Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmauştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Türkçe'ye çevrilen eserleri
Roman
Büyülü Çember (1998)
Yüreğinin Götürdüğü Yere Git (1999)
Aklı Bir Karış Havada (2002)
Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar (2003)
Yüreğimin sesini dinle (2006)
Anima Mundi (1998)
Luisito - Bir Sevgi Öyküsü (2007)
Öykü
Tek Ses İçin (1998)
Yanıtla Beni (2001)
Çocuk kitabı [değiştir]
Kitaplardan Korkan Çocuk (2000)
Tobia ve Melek (2000)
Tombul Yürek (1999)
Günlük - Söyleşi
Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum (2000)
Eve Doğru (2000)
V) MÜRURU ZAMAN
Madde 60 - Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.
Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.
Borçlar kanunun 60.maddesinin 2.fıkrasında belirtilen, ceza zamanaşımı mı yoksa, dava zaman aşımı mı ne dersiniz ? ( 5237 sayılı yasanın 66. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı ile 68. maddede belirtilen ceza zamanaşımı farlı süreler öngörüyor.)
Karanlık ve sıcak ortamı seven mantar, vücudumuza gizlice yerleşir. Mantar hastalığına yakalananların karşılaştığı ilk belirtiler ise karın şişkinliği ve tatlıya olan düşkünlüktür.
Mantarlar ne öldürür, ne de yararı vardır. Çünkü asalak yaşadığı bireyin, yani geçim kaynağının yok olması işine gelmez. Mantarlar asalak yaşarlar. Daha çok ölmüş bitkiler ve hayvanlar mantarların besin maddelerini oluşturur. Ancak besin maddesi olarak hiç de seçici değillerdir. Bu nedenle toprakta olduğu gibi, havada, suda, yiyeceklerimizde, evlerde ve hatta bazıları canlılarda toplu olarak bulunup, çoğalırlar.
ZARARLI OLANLAR
nsan vücudunda eğer bir mantar sürekli yaşamaya ve ondan beslenmeye başlarsa zararlıdır. Bazı mantarlar kimyasal maddeler salgılayarak deri hücrelerini çözerler ve deri içine girerler. Bu olay bağırsak içinde de olabilir. Eğer bağırsakta beslenmeleri yeterli olmazsa, mantarlar bağırsak duvarının derin tabakalarına kadar iner ve kan damarları içine kadar girerler. Burada kan şekeri ile beslenirler. Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Yani mantarlar çok iyi bir kamuflaj ustasıdırlar. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez, yani mantarlara ses çıkarmaz. Ayrıca patojen (hastalık yapan) mantarlar mide asidine de dayanıklıdır. Oysa zararsız mantarlar (ekmek mayası, bira mayası) ve çoğu mikroplar mide asidinde ölürler. Özellikle şekerli besinlerin fazla tüketilmesi bağırsak mantarları için çok uygun bir beslenme ortamı oluşturur. Mantarlar, maya mantarları, küf mantarları ve dermatofitler olmak üzere üç grupta toplanırlar. Her gruptan mantarlar insanlara zarar verebilir ve çeşitli şikâyetlere yol açabilir. Örneğin, küf mantarlarından zararsız olanı (roquefort, camembert peynir küfleri) olduğu gibi, ölümcül hastalıklara neden olan zararlı küf mantarları da vardır. Eğer aşırı miktarlarda küf mantarları havaya karışırsa solunumla akciğerlere girerek, ağır enfeksiyona yol açar. Yaklaşık her 5 kişiden biri ya belirli bir süre mantar enfeksiyonu geçirmiştir ya da sürekli mantarla yaşamaktadır. Mantarlar sıcak ve ıslaklığı sever. Ayrıca sürekli olarak besin bulabilecekleri ortamı seçerler. İnsan vücudunda bu koşullar mantarlar için optimumdur. Yani vücudumuz mantarlar için sanki cennettir. En çok yerleşme yerleri de bağırsaklar, idrar yolları, deri, saçlar, tırnaklar ve solunum yollarıdır. Patojen maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yok. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları asalak oldukları kişiye bırakırlar. Eğer vücut bağışıklık sistemi güçlü değilse mantarlar ince damarlara kadar yayılırlar ve böylece dolaşımla tüm vücuda ve her organa yayılırlar.
ENFEKSİYONLAR
Sadece belirtilere dayanarak mantar enfeksiyonu tanısı güçtür. En bilinen belirtilerden biri karın şişkinliğidir. Bir parça pasta, çikolata ya da bir porsiyon makarnadan sonra karın şişiyor ve ağrıyorsa, bu mantar enfeksiyonu için tipiktir. Karındaki bu şişme 37 derece sıcaklıkta mantarların şekerden gaz oluşturmasına bağlıdır. Karın o derece şişip, gerilir ki, kişide sanki patlayacakmış gibi duygu olur. Sindirim sistemi dışında ciltte de mantarlar yerleşebilir ve kaşıntılı, kepekli lekeler oluşturur. Ciltte mantar yerleşmeksizin de cilt belirtileri bağırsaktaki mantarların metabolizma ürünlerine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu belirtiler ilk bakışta nörodermit ile karıştırılabilir. Yıllarca başarısız tedavi edilmiş olan bu tür cilt hastalığının mantar tedavisiyle derhal kaybolduğu görülür.
PERFORMANSI AZALTIYOR
Mantar enfeksiyonları sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar. Kişi kendini yorgun hisseder. Fiziksel ve zihinsel performans azalır. Bunun bir nedeni mantarların bağırsaklarda karbonhidratların büyük bir kısmını harcamaları sonucu vücudun şeker ihtiyacının karşılanamamasıdır. Vücuttaki şeker yetersizliğinin yol açtığı tatlıya karşı istek, kişinin fazla yemesine ve kilo almasına neden olur. Bundan dolayı çoğu mantar hastası fazla kiloludur. Bu kişilerin mantar tedavisinden sonra çoğu zaman normal kilolarına indiği görülür. Mantarlar bağırsağın normal fonksiyonu için gerekli olan bağırsak bakterilerine zarar verdiğinden, bağırsak mantar hastalığında kabızlık ya da sürekli ishal ortaya çıkabilir. Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir (zehirlidir). Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz. Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da - doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın- yansır.
Mantarlar önce eksojenik (harici) ve endojenik (dahili) mantarlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Eksojenik mantarlar deri, tırnak ve ayak mantarları diye üç grupta incelenir. Endojenik mantarlar iki grupta incelenir ve bunlar küf mantarları (aspergillus) ve maya mantarı (candida albicans) Küf mantarı olmadan maya mantarı yaşayamaz. Küf mantarı ve maya mantarlarının vücuda yerleşmesi bağırsak florasının zamanla tahribatıyla gerçekleşir.
Son yıllarda Almanya’da sürekli candida albicans’ın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsedilmektedir, fakat bu mantarın neden bu kadar çok yayılabildiği ve nasıl olup da birçok hastalığa sebep olduğu konusunda pek bilgi yoktur.
Küf mantarı hem faydalı hem de zararlıdır.
a-) Faydaları:
1-) Tabiattaki artık maddeleri çürütür ve toprağa dönüştürür.
2-) Hayvan ve bitki artıklarını, ölülerini ve de insan artıklarını toprağa dönüştürtür.
3-) İmalat sanayinde üretim aracı olarak kullanılır.
4-) Vitaminlerin, enzimlerin ve antibiyotiklerin üretiminde kullanılır.
b-) Zararları:
1-) Odun, tekstil, kâğıt ve besinleri tahrip ederek milyarlarca zarara sebep olur.
2-) Bitki hastalıklarının baş sorumlusu olup, meyve ve sebzeleri tahrip eder ve büyük zarara sebep olur.
3-) İnsan ve hayvanlarda enfeksiyon ve alerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olur.
4-) Küf mantarlarının ürettikleri zehirler (mikotoksinler) kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olurlar.
Mantar türleri:
Mantarlar likenlerle birlikte yaşarlar. Likenler fotosentezle oksijen üretirler ve mantarlar da su ve mineralleri likenlere sunarlar. Böylece birlikte yaşam gerçekleşmiş olur. Antibiyotik ilaçların %25’e yakını küf mantarlarından elde edilir. Bu nedenle antibiyotik ilaçlar küf mantarlarının gelişmesi ve yayılması için ideal ortam oluştururlar.
a-) Maya mantarları: Candida albicans ve kryptokokken en önemlileridir.
b-) Küf mantarları: Aspergillus türleri, penicillum, mucor, botrytis, fusarium, alternaria ve cladosporium türleri en önemlileridir.
Mantarların yayılışı:
1-) Besinlerle küf mantarları yayılır.
2-) Kimyasal ilaçlar küf mantarlarının yayılmasına sebep olurlar, örneğin penisilin küf mantarından elde edilmiştir.
3-) Ağır metaller: Bakır ve cıva gibi küf mantarlarının yayılmasına sebep olur örneğin eskiden bakır kaplarla yenen yemeklerden dolayı sık sık zehirlenmeler olmuştur.
4-) Küf mantarını teneffüs ederek zehirlenme
Küf mantarı nerede bulunur?
Ahırlar, hayvan bulunan evler, hayvan yemleri, tahıl ambarları, nemli veya yaş odalar, ev tozu, eski koltuklar, eski döşeme, tam olarak kurumamış yeni binalar, ağaç mobilya ve laminant gibi tahta döşemelerde kullanılan kimyasal ilaçlar, mutfak, besin depolanan kilerler, klimalar, nemli havanın olduğu mekanlar, süs bitkileri, bitki artıkları, sabunlar ve kozmetik maddeler, diş macunları, kimyasal ilaçlardan: antibiyotikler, antialerjikler, antihistaminikler, kortizon ve mide-bağırsak ilaçları küf mantarları içerirler. Ayrıca kimyasal metotlarla hazırlanan ilaçlar örneğin B12-Vitamini, penisilin vb. Küf mantarlarından elde edilir. Bu da fayda yerine zarar verir. Bu nedenle doğal yollarla vitamin alınması doğru beslenilmesi ve doktorunuz tarafından verilen ilaçların kullanılması uygundur.
Mantar hastalıkları:
Deri, tırnak ve ayakta görülen mantar türleri genellikle mukozada mantar olduğuna işarettir. Küf mantarları nefes yolları ve sindirim sistemine, özelikle de mide-bağırsak mukozasına yerleşirler. Nefes yollarına yerleşmişse alerji, astım, alerjik bronşit ve mide-bağırsak mukozasına yerleşmişse besin alerjisi, migren, depresyon, hormon anormallikleri ve de mide-bağırsak rahatsızlıklarına sebep olurlar.
Mikotoksinler (mantar zehirleri):
Kronik bronşit, astım, psödo-krup, bronş karzinomu, ishal, kabızlık, bulantı, besin alerjisi, kronik bağırsak iltihabı (enterit), kalın bağırsak iltihabı (kolit), kalın bağırsak ülseri, psodö-alerji, alerji, alerjik astım, kronik bronşit, enfeksiyon ve çocuklarda hiperaktiviteye neden olur. Buna karşı kullanılan kortizonlu ilaçlar küf mantarının yayılmasına neden olduğundan hastalık daha da karmaşık bir hal alır ve daha başka hastalıklar da ortaya çıkar. Mikotoksinler organizmayı tarip eder, mutajenik (genetik değişim yaratan), kanserojen (kanser yapıcı ) ve teratojenik (organ ve dokuların özürlü olmasına sebep olan) etkilere sahiptir.
Küf mantarının zehirlerini yani mikotoksinleri üretmesi besin maddeleri ve hayvan yemleri ile mümkündür. Nemli ekmek hemen küflenirken, kuru ekmek asla küflenmez. Küf mantarı 0-40 derece arasında her zaman mikotoksin salgılayabilir. Küf mantarının mikotoksin üretimi durdurulamaz, fakat besinler hazırlanırken dikkat edilirse küf mantarının yayılması önlenir. En tehlikeli çavdar mahmuzu mantarıdır. Bu mantar ishal, kusma, bulantı, başağrısı, organların ölmesi, sinirlerin tahrip olması, kaslarda karıncalanma, kramplar, sara vb. Rahatsızlıklara sebep olur.
Küf mantarının en önemlileri:
1-) Aspergillus flavus
2-) Aspergillus fumigatus
3-) Aspergitus niger
Bunlar çok tehlikeli mikotoksik maddeler olan: Aflotoksin B1, G1, M1, Patulin, Ocratoksin A, Kojiasidi (Cojiasidi) ve Penisilinasidi üretirler. Bu mikotoksinler: Tansiyon düşürücü, mutajen, teratojen, kanserojenje, nefrotoksik etkiye sahiptirler. Küf mantarlarının ürettiği bazı zehirler ise östrojen (dişilik hormonu) gibi etkiye sahiptirler.
Mikotoksikoz türleri:
a-) Eksojenik (harici) nedenlerle ortaya çıkan mikotoksikozlar:
1-) Küf mantarının yayılması, örneğin: Orman, tahıl tarlaları ve binalar
2-) Kimyasal ilaçlar ve ağır metaller, örneğin haşerelere karşı kullanılan ilaçlar.
b-) Endojenik (dahili) mikotoksikozlar:
1-) Mikotoksin içeren ilaçlar
2-) Antimikozitikalar (mantarlara karşı kullanılan ilaçlar)
3-) Küf mantarlarının ürettiği besinler
Bunlardan eksojenik mikotoksikozları tedavi etmek kolaydır. , fakat endojenik mikotoksikozlar çok problem yaratabilir. Endojenik mikotoksikozlar primeri (birinci) ve sekodori (ikinci) olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer mikotoksikozlar direkt olarak küf mantarları tarafından sebep olunan rahatsızlıklar olurken sekondori mikotoksikozlar ayrıca bağırsakların, özellikle de ince bağırsağın tahrip olması nedeniyle daha karmaşık bir durum ortaya çıkar.
Mantarların semptomu (belirtileri)
1-) Maya mantarları şeker ve karbonhidratlarla beslenir ve bunlarda ürettiği zehirli gazlar şişkinlik yapar.
2-) Nefes darlığı ve kalp rahatsızlıkları: Karındaki gaz diyaframı yukarı doğru kaldırır. Sıkışan akciğer nedeniyle nefes darlığı ve sıkışan kalp nedeniyle de kalp rahatsızlıkları görülür.
3-) Dişeti ve dilde beyaz tabakalar oluşur fırçalama ve yıkama ile geçse de yeniden oluşur.
4-) Deride kaşıntıya sebep olur.
5-) Bağırsak mantarlarının aşırı şeker tüketmesi nedeniyle kişinin kanında şeker yetersizliği görülür. Vücudun şeker ihtiyacı giderilemediğinden kişi sürekli şekerli maddeler yer.
6-) Bağırsaklardaki mantarlar faydalı bakterileri yavaş yavaş yok ederek yerini alır. Bu nedenle de kişide kabızlık, ishal vb. Rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu mantarlar sonra idrar yollarına geçer.
7-) Kişi alkol içmediği halde ağzı alkol kokuyorsa buna bağırsak mantarlarının sebep olduğu alkol üretimindendir.
8-)Kronik mesane ve vajina iltihaplanması: Antibiyotik ilaçlar bakterileri öldürürken mantarların yayılmasına neden olur. Böylece daha tehlikeli ve sık sık iltihaplanmalar görülür.
9-) Eklem ve kas ağrıları: Mantarların salgıladığı mikotoksinler eklem ve kaslarda yoğunlaşarak ağrılara sebep olur. Bu ağrıların romatizmadan mı mikotoksinlerden mi olduğu anlaşılamaz.
10-) Yorgun, dermansız ve konsantre olamama: Vücut sürekli mantarlar ve zehirleri (mikotoksiler) ile uğraşmaktan kendini regenerasyon (yenileme) yapamaz ve kişi genellikle yorgun olur ve konsantre olamaz.
11-) Cinsel isteksizlik: Kişide enerji yetersizliği olduğundan, bu da cinsel isteksizliğe sebep olur. Ayrıca mantarların salgıladığı mikotoksinler hormon benzeri etkiye sebep olduğundan kadınlarda kısırlığa dahi sebep olabilir.
Mantarlar doğum kontrol hapları ile daha da çok yayılırlar, çünkü bu onların besinin oluşturur.
Mantarlar her insanda başka rahatsızlıklara sebep olabilir.
Kendini teşhis etme:
1-) Şişkinlik, kabızlık, ishal
2-) Makatta kaşıntı ve kızarıklık
3-) Mide ağrısı ve ağız kokusu,
4-) Dişte ve dile beyazımsı veya sarımsı pas gibi tabaka
5-) Aşırı yorgunluk, dermansızlık konsantre olamama, unutkanlık, isteksizlik
6-) Aşırı tatlı yeme isteği ve aşırı açlık duygusu
7-) Kasların titremsi ve kas ağrısı
8-)Nefes darlığı, burun tıkanması, kulak iltihaplanması
9-) Ense, omuz, sırt ve bel ağrısı
10-) Eklem ağrısı ve şişmesi
11-) Deride sivilce, saçların yağlanması, deride kuruma,
12-) Küf gibi pis bir koku
13-) Adet halinde aşırı ağrılar mantar enfeksiyonu nedeniyle
14-) Prostatit, kolit, ve faranjit gibi iltihaplı rahatsızlıklar
15-) Mesane iltihaplanması, instersistiyel sistit, cinsel isteksizlik
16-) Mikotoksinler migren, baş ağrısı, depresyon ve panik atağı tetikler
17-) Diyabet, kolesterol ve yüksek tansiyonu tetikler
18-) Kurdeşen, kaşıntı, polen alerjisi, besin alerjisi, alerjik astım
Bunlardan birkaçı görülürse mantar olabilir.
Küf mantarı nasıl teşhis edilir?
Defi-hacet testi: Defi-hacettenin (dışkı ) değişik noktalarından alına numuneler laboratuara gönderilir ve inceleme sonucunda mantar bulunursa tedaviye başlanır. Çoğu zaman defi-hacet testi yeterli olmamakta ve kişideki mantarlar teşhis edilememektedir. Bu nedenle şüpheli durumlarda kan testi yapılmalıdır. Hemagglutinasion test, yani kanda İmmünglobulin Tip M (İgM) kanda bir hafta gibi kısa süreli devriye görevi yapar, şayet İgM kanda varsa mantarda var demektir. İmmünfloreszenz testi: Burada kanda immünglobulin Tip G (İgG) olup olmadığına bakılır, şayet varsa vücutta bir aydır mantarlara karşı mücadele olduğunu gösterir.
Küf mantarının tedavisi:
1-) Besinlerin bozulmadan atılması gerekir, bozulunca tehlikelidir.
2-) Evin temiz tutulması ve küf mantarından korunması
3-) Kimyasal ilaçlar, özelikle de küf mantarının yayılmasın sebep olabilecek penisilinden ve kortizonlu ilaçlardan uzak durulmalıdır.
4-) Spor yapılmalı
5-) Hijyene dikkat edilmeli
Küf mantarı ve maya mantarı (cadida albicans): Unutulmamalı küf mantarı (aspergillus ve diğerleri) olmadan, maya mantarları (candida albicans ve diğerleri) yaşayamazlar ve mantarların yayılmasında Epstein Bar Virüsü çok önemli rol oynar.
6-) Mantarları besleyen Beyaz unlu mamüler; ekmek, mantı, makarna, tatlı yiyecekler ve tatlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Tatlı yiyecek ve içecekler ve de hamurlu yiyecekler mantarların ana besinlerini oluşturur. Tatlı yiyecekler sadece baklava çikolata değil, kavun, karpuz ve üzüm gibi tatlı meyvelerde mantarları besler. Bu nedenle dikkatli beslenmek gerekir.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.
Fenerbahçe Başkanvekili Abdullah Kiğılı, Lig TV Muhabiri Ömer Güvenç'in sorularını yanıtladı. Transfer çalışmaları hakkında bilgi veren Abdullah Kiğılı, "Tino Costa ve Mehmet Topal transferinde henüz kesinleşmiş bir şey yok. Sanırım 3 Temmuz'a kadar bir sonuç alırız" dedi.
İlk olarak UEFA'nın Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne davet etmesiyle ilgili kararı değerlendiren Kiğılı, "Bu kararı bekliyorduk. UEFA, TFF'den çıkan karara bakar. 2 federasyon arasındaki farkı görüyoruz. Esas olan TFF kararıdır. UEFA'da bu karara baktı. Gidip UEFA'ya giden binlerce ihbara mı bakacak? Onların hepsi çöpe gidiyor" dedi.
Son kararın UEFA Disiplin Kurulu'nda olacağı yönündeki maddeye de değinen Kiğılı, sözlü savunmayı geçen hafta verdiklerini ve denetim kurulunda temiz raporu aldıklarını söyledi. Kiğılı ayrıca, Disiplin Kurulu'nda da olumsuz bir karar beklemedikleri ve bu işin artık bittiğini ifade etti.
"YILDIRIM BU HAFTA TAHLİYE OLUR"
Başkan Aziz Yıldırım'ın cezaevinde olmasını yabancılara izah edemediklerini belirten Kiğılı, hukuksal bu durumu açıklamayadıklarını, Yıldırım'ın çete suçlaması ile yargılandığı için dışarı çıkamadığını tahmin ettiğini söyledi. Kığılı bu hafta tahliye kararı beklediklerini ve Aziz Yıldırım'ın yokluğunu çok hissettiiklerini dile getirdi.
"KEŞKE OYUNCULARIMIZI SATMASAYDIK"
Fenerbahçe Başkan Vekili geçen sene yaşadıklarını süreci ise şöyle anlattı: "İlk başta çok önemsemedik. Ancak daha sonra durumun çetrefilleştiğini anladık. Bankalar sıkıştırıyordu. Feneriumlar boştu. Bizim de hatalarımız var tabiii. Mesela Lugano, Niang ve Andre Santos gibi oyuncularımızı gereksiz yere sattık. Emenike'nin durumu farklıydı. İçeriden çıktığı zaman tanınmayacak haldeydi ve artık Türkiye'de durmak istemediğini söyledi. O takım Şampiyonlar Ligi için oluşturulmuştu. Ve çok büyük başarılara imza atacaktık."
"Fenerbahçe'nin ne kadar büyük bir marka olduğunu son bir yılda anladım" diye sözlerine devam eden Kiğılı, "Allah, geçen sene yaşadıklarımızı kimsenin başına vermesin. Çok zor günler geçirdik. Taraftar çok büyük destek verdi. Düşünün hangi takım 46 bin kadın taraftar önünde oynar. Feneriumlar doldu taştı. Geçen sene 62 milyon TL ciro yaptık. Önümüzdeki senelerde de halka açmayı planlıyoruz" diye konuştu.
"EMRE KARARI BİZE AİT"
Emre Belözoğlu'nun gitmesinde son kararın yönetim kuruluna ait olduğunu açıklayan Abdullah Kiğılı, "Emre saha dışında melek gibi bir çocuk. Ancak saha içinde bambaşka biriye dönüşüyor. Zaman zaman takım arkadaşlarına da yansıyor. Ancak Emre'nin ayrılması onun Fenerbahçe'den ayrılması kopması anlamına gelmiyor. Futbolu bıraktıktan sonra da Fenerbahçe'ye hizmet edecektir" ifadelerini kullandı.
TINO COSTA VE MEHMET TOPAL'IN DURUMU
Transfer çalışmaları hakkında bilgi veren Abdullah Kiğılı, "Tino Costa ve Mehmet Topal transferinde henüz kesinleşmiş bir şey yok. Sanırım 3 Temmuz'a kadar bir sonuç alırız. Aykut Kocaman, kimi almak istiyorsa gider alırız. Nakit açısından bir sıkıntımız yok. Yobo ve Ziegler konusunda son karar Aykut Kocaman'a ait. Yobo artık aileden biri, tahmin ediyorum önümüzdeki sezon da bizim formamızı giyer"diyerek bu oyuncular için umutlu konuştu.
"HERKESTEN DAYAK YEDİK"
Abdullah Kiğılı bu süreçte kimseden destek görmediklerini dile getirirken, "365 gündür UEFA sopasıyla bizi darağacında idam ettiler. Şimdi ne yapacaklar merak ediyorum. Ancak hala ayaktayız" dedi. Yeni yönetimde yer almayan Nihat Özdemir, Ali Koç, Murat Özaydınlı'yı arayacaklarını vurgulayan Kiğılı, bu isimlerin ayrılmamaları için de çok uğraştığını sözlerine ekledi.
2012 FIBA Kadınlar Olimpiyat Elemeleri'nde mücadele eden A Milli Kadın Takımımız, A Grubu'ndaki 2. maçında Japonya'yı 65-49 mağlup ederek grubunu lider tamamladı ve Londra yolunda dev bir adım attı.
Ankara Spor Salonu'nda oynanan karşılaşmada rakibini 65-49'luk skorla yenen Potanın Perileri, A Grubu'nu lider bitirdi. Millilerimiz, 29 Haziran Cuma günü B Grubu'nu ikinci bitiren takım ile karşı karşıya gelecek. (Çek Cumhuriyeti - Arjantin maçının kaybedeni) Periler, bu maçı da kazanması durumunda 2012 Londra Olimpiyatları'na katılma hakkına sahip olacak.
İLK ÇEYREKTEN DETAYLAR
Karşılaşmaya hem savunmada hem de hücumda çok istekli giren Türkiye, Nevriye ve Hollingsworth'un pota altı, Birsel'in de dış atıştan bulduğu sayılarla 2. dakikayı 9-2 önde geçti. Mamiya ve Takada ile sayılar bulan rakibine Hollingsworth'un etkili oyunuyla karşılık veren Potanın Perileri, 5. dakikaya da 13-6 üstün girdi. Takımların sayı üretmekte zorlandığı bu bölümde Japonya, Mamiya, Türkiye ise Esmeral ile sayılar üretirken, ilk periyot 16-8 (A) Milli Takım lehine sonuçlandı.
İKİNCİ ÇEYREKTEN DETAYLAR
2. çeyreğe iyi başlayan taraf Japonya oldu. Mamiya, Oga ve Takada ile basketler üreten Japonya, 13. dakikada farkı 5 sayıya (19-14) indirdi. Esmeral-Hollingsworth ikilisinin sayılarına Birsel ve Tuğba'nın da katkı vermesiyle 13-4'lük seri yakalayan Ay-yıldızlılar, 18. dakika farkı çift haneli sayılara taşıdı: (32-18). Alan savunması yapan rakibi karşısında pota altını iyi kullanan Türkiye, özellikle Nevriye'nin basketleriyle aradaki farkı korudu ve devreyi 36-23 üstün tamamladı.
ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTEN DETAYLAR
3. periyodun ilk dakikalarında hücumda sıkıntı yaşayan Türkiye, savunmasında da açıklar verince Japonya, Takada, Yano ve Mamiya'nın basketleriyle 7-0'lık seri buldu ve 22. dakika içinde farkı 6 sayıya (36-30) indirdi. Birsel'in 3 sayılık basketiyle sessizliğine son veren milliler, Nevriye ve Esmeral'in skorer oyununu sürdürmesiyle rakibine 10-3'lük seriyle karşılık verdi ve 25. dakika içinde farkı tekrar çift hanelere taşıdı: (46-33). Japonya, Takada ve Mamiya'nın üst üste sayılarıyla farkı azaltmaya çalışsa da Türkiye, serbest atış çizgisinde yüksek yüzde yakaladı ve bu çeyreği de 52-39 üstün geçti.
DÖRDÜNCÜ ÇEYREKTEN DETAYLAR
Final çeyreğinin ilk dakikalarından itibaren oyunun kontrolünü tamamen eline alan Potanın Perileri, Nevriye, Işıl ve Bahar'ın basketleriyle 9-0'lık seri buldu ve 35. dakikada farkı 22 sayıya kadar (61-39) çıkardı. Kalan süre içinde tempoyu istediği gibi ayarlayan Türkiye, rakibinin de acele atışlar kullanmasını iyi değerlendirdi ve karşılaşmadan 16 sayı farkla 65-49 galip ayrıldı.
Beşiktaş, Arena’yı bu kez Bakan’ın yanında istedi, G.Saray yine olumsuz yanıt verdi.
Aysal: Biz bu işin olmayacağını anlattık.
Orman: Çözüm için Başbakan’a gideceğiz.
G.SARAY kritik zirvede Beşiktaş’ın Arena’da oynama talebine yine ‘Hayır’ dedi... Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın makamında gerçekleşen toplantıda Beşiktaş Başkanı Fikret Orman yine Arena’yı resmen istedi ve G.Saray olumsuz yanıt verdi. 2 saat süren zirvede yine kesin bir çözüme ulaşılamadı.
Sarı kırmızılılar, Beşiktaş’ın talebine niye hayır demek zorunda olduğunu açıkça dile getirdi ve başka statları işaret etti. G.Saray kanadı bunun nedenlerini ise özetle şöyle açıkladı...
Gerekçeler sıralandı
1-3 yıllığına satılan özel loca ve Türk Telekom Arena’daki ofis sahiplerine ne yanıt verileceği.
2-Galatasaray’ın tüm önemli birimlerinin ofisleri Arena’da yer alıyor.
3-Stadyumda ve çevresinde bulunan Galatasaray Store’ların Beşiktaşlı taraftarlardan zarar görebilme ihtimalinin yüksekliği.
4-Kulüp tüzü-ğüne göre de gerekli izin için genel kurulun ‘evet’ demesinin gerekliliği.
5-1.5 milyon TL’nin üzerinde masraf yapılan zeminin iki kulübün maçlarını kaldıramayacağı.
“Tekrar konuşacağız”
Orman, toplantıdan sonra yaptığı değerlendirmede, “G.Saray’dan bu konunun çözümünü istedik. Onlar taraftarlarını gerekçe gösterip uzlaşmadılar. Tekrar bir araya gelip konuşacağız. Biz bu arada konuyu Başbakan’a götüreceğiz” dedi.
Aysal ise toplantıdan sonra net konuştu: “Artık bu defteri kapattık. Bir daha görüşmeyeceğiz...”
Ünal Aysal Hürriyet’e şunları söyledi; “Toplantıda Beşiktaş’ın neden Arena’da oynamaması gerektiğini ve G.Saray’ın büyük zarara gireceğini anlattık. Başka alternatiflerin daha uygun olacağını söyledik. Beşiktaş ısrarcı oldu. Ancak biz kabul edemeyeceğimizi söyledik. Ve toplantı bitti.”
Comtesse De Segur Kimdir - Comtesse De Segur Resimleri - Comtesse De Segur Biyografisi - Comtesse De Segur Hakkında
Yazar Adı : Comtesse DE SEGUR
Yazarın Kitap Sayısı : 5
Yazar Hakkında :
1799 yılında, Saint-Pétersbourg'da doğdu. Fransız kadın yazar Comtesse de Segur, çocuk romanlarıyla tanındı. 1874 yılında Paris'te öldü.
Shopping for Trouble Özeti - Shopping for Trouble Tanıtımı
Colette is studying English in London. She loves art and is thrilled when she and her friend Annika are allowed to visit the National Gallery. But Annika thinks they can have more fun elsewhere. Colette isn't happy, but she goes along with her friend. Then she sees -or thinks she sees- Annika do something that gets them both into serious trouble.
İngilizce
48 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
Ankara, 2007
ISBN : 9789757103479
Renkli, Resimli
Bir Eşeğin Anıları Özeti - Bir Eşeğin Anıları Tanıtımı
» ISBN: 9789944882873
» Yıl: 2008
» Sayfa: 288 s
Ele avuca sığmaz, çok zeki, kendini diğerlerinden üstün gören, çok becerikli, kendini beğenmiş, yardımsever, zaman zaman da çok kötü... Marsıvan bütün bu özellikleri tek başına taşımayı başaran, çılgın bir eşek. Gittiği her yeri karıştırdığı için bir türlü aile edinemiyor. Sonunda tam da gönlüne göre bir aile buluyor, ama her zaman kendini haklı bulduğu için yine başı belaya giriyor. Çok sevdiği ailesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca aklını başına topluyor ve kendini yeniden sevdirmek için haydutlarla bile kavga etmeyi göze alıyor. Dikkatli olun, Marsıvan`ın maceralarını okurken gülmekten karnınız ağrıyabilir.
Güneş lekeleri tedavisi en zor cilt lekeleri sorunlarındandır. Bunun için yumurta akının ve limonun iyileştirici özelliğini kullanmamız gerekecektir.
Gerekli malzemeler; limon kabuğu, yumurta akı ve bir çay kaşığı baldır. Limon kabuğunu iyice rendeleyip yumurta akı ve bal ile karıştırarak bir güzel çırpıyoruz. Özellikle banyo veya saunadan sonra uygulandığında hem sivilce akne lekelerinin izlerini yok edeceğiz hem de ciltteki gözeneklerin açılmasını sağlayarak daha canlı ve genç bir cilt görünümüne sahip olacağız.
Kahverengi lekelerin tedavisi için elma limon suyu karışımı maskesi:
Elma ve Limon suyunun kahverengi lekelere iyi geldiğini herkes bilir. Şimdi bu sihirli iksirden faydalanmak için iki meyve suyunu sıkarak eşit oranda birbirine yarımşar bardak olarak karıştırıyoruz.Ardından bu karışımın içerisinde 2 yemek kaşığı sızma zeytinyağı ve yağsız süt ilave edip krem kıvamına gelene kadar kısık ateşte bir güzel kaynatıyoruz. Söz konusu krem kıvamındaki cilt maskesini sabah ve akşam 2 kez cildimizdeki kahverengi lekelerin olduğu bölgelere sürüyoruz.
Güneş lekesi maskesi
1 tatlı kaşığı limon suyu, 1 tatlı kaşığı bal, 1 tatlı kaşığı yulaf unu ve 1 çorba kaşığı yoğurt karıştırılıp yüze sürülür. 20 dakika ciltte bekletilen maske cilt ovarak temizlenir. Ardından bol su ile yıkanarak yüz maskeden arındırılır. Bu maskenin haftada bir defa kullanılmalıdır.
Yine bir önerim:
1 tatlı kaşığı yoğurda, 1 çay kaşığı karbonat koyun ve cildinize 1 saat bekletin. Haftada 1 kez uygulayın. Ve dışarı çıktığınızda 20 faktörlü kremler kullanın.
Cildin Beslenmesine gelince; her gün C vitamini içeren besinler almaya özen göstermek gerekir: Limon, greyfurt, portakal, yeşil soğan, ısırgan otu vb. gibi. Böylece güneşe karşı cildinizi güçlendirmiş olursunuz. Eğer beslenmeyle yeterince vitamin alamıyorsanız, 2-3 hafta vitamin tabletleri kullanabilirsiniz.
Almanya Futbol Federasyonu'ndan gelen haber, herkesi şoke etti. Türk takımlarının Almanya'da özel maç oynaması yasaklandı.
Birçok Süper Lig takımı, sezon öncesi kamplarını Almanya'da yapıyor. Avrupa'da gurbetçilerin en yoğun yaşadığı ülkedeki hazırlık karşılaşmaları sırasında ise statlarda meşale yakılması ve taraftarların sahaya girmeleri nedeniyle istenmeyen olaylar yaşanabiliyor.
Bu konuyu değerlendiren Almanya Futbol Federasyonu (DFB), Türk takımlarının Almanya'da özel maç oynamasının yolunu kapattı. Öyle ki geçtiğimiz yıl Galatasaray-Inter ve Fenerbahçe-Nürnberg karşılaşmalarını örnek gösteren DFB, bu sezondan itibaren Türk takımlarına izin vermeyecek.
Yasakla ilgili yazının, Türkiye Futbol Federasyonu ve Türkiye büyükelçiliğine de iletildiği öğrenildi. Böylece birçok Türk takımının Almanya’da kamp yapma planları tehlikeye girdi.
Son olarak bir Alman şirketin, Galatasaray'ın Rosenheim'la 11 Temmuz'da yapacağı özel maç için DFB'ye başvurduğu, ancak güvenlik gerekçesiyle müsabakaya onay çıkmadığı bildirildi.
Düren: O içerikte bir yazı yok
İddiaların aksine Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Basın Sözcüsü Prof. Dr. Mete Düren, TFF'ye bu içerikte bir yazı gelmediğini, dolayısıyla yasakla ilgili henüz bir bilgilerinin olmadığını ve böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırdıklarını söyledi.
TFF yöneticisi Arif Koşar ise "Bir çok Süper Lig ve Bank Asya 1. Lig takımı, yeni sezon çalışmalarını Almanya, Hollanda, Belçika ve Avusturya'da yapıyorlar. Alman Futbol Federasyonu'ndan TFF'ye gelen bir yazı yok. Böyle bir karar alırlarsa açıklamamızı yaparız" dedi.
"Malına sahip ol, hırsızın başını belaya sokma"
TFF Yönetim Kurulu yedek üyesi Yemen Ekşioğlu, "Almaya'nun bu konuda aldığı kararı sonuna kadar destekliyorum. Gurbetçi kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ama milliyetçilik yapmanın lüzumu yok. Holigan her yerde holigan. 'Malına sahip ol, hırsızın başını belaya sokma' diye bir laf vardır. Adam gibi maç seyredersek neden sorun olsun? Türkiye'de oynanan maçlarda çıkan olayları düşünelim. Bizde yasa 'şike yasası' diye çıktığı için caydırıcılığı yok. Son Fenerbahçe-Galatasaray maçını hatırlayalım. İçeride bir Allah'ın kulu yok, herkes serbest. Kavga sende, küfür sende, maça mı gidiyorsun savaşa mı gidiyorsun belli değil. Kurban bayramlarında bile kasaplar bu kadar satır kullanmıyor. Haliyle adamlar, kendi ülkesinde özel maç yapmamızı istemiyor" yorumunda bulundu.
"Hesap sorulacaksa güvenlik şirketine sorulsun"
Beşiktaş yöneticisi Levent Erdoğan, "Bugüne kadar Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yapılan hazırlık maçlarında bir sorun yaşamadık. Amatör sahalarda yapılan hazırlık maçlarında taraftar sahaya giriyorsa, bunun önlemini kulüplerin anlaştığı güvenlik şirketi almalı. Hesap sorulacaksa bu güvenlik şirketlerine sorulmalı" ifadelerini kullandı.
Beşiktaşlı futbolcu İbrahim Toraman, konuyla ilgili olarak, "Yurt dışındaki hazırlık maçlarına taraftarların özlemi var. İnanılmaz sevgi seli oluyor. Bugüne kadar yurt dışındaki vatandaşlarımızın sahaya girmesinden zarar görmedik. Resmi maçlarda böyle olaylar kesinlikle yaşanmadı" dedi.
Siyah-beyazlı takımın file bekçisi Rüştü Reçber ise "Almanya'nın böyle bir karar almasına anlam veremiyorum. Resmi maçlarda bugüne kadar öyle bir sorun yaşanmadı. Özel maçlar amatör sahalarda yapıldığı için bir rahatlık oluyor. Bu rahatlık Almanları rahatsız ediyorsa üzülürüm" şeklinde konuştu.
Niersbach'tan 17 Temmuz vurgusu
Almanya Futbol Federasyonu Başkanı Wolfgang Niersbach, "Türk takımlarına genel bir yasak yok. Güvenlik nedeniyle bazı maçların çeşitli statlarda oynanmaması söz konusu. Güvenlik kurulu, farklı detayları göz önünde bulundurmuş olabilir. Konuyla ilgili 17 Temmuz'da toplantı yapacağız" dedi.
İşte tehlikeye giren maçlar
Uerdingen-Trabzonspor
Willen II-Trabzonspor
Fenerbahçe-Mallorca
Saint Pauli-Fenerbahçe
FC Köln-Fenerbahçe
Milli maç yarıda kaldı
Son olarak A Milli Futbol Takımı'nın Finlandiya ile oynadığı hazırlık maçı, gurbetçilerin sahaya girmesi nedeniyle iki dakikalık uzatma bölümü oynanmadan yarıda kalmıştı.
Bir şok da Hollanda'dan
Türk takımlarıyla ilgili ilk yasağın geçen yıl Hollanda tarafından koyulduğu ve temsilcilerimizin Hollanda sınırları içinde maç yapmasının mümkün olmadığı öğrenildi. Hollanda Futbol Federasyonu'nun yasağı, bu yıl da devam ediyor.
İspanya ile Portekiz arasında oynanacak yarı final maçını Cüneyt Çakır yönetecek.
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği'nin (UEFA) açıklamasında, turnuvada yarı final maçlarını yönetecek hakemlerin belirlendiği belirtildi.
Açıklamaya göre, 27 Haziran Çarşamba günü Ukrayna'nın Donetsk kentinde oynanacak İspanya-Portekiz yarı final maçında, FIFA kokartlı Türk hakem Cüneyt Çakır düdük çalacak.
Çakır'ın yardımcılıklarını FIFA kokartlı yardımcı hakemler Bahattin Duran ve Tarık Ongun yapacak. FIFA kokartlı hakemlerimiz Bülent Yıldırım ve Hüseyin Göçek de kale çizgilerinde görev alacak. Slovenya Federasyonu'ndan Damir Skomina maçın dördüncü hakemi olacak.
28 Haziran Perşembe günü Varşova'da oynanacak Almanya-İtalya yarı final maçını ise Fransız Stephane Lannoy'un yöneteceği bildirildi.
EURO 2012'DE ÜÇÜNCÜ MAÇI
Turnuvada ilk olarak 11 Haziran'da Kiev'de oynanan Ukrayna-İsveç maçını yöneten 36 yaşındaki hakemimiz, 18 Haziran'da da İtalya-İrlanda Cumhuriyeti maçında düdük çalmıştı. Çakır ayrıca, 24 Haziran'daki İngiltere-İtalya karşılaşmasında dördüncü hakem olarak görev yapmıştı.
KARİYERİNİN 5. ULUSLARARASI YARI FİNALİ
2006 yılında FIFA kokartı takan Cüneyt Çakır, şu ana kadar 63 uluslararası müsabakada düdük çaldı. Avrupa Şampiyonası'nda görev alan en genç (36) hakem olan Cüneyt Çakır, ilk uluslararası yarı finaline 2009 yılında İsveç'te düzenlenen 21 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası'ndaki İngiltere-İsveç maçında çıktı. Cüneyt Çakır'ı bu karşılaşmadan sadece 10 ay sonra bu kez UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final maçı bekliyordu. 29 Nisan 2010'da Fulham ile Hamburg arasında oynanan yarı final rövanş müsabakası Çakır'ın kariyerindeki önemli dönemeçlerinden birini oluşturdu.
2010-2011 sezonunda Şampiyonlar Ligi grup maçlarında yönettiği Rubin Kazan-Barcelona maçıyla 10 yıl aradan sonra bir Türk hakem, Şampiyonlar Ligi'nde görev aldı. Cüneyt Çakır, Haziran 2011'de de en üst kategori olan UEFA elit hakem kategorisine yükseltildi.
Her yıla bir yarı final sığdırmaya başlayan Cüneyt Çakır'ın 2011'deki yarı finali ise Kolombiya'da düzenlenen 20 Yaş Altı Dünya Kupası'nda oldu. Türk hakem, burada Portekiz-Fransa yarı final maçı da dahil olmak üzere toplam 5 müsabakada düdük çaldı.
Cüneyt Çakır, 2011-2012 sezonunda ise 5 tane Şampiyonlar Ligi maçı yönetti. 24 Nisan 2012'de Nou Camp'a çıkan Cüneyt Çakır, Barcelona ile Chelsea arasındaki Şampiyonlar Ligi yarı final rövanş mücadelesini yönetme başarısı gösterdi.
Çocukların, serinlemek için girdiği temiz gibi görülen kirli sular nedeniyle ishal olabileceği ve buna bağlı olarak yaşamlarını yitirebileceği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Oran, ishalin hemen müdahale edildiğinde basit bir tedavisi olmasına rağmen, geç kalındığı zaman olumsuz sonuçların ortaya çıkabileceğini söyledi.
Sıcakların etkisini göstermeye başlamasıyla çocuklarda ishal rahatsızlıklarının artabileceğine dikkati çeken Oran, “Buzdolabından kısa süreliğine çıkartılan ve çocuğa yedirilen mamalar ishal yapıyor. Bozulan mama çocuğun sindirim sistemini bozuyor. Seyyar satıcıdan alınan sağlıksız içecek ve yiyecekler de ishal nedeni olabilir” dedi.
SULAR TEHLİKE SAÇABİLİR
Sıcaklarda serinlemek için girilen sulara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Oran, şunları kaydetti:
“Dünyada çocuk ölümlerine bakıldığında çok sayıda çocuğun kirli sulardan bulaşan mikroplar nedeniyle ishal olduğu ve yaşamını yitirdiği görülüyor. Temiz olmayan havuzlar, su birikintilerinde her türlü mikrop olabiliyor. Çocuk buradan hastalığı kaptığında vücut sürekli sıvı kaybı yaşıyor ve halsiz düşüyor. Çocuğun midesi bulanır, kusar, hatta içtiği suyu bile çıkartır. Çocukların bağışıklık sistemleri tam gelişmediği için buradan alınan mikropla vücut mücadele edemeyebilir. Bir de aile, ishali artar düşüncesiyle çocuğa su vermez ise çocuk kaybedilebilir.”
Oran, öğle sıcağında çocukların çok fazla dışarıya çıkartılmaması ve ailelerin serinlemek için girilen suyun temizliğine çok dikkat etmeleri gerektiği uyarısında bulundu.