1.Abese: "Yüzünü ekşitti."
2.Âdiyât: Nefes nefese koşanlar
3.Ahkaf: Bir yer adı, kum tepeleri
4.Ahzâb: Hizipler, gruplar, kabileler
5.A'lâ: Yüce, büyük, kutlu
6.Alak: Embriyo, ilgi, pıhtı, düşmanlık
7.Âli İmran: İmran Ailesi
8.Ankebût: Dişi örümcek
9.A'raf: Cennetle cehennem arası bölge
10.Asr: Çağ, asır, zaman
11.Bakara: İnek
12.Beled: Belde, kent, bölge
13.Beyyine: Kanıt, belge, aydınlık
14.Bürûc: Burçlar
15.Câsiye: Çöken, oturan
16.Cin: Cin, görünmeyen varlık
17.Cumua: Cuma, toplanma, topluluk
18.Duha: Kuşluk vakti
19.Dühan: Duman, sis, pus
20.En''am: Hayvanlar, davarlar
21.Enbiya: Peygamberler
22.Enfâl: Ganimetler, gelirler, vergiler
23.Fâtır: Yaratan, varlığın ilkelerini koyan
24.Fâtiha: Açılış, açan, özetleyen
25.Fecr: Şafak vakti
26.Felak: Tan yeri, yarılma, açılma
27.Fetih: Fetih, açılış
28.Fîl: Fil
29.Furkan: Işıkla karanlığı, doğruyla eğriyi ayıran
30.Fussılet: "Ayrıntılı yaptı."
31.Ğâşiye: Bürüyen, örten, kuşatan
32.Hac: Ziyaret
33.Hadîd: Demir
34.Hâkka: Geleceği kuşkusuz olan şey
35.Haşr: Haşir, toplama, diriltme
36.Hicr: Bir topluluğun adı
37.Hucurât: Hücreler, odalar
38.Hûd: Hz. Hûd
39.Hümeze: Alaycılar, gıybetçiler
40.İbrahim: Hz. İbrahim
41.İhlas: Samimiyet
42.İnfitâr: Açılma, yarılma, parçalanma
43.İnsan (Dehr): İnsan (zaman)
44.İnşıkak: Yarılma, ayrılma, kopma
45.İnşirah: Gönül ferahlığı, iç açılması
46.İsra: Gece yürüyüşü
47.Kaaria: Şiddetle çarpan
48.Kadir: Kadir Gecesi
49.Kaf: "Kaf" harfi
50.Kâfırûn: Kâfirler
51.Kalem: Kalem
52.Kamer: Ay
53.Kasas: Peygamberlerin hayat hikâyeleri
54.Kehf: Mağara
55.Kevser: Kevser Havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
56.Kıyamet: Kıyamet
57.Kureyş: Kureyş Kabilesi
58.Leyl: Gece
59.Lukman: Hz. Lokman
60.Mâide: Sofra
61.Mâûn: Kamu hakkı, zekât, vergi
62.Meâric: Miraçlar, yükselme noktaları
63.Meryem: Hz. Meryem
64.Muhammed: Hz. Muhammed
65.Mutaffifûn: Ölçü ve tartıda hile yapanlar
66.Mücâdile: Hakları için savaşan kadın
67.Müddessir: Örtüsüne bürünen, saklanan
68.Mülk: Mülk, yönetim
69.Mümin (Ğâfir): İnanan (affeden)
70.Müminûn: Müminler, inananlar
71.Mürselât: Görevle gönderilenler
72.Mümtehine: İmtihan eden
73.Münâfikûn: İkiyüzlüler
74.Müzzemmil: Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen
75.Nahl: Bal arısı
76.Nas: İnsanlar
77.Nasr: Yardım
78.Nâziât: Çekip koparanlar, yay çekenler
79.Nebe': Haber
80.Necm: Yıldız
81.Neml: Karınca
82.Nisa: Kadınlar
83.Nûh: Hz. Nûh
84.Nûr: Işık
85.Ra'd: Gök gürültüsü
86.Rahman: Rahmeti bol olan
87.Rûm: Bizanslılar
88.Sâd: "Sâd" harfi
89.Saff: Saf tutmak
90.Saffât: Saf bağlayanlar ihtiyaçların
91.Sebe': Sabâ ülkesi
92.Secde: Secde
93.Şems: Güneş
94.Şuara: Şairler
95.Şûra: Şûra, toplu denetim
96.Tâhâ: "Tı" ve "Ha" harfleri
97.Tahrîm: Haramlaştırma, yasaklama
98.Talâk: Boşama, boşanma
99.Târık: Târık Yıldızı, tokmak gibi vuran
100.Tebbet: "Eli kırıldı."
101.Teğâbün: Aldanış ve aldatış
102.Tekâsür: Mal ve evlat çokluğunda yarış
103.Tekvîr: Büküp dürme
104.Tevbe: Tövbe
105.Tîn: İncir
106.Tûr: Tûr Dağı
107.Vâkıa: Olan, ortaya çıkan
108.Yâsîn: "Ya" ve "Sîn" harfleri
109.Yûnus: Hz. Yûnus
110.Yûsuf: Hz. Yûsuf
111.Zâriyât: Tozutup savuranlar
112.Zilzal: Zelzele
113.Zührûf: Süs-püs
114.Zümer: Zümreler, klikler
neyzen tevfik sözleri - neyzen tevfik şiirleri
MEYHANEYE GİRMEDEN...
Eş dostunun ısran karşısında, bir daha meyhaneye gitmeye «tövbe» eder.
Birkaç gün sonra, vakt-i kerahet (demlenme zamanı) gelince dayanamaz. Bir at kiralayıp soluğu Lan-ga'da, Kosti'nin meyhanesinde alır. Attan inmeden, kapıdan seslenip içkisini getirtir. Meyhanedeki tanıdıkları seslenirler:
-Hoca, böyle at üstünde içki içilir mi? Hele atını bağla gel de usulünce içki içip sohbet edelim.
-Yoo, gelemem yanınıza. Meyhaneye girmeye tövbeliyim!
DELÎLÎK AYRICALIĞI
Sirkeci'de Necdet Rüştü Efe ile karşılaşır. Ayaküstü konuşurlarken Neyzen Tevfik, cumhurbaşkanı îs-met inönü'nün diktatörlüğünden söz etmeye başlar. Necdet Rüştü, dönemin her taşın altından çıkan polislerinden birinin köşe başında'durup kendilerine kulak kabarttığını farkeder ve tedirgin olur. Kısa kesip gitmeye davranır. O sırada polis bıyık altından gülümseyerek yanlarından uzaklaşır.
Olup bitenler Neyzen'in gözünden kaçmamıştır: -Polisten korktun değil mi? der. Bana bir şey yapamaz, çünkü ben deliyim. Bu yüzden dokunulmazlığım var. Fakat bu delilik imtiyazını kazanıp içimi rahat rahat dökebilmek için neler çektim, bilemezsin.
ADAM YERÎNE KOYMUYORLAR...
Hüseyin Şeh suvar yazıyor:
«...Küfürlere başladı. Sonra, başını sola çevirip bana döndü:
-Hüseyin, ben önüme gelene sövüyorum, dedi...
-Söversin, dedim.
-Bana bir şey yapmıyorlar... dedi.
-Ne yapacaklar? dedim.
-Ulan yoksa bunlar beni adam yerine mi koymuyorlar?»
CİFTE ATSAYDI...
Aşırı içki yüzünden kendinden geçen bir sarhoş, Neyzen Tevfik'in ensesine bir tokat yapıştırır. Bizimki buna hiç aldırış etmeden içkisini içmeyi sürdürür. Masadaki arkadaşı:
-Tokatı yedin... der. Ne karşılık verdin, ne de sesin çıktı...
-Peki, bir eşek çifte atsaydı sen ne yapardın?
REÇETESİZ DE...
Doktorlardan yakındığı, «Bir hazâkat-zedeyim midemi tıp tepti benim» dizesini yazdığı sıralar... Bir doktor tanıdığı, karşılaştıklarında:
-Hâlâ iyileşemedin mi? der. Muayenehaneye uğra da, bir reçete yazayım.
-Beni azad et, hazret. Ben reçetesiz de ölürüm...
PARASIZ BİLETE KARŞILIK
Kadıköy'deki Opera sinemasında bir hayır kurumu yararına konser verilmektedir. Konsere ara verilince Neyzen Tevfik eline bir şapka alarak sıraları dolaşır, para toplar.
Sahneye çıkar; şapkada toplanan büyük miktardaki parayı oradaki masanın üzerine boşaltır. Dinleyicilere döner:
-Muhterem topluluk... Herbiriniz bu konsere bilet parası ödeyerek geldiniz. Yalnız ben davetliydim, para ödemedim. Şu masanın üstündeki, tarafımdan toplanmış paraları, bana parasız verilen biletin karşılığı olarak hayır kurumuna bırakıyorum...
İKİ KİLO RAKI
Yüksel Baştunç, «bu fıkra ne kadar doğrudur, bilinemiyor» kaydıyla yazıyor:
«Atatürk bir akşam Neyzen'i Florya köşküne çağırtıyor. Bir iddiası vardır:
-Senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, diyor. Benim kadar içer misin?
Neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz.
-Ne kadar içersiniz?
-îki tane kiloluk rakı içerim.
Ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir. Neyzen'in gözünü korkutmak istemiştir.
-Canım ne isterse; susuz, mezesiz. Neyzen:
-Ben de iki kilo içerim ama, diyor, öyle içmem. Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye
kâse geliyor, iki kiloluk rakıyı Neyzen kâseye boşaltıyor. Başını sokup lâkır lâkır içecek zannediyorlar. Fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiştir. Bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. Neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kâsedeki rakının içine bastıryor. Lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor bu bade tiridine.
Yine anlatılanlara göre, Atatürk:
-Pes... pes... diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış.»
GERİ GELMEYECEKLERSE...
Birinci Dünya Savaşı yılları... Mahalle bekçiler nin davul çalarak topladığı bir kafile, askerlik şubesi| ne gitmek üzere yola koyuluyor.
Kaldırımlarda biriken halk, gidenleri uğurluyor:
-Allah selâmet versin!
-Allah selâmet versin!
Yemen, Çanakkale, Filistin gibi cephelere gidenlerin bir daha dönmediklerini bilen Neyzen Tevfik de bu yolcu etme törenine katılıyor:
-Allah rahmet eylesin...
-Allah rahmet eylesin...
AZRAİL'DEN MAKBUZ
istanbul Belediye Konservatuvan, Vali ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'ın buyruğuyla, Neyzen Tevfik'i kadrosunda gösterir. Neyzen Tevfik, ayda bir maaşını almak üzere Konservatuvar'a uğrar. Konservatuvar muhasebecisi, her ay kimlik sorarak, belge isteyerek Neyzen'i bezdirir.
Muhittin Üstündağla karşılaştığında:
-Beyefendi, der, ben kılık kıyafetimle, yüzümle, halim tavrımla başka bir kimseye benzer miyim?
-Yooo...
-Ama sizin Konservatuvar'ın muhasebecisi, ne zaman gitsem bana kimliğimi soruyor... Kanıtlamamı istiyor... Kırtasiyeciliğe bu düşkünlüğü onu ölümden kurtaracak gerçi...
-Nasıl?
-Azrail karşısına gelince, önce kimliğini soracak. Sonra da makbuz isteyecek. Azrail de, böyle şeylerden anlamadığı için, çekip gitmek zorunda kalacak.
YÜZ KARASI
Kadıköy'de, Aksaraylı Hamdi'nin gazinosunda bir yandan demlenir, bir yandan ney çalarken bir boyacı çocuk yanıma yaklaşır:
-Amca, boyayalım mı?
Neyzen yerinden kalkar, para çıkarıp çocuğa verdikten sonra yere sırtüstü uzanır:
-Gel, yüzümü boya.
Yüzü boyanınca, Kadıköy'deki başka bir meyhaneye, Papazın Bağı'na gider. Papazın Bağı'nı «mekân tutmuş» olan Ahmet Rasim, onu görünce:
-Ne bu hal Neyzen? der, Kuşdili Tiyatrosu'nda «Arabın İntikamı»nı mı (Othello) mı oynadın?
Neyzen Tevfîk güler:
-Merhamet insanın yüzünü bazan kara çıkarır. Boyacıya acıdığını söyleyip olayı anlattıktan sonra
ekler:
-Kâinata bir de bu heybette görüneyim dedim. Allah'a şükür ki böyle bir yüz karam oldu. Ya çıkmazına boyansaydım?
BEN UTANIYOR MUYUM?
Hasan Âli Yücel, maddi sıkıntı içinde yaşayan Neyzen Tevfik'e biraz para yardımı yapmak istiyor ve bunu kendisine söylüyor. Neyzen Tevfîk:
-İstemem, diyor, bak mataram ağzına kadar rakı dolu.
Bunun üzerine Hasan Âli bir şeyler söylemek gereğini duyuyor:
-Utandırdın beni, üstad... Neyzen'in cevabı:
-Utanma hoca, utanma! Utanmayı unut ki, rahat yaşayabilesin. Bak ben kimseden utanıyor muyum?
YERE DÜŞEN
Bir başka dostu, yolda karşılaştıklarında, Neyzen Tevfik'e yardım etmek istiyor. Cebinden büyükçe bir para çıkararak:
-Üstad, diyor, demin mendilinizi cebinizden çıkarırken bu parayı düşürdünüz.
Bir paraya, bir dostunun yüzüne bakan Neyzen Tevfîk'in gözleri nemleniyor:
-O yere düşen, sizin altın kalbinizdir.
ŞiMDiDEN BELLi...
Sadrazam Said Halim Paşa, Neyzen Tevfîk'i Yeni-köy'deki yalısına davet eder. Yenilip içildikten, Neyzen fevfik'in coşturucu ney'i dinlendikten sonra Paşa, Neyzen'e pırlanta işlemeli eşsiz bir ney aramağan eder.
Bizimki neyi eline alıp inceler ve Paşaya geri verir.
-Hayrola üstad, beğenmedin mi?
-Çok beğendim.
-Peki neden almıyorsun?
-Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım, yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun.
YÜZÜ GÜLMEZ...
Sert, kavgacı, geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Beyle karşılaşır. Tahsin Bey:
-Bugün hanımı dişçiye götüreceğim, der. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.
Neyzen Tevfîk inanmaz:
-Yalan söylüyorsun.
-Neden yalan söyleyecekmişim?
-Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç!
FASULYEYE BENZİYOR
İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa (bakan) getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali atanmasını sağlar.
Karşılaştıklarında, Neyzen Tevfîk:
-Maşallah, der, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye
benziyor.
-Genç yaşta vali oldu... Neden fasulyeye benzeti-yorsun?
-îşte onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.
ÇALARKEN...
Soruyorlar:
-Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen Tevfik:
-Maliye Vekili değilim ki, diyor, çalarken zevk alayım.
ÎKÎ BEYGİR ACIDI...
Burhan Oğuz yazıyor:
«1937 yılında bizim binicilik ekibi (Cevat Kula, Eyüp Öncü, vb.) Roma'da Mussolini'nin elinden altın kupayı almıştı. O günlerde bizim de bulunduğumuz bir mecliste Neyzen Tevfik bir ara gözlerini kapadı ve:
-Yahu! dedi. Güreşçisi gider rezil olur, futbolcusu gider kepaze olur. Halimize iki beygir acıdı koştu da biraz yüzümüz güldü!..»
Neyzen Tevfik hayatı kişiliği ve şiirlerileri -Alpay Kabacalı . 2003
bu ne bicim paylasim? sir ögrenecegiz diye sir mi olmak gerekiyor nereden ve nasil iolacak? indirim basarili olmadi haydi eyvallah sir larin senin olsun kardes