ozlemank77

ozlemank77

Üye
10.09.2006
Çavuş
1.180
Hakkında

  • Maceradan maceraya koşan "Indiana Jones", 20 yıl aradan sonra beyazperdeye dönüyor. Harrison Fordun 65 yaşında Indiana Jones karakterini canlandırdığı filmin çekimlerine başlandı.


    noimage

    Filmin resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, "sinemanın harika çocuğu" Steven Spielberg, dördüncü "Indiana Jones" filmi için kamera arkasına geçti.

    "Yıldız Savaşları-Star Wars" serisinin yönetmeni George Lucasın da yapımcı olarak destek verdiği filmin çekimleri yaz boyunca sürecek.


    "Lucasfilm Ltd" tarafından hazırlanan filmin 22 Mayıs 2008 tarihinde izleyiciyle buluşması planlanıyor. Frank Marshall ile Kathleen Kennedynin de yapımcılığını üstleneceği filmin dağıtımını Paramount Pictures gerçekleştirecek.

    Efsane 1981'de başladı

    "Indiana Jones" serisinin dördüncü halkasında 65 yaşındaki ünlü aktör Harrison Ford yeniden kamera karşısına geçti. Filmde, oyuncuya, John Hurt, Shia LaBeouf, Cate Blanchett ve Ray Winstone eşlik ediyor. Filmin senaryosunu David Koepp kaleme aldı.

    Toplam 94 milyon dolara çekilen "Indiana Jones" serisi, 1981 yılında "Kutsal Hazine Avcıları-Raiders of the Lost Ark" adlı yapımla başladı.

    Harrison Ford, 1984 te "Indiana Jones: Kamçılı Adam-Indiana Jones and the Temple of Doom", 1989 da "Indiana Jones: Son Macera-Indiana Jones and the Last Crusade" adlı filmlerde kamera karşısına geçti.

    Filmde rol alması beklenen Sean Connery, geçtiğimiz günlerde emeklilik günlerine veda etmek istemediği gerekçesiyle yapımda Indiana Jonesun babasını canlandırmaktan vazgeçtiğini açıklamıştı
#21.06.2007 11:07 0 0 0
  • Eşkiya ve Gönül Yarası gibi unutulmaz filmlere imza atan Yavuz Turgul, yeni filmi için kolları sıvadı. Ünlü yönetmenin yeni projesi, senaryosunu da yazdığı 'Kabadayı' isimli film. Sinema dünyasının en büyük oyuncularından Şener Şen'le, yeni dönemin jön adaylarından Kenan İmirzalıoğlu'yu bir araya getiren "Kabadayı" filmi aralık ayında vizyona giriyor.


    Yavuz Turgul'un yönetmenlik koltuğuna oturacağı filmde yapımcılığı yine Mine - Ömer Vargı çifti üstlenecek. Şener Şen'in "Ali Osman", Kenan İmirzalıoğlu'nun da "Devran" rollerini oynayacağı filmin teaser'ı sinema salonlarında gösterilmeye başlandı.

    İsmail Hacıoğlu, Rasim Öztekin ve Aslı Tandoğan'ın da rol alacağı film, biri eski diğeri yeni iki kabadayının öyküsünü beyazperdeye taşıyacak. Şener Şen filmde 'Ali Osman' adında haksızlığa uğrayanları ve güçsüzleri korumayı racon edinen bir kabadayıyı canlandıracak. Kenan İmirzalıoğlu ise hayranlarının karşısına mafya liderliğini racon edinmiş yeni jenerasyon kabadayısı 'Devran' karakteriyle çıkacak.

    Film, uğruna mücadele ettikleri değerler farklı olan bu iki kabadayı arasındaki düşmanlığı ve çekişmeleri anlatacak. Filmin, söylendiği gibi 2007'de vizyona girmesi durumunda Türk sinemalarında yılın en çok izlenen film olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

    Yavuz Turgul'un geceli gündüzlü üzerinde çalıştığı 'Kabadayı'nın tüm hazırlıkları da bitmek üzere. Ekip Temmuz ayının başında çekimlere başlayacak. Film, İstanbul'un Kadırga, Karagümrük ve Kasımpaşa semtlerinde çekilecek
#21.06.2007 10:59 0 0 0
#21.06.2007 00:39 0 0 0
  • noimage

    Tek ve basit bir hayat yaşadığınızı sanıyorsanız, yanıldığınızdan emin olabilirsiniz. Çünkü her kadın, yaşam içinde farklı roller üstlenir. Ve asıl önemli olan, bu rollerin tadını çıkarmayı bilmektir.

    Sevgili, eş, anne, evlat, olgun kadın, genç kız... Biz kadınlar gündelik hayat içinde adeta kılıktan kılığa girer, hatta ara sıra bu kadar fazla kimlikle başa çıkamayacağınız duygusuna kapılıp kendimizi son derece çaresiz hissederiz. Özünde sağlam bir karaktere ve belli kişilik özelliklerine sahip olsak da kabul edin, zaman zaman bulunduğumuz ortama ya da birlikte olduğumuz kişilere göre kabuk değiştirmeyi çok iyi biliriz. Aşırı gelişmiş sezgileriniz sayesinde kimin yanında nasıl davranmamız gerektiğini kestirir, ona göre hareket ederiz. Dört dörtlük bir kadın olmanın sırrı ise rollerimizin hepsini her zaman kusursuz oynamamız değil, onlardan keyif almayı, onlarla barışık yaşamayı becermemizdir. İşte tek bir hayata sığdırmaya çalıştığımız rollerimizden bazıları...

    Ev kadını: İstediğiniz kadar modern bir yapıda olun, istediğiniz kadar iş kadını kimliğinizle özdeşleşin, darmadağınık, pis, zevksiz, özensiz bir evde yaşamak konusunda özel bir yetenek geliştirmediyseniz, ev kadını rolünü oynamak ve bekar olsanız bile evinizde kurduğunuz düzene sahip çıkmak zorundasınız demektir, işe lekeli ceketler ya da ütüsüz pantolonlarla gitmeniz mümkün mü? Ya da yemek yapmaktan vazgeçmeniz? Diyelim ki bir yardımcınız var ve her işinizi o yapıyor. Kopan düğmenizi de mi ona diktireceksiniz? Tabii ki özel bir ilginiz yoksa anneniz gibi zeytinyağlı dolmalar saramaz, dantel örtüler işleyemezsiniz, zaten buna vaktiniz de yok. Fakat sunu unutmayın ki artık ev kadınlığıyla iş kadınlığı birbiriyle çelişen kimlikler olarak kabul edilmiyor. Kariyeri konusunda son derece titiz kadınlar aynı titizliği evlerinde de gösteriyor, hatta hobi olarak yemek ya da; dikiş kurslarına bile katılıyorlar. Hafta sonu evleriyle meşgul olmayı ekstra bir yorgunluk değil, aksine dinlendirici bir aktivite olarak görüyorlar. Yani artık ev kadınlığı modern kadınlar arasında hor görülen değil, takdir edilen bir rol

    Soğuk vamp: Eskiden kadınlar okulu bitirir bitirmez evlenir, çocuk yapar ve hayatlarını sadece anne kimliğinin gölgesinde sürdürürlerdi. Oysa şimdi sadece kariyer peşinde koştukları için değil, biraz da kendileri gibi bekar kadınlardan cesaret aldıkları için evlenmek yerine yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Tek başlarına ya da arkadaşlarıyla birlikte rahat rahat eğleniyor. Bu arada flört etmeyi de ihmal etmiyorlar. Bu flörtlerin vazgeçilmez numarası ise tabii ki soğuk vamp... Eğer siz de gece hayatını sevenlerdenseniz, bu rolü bir gün mutlaka oynamalısınız. En cici kıyafetlerinizi giyerek gittiğiniz bir yerde buz gibi tavırlarınızın üzerinizdekilerle yaratacağı çelişki, sizin gibi cool erkekleri mıknatıs gibi yanınıza çekerken cıvıkların da sizden uzak durmalarını kolaylaştıracaktır. Unutmayın ki en sıcakkanlı, en neşeli kadın bile gerektiğini düşündüğü ya da hissettiği durumda bir buzdağı kadar soğuk ve sessiz olmayı, konuşması yerine doğal güzelliğinin ilgi çekmesini sağlamayı bilmelidir.


    Şefkatli anne: Eski kadınlar anne kimliğinin gölgesinde yaşarlarmış derken elbette artık annelik öldü demek istemiyorum. Aksine günümüzde pek çok kadın 30'lu yaşlarında hormonlarının sesine kulak vererek kariyerlerine ara vermeyi bile göze alıyor, evlenip anne olmanın, bir aile kurmanın, çocuk büyütmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Bir kadının rolleri arasında tartışmasız en zoru, ama aynı zamanda en zevklisi annelik... Sonsuz özveri, sabır ve güç gerektiren, ama insana bambaşka duygular tattıran, tarifsiz bir kimlik... Zaten hiç kimse ve hiçbir şey için yaşantısından ödün vermeyen, bencil sayılabilecek bir karaktere sahip kadınların bile çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek uğruna zevklerinden, meraklarından, çevrelerinden ve yaşadıkları sorumsuz hayattan hiç düşünmeden vazgeçmeleri de bunu kanıtlamıyor mu? Çocuğunun adım adım büyümesine tanıklık etmek, ona yaşamda yol gösteren bir rehber ve arkadaş olmak, başarılarıyla gururlanmak birçok kadın için çok önemlidir. Dolayısıyla tüm zorluklarına ve sıkıntılarına rağmen tadını çıkarması en kolay rol şüphesiz şefkatli anneliktir.

    Babasının kızı: En güçlü anne, en olgun ve ayakları üstünde durmayı bilen kadın bile hayatinin her evresinde bir yanıyla babasının küçük prensesidir. Çoğumuz hayatla başa çıkamadığımızda, insanlar tarafından hayal kırıklığına uğratıldığımızda ve özellikle de aşkta hüsrana uğradığımızda soluğu ailemizin yanında alır, kendimizi babamızın ilgi ve sevgisine, sıcak tesellilerine ve her zaman işe yarayan öğütlerine bırakırız. Küçükken babasının yakınlığından nasibini alan bir kadın için ilerleyen yaşlarda hayata tutunmak ve kendine güvenmek çok daha kolaydır. Manevi desteğin yanı sıra biliriz ki maddi olarak da başımız sıkıştığında, işten çıkarıldığımızda, kiramızı ödeyemediğimizde ya da yeni bir araba almaya kalktığımızda babamız bize elinden geldiğince yardımcı olacaktır. Ondan korkmaz, ama sonsuz saygı duyarız. Hayat tecrübesinden, insanlar hakkındaki bilgisinden, ileri görüşlülüğünden faydalanmaya çalışırız. Hatta farkında olmadan hep ona benzeyen erkeklerle birlikte oluruz, ama bir yandan da biliriz ki hiçbir erkek onun yerini tutamaz, bizi onun gibi koşulsuz ve karşılıksız sevemez.

    Başarılı iş kadını: Aileniz ya da arkadaşlarınızla birlikteyken istediğiniz kadar anlayışlı, hoşgörülü ve cana yakın olabilirsiniz. Fakat iş hayatının kurallarının çok farklı ve bir o kadar da acımasız olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Senelerce eğitim gören, uykusuz gecelerde sınavlara hazırlanan, okulu bitirmek için elinden geleni yapan her kadın iyi bir iş edinmek, mesleğinde başarılı olmak ve kariyer yapmak ister. Dolayısıyla çalışma hayatının içindeyseniz, iş kadını rolü sizin için vazgeçilmez demektir. Erkeklerin hakimiyet kurduğu bir dünyada dişinizi tırnağınıza takıp kendinizi kanıtlamaya, sizi kıskananların önünüze koydukları engelleri aşıp patronunuzun takdirini kazanmaya ve hak ettiğiniz şekilde terfi etmeye çalışırsınız. Rolünüzü hakkıyla oynamak için didinip dururken bir yandan da duygusal hayatınızı dengelemeye, arkadaşlık ilişkilerinizi sürdürmeye, ailenize vakit ayırmaya ve varsa çocuklarınızla meşgul olmaya çalışırsınız. Bu anlamda başarılı iş kadını rolü herhalde bir kadını en çok yoran ve en sık ümitsizliğe kapılmasına neden olan roldür. Çünkü istediğiniz kadar yetenekli olun, bu rolde ne kadar başarılı olacağınız yalnızca size değil, iş ortamındaki başka insanlara da bağlıdır.



    Genç kız: İşte bir kadının rolleri arasında en tatlısı, en keyiflisi... Her kadın kendini zaman zaman hayat dolu, şımarık, flört düşkünü, neşeli bir genç kız gibi hisseder ve böyle hissettiği zaman da girdiği her ortama renk getirir. Alışveriş ve kafeler, rengarenk giysiler ve ayakkabı tutkusu, sıkı dostlar ve dedikodu, pijama partileri ve içip içip dağıtılan geceler. Brad Pitt hayranlığı ve çikolata zaafı... Yaşımız kaç olursa olsun, hepimiz bazen 18 yaşındaki bir genç kızın saflığı ve cesaretiyle hareket eder, küçük kaprislerimize ve bağımlılıklarımıza yenik düşer, mantığımızı bir kenara atıp duygularımıza kulak verir, hatta kimi zaman abartıp duygusal ilişkimizde çocuk gibi hareket ederiz. Bütün bu davranışların kaynağı buluğ çağından itibaren benimseyip sonra da bir türlü kurtulamadığımız ve kurtulmak istemediğimiz genç kız rolümüzdür ve gerektiğinde olgun, aklı başında bir kadın gibi davranmayı çok iyi becersek de içten içe biliriz ki hayatın tadı asıl bu rolle çıkar
#20.06.2007 12:38 0 0 0

  • noimage

    noimage

    noimage



    Tazmanya canavarı adaya özgü çokça rastlanan bir hayvandır.Kürkü siyah , yüksekliği 25 cm'dir. Boyuna oranla çok büyük bir kafası, güçlü çenesi ve korkutucu dişleri vardır.İsmini, çok hırçın ve ısırgan ayrıca çok aç gözlü olmasından alır. Avrupalıların gelmesinden önce, keseli hayvanları, yavru hayvanları avlar ya da keseli kurdun artıklarıyla beslenirdi. Bugün ağırlıklı olarak tavuk ya da ev hayvanlarını yakalar ya da çöplerde yiyecek bir şeyler ararlar. Yiyeyecek ayrımı fazla yapmazlar. Akrep bile yediklerinde en fazla hıçkırık tutar.
#19.06.2007 19:35 0 0 0
#19.06.2007 19:28 0 0 0
#18.06.2007 10:56 0 0 0
  • Konu: Hayat Neydi?
    Hayat neydi?
    Senelerce sordum kendime bu soruyu! Cevap bulamadim hala..
    Hayat neydi? Sevincmi? Kucuk bir mutluluk yoksa mutlulugu bulmakmiydi hayat?
    Yoksa tam tersimiydi! Tam mutlulugu yakaladiginda,yada yakaladigini sandigin anda,
    Simsiyah bir perdenin mutlulugu ortmesimiydi hayat!
    Ve oyle anlarda, o perdeyi acmaya cali$mak, bir umutla karanligin aydinliga donu$mesini
    Beklemekmiydi hayat? Bir sevinc cigligi atmak, yoksa bekledigin saatlerin canini yakmasimiydi hayat!
    Haykirmakmiydi?

    Hayat neydi?
    Aglamakmi? Hickiriklara bogularak aglamak caresizce, gozlerinden yagmur gibi suzulen her damla ya$a
    engel olamamakmiydi? Yada yagmur yagdigi zaman u$urcesine kendini sokaklara atip,kimse fark etmesin diye,
    yagmurda islanirken aglamakmiydi hayat?
    Bogazinda adini koyamadigin bir$eylerin dugumlenmesi..ve ses cikarmadan haykiran bir sessizlikmiydi hayat?


    Karanlikta bogulmak caresiz kalmak..kimseye derdini icindekileri anlatamamakmiydi hayat?
    Neydi hayat! Aydinlikta bile kendini karanlikta hissetmekmi..!
    Haykirmak ama sesini duyuramamakmiydi!
    Nefessiz kalmak..bogulmakmiydi! Susamak,ac kalmak..yoksa dogmakmiydi!
    Kusmek,kirilmak beklmekmiydi..aydinligi beklemek!

    Neydi hayat?
    gidenlerin arkasindan baka kalmakmiydi! Verilen sozler,edilen yeminleri hatirlamak,
    Dost dediklerinin gitmesi ardindan saatlerce aglamakmiydi!
    Sevdiklerini ozlemek,seslerine muhtac olup duymamakmiydi!
    Yureginde kimsenin gormedigi kanayan yaraya merhem bulamamakmiydi hayat?


    Hayat neydi?
    Aci cekmekmi! olurcesine delicesine ve acimasizca aci cekmekmi?
    Yuregindeki,gozlerindeki tum bedenini yava$ yava$ saran bir aci miydi hayat?
    Acini payla$makmi,yoksa yalniz ve tekba$ina ya$amakmiydi hayat?
    Kaybetmek..yenilmek..mutlulugu bilmemek..aci ile ya$amakmiydi hayat?

    Hatirlamakmiydi hayat! Eski anilari..guzel gunleri..
    Cocuklugunu,gencligini..hatirlamakmiydi?
    gidenleri...unuttugun..unutuldugun dostlari hatirlamakmiydi ?
    Hayatintan cikanlari..cikmak zorunda kalanlari..yada kendiliginden gidenleri hatirlamakmiydi?

    Yoksa unutulmakmiydi hayat..En sevdiklerinin en yakinlarinin seni unutmasimiydi hayat.
    Onlari ozlemek..ve birgun seni hatirlamalarini bir umitle beklemekmiydi hayat..
    Hicbirzaman geri donmiyeceklerini bildigin halde..yinede beklemekmiydi?

    Neydi hayat..
    Olmekmi..yoksa inadina ya$amakmi..?
#18.06.2007 10:53 0 0 0
#18.06.2007 08:07 0 0 0
#18.06.2007 08:06 0 0 0
#17.06.2007 13:52 0 0 0
#17.06.2007 06:38 0 0 0
  • noimage

    Çoğumuz belki hayatımızda hiç yarasa görmemişizdir. Çünkü yarasalar insanlardan uzaklarda, genellikle mağara kovuklarında yaşar ve geceleri zifiri karanlıkta ortaya çıkarlar. Yarasalar tabiatın harikulade yaratıklarından biridir. İnanılmaz özelliklere ve örnek bir toplumsal dayanışmaya sahiptirler.
    Dünyada 900 değişik yarasa cinsi olduğu biliniyor. Kan ile beslenmeleri insanların gözünde onları vampir ile özdeşleştirmiş, hep korkulan bir hayvan olmuşlardır. Halbuki yarasaların Çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydaları dokunur. Sadece bir yarasa bir saat içinde 300 böcek yiyebilir. Muz, avakodo gibi ticari değeri yüksek ağaçların çoğalmaları için polenlerinin taşınmasında en önemli rolü yarasalar oynar.
    Şimdi gelelim yarasaların şaşırtıcı özelliklerine. Bir kere yarasa uçabilen tek memeli hayvandır. Dünyada nüfus sayısı olarak da ikinci sıradadırlar. Dünyanın en küçük memelisi de bir yarasa türüdür. İlk olarak Tayland'da keşfedilen bu minik yarasa 2-3 gram ağırlığında ve bir yaban arısı büyüklüğündedir.
    Yarasalar yönlerini bulmak ve beslenmek için çok yüksek titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu ses dalgalarının frekansları 20 binin üzerinde, yani ultrasonik oldukları için insanlar bunları duyamaz. Bu ultrasonik sesler yerdeki avdan yansıyarak yarasaya geri gelir. İşitme sistemi ile bu geri gelen sesi algılayan yarasa avının bulunduğu yeri kesinlikle saptar. Hatta devamlı gönderdiği ses dalgaları sayesinde onun hareketini de izleyebilir. Yarasaların bazılarının bir çeşit sonar olan bu sistemi o kadar gelişmiştir ki, dişilerini arayan erkek kurbağaların seslerinden büyüklüklerini ve iyi bir av olup olmadıklarını anında saptayabilirler.
    Yarasalar gece ava çıkmak için, ay varsa onun kayboluşunu, yani tam karanlığı beklerler. Sıcak kanlı memeli hayvanların kanları ile beslenen yarasalar genellikle atları sığırlara tercih ederler. Salgısında bulunan pıhtılaşmayı önleyici bir madde 20-30 dakika kanın sürekli akmasını sağlar ve beslenme gerçekleşir. Bir kez kanını emdikleri hayvanla karşılaşırlarsa diğerlerini bırakıp yine ona saldırırlar.
    Vampir yarasalar arka arkaya iki gece kan içmedikleri takdirde ölürler. Her gece vücut ağırlığının en az yarısı kadar kan içmek zorundadırlar. Doğumdan sonra anne, emzirmenin yanında yavruya takviye olarak, kusarak kan da verir. Bu yetersiz kalırsa bir başkası yardımcı olur. Hatta yetişkin yarasaların, ölmek üzere olan bir başkasına ağızdan kan verip onu kurtardıkları görülmüştür. Toplumsal dayanışmanın bu kadar güçlü olduğu az canlı topluluğu vardır.
#17.06.2007 06:35 0 0 0
#17.06.2007 06:32 0 0 0
  • Git... Yüzüme öle bakma git. Hiç durma, bir gidenin birdaha asla giremiyeceği kapı orda , git. Hiçbirşey açıklamak zorunda deilsin. Giderken söyleyecek şey bulamaz insanlar. Sen bahanelerin arkasına sığınanlardan olma git..

    Oysa daha doyamadım sana... Kokunu yeterince çekemedim içime.. yapacağımız ne çok şey vardı.. neler planlamıştık.. Şimdi ne yapacağım ben? Nasıl duracağım ayakta? Kal dersem kalırmısın yar? Nasıl istiyorum yalan bile olsa "Bu gidiş sadece zorunluluktan bekle beni döneceğim" demeni..

    Her aşk biter sen de git. Hem zaten biteceği daha baştan belli bi aşktı bzimimkisi. Sen gitmessen belli ki bir gün ben gidecektim. Herkez kendi tercihini yaşar ve sen tercihini yaptın. Rahat ol git. Aklın kalmasın burda Dramatik vedaların kahramanları olmayalım git.

    Benim aklım sende kalıcak. Sadece aklım deil yüreğimde.. Bitmezdi bizim aşkımız. Asla terk etmezdim seni. Benliğimi varlığımı hayatımı adamıştım ben bu aşka. Beni tercih etmeni isterdim benimle yaşamanı isterdim. Şimdi kimi ya da neyi seçtiğinin ne önemi var artık? Ağlayacağım ardaından kahretsin ağlayacağım

    İstersen dost olabiliriz, haberleşiriz birbirimizle. Mutlu olmanı isterim. Sen mutluluğu hak eden eden bir insansın. Elbette ben de mutlu olacağım merak etme git. Hayatımıza başkaları girecek ve biz belkide birlikte yaşadıklarımızı bir süre sonra hatırlamıyacağız bile git. Hangi yara kabuk bağlamamış ki bugüne kadar? Hangi ateş sönmemiş ki? Yapman gerekeni yap git.

    Sensiz mutlu olabilirmiyim ben yar? unutabilr miyim bukadar kolay? Yaşadığımız onca şeyi silebilirmiyim? Mümkün değil, seni içimden çıkartıp atmam mümkün değil. Biliyorum hiçbir ilaç iyileştiremiyecek senin açtığın yarayı. Senin yaktığın sevda ateşi hiçbir zaman sönmeyecek. Senin mutlu olmanı istediğimde yalan. Mutlu olma yar, benim gibi sende mutlu olma. Belki ozaman yeniden dönersin bana..


    Haydi zaman geçiyor artık, git. Hem neden suratın asık? Sevinmelisin gittiğine. Aslında sana teşekkür etmeliyim. Beni bu aşkın yükünü taşımaktan kurtardığın için. Rahatladım biliyor musun? Bende kalan birkaç parça eşyanı da gönderirim ardından. Fırsat buldukça ararım seni haydi. git.

    Gitme benim güzel sevdalım, gitme. Beni bu aptal dünyada bir başıma bırakıpta gitme. Gidipte yüreğimi öldürme. İçim acıyor, kalbim sıkışıyor. Ben asıl sensizliğin yükünü taşıyamam gitme. Ne olur, gitme...

    yaLanda oLsa kaLsana..
    YaraLasanda oLsun.. Bırakmasana Ağrısada..
    KaLsana...
#16.06.2007 16:40 0 0 0
#16.06.2007 16:24 0 0 0
#16.06.2007 14:27 0 0 0
#15.06.2007 21:06 0 0 0
  • Konu: Baş Başa
    Allah muhabbetlerini attırsın,ayırmasın inşallah
#15.06.2007 19:31 0 0 0