KARAAĞAÇ : (ASİL) Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat eden, taleplerinde aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisinin altta olmayı sevmeyen biridir. Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever. Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır.
Ortaçağ Hıristiyan Dünyası, böylesine karanlık bir dönemden geçerken, Ortadoğu'da İslâm dini ortaya çıkmış ve özellikle dinin gereklerini yerine getirmek için Astronomi ve matematikteki çalışmalar önem kazanmıştır.
İslam bilimcilerinin dikkatini astronomiye çeken özel nedenler vardır. Bunlar:
-Kıble yönünün belirlenmesi,
-Namaz vakitleri,
-Takvim için ayların saptanması,
-Oruç vakitlerinin belirlenmesi vb. dir.
Tabii ki bu değerlerin doğru bir şekilde bulunabilmesi için o bölgenin enlem ve boylamların doğru olarak bulunması gerekir.
İslâm Dünyası'nda bilimsel faaliyetlerin gelişmesinde devrin devlet adamlarının önemli rolü olmuştur.
Astronomlar, birbirleriyle bağlantılı iki tür etkinlik üzerinde yoğunlaşmışlardır. Hem gözlem aletleriyle gökyüzünü gözlemişler hem de gözlem verilerini geometrik düzeneklerle anlamlandırmaya çalışmışlardır. Böylelikle ilk gözlemevleri İslâm dünyasında ortaya çıkmıştır. Sonraki zamanlarda hükümdarlar tarafından pek çok gözlemevi kurulmuştur. Gözlemevlerinde yapılan gözlem sonuçları tablolar halinde ''zic'' adı verilen kataloglarda gösterilmiştir. Bu kataloglarda yer alan yıldız adları ile astronomi ve matematik terimleri günümüzde halen kullanılmaktadır.
13 üncü yüzyılın ortalarında astronomi çalışmaları İspanya'da sona ererken Ortadoğu da kurulan Türk devletlerinde yeniden canlanmış ve düzenli gözlemler yapılmaya başlanmıştır.
15 inci yüzyılın başında Türkistan hakanı Uluğ Bey, Semerkant yakınında büyük bir gözlemevi kurmuş ve kendisi bizzat çalışmalara katılmıştır.
1577 yılında Padişah III. Murat'ın emriyle İstanbul Tophane'de bir gözlemevi kurulmuş ancak iki yıl sonra İstanbul'da veba salgınının ortaya çıkmasının sebebi olarak gözlemevindeki astronomların, meleklerin bacaklarını gözlemelerinin neden olduğu ve bu nedenle yıkılmasının gerektiğini fetva veren şeyhülislamın, padişahı etkilemesi sonucu gözlemevi yıktırılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra Osmanlılarda; astronomların yerini namaz saati, dini günler vb. zamanlarını hesaplayan muvakkitler almıştır. Bunlar halk için takvim, padişah için ahkâm ( bir çeşit yıllık yıldız falı ) hazırlardı.
Kapıyı hızlı çarpıp çıkma. Geri dönmek zorunda kalabilirsin" demiş
büyüklerimiz... "Kapıdan kapıya değişir" diye düşünebilirsiniz. Değişmez
aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma hızından
daha hızlı çarpar.
Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız
kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları
"sizsizliğe" mahkum edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de
onlardan "eksiltmiş" olursunuz.
Bazen çarpma öncesinde "neden" sorusu gelir. Gelmezse bilin ki çarptığınız kapı
bir daha size hiç açılmayacaktır. Hayat politika gibi değildir. Pişkinlik ve
yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır. Terazisi, "
çıkarlardan" çok, "duygularla" tartar. Kefenin birine kırık bir kalp
koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam gibidir.
Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz.
Sevgilinizi, "sevgisizlikten" değil, "bencillikten" terk ediyorsanız, bundan
sonra çarpacağınız daha çok kapı var demektir. Her "çarpıntı" hayatınıza
attığınız bir çarpıdır. Bu çarpı, matematikteki görevini üstlenip "artırıcı"
etki yapmaz. Görevini, "eksi"ye devreder.
İşyerinizi, yeni bir iş bulduğunuz için terk ediyorsanız, kapıdan girerken
verdiğiniz sözleri hatırlamanız gerekir. Kimse hayatını aynı işyerinde geçirmek
zorunda değilse de, sözlerini tutmak zorundadır. Tabi bu sözleri tutmak kendi
elinde olduğu sürece...
Yasal zorunlulukları bir kenara atın. Patronun sizi Pazartesi çağırıp, Salı
günü atma lüksünü de... Patron sizi gönderirken, geride kalanların
durumundan çok kurumun devamlılığını düşünür. Kurum yoksa iş de yoktur.
Hedeflenen satışa, kara ve verimliliğe ulaşmadıkça Pazartesi-Salı
döngüsünden sıyrılmak da mümkün olmaz.
Siz giderken durum biraz daha farklıdır. Sevgilinizi terk etme nedeniniz işiniz
için de ortaya çıkarsa "çarpı" işaretinin "eksiltici" etkisi bir kez daha
devreye girer. Elinizdeki işleri devretmeden, geride kalanları zor durumda
bırakarak "çarparsanız" bu kez birden çok kişiyi hayatınızdan eksiltirsiniz.
En iyi arkadaşınızı terk ediyorsanız vay halinize. Kaç kişinin "en iyi"
arkadaşı vardır? "En iyi" arkadaşı edinmek kaç yıllık emek ister? "Kaç
yılda" edinilen "en iyi" arkadaş, "kaç saniyede" harcanır? "En iyi"nin
boşalttığı yeri doldurmak için kaç tane "iyi" gerekir?
Kapıları çarptıktan sonra kafayı çarpmamak için düşünmekte fayda var.