salef

salef

Üye
24.11.2007
Acemi Er
52
Hakkında

  • Allah (cc) önce ve sonra,varlığının başlangıcı ve sonu olmayan yegane yaratıcı.İnsanlığın varoluşu zatının (cc) yarattığı kaderi üzeredir.Bu da insanlığın
    bir tarihinin varolmasıdır.Hülasa yaratıcı insanları dilediği zaman dilimleri
    içerisinde içlerinden seçtiği peygamberleri ile kendinden haberdar ederek tüm insanlığa rahmet etmiştir.Bütün peygamberler dini Allah (cc)'tan oğrendikleri gibi
    yaşayıp,kendisine inananlara da aynını öğretmiştir.Her peygambere öğretilen ilahilafızlar yine insanlar tarafından tahrif edilmiştir.Bu hal hep böyle tezahür etmiştir.Şimdi şunu anlamalıyız;Alemler ancak Allah (cc)'ın uluhiyyet tasarrufu dahilinde hareket etmektedir.Bu durumda Muhammed (as)'e inen din son din olduğu için yaratıcı bu dini kıyamete kadar koruyacağı vaadinde bulunmaktadır.Mütefsirlerin ve muhaddislerin,tarihçilerin kaynakları doğru bir niyetle araştırılıp ulaşıldığında Nebi (as)'nin bir hayatının varlığını anlayacağız
    ve yaşamının kayıt altına alındığını bu da sahabelerinden itibaren başlamıştır.Bu basit bir şekilde hakkında yeterli bilgisi olmayan kişilerin akli eleştirileriyle tahrif olmayacaktır.Bütün bu bilgiler usul ilmi çerçevesinde konuşulması gerekir.
    Tüm müslümanlar,din adına herhangi bir mesele hakkında düşüncelerinizi söylemek istediğinizde önce, din Allah'a aittir.Buna istinaden yeterince Allah'tan
    korkarak O'nun dinine karşı haddimizi aşmadan müslümanlar olmaya çalışalım.
    Takdir Allah (cc)'ın dır.
#18.05.2008 22:57 0 0 0
  • S.a. kardeş yazınızın 60.sıra no'da rabıtanın dinin kuralları gibi göstermeye çalışmıssın.Allah (cc)'ın dininde rabıta hakkında ne bir ayetin varlığı iddia edilebilir ki tevil edilmediği sürece ne de,Resullullah (a.s.)'ın işlediği rabıta ile alakalı hiç bir fiil muhaddislerin kaynaklarında sahihlenmemiştir.Rabıta tasavvufi bir dürtüdür.Bidat oluşu itibariyle insanı helaka sevkeder.
    Allah (cc) tüm müslümanları ıslah eylesin.Ancak doğru yolu ondan yardım isteyerek bulabiliriz.Allah (cc)'ın rahmeti tüm inananların üzerinedir..........amin.
#08.04.2008 23:31 0 0 0
  • -Nikâh
    Evlenmeye Taalluk Eden Baplar
    Gücü Yeten Herkesin Evlenmesi Vaciptir Babı
    عن عبداللهبن مسعود كنا مع النبي صلى اللهعليهوسلم شبابا لا نجد شيئا. قال لنا رسول اللهصلى اللهعليهوسلم: 'يا معشر الشباب! من استطاع منكم الباءة فليتزوج. فإنهأغض للبصر، وأحصن للفرج. ومن لم يستطع فعليهبالصوم. فإنهلهوجاء.


    (1) Abdullah b. Mes'ud (r) şöyle dedi:
    "Bizler Nebinin beraberinde (evlenmek için) hiçbir şeyi olmayan gençler idik. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize: 'Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan en iyi saklar ve ferci de en iyi korur. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir kalkandır' buyurdu."
    Buhari (5066-Ter:5162) Müslim (1401/1) Nesei (2238) Tirmizi (1081) Darimi (2/132) İbnu'l-Carud (672) Abdurrezzak (10380) Beyhaki (7/77) Ahmed (1/424-432) Albani (1781-İrva)

    İzah:
    عن أنس ابن مالك رضي اللهعنهقال: جاء ثلاثة رهط إلى بيوت أزواج النبي صلى اللهعليهوسلم يسألون عن عبادة النبي صلى اللهعليهوسلم فلما أخبروا كأنهم تقالّوها فقالوا: وأين نحن من النبي صلى اللهعليهوسلم قد غفر اللهلهما تقدم من ذنبهوما تأخر. قال أحدهم: أما أنا فإني أصلي الليل أبدا. وقال آخر: أنا أصوم الدهر ولا أفطر. وقال آخر: أنا أعتزل النساء فلا أتزوج أبدا. فجاء رسول اللهصلى اللهعليهوسلم فقال: أتم الذين قلتم كذا وكذا؟ واللهإني لأخشاكم للهوأتقاكم له. لكني أصوم وأفطر وأصلي وأرقد وأتزوج النساء فمن رغب عن سنتي فليس مني.


    (2) Enes b. Malik (r) şöyle dedi:
    "Üç kişi Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin eşlerinin evlerine geldiler ve Nebinin ibadetlerinden soruyorlardı. Kendilerine Nebinin ibadeti haber verilince, sanki onlar o ibadetleri az addediyormuş gibi yapıp: Biz nerede, Nebi nerede? Şüphesiz Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır dediler. Onlardan biri: Bana gelince, ben geceleri daima namaz kılacağım dedi. Diğeri ise: Ben her zaman oruç tutacağım ve hiç orucumu açmayacağım dedi. Başka birisi de: Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım ve hiç evlenmeyeceğim dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve: 'Sizler şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat edin Allah'a yemin ederim ki, şüphesiz ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve en muttakinizim. Buna rağmen (bazen) oruç tutarım (bazen) oruçsuz olurum. (Gecenin bir kısmında) namaz kılarım (bir kısmında) uyurum ve kadınlarla da evlenirim. Bu benim sünnetimdir; her kim benim sünnetimden yüz çevirirse o kimse benden değildir' buyurdu."
    Buhari (5063-Ter:5158) Müslim (1401/) Nesei (3217) İbni Hibban (14)
    İzah:
    Nikâhın Fazileti Babı
#31.03.2008 21:49 0 0 0
  • Kitabu'l-Et'ime
    (1) Helal Olan Şeyleri Yemenin Vucubiyeti Babı
    (1) قال اللهتعالي: {ياَ أيُّهاَ الناَّسُ كُلوُا مِماَّ فِي الْأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّـباً...}
    1) Allah-u teala: {Ey insanlar, yer yüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yiyin...} buyurmaktadır.
    (2) Haram Yemek Duaların Kabul Olmasına Manidir Babı
    (2) عن أبي هريرة رضي اللهعنهقال: قال رسول اللهصلي اللهعليهو سلم: 'أيها الناس! إن اللهطيب لا يقبل إلا طيب، وإن اللهأمر المؤمنين بما أمر بهالمرسلين، فقال:{ياَأَيُّهاَ الرُّسُلُ كُلوُا مِنَ الطَّيِّباَتِ وَاعْمَلُوا صاَلِحاً، إِنِّي بِماَ تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ.} وقال:{ياَأَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا كُلوُا مِنْ طَيِّـباَتِ ماَ رَزَقْناَكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِياَّهُ تَعْبُدُونَ.} ثم ذكر الرجل يطيل السفر أشعث أغبر يمد يديهإلي السماء يا رب، يا رب! ومطعمهحرام ومشربهحرام وغذي بالحرام فأني يستجاب لذلك؟' "
    2) Ebu Hureyre (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ey insanlar, kuşkusuz Allah Tayyibdir sadece tayyib şeyleri kabul eder. Allah {Ey rasuller tayyib şeylerden yeyin ve salih amel yapın. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı bilmekteyim.} ve {Ey müminler, size verdiğimiz rızkların tayyiblerinden yeyin, eğer sadece ona kulluk ediyorsanız Allah'a şükredin.} buyurarak rasullere emrettiğini müminlere de emretmiştir' dedi. Sonra şunları zikretti: 'Bir adam yolculuğu uzun yapar, saçı başı dağınık toz toprak içinde ellerini semaya doğru uzatır ve: Ya Rab, ya Rab! der. Yemesi haram, içmesi haram, giyimi haram ve haramla gıdalanmıştır. O gibileri için (duaları) nereden icabet olunacak?!"
    Müslim (1015/65)
    (3) Yiyecek Ve İçecekte İktisatlı Hareket Etmek Babı
    (3) "عن عائشة (رضي اللهعنها;) قالت: ما شبع آل محمد (صلي اللهعليهو سلم;) منذ قدم إلي المدينة طعام البر ثلاث ليال تباعا حتي قبض."
    3) Aişe (r) şöyle dedi:
    "Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) in ailesinin, Medine'ye hicret edip geldikleri zamandan Nebinin ruhu kabzolana kadar, arka arkaya üç gün buğday ekmeği ile karınları doymadı demiştir."
    Buhari (5416-ter:5508) Müslim (2970/20)
    (4) "عن عائشة زوج النبي (صلي اللهعليهو سلم;) قالت: لقد مات رسول الله(صلي اللهعليهو سلم;) وما شبع من خبز وزيت، في يوم واحد مرّتين."
    4) Nebinin eşi Aişe (r) şöyle dedi:
    "Andolsun ki Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir günde iki defa ekmek ve zeytin yağı yiyerek doymadan vefat etti."
    Müslim (2974/29)
    (4) Mümin Yerken Bir Bağırsağını Doldurarak Yer Babı
    (5) عن نافع قال: كان ابن عمر لا يأكل حتي يؤتي بمسكين يأكل معه. فأدخلت رجلا يأكل معهفأكل كثيرا. فقال: يا نافع! لا تدخل هذا عليّ. سمعت النبي (صلى اللهعليهو سلم;) يقول: 'المؤمن يأكل في معي واحد، والكافر في سبعة أمعاء.' "
    5) Nafi şöyle dedi:
    "İbni Ömer beraberinde yemek için sofrasına bir fakir getirilmedikçe yemek yemezdi. Ben bir gün onunla beraber yemek yemesi için bir adamı yanına girdirdim. Fakat adam çok yemek yedi. Bunun üzerine İbni Ömer: Ey Nafi, bu adamı bir daha benim yanıma girdirme. Çünkü ben Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) yi işittim: 'Mümin bir bağırsağı ile yer, kafir yedi bağırsağı ile yer' buyurdu dedi."
    Buhari (5393-ter:5492-5493) Müslim (2060-2061)
    (6) عن أبي هريرة؛ أن رجلا كان يأكل أكلا كثيرا، فأسلم فكان يأكل أكلا قليلا. فذكر ذلك للنبي (صلى اللهعليهو سلم;) فقال: 'إنّ المؤمن يأكل في معي واحد، والكافر يأكل في سبعة أمعاء.' "
    6) Ebu Hureyre (r) şöyle dedi:
    "Bir adam çok yemek yerdi. Sonra müslüman oldu ve az yemek yer oldu. Bu durum Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ye zikredildi. Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Mümin bir bağırsağı ile yer, kafir yedi bağırsağı ile yer' buyurdu."
    Buhari (5397-ter:5494) Müslim (2063/186)
    (7) "عن أبي موسي؛ عن النبي (صلى اللهعليهو سلم;) قال: 'المؤمن يأكل في معي واحد. والكافر يأكل في سبعة أمعاء.' "
    7) Bureyde dedesi Ebu Musa (r) dan şöyle tahdis etti:
    "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Mümin bir bağırsağı ile yer, kafir yedi bağırsağı ile yer' buyurdu."
    Müslim (2062/185)
    (5) Yemeği Yermemek Babı
    (8) "عن أبي هريرة قال: ما عاب النبي (صلى اللهعليهو سلم;) طعاما قطّ. إن اشتهاهأكله، وإن كرههتركه."
    8) Ebu Hureyre (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir yemeği yermezdi. İştahı varsa yer, beğenmezse terk eder yemezdi."
    Buhari (5409-ter:5537(3563) Müslim (2064)
    (6) Yemekten Tiksinmenin Caiz Olmadığı Babı
    (9) "عن قبيصة بن حلب قال: سمعت رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) - وسألهرجل فقال: إنّ من الطعام أتخرج منه؟- فقال: 'لا يتخلّجنّ في صدرك شيء ضارعت فيهالنصرانيّة.' "
    9) Kabîsa b. Hulb babasından tahdis edip şöyle dedi:
    "Ben Rasulullah'ı işittim. Bir adam ona sorup: Ben yiyeceklerden bazı yiyecekleri yemekten kaçınıyorum dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Sakın gönlünde tiksintiden bir şey depreşmesin, yoksa hıristiyanlara benzersin' buyurdu."
    Ebu Davud (3784)
    Yiyecek Ve İçeceklerin İçine Düşen Yabancı Şeylerle İlgili Baplar

    (1) Yiyecekten Bir Şey Yere Düştüğünde Onu Temizleyip Yemek Ve Şeytana Bırakmamak Babı
    (10) "عن جابر قال: سمعت النبي (صلى اللهعليهو سلم;) يقول: 'إنّ الشيطان يحضر أحدكم عند كل شيء من شأنه. حتي يحضرهعند طعامه. فإذا سقطت من أحدكم اللقمة فليمط ما كان بها من أذي. ثم ليأكلها، ولا يدعها للشيطان. فإذا فرغ فليلعق أصابعه. فإنّهلايدري في أيّ طعامهتكون البركة.' "
    10) Cabir (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı işittim: 'Şüphesiz şeytan sizin her işinizin yanında hazır bulunur, hatta yemek yerken de yanında hazır bulunur. Dolayısıyla sizden birinin yemek yerken lokması yere düştüğünde ona isabet eden ezayı ondan gidersin sonra onu yesin de onu şeytana bırakmasın. Yemeğini bitirince de parmaklarını yalasın. Çünkü yemek yiyen bereketin yemeğinin neresinde olduğunu bilemez' buyuruyordu."
    Müslim (2033/135)
    (11) عن أنس؛ أن رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) كان إذا أكل طعاما لعق أصابعهالثلاث. قال: وقال: 'إذا سقطت لقمة أحدكم فليمط عنها الأذي. وليأكلها، ولا يدعها للشيطان.' وأمرنا أن نسلت القصعة. قال: 'فإنكم لا تدرون في أيّ طعامكم البركة!.' "
    11) Enes (r) şöyle tahdis etti:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yemek yediği zaman üç parmağını yalardı. Enes dedi ki: Ve şöyle buyururdu: 'Sizden birinin -yemek yerken- lokması yere düştüğünde ona isabet eden ezayı ondan gidersin sonra onu yesin de onu şeytana bırakmasın.' Enes dedi ki: Rasulullah bize yemek kabını iyice sıyırmamızı emretti de: 'Çünkü sizler, bereketin yemeğinizin neresinde olduğunu bilemezsiniz' buyurdu."
    Müslim (2034/1
    (2) Yiyecek Ve İçecekten Bir Şeye Sinek Düştüğünde Ne Yapılır Babı
    (12) "عن عبيد اللهبن حنين قال: سمعت أبا هريرة (رضي اللهعنه;) يقول: قال النبي (صلى اللهعليهو سلم;): 'إذا وقع الذباب في شراب أحدكم فليغمسهثم لينـزعه. فإن في إحدى جناحيهداء والأخرى شفاء.' "
    12) Ebu Hureyre (r) şöyle dedi:
    "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Sizden birinin içeceğinin içine sinek düştüğü zaman, sineği iyice onun içine daldırsın sonra da onu çıkarsın. Çünkü sineğin iki kanadından birinde hastalık diğerinde de şifa vardır' buyurdu."
    Buhari (3320-ter:3098)
    (3) Yağın İçine Fare Düştüğünde Fare Ve Düştüğü Yer Atılır Baki Kısım Yenir Babı
    (13) "عن ميمونة؛ أنّ فأرة وقعت في سمن، فأخبر النبي (صلى اللهعليهو سلم;) فقال: 'ألقوا ما حولها، وكلوا.' "
    13) Meymune şöyle dedi:
    "Farenin yağın içine düştüğü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ye haber verilmişti. Bunun üzerine Nebi: 'Fareyi ve etrafını atın ve yağı yiyiniz' buyurdu."
    Ebu Davud (3841)
    Yemek Adabı İle İlgili Baplar

    (1) Yemeğe Başlarken El Yıkamanın Meşruluğu Babı
    (14) "عن عائشة (رضي اللهعنها;) أنّ رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) كان إذا أراد أن ينام وهو جنب توضّأ، وإذا أراد أن يأكل غسل يديه."
    14) Aişe (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cünüp olduğu halde uyumak istediğinde namaz abdesti gibi abdest alırdı. Bir şey yemek istediği vakit ellerini yıkardı."
    Nesei (258) Ahmed (24928) Albani (390-Sahiha)
    (2) Yemeğe Başlarken Besmele Çekmenin Vucubiyeti Babı
    (15) "عن عائشة قالت: قال رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;): 'إذا أكل أحدكم طعاما؛ فليقل: بسم الله. فإن نسي في أوّله؛ فليقل بِسْمِ اللهفي أوّلهوآخره.' "
    15) Aişe (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Biriniz bir taam yediği vakit 'Bismillah' desin. Yemeğin evvelinde onu söylemeyi unutursa 'Bismillah Fî Evvelihi Ve Ahirihi' desin' buyurdu."
    Tirmizi (1858-ter:1920) Ebu Davud (3767)
    (16) "حذيفة قال: كنا إذا حضرنا مع النبي (صلى اللهعليهو سلم;) طعاما لم نضع أيدينا حتي يبدأ رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) فيضع يده. وإنّا حضرنا معهمرّة طعاما. فجاءت جارية كأنّها تدفع، فذهبت لتضع يدها في الطعام، فأخذ رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) بيدها. ثم جاء أعرابيّ كأنّما يدفع، فأخذ بيده. فقال: 'إنّ الشيطان يستحلّ الطعام أن لا يذكر اسم اللهعليه. وإنّهجاء بهذهالجارية ليستحلّ بها، فأخذت بيدها. فجاء بهذا الأعرابيّ ليستحلّ بهفأخذت بيده. والذي نفسي بيده! إنّ يدهفي يدي مع يدها.' "
    16) Huzeyfe (r) şöyle dedi:
    "Bizler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bir yemekte hazır olduğumuz zaman, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elini yemeğe koyup başlayana kadar, bizler ellerimizi yemeğe koymazdık. Bir keresinde kendisi ile beraber bir yemekte hazır olduk. Bir kız geldi, sanki o (yemeğe) itiliyor gibiydi. Kız yemeğe elini koymağa başladığında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kızın elini tuttu. Sonra bir bedevi geldi. O da sanki itiliyor gibiydi. Rasulullah onun elini de tuttu. Müteakiben: 'Kuşkusuz şeytan, üzerine Allah'ın ismi anılmadan yenen yemeği helal sayar. O, bu kız çocuğunu besmelesiz yemek yemeyi helal saydığı için getirmişti. Ben bundan dolayı kızın elini tuttum. Peşinden bu bedeviyi besmelesiz yemek yemeyi helal saydığı için getirdi. Ben onun da elini tuttum. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şeytanın eli kızın eli beraber benim elimin içinde idi' buyurdu."
    Müslim (2017/102) Ebu Davud (3766)
    (3) Yemeği Sağ Elle Yemenin Vucubiyeti Babı
    (17) "عن عمر بن أبي سلمة قال: كنت غلاما في حجر رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) وكانت يدي تطيش في الصحفة. فقال لي رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;): 'يا غلام! سمّ الله، وكل بيمينك، وكل مما يليك.' فما زالت تلك طِعْمَتِي بعد."
    17) Ömer b. Ebi Seleme (r) şöyle dedi:
    "Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın kucağında küçük bir oğlan çocuğu idim. Yemek yerken elim, yemek tabağının içinde dolaşırdı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:'Ey çocuk, Allah'ın adını an ve sağ elinle ye!' buyurdu. Bundan sonra bu tarz yemek yiyişinden ayrılmadım."
    Buhari (5376-ter:5478) Müslim (2022/108)
    (4) Sol Elle Yemenin Haramlığı Babı
    (18) "عن جابر ؛ عن رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) قال: 'لا تأكلوا بالشمال، فإنّ الشيطان يأكل بالشمال.' "
    18) Cabir (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Sol elinizle bir şey yemeyiniz. Kuşkusuz şeytan, sol eliyle yer' buyurdu."
    Müslim (2019/104)
    (19) "عن سالم عن أبيه؛ أنّ رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) قال: 'لا يأكلنّ أحدكم بشماله.،ولا يشربنّ بها. فإنّ الشيطان يأكل بشمالهويشرب بها.' "
    19) Abdullah b. Ömer (r) şöyle dedi:
    "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Sizden hiç kimse sol eliyle yemesin...kuşkusuz şeytan sol eliyle yer...' buyurdu."
    Müslim (2020/106)
    (20) "عن سلمة بن الأكوع؛ أنّ أباهحدثه؛ أن رجلا أكل عند رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) بشماله. فقال: 'كل بيمينك.' قال: لا أستطيع. قال: 'لا استطعت.' ما منعهإلاّ الكبر. قال: فما رفعها إلي فيه."
    20) Seleme b. El-Ekva (r) şöyle dedi:
    "Bir kimse Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın yanında sol eliyle yemek yedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Sağ elinle ye' buyurdu. O şahıs: Sağ elimle yiyemem dedi. Rasulullah: 'Yiyemez olasın' buyurdu. O şahsın sağ eliyle yemesine mani olan sadece kibirdi. Ravi dedi ki: Artık o şahıs elini ağzına kaldıramadı demiştir."
    Müslim (2021/107)
    (5) Yemeği Önünden Yemenin Vucubiyeti Babı
    (21) "عن عمر بن أبي سلمة قال: كنت غلاما في حجر رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) وكانت يدي تطيش في الصحفة. فقال لي رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;): 'يا غلام! سمّ الله، وكل بيمينك، وكل مما يليك.' فما زالت تلك طِعْمَتِي بعد."
    21) Ömer b. Ebi Seleme (r) şöyle dedi:
    "Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın kucağında küçük bir oğlan çocuğu idim. Yemek yerken elim, yemek tabağının içinde dolaşırdı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: 'Ey çocuk, Allah'ın adını an ve önünden ye!' buyurdu. Bundan sonra bu tarz yemek yiyişinden ayrılmadım."
    Buhari (5376-ter:5478) Müslim (2022/108)
    (6) Yemeğe Üflemenin Nehyi Babı
    (22) "عن ابن عباس قال: نهي رسول الله(صلى اللهعليهو سلم;) أن يتنفّس في الإناء، أو ينفخ فيه."
    22) İbni Abbas (r) şöyle dedi:
    "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) yenen ve içilen kapın içine nefes verilmesini ve onun içine üflenmesini yasakladı."
    Ebu Davud (3728) Tirmizi (1888-ter:1950) İbni Mace (3429) Ahmed (1/220) Beyhaki (14655)
    (7) Kaynaması Gidene Kadar Yemeği Dinlendirme Babı
    (23) "عن أسماء بنت أبي بكر؛ أنّها كانت إذا ثردت غطتهشيئا حتى يذهب فورهثم تقول: إنّى سمعت رسول الله(صلى اللهعليهوسلم;) يقول: 'إنهأعظم للبركة.' "
    23) Ebu Bekir'in kızı Esma'dan şöyle tahdis edilmiştir:
    "Esma tirit yemeği pişirdiğinde, kaynaması ve harareti gidene kadar üzerini örter bir kenara bırakırdı. Sonra ben: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı işittim: 'Böyle yapmak, bereket için daha büyüktür. (Yani, yemeğin kaynaması ve hararetinin gitmesi ona daha çok bereket verir)' buyuruyordu."
    İbni Hibban (1344-Mevarid) Darimi (2/100) Tabarani (24/226-M. Kebir) Albani (392-Sahiha)
    (24) عن أبي هريرة أنهكان يقول: لايؤكل طعام حتى يذهب بعض حرارتها."
    24) Ebu Hureyre: "Yemek buharı gidene kadar yenilmez dedi."
    Beyhaki (14631) Albani (1978-İrva)
    (8) Yemeği Orta Kısmından Yemenin Nehyi Babı
    (25) "عن عبداللهبن بسر قال" كان للنبي (صلى اللهعليهو سلم;) قصعة يقال لها: الغرّاء، يحملها أربعة رجال. فلمّا أضحوا وسجدوا الضحي، أتي بتلك القصعة، - يعني: وقد ثري فيها - فالتفّوا عليها.
#11.03.2008 22:44 0 0 0
#24.02.2008 00:41 0 0 0
  • SON SİGARAYI NASIL SÖNDÜRDÜM.

    Allah'a hamdolsun. O'ndan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefislerimi-zin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime hida-yet ederse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa ona hidayet verecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'dan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve rasulüdür. Allah O'na çokça salât ve selam eylesin.
    Bundan sonra... Kardeşlerim! Bu benim sigaradan kurtuluş tecrübemdir. Bu hayra beni, izzet ve celâl sahibi Rabbim yöneltti. Beni birçok hayıra sevk ettiği için O'na hamd ve senalar olsun. Beni, yirmi yıl süren acı bir mücadelenin ardından bir beladan kurtararak, onu yenmemi sağladı. Sıhhatim bozuldu, ruhi ve mali bir yıkım yaşadım. Evime, aileme ve sevdiklerime rahatsızlık verdim. Müslümanlardan hiçbirinin ona müp-tela olmamasını ve müptela olanların da hemen ondan kurtulmasını Allah'tan dilerim. Şüphesiz O, bizlere yakındır ve dualara cevap verir.
    Ey sigara tiryakisi kardeşim!
    İyi biliyorum ki şöyle diyeceksin: Tekrar tekrar ve birçok kere onu bırakmaya çalıştın ve başarılı olamadın... Ben de diyorum ki: Bu benim de başıma geldi. Şimdi sana yaşadığım tecrübeyi ayrıntısıyla anlatacağım. Fakat senden, bu kitapçığı okurken ciddi olmanı ve hayatımın yirmi sene süren kara dönemini atlayarak, yaşadığım tecrübeyi denemeni isti-yorum.
    Allah şahittir ki, bunu burada günahla övünmek ve onu meşhur etmek için anlatmıyorum. Bilakis, sigaradan kurtulma konusunda Allah'ın bana bağışladığı büyük bir lütuf dolayısıyla O'na hamd ve senada bulunmak için anlatıyorum. Belki sigara müptelası olan bu tecrübeden faydalanır; kendisi için hidayet yazılır ve bu kitapçığın son sayfasıyla birlikte hayatındaki son sigarayı da söndürür diye onu ayrıntısıyla zikrediyorum.
    İlk sigara
    Sigarayla olan hazin serüvenim, yirmi yıl önce ortaokulda öğrenciyken, sınav günlerinde başladı. Bazı arkadaşlarımla bizim evin terasında ders çalışmak için toplanıyorduk. Aramıza, sigara müptelası kötü bir arkadaş da katılmıştı. Biz kendisini azarlamadan ve ayıplamadan sigara içe-bilmek için bizi de kendisi ile sigara içmeye çekmeye çalıştı. Bize, sigara içmenin düşünceyi toplamaya ve anlamaya yardımcı olduğunu ve kendisinin bunu denediğini söyledi. Bunu tecrübe etmemizi, bir sonuç alamazsak bırakmamızı istedi. Biz de tecrübeye giriştik. Arkadaşlarımla birlikte ilk sigarayı yaktım. Başımın vücudumdan daha ağır olduğunu ve eşyaların etrafımda döndüğünü hissettim. Vücudumda bir uyuşukluk yayılmaya başladı. O kötü arkadaşa "Bu hissettiğim nedir?" dedim. Dedi ki: "Bu ilk sigara, sana olan normal bir şey. İkinciyi iç, uyuşukluk ve baş dönmesi gider." İkinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü içtim. İlk kez bakkala giderek en kötü ve en zararlısından bir paket sigara aldım. Çünkü o, en ucuzuydu.
    İşte böyle aldığım her kuruşu sigara için ayırmaya başladım ve günde yirmi sigara içer oldum. Yirmi yıl boyunca günlük içtiğim sigara sayısı daha da arttı. Öyle ki, Allah'ın lütfü ile sigarayı bırakmadan önce günde seksen sigaraya ulaşmıştı.
    Bu utanç verici sigaraya başlangıcı, çocukları sigara alışkanlığı gibi isten-meyen sonuçlara düşmesinler diye velilere bazı uyarılarda bulunmak için anlattığımı belirtmek isterim. Bu uyarılardan bazıları şu şekildedir: Çocuğunun, senin kontrolün olmadan arkadaşlarıyla birlikte gezip do-laşmasından sakın. Ders çalışmak için çocuğunun, bir arkadaşı ile yetin-mesini sağlamaya çalış. Bu arkadaşı da senin tanıdığın ve güvendiğin, doğruluğuyla tanınan bir arkadaşı olsun.
    Çocuğunu, senin ya da annesinin gözlerinden uzakta ders çalışmaya bırakma. Çocuğuna çok para verme. Fazla para onu sigara satın almaya sevk edebilir. Para yerine ona ihtiyacı olan şekerleme, tatlı, meyve suyu ve benzeri şeyleri sağla. Sigara içen bir arkadaşın varsa, evinde onun sigara içmesine müsaade etme. Bunu yapamazsan, çocuğunu yanınıza girmekten alıkoy. Onlara güvensen dahi, çocuğunun arkadaşlarıyla birlikte evden uzak yerlere gitmesinden sakın.
    Ey veliler! Dikkatli olun!. Çünkü küçük yaşta sigaraya alışmak ondan ayrılmayı ve bırakmayı zorlaştırır. Bu kötü alışkanlık, Rabbim merhamet edip hidayet etmezse, ömür boyu kişiyi bırakmaz.
    Başarısız deneyimler
    "Sigara içtiğim yirmi yıl boyunca yüz kereden fazla onu bırakmaya çalıştım" dersem bir sırrımı sizden gizlememiş olurum. Fakat başarısız oluyordum. Sigarayı bırakmam bir ya da iki günü geçmiyordu. Ve her bırakmaya çalıştığımda kararsız kalıyordum: Günlük içtiğim sigara sayısını yavaş yavaş azaltarak mı bırakayım, yoksa bir kerede bırakıp oracıkta sigara paketini parçalayayım mı?
    Sigarayı bırakmaya çalıştığım her seferde pis şeytan, vesvese ile bana birinci yolu sevdirirdi. Sigarayı aniden terk edersem ve sigara paketini parçalarsam yirmi dört saatten önce ona döneceğimi söyleyerek korkuturdu. Şeytan ve aveneleri, işte böyle sigarayı yavaş yavaş bırakmam gerektiğini fısıldarlardı. Bu şekilde, sigara içmeye yeniden başlardım ve bu durum bir müddet daha böyle sürerdi. Bir başka seferde sigarayı yavaş yavaş azaltarak bırakmayı düşününce şeytan gelir ve bir kerede bırakmanın daha iyi olacağını fısıldardı. Her seferinde bir veya iki gün hariç sigarayı bırakamadan işte böyle sürüp gitti.
    Şu gerçeği sizden gizlemeyeceğim: Sigarayı bırakmayı başaramamamın nedeni, her bırakmayı düşündüğümde onu bırakmaya iten faktörün ya toplumun sigaraya bakışı, ya sıhhatim ya da para biriktirme isteği olmasıdır. Biraz sonra anlatacağım başarılı deneyimime kadar, sigarayı bırakmayı başaramadığım deneyimlerimde Allah için bırakmayı, O'ndan yardım isteyip O'na tevekkül etmeyi hiç düşünmedim.
    Doğruyu bulmadan önce
    Fazilet ve ihsan sahibi Allah beni sigarayı bırakmaya yöneltmeden önce canlı ve hareket eden bir bacaya dönüşmüştüm. Büyük bir iştahla sigara içiyordum. Öyle ki günde dört paket yani seksen sigara içer oldum. Hatta bazen sigara içmek için uykumdan kalkar, sonra yine uykuya dönerdim.
    İşyerinde olsun evde ya da arkadaşların yanında olsun oturduğum odayı ben oradayken dumandan yoğun bir sis bulutu kaplardı. Halsizlik ve tembellik sürekli başımdaydı. Siyah bir balgam ve hiç bir tedavinin işe yaramadığı sürekli öksürük... Simsiyah dudaklar, kızarmış gözler ve asık bir surat... Hangi sebeple olursa olsun sigara içemediğim mekânı hemen terk ederdim. Sigara içebilmek için namazları çabucak kılardım.
    Ramazan'da, bazen hurmadan önce sigarayla iftar ederdim... Yürürken ağır adımlarla yürürdüm ve ağzım kururdu. Çayı ve suyu çokça, büyük bir özlemle içerdim... Ne dostu ne de düşmanı sevindiren üzücü bir durum... Başarısız olduğum birçok girişimden sonra sigarayı bırakmak için önümdeki bütün yollar yüzüme kapanmıştı. Öyle ki, bir daha sigarayı bırakmayı denememeye karar verdim. Cesaretim tamamen kırılmış ve ümitsizliğe kapılmıştım. "Ölürken ağzımda sigarayla öleceğim" diye hayal eder oldum.
    Kesin karar anı
    Allah Teâlâ şöyle buyurur: {De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çokça bağışlayan ve merhamet edendir.} Ve şöyle buyurur: {Allah kime hidayet ederse işte o, hakka ulaşmıştır. Kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.}
    Hicri 1412 yılının Ramazan ayının son on gününün mübarek gecelerinin birinde, benim gibi sigara içen kardeşimle birlikte Riyad'da, Nasıriyye mahallesinin camilerinden birinde gece namazı kılıyorduk. Genellikle gece namazı kılanlar dördüncü rekâttan sonra, namaza tekrar başlamadan önce su, kahve ya da çay içmek için biraz dinlenirler. Benim de aklıma bir sigara için camiden çıkmak, sonra dönüp namaza devam etmek geldi. Kötülüğü emreden nefsimin aklıma getirdiği bu düşünceyi kardeşime de açtım. Cevabı şöyle oldu: "Sigara içmeye gitmek yerine sigarayı bırakmaya yardım etmesi için Allah'a dua etmeye ne dersin? Azabından korkarak ve rahmetini umarak Allah için sigarayı bırakalım. Gece namazı bitinceye kadar bol bol dua edelim. Allah'tan bu gece bizi, umutlarımızı boşa çıkararak göndermemesini, bize hidayet ihsan etmesini dileyelim."
    Onun bu sözleri bende güzel bir etki bıraktı ve gönlümde kabul gördü. Gece namazına devam ettik. Namaz bittikten sonra ben de, kardeşim de cebimizde kalan sigaraları çıkarttık ve caminin önünde parçaladık. O mübarek geceden sonra bir daha sigara içmemeye ve ikimiz de, yeniden içmeyi aklına getirdikçe sigarayı bırakması için diğerine yardım etmeye söz verdik. Allah'a hamdolsun, bu, hayatımızda kesin bir karar anı oldu. Allah'ın yardımıyla o andan sonra bir daha sigara içmedik.
    Şimdi ben de, kardeşim de iki yıldır bir sigara bile yakmadık. Yüzümüze yeniden kan geldi. Göğüs hastalıklarına, balgama ve öksürüğe veda ettik. Benim için yirmi yıl süren bir işkence yolculuğu bitmiş oldu. Ailem ve arkadaşlarım yaptığımıza sevindi. Lütfu ile salih ameller tamamlanan Allah'a hamdolsun.
    Sigara içmenin hükmü
    Sünneti Mutahhara, bizi her sarhoş edici ve uyuşukluk verici şeyden men eder. Yine bize rahmetinden ve lütfundan dolayı, gereksiz ve boş yere para harcamaktan bizi men eder.
    Âlimler; dini ve dünyevi, toplumsal ve sıhhi zararları nedeniyle sigara içmenin haramlığına hükmetmişlerdir. Bu zararlarından dolayı sigara, Kur'an'ın haram kıldığı pis şeylerden sayılır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: {(Rasul) onlara temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri haram kılar.}
    Sigara, sadece sigara içenlere eziyet vermekle kalmaz, çevresindekilere de eziyet verir. Allah Subhanehu ve Teâlâ müslüman kardeşlerimize eziyet vermeyi bizlere yasaklamıştır. Şöyle buyurur: {Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.} Sigara içmek hattı zatında malı boşa harcamak, israf etmek ve saçıp savurmaktır. Allah ise, israf edenleri sevmez.
    İnsanın malını heder etmesinden, bedenine ve sıhhatine zarar vermesinin yanında onu gözlerinin önünde yakmasından daha büyük bir israf ve malı boşa harcama olabilir mi!? Allah insana bilgi, akıl ve irade kuvveti vermiştir. Sigaranın zararlarını ve haramlığını öğrenince mutlaka onu bırakmaya karar vermek gerekir. Kim Allah için bir şeyi terk ederse Allah da ona, ondan daha hayırlısını verir. Yapılan işin karşılığı daima kendi türünden olur. Ey müslüman! Sigaranın zararlarını öğrenince onu samimi bir şekilde bırakmaya, ondan uzak durmaya ve sigara içenlerle oturupkalkmamaya karar vermelisin.
    Hicri 1402 yılında Medinei Münevvere'de toplanan İslam Konferansı'nın içki ve uyuşturucuyla savaş kapsamında aldığı kararlar; dini ve dünyevi, sıhhi ve toplumsal zararları dolayısıyla, her çeşit tütün içiminin, aynı şekilde alımının ve satımının haram olduğu yönünde alimlerin verdiği fetvayı destekler niteliktedir. Bu kararlar şu şekildedir: Sigara, ne besleyen, ne de açlığı gideren bir şeydir; sadece bir dumandır.
    Sigara sağlığa zarar vericidir.
    Uyuşturucudur ve uyuşukluk vericidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem her sarhoşluk veren şeyi yasaklamıştır. Sigara, Kur'anı Kerim'in ifadesi ile haram olan pis şeylerdendir. Allah Teâlâ, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i tanımlarken şöyle buyurur: {Onlara temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri haram kılar.}
    Sigara kokusu, sigara içmeyen insanlara eziyet verir. Hatta meleklere de eziyet verir. Sigaraya para vermek israftır, malı boşa harcamaktır. Allah ise, israf edenleri sevmez. Allah Teâlâ şöyle buyurur: {Gereksiz yere saçıp savurma! Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.}
    Kısa ve öz gerçekler
    Dünyada her yıl sigaradan ölenlerin sayısı 2,5 milyona ulaşmıştır. Bu, yıllık toplam ölü sayısının %5'idir. Oysa Uluslararası Sağlık Örgütü (WHO)'nun sigarayla savaş için bütçesinden ayırdığı pay sadece %1 dir.
    Araştırmalar ve bilimsel incelemeler, toplam kalp hastalıklarının yaklaşık %90 dan sigaranın sorumlu olduğunu tesbit etmiştir. Akciğer kanserinde ve diğer birçok kanser çeşitinde de durum aynı şekildedir.
    Sigaranın, uyuşturucu kullanımında ilk durak olduğu bilimsel olarak belirlenmiştir. Uyuşturucu bağımlılarından %90 geçmişte aşırı şekilde sigara içtikleri görülmüştür.
    Araştırmalar, tütünün ve tütünle doldurulmuş ürünlerin yakılması sonucu ortaya çıkan 400 ayrı madde belirlemiştir. Sigara içenlerin bronşite yakalanma ihtimali daha çoktur. Sigara içmek, bronşlarda kronik tıkanıklığa neden olmaktadır.
    Sonuç: Sigara tiryakisi kardeşim!.. Bu, sigarayı bırakman için kalpten kalbe yönelen samimi bir çağrıdır... Diyeceksin ki sen bunu birçok kez denedin. Fakat bu kez, onu sağlığın için bırakma! Toplum ve insanlar için bırakma! Paranı korumak için de bırakma! Bilakis onu Allah için bırak... Allah da, sigarayı bırakman için sana yardım edecektir.
    Allah'ın seni sigarayı bırakma konusunda başarılı kılmasını dileriz. Şüphesiz O, doğru yola iletendir. Allah seni her türlü kötülükten korusun.
    ( A.s.B.)

    D İ K K A T lütfen : Yeryüzünde sigara (tütün) işletmeciliğini kendisini bilen gerçek iman sahibi bir tek kişiyi bulamazsınız.Ayrıca bu işletmelerin kazançları tamamen kafir,müşrik,münafık kurum kimse ve toplulukların kasalarını doldurmaktadır.Şimdi düşün kardeşim kafir,müşrik ve münafık kimse ya da topluluklar Allah'ın,Resulünün ve müslümanların yeryüzündeki
    açık düşmanlarıdır.Onların yeryüzündeki bu düşmanlıklarını alenen yaşamaktayız,artık sigara tiryakileri,içmeye devam ederek onların
    kazançlarını desteklemeye devam edecekler veya Allah'ın men ettiği bir haramdan vazgeçerek O'nun dostluğunu kazanacaklardır.

    Abdulvehhab Allah rızası için sadece nasihat etmektedir.
    Allah( cc.)'ın tüm müslümanların yar ve yardımcısı olmasını dilerim...amin..
#17.02.2008 20:46 0 0 0
  • Konu: Bid'at
    Bidat
    Allah-u teala kullarının ihtilaf ve ayrılığa düşmelerini yasaklamış, birlik ve beraberlik içinde olmalarını emredip şöyle buyurmuştur: {Allah'ın ipine topluca yapışın, ayrılığa düşmeyin...} Allah'ın emrettiği birliği muhafaza, Onun ipi olan Kur'an'a sımsıkı sarılmakla ve tefrika çıkarmamakla mümkündür. Allah bu hususta şöyle buyurmuştur: {Rabbinizden size indirilene uyun, Ondan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!} Bununla beraber körü körüne ataların, hocaların ve şeyhlerin ihdas ettiği Kitap ve sünnete muhalif şeylere ittiba etmeyi yasaklamış ve: {Onlara: Allah'ın indirdiğine uyun dense, 'Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' derler. Ama ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?}
    {Onlara Allah'ın indirdiğine uyun dense: 'Hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?} buyurmuştur.
    Kuran'da Allah'ın inzal ettiği şeylere ittiba emredilmiş, ataların üzerinde bulunduğu heva ve şeytanın davetçilerine itaat yasaklanmıştır.
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetini Kitap ve sahih sünnete temessük etmeye teşvik etmiş, kurtuluş ve korunmanın onlarda olduğunu şöyle beyan etmiştir: 'Size sımsıkı tutunduğunuzda asla dalalete düşmeyeceğiniz iki şey bırakıyorum. Onlar, Allah'ın kitabı benim sünnetimdir.' Bu hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki kimsenin dalalete düşmeyeceğine kefil olmaktadır:
    1) Kitap ve sünnete temessük eden kimseye, hidayet ve kurtuluş için kefil olması.
    2) Kitap ve sünnete temessük eden kimseye, dünyada helak edici ve ahirette de cehenneme düşürücü sapıklığın isabet etmemesi için kefil olması.
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kitap ve sünnete temessükü teşvik ederken, Allah'ın dininde bidat çıkarmayı da yasaklamış ve ondan sakındırmıştır. Ümmetine dinde çıkarılan her bidatin dalalet olduğunu beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: İrbaz b. Sariye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beliğ bir vaaz etti, o vaazdan kalpler titredi ve gözler yaş boşalttı. Biz dedik ki: Ya Rasulullah, bu vaaz veda edici kimsenin vaazı gibidir, bize vasiyet et. Rasulullah şöyle buyurdu: 'Size Allah'a karşı takvalı olmayı, başınıza köle bir kimse emir seçildiğinde dahi onu dinleyip itaat etmenizi vasiyet ediyorum. Çünkü sizden benden sonra yaşacak kimseler birçok ihtilaf görecektir. Öyle bir durumda benim sünnetime ve hidayete ermiş raşit halifelerin sünnetine sımsıkı sarılmanızı vasiyet ediyorum. Onlara azı dişinizi gömünüz. İşlerin bidat olanlarından sakının, şüphesiz ki her bidat dalalettir.'
    Bu hadis bize, ümmetin varlığının korunması ve tefrikaya düşülmemesi için hırs gösterilmesini beyan etmektedir. Bunun için Rasulullah ümmetini sünnete ve cemaate sımsıkı sarılmaya teşvik edip, sonradan çıkan muhdes şeylere itibar etmekten de yasaklamıştır. Bu ister itikat, ister amel, ister menhec de olsun aynıdır. Çünkü hidayet rehberi efendimiz, bu dünyadan ayrılmadan Allah'ın kendisine vahiy ettiği dini ümmetine tebliğ etmiştir. Ümmetine dininin ve dünyasının salahı her şeyi göstermiş; onları gecesi gündüzü kadar aydın -kalbinde kayma olanlardan gayrının sapmayacağı- bembeyaz bir yol üzere bırakmıştır. Bu hususta Allah-u teala şöyle buyurmuştur: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'a razı oldum... }
    {Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.}
    Din bu ayetin delaletiyle tamamlanmış ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu hakkıyla tebliğ etmiştir. Aişe (r) şöyle dedi: "Her kim Muhammed'in Allah'ın kendine indirdiği bazı şeyleri gizlediğini söylerse, o kimse Allah'a büyük bir iftirada bulunuyor. Zira Allah: {Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer tebliğ yapmazsan, Onun risaletini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur...} buyurmaktadır."
    Din kemale ermiş ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan hiçbir şeyi gizlemeden tebliğ etmiştir. Buna yukarıda zikredilen ayet ve hadis delalet eder. Aynı zamanda veda haccında Rasulullah'ın ümmetine İslam'ın helal ve haramlarını öğretip tebliğ ederken: '...Dikkat edin size tebliğ ettim mi?' demesi ve bunu birkaç kez tekrar ederek, kendilerine dini tebliğ ettiği hususunda onları şahit yapması, 'Ey Allahım şahit ol' ifadesiyle de tebliğ görevini yerine getirdiğine ümmetinin şahitliğine Allah'ı şahit yapması delalet eder.
    Durum bu iken insanlardan biri çıkar ve Allah'ın Kitabında, Rasulullah'ın sünnetinde olmayan bir şeyi -bu ister imanî meselelerde, ister ameli meselelerde, ister menheci meselelerde olsun- ihdas ederse, din noksandır tamamlanmamış demektedir. Dolayısıyla Allah'ın: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim...} ayetini reddetmektedir. Yahut din tamamlanmış ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu tam tebliğ etmemiş, bazı şeyleri ondan gizlemiş demektedir. Bu durumda da mezkûr Aişe hadisini ve veda haccında Rasulullah'ın: '...Burada hazır bulunan kimseler hazır olmayan kimselere -bu hükümleri- tebliğ etsin. Nice tebliğ olunan kimseler, tebliğ eden kimselerden daha kavrayışlı ve akıllı olabilir...' Hadisini reddetmiştir. Bu kimse bidat çıkartarak -farkında olsun veya olmasın- din tamamlanmamış, istidrakı gerekli bazı şeyler kalmış demektedir. Bu şahıs dinin tam anlamıyla kemale erdiğine itikat etse, onda hiçbir şeyi ihdas etmezdi.
    Bu gibileri için İmam Malik: "Her kim dinde bir bidat çıkarır ve onun güzel olduğunu söylerse, o kimse Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) in dini tebliğ görevine ihanet ettiğini iddia etmektedir. Çünkü Allah-u teala: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim...} buyurmaktadır. Rasulullah'ın zamanında din olmayan bir şey bu gün de din değildir." Bidat çıkaran dine karşı inatçı ve onun sahibiyle savaş halindedir. Çünkü Şari kulun mükellefiyetini özel şekil ve hareketler çerçevesinde tahdit etmiş, sınırları aşmamasını emretmiş; emirler vermiş ve yasaklar koymuştur. Emirleri yerine getiren, yasaklara riayet eden kimselerden razı olmuş ve onlara güzel bir gelecek va'd etmiş; emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklara riayet etmeyen kimseleri itap edip azabı ile tehdit etmiştir. Hayır ve saadetin, Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmekte olduğunu bildirmiştir. Allah-u teala bizi yaratan varlık olması sebebiyle, nelerin bizim için hayırlı nelerin bizim için şerli olduğunu elbette iyi bilir. Bize dünya ve ahirette saadet verecek şeyler nelerdir, biz onu Allah'tan daha iyi bilemeyiz. Bidatçi bunların hepsini reddetmektedir. Zira o, dinde bidat çıkarmakla, Allah'ın ölçülerinin dışında başka ölçülerin de olduğunu iddia etmektedir. Sonra o, ihdas ettiği bidatle kendini Şarinin yerine koyup ona benzetmektedir. Allah şeriatı vaz ederek halka ona göre hareket etmek için emir vermiştir. Şeriat hepsi aklın idrak edeceği şeylerden değildir. Mesela namazı örnek alsak günün muayyen vakitlerinde bilinen hareketlerinin bilinen şekilde mutat olarak yapılmasını yorumlamakta akıl acze düşmekte bir anlam verememektedir.
    3) Sonra bidatçinin bu ameli, hevasına uyma ve keyfine göre hareket etmek demektir. Bu hususta Allah-u teala şöyle buyurmaktadır: {Allah'tan bir delil olmaksızın hevasına ittiba eden kimseden daha sapık kim olabilir?} Her kim nefsinin hevasına uyar ve Allah'ın hidayetine ittiba etmezse ondan daha sapık kimse olamaz.
    Bidatçılar aynı zamanda dinlerinde tefrika içinde olan kimselerdir. Onlar hakkında Allah: {Dinlerini fırkalara ayıran kimseler, grup gruptur. Hiç bir hususta onlardan değilsin.}
    İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle dedi: "Dinlerini fırkalara ayıran gruplardan murat; Çeşitli millet, mezhep, meşrep ve dalalet mensuplarıdır. Şüphesiz ki Allah, Rasulüne bu ayette onların konumunu haber vermiştir."
    Allah'ın {İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Onun gayrı yollara uymayın, onlar sizi Allah'ın yolundan ayırt eder. Sakınmanız için size böylece vasiyette bulunuyor.} ayetindeki dosdoğru yol, Allah'ın davet ettiği, Rasulünün yaşayıp uyguladığı İslam'ın ta kendisidir. Onun gayrı çeşitli yollara gelince değişik şekil ve görüntülerde tezahür eden bidat ehlinin yollarıdır.
    Bidatçi, mükellefiyetini terk ederek Allah'a karşı günah işleyen bir kimse gibi değildir. Çünkü masiyet sahibi, Allah'a yaklaştığını sanarak dinde bir şey ihdas edip onda ısrar eden ehli bidat gibi, huzur içerisinde olmaz. Aksine masiyet sahibi kimse ifrat ve tefriti sebebiyle huzursuzdur. Gönlünde hep o masiyetin sıkıntısını hisseder durur. Ta ki ondan tevbe edip vazgeçene kadar böyledir. Ama bidat ehli Allah'a masiyet yaptığını bile bilmemektedir. Çünkü o ihdas ettiği bidatle amel edip Allah'ı razı ettiğini zannetmektedir. Allah'ı razı ettiğini zanneden bir kimse ondan tevbe etmeyecektir. Bu sebeple âlimler bidatçinin tevbesi yoktur demişlerdir.
    Abdullah b. Mes'ud'un Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan rivayet ettiği şu hadisi hatırlamakta yarar vardır: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eliyle düz bir çizgi çizdi sonra: Bu Allah'ın dosdoğru yoludur buyurdu. Sonra o düz çizginin sağına ve soluna çizgiler çizdi sonra: 'İstisnasız bu çizgilerin hepsinin başında bir şeytan oturur. Bunlar onun yollarıdır, bunlardan üzerinde kendisine davet eden bir şeytanın bulunmadığı yol yoktur' buyurdu. Sonra: {İşte bu benim yolumdur, ona ittiba ediniz. Yollara tabi olmayınız. Onlar sizi Allah'ın yolundan ayırt eder. Sakınmanız için Allah size böylece vasiyet ediyor.} ayetini okudu."10
    Bekir b. Ala: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın bu hadiste zikrettiği şeytan ile insanların şeytanlarını kast ettiğini zannediyorum. Onların yolları da ihdas ettikleri bidatlerdir dedi."
    Kur'an da ehli bidatin yerildiği gibi hadislerde de yerilmiştir. Buhari ve Müslim'in ittifakla rivayet ettikleri Aişe (r) hadisinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: 'Bu (din) işimizde her kim ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o ret olunmuştur makbul değildir.'
    Müslim'deki hadisin lafzı 'Herkim üzerinde emrimiz olmayan bir ameli işlerse o, ret olunmuştur. Yani o makbul değildir.'
    Ebu Hureyre'den Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: 'Herkim bir hidayete davet ederse, onun için o hidayete tabi olanların ecri gibi ecir verilir. Bu onunla amel edenlerin ecirlerinden bir şeyi noksanlaştırmaz. Herkimde bir delalete davet ederse, onunla amel edenlerin günahı kadar onun için günah verilir. Bu onunla amel edenlerin günahlarından bir şeyi noksanlaştırmaz.'
    Buraya kadar bidatin yerilmesi ve ondan sakınılmasının gereğini incelemeye çalıştık. Bundan sonraki fasılda onun tarifi ve ona taalluk eden hususu inceleyeceğiz.
    Bidatin Tarifi:
    Bidat: Sözlükte, örneksiz olarak bir şeyi ortaya koymak, var etmek demektir. Mesela Allah'ın: {Semavat ve arzın benzersiz yaratıcısı.} ayeti buna delalet eder.
    Bidatin şer'i manası: Allah'a ibadette mübalağa kastedilerek dinde şeriata benzer bir yol ihdas etmektir. Bu tarife Hadid Suresindeki: {İhdas ettikleri ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Onu kendileri Allah'ın rızasını kazanmak için yaptılar...} ayeti delalet etmektedir.
    Bidatin Kısımları:
    Bidati Hakiki: Kitap, sünnet, icmadan üzerinde şer'i bir delilin delalet etmediği şeydir. Misalleri, şer'i bir mazereti olmaksızın helal bir şeyi haram etmek gibidir. Buna örnek olarak İmam Buhari, İbni Mes'ud'dan rivayet ettiği hadis zikredilebilir: O, şöyle demiştir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte savaşıyorduk, beraberimizde kadın bulunmuyordu. Hadım olalım mı? Dedik. Rasulullah bizi bundan yasakladı"
    Ebu Bekir (r) Ahmes den bir kadının yanına girdi. Ona Zeynep deniliyordu. Onun konuşmadığını görünce: "Buna ne oluyor da konuşmuyor" dedi. O hiç konuşmadan hac etti dediler. Ebu Bekir ona: "Konuş ey kadın, bu senin için helal olmaz; bu cahiliye işlerindendir" dedi. Kadın konuştu ve Ebu Bekir'e sen kimsin? dedi. Ebu Bekir kendini kast ederek: "Muhacirlerden bir adam" dedi.
    Bu bidate tarikat şeyhlerinin belirli bir makamdan sonra ibadet teklifinin kalktığını iddia etmeleri de girer. Mesela Kayseri'de büyük bir türbenin altında metfun Mevlana'nın hocası olarak bilinen Seyyid Burhanettin'le ilgili şu menkıbe örnek verilebilir. Seyyid Burhanettin'in müritlerinden bir kadın, bir gün şeyhine orucu ve namazı ihmal etmeye başladığını (yani orucu tutmadığını namazı kılmadığını) hatırlatarak şunu sordu: "Gençliğinde mücahede ve riyazeti kemal mertebesine ulaştırmıştın. Nasıl olurda ömrünün sonunda oruç tutmuyor ve namazlarının birçoğunu kaçırıyorsun?" Seyyid Burhaneddin buna şu cevabı verdi: "Ey çocuğum, biz yük çeken develer gibiyiz. Ağır yükler çekmiş ve uzun yollar çiğnemişiz. Sayısız konaklar ve merhaleler aşmışız. Varlık kıl ve yününü dökmüş zayıf, ince ve isteksiz olmuşuz. Şimdi bizi birkaç gün arpa vermek için besiye çekmişler ki, beslenelim ve bir bayram günü olan Allah'a kavuştuğumuz günde kurban olalım. Çünkü zayıf kurban onun mutfağına yaramaz. Zira daima yağlı kapıya yağlı kurban gerekir."
    Bidati İzafi: O, aslı itibariyle bidat olmayıp sonradan ona izafe edilen bir şey sebebiyle kendisi de bidat olan şeydir.
    Bidati izafinin iki ciheti vardır:
    Birinci Cihet: Meşru olan cihettir. Bidatçi kendi nefsinden, ondan olmayan bir şeyi o meşru cihete girdirir. Bidatçinin kendinden eklediği bu ziyadeyle meşru şey asli konumundan çıkar, yeni bir hüviyet kazanır. Şu anda müslümanlar arasında yaygın olan bidat bu nevi bidattir.
    Örneklendirecek olursak; namaz, oruç, zikir, abdest vb. şeyler meşru birer ibadetlerdir. Şari onları mükelleflere emredip yapmalarını istemiştir.
    Mesela bir şahıs Allah ve Rasulünün emretmediği bir namazı ihdas etse, bu namaz bidati izafi kısmına girer.
    Örnek için Gazalinin İhya isimli kitabında: "Bunlar Haftanın Gündüz Ve Gecelerinde Kılınan Namazlardır" başlığı altında:
    "Pazar Gününün Namazı,
    Pazartesi Gününün Namazı,
    Salı Gününün Namazı,
    Çarşamba Gününün Namazı,
    Perşembe Gününün Namazı,
    Cuma Gününün Namazı,
    Cumartesi Gününün Namazı,
    Recep Ayına Mahsus Namaz
    Şaban Ayına Mahsus Namaz" gibi ifadelerini ve nasıl kılınacağına dair izahatını zikredebiliriz.
    Ebu İsrail, Bir hadiste geldiği gibi: 'Ben oruç tutacağım, oturmayacağım hep ayakta duracağım...' dese, bu oruç da bidati izafi kısmına girer.
    Başka birisi Abdullah b. Amr hadisinde olduğu gibi: 'Hiç iftar etmeyeceğim her gün oruç tutacağım' dese, yine bu da bidati izafi kısmına girer.
    Diğer bir kimse de zikir mevzusunda ben: "Zikirden, doksan dokuzluk tesbihi elime alıp bin, iki bin, beş bin adet Allah demeyi anlıyorum. Yahut halka halinde hep bir ağızdan garip uğultular çıkarmayı anlıyorum" dese, yine bu da bidati izafi kısmına girer ve bu kimselerin iddiası doğru, amelleri de Şarinin istediği gibi yapmış olmaz. Namaz, oruç, zikir, kurban kesme vb. ibadetlerin hepsi meşrudur. Şari bu ibadetleri emretmiş, onları işleyenlere sevap vereceğini beyan edip teşvik etmiştir. Ancak bu ve emsali ibadetlerin işleniş şekli ve keyfiyetinin değişmesi, onlara yeni yorumlar getirilmesi, üzerinde delil olmayan bir şeydir. Bu aynı zamanda Allah'ın: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'a razı oldum...} ayetine ve Rasulullah'ın onu en güzel bir şekilde izah edip tebliğ etmesine rağmen, güya bazı şeyler noksan kalmış da o noksanı tamamlama gibi bir şeydir.
    Bu bapta İbni Mes'ud (r) un haberini zikretmek yerinde olsa gerek. İmam Darimi ve başkalarının rivayet ettiğine göre, Ömer b. Yahya babası ve dedesi tarikiyle şöyle rivayet etti:
    "Ebu Musa El-Eşari (r) İbni Mes'ud'un evine geldi kapısının önünde oturanlara: Ebu Abdurrahman çıkmadı mı? Dedi. Oradakiler: Hayır dediler. Onlarla beraber İbni Mes'ud'un çıkmasını beklemek üzere oturdu. İbni Mes'ud çıkınca beraberce kalktık. Ebu Musa, İbni Mes'ud'a 'Biraz önce mescitte reddettiğim bir iş gördüm. Ancak gördüğüm -Allah'a hamd olsun- hayır bir işti dedi. İbni Mes'ud: O nedir? Dedi. Ebu Musa: 'Eğer yaşarsan biraz sonra sen de onu göreceksin. Mescitte insanları halkalar halinde oturmuş namazı bekliyor halde gördüm. Halkadaki insanların ellerinde küçük çakıl taşları bulunuyor ve her halkada bir adam: 'Yüz kere Allah-u Ekber deyin' diyor. Onlar da yüz kere Allah-u Ekber diyorlar. 'Yüz kere La İlahe İllallah deyin' diyor. Onlar da yüz kere La İlahe İllallah diyorlar. 'Yüz kere Sübhanallah deyin' diyor. Onlar da yüz kere Sübhanallah diyorlar' dedi. İbni Mes'ud Ebu Musa'ya: Peki onlara ne dedin? Dedi. Ebu Musa: 'Senin görüşünü almadan onlara bir şey demedim' dedi. İbni Mes'ud: Onlara günahlarını saymalarını sevaplarından hiçbir şeyin kaybolmayacağına kefil olduğunu söylemeli değil miydin? Dedi. Sonra mescide doğru yürüdü, biz de onunla beraber mescide yürüdük. Mescitteki o halkalardan birinin başına varıp durdu. Onlara: Yaptığınızı gördüğüm bu şey nedir? Dedi. Onlar: 'Ey Ebu Abdurrahman, bunlar çakıl taşları bunlarla okuduğumuz tekbir, tahlil, tesbihi sayıyoruz' dediler. İbni Mes'ud: Günahlarınızı sayınız, ben salih amellerinizden hiçbir şeyin kaybolmayacağına kefilim. Vay size yazıklar olsun! Ey Muhammed'in ümmeti, Nebiniz sahabeleri içinizde bolca bulunurken, elbisesi henüz eskimemişken ve yemek kabı henüz kırılmamışken ne çabuk helak olmaya gidiyorsunuz. Nefsim elinde olan zata yemin ederim ki siz ya Muhammed'in milletinden daha hidayetli bir millet üzeresiniz veya dalalet kapısını açmak üzeresiniz dedi. Onlar: 'Ey Ebu Abdurrahman, Vallahi biz hayırdan gayrı bir şey irade etmedik' dediler. İbni Mes'ud: Nice hayır irade eden var ki, onu elde edememiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tahdis edip 'Bir toplumun Kuranı okuyacağını ancak Kuranın onların boğazlarından aşağıya inmeyeceğini' bize anlatmıştı. Allah'a yemin ederim bilmiyorum, belki onların çoğunluğu sizdendir dedi. Sonra onlara arkasını dönüp gitti. İbni Yahya dedi ki: O halkadaki kimseleri Nehrevan günü haricilerin safında bize mızraklarıyla dürterken gördük."
    O bidatlerden biri de Mevlit Kandilidir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin sevgisi herkese vacip bir şeydir. Müslüman onu kendi nefsinden, çocuğundan, babasından, anasından ve bütün insanlardan daha çok sevmeden imanı tam olmaz. Ancak Nebiyi sevmek ona itaat etmek, emirlerini yerine getirmek, yasaklarına riayet etmektir. Bu yasaklarından biri de bidattir. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her bidat dalalettir." "Her kim üzerinde emrimiz olmayan bir amel işlerse, o amel merduttur" buyurmuştur. Bu mevlit kutlaması Nebiden, raşit halifelerden, sahabelerin ve muteber âlimlerin hiç birinden mevlit kutlaması diye bir şey sabit değildir. Bu mevlit kutlaması, kendilerini Fatıma (r) ya asılsız olarak nispet eden Fatımiler tarafından ortaya çıkmıştır. Onların gerçek nesebi ise yahudilere dayanmaktadır.
    Bidat Ehli İle Oturmak Zararlı Ve Sakıncalıdır
    Tabiin imamlarının çoğu insanları bidatçilerle oturmama hususunda uyarmıştır. Çünkü bidatçilerle oturan kimse onların bidatinden şöyle veya böyle etkilenecektir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) salih kimselerle oturup arkadaşlık etmeye teşvik etmiş, fasit kimselerle oturup arkadaşlık etmeyi ise, zemmedip yasaklamıştır. Bunu misk satan bir kimsenin yanında oturan şahısla, is pas içerisinde kirli bir iş sahibiyle arkadaşlık edene benzetmiştir.
    Bidat Olmadığı Halde Bidat Addedilen Hususlar
    Ancak şeriatta aslı olup nassların delalet ettiği şeye gelince bidat diye isimlendirilse de onlar bidat değildir.
    Selefin ifadelerinden bazısında buna rastlamak mümkündür. Örneğin Ömer hilafeti döneminde insanları mescitte teravih namazı için bir imamın arkasında toplayıp: "Bu namazı gruplar halinde değil de bir imamın arkasında cemaatle kılın" demişti. Sonra onları bir imamın arkasında teravih namazını topluca kılarken görünce: "Bu güzel bir bidat oldu demişti." Ömer (r) bu olaya bidat derken bidatin şer'i manasını kast etmemiştir. Çünkü ramazan da teravih namazının şeriatta aslı vardır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ramazan da insanlara iki veya üç gece teravih namazı kıldırmıştır. Sonra bu namaz insanlara farz olur, onlar da bunu yerine getiremez endişesiyle onu terk etmiştir. Kuran' ın iki kapak arasında toplanması, hadislerin tedvini, hadis, fıkıh, tefsir vb. ilimlerin usullerinin kitaplarda toplanması ve emsali şeyler de aynı konumda olup bidat değildir. Ehli bidatin, bu gibi şeylere bidat deyip dinde bidat ihdas etmelerine delil getirmeleri, şeytanın dostlarına vahyi türü, hakkı batıla karıştırmaktan başka bir şey değildir. Sonra farz edelim ki bu fiiller bidattir. Bu bidatlere uymamızı bize Rasulullah, İrbaz b. Sâriye hadisinde: 'Benim ve raşit halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın, ona azı dişinizi gömünüz.' İfadesiyle emretmektedir. Bununla beraber biz mezkûr şeylerin bidat olmadığını iddia ediyoruz.
    Buraya Usulün Fi'l-Bidaı Ve's-Süne (S:28-29-30-31) ve (96-97) M.Y


    Tüm İslam ümmetine Allah'ın rahmetini diliyorum
    Allah'a emanet olun
#01.01.2008 20:03 0 0 0
  • TAİFE-İ MENSURE

    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın sebeplerini izah edip ilacını gösterdiği hevaya tabi olma fitnesi, ümmeti gruplara bölen büyük bir bela olmuştur. Bu fitne ümmeti her grubun kendi yanındakiyle sevindiği fırkalara ayırdı. Hizipçiliği teşvik edip gruplaşmaları oluşturdu ve Müslümanlar arasında düşmanlığı başlattı. Bundan sonra türeyen sapık fırkalar, ümmetin zaaflarını faş ederek düşmanlara kapı açtı. Onlara müslümanların noksanlarını göstererek ümmetin güç kaynağı birliğinin parçalanmasına zemin hazırladı.
    Bu olumsuzluklara rağmen Allah dinini kıyamete kadar korumayı dilemiştir.
    Tarihi süreci içerisinde Taife-i Mensurenin siretine baktığımızda onların sahih ilimle meşgul olduğunu, taşkınların tahrifine karşı durduğunu, batıl ve ehlini; Kitap ve sünnetle bertaraf ettiğini görmekteyiz.
    Bu taifenin böyle adlandırılmasının sebebi, Allah'ın dinine yardımı birinci vazife edindikleri içindir. Allah-u teala: {Eğer Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da sizlere yardım eder ve ayaklarınızı (hak üzerinde) sabit kılar} buyurmaktadır. Taife-i Mensurenin Akide, ibadet, ahlak, siret, davet, siyaset vb. hususlarda Kitap ve sahih sünnetin dışında dayandıkları bir merci ve istifade ettikleri bir kaynak yoktur. Her meselede Kitap ve sahih sünnete müracaat etmek, anlaşmazlık meselelerini Kitap ve sahih sünnete göre halledip çözmek ve her olay ve ferde Kitap ve sünnet çerçevesinde yaklaşmak onların tek düsturudur.
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde Taife-i Mensureyi sıfatlarıyla bildirmiştir. O hadisler şöyledir:
    1- Ebu Hureyre (r) dedi ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır' buyurdu."
    2- Enes b. Malik (r) şöyle dedi: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Şüphesiz İsrail oğulları yetmiş bir gruba ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bir dışında onların hepsi ateştedir. Onlar da cemaattir' buyurdu."
    3- Avf b. Malik (r) şöyle dedi: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir, yetmiş bir ateştedir. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir yetmiş fırka ateştedir. Muhammed'in canı elinde olan Zata yemin ederim ki ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, onlardan bir fırka hariç yetmiş ikisi ateştedir' buyurdu. Ya Rasulellah, onlar kimlerdi denildiğinde? Resulullah: 'Onlar cemaattir' buyurdu."
    4- Ebu Umametü'l-Bahili (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'İsrail oğulları yetmiş bir ve yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise bir fırka artacaktır. Sevad-ı azamın dışında onların hepsi ateştedir' buyurdu. Ebu Umame'ye bir kimse: Bu söylediğin kendi görüşün mü, yoksa onu Rasulullah'tan işittin mi dedi? Ebu Umeme: O halde ben çok cüretkârım! Aksine bunu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan birçok kere işitmişimdir diye karşılık verdi."
    5- Sa'd b. Ebi Vakkas (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'İsrail oğulları yetmiş bir millete ayrıldılar. Ümmetimde yetmiş üç millet olmadan geceler ve gündüzler gitmeyecektir' (kıyamet kopmayacaktır) buyurdu."
    6- Abdullah b. Amr (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'İsrail oğullarının başına gelen şeyler aynısıyla adım adım bu ümmetin de başına gelecektir. Onlar içerisinde aleni olarak annesine gelen olduğu gibi, ümmetimden de aynı fiili yapan kimseler bulunacaktır. İsrail oğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onlardan bir fırka müstesna diğerleri ateştedir' buyurdu. Rasulullah'a kurtulan fırka kimdir? Denildiğinde. Rasulullah: 'Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir' buyurdu."
    7- Muaviye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün bizim içimizde iken ayağa kalktı ve: 'Sizden önceki Ehl-i Kitap yetmiş iki gruba ayrıldı, bu ümmet de yetmiş üç gruba ayrılacaktır. Onlardan yetmiş ikisi ateşte bir grup kurtulacaktır. O da cemaattir. Ümmetimden bir topluluk türeyecek, kuduz hastalığının sahibinin bütün kas ve damarlarına sirayet ettiği gibi -Yahudilerin ahlakı olan- heva ve hevese tabi olma onlara sirayet edecektir' buyurdu."
    Bu hadislerin işaretiyle asıl üzere sebat edip, sahih sünnete sımsıkı tutunup kurtulan fırkanın tarifi ve onların sıfatları açıklanmıştır. Onlar sünnete sımsıkı tutundukları için ihtilaflardan kurtulmuşlardır. İnşallah ahirette de ateşten kurtulacaklardır.
    Fırka-ı Naciye
    1- Ömer b. El-Hattab (r) dedi ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetimden bir taife kıyamete saatine kadar hak üzere zahir olmaya devam edecektir' buyurdu."
    2- Sevban (r) dede ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetinden bir taife hak üzere galip olarak devam edecektir. Allah'ın emri gelene kadar onlar hak üzerinde hep öyle sebat edeceklerdir. Muhalif olanlar onlara zarar veremeyecektir' buyurdu."
    3- İmran b. Husayn (r) şöyle dedi: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetinden bir taife, sonuncuları Mesih-i Deccal ile savaşana kadar -kendileriyle savaşan kimselere galip gelerek- hak için cihat edecektir' buyurdu."
    4- Cabir b. Abdullah (r) şöyle dedi: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) yi işittiğimde: 'Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem oğlu İsa, iner ve Müslümanların emiri ona: Gel bize namaz kıldır der. Bunun üzerine İsa: Hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısmınız üzerine emirsiniz der' buyuruyordu."
    5- Seleme b. Nufeyl (r) dedi ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Savaş vakti şimdi geldi. Ümmetimden bir taife insanlar üzerinde muzaffer olmaya devam edecektir. Allah-u teala bu taifeyle birçok toplulukların gönüllerini yüceltecek de onlar bu sebeple Allah'ın düşmanlarıyla savaşacaklardır. Allah da onları bu hal üzere rızıklandıracaktır. Müminlerin diyarı Şam'dır' buyurdu."
    6- Abdullah b. Amr ve Ukbe b. Amir (r) şöyle dediler: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetimden bir topluluk Allah'ın emri üzere muzaffer olarak savaşmaya devam edecektir. Onlar bu hal üzere oldukları sürece muhalifleri kıyamete kadar onlara zarar veremeyecektir' buyurdu."
    7- Ebu Hureyre (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetimden Allah'ın emrini hakkıyla yerine getirecek bir taife devam edecektir. Onlara muhalefet edenler, bu taifeye zarar veremeyecektir' buyurdu."
    8- Kurre b. İyas (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Şam halkı bozulunca sizde hayır yoktur. Ümmetimden bir taife Allah'ın yardımıyla muzaffer olmaya devam edecektir. Onlara arka çıkmayanlar kıyamet saatine kadar onlara asla zarar veremeyeceklerdir' buyurdu."
    9- Cabir b. Semure şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Bu din daima dimdik ayakta duracaktır. Kıyamete kadar Müslümanlardan bir taife onun yolunda savaşmaya devam edecektir' buyurdu."
    10- Sa'd b. Ebi Vakkas şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetimden bir taife aziz olarak kıyamet gününe kadar dinle muzaffer olmakta devam edecektir' buyurdu."
    11- Sa'd b. Ebi Vakkas şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Garp ahalisi kıyamet kopuncaya kadar hak üzerinde galip ve muzaffer olmakta devam edecektir' buyurdu."
    12- Ebu İnebetu'l-Havlani (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Allah-u teala ağaç yetiştirir gibi bu din için insanlar yetiştirir. O kimseleri kıyamet gününe kadar kendi taatında kullanır' buyurdu."
    13- Muaviye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Ümmetimden bir taife, Allah'ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar ve onlara muhalefet edenler bu taifeye asla zarar veremeyeceklerdir. Allah'ın kıyamet emri gelinceye kadar bu taife insanlara galip ve muzaffer halde kalacaktır' buyurdu."
    Hadisi rivayet eden ravilerden Umeyr dedi ki: Bu taifenin hak üzerinde zahir, onun üzerinde sabit ve hak tarafından yardıma mazhar diye sıfatlanması mezkûr hadislerden dolayıdır. Çünkü Allah bu taifeyi kıyamete kadar korumayı kendi üzerine almıştır.
    Üçüncüsü: Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensure arasında farklılık var mı?
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensurenin sıfatlarını, takıp ettiği metotlarını açıklar hadisler gelmiştir. Burada onların takıp ettikleri metotlardan bahsedeceğiz. Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensurenin takıp ettiği metotlarıyla ilgili olarak Rasulullah'tan üç alamet zikredilmiştir. Onlar:
    1 Alamet- Abdullah b. Amr'ın rivayetin zikredilen:
    "Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir" ifadesiyle bildiren alamettir.
    2 Alamet- Enes ve Sa'd b. Ebi Vakkas'ın rivayetinde zikredilen: "Onlar da cemaattir" bildirilen alamettir.
    3 Alamet- Ebu Umame'nin rivayetinde zikredilen: "Sevad-ı azam (büyük çoğunluk)" ifadesiyle bildirilen alamettir.
    Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin bu sahih sözleri birbiriyle ittifak eder, ihtilaf etmez. İmam Acurri bu hadisleri izah ederken şöyle demiştir: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Fırkayı Naciye kimdir diye sorulduğunda: "Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir" diğer bir hadiste: "Sevad-ı azam (büyük çoğunluk)" diğerinde de: "Onlar cemaattir" buyurmuştur. Rasulullah'ın bu sözlerinin arasında fark yoktur. Taifeyi Mensure cemaattir. Abdullah b. Mes'ud'un da tarif ettiği gibi "Cemaat hakka uyan kimsedir isterse tek bir fert olsun."
    Amr b. Meymun El-Eydî şöyle dedi: Rasulullah'ın zamanında Muaz b. Cebel bize geldiğinde, onu görür görmez sevgisi gönlüme düşmüştü. Şam'da onu toprağa verene kadar ondan ayrılmadım. Muaz b. Cebel'den sonra insanların en fakihi Abdullah b. Mes'ud'la arkadaşlık edip ondan ayrılmamaya başladım. Bir Abdullah'a namaz vakitlerinin geciktirilmesi sorulduğunda: Evlerinizde dahi olsa namazlarınızı vaktindi kılınız, onlarla kıldığınız namazları nafile sayınız dedi. Abdullah'a: Cemaate karşı sorumluluğumuz ne olacak diye soruldu? Abdullah: Bu gün cemaatin geneli cemaatten ayrılmaktadır. Cemaat tek başına olsa da Allah'a itaat olan Onun emrine uygun olarak hareket etmendir dedi."
    Büyük âlim Ebu Şâme, Abdullah b. Mes'ud'un sözünü delil getirerek şöyle demektedir: "Cemaate bağlılıkla Allah ve Rasulünün emri gelmiştir. Onunla kastedilen mana hakka tabi olmaktır, ondan ayrılmamaktır. İster hakka tabi olanlar sayı bakımından az, muhalefet edenler de çok olsun. Çünkü hak, Nebi ve onun ashabının oluşturduğu ilk cemaattir. Onlardan sonra meydana gelen ehli batılın ne kadar çok olursa olsun onların çokluğuna iltifat edilmez."
    İmam İbni Kayyım, Ebu Şame'nin bu sözlerini yerinde bularak şöyle demektedir: "Ebu Şame'nin bu ifadeleri ne kadar da güzeldir. Akıl sahibi için cemaatle kastedilen, tek başına olsa da hakka uygun hareket eden kimsedir. Bu taife, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın hadislerinde "Hak üzere zahir olmaya devam edecek" şeklinde bildirdiği kimselerdir. Taife lafzı cemaat için kullanıldığı gibi, bir tek fert için de kullanılır."
    İbni Kuteybe taifeyle ilgili şöyle demektedir: "Taife, en az üç kişiden oluşur dediler, bu sözün sahipleri hata etmişlerdir. Zira taife, bir kişi, üç kişi ve daha fazla kişiler için kullanılmıştır. Çünkü taife, bir parça ve tek manasına gelmektedir. Bazen parça, topluluktan meydana gelebilir. Allah-u teala Kitabında: {Müminlerden bir topluluk da onlara yapılan azaba şehit olsun.} buyurmuştur. Bununla en az bir veya iki kişinin onların azabına şahit olmasını kastetmiştir."
    Netice olarak Taifeyi Mensurenin hadislerde geçen cemaat olduğunda şüphe yoktur. O büyük çoğunluktur, çünkü cemaattir. İbni Hibban şöyle demiştir: "Cemaatle ilgili emir umum lafızlı olarak gelmiştir. Onunla kastedilen mana ise hastır. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın ashabının icma ettiği ve üzerinde sebat ettiği topluluktur. Onlardan sonra tek başına muhalefet eden, onların cemaatini parçalayıcı değildir. Sahabelerden biri tek başına diğerlerine muhalefet eder, sahabeden sonrakiler de onlara tabi olurlarsa, bu hareket cemaati parçalar. Sahabeden sonraki cemaat, din, akıl ve ilim kendilerinde toplanan, içerisinde bulundukları durumlarda heva ve heveslerini terk eden topluluklardır. Sayıları az olsa da cemaat onlardır sayıları çok olsa da, insanların ayak takımı akılsızlar cemaat değildir.
    İshak b. Rahuye şöyle dedi: Cahil kimselere: Sevad-ı azam nedir? Desen, onlar: O insanların cemaatidir derler ama gerçek cemaatin Nebinin sünnetine sımsıkı sarılan bir alim ve onunla beraber olan kimselerin cemaat olduğunu bilmezler.
    Allah'ın Rahmeti tüm inananların üzerine olsun............amin.


    alıntı:agresif.org
    hadisler
    Abdulvehhab
#09.12.2007 18:11 0 0 0
#28.11.2007 19:34 0 0 0
  • Adem (aleyhiselam)'ın iblis ile kıssası


    {Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: 'Ben kupkuru çamurdan bir insan yaratacağım![Hicr:28]}
    {(Onu) yeryüzünde halife kılacağım.[Bakara:30]}
    {Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın![Hicr:29]}
    {Meleklere: 'Âdem için secde edin' dedik.[Bakara:34]}
    {Meleklerin hepsi topluca secde ettiler. Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.[Hicr:30-31]}
    {Allah dedi ki: 'Ey İblis, ne var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın? [Hicr:32]}
    {[Emrettiğim halde] iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?[Sad:75]}
    {İblis dedi ki: 'Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.[Sad:76]} {Ben çamurdan yarattığın bir insana secde etmem.[Hicr:33]}
    {Allah dedi ki: 'Çık oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir.[Haydi sen yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan][çık, çünkü sen alçaklardansın]'[Hicr:34]}
    {Şüphesiz ki lanet[benim lanetim]kıyamet gününe kadar elbette senin üzerine olacaktır.[Hicr:35]}
    {İblis: Rabb'im, tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver dedi. [Hicr:36]}
    {Allah: Haydı sen, o bilinen vaktin gününe kadar mühlet verilenlerdesin buyurdu.}
    {İblis dedi ki:[Rabbim!]O halde beni azdırmana karşılık, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerine oturacağım.[İzzetine][yemin olsun ki, ben yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.][Araf:16]}
    {Şu benden üstün kıldığın Âdem'i görüyor musun, eğer bana kıyamet gününe kadar mühlet verirsen and olsun, onun çocuklarını -pek azı hariç- kökünden koparıp sürükleyeceğim![İsra:62]}
    {Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.[A'raf:17]}
    {Allah: Onlardan gücünün yettiğini, sesinle harekete geçir; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygara kopar; mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol; onlara çeşitli va'dlerde bulun...[Git, onlardan kim sana [tabi olur] uyarsa [sizin hepinizle cehennemi dolduracağım] cezanız cehennemdir, o mükemmel bir cezadır' buyurdu.]}
    {Benim salih kullarım ise onların üzerinde hiçbir sultan yoktur. Rabbin vekil olarak yeter.[İsra:65]}
    {(İblis:) Ancak onlardan ihlâs sahibi kulların müstesnadır (dedi).[Sad:83]}
    {Dedik ki: Ey Âdem, bu (İblis) senin ve zevcenin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın.[Taha:117]}
    {Ey Âdem, sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.[A'raf:19]}
    {Sen burada hiç acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.[Taha:118]}
    {Sen burada susamayacak, kuşluk vakti güneşinden de yanmayacaksın.[Taha: 119]}
    {Nihayet İblis ona fısıldayıp: Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi dedi.[Taha:120]}
    {İblis, onların kendilerine gizli kalan çirkin yerlerini, kendilerine göstermek için onlara vesvese verip dedi ki: 'Rabbiniz sırf ikiniz de melekleşirsiniz veya burada ebedi kalıcılardan olursunuz diye size bu ağacı yasakladı. Onlara: Elbette ben size nasihat edenlerdenim diye yemin etti.[A'raf:20-21]}
    {Böylece onları aldattı. [İkisi de o ağaçtan yediler.]Onlar ağacı tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü de cennet yapraklarını üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: 'Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Şeytan sizin için apaçık bir düşmandır demedim mi?[A'raf:22]}
    {Âdem Rabbinin buyruğuna karşı geldi ve yolunu şaşırdı.[Taha:121]}
    {Şimdi siz beni bırakıp İblisi ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır! (Allah'a karşı İblis ve soyunu tercih eden) zalimler için bu ne çirkin bir değişmedir?[Kehf:50]}
    {Adnolsun biz önceden Âdem'e (o ağaçtan yememesini) tenbih etmiştik (ama bizim tenbihimizi) unuttu. Biz onda bir azimet bulamadık.[Taha:115]}
    {Derken şeytan onların ayağını kaydırdı. İçinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: 'Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır' dedik. [Bakara:36]}
    {Benden size bir hidayet (nebi) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa o, dalalete düşmez ve azıtmaz.[Taha:123]}
    {Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet günü onu kör olarak haşr ederiz.[Taha:124]}

    alıntı-agresif.org Hadisler-Abdulvehhab
#25.11.2007 17:55 0 0 0
#24.11.2007 22:52 0 0 0