salurkazan

salurkazan

Üye
12.12.2004
Er
174
Hakkında

#31.08.2005 22:48 0 0 0
#27.08.2005 21:25 0 0 0
#31.05.2005 22:40 0 0 0
#31.05.2005 22:36 0 0 0
  • SURE ADLARININ TÜRKÇE KARŞILIKLARI

    1.Abese: "Yüzünü ekşitti."
    2.Âdiyât: Nefes nefese koşanlar
    3.Ahkaf: Bir yer adı, kum tepeleri
    4.Ahzâb: Hizipler, gruplar, kabileler
    5.A'lâ: Yüce, büyük, kutlu
    6.Alak: Embriyo, ilgi, pıhtı, düşmanlık
    7.Âli İmran: İmran Ailesi
    8.Ankebût: Dişi örümcek
    9.A'raf: Cennetle cehennem arası bölge
    10.Asr: Çağ, asır, zaman
    11.Bakara: İnek
    12.Beled: Belde, kent, bölge
    13.Beyyine: Kanıt, belge, aydınlık
    14.Bürûc: Burçlar
    15.Câsiye: Çöken, oturan
    16.Cin: Cin, görünmeyen varlık
    17.Cumua: Cuma, toplanma, topluluk
    18.Duha: Kuşluk vakti
    19.Dühan: Duman, sis, pus
    20.En''am: Hayvanlar, davarlar
    21.Enbiya: Peygamberler
    22.Enfâl: Ganimetler, gelirler, vergiler
    23.Fâtır: Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
    24.Fâtiha: Açılış, açan, özetleyen
    25.Fecr: Şafak vakti
    26.Felak: Tan yeri, yarılma, açılma
    27.Fetih: Fetih, açılış
    28.Fîl: Fil
    29.Furkan: Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
    30.Fussılet: "Ayrıntılı yaptı."
    31.Ğâşiye: Bürüyen, örten, kuşatan
    32.Hac: Ziyaret
    33.Hadîd: Demir
    34.Hâkka: Geleceği kuşkusuz olan şey
    35.Haşr: Haşir, toplama, diriltme
    36.Hicr: Bir topluluğun adı
    37.Hucurât: Hücreler, odalar
    38.Hûd: Hz. Hûd
    39.Hümeze: Alaycılar, gıybetçiler
    40.İbrahim: Hz. İbrahim
    41.İhlas: Samimiyet
    42.İnfitâr: Açılma, yarılma, parçalanma
    43.İnsan (Dehr): İnsan (zaman)
    44.İnşıkak: Yarılma, ayrılma, kopma
    45.İnşirah: Gönül ferahlığı, iç açılması
    46.İsra: Gece yürüyüşü
    47.Kaaria: Şiddetle çarpan
    48.Kadir: Kadir Gecesi
    49.Kaf: "Kaf" harfi
    50.Kâfırûn: Kâfirler
    51.Kalem: Kalem
    52.Kamer: Ay
    53.Kasas: Peygamberlerin hayat hikâyeleri
    54.Kehf: Mağara
    55.Kevser: Kevser Havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
    56.Kıyamet: Kıyamet
    57.Kureyş: Kureyş Kabilesi
    58.Leyl: Gece
    59.Lukman: Hz. Lokman
    60.Mâide: Sofra
    61.Mâûn: Kamu hakkı, zekât, vergi
    62.Meâric: Miraçlar, yükselme noktaları
    63.Meryem: Hz. Meryem
    64.Muhammed: Hz. Muhammed
    65.Mutaffifûn: Ölçü ve tartıda hile yapanlar
    66.Mücâdile: Hakları için savaşan kadın
    67.Müddessir: Örtüsüne bürünen, saklanan
    68.Mülk: Mülk, yönetim
    69.Mümin (Ğâfir): İnanan (affeden)
    70.Müminûn: Müminler, inananlar
    71.Mürselât: Görevle gönderilenler
    72.Mümtehine: İmtihan eden
    73.Münâfikûn: İkiyüzlüler
    74.Müzzemmil: Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
    75.Nahl: Bal arısı
    76.Nas: İnsanlar
    77.Nasr: Yardım
    78.Nâziât: Çekip koparanlar, yay çekenler
    79.Nebe': Haber
    80.Necm: Yıldız

    81.Neml: Karınca
    82.Nisa: Kadınlar
    83.Nûh: Hz. Nûh
    84.Nûr: Işık
    85.Ra'd: Gök gürültüsü
    86.Rahman: Rahmeti bol olan
    87.Rûm: Bizanslılar
    88.Sâd: "Sâd" harfi
    89.Saff: Saf tutmak
    90.Saffât: Saf bağlayanlar ihtiyaçların
    91.Sebe': Sabâ ülkesi
    92.Secde: Secde
    93.Şems: Güneş
    94.Şuara: Şairler
    95.Şûra: Şûra, toplu denetim
    96.Tâhâ: "Tı" ve "Ha" harfleri
    97.Tahrîm: Haramlaştırma, yasaklama
    98.Talâk: Boşama, boşanma
    99.Târık: Târık Yıldızı, tokmak gibi vuran
    100.Tebbet: "Eli kırıldı."
    101.Teğâbün: Aldanış ve aldatış
    102.Tekâsür: Mal ve evlat çokluğunda yarış
    103.Tekvîr: Büküp dürme
    104.Tevbe: Tövbe
    105.Tîn: İncir
    106.Tûr: Tûr Dağı
    107.Vâkıa: Olan, ortaya çıkan
    108.Yâsîn: "Ya" ve "Sîn" harfleri
    109.Yûnus: Hz. Yûnus
    110.Yûsuf: Hz. Yûsuf
    111.Zâriyât: Tozutup savuranlar
    112.Zilzal: Zelzele
    113.Zührûf: Süs-püs
    114.Zümer: Zümreler, klikler

    Prof.Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK
#05.05.2005 19:03 0 0 0
  • Konu: SALAK AMIRAL
    Ne fenermis be acaba bütün Fener ler böylemidir?

    usta fikra süper selamlar
#26.04.2005 22:04 0 0 0
#26.04.2005 21:57 0 0 0
  • söyle bir söz vardir....

    SEV seni SEVENI ah ile yeksan olsa,
    Sevme seni sevmeyeni misira sultan olsa...

    Hayat kisa üzülmeye degmez..

    Aklina mukayyet ol ki, daima HÜR kalasin..

    Bilmem anlatabildim mi? selamlar
#23.04.2005 16:24 0 0 0
  • neyzen tevfik sözleri - neyzen tevfik şiirleri
    MEYHANEYE GİRMEDEN...
    Eş dostunun ısran karşısında, bir daha meyhaneye gitmeye «tövbe» eder.
    Birkaç gün sonra, vakt-i kerahet (demlenme zamanı) gelince dayanamaz. Bir at kiralayıp soluğu Lan-ga'da, Kosti'nin meyhanesinde alır. Attan inmeden, kapıdan seslenip içkisini getirtir. Meyhanedeki tanıdıkları seslenirler:
    -Hoca, böyle at üstünde içki içilir mi? Hele atını bağla gel de usulünce içki içip sohbet edelim.
    -Yoo, gelemem yanınıza. Meyhaneye girmeye tövbeliyim!


    DELÎLÎK AYRICALIĞI
    Sirkeci'de Necdet Rüştü Efe ile karşılaşır. Ayaküstü konuşurlarken Neyzen Tevfik, cumhurbaşkanı îs-met inönü'nün diktatörlüğünden söz etmeye başlar. Necdet Rüştü, dönemin her taşın altından çıkan polislerinden birinin köşe başında'durup kendilerine kulak kabarttığını farkeder ve tedirgin olur. Kısa kesip gitmeye davranır. O sırada polis bıyık altından gülümseyerek yanlarından uzaklaşır.
    Olup bitenler Neyzen'in gözünden kaçmamıştır: -Polisten korktun değil mi? der. Bana bir şey yapamaz, çünkü ben deliyim. Bu yüzden dokunulmazlığım var. Fakat bu delilik imtiyazını kazanıp içimi rahat rahat dökebilmek için neler çektim, bilemezsin.


    ADAM YERÎNE KOYMUYORLAR...
    Hüseyin Şeh suvar yazıyor:
    «...Küfürlere başladı. Sonra, başını sola çevirip bana döndü:
    -Hüseyin, ben önüme gelene sövüyorum, dedi...
    -Söversin, dedim.
    -Bana bir şey yapmıyorlar... dedi.
    -Ne yapacaklar? dedim.
    -Ulan yoksa bunlar beni adam yerine mi koymuyorlar?»


    CİFTE ATSAYDI...
    Aşırı içki yüzünden kendinden geçen bir sarhoş, Neyzen Tevfik'in ensesine bir tokat yapıştırır. Bizimki buna hiç aldırış etmeden içkisini içmeyi sürdürür. Masadaki arkadaşı:
    -Tokatı yedin... der. Ne karşılık verdin, ne de sesin çıktı...
    -Peki, bir eşek çifte atsaydı sen ne yapardın?


    REÇETESİZ DE...
    Doktorlardan yakındığı, «Bir hazâkat-zedeyim midemi tıp tepti benim» dizesini yazdığı sıralar... Bir doktor tanıdığı, karşılaştıklarında:
    -Hâlâ iyileşemedin mi? der. Muayenehaneye uğra da, bir reçete yazayım.
    -Beni azad et, hazret. Ben reçetesiz de ölürüm...


    PARASIZ BİLETE KARŞILIK
    Kadıköy'deki Opera sinemasında bir hayır kurumu yararına konser verilmektedir. Konsere ara verilince Neyzen Tevfik eline bir şapka alarak sıraları dolaşır, para toplar.
    Sahneye çıkar; şapkada toplanan büyük miktardaki parayı oradaki masanın üzerine boşaltır. Dinleyicilere döner:
    -Muhterem topluluk... Herbiriniz bu konsere bilet parası ödeyerek geldiniz. Yalnız ben davetliydim, para ödemedim. Şu masanın üstündeki, tarafımdan toplanmış paraları, bana parasız verilen biletin karşılığı olarak hayır kurumuna bırakıyorum...


    İKİ KİLO RAKI
    Yüksel Baştunç, «bu fıkra ne kadar doğrudur, bilinemiyor» kaydıyla yazıyor:
    «Atatürk bir akşam Neyzen'i Florya köşküne çağırtıyor. Bir iddiası vardır:
    -Senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, diyor. Benim kadar içer misin?
    Neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz.
    -Ne kadar içersiniz?
    -îki tane kiloluk rakı içerim.
    Ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir. Neyzen'in gözünü korkutmak istemiştir.
    -Canım ne isterse; susuz, mezesiz. Neyzen:
    -Ben de iki kilo içerim ama, diyor, öyle içmem. Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye
    kâse geliyor, iki kiloluk rakıyı Neyzen kâseye boşaltıyor. Başını sokup lâkır lâkır içecek zannediyorlar. Fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiştir. Bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. Neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kâsedeki rakının içine bastıryor. Lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor bu bade tiridine.
    Yine anlatılanlara göre, Atatürk:
    -Pes... pes... diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış.»


    GERİ GELMEYECEKLERSE...
    Birinci Dünya Savaşı yılları... Mahalle bekçiler nin davul çalarak topladığı bir kafile, askerlik şubesi| ne gitmek üzere yola koyuluyor.
    Kaldırımlarda biriken halk, gidenleri uğurluyor:
    -Allah selâmet versin!
    -Allah selâmet versin!
    Yemen, Çanakkale, Filistin gibi cephelere gidenlerin bir daha dönmediklerini bilen Neyzen Tevfik de bu yolcu etme törenine katılıyor:
    -Allah rahmet eylesin...
    -Allah rahmet eylesin...

    AZRAİL'DEN MAKBUZ
    istanbul Belediye Konservatuvan, Vali ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'ın buyruğuyla, Neyzen Tevfik'i kadrosunda gösterir. Neyzen Tevfik, ayda bir maaşını almak üzere Konservatuvar'a uğrar. Konservatuvar muhasebecisi, her ay kimlik sorarak, belge isteyerek Neyzen'i bezdirir.
    Muhittin Üstündağla karşılaştığında:
    -Beyefendi, der, ben kılık kıyafetimle, yüzümle, halim tavrımla başka bir kimseye benzer miyim?
    -Yooo...
    -Ama sizin Konservatuvar'ın muhasebecisi, ne zaman gitsem bana kimliğimi soruyor... Kanıtlamamı istiyor... Kırtasiyeciliğe bu düşkünlüğü onu ölümden kurtaracak gerçi...
    -Nasıl?
    -Azrail karşısına gelince, önce kimliğini soracak. Sonra da makbuz isteyecek. Azrail de, böyle şeylerden anlamadığı için, çekip gitmek zorunda kalacak.


    YÜZ KARASI
    Kadıköy'de, Aksaraylı Hamdi'nin gazinosunda bir yandan demlenir, bir yandan ney çalarken bir boyacı çocuk yanıma yaklaşır:
    -Amca, boyayalım mı?
    Neyzen yerinden kalkar, para çıkarıp çocuğa verdikten sonra yere sırtüstü uzanır:
    -Gel, yüzümü boya.
    Yüzü boyanınca, Kadıköy'deki başka bir meyhaneye, Papazın Bağı'na gider. Papazın Bağı'nı «mekân tutmuş» olan Ahmet Rasim, onu görünce:
    -Ne bu hal Neyzen? der, Kuşdili Tiyatrosu'nda «Arabın İntikamı»nı mı (Othello) mı oynadın?
    Neyzen Tevfîk güler:
    -Merhamet insanın yüzünü bazan kara çıkarır. Boyacıya acıdığını söyleyip olayı anlattıktan sonra
    ekler:
    -Kâinata bir de bu heybette görüneyim dedim. Allah'a şükür ki böyle bir yüz karam oldu. Ya çıkmazına boyansaydım?


    BEN UTANIYOR MUYUM?
    Hasan Âli Yücel, maddi sıkıntı içinde yaşayan Neyzen Tevfik'e biraz para yardımı yapmak istiyor ve bunu kendisine söylüyor. Neyzen Tevfîk:
    -İstemem, diyor, bak mataram ağzına kadar rakı dolu.
    Bunun üzerine Hasan Âli bir şeyler söylemek gereğini duyuyor:
    -Utandırdın beni, üstad... Neyzen'in cevabı:
    -Utanma hoca, utanma! Utanmayı unut ki, rahat yaşayabilesin. Bak ben kimseden utanıyor muyum?


    YERE DÜŞEN
    Bir başka dostu, yolda karşılaştıklarında, Neyzen Tevfik'e yardım etmek istiyor. Cebinden büyükçe bir para çıkararak:
    -Üstad, diyor, demin mendilinizi cebinizden çıkarırken bu parayı düşürdünüz.
    Bir paraya, bir dostunun yüzüne bakan Neyzen Tevfîk'in gözleri nemleniyor:
    -O yere düşen, sizin altın kalbinizdir.


    ŞiMDiDEN BELLi...
    Sadrazam Said Halim Paşa, Neyzen Tevfîk'i Yeni-köy'deki yalısına davet eder. Yenilip içildikten, Neyzen fevfik'in coşturucu ney'i dinlendikten sonra Paşa, Neyzen'e pırlanta işlemeli eşsiz bir ney aramağan eder.
    Bizimki neyi eline alıp inceler ve Paşaya geri verir.
    -Hayrola üstad, beğenmedin mi?
    -Çok beğendim.
    -Peki neden almıyorsun?
    -Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım, yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun.


    YÜZÜ GÜLMEZ...
    Sert, kavgacı, geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Beyle karşılaşır. Tahsin Bey:
    -Bugün hanımı dişçiye götüreceğim, der. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.
    Neyzen Tevfîk inanmaz:
    -Yalan söylüyorsun.
    -Neden yalan söyleyecekmişim?
    -Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç!


    FASULYEYE BENZİYOR
    İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa (bakan) getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali atanmasını sağlar.
    Karşılaştıklarında, Neyzen Tevfîk:
    -Maşallah, der, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye
    benziyor.
    -Genç yaşta vali oldu... Neden fasulyeye benzeti-yorsun?
    -îşte onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.
    ÇALARKEN...
    Soruyorlar:
    -Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
    Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen Tevfik:
    -Maliye Vekili değilim ki, diyor, çalarken zevk alayım.


    ÎKÎ BEYGİR ACIDI...
    Burhan Oğuz yazıyor:
    «1937 yılında bizim binicilik ekibi (Cevat Kula, Eyüp Öncü, vb.) Roma'da Mussolini'nin elinden altın kupayı almıştı. O günlerde bizim de bulunduğumuz bir mecliste Neyzen Tevfik bir ara gözlerini kapadı ve:
    -Yahu! dedi. Güreşçisi gider rezil olur, futbolcusu gider kepaze olur. Halimize iki beygir acıdı koştu da biraz yüzümüz güldü!..»


    Neyzen Tevfik hayatı kişiliği ve şiirlerileri -Alpay Kabacalı . 2003
#31.03.2005 21:55 0 0 0
#31.03.2005 16:27 0 0 0
  • Ne kadar ekmek o kadar köfte kardes basarili indirimden sonra tsk lerimi bildiririm selamlar
#29.03.2005 22:12 0 0 0
  • bu ne bicim paylasim? sir ögrenecegiz diye sir mi olmak gerekiyor nereden ve nasil iolacak? indirim basarili olmadi haydi eyvallah sir larin senin olsun kardes
#29.03.2005 22:08 0 0 0
#29.03.2005 21:58 0 0 0
#25.01.2005 22:22 0 0 0
#21.01.2005 15:18 0 0 0