Kes Sesini Lanet Olasıca Hayat
Sonsuz özlem duyuyorum şimdi sana.. Dile getirmek bile zor benim için.. ßebeklerin zırlaması gibi ağlıyorum şimdi ardından. Gözyaşlarım sana değil! Sana verdiğim zamana
Sus
Konuşma artık yeter! Tahammülüm kalmadı sesine. Fazla gevezelik ettin sanırım.. Kulaklarım yoruldu, dilin yorulmadı. Yüreğim yoruldu, çehren yorulmadı hayret.. Ne istersen al senin olsun. Ama artık sus.. Yüreğim ne diyor bak sana.. Zırvalayıp durmuşsun ardından.. Kimbilir neler söyledin! -Kapa çeneni!!
Kapa gözlerini
Görme hiçbir şeyi.. ßen görmüyorum senden gayri..
Az şeyler söyledin fazla kalp kırdın. Az kişilere baktın fazla kör ettin. Ne yaptıysan iki katını karşına verdin. Hiçbir şey çekmedin, hep çektirdin! Acı nedir bilmedin, hep zarar verdin. ßuydu senin hayatın.. Felsefe yapmıştın kendine..
Kes sesini lanet olasıca hayat..
Sus diyorum susmuyorsun! Gevezelik diz boyu..
Ne yapsam tersini yapmak elinde
ßaşarıyorsun.. Madalya mı bekliyorsun?
ßiraz acı, biraz hüzün, biraz karamsarlık, biraz solgunluk.. İşte benim hayat karışımım. İçmek serbest.. Tadına bakmak bedava.. Ama dikkat! Acı vermemek şartıyla
Format atma zamanı
Geçmişime format atıyorum. Anılarımı çöp bekliyor.
Sen'i kalbimden atıyorum. Sözlerini hafizamdan siliyorum. Özlemiyorum Sevmiyorum..İstemiyorum.. ßitiyorum her şeyi.. Yepyeni bir sayfa açıyorum kendime.. ßembeyaz..Tertemiz.. Gölgene dahi yer yok!
Ha buarada sormayı unuttum. -Kimsiniz??
Bulutların ziyaret ihtimalini hesapladım gönlüne
Takayım canımı ucuna diye
Sana varma hızım nedir ki
Bir geminin demir atması kadar bilge
Destanlardan aparılacak kadar yüksek
Yarı Tanrısaldın uzandım ellerine
Akınlarını karaladı alnıma benzersiz bir kitabe
Seni der'd/im başaklar salınırdı
Songüzdü
Ben tutuşurdum sevme ihtimaline
Bak yine başladı içimin ihtilalleri
Oylumlarına uzandım kıvrımlarının
Dağlarına tırmanır unuturum şimdi halatımı sende
Başlar başlar dururum keserim yolunu gözlerinin her köşede
Eririm pervazlar uzanır en gelişmiş hayallerine
Seni sayıklarım tınılar vurur
Sonsözdür
Ben tutuşurum gelme ihtimaline
ve sevmek içsızısı kırılgan beklemelere
seni sevmek
Akmadı İki damla yas gözümden
SEN...ağlarken
Dökülmedi iki kelime dilimden
Sen...arkanı dönerken
Tutamadım çeviremedim seni bileğinden
Sen...uzaklasırken
Yavas yavas kayboldun kalabalıkta
O anda öğrendim bir insan nasıl yanlız kalır kalabalığın arasında
İlk defa unuttum evime giden yolu
İlk defa unuttum kendi adımı
Durdum...
Düşündüm...
Yığıldım dizlerimin üstüne...
Sonrası hep aynı terane
Alkole sarıldım birkaçgün
Senden sonra sevdim rakı nın o keskin kokusunu
En iyi arkadasımdı büyük rakı birkaç gün
Sonra gerçek dostlarım geldi yanıma
Rahatlamıştım 1 nebze de olsa
Sonra bir ışık vurdu yüzüme kapının arasından
Yine durdum...
Yine düşündüm...
Bu defa kalmıştım dizlerimin üzerinden
Işığım gelmişti çünküsen gelmiştin
Gözlerine bakamadım birkaç dakika
Toparlandım sonra ve hayal görmediğime inandırmaya çalıştım kendimi
Hyrhayal değildi sendin karsımdaki
''Eskisi gibi olalım mı?'' dediğin an bıraktım kadehi elimden
Gözlerim doldu...ağlayamadım
Bie şey söylemek istedim...kelime yoktu sanki
Sadece seni seyrettim o gece
Sen gittikten sonra bile...
Katran karası geceler vardır, seni bağırına basmıştır.! Kalemi ele aldırır, yazdırır, çizdirir.. Ama ne birşey değişir, ne yeni gündeki güzellikler için haber verilir.!
Gecem soğuk..!
Odam sensiz..!
Ümitler bitmiş..!
Kadehimde şarap bitmiş, hayalin gitmiş..!
Anlar vardır, şarkılarda buldurur matemi...
Sözler bir yana dursun, ritimler bile acıtır içini.. Kanatır kapanması zor
yaralarını, her bir enstrüman sesi.! Oysa yaraların kabuk bağlamaya yüz tutmuştur.. Bir şarkı duyarsın bir yerde.. Her bir söz çarpar darbeyle,her bir enstrüman sesiyle açılır kabuklar.. dilindeki çığlıklara, ahlara aldırmazlar..!
Ve sen içinde sorguya başlamışken.. şarkıda tınılarıyla acıtır bir yandan, bir yandan da sorguna eşlik eder...
Dağlar mı..? yollar mı..? denizler mi engel..?
Neden..? Neden gelmez oldun..?
Eller mi..? diller mi..? sözlerim mi engel..?
Neden..? Neden gelmez oldun..?
Sorgular vardır, sadece kanatır!Asla cevap buldurmaz.!
Sorular,sorular, sorular..Cevabı yok, muhatabı yok ve hatta soranın aynada bir sureti bile yok.! Devam edip gider sorgu, tâki yaranın kanı dışına sızıpta, sol yanın kızarana kadar.! Umudunu bir hışımla alırsın avucuna, elini ***ürürsün zorlukla sol yanına, ama kanın akmaya devam eder.. Belliki acının dinmeye niyeti yoktur.! Umut tuz misali kanatırda, bir merhem "O"dur kapanacak yarana..!
Zaman durdu, gökyüzünden yıldırımlar düşerken..
İçimdeki yağmur dindi, yoruldum beklemekten..!
Izdıraplar vardır, söyletir, "O" duymasada gecelerine seslenir.!
Derken biter son enstrümanın son darbesiyle matem..katılırsın çığlık atarcasına tekrar edersin can havliyle..Yeter artık bitsin..! "Yoruldum Beklemekten!!!!!"
dersin..
ıslak sokaklara bakarak arıyorum birilerini..
yollar uzun ve ben acıyı ensemde hissediyorum..
her adımlarımda mesefaler bıraz daha uzuyor sankı..
canımı yakıyorsun..
sanki bileklerimdeki ince kesiklerden sızan kırmızı sıvıyla beraber ruhumdakı kara anılarda gıdıyor..
akıyor sıcakça..
sonra aklıma senınle yapacaklarımız, sana verdıgım sözler gelıyor..
ellerimden düşüyor yavaşça tek tarafı keskin alet.yaşlar karısırken kanıma, -benı yanlız bırakma, ağlayacaksak bırlıkte aglayalım- diyen bır sarkı gelıyor aklıma..
senı sevdıgım aklıma gelıyor, ve senın benım su halımden hbersız oldugun..
umrumdada değil açıkçası..
canım sıkıldı..
sıkılmıştı yaptım..
gece-gündüz önümden geçen dilenciler aklıma geliyor sonra..
bıraz gulumsuyorum..
gözlerim aralanıyor biraz..
soguk küvetin soguk yerı belıme değiyor hissediyorum..
belim açık üsüyor gibiyim..saclarım sol omzumdan göğsume değiyor..
biraz sanki içimden bişeyler kopuyor parça parça..
önce parmaklarım hissizleşiyor..
sankı kendimle sevişiyor ama hiçbir zevk alamıyormuşum gibi oluyor..
başımı dik tutamadığımı farkediyorum sonra..
sol yanıma doğru düşüyor..
ince çizgi gibi gördüğüm banyo fayasları artık yok..
gözlerim kpanmış..
ben gidenleri düşünuyorum içimden..
4 işlem yapıpta son olarak hayatımdan cıkartamadıklarım için bu isyanım aslında..
gitsinler istemiştim ama ben gidiyorum sanırım..
ama ben bunu ıstememıstım kı..
neyden neden bu kaçısım o halde..
deli gibi sevdiğim bir adam ve benı herseyden çok herkezden fazla dusunen bır aılem var..
eee?
pekı bu işte bir sorun yokmu sencede?
şuan bu fayansların uzerınde ölmek üzere olan ben olmamalıydım ki....
intikam kokan çiçekler dıkmıs bırılerı içime..
tohumlar buyumus ve orman halıne gelmış..
yaralamış benı, yaralamısım bende herkezi..
tık..tık.. tık.. tık..
yavas yavas kürekler çekiliyor, benden uzaklara doğru ruhum uzaklaşıyor..
tamda pişmanken ben bakıyorum o orman yanıyor..
hemde cayır cayır..
yanarken renkler birbirine karışıyor..
herşey darma duman..
gözgözü görmüyor..
nefes alıp verdıgımın farkında bile değilim..
orman dediğin seyıl olur ya..
ama bnmkisi siyah..
belkıde ben ıstedıgım içindir..
ne dersın ?
bıtek gökyuzunun rengı değişmiyor o kdar dumana karşılık..
o inadına mavi..
inandına nzlı benım ruhumda..
gitmeyı kafasına koydu ya, pişmanda olsa gidecek..
bugun benım gunum değil diyorum içimde..
biter bugunde..
vaktım olsaydı daha once yapardım..
ama şimdi gidemem ki..
sırası değil..
gözlerim..
sana bakan o gözlerim olucaktı..
ama açamıyorum ki..
ellerim tenınde dolaşırken senı sımsıkı sarıcaktı..
ama kırmızı bir gölün içinde suan..
senın terınle değilde benım kanımla ıslanmış..
daha yasayacaklarım var..
gitmeyecegım ve görecegım sonumu..
ben sıra bana geldiğinde gideceğim..
hiç vaktim olmadı aslında belkıde yaşamaya..
*
nefes nefese kalkıyorum ruyamdan..
senden habrsız yana ve sönen bir ateş gibi hissediyorum kendimi..
gözlerim tavana bakıyor..
yaşıyorum sevgılım..zaman, sabrı öğütlerken bekliyorum bizi..
en güzel renkteyiz şimdi..
isimsiz, izinsiz..
teşekkür ederim beni ayakta tuttuğun için..
sen ne olur gel be..!
Aralıksız batan sözcüklerinin, an be an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Dinleme.
Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi
Bu defa dinleme!
Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı.
Adresimi de sil adımlarından;sanırım bundan böyle evde olmayacağım.
Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana, sen, durdurak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma.
Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını. Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından
Seni unutmak istiyor kalbim çok acıyor.Susuyorum ağlamıyorum sensizliğe alışıyorum artık kan yaşları akıtıyorum.
hava kararmaya başlayınca, daha çok arıyorum sanki seni. soğuktan mı korkum, karanlıktan mı, sensizlikten mi, yalnızlıktan mı, nöbetlerimden mi, çaresizlğimden mi
bil(m)iyorum.____________kahırdan
artık hissetmiyorum unutmaya başladım; kokunu, sevdiğin şeyleri, söylediğin şarkayı, bana bakışını, sevişini, sarılışını
yaşadık mı sahi senle?
gülüyordum galiba. sen yüzüme çok yakıştığını söylüyordun gülmenin. ben gülünce sen gülüyordun. sen gülünce denizler duruluyordu gözlerinde. şimdi fırtına var.
gülmek bana yakışmıyor (mu) !!!
edebiyatı seviyor(d)um. sana olan aşkımı yüreğimden sonra en iyi o anlatıyordu. ben de hep yazıyordum. bak yine yazıyorm
küstüm,
gel____(me) artık.
aşk acı çekmekse
sev____(me) artık.
kara gecelerde ben bulurum yoldaş kendime,
kork____(ma)
çekmem fişini hayatın!!!
yoruldum,
kuramıyorum artık.
nolur,
gel_____(me)!!!
Bunların yalan olduğunu kimseye söyleme. Herkes ben gelmeni istemiyorum bilsin.Sen ne olur gel be!!!
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. Canım, yüreğim, sevdiğim; Sanki hüzün denizinin kaptanı gibi yol almaktasın...Gözlerindeki giz beni endişelendiriyor. Susma hakkını kullanıyorlar biliyorum ...O bakışındaki hüzün var ya; sanki yüreğime saplanan bir bıçak gibi acıtıyor canımı... Canım,yüreğim, sevdiğim; Yine sensiz geçen gecenin sürgünündeyim...Büyük bir boşlukta, ayağım kaysa düşeceğim gibi korku dolu, çaresizim ben de...Yıldızları çaldım gecenin koynundan gizlice... Sen diye onlara sarıldım özlemimi dindirmek adına...Ama yıldızlar bile boşluğu doldurmaya yetmedi...Neredesin pınar gözlüm?...Seni çok özlüyorum...Sana olan duygularımı anlatamıyorum kaybetmek korkusuyla... Şarkılar, şiirler anlatıyor mu seni ne kadar çok sevdiğimi?... Canım, yüreğim, sevdiğim; Seninle sanki ruh ikiziydik aşka ve sevgiye susamış...Hasret çölünün kızgın kum tanelerinde bulduk birbirimizi... Hasretin öyle yaktı ki içimi, güneş yanığı nedir ki bu çölde... İçimde fırtınalar esiyor; kum fırtınası nedir ki bu çölde...İçim yanıyor, canım acıyor ama sensizlikten...Keşke kum fırtınası yıllar önce esseydi ve birbirimizi bulma şansımız olsaydı...Sevgi pınarından yudum yudum içseydik sevdamızı...Çölümüze bir gün yağmur düşer mi bitanem?... Her yağmur damlası benim için bir umut olacak...Güzel günler zorlu duraklardan geçer; sen de içindeki umudu hiç yitirme olur mu?...Belki bir gün; iyilik perisinin yolu bu çöle düşer de; sihirli değneğini bize uzatır....Seninle olduktan sonra çöl bile cennet benim için...Ama sensizlik... Canım, yüreğim, sevdiğim, HERŞEYİM
... hani o gidişlerin var ya... sessizce... suskun ...
... hani senin "o an" "oracıkta" "ancak" arkasından baka kaldığın... anın durması için yalvardığın, tutup ucundan geri çevirmeye çalıştığı an varya, hani yapabilsen o merdiveni, hani yapabilsen o kapıyı, hani yapabilsen o sokağı tutup ucundan geri çevirmeye canını bile verebileceğin o an... ...o işte... o en acıtanı...
... hani o tıpkı elinden düşen en sevdiğin, en güzel "şeyin gibi"... hani o tıpkı tutamadığı gibi... hani o tıpkı tüm gidenlerde yaşadığı gibi... hani o bir ince sızı varya içe içe akan... hah işte...tam öyle incecik... yırtarak kayan... düşen kanatan... acıtan.. tutamadığın... parçalanan... tuzla buz olan... zamana savrulan... zamanda akıp giden... hani o zamanla catistigin ama zaman içinde yok olmayan herkesin inandığı o kocaman "zaman her şeyin ilacıdır" yalanı ... bunun bir yalan olduğunu tekrardan hatırladığın an... ve kendini kandırmaya başladığın an ... istemeye istemeye inanmaya başladığın an... ...o işte... en acıtanı o...
... sonra o kocaman kocaman, akıp gitmek bilmeyen zaman... ... o "acabalarla" , "keşkelerle" dolu soruların... ... içindeki kısır döngülerin... ... ve o an ... ... hiç bir şey yapamamanın çaresizliği... ... o işte... en acıtanı o...
...ama senin orda oldugunu hep bildiğin... ...ama senin hep hissettiğin... ...ama bir dahası olmayan... ...ama zaten hiç senin olmayan... ...ama senin hep bildiğin... ...ama senin hep hissettiğin... ...ama bir daha sana geri gelmeyecek olan... ...ama buna rağmen gelmeyeceğini bile bile senin beklediğin... ...O İŞTE...O EN ACITANI...
...belki de sadece ÇARESİZLİĞİN...; ...belki de sadece ÇARESİZLİĞİM...;
Bir demet yalnızlığı özenle dök yollarıma...
Tarihsiz olsun ağrı kesici olarak sunduğun cümlelerin.
Gecelerim alışık değil pek ansızın vuran şiddetli sancılara.
Hatalı birkaç matematik problemi koy önüme,
Senden kalan tenhalığıma çözümsüzdü ninnisini dillendireyim.
Uykusuz kalınca huysuzluğu çok yormakta benliğimi...
Tutunabileceğim bir tutam bakış bırak bir de gözlerime...
Yürümeyi henüz öğrenemedi yüreğim ayağına dolanan ketum kırgınlıkla.
Edebiyatı zorunlu kılma.
Hüzzam güfteleri söyleyip toprağımı eşelemesin sesin.
Yaşam iksiri su olmasın katilim.
"Bilirsin kaktüsler fazla su verilirse ölür" yarim.
Kendime sürgünüm.
Bir cümleyim cümlenden virgülle ayrılmış sayfalarımın kimsesiz çocukları harflerle büyüyen.
Kör mayınlar döşeli ruhumun her zerresinde "sus"lar döküyorum nehir yataklarına...
Senli her nokta omuzlarımda uykuya dalarken gözlerime düştü beklenen...
Yalnızlık...
Noktalanmış sevdaların uğradığı ilk istasyon.
Durdursan da zamanı dönmez ki giden...
Artık gecenin yanağına konan hüzün,
Bir damla gözyaşıyla avuçlara bırakılan hasret,
Fecir vakitlerinin eteklerine dökülen sitemler var.
Firak kan kusar ehven bir gecenin kızıllığında...
Kolay değil sükutun içinde feryat gizlemek...
Damlaları hıç/kırık/sız/ taşıyabilmek gözlerde...
Sevda zamanında sevda diyen aklımı yüreğime düşürüp...
Takvim yapraklarını tarihsiz kılana kadar,
Kederli leylak kokan ıslak sokaklarımda,
Susma faslındayım...!
Sen bana en gün güzel hediyeyi sevgi dolu yüReğinde yeR veRmekLe yaptın!
Ben ;
Ben işte o sevgi doLu yüReği sevdim..
Ben işte o eşsiz yüReğe "SENİ SEVİYORUM" dedim ...
YaŞadıkLaRımın hayaL oLmaması,,
Senin umut veRmen,umut veRebiLme umudunun oLması için..
HeR gece;o gecedeki heR saniye dua ettim ..!!
Dilimden dökülenleR,,
Gözümden akan yaşLar,,
Umut doLu bekLeyişim,,
HeR şey SEN için..
SENİN o sevgin için ..
UğRuna döktüğümü sandığın heR damLa yaŞ
Seni benden uzaklaRa göTüRen yoLLaR için ..
BuLuşmamıza mani oLan 2 ayRı şehiR için ..!
Ben denizin eşsiz güzeLLikLeRinin oLduğu ama;
[SEN]siz biR şehiRde nefes aLamaya çaLışıRken !
Sen kaRaRsızLıkLaRının,DüşünceLeRinin kaRıŞtığı baŞka şehiRdesin!
Ben haLa yaŞamaya çaLıŞıRken Sen düşünüyoRsun ..
SöyLesene yüReğin nasıL dayansın ??
GözLeRine bakan binLeRce göz vaRken söyLesene nasıL kıskanmasın ?
Nefesine biR baŞka biRinin nefesi çok yakınken söyLesene nasıl yanmasın?
SÖYLESENE SEVDİĞİM,,KISMETİM SÖYLE ..'
Ben sensiz,sessiz ve ücRa biR köŞede BİTİŞİME mektupLaR yazaRken !
Sen hala düşünüyoRsun..
BiR kez de oLsa güvenemiyoRsun!
Sana söyLeyemediğim,,Yazamadığım binLeRce cümLeyi kendime haykırıyoRum!
Kendime bağırıyoRum..
SEVİYORUM SENİ diyoRum ..!
Ben İZMİR e haykıRıyoRum ANKARA dan duyuyoR musun feRyadımı '
DuyuyoR musun yüReğimden döküLen o güzeL sözLeRi ?
HayalleR kuRuyoRum..
BİTİŞİME SANİYELER KALA ..
Bu şehRe teRk etmeme adımLaR kaLa !
2 söz bekLiyoRuM ...
Seni bana anlatan bütün hüzünlü şarkıları idam ettim bu gece, ben de varlığın son nefesini vermekte, yaşadıklarım toz pembe bir yalan, dünyam diye bildiğim sensin geçmişimdeki en acı hatıram. Aşktı bunun adı diye acı hatıralara sarılmak yetmiyor artık,bu kadar yok olmuş,tükenmişken.Düşüncelerimden sürgün etmem gerek;seni,senli günleri,sensizliği,sonu hüsrana gebe olan bu aşkı.İşte bu yüzden;
Gözlerimin aydınlığını karanlığa hapseden,beni hiçliğe sürükleyen,düşlerime izinsiz gelen.Seni terk etmek istiyorum içimdeki hakimiyetine rağmen.
Kolay olmayacağını biliyorum ama denemek istiyorum.Sana o kadar yenilmişken bir kere de kendime yenilmek çok koymaz bana.Adının geçmediği bir hikayede,teninin kokusunun ulaşmadığı memleketlerde uyanmak istiyorum,varlığına inat.Senin olmadığın bir yalnızlığa özlem,aşksız da yaşayabileceğimi gösterme telaşı benimkisi.Diyeceğim o ki üstüne alınma,bunun senle aşka değil benliğimle alakası var.
Bilirim canım çok acır,yüreğimde inceden sızlayan bir melodi olursun;ama seni sevmek acı çekmekse,sensizlik zaten acının kendisiyse o zaman varlığına ne gerek var ki.
Bir şiir var ezberimde,nefes nefes okuduğum ve gözyaşlarına boğulduğum;
Bu sefer gerçekten gidiyorum
Dönüşü olmayan bir yol bu
Senin adının geçmediği
Varlığının değer taşımadığı
Anıların hükmünü yitirdiği
Hüznün,acının son bulduğu
Bir hikayede başroldeyim
İşte gidiyorum ben sevgilim.
Gün gelecek hiç sevmedin mi diye soracaklar belki de,korkma seni sevdiğimi inkar etmeyeceğim o zaman,çok sevdim bir gülüşüne bir ömür adadım diyeceğim utanmadan sıkılmadan.Ama gururla; değmezmiş demeyi de unutmayacağım.
Sessiz ve sensiz geçecek günlerin
Yüzüme kattığı gülümsemeyle
Yaprak misali savrula savrula
İçinde senin olmadığın düşlerimle
Seni sana layık görerek işte gidiyorum
Yüreğimdeki melodinin huzurunda,dudağımda yitik bir aşkın şarkısı ile yol aldım,senden uzaklaşıyorum.
Bana uğurlar,sana geçmişler olsun!
Gözünaydın kurtuldun benden.
Bir demet yalnızlığı özenle dök yollarıma...
Tarihsiz olsun ağrı kesici olarak sunduğun cümlelerin.
Gecelerim alışık değil pek ansızın vuran şiddetli sancılara.
Hatalı birkaç matematik problemi koy önüme,
Senden kalan tenhalığıma çözümsüzdü ninnisini dillendireyim.
Uykusuz kalınca huysuzluğu çok yormakta benliğimi...
Tutunabileceğim bir tutam bakış bırak bir de gözlerime...
Yürümeyi henüz öğrenemedi yüreğim ayağına dolanan ketum kırgınlıkla.
Edebiyatı zorunlu kılma.
Hüzzam güfteleri söyleyip toprağımı eşelemesin sesin.
Yaşam iksiri su olmasın katilim.
"Bilirsin kaktüsler fazla su verilirse ölür" yarim.
Kendime sürgünüm.
Bir cümleyim cümlenden virgülle ayrılmış sayfalarımın kimsesiz çocukları harflerle büyüyen.
Kör mayınlar döşeli ruhumun her zerresinde "sus"lar döküyorum nehir yataklarına...
Senli her nokta omuzlarımda uykuya dalarken gözlerime düştü beklenen...
Yalnızlık...
Noktalanmış sevdaların uğradığı ilk istasyon.
Durdursan da zamanı dönmez ki giden...
Artık gecenin yanağına konan hüzün,
Bir damla gözyaşıyla avuçlara bırakılan hasret,
Fecir vakitlerinin eteklerine dökülen sitemler var.
Firak kan kusar ehven bir gecenin kızıllığında...
Kolay değil sükutun içinde feryat gizlemek...
Damlaları hıç/kırık/sız/ taşıyabilmek gözlerde...
Sevda zamanında sevda diyen aklımı yüreğime düşürüp...
Takvim yapraklarını tarihsiz kılana kadar,
Kederli leylak kokan ıslak sokaklarımda,
Susma faslındayım...!
Fikret Otyam, (19 Aralık 1926 - Aksaray) Ressam, gazeteci, yazar.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümü'nden mezun oldu. Burada ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu.
Gazeteciliğe 1950 yılında "Son Saat" gazetesinde başladı. Daha sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde çalıştı ve köşe yazarlığı yaptı. Özellikle Anadolu ve Güneydoğu Anadolu ile ilgili yazdığı röportajlarla tanındı. Bu röportajlarını çok sayıda kitapta topladı. Otyam halen, Aydınlık Dergisi'nde her hafta yazmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra resme ağırlık verdi.
Sanatçı Antalya'da yaşamını sürdürüyor. Akdeniz Gazetecilik Vakfı ve Altın Portakal Kültür Sanat Vakfı'nın kurucu üyelerindendir. Fikret Otyam, ünlü besteci ve orkestra şefi Nedim Vasıf Otyam'ın kardeşidir. Dokuma ve fotoğraf sanatlarıyla ilgili sanatçımız sanatçı Filiz Otyam ile evlidir
Kitapları [değiştir]Hu Dost
40 Yıl Önce 40 Yıl Sonra
Kara Sevdam Anadolum
Mayınlar Çiçek Açmaz
Mayınlı Topraklar Üzerinde
Kanlı Gömlekler
Adı Yemendir
Harran Koçaklaması
Can Arkadaş
Ceylanlar Suya İndi
Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları
Pavli Kardeş
Ağlama Anam Şu Bizim Gazipaşa
İsmet Paşalı Yıllar
Can Pazarı
MUTLU OLMAK
Fotoğraf sergileri [değiştir]1964 - 1974 Gide Gide Serileri
1979 Eğer Bizi Sual Eden Olursa
1983 Dünya Güzel Olmalı
1997 Otyam'ın Objektifinden
Filiz Otyam ve İbrahim Demirel ile karma sergi
Resim sergileri [değiştir]1947 - 1953 "Onlar Grubu" ile sergileri
1976 Memleketimden İnsan Manzaraları
1978 İnsan Manzaraları
1987 - 1997 Filiz Otyam ile ortak yurt içi ve yurt dışı resim ve dokuma sergileri
Ödülleri [değiştir]1962 Gazeteciler Cemiyeti Basın Şeref Belgesi
1980 - 1990 On Yılın Basın Şeref Belgesi
1995 Atatürkçü Düşünce Derneği Onur Plaketi
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü Onur Belgesi
1996 3.Hacıbektaş Vdeli Dostluk ve Barış Ödülü
Pir Sultan Abdal Onur Belgesi
UNESCO AIAP Türkiye Ulusal Komitesi Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Onur Belgesi
Akdeniz Üniversitesi Onur Belgesi
Şanlıurfa Kültür Eğitim Sanat Araştırma Vakfı Onur Belgesi
Halikarnas Balıkçısı
Cevat Şakir Kabaağaçlı
"Tarih sahibi" Sadrazam Cevat Paşanın kardeşi, tarihçi-yazar-vezir Mehmet Şakir Paşa Girit'te sefirken eşi İsmet Hanım 16/17 Nisan 1890 gecesi bir oğlan doğurdu.Çocuğa,anasının o gece düşünde Musa Peygamberi görmesi dolayısıyla "Musa" amcasının ve babasının adlarından ötürü "Cevat Şakir"adları verildi.
Musa Cevat Şakir'in çocukluğu ,babasının atandığı Atina/Faleron'da,beş yaşından sonra İstanbul/Büyükada'da geçti.Bu yıllarda resim yeteneğiyle dikkati çeken M.C.Şakir,bir yandan Büyükada Mahelle Mketebi'nde okudu.İngilizceyi hayli iyi kavradığı için,hazırlık okumadan Robert Kolej birinci sınıfa alındı.Bu okulu,ilk mezunlarından biri olarak pekiyi derece ile bitirdi.
Kendisi,kendini bildi bileli denizci olmak istiyordu.Ama ailesinin ısrarı üzerine İngiltere'nin Oxford Üniversitesine gönderildi.Orada "Yakın Çağlar Tarihi" bölümünde öğrenim gördü. Bu arada,Oxford'un ünlü kitaplığında yararlandı. Yurda dönünce İstanbul'da ,çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı,karikatür ve kapak resimleri çizdi.
Resimli hafta dergisinin 13 Nisan 1925 günlü sayısında yayımlanan "Hapishanede İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler?" başlığı ve Hüseyin Kenan imzasıyla yayınlanan yazısı yüzünden üç yıl kalebentlikle Bodrum'a sürüldü.Cezasının son yarısını İstanbul'da geçirdikten sonra yeniden döndüğü Bodrum'da yaklaşık çeyrek yüzyıl kaldı.Bodrum'un Karia çağındadaki adından esinlenerek "Halikarnas Balıkçısı" takma adını kullanır oldu.Bodrum'un gelişmesine ve Anadolu uygarlığının tanınıp tanıtılmasına olağanüstü katkılarda bulundu.
Çocuklarının ortaöğrenimleri için 1947'de yerleştiği İzmir'de gazetecilik,yazarlık ve turist rehberliği yaptı.13 Ekim 1973 Cumartesi günü saat 15.10'da İzmir de öldü ve Bodrum'da manevi oğlu Şadan Gökovalı ile birlikte seçtiği yerde gömüldü.
ESERLERİ
Gülen Ada , Çiçeklerin Düğünü , Denizin Çağırışı, Arşipel,Yol Ver Deniz , Dalgıçlar ,Mavi Sürgün
Aganta Burina Burinata, Uluç Reis ,Anadolu Efsaneleri , Bulamaç , Anadolu Tanrıları ,Sonsuzluk Sessiz Büyür