güç dengesi, içte ve dışta kritik ölçüde Erdoğan'ın aleyhine dönmedikçe, siyasi alanda inisiyatif onun elinde olacak. Bu nedenle, Erdoğan kendisine yönelik hamlelerdeki operasyonel ile siyasi kısımları birbirinden hassasiyetle ayırıyor. Operasyonel olana yıkıcı bir şekilde saldırırken, siyasi hasar bırakabilecek noktalara siyasi pansuman yapıyor.
Erdoğan Gezi'de, post-vesayet dönemindeki yeni toplum ve yeni siyaset tablosunu fark etti ve derslerini muhtemelen çıkardı. İttifakın 'diktatör' diyerek saldırdığı ve 'hal edileceğinden' emin olduğu Erdoğan, bir yandan kararlı durdu, öte yandan Gezi grupları ile uzun toplantılar yaptı ve referandum kararı aldı. Dün bahsettiğim eski yöntemler ve dar dünyalarından çıkamayan örgütlerin 'eyleme devam' kararı aldığı noktada ise Gezi'nin kazananı Erdoğan oldu.
Erdoğan karşıtı ittifakın sürekli ifade ettiği, 'Şöyle yapsaydı iyi olurdu, ama yapmadı' dediği şeylerin çoğunu Erdoğan aslında yapıyor. Tıpkı referandum kararı ve bakanların istifası gibi... 'Sorun' şu ki, Erdoğan bunu onların istediği zamanda yapmıyor. Zamanlamadaki bu kritik fark çok önemli. Çünkü ittifakların 'Yap' dediği an, Erdoğan'ın baskın müdahale ile gardının düştüğü an. Erdoğan'ın üzerinde o kritik anda hata yapması için kamuoyu baskısı oluşturuluyor, her türlü argüman kullanılıyor. Hatta AK Partililerin bile kafası karışıyor. Ancak, karşılarında zeki ve tecrübeli bir siyasi var. Erdoğan önce operasyonel olanı deşifre ediyor, onu itibarsızlaştırıp yıkıcı bir şekilde üzerine gidiyor, yapılması gerekeni ise güçlendikten ve inisiyatifi ele aldıktan sonra yapıyor.
Daha önceki yazımda, vesayete darbe indirildikçe, oradan geri alınan gücün vatandaşa iade edildiğini, bunun da sandığı çok güçlendirdiğini ifade etmiştim. Erdoğan 1960'larda siyaset yapsaydı idam edilmiş, 1980'lerde Zincirbozan'a hapsedilmiş, 1990'larda postmodern bir darbenin kurbanı olmuştu. Ama şimdi öyle olamıyor. Çünkü 11 yıldır yapılan reformlar, vatandaşın oy gücünü maksimize etti, sandık çok güçlendi. Gezi'de ve şimdi çokça kullanılan 'Demokrasilerde sandık her şey değildir' mühendisliği işte bu değişimi hedef
alan ve vatandaşın özgür seçim hakkına
yapılmış en sinsi saldırıdır. Örtülü bir post
post-modern darbe teklifidir.
Ama geleceği, sadece siyasi veya operasyonel hamleler üzerinden okuyamayız. Dünkü yazımı 'Anlaşılan sadece halkın oyları hesaba katılıyor, kendisi değil' diye bitirmiştim. Erdoğan'ın avantajı da burada. Erdoğan halkı ve sosyolojiyi hesap ederek, ona saygı göstererek oyun kuruyor. Bizler hala, Hizmet Hareketi tabanının bu olanları nasıl okuduğunu bilmiyoruz. Ancak Karadeniz turundaki büyük iltifat önemli ipuçları veriyor. Erdoğan tabanına sürekli olarak büyük oyunu anlatıyor. Halkı siyaset mühendisliği ile dizayn etmek üzere değil, büyük kavgaya çağırmak üzere muhatap alıyor. Tüm toplum ve siyaset mühendisliklerinin en kritik zaafı da burada. Halkı nesneleştirmek ve istismar etmek... Burada niyet ile yöntemler salih ve demokratik olmadıkça, halkı en ikna edici argümanlarla bile –yolsuzluk gibi- etkilemek mümkün değil.
Tabii, ilk raundu 30 Mart'a kadar sürecek 'gerilla savaşının' hamlelerinin neler olduğunu ve ne kadar etkili olacağını bilemeyiz.
Bence bu eski Türkiye'nin en son ve en büyük kavgası. Bu seçimlerde sivil siyasetin başarılı olması halinde eski Türkiye'nin diriltilmesi artık mümkün olmayacak. Halkı yeni Türkiye'yi taşıyacağına kim ikna ederse o kazanacak. Bu ağır tecrübeden alınan ders ile -muhtemelen ve umarım- eski devletin tüm zaaflarının üzerine gidilecek, köklü bir reform dönemi başlayacak.
Ve bu noktada, Erdoğan'ın taban nezdinde hiçbir rakibi yok.