selim_290

selim_290

Üye
04.04.2011
Acemi Er
39
Hakkında

  • Roman ve Hikayede Zaman
    Roman - Roman Üzerine Yazılar
    Tenkiyeli eserin asli unsurlarından biri de zamandır.Zira, itibari de olsa, zaman kavram, insan ve hayatla ilgilidir.Bu itibarla insanı ve hayatı yansıtma durumuyla karşı karsıya bulunan her tahkiye!! eserin belli veya belirsiz, net veya karışık, statik veya dinamik bir zaman dilimini içermesi kaçınılmazdır.

    Zaman unsuru, genel olarak üç dilimden ibarettir: Geçmiş, hal ve gelecek... Bu noktada tahlil yapanın, şu hususu göz önünde bulundurması- yararlıdır: Tehkiyeli esere geçmiş, hal ve gelecekten ibaret üçlü zaman dilimi nasıl yerleştirilmiştir? Bilindiği gibi eski (klasik) tahkiyeli eserlerde bu üç zaman dilimi, (geçmiş hal ve gelecek) birbirinden kesin çizgilerle ayrıldı. Hatta birbirinden diğerlerine geçiş, belirli kurallar çerçevesinde sağlanırdı.

    İnsanın (karmaşık) yapısını göz önünde bulunduran çağdaş roman yazarları ise, oski uygulamayı değiştirmişler; bu üç zaman dilimini konunun akışına göre ikili ve üçlü olarak, aynı kesitte verme yolunu tutmuşlardır. Gerçekten de hatırlama kabiliyeti ve hatıralanyla geçmişe, sezgi ve hayal gücüyle geleceğe, halihazır konumuyla şimdiki zamana bağiı olan insanı, tek boyutlu bir zaman dilimi içerisinde aniatmaya çalışmak bazen mümkün se de, her zaman için yeterli ve makul değildir.Bir roman' tahlil eder, kişinin, göz önünde bulundurması gereken diğer bir husus romanda zaman tablosunun nasıl şekillendiğidir.

    Söz konusu zaman tablosu şu şekilde tasnif edilebilir:

    a.Vak'a zamanı,

    b.Anlatma zamanı,

    c.Bu ikisi arasında kalan, geçen zaman.

    Bir vak belirli bir zamanda cereyan eder.Buna "vak'a zamanı" diyoruz.Aynı vak'a. yazar tarafından belirli bir süre sonra İdrak edilerek

    anlatılır; buna da " anlatma zamanı" diyoruz. Mesela, A.Mithat'ın Jöntürk adlı romanında "vak'a zamanı" 1697-1908yılları olmasına karşılık; "anlatma zamanı", 1324 /1908'dir.

    Bu durum, yazarın eserini ne kadarlık bir süre zarfında ve nasıl bir birikimle oluşturduğu konusunda kısmen de olsa bir fikir verebilir. Bütün bu zaman kesitlerinin yanı sıra, eserin terkibini şekillendiren,"olayların anlatılma süresi" ne de işaret etmek gerekir. Olayların anlatımı, hem "yıl" , "ay" , "gün" veya "saat" ölçüleriyle verilebilir. hem de "dün" ."yarın", "bir gün", "gelecek hafta" gibi belirsizlik gösteren ifadelerle sunulabilir. Tahkiyeli eserde, yazarın olayları mutlaka kronolojik bir sırayla anlatmasını beklemek doğru değildir.Olayların kronolojik bir sırayla verilip verilmemesi, eserin maksadı ile alakalı olduğu gibi, yazarın karmaşık bir duygu ortaya Koyma isteğine de bağlıdır.Yani bazen yazar.zamam isteyerek kanştırabilir.Geriye dönüşlerle, ani sıçramalarla zaman grafiğinde inişler çıkışlar oluşturabilir.Bunlar dışında bir de okuyucu ile ilgili olan "okuma zamanından söz edilebilir."Okuma zamanı", eserin okunmaya başlandığı andan , bitirildiği ana kadar geçen süredir.Bu sürenin duyulan haz, estetik duygu ve etkisinde kalınan fikre bağlı olarak, eser bittikten sonra da devam edebileceğini bu arada belirtmeliyiz.

    Hiç şüphesiz okuyucu, romanın dünyasına-yazarın-ortaya koyduğu "itibari zaman" perspektifinden girecektir.Denebilir ki eseri edebi kılan "reel zaman" değil, yazar tarafından oluşturulan "itibari zaman" dır.Söz konusu "itibari zaman" daki başarı, olayların anlatılma süresinin ustaca düzenlenmesine ve eserin zaman bakımından tutarlı bir hale getirilmesine bağlıdır. Bundan dolayıdır ki, yazara düşen asıl görev, "itibari zaman" ı "Vak'a zamanı"nın yapısına uygun bir şekilde ortaya koymak ve eserin muhtevası ile belirli bir denge oluşturmaktır.Tahkiyeli bir eserin tahlilinde, bu uygunluk ve dengenin itibari zaman açısından dikkati gerektiren bir husustur.Yazarın dünya görüşü, hayata bakış tarzı, zihniyeti, sanat anlayışı ve olayları yorumlayış kabiliyeti, onun zamana tasarrufunu veya zamana yüklediği fonksiyonu farklı kılar.Bazı yazarlar, zamandan sembolik olarak istifade etmişler, zamanın dikkat çekici bir anı ile mesaj verme yoluna gitmişi erdir. Yalnızız (P.Safa) gibi. Sıkıntılı bir sabah vaktiyle başlayan ve aydınlık bir sabah'a biten eserde zaman unsuru semboliktir.

    Son olarak zamanla ilgili iki kavram üzerinde daha durmakta yarar vardır. Bunlardan biri- 'tarihi zaman", diğeri ise,"kozmik zaman" kavramlarıdır.

    Şayet olay., tarihi bir dönemde cereyan ediyorsa buna "tarihi zaman" denir.Tarihi zaman dışında da olaylar, dolayısıyla zamanlar vardır.Zaman unsuru;gece, gündüz.yarın, yaz, kış gibi kelimelerle belirtiliyorsa, bu durumda " kozmik zaman" olarak adlandırılır. Mesela Fatih- Harbiye ve Kiralık Konak'ta zaman, "tarihi zaman" dır.Ayrıca bunlar "kozmik zaman" unsurlarını da içerir.























#04.04.2011 06:25 0 0 0
  • Konu: İnsan kolu
    Vikipedi, özgür ansiklopedi


    İnsan kolu çeşitli hareketleri ve işleri yapmamızı sağlayan önemli bir uzvumuz. Omuz mafsalından, dirsek mafsalına kadar olan kısma kol, dirsek mafsalından el bileği mafsalına kadar olan kısma da ön kol denmektedir. Fakat genellikle kol denilince her ikisi birden anlaşılmaktadır.

    Kol bölgesinde humerus isminde tek bir kemik bulunmaktadır. Ön kol bölgesinde ise radius ve ulna isminde bir çift kemik bulunmaktadır. Kolun ve önkolun hareketlerini sağlayan kaslar, bu kemiklere yapışmıştır.

    Kol, çeşitli yönlere olan hareketlerini (aşağı yukarı, öne, arkaya, içe dönüş, dışa dönüş) omuz mafsalı ve bu bölgedeki kaslar vâsıtasıyla yapmaktadır.

    Kol üzerinde dört ayrı kas yer almıştır. Bunlar içinde en mühimi iki başlı pazu kasıdır, ön kolun bükülmesini sağlar.

    Önkol ise extansiyon (düşleşme), fleksiyon (bükülme), içe dönüş ve dışa dönüş hareketlerini dirsek mafsalı vasıtasıyla ve koldan başlayıp, önkol kemikleri üzerinde sonlanan kaslar vasıtasıyla yapmaktadır. Önkol üzerinde 18 adet kas yer almaktadır, bunlar el ve parmakların hareketlerini sağlar.
#04.04.2011 06:20 0 0 0
  • Konu: Lif Nedir
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Veri iletişiminde kullanılan optik liflerLif (← Arapça ألياف = alîf), her türlü maddeyi oluşturan ince ve uzun parçalar, ipliksi yapılar. Bir iplik içindeki pamuk lifleri, yalıtım amacıyla kullanılan cam lifleri ve kaslarımızı oluşturan kas lifleri bu tür malzemelere örnek olarak verilebilir. Sözcük Arapça kökenlidir.

    Doğal veya yapay yollardan elde edilebilen lifler, çeşitli bağlayıcılar ile birlikte kompozit malzeme üretiminde de yaygın olarak kullanılırlar.

    Pamuk, keten gibi bitkilerden elde edilen lifler doğal lifler, cam lifi veya cam yünü gibi kimyasal işlemler sonucu elde edilen lifler ise yapay lifler olarak adlandırılır.

    Lifli yapıya sahip besinler insanın beslenmesinde önemli yer tutarlar. Sindirim sisteminin düzenli çalışabilmesi için bu tür besinler alınması gerekir. Ayrıca tüm gıdaların kendine has bir lifli yapısı bulunmaktadır
#04.04.2011 06:19 0 0 0
  • Konu: Su Nedir
    Su
    Su Nedir? Oksijen ve Hidrojenden oluşan, Sıvı durumunda bulunan, kokusuz, renksiz, ve tatsız Maddeye Su Denir.

    Günlük hayatta hem biz insanların, hem de ayrımsız tüm çanlıların hayati fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan en önemli, beklide yegâne içecektir. Su besinlerin sindirimi, emilim ve hücrelere taşınmasında, Hücre, organ ve dokuların düzenli çalışmasında, Zaralı maddelerin vücuttan atılmasına, Vücut ısısının denetiminde ve daha sayılamayacak kadar çok işleve sahiptir.

    Su, bilinen tüm yaşam biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan tatsız ve kokusuz bir maddedir. Su, Canlıların yaşaması için hayati bir öneme sahiptir. Küçük miktarlarda çıplak gözle bakıldığında renksizdir. Dünya üzerinde farklı şekillerde bol miktarda bulunur.

    Suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri nelerdir?
    Suyun kimyasal formülü H2O'dur. Bunun anlamı bir su molekülünün iki Hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğudur. İyonik olarak da, (H+) bir hidrojen iyonuna bağlanmış, (OH-) hidroksit iyonu; yani HOH şeklinde tanımlanabilir. Standart Sıcaklık ve basınçta, Suyun buhar fazı ve sıvı fazı arasında dinamik (değişken) bir denge vardır. Saf su, kokusuz, tatsız, renksizdir; fakat Havadaki Karbondioksit kalıntıları ile karbonik Asit çözeltileri oluşturmaya başladığı andan itibaren tadı bozulur ve tehlikeli bir hal alır.

    Dünya yüzeyinin %71'i Suyla kaplıdır.Dünyadaki suların yaklaşık %97 si Okyanuslarda bulunmaktadır. %2.4'ü buzul yada kardır. %0.6 lık dilimi ise Göller ve nehirlere aittir.

    Suyun Rengi Nasıldır - Nedir?
    Kızılötesi ışın, elektromanyetik spektrum üzerinde kırmızı renkli ışık halini alır, absorbe edildiği için kırmızı rengin küçük bir kısmı görünürdür. Bu nedenle, Göl ve deniz gibi büyük su kütleleri içindeki saf su, mavi olarak görünür. Bu mavi renk, temiz bir Okyanus veya gölde bulutlu bir Hava altında da kolaylıkla görünebilir, bu da mavi rengin gökyüzünün yansıması olmadığını gösterir. Pratikte suyun rengi, içindeki katkı, kirlilik vb. etkenlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. Kireçtaşı, Suyu turkuaz rengine çevirirken, demir ve benzeri maddeler kırmızı kahverengi renge döndürmektedir, Bakır ise mavi Alev rengi oluşturur. Suyun içindeki yosunlar, suyu yeşil renkli olarak gösterir.

    Çözücülük
    Su, eriyebilen birçok madde için çok iyi bir (solvent) çözücüdür. Bu tip maddeler hidrofilik (hydrophilic) maddeler olarak da bilinir) iyice karıştırılmak sureti ile su içinde erirler (örneğin; tuz). Su ile karışmayan maddeler ise (örneğin; yağ) hidrofobik (hydrophobic) maddeler olarak bilinirler. Bir maddenin su içindeki erime kabiliyeti, maddenin su molekülleri arasına çekilme kuvvetinin durumuna bağlıdır. Eğer maddenin su içinde erime (çözülme) kabiliyeti yoksa, Moleküller su molekülleri arasından dışarı itilir ve çözülme olmaz.

    Kohezyon ve adhezyon
    Su kohezyon kuvvetine sahip bir maddedir, yani kendi molekülleri arasında çekim kuvveti sayesinde dağılmadan kalabilir. Su aynı zamanda adhezyon (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir.

    Yüzey gerilimi
    Su, su molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu etki görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünmez bir yüzey üzerine (örn: Polietilen ) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır. Çok temizdir.

    Kılcal hareket
    Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yerçekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yerçekimi adhezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır.

    Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin Ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.

    Suyun Donma noktası
    Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C'de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha Sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, Göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

    Suyun Üçlü noktası
    Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve Basınç kombinasyonu), kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273.16 kelvin (0.01 °C) ve Basıncı 611.73 pascal'dır (0.0060373 atm)

    Elektriksel iletkenlik
    Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir Elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve Mineral tuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. ("Saf" su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 µS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijen ve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir.(Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)

    Suyun Halleri
    Su yerkürede değişik hallerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hallere dönüşür.

    Yağışın insanlık ve tarım için öneminden dolayı, değişik biçimlerine farklı isimler verilmiştir: çoğu ülkede genel ismi yağmur'dur, dolu, Kar, sis ve çiy diğer örneklerdir. Uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluştururlar.

    Temel olarak, su akışı, nehirler ve tarım için su ihtiyacı gibi, insanlık tarihinde büyük roller oynamıştır. Nehirler ve denizler, ticaret ve ulaşım için elverişli yollar sunmuştur. Su akışı, Erozyon etkisi ile çevrenin şekillenmesinde büyük roller oynayarak, vadiler ve deltalar oluşmasını sağlamış ve insanların yerleşimine uygun arazi ve alanlar meydana getirmiştir.

    Su aynı zamanda zemine nüfuz ederek, yer Altına doğru iner. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak doğal kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.

    Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tadlarını barındırabilir. Bu nedenle, insan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyuları gelişmiştir. Hayvanlar genel olarak, Tuzlu deniz Suyunun ve bataklık suyunun tadından hoşlanmaz, dağlardan veya yeraltından gelen saf kaynak sularını ararlar. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, aslında suyun içinde çözülmüş olan Minerallerin tadıdır. Saf su (H2O), tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı diye bilinen şey, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığını belirtir.

    Biyolojik İşlevleri
    Suyun içerdiği organik bileşikler, birçok çeşitlilikle insan bedeninin başlıca gıdasıdır. Her türlü metabolik olayların temel katalizörüdür.

    Makromoleküllerin yapı taşıdır. Hidrojen köprüleri ile su moleküllerine bağlanan Protein, karbonhidrat, nükleik asit gibi kompletma yeteneğine sahiptir.
    İyi bir substrattır.
    İyi bir ısı düzenleyicisidir. Isıyı düzenli bir şekilde ayarlar.
    Doğada su
    Doğada su akarsulara dökülen atıklarla kirlense ve okyanuslarda tuzlu su haline gelse de, buharlaşıp Atmosfere karıştığında yine temizleniyor ve tatlı suya dönüşüyor. Ancak yağmur suyu dahi kimyasal yönden saf değildir. Havadaki Gazlar ve özellikle yoğun nüfuslu yerlerde kömürle birlikte açığa çıkan sülfirik asidi de bünyesine almaktadır. Doğada mutlak saf su yoktur ve Sudaki tüm yabancı kimyasalların arındırılması labaratuvarlar için dahi zorlu bir işlemdir.

    Doğada sular, kaynaklarına göre klasik olarak 4 sınıfta incelenir:

    1.Meteor suları (yağmur ve Kar suları): Mevcut Sular içinde en saf olanıdır, bununla beraber Havada bulunan bütün gazları içerdiği gibi, bazı anorganik ve organik maddeler de bulunabilir.
    2.Yeraltı ve kaynak suları: Bulunduğu ve geçtiği Toprak tabakalarını çözmesi sonucunda, tabakaların cinsine göre, çözünmüş maddeleri içerir.
    3.Yeryüzü suları (nehir, Göl, baraj ve deniz suları): Yüzeylerinin açık olması sebebiyle özellikle organik yapıdaki yabancı maddeleri almaya yatkındır. Buna karşılık hava ile temas halinde olduğundan Karbonat sertliği azdır.
    4.Maden (mineral) suları: Doğal Sulara oranla çözünmüş madde miktarı belirli bir sınırı aşmış veya temperatür ve radyoaktivitesi doğal sınırı geçmiş olan sulardır.
    Suyun Uygarlığa etkisi
    Su, medeniyetin başlamasında birincil etmendir. Öyle ki günümüzden 6.000 yıl önce Sümerler, Mezopotamya'da Fırat ve Dicle nehirlerinden faydalanarak ilk Sulu tarımı yapmışlar ve uygarlığı başlatmışlardır. Aynı şekilde Mısırlılar da Nil sayesinde birçok alanda gelişme göstermişlerdir. Denize kıyısı olan büyük Göl ve nehirlere sahip kentler gelişirken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi suyun az bulunduğu yerler ise kalkınamamıştır.

    BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE (BM) GÖRE DÜNYA SU GERÇEKLERİ

    Yeryüzünün %70'i su, bunun %97.5'i tuzlu su ve %2.5'i taze su. Geri kalan taze suyun, %2.14'ü buzullarda, binde 6'sı yer altı, binde 0.9'u yüzey suyudur.
    Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 2.2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor.
    Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1.2 milyar insanın içecek suyu yok.
    Dünya nüfusunun üçte birinin, 2.4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
    Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat artmıştır.
    Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70'i, kanalizasyonun %90'ı doğrudan su kaynaklarına verilmektedir.
    Dünya nüfusunun %40'ı su sıkıntısı çekmektedir.
    Ortalama 2 milyon ton atık her Gün nehirlere, Göllere ve derelere atılmaktadır.
    1 lt atık su, 8 lt temiz su kirletmektedir.
    Dünyada ortalama 12000 m3 kirlenmiş su var. Kirlenme engellenmezse 2050'debu kirlilik 18000 m3'lük temiz suyun kaybedilmesine neden olacaktır.
    Dünya tarım alanlarının %70'i çölleşme tehlikesi altında











#04.04.2011 06:16 0 0 0
  • Edebiyat Nedir (Detay):


    Edebiyat, Alm. Literatur (f), Fr.Littérature (f), İng. Literature. Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve tesirli biçimde anlatılması sanatı. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile, biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlar. Bu anlamıyla edebiyat görece yeni bir terimdir.



    Batı'da 18. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Geçmişte şiir, destan, tiyatro gibi türler genel olarak edebiyat başlığı altında değil, ayrı ayrı ele alınırdı. Türkiye'de de edebiyat terimi bugünkü anlamına ancak 19. yüzyılın sonlarında kavuşmuştur. divan edebiyatında şiir ve düzyazı (inşa), amaçlan ve kuralları farklı olan iki ayn sanat dalı olarak görülürdü.Edebiyatın kapsamıEdebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duygulan güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanır. İnsan yaşantılarını anlatan her metin edebiyat yapıtı değildir. Konu tartışmalı olmakla birlikte, asıl amacı estetik tat vermek değil, bilgi vermek ya da inandırmak olan yapıtlar (teknik ve bilimsel kitaplar, gazete yazılan, reklam metinleri, propaganda yazıları vb) genellikle edebiyatın kapsamı dışında bırakılır. Bir metnin edebiyat yapıtı, sayılması için sanat değeri taşıması gerekir! Ama bu değeri tanımlamak kolay değildir. Edebi değeri olan bilimsel metinlere rastlanabildiği gibi, sanat katına yüksele-meyen şiirler de vardır. Bunlara şiir değil, manzume denir.



    Edebiyatın tanımı ve kapsamıyla ilgili tartışmalar, estetik kuramının alanına girer. İlk sistemli estetik felsefesinin kurucusu olan kant'a göre, bir metnin sanat sayılabilmesi için "çıkar gözetmemesi", başka bir deyişle kendi dışında hiçbir amaç taşımaması gerekir. Bütün sanatlar gibi edebiyat da bu bakımdan oyuna benzetilebilir. Oyunun kendi dışında hiçbir amacı yoktur, yalnız zevk almak için oynanır ve biter. Bu yaklaşım, edebiyatı öteki insan eylemlerinden ayıran çok önemli bir noktayı vurgulamakla birlikte, iki yönden eleştiriye açıktır. Birincisi, fazlaca "hazcı" bir yaklaşımdır; edebiyat yapıtlannın içerdiği "doğruluk" boyutunu, aydınlanma yanını ihmal etmektedir. İkincisi, yeterince tarihsel değildir; geçmişte edebiyat dışı sayılan bazı metinlerin zamanla edebiyat kapsamı içine alındığını, bazılarınınsa edebi değer ve işlevini yitirdiğini göz önünde tutmamaktadır. Oysa bütün insan ürünleri gibi sanat da ölümlüdür.



    Edebi türlerin en "edebi", en katışıksız, en yoğun olanı lirik şiirdir. estetik haz vermenin ötesinde hiçbir amaç taşımaz. Ama bu estetik hazzın içinde derin, karmaşık ve dile getirilmesi güç bir insani gerçeklikle karşılaşmanın verdiği heyecan da vardır.



    Yoğunluk ve katışıksızlık açısından lirik şiiri destan, eleji, ağıt, mesnevi, dramatik şiir ve felsefi şiir gibi manzum türler izler. Bunlar genellikle firik şiirden daha uzun ve daha gevşek dokuludur. roman, 18. yüzyılda gelişen ve 19. yüzyılda öne çıkan bir türdür. Kaynaklan açısından en zengin edebi biçim olduğu söylenebilir. Destan, masal, ortaçağ romansları, deneme ve felsefi metin gibi daha eski biçimlerin hepsi romanı beslemiştir. Ama günümüzde satışa çıkan romanlann büyük bölümü edebiyat yapıtı sayılmaz; estetik zevk vermek için değil, oyalamak ve eğlendirmek için yazılmışlardır. Seyahatname, gezi notları, anı, otobiyografi, günlük ve mektup gibi kişisel metinler, genellikle edebiyat ile belgeseli ayıran çizginin iki yanında yer alır. Üsluplarının yetkinliği ve içeriklerinin zenginliğiyle büyük edebiyat yapıtı katma yükselenler olduğu gibi, "gazete yazısı" ve "anı defteri" düzeyinde kalanlan da vardır. Birçok kişisel metin, edebi değerinden çok, yazan konusunda özel bilgiler vermesi yüzünden ilgi çeker. Öte yandan, kolay kolay hiçbir türe sokulamayan ve üslup kaygısı gözetilmeden yazıldığı halde okurlara estetik bir doyum sağlayan metinler de vardır; 20. yüzyıl edebiyatında dışavurumculuk, dadacılık ve gerçeküstücülük gibi akımlann ürünleri genellikle bu türdendir.




    Edebiyat Akımları:


    Anakreontizm

    Anlatımcılık (Ekspresyonizm)

    Dadaizm (Dada Hareketi )

    Dandizm

    Doğaüstü

    Edebiyat-ı Cedide

    Egzistansiyalizm

    Entimist (İçtenci)

    Estetizm

    Fütürizm (Gelecekçilik)

    İmajizm

    Empresyonizm (İzlenimcilik )

    Klasisizm (edebiyat)

    Kübizm

    Lirizm

    Milli Edebiyat Akımı

    Natüralizm

    Neo-klasikçilik

    Neo-realizm

    Parnasizm

    Parnasse Okulu

    Popülizm

    Postmodernizm ve roman

    Realizm (Gerçekçilik)

    Romantizm

    Romantizm ve Gerçekçilik

    Simgecilik (sembolizm)

    Sürrealizm (Gerçeküstücülük)

    Verismo






    Edebiyat Türleri:


    a) Nazım Türleri:

    1- Şiir

    2- Destan

    3- Ağıt

    4- Mesnevi

    5- Eleji



    b) Nesir Türleri:

    1- Roman

    2- Öykü

    3- Masal

    4- Tiyatro

    5- Deneme

    6- Makale

    7- Biyografi

    8- Otobiyografi

    9- Eleştiri

    10- Anı

    11- Gezi yazısı

    12- Mizah

    13- Edebi destan


















#04.04.2011 06:10 0 0 0
  • TÜRK EDEBİYATINDA DÖNEMLER

    1. İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI
    ÖZELLİKLERİ

    1.Dörtlüklerle söylenilir.
    2.Hece vezni kullanılmıştır.
    3.Yiğitlik, aşk, tabiat gibi konular işlenir.
    4. Halk edebiyatındaki karşılığı "koşma'', Divan edebiyatındaki karşılığı''gazel''dir.
    5.Kafiye düzeni aaab, cccb, dddb şeklindedir.
    6.Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir.
    7.Kopuz eşliğinde söylenir.
    a) Sözlü Edebiyat Dönemi
    b) Yazılı Edebiyet Dönemi

    2. İSLAMİYETİN ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI
    a) Divan Edebiyatı
    b) Halk Edebiyatı

    3. BATI EDEBİYATI ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI
    a) Tanzimat Edebiyatı
    b) Servet-i Fünun Edebiyatı
    c) Fecr-i Âti Edebiyatı
    d) Milli Edebiyat
    e) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı
    f) 1940 Sonrası Türk Edebiyatı

    İSLAMİYET'TEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI
    (..?-11.yy.)

    A) SÖZLÜ EDEBİYAT DÖNEMİ:

    M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.

    Genel özellikleri:

    1. Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde ("kopuz" adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
    2. Ölçü, ulusal ölçümüz olan "hece" ölçüsüdür.
    3. Nazım birimi "dörtlük"tür.
    4. Dönemine göre arı bir dili vardır.
    5. Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
    6. Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
    7. Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir.

    Dönemin ürünleri:

    1. KOŞUK: "Sığır" denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir. Bu tür daha sonra Halk edebiyatında "Koşma" adıyla anılmıştır.

    2. SAV: Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.

    3. SAGU: "Yuğ" adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.

    4. DESTAN: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.

    DESTANLARIN ÖZELLİKLERİ

    1. Toplumun ortak görüşlerini yansıtması
    2. Olağanüstü özellikler taşıması
    3. Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan...vb.)
    4. Milli dilde söylenmiş olması
    5. Milli nazım ölçüsüyle söylenmiş olması
    6. Oldukça uzun olması
    7. Konuları bakımından savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları şeklinde sıralanabilmesi

    TÜRK DESTANLARI

    Destanlarımız yazıya geçirilmedikleri için bugün bunların ancak konularını bilmekteyiz. Bunları da İran, Çin ve Arap kaynaklarından öğreniyoruz.

    A) SAKA DEVRİ DESTANLARI
    1) Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarında Alp Er Tunga'nın yiğitliklerini ve bu savaşları anlatır.
    2) Şu Destanı: İskender'le Türkler arasındaki savaşı ve Türk hakanı Şu'nun kahramanlıklarını anlatır.

    B) HUN DEVRİ DESTANI
    Oğuz Destanı, Hun hükümdarı Mete'yi ve onun yaşamını anlatır.

    C) GÖKTÜRK DEVRİ DESTANLARI
    1) Bozkurt Destanı: Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişini anlatır.
    2) Ergenekon Destanı: Bir savaşta yenilen ve Ergenekon'a açılan Türklerin orada bir demir dağı eritip intikamlarını almalarını anlatır.

    D) UYGUR DEVRİ DESTANLARI
    1) Türeyiş Destanı: Uygurların bir erkek kurttan türeyişi anlatılır.
    2) Göç Destanı: Uygur Türkleri'nin anayurtlarından göçünü anlatır.

    NOT: Destanlar oluşumları bakımından iki grupta incelenebilir.

    a) Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anon,im ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bu türe örnek olarak şu destanları sıralayabiliriz.
    İliada, Odysseia Yunanlıların (Homeros)
    Kalevala Finlilerin
    Nibelungen Almanların
    Ramayana, Mahabarata Hintlilerin
    Cid İspanyolların
    Chanson de Roland Fransızların
    Gılgamış Sümerlerin

    b) Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek bir şairce destanlaştırılmasıdır. Yapma destan örneği olarak şunları sıralayabiliriz:
    Virgilius Aeneit
    Dante İlahi Komedi
    Tasso Kurtarılmış Kudüs
    Milton Kaybolmuş (Kaybedilmiş) Cennet
    Firdevsi Şehnâme

    B) YAZILI EDEBİYAT DÖNEMİ

    Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.

    1) Göktürk (Orhun) Yazıtları (VIII. yy): Bunlarda Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta svaşan Göktürklerin hikayesi anlatılır. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları üç tanedir.
    a) Bilge (Vezir) Tonyukuk Yazıtı (720-725): Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savşlar anlatılmaktadır.
    b) Kül Tigin Yazıtı (732): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan kardeşi Kül Tigin'in ölümü üzerine bu abideyi dikmiştir.
    c) Bilge Kağan Yazıtı (735): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan'ın ölümünden sonra yazdırılmış birabidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından , törelerinden ve Bilge Kağanın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.

    * "Türk" adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.

    2) Uygur Dönemi Eserleri: Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kağıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikayenin yanında "kökünç" denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.









































    seliiiim ööööözcaaaaaaaaaa n
#04.04.2011 06:06 0 0 0
#04.04.2011 06:03 0 0 0