Peygamber Efendimizin Kafirlerle Mücadelede Yaptığı Dua
"Rabbi fela tec'alnî fil-gavm'iz-zalimin."
Ey Rabbim! Beni o zalimler topluluğunun içinde tutma.[2]
Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva validemizin yaptığı dua
"Rabbena zalemna enfusena ve inlem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne min'el-hasirîn."
Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizleri affetmezsen ve bizlere acımazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz.[3]
Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail'in (a.s) Kabe'yi Yaparken Okudukları Dua
"Rabbena tegabbel minna inneke entes-semi'ul-alim."
Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul et, muhakkak sen, işiten ve bilensin.[4]
Kâbe'yi Yaptıktan Sonraki Duaları
"Rabbena vec'elna muslimeyni leke ve min zurriyyetina ummeten muslimeten leke ve erina menasikena ve tub aleyna inneke entet-tevvab'ur-rahim. Rabbena veb'as fîhim rasulen minhum yetlû aleyhim ayatike ve yuallimuhumul kitabe ve'l-hikmete ve yuzekkîhim inneke ente'l-azîz'ul-hakim."
Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Ey Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.[5]
Hz. İbrahim'in (a.s) Çocukları İle Mescid-i Haram'a Gidince Yaptığı Dua
"Rabbic'al hazel-belede aminen vecnubnî ve beniyye en na'bud'el-esnam. Rabbi innehunne azlelne kesiran minen-nas. Femen tebiani feinnehu minnî ve men asâni feinneke ğafur'ur-rahim. Rabbena innî eskentu min zurriyyetî bi-vadin ğayri zî zer'in inde beytikel-muharram. Rabbena liyugîmus-salate fec'al ef'ideten minen-nasi tehvî ileyhim ver-zughum mines-semerati leallehum yeşkurûn. Rabbena inneke ta'lemu ma nuhfî vema nu'linu vema yahfa alallahi min şey'in fil-arzi vela fis-sema."
Ey Rabbim! Bu beldeyi, güvenli bir belde yap. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut. Ey Rabbim! Çünkü putlar, kendilerine tapan bir çok insanın sapmasına sebep oldular. Kim bana uyarsa şüphesiz ki, o benim dinimdendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz ki sen, af ve merhameti bol olansın. Ey Rabbimiz! Soyundan bazılarını, muharrem ve mukaddes evinin yanındaki çorak, zıraata elverişsiz vadiye, namazı kılsınlar diye yerleştirdim. Ey Rabbim! İnsanların kalplerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki, şükretsinler. Ey Rabbimiz! Hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da çok iyi bilirsin. Yerde ve gökte, hiç bir şey Allah'tan gizli kalmaz.[6]
Hz. İbrahim'in (a.s) Kendisi ve Soyu İçin Yaptığı Dua
"Rabbic'alnî mugîm'es-salati ve min zurriyyetî. Rabbena ve tegabbel duaî. Rabbeneğfirlî ve li-valideyye ve lil-muminîne yevme yegûm'ul-hisab."
Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen salih kimseleri, namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle! Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, anamı, babamı, ve bütün müminleri affet![7]
Hz. Zekeriyya'nın (a.s) Yaptığı Dua
"Rabbi heb lî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, inneke semi'ud-dua."
Ey Rabbim! Katından bana temiz bir zürriyet ver. Şüphesiz sen duaları işitensin.[8]
Hz. Musa'nın Duaları
"Rabbi innî la emliku illa nefsî ve ahî fefruk beynena ve beynel-kavmi'l-fasikîn."
Ey Rabbim! Ben ancak kendim ve kardeşimle baş edebilirim. Bizimle fasık toplumun arasını ayır.[9]
"Subhaneke tubtu ileyke ve ene evvel'ul-muminîn."
Seni tenzih ederim ey Rabbim! Tövbe edip sana yöneldim ve iman edenlerin ilkiyim ben.[10]
"Rabbiğfir lî ve liahî ve edhilna fî rahmetike ve ente erham'ur-rahimîn."
Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi affet. Bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.[11]
"Ente veliyyuna feğfir lena ve'rhemna ve ente hayr'ul-ğafirîn."
Ey Rabbim! Sen bizim velimizsin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge, sen bağışlayanların en hayırlısısın.[12]
"Vektub lena fi hazihid-dunya ve fil-ahireti innî hudna ileyke."
Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz sana yöneldik.[13]
"Alallahi tevekkelna. Rabbena la tec'elna fitneten lil-kavm'iz-zalimin ve neccina bi-rahmetike min'el-kavm'il-kafirîn."
Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizi zulme sapan bir kavim için itmihan vesilesi kılma. Ve bizi kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar.[14]
Hz. İsa'nın (a.s) Rızk İçin Yaptığı Dua
"Allahumme rabbena enzil aleyna maideten min'es-semai tekunu lena îden li-evvelina ve ahirina ve ayeten minke verzukna ve ente hayr'ur-razigîn."
Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den bir belge olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.[15]
Hz. Şuayb'ın (a.s) Yaptığı Dua
"Alallahi tevekkelna rabbenefteh beynena ve beyne kavmina bil-hakki ve ente hayr'ul-fatihîn."
Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak ile hüküm ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.[16]
Hz. Nuh'un (a.s) Yaptığı Dua
"Rabbi innî eûzu bike en es'eleke ma leyse lî bihi ilmun ve illa teğfir lî ve terhemnî ekun min'el-hasirîn."
Ey Rabbim! Bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamazsan ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan oluruz.[17]
Hz. Nuh'un (a.s) Kavminin İnkarı Üzerine Yaptığı Dua
"Rabbinsurnî bima kezzebûn."
Ey Rabbim! Kavmimin beni yalanlamasına karşı bana yardım et.[18]
Tufan Sırasında Sular Yükselirken Nuh'un (a.s) Duası
"Rabbi enzilnî munzelen mubareken ve ente hayr'ul-munzilîn."
Ey Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirilenlerin en hayırlısısın.[19]
Hz. Yusuf'un (a.s) Yaptığı Dualar
"Rabbi's-sicnu ehabbu ileyye mimma yed'ûnenî ileyhi ve illa tasrif annî keydehunne esbu ileyhinne ve ekun min'el-cahilîn."
Ey Rabbimiz! Benim için zindan, bunların çağırdığı şeyden daha iyidir. Eğer tuzaklarına engel olmazsan, onlara uyar, cahillerden olurum.[20]
"Rabbi gad ateyteni min'el-mulki ve allemtenî min te'vil'il-ahadisi fatir'es-semavati vel-arzi ente veliyyî fid'dunya vel-ahireti teveffenî muslimen ve elhignî bi's-salihîn."
Ey Rabbim! Bana mülkü sen verdin. Rüyaların yorumunu sen öğrettin. Yerin ve göklerin yaratıcısı sensin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihlere kavuştur.[21]
Hz. Eyyub'un (a.s) Hastayken Yaptığı Dua
"Ennî messeniyez-zurru ve ente erham'ur-rahimîn."
Bu hastalık gerçekten beni sarıverdi. Sen ise merhametlilerin en merhametli olanısın.[22]
Hz. Yunus'un (a.s) Balığın Karnındayken Yaptığı Dua
"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."
Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.[23]
Hz. Lut'un (a.s) Kavminin Sapıklığından Dolayı Duası
"Rabbi neccinî ve ehlî mimma ya'lemûn."
Ey Rabbim! Beni ve ailemi kavmimin yapmakta oldukları şeyden kurtar.[24]
Hz. Süleyman'ın (a.s) Duası
"Rabbi evzi'nî en eşkura ni'metikelletî en'amte aleyye ve alâ valideyye ve na'mele salihen terzahu ve edhilnî birahmetike fî ibadik'es-salihîn."
Ey Rabbim! Bana, ana ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat.[25]
Hz. Meryem'in (a.s) Anasının Yaptığı Dua
"İnnî uîzuha bike ve zurriyyeteha min'eş-şeytan'ir-racîm."
Allah'ım! Onu ve zürriyyetini kovulmuş şeytandan senin sığınmana veriyorum.[26]
Hz. Musa'nın (a.s) Mucizesi Karşısında İman Eden Sihirbazların Duası
"Rabbena efriğ aleyna sabran ve teveffenâ muslimîn."
Ey Rabbimiz. Üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.[27]
Peygamberlerin ve Müminlerin Yaptığı Dua
"Rabbena la tuahiznâ in nesîna ev ahte'nâ. Rabbena vela tahmil aleynâ isran kema hameltehu alellezîne min kablina. Rabbena vela tuhammilna ma la tâgate lena bih. Va'fu annâ vağfir lena verhemna ente mevlana fensurna alal- gavm'il-kâfirîn."
Ya Rabbi! Unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbi! Bize, bizdekilerden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ya Rabbi! Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.[28]
Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna; sapıkların ve gazaba uğrayanların yoluna değil.[29]
İlim ve Akıl Sahiplerinin Yaptığı Dualar
"Rabbena la tuziğ gulûbena ba'de iz hedeytenâ ve heblena min ledunke rahmeh. İnneke ente'l-vehhâb. "Rabbena inneke camiu'n-nasi liyevmin la raybe fih. İnneke la yuhlif'ul-mîad."
Ya Rabbi! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize rahmet bağışla, sen çok bağışlayansın. Ey Rabbimiz! Kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları muhakkak sen toplayacaksın. Allah veridği sözden kesinlikle geri dönmez.[30]
Müminlerin Allah Korkusundan Yaptıkları Dua
"Rabbena innena amenna fağfir lena zunûbena ve ginâ azab'en-nâr."
Ey Rabbimiz! Biz iman ettik. İşlediğimiz günahları bağışla ve bizleri ateşin azabından koru.[31]
Allah'ı Anan Müminlerin Yaptığı Dualar
"Rabbena inneke men tudhil'in-nâre fegad ehzeyte, ve ma li'z-zalimîne min ensâr."
Ey Rabbimiz! Muhakkak sen, kimi ateşe sokarsan onu cezalandırırsın. Zalimler için yardımcı yoktur.[32]
"Rabbena fağfir lenâ zunûbena ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ mea'l-ebrâr. Rabbena ve atinâ ma veadtenâ alâ rusulike vela tuhzinâ yevm'el-giyameh. İnneke lâ tuhlif'ul-miâd."
Ya Rabbi! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.
Ya Rabbi! Elçilerine vaad ettiklerini bize ver, kıyamet gününde bizi hor ve aşağılık kılma. Sen kesinlikle vaadinden dönmezsin.[33]
Hazret-i Server-i kâinât ve mefhar-ı mevcûdât, Resûlullah (sav), bir gün meclis-i şerîflerinde kabr azâbını, münker ve nekîrin ne yol ile gelip, heybet ile süâl etdiklerini beyân buyurdular.
Hazret-i Ömer (r.a) sordu ki,
-Yâ Resûlallah! Biz kabre girdikden sonra, bu akıl bize verilip, sonra mı süâl olunuruz, yoksa verilmeden mi süâl olunuruz.
Hazret-i Resûl-i ekrem (sav) buyurdular ki,
-Şimdi ne aklda isen, kabrde de böyle olursun.
Ömer (r.a) hazretleri dediler ki,
-Böyle oldukdan sonra, üzülmeğe lüzûm yokdur.
Sonra, Hz.Ömer (r.a) vefât etdi. Kabre defn etdikden sonra, Hz.Alînin (r.a) falan zemânda, Hz.Ömerin böyle söylemiş olduğu hâtırına geldi. Göreyim davâsının erimidir, diyerek kabrine geldi. Mubârek gözlerini yumup, kalb-i şerîflerini Hz.Ömerin ahvâline yöneltip, tam bir teveccüh ile murâkabeye vardıklarında, Allahü teâlâ gözlerinden perdeyi kaldırıp, durumu müşâhede etdiler. Gördüler ki, Münker ve Nekîr heybetle gelip,
Hz.Ömere dediler ki,
-Rabbin kim, dînin nedir, Peygamberin kimdir.
Hazret-i Ömer onlardan süâl buyurdular ki,
-Yedinci gökden buraya kadar, ne mikdâr yol geldiniz.
Dediler ki,
-Yedibin yıllık yoldur.
Hazret-i Ömer (r.a) buyurdular ki,
-Yâ siz yedibin yıllık yoldan gelinceye kadar Hâlıkı unutmadınız. Bugün evimden çıkıp, kabre gelince, Rabbimi ve dînimi ve Peygamberimi nasıl unuturum. Melekler dediler ki,
-Yâ Ömer biz de senin böyle cevâb vereceğini bilirdik. Lâkin bu heybetle gelip, süâl etmeğe memûruz.
Sonra, Hz.Alî (ra) mubârek gözlerini açıp, Allahü teâlâ mubârek etsin, Ömer da'vâsının eri imiş, dedi.
Hazret-i Ömerin (ra) hilâfet müddetleri on sene, altı ay, yedi gündür. Ömrü şerîfleri altmışüç sene on gündür.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Sehab=Bulut" adında bir sarığı vardı. Sarığını sarar sarığının altına da fes, takke, başlık giyerdi. Zaman zaman sarıksız, fes, takke, başlık takar, zaman zaman da bunları giymeden sarık takardı. Sarığı sardığı zaman sarığını omuzlarının arasına sarkıtırdı. Nitekim Müslim, Sahihi'nde Amr b. Haris'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i minberde hutbe okurken gördüm. Başında siyah bir sarığı vardı. Sarığının ucunu omuzlarının arasına sarkıtmıştı." (Müslim, 1359)
Yine Müslim'de geçtiği üzere Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Fetih Günü Mekke'ye başında siyah bir sarıkla girdi. (Müslim, 1357) Bu hadiste sarığını omuzlarının arasına sarkıttığı zikredilmemiştir. Sonuç olarak Rasulullah sarığının ucunu daima omuzlarının arasına sarkıtmayıp, her yerde münasip olanı yapmıştır.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gömlek giymiştir. En sevdiği elbise gömlektir. Gömleğinin kolları bileğine kadar uzanırdı. Yine bununla beraber cübbe, kaftan, ferrace (kaftana benzer ense tarafından yırtmaçlı bir elbise)
Kırmızı bir hulle giymiştir. Hulle izar ve ridadan oluşan takıma denir. Bu iki giyecek birlikte olursa ancak buna hulle denir. İbn-i Kayyim bu hullenin sade kırmızı olmadığını içine başka bir renk karışmış kırmızı olduğunu iddia etmiş ve sade kırmızı olur diyenlerin büyük bir yanılgıya düştüğünü söylemiştir. Ancak Şevkani buna itiraz etmiş rivayette geçen hullenin bizzat kırmızı olarak nitelendirildiğini söylemiştir. İbn-i Kayyim burada kırmızı giymenin caizliği konusunda şüphenin olduğunu ancak mekruhluğunun ise çok kuvvetli olduğunu söylemiş ve kırmızı giymekten sakınmanın gerektiğini özellikle vurgulamıştır.
Sahih rivayetlerde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şalvar, geniş pantolon giydiği rivayet edilmiştir. Mest ve tasume adlı ayakkabı giymiş, yüzük takmıştır. Ancak yüzüğü sağ eline mi yoksa sol eline mi taktığı konusunda ihtilaf vardır ve bu konuda gelen bütün rivayetler sahihtir.
İki yeşil abası, bir siyah elbisesi, yine yün bir elbisesi vardı. Gömleği pamuktan olup boyu kısa idi. Heybe gibi sarkan uzun geniş enli elbise giymemiştir. Bu tip elbiseler sünnete aykırı olup caizliğine şüphe ile bakılır. Çünkü bunlar kibir cinsindendir.
Rasulullah'ın en çok hoşlandığı renk beyaz idi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olandır. Beyaz giyinin ve ölülerinizi beyaz ile kefenleyin." (Ebu Davud 3878, Tirmizi, 994)
Altın yüzük takmış, sonra onu çıkarıp atmış ve gümüş yüzük takmış, altın takmayı ise yasaklamıştır.
Yüzüğünü kaşı avucunun içine gelecek şekilde takmıştır. Tirmizi, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tuvalete girdiği zaman yüzüğünü çıkardığını rivayet etmiş ve hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Ancak Ebu Davud bu hadisin münker olduğunu belirtmiştir. Gerçekten hadis zayıftır ve Tirmizi'nin sözünü İmam Nevevi'de reddetmiştir.
Ne Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de ashabı şal ve pelerin giymemiştir. Bilakis Hayber Yahudilerine benzeme sebebiyle bunu kerih görmüşlerdir. Bu yüzden selef ve halef alimleri şal ve pelerin giymeyi mekruh addetmişlerdir. Çok sıcaklarda ve ihtiyaca binaen başına maske gibi bir bürgü çektiği sahih rivayetlerde geçmektedir. Ancak başına bürgü bürünmek genel adeti değildir.
Bir takım insanların iddia ettiği gibi tek tip elbise giymek aska Rasulullah'ın adeti değildir. Kimileri sadece yün elbise giymenin daha faziletli olduğunu iddia etmektedirler. İbn-i Kayyim şöyle demektedir:
"Kimileri aynı şekilde tek tip elbise giymenin daha iyi olacağını düşünüyorlar ve bir takım şekiller, kalıplar ve görünümler arıyorlar, bunun dışına çıkmayı ise kötülük sayıyorlar. Halbuki asıl kötülük bunlarla şartlanmak; devamlı bu şekiller, kalıplar ve görünümler içinde olmaktır. Doğrusu yolların en üstünü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in teşvik ettiği ve izlediği yoldur. O'nun giyecekler hususunda tutumu kolayına geleni giymektir. Bu yüzden kimi zaman yün, kimi zaman pamuk, kimi zamanda keten giyinmiştir."
Yeni bir elbise giyindiği zaman şu duaları okurdu:
"Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) elbiseyi yenilediği zaman şu duayı okurdu: "Allahım! Hamd sanadır. -(giydiği şey ne ise) ismen söyleyerek- Bunu bana sen giydirdin. Bunun hayırlı olmasını, yapılış gayesine uygun olmasını diliyor, şerrinden ve yapılış gayesine uygun olmamasından da sana sığınıyorum." (Ebû Dâvud, Libas 1, (4020); Tirmizî, Libâs 29, (1767))
Gömleğini giyinirken sağından başlardı.
Kimileri kendilerini ibadete vermek amacıyla zahidlik yapma adına giyeceklerden, yiyeceklerden ve kadınlardan yüz çevirenlerin zıddına en kıymetli yiyecekleri ve giyecekleri kullanmaktadırlar. Her iki gurubun davranışı da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tutum ve davranışı değildir. Eskiler lüks ve adi elbiseleri hoş görmemişlerdir. Sünen'de İbn-i Ömer'den rivayet edildiğini göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kim şöhret elbisesi giyerse, Allah ona kıyamet gününde zillet elbisesi giydirecektir. Sonra da onun içinde ateşe atılır." (Ebu Davud, 4029)
Şöhret elbisesi renginin insanların giydiği elbiselerin renginden farklı oluşu sebebiyle halk arasında dikkat çekip, göze çarpan, insanların başlarını çevirip baktıkları, kendini beğenmişlik hissi uyandıran elbisedir. Kişinin bu şekilde cezalandırılmasının sebebi, onun elbise giyinmekle kibir ve böbürlenme kastını taşımasıdır. İşte bu yüzden Allah tersi ile cezalandıracak, onu küçük düşürecektir. Nitekim elbisesini kibirden dolayı uzatan kimseyi de yere geçirmiş, şimdi o kıyamet gününe kadar yerin dibine inmektedir. Sahihayn'de İbn-i Ömer'den gelen rivayette Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Bir kimse çalım satarak eteklerini yerde sürürse Allah kıyamet gününde onun yüzüne bakmaz." (Buhari-Müslim)
Aynı şekilde adi elbise giymekte bir yerde kınanmış bir yerde ise övülmüştür. Şöhret ve çalım satmak amacıyla adi elbise giymek yerilmiş ancak tevazu ve alçak gönüllü adına giyinme ise övülmüştür. Nitekim pahalı elbise giymekte aynı şekildedir. Şayet böbürlenme ve çalım satma adına giyilirse yerilmiş ancak güzelleşmek ve Allah'ın nimetini göstermek amacıyla olursa övülmüştür. Müslim'in Sahihin de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete giremez. Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimse de cehenneme girmez." Bunun üzerine bir adam "Ey Allah'ın Rasulü! Ben elbisemin ve ayakkabılarımın güzel olmasını severim. Bu da mı kibirdir?" diye sormuş Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cevaben şöyle demiştir:
"Hayır. Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir hakkı tanımamak ve insanları hakir görmektir." (Yakın ifadelerle Müslim, Ebu Davud, 4091)
2- Yemek yemesi:
Rasulullah'ın yemek yemesi de, giyimi gibi mutedildi. Var olanı reddetmezdi, bulunmayanı ise araştırmazdı. Önüne hoş olarak getirilen yemeklerden ne olursa yerdi. Tiksindiği bir şey olursa yemezdi. Başkalarına da haram kılmazdı. Hiçbir yemeğe kusur bulmamıştır. İştahı olursa yer, olmazsa yemezdi. Nitekim alışık olmadığı keler eti getirilmiş, ancak Rasulullah bunu yememiş, ümmetine de yasaklamamıştır.
Lezzetli ve has olanı geri çevirmez, onu elde etmek içinde çabalamazdı. Şayet yemek bulamazsa sabrederdi. Hatta açlıktan karnına taş bağladığı olurdu. Aylar geçerdi de evinde ateş yandığı olmazdı. Genellikle yemeğini yere serdiği meşin bir sofra üzerine koyardı.
Üç parmağıyla yemek yer, yemeği bitince parmaklarını yalardı. Bu tutum yemek yiyenlerin takınacağı en uygun tutumdur. Çünkü kibirli kimse tek parmağı ile yemek yer, açgözlü ve hırslı kimse de beş parmağı ile yemek yer ve avucuyla ağzına basar.
Dayanarak yemek yemezdi. Dayanmak üç türlüdür. Yana dayanmak, bağdaş kurmak, bir eliyle dayanıp diğeriyle yemek yemek. Bu her üç türü de kötülemiştir.
Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda da hamd ederdi. Yemeğini bitirince şu duayı okurdu:
"Ey Rabbimiz! Hoş, mübarek, kifayet olunmamış, talebinden vaz geçilmemiş, ve müstağni kılınmayan bir hamd ile sana çokça hamdederim."
Çoğunlukla oturarak su içerdi. Hatta ayakta su içmekten men etmiştir. Bir keresinde kendisi ayakta su içmiştir. Bazı alimler bu duruma, ayakta içmenin kerahetini kaldırmak için ayakta içti demişlerdir. Bir kısmı da her ikisini yapmak da caizdir demiştir. Bu konuda İbn-i Kayyim şöyle demektedir:
"Allah daha iyi bilir ya, Rasulullah'ın ayakta su içmesi bir ihtiyaca binaendir. Özel bir durumdur. Ve özürden dolayı ayakta su içmiştir. Anlatılan hikayenin gelişi de bunu göstermektedir. Zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), zemzem kuyusuna geldiğinde oradan su çekiyorlardı. Kovayı aldı ve ayakta su içti. Bu konuda en doğru olan ayakta su içmek yasaklanmış, oturmaya bir engel olursa cazi görülmüştür."
Hattabi ve İbn-i Battal ayakta içmeyi yasaklayan hadisleri mekruh olmaya, ayakta içmekle ilgili hadisleri ise haram olmadığını belirtmeye bağlayarak hadislerin arasını uzlaştırmışlardır. Taberi "önce ayakta su içmek haram idi sonra ise serbest bırakıldı" diyenlerin görüşlerine itiraz ederek, eğer böyle olsa idi, "Rasulullah bunu belirtirdi" demiştir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisi su içtiği zaman, solunda daha büyük birisi olsa bile, bardağı sağındakine uzatırdı. Enes b. Malik şöyle bir olayı rivayet etmiştir:
"Allah rasulü süt içti ve evine geldi. Bir koyunun sütü sağıldı. Ben de Rasulullah için kuyudan su çektim ve sütü su ile karıştırdım Allah rasulü bardağı eline aldı ve içti. Solunda Hz. Ebu Bekir vardı. Sağında ise arap bir bedevi vardı. Artığını bedevi araba verdi ve "Sağı takip edin sağı" dedi. (Buhari, 74/13)
Konu üzerine hadisler
* Huzeyfe (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında yemeğe oturunca, Resûlullah yemeye başlamadıkça, kesinlikle elimizi yemeğe vurmazdık. Bir seferinde yine O'nunla yemeğe oturmuştuk. Derksen bir cariye (küçük kız çocuğu) geldi, sanki arkasından bir iteni var gibi hemen elini yemeğe soktu. Resûlullah elinden tuttu. Arkadan bir bedevi geldi, sanki onun da arkasından iten biri vardı, alelacele o da elini yemeğe soktu. Rasulullah onun da elinden tuttu. Ve şunu söyledi:
"Şeytan, üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyen yemeği kendine helâl addeder. Nitekim, sayesinde yemeğimizi kendine helal kılmak için bu cariyeyi getirdi. Ben de elinden tuttum. Bunun üzerine şu bedeviyi getirip onunla yemeği kendine helal kılmak istedi, ben onun da elinden tuttum. Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun şeytanın eli o ikisinin eliyle birlikte avucumdadır." "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bunları söyledikten sonra besmele çekip yemeye başladı." (Müslim, Eşribe 102, (2017); Ebu Davud, Et'ime 16, (3766).)
* Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
"Sizden kim bir şey yerse "Bismillah (Allah'ın adıyla)" desin. Bidayette söylemeyi unutmuşsa, sonunda şöyle söylesin: "Bismillahi fi evvelihi ve âhirihi (başında da sonunda da Bismillah)." (Ebu Davud, Et'ime 16, (3767); Tirmizi, Et'ime 47, (1859).)
* Yine Hz. Aişe demiştir ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabından altı kişi içerisinde yemek yiyordu. Derken bir bedevi geldi. (Besmele çekmeksizin) iki lokmada yutuverdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Eğer bu adam besmele çekseydi yemek hepinize yeterdi! buyurdu." (Tirmizi, Et'ime 47, (1859).)
* İbnu Ömer (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer." (Müslim, Eşribe 106, (2020); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 5, (2, 922, 923))
* Ömer İbnu Ebi Seleme anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resûlullah bana ikazda bulundu:
"Evlat! Allah'ın ismini an, sağınla ye, önünden ye!" Bundan sonra hep böyle yedim." (Buhari, Et'ime 2, 3, Müslim, Eşribe 108, (2022))
* İbnu Abbas anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Bereket yemeğin ortasına iner. Öyleyse kenarlardan yiyin, ortadan yemeyin." (Tirmizi, Et'ime 12, (1806); Ebu Davud, Et'ime 18, (3772).)
* Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Şeytan muhakkak ki hassastır, cidden pek hassastır. Kendinizi ondan sakındırın. Kim elinde et kokusu olduğu halde geceler, sonra da kendisine bir fenalık ulaşırsa sakın ha nefsinden başkasını suçlamasın." (Tirmizi, Et'ime 48, (1861); Ebu Davud, Et'ime 54, (3852).)
* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kâfir bir misafir ağırlamıştı. Derhal onun için bir keçinin sağılmasını emretti. Keçi sağıldı. Kâfir sütünü içti. Sonra diğer bir keçinin daha sağılmasını emretti. (Adam doymadı). Bu sûretle tam yedi keçinin sütünü içti.
Adam yatıp, sabah olunca müslüman oldu. Resûlullah bir keçi sağılmasını emretti. Sütünü adam içti, sonra ikinci bir başka keçi daha sağıldı. Fakat bunun sütünü tamamen içemedi. Bunun üzerine Resûlullah: "Mü'min bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer" buyurdular." (Buhari, Et'ime 12; Müslim, Eşribe 186, (2063))
* Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: " Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "İki kişinin yiyeceği üç kişiye de yeter. Üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter." (Buhari, Et'ime 11; Müslim, Eşribe 178, (2058))
* Mikdam İbnu Ma'dikerb (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine (tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın)." (Tirmizi, Zühd 47, (2381); İbnu Mace, Et'ime 50, (3349))
* Hz. Enes (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Bir avuç çürük hurma ile de olsa akşam yemeği yeyin. Zira akşam yemeğinin terki ihtiyarlık sebebidir." (Tirmizi, Et'ime 46, (1857).)
Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar? (ENBİYA/34)
Allah, sizi yarattı, sonra da sizi öldürecektir. İçinizden kimi de, biraz bilgiden sonra eşyayı önceki bildiği gibi bilmesin diye, ömrün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah çok bilgili ve büyük kudret sahibidir. (NAHL/70)
Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz. (MÜ'MİNUN/15)
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)
Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir. (ZÜMER/30)
-
Yaşatan ve öldüren Allah'tır
Öldüren de dirilten de O'dur. (NECM/44)
Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (TEVBE/116)
Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir. (DUHAN/8)
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez. (VAKİ'A/60)
-
İnsan ne kadar ölümden korunmaya çalışsada kaçış yoktur
Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar? (NİSA/78)
Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır. (LOKMAN/34)
De ki: "Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir. (CUM'A/8)
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız." (AHZAB/16)
-
İman edenler müslüman olarak ölmeyi isterler
"Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" (YUSUF/101)
De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. (EN'AM/162)
"Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler. (A'RAF/126)
-
İnkarcıların öleceklerini anladıkları zaman ettikleri tövbe kabul olmaz
Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır. (NİSA/18)
-
Allah kafir olarak ölenleri azaplandıracaktır
Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur. (AL-İ İMRAN/91)
-
Ölümden sonra dirilme için Allah doğadan örnekler vermektedir
Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız. (A'RAF/57)
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız. (RUM/19)
Rüzgârları gönderip bir bulut kaldıran da Allah'tır. Derken biz o (bulutu) ölmüş bir beldeye sevketmişizdir. Böylece yeryüzüne ölmünden sonra onunla hayat veririz. İşte o dirilme de böyledir. (FATIR/9)
Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır. (CASİYE/5)
Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz? (EN'AM/95)
Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar. (YASİN/33)
Biliniz ki Allah yer yüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık. (HADİD/17)
Ey insanlar ! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan) sonra bir alekadan (embriodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, hiçbir şey bilmemek üzere, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır. Bir de yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz onun üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.(HAC/5)
Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet için büyük bir ibret vardır. (NAHL/65)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardır. (BAKARA/164)
Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir. (RUM/50)
2523- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te öyle ağaçlar vardır ki binitli bir kişi onun gölgesinde yüz yıl yürür." (Buhari, Bed-il Halk: 8; Müslim, Cennet: 1)
' Bu konuda Enes ve Ebû Saîd el Hudrî'den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Bu hadis sahihtir.
2524- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te öyle bir ağaç vardır ki binitli bir kişi onun gölgesinde yüz yıl yürür sonuna varamaz. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle devam etti: İşte "Uzayıp giden gölgeler"budur. (Vakıa sûresi: 30) (Müslim, Cennet: 1)
' Tirmizî: Ebû Saîd'in rivâyeti olarak bu hadis hasen garibtir.
2525- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te gövdesi altından olmayan hiçbir ağaç yoktur." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Ebû Hüreyre hadisi olarak bu hasen garibtir.
bölüm: 2
Ø Cennetin binası nasıldır? nelerden yapılmıştır?
2526- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! dedik. Bize ne oluyor ki senin yanındayken kalplerimiz yumuşuyor dünyayı istemiyor ahiret ehlinden olmaya çalışıyoruz. Fakat senin yanından çıkıp ailelerimiz arasına karışıp çocuklarımızın kokusunu aldığımızda kendimizi değişmiş buluyoruz. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Siz her vakit benim yanımdan çıktığınız şekilde olsaydınız melekler sizi evlerinizde ziyaret ederlerdi ve sizler hiç günah işlememiş olsanız, Allah günah işleyen ve onların günahını affedeceği bir toplum yaratırdı.
Ebû Hüreyre diyor ki: Ey Allah'ın Rasûlü! yaratıklar neden yaratılmışlardır? Rasûlullah (s.a.v.), "Sudan" buyurdu. Cennetin binası neden yapılmıştır diye sordum, "Bir kerpici altından, bir kerpici gümüşten, harcı keskin kokulu misk, çakılları inci ve yakut, toprağı za'feran oraya girenler nimetler içersinde refah bulur, sıkıntı çekmezler. Ebedî olurlar, giydikleri eskimez gençlikleri yok olmaz." Sonra şöyle devam etti: "Üç kişi var ki, duaları geri çevrilmez: Adaletli devlet idarecisi, iftar etmek üzere olan oruçlu ve mazlum Allah mazlum kimsenin duasını bulutların üzerine kaldırır ve göklerin kapısını ona açar. Büyük ve güçlü olan Rab: "Bir süre sonra bile olsa izzetim hakkı için sana mutlaka yardım edeceğim." (Müslim, Tevbe: 27; Dârimî, Rıkak: 17)
' Tirmizî: Bu hadisin senedi pek sağlam değildir. Bence bu hadis muttasıl da değildir. Bu hadis başka bir isnad ile Ebû Müdle ve Ebû Hüreyre'den de rivâyet edilmiştir.
bölüm: 3
Ø Cennet köşklerinin özellikleri nelerdir?
2527- Ali (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te öyle köşkler vardır ki; dışarıdan içerisi içeriden de dışarısı gözükür bir bedevi kalkıp şöyle dedi: O köşkler kimler içindir? Rasûlullah (s.a.v.) de şöyle buyurdu: "O köşkler; güzel söz söyleyen, yemek yediren, oruca devam eden ve insanlar uykuda iken geceleri namaz kılanlar içindir." (Müsned: 1268)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bazı hadisçiler Abdurrahman b. İshâk hafızası yönünden tenkid etmişlerdir kendisi Küfelidir. Abdurrahman b. İshâk el Kureşî ise Medîneli olup berikinden daha sağlamdır.
2528- Abdullah b. Kays (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennetin içerisinde iki Cennet daha vardır ki kapları ve her şeyi gümüştendir bir başka iki Cennet daha vardır ki onunda kapları ve her türlü eşyası altındadır. Adn Cennetinde Cennetlikler ile Rableri arasında görebilmelerine engel büyüklük perdesi vardır."
Aynı sened ile Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu da rivâyet edilmiştir: "Cennet'te içi boş inciden yapılmış büyüklüğü altmış mil olan bir çadır vardır ki her bir tarafında huriler bulunur ve birbirlerini görmezler oraya giren mü'min onları bir bir dolaşır." (Buhârî, Bed-il Halk: 8; Müslim, Cennet: 9)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Imrân el Cevnî'nin ismi, Abdülmelik b. Habîb'tir. Ebû Bekir b. Musa'ya gelince, Ahmed b. Hanbel, "adı bilinmemektedir!" diyor. Ebû Musa el Eş'arî'nin adı Abdullah bin Kays'tır. Ebû Mâlik el Eş'arî'nin ismi Sa'd b. Tarık b. Eşyem'dir.
bölüm: 4
Ø Cennet'te de derecelendirmeler var mıdır?
2529- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennet'te yüz derece vardır her iki derece arasındaki mesafe yüz yıldır." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
2530- Muâz b. Cebel (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim, Ramazan orucunu tutar, namazlarını kılar, Ka'be'yi hacceder -zekatı söyledi mi söylemedi mi hatırlamıyorum- doğduğu ülkede kalsa da Allah yolunda hicret etse de Allah onu mutlaka bağışlayacaktır." Muâz: "Bunu Müslümanlara aktarayım mı?" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bırak insanları! Kulluk yapmakta yarış edip çalışsınlar çünkü Cennet'te yüz derece vardır. Her bir derece arasındaki mesafe gökle yer arası kadardır. Cennetlerin en güzel ve yüksek dereceli olanı Firdevs Cenneti olup; Rahman'ın arşı bunun üzerindedir. Cennetlerin bütün nehirleri buradan fışkırır. Allah'tan Cenneti isteyeceğinizde Firdevs Cennetini isteyiniz." (Müsned: 21073)
' Tirmizî: Bu hadis bu şekilde Hişâm b. Sa'd'den, Zeyd b. Eslem'den Atâ b. Yesâr'dan, Ubâde b. Sâmit'den de rivâyet edilmektedir.
Atâ, Muâz b. Cebel'e yetişemeyen bir kişidir. Muâz'ın ölümü öncedir ve O Ömer'in halifeliği döneminde vefat etmiştir.
2531- Ubâde b. Sâmit (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te yüz derece vardır; Her iki derece arasındaki mesafe gökle yeryüzü arası kadardır. Firdevs derece olarak en üstünü olup Cennetin dört ırmağı buradan fışkırır. Arş'ta bunun üstünde bulunur. Allah'tan Cennet istediğinizde Firdevsi isteyiniz." (Müsned: 21627)
' Ahmed b. Menî' Yezîd b. Harun vasıtasıyla Hemmam'dan ve Zeyd b. Eslem'den bir benzerini rivâyet etmiştir.
2532- Ebû Saîd (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te yüz derece vardır. Tüm alemler o derecelerin birin de toplanmış olsalar onların hepsini içerisine alır." (Müsned: 10806)
Âlem = Allah'ın dışındaki herkes ve her şeydir.
' Tirmizî: Bu hadis garibtir.
bölüm: 5
Ø Cennete girecek olanlara verilecek hurilerin özellikleri
2533- Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennetliklere verilecek kadınlar olan hurilerin baldırlarının beyazlığı yetmiş kat elbisenin altından görülür hatta ilikleri bile çünkü Allah; "Onlar yakut ve mercan gibidirler" (Rahman sûresi 58. ayet) buyurmaktadır. Yakut öyle bir taştır ki şeffaflığından dolayı arkasından bir ip uzatsan aynen o ipi görürsün." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Hennâd; Ubeyde b. Humeyd'den Atâ b. Sâib'den, Amr b. Meymun'dan ve Abdullah b. Mes'ûd'tan bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiştir.
2534- Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'den bu hadisin mana olarak bir benzeri merfu olmaksızın aktarılmıştır. Bu rivâyet Ubeyde b. Humeyd'in rivâyetinden daha sahihtir.
Aynı şekilde Cerir ve pek çok kişi bu hadisi Atâ b. Sâib'den merfu olmaksızın aktarmışlardır.
Kuteybe, Cerir vasıtasıyla Atâ b. Sâib'den, Ebû'l Ahvas'ın rivâyetine benzer şekilde Atâ'nın arkadaşlarından merfu olmaksızın rivâyet etmişlerdir. Ve bu rivâyet daha sahihtir.
2535- Ebû Saîd (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü Cennete girecek olan ilk gurup insanların yüzleri dolunay gecesindeki ayın parlaklığı gibi olacak ikinci gurup ise gökteki en parlak yıldız gibi olacaktır. Onlardan her bir erkeğin iki karısı bulunacak her kadının üzerinde elbisesi bulunacak bu elbiselerin arkasından bile o kadınların ilikleri görülecektir." (Müsned: 10702)
' Tirmizî: Bu hadis hasendir.
bölüm: 6
Ø Cennet'te cinsel ilişki var mıdır?
2536- Enes (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennete giren bir Müslüman'a şu kadar ve bu kadar cinsel ilişki yapabilme gücü verilecektir." Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Rasûlü! O kimsenin buna gücü yetecek mi?" denildi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "O kimseye yüz erkek kuvveti verilecektir." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Bu konuda Zeyd b. Erkâm'dan da hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Bu hadis sahih garibtir.
Bu hadisi Katâde'nin, Enes'den rivâyeti olduğunu sadece Imrân el Kattan'ın rivâyetiyle bilmekteyiz.
bölüm: 7
Ø Cennetliklerin özellikleri nelerdir?
2537- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Cennete girecek olan ilk gurubun şekli ve görüntüsü ayın dolunay gecesindeki görüntüsü gibidir. Orada tükürme yok sümkürme yok tuvalete çıkma ihtiyacı yok kullanılan kaplar altından tarakları altından ve gümüşten buhurdanlıkları öd ağacındandır. Terleri misk gibidir. Onlardan her bir şahsın iki karısı vardır güzelliklerinden dolayı etlerinin altından baldırlarının iliği görülür. Aralarında anlaşmazlık yok birbirlerine karşı kin besleme de yok kalbleri tek bir kalb gibidir. Sabah akşam Allah'ı tesbih ederler." (Buhârî, Bed-il Halk: 8; Müslim, Cennet: 7)
' Bu hadis sahihtir. "Eluvve" öd ağacı demektir.
2538- Sa'd b. ebî Vakkâs (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'teki nimetlerden bir tırnağın taşıyabileceği kadar az bir şey dünyaya gösterilmiş olsaydı gökler ve yeryüzü her tarafıyla süs içerisinde kalırdı. Cennetliklerden bir kişi dünyaya bir baksa ve bileziklerinden biri dünyaya görünse güneşin yıldızların ışığını silip süpürdüğü gibi o da güneşin ışığını silip süpürdü." (Müsned: 1371)
' Tirmizî: Bu hadis garib olup bu senedle sadece İbn Lehîa'nın rivâyeti olarak bilmekteyiz.
Yahya b. Eyyûb bu hadisi Yezîd b. ebî Habib'den rivâyet ederek senedinde "Ömer b. Sa'd b. ebî Vakkâs ve Peygamber (s.a.v.)'den" demiştir.
bölüm: 8
Ø Cennetliklerin elbiseleri nasıldır?
2539- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennetlikler kılsız, tüysüz ve sürmelidirler. Gençlikleri tükenmez, elbiseleri eskimez." (Dârimî, Rıkak: 17)
' Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.
2540- Ebû Saîd (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) "Yükseltilmiş döşekler." (Vakıa sûresi: 34) ayeti hakkında şöyle buyurdu: O döşeklerin yüksekliği gök ve yeryüzü arası gibidir yani beş yüz senelik yol kadardır." (Müsned: 11294)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece Rişdîn b. Sa'd'ın rivâyetiyle bilmekteyiz bazı ilim adamları bu hadisin tefsirinde şöyle dediler: Bunun manası derecelerdeki döşeklerdir. Dereceler arasındaki mesafe de yeryüzü ile gökyüzü arası kadardır.
bölüm: 9
Ø Cennet ağaçlarının gölgeleri ve meyveleri nasıldır?
2541- Ebû Bekir'in kızı Esma (r.anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'den işittim: "Sidret-ül Münteha=en son ağaç 'tan bahsetti ve şöyle buyurdu: Binitli bir kişi Sidrüt-ül Müteha'nın bir dalının gölgesinde yüz binitli gölgelenir -şüphe eden râvî Yahya'dır- Sidret-ül Münteha da altın kelebekler vardır ve o ağacın meyveleri büyüklük olarak testiler gibidir." (Tirmizî rivâyet etymiştir.)
' Bu hadis hasen garibtir.
bölüm: 10
Ø Cennet'te kuşlar da var mıdır?
2542- Enes b. Mâlik (r.a.)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'e Kevser hakkında soruldu da şöyle buyurdu: "O Allah'ın bana Cennet'te vereceği bir ırmaktır suyu sütten daha beyaz baldan daha tatlıdır. O nehirde bir takım kuşlar vardır ki boyunları deve boynuna benzer." Ömer: Bunlar besili ve bakımlı deve kuşlardır dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "Onu yemesi görüntüsünden daha hoştur." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir. Muhammed b. Abdullah b. Müslim, İbn Şihâb ez Zührî'nin kardeşinin oğludur. Abdullah b. Müslim'den, İbn Ömer ve Enes b. Mâlik hadis rivâyet etmişlerdir.
bölüm: 11
Ø Cennet'te at bulunur mu?
2543- Süleyman b. Yezîd (r.a.)'in babasından rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (s.a.v.)'e: "Ey Allah'ın Rasûlü! Cennet'te at var mıdır? diye sordu Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah seni Cennete koyarsa orada senin istediğin şekilde kırmızı yakuttan bir ata bindirilip dilediğin yere uçabilirsin. Bir başka adam da şöyle sordu: Ey Allah'ın Rasûlü! Cennet'te deve de var mıdır? Rasûlullah (s.a.v.), bu adama arkadaşına söylediği şekilde söylemedi ve şöyle buyurdu: Allah seni Cennete koyarsa canının çektiği ve gözünün hoşlandığı her şey senin olacaktır." (Müsned: 21904)
' Süveyd b. Nasr, Abdullah b. Mübarek vasıtasıyla Sûfyân'dan, Alkame b. Mersed'den, Abdurrahman b. Sabit'den bu hadisin mana olarak bir benzerini bize aktarmış olup bu rivâyet Mes'ûdî'nin rivâyetinden daha sağlamdır.
2544- Ebû Eyyûb (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.)'e bir bedevi geldi ve Ey Allah'ın Rasûlü! ben atları severim Cennet'te at var mıdır? Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennete girersen sana yakuttan iki kanatlı bir at getirilecek o ata binecek ve dilediğin yere onunla uçup gideceksin." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Bu hadisin senedi pek sağlam değildir. Ebû Eyyûb rivâyeti olarak sadece bu şekliyle bilmekteyiz. Ebû Sevre Ebû Eyyûb'un kardeşinin oğludur hadiste zayıf olduğu söylenmiştir. Yahya b. Main onu çok zayıf görmektedir.
Tirmizî: Muhammed b. İsmail'den işittim şöyle dedi: Ebû Sevre'nin rivâyeti münker olur hoş karşılanmaz Ebû Eyyûb'tan münker hadisler rivâyet eder bu yüzden rivâyetleri hoş karşılanıp uyulmaz.
bölüm: 12
Ø Cennetliklerin yaşları nasıldır?
2545- Muâz b. Cebel (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Cennetlikler Cennete kılsız tüysüz sürmeli otuz veya otuz üç yaşlarında olarak gireceklerdir. (Müsned: 21016)
' Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir. Katâde'nin bazı adamları bu hadisi mürsel olarak rivâyet etmekte ve senedin tamamını zikretmemektedirler.
bölüm: 13
Ø Cennetliklerin kaçta kaçı bu ümmetten olacaktır?
2546- Büreyde (r.a.)'den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennetlikler yüz yirmi saf olacaklardır. Onların seksen safı bu ümmetten kırk safı diğer ümmetlerden olacaktır." (İbn Mâce, Zühd: 17; Dârimî, Rıkak: 27)
' Tirmizî: Bu hadis hasendir. Bu hadis, Alkame b. Mesed'den, Süleyman b. Büreyde'den mürsel olarak rivâyet edilmiş olup bazı rivâyetlerde "Süleyman b. Büreyde'den ve babasından" demektedirler. Ebû Sinan'ın Muharib b. Disar'dan rivâyeti hasendir. Ebû Sinan'ın ismi Dırar b. Mürre'dir. Ebû Sinan eş Şeybânî'nin ismi ise Saîd b. Sinan'dır. Ebû Sinan eş Şamî'nin ismi ise İsa b. Sinan'dır. Ebû Sinan eş Şamî'nin ismi ise İsa b. Sinan olup Kasmelîdir.
2547- Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kubbe altında kırk kişi kadar Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber idik Bu sırada Rasûlullah (s.a.v.) Cennetliklerin dörtte biri olmanıza razı mısınız? Oradakiler "Evet" dediler. Rasûlullah (s.a.v.): "Cennetliklerin üçte biri olmanıza razı mısınız? Buyurdu. Oradakiler yine "evet" dediler. Bu sefer Rasûlullah (s.a.v.): "Cennetliklerin yarısı olmaya razı mısınız? Cennete ancak Müslüman kişi girecektir. İnsanlığın pek çoğu şirke düşecektir. Şirke bulaşmayan sizler siyah öküzün üzerindeki beyaz kıllar gibi veya kırmızı öküzün derisindeki siyah kıl gibi olacaksınız." (Buhârî, Rıkak: 17; Müslim, İman: 27)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
Bu konuda Imrân b. Husayn ve Ebû Husayn ve Ebû Saîd el Hudrî'den de hadis rivâyet etmişlerdir.
bölüm: 14
Ø Cennetin kapıları ne kadardır?
2548- Abdullah b. Ömer (r.a.)'den rivâyet göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet kapılarından ümmetimin oraya gireceği bir kapı vardır ki; O kapının eni usta binicinin üç günde (veya üç ayda veya üç senede) gidebileceği mesafe kadardır. Böyle olmasına rağmen onlar bu kapıdan sıkışarak girecekler de neredeyse omuzları kopup düşecek." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir.
Muhammed'e bu hadis hakkında sordum böyle bir hadis tanımadığını bildirdi. Hâlid b. ebî Bekr'in, Sâlim b. Abdullah'tan münker olan rivâyetleri vardır.
bölüm: 15
Ø cennette çarşı ve pazar var mı?
2549- Saîd b. Müseyyeb (r.a.)'den rivâyete göre, kendisi Ebû Hüreyre ile karşılaştı ve "Allah'tan ikimizi Cennet çarşısında bir araya getirmesini isterim" dedi. Saîd: "Cennet'te çarşı Pazar var mıdır?" diye sordu. Ebû Hüreyre "evet" dedi ve şöyle devam etti. Rasûlullah (s.a.v.)'in bana bildirdiğine göre; "Cennetlikler Cennete girdiklerinde amellerine göre oraya yerleşeceklerdir. Sonra dünya günlerinden Cuma günü kadar bir süre izin verilecek ve insanlar Rablerini ziyaret edeceklerdir. Allah'ın arşı onlara görünecek Allah onlara Cennet bahçelerinden bir bahçede görünecek o mü'minler için nurdan minberler, altından minberler, gümüşten minberler kurulacak ve o kimselerin derece bakımından en aşağı durumda olanları -ki onların aşağılıkları yoktur- misk ve kâfur tepelerinde oturacaklar ve kendilerinden daha yükseklerde oturan kimseler olduğunu sanmayacaklar."
Ebû Hüreyre dedi ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! o gün Allah'ı göremeyecek miyiz? Rasûlullah (s.a.v.): "Evet" buyurdu. "Siz Güneşin ve dolunay gecesi ayın görünmesinde şüphe eder veya görebilmek için itişip kakışır mısınız?" Biz de: "Hayır!" diye cevap verdik. Öyleyse Aynı şekilde kolaylıkla Rabbinizi göreceksiniz ve Allah'ın o Cennet'te kendisiyle karşılıklı görüşmediği kimse kalmayacaktır. Hatta konuştuğu kimselerden birine: "Ey falan oğlu falan! Falan günde yaptığını hatırlıyor musun?" diyecek, Ve dünyadaki vefasızlıklarından bir kısmını hatırlatacaktır. O kimse de: "Ey Rabbim! Beni bağışlamadın mı?" Allah'ta: "Evet!" diyecek ve "Benim bağışlamamın genişliği sayesinde şu makama ulaşmış durumdasın" buyuracak.
Onlar bu durum da iken üstlerinden bir bulut kendilerini kaplayacak ve üzerlerine bir koku yağdıracaktır ki, o zamana kadar onun kokusuna benzer bir koku koklamamışlardır. Yüce olan Allah şöyle devam edecek: "Kalkın sizin için hazırladığım büyük ikramlardan arzu ettiğiniz her şeyi alın!"
Sonra meleklerin etrafını çevrelediği, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hiçbir kimsenin kalbinden geçirip hayal edemediği şeylerin bulunduğu bir çarşıya geleceğiz ki orada arzu edilen her şey bulunacaktır. Orada satmak ve satın almak diye bir şey yoktur. Cenetlikler o çarşıda birbirleriyle karşılaşacaklardır. Rasûlullah (s.a.v.) sözünü şöyle sürdürdü: "Yüksek dereceler sahibi olan bir kişi kendisinden aşağı derecede bir kişiyle karşılaştığında onun üzerindeki elbiseden gözleri kamaşacaktır konuşmaları bitmeden kendi sırtındaki elbisenin ondan daha iyi olduğunu hayal edecektir. Çünkü Cennet'te hiç kimseye üzülme yoktur. Sonra herkes konaklarına dağılacak ve hanımlarımız bizleri merhaba hoş geldiniz diye karşılayacak; bizden ayrıldığınız andaki güzelliğinizden daha güzel bir durumda bize döndünüz diyeceklerdir. Bizde hanımlarımıza şöyle diyeceğiz: "Bugün sonsuz güç ve kuvvet sahibi Rabbimizin toplantısında bulunduk bu şekilde dönmemiz gerekirdi ve öylece sizlerin yanına dönüp geldik." (Buhârî, Ezan: 17; Müslim, İman: 27)
' Tirmizî: Bu hadis garib olup ancak bu şekilde bilmekteyiz.
Süveyd b. Amr, Evzâî'den bu hadisin bir parçasını rivâyet etmiştir.
2550- Ali (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te bir çarşı vardır ki orada satın almak va satmak diye bir şey yoktur orada kadın ve erkek resim ve şekilleri vardır kişi hangi şekle girmek isterse orada o şekle bürünecektir." (Müsned: 1272)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir.
bölüm: 16
ØCennet'te allah'ın görülmesi nasıl olacaktır?
2551- Cerir b. Abdullah el Becelî (r.a.)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'in huzurunda oturmakta idik Rasûlullah (s.a.v.) dolunay durumundaki aya baktı ve şöyle dedi Siz Rabbinizin huzuruna varacaksınız ve şu ayı gördüğünüz gibi onu görecek ve görme konusunda bir zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmayacaksınız. Dolayısıyla gün doğmadan önceki namaza ve gün batmadan önceki namaza gücünüz yettiği sürece devam edin dedi ve şu ayeti okudu: "Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin sınırsız kudret ve yüceliğini tüm eksiksiz övgüleriyle an" (Taha sûresi: 130) (Buhârî, Mevakıt: 17; Müslim, Mesacid: 27)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2552- Suheyb (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.); "İyi ve yararlı işler yapmakta devamlı ve kararlı olanlara karşılık olarak iyisi ve ondan daha fazlası vardır." (Yunus sûresi: 26) ayeti hakkında şöyle buyurdu: Cennetlikler Cennete girdiklerinde bir tellal: Sizin için Allah'ın verdiği bir sözü vardır diye bağıracak Cennetlikler de diyecekler ki bizim yüzümüzü ak etmedi mi? bizi ateşten kurtarmadı mı? bizi Cennete sokmadı mı? Melekler evet diye cevap verecekler bundan sonra perde açılacaktır. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle sözünü sürdürdü: Allah'a yemin ederim ki, Allah o gün Cennetliklere kendisini görmekten daha sevimli bir şey vermemiştir. (Müslim, İman: 27; İbn Mâce, Mukadime: 17)
' Tirmizî: Bu hadisi sadece Hammad b. Seleme, müsned ve merfu olarak rivâyet etmektedir. Süleyman b. Muğîre bu hadisi Sabit el Bünanî vasıtasıyla Abdurrahman b. ebî Leylâ'nın kendi sözü olarak rivâyet etmiştir.
bölüm: 17
Ø Cennetliklerin en aşağı derecesinde olanın durumu nasıldır?
2553- İbn Ömer (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Cennetliklerin en aşağı derecesinde olan kimsenin durumu; bahçelerini, hanımlarını, bol nimetlerini, hizmetçilerini ve koltuklarını bin senelik mesafeye kadar uzanmış olarak görecek ve sabah akşam Allah'ın kendilerine bir ikramı olarak Allah'ın yüzünü göreceklerdir. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu ayeti okudu: "Bazı yüzler o gün Rablerine bakarken mutluluktan parlayacaktır." (Kıyame sûresi: 22-23) (Müsned: 4395)
' Tirmizî: Bu hadis değişik şekillerde İsrail'den, Süveyr'den, İbn Ömer'den merfu olarak rivâyet edilmiştir. Abdulmelik b. Ebcer bu hadisi Süveyr'den ve İbn Ömer'den mevkuf olarak rivâyet etmiştir. Ubeydullah el Eşcaî ise Sûfyân'dan, Süveyr'den, Mücâhid'den ve İbn Ömer'den merfu olmaksızın kendi sözü olarak rivâyet etmiştir. Aynı şekilde Ebû Küreyb, Muhammed b. Alâ vasıtasıyla Ubeydullah el Eşcaî'den, Sûfyân'dan, Süveyr'den, Mûcâhid'den, İbn Ömer'den bir benzerini merfu olmaksızın rivâyet etmiştir.
2554- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Dolunay gecesi ayı görmekte güçlük çeker misiniz? Veya her zaman güneşi görmekte bir güçlükle karşılaşır mısınız? Ashab: "hayır" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) "Siz Rabbinizi dolunay gecesinde gördüğünüz gibi rahatlıkla görecek ve hiçbir zorlukla karşılaşmayacaksınız." (Dârimî, Rıkak: 81)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahih garibtir.
Yahya b. İsa er Remlî ve pek çok kimse bu hadisi A'meş'den, Ebû Salih'den, Ebû Hüreyre'den rivâyet etmişlerdir. Abdullah b. İdrîs, A'meş'den, Ebû Salih'den ve Ebû Saîd'den rivâyet etmiştir. İbn İdrîs'in A'meş'ten rivâyeti pek sağlam değildir. Ebû Salih'in Ebû Hüreyre vasıtasıyla Peygamber (s.a.v.)'den rivâyeti daha sağlamdır. Süheyl b. ebî Salih bu hadisi böylece babasından, Ebû Salih'den ve Ebû Hüreyre'den rivâyet etmiştir.
Ebû Saîd'den değişik bir şekilde buna benzer bir hadis rivâyet edilmiştir ki bu rivâyet sahihtir.
bölüm: 18
Ø Cennet'teki nimetlerden daha iyi olan şey nedir?
2555- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah Cennetliklere şöyle buyuracak: Ey Cennetlikler! Onlar da Ey Rabbimiz buyur, emret emrini yarine getireceğiz derler. Allah: Cennete girmekten dolayı memnun musunuz? Cennetlikler diyecekler ki: "Nasıl memnun olmayız yaratıllarından hiç kimseye vermediğini bize verdin." Allah: "Ben bundan daha iyisini size vereceğim" Onlar: Bundan daha üstün şey ne olabilir? Diyecekler. Allah'ta şöyle buyuracak: Sizden razı olduğumu bildirecek ve asla gazab etmeyeceğim." (Müslim, Cennet: 3)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 19
Ø Cennetlikler birbirinin köşklerine nasıl bakacaklardır?
2556- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennetlikler Cennete birbirlerinin köşklerine derece farklılığından dolayı ufukta batmakta ve doğmakta olan yıldızları görür gibi göreceklerdir. Bunun üzerine Ashab: Ey Allah'ın Rasûlü! dediler, onlar Peygamberlerin köşkleri midir? Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki evet Peygamberlerin ve Allah'ı ve Peygamberleri tasdik edip inanan tüm insanlarındır." (Müslim, Cennet: 3)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 20
Ø Cennet ve Cehennem ikisi de ebedîdir
2557- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü Allah insanları büyük bir meydanda toplayacak ve alemlerin Rabbi olan Allah onlara şöyle diyecektir: Dikkat dikkat! Herkes dünyada kulluk ettiği şeye uysun. Bunun üzerine Haç'a tapanlara haç'ı, puta tapanlara putları, ateşe tapanları da ateşleri temsil edilecek onlarda dünyada kulluk yaptıkları bu şeylere uyacaklardır geride sadece Müslümanlar kalacak ve Alemlerin Rabbi olan Allah onlara şöyle buyuracaktır. Sizler de bu insanlara uymayacak mısınız? Onlar da diyecekler ki: Senden sana sığınırız senden, sana sığınırız Allah'tır bizim Rabbimiz. Allah'ı görünceye kadar bizim yerimiz Allah'a kulluk edenlerin yeri olan burasıdır. Allah onlara öylece emreder ve onları o düşünce ve inançta sebat ettirir. Sonra tekrar kullarına sorar bu insanlara uymayacak mısınız? Yine o mü'minler derler ki senden sana sığınırız senden sana sığınırız senden sana sığınırız Rabbimiz Allah'tır. Rabbimizi görünceye kadar bizim yerimiz Allah'a kulluk edenlerin yeri olan burasıdır. Allah onlara öylece emreder de onları o düşünce ve inançla sebat ettirir. Ashab: Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'ı görecek miyiz? Rasûlullah (s.a.v.) dolunay gecesinde ayı görmekte güçlük çeker misiniz? Ashab: Hayır dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), şöyle devam etti: Sizler o gün onu görmekte hiçbir güçlük çekmeyeceksiniz."
Sonra Allah o kullarının karşısına çıkıp kendini tanıtacak ve ben sizin Rabbinizim bana uyun!.
Müslümanlar kalkıp kurulan sıratın üzerinden hızlı giden at ve develer gibi geçecekler ve geçerken yapacakları dua: Selametle bizi koru bizi koru şeklinde olacaktır.
Geriye Cehennemlikler kalacaklar onlardan bir gurup Cehenneme atıldıktan sonra şöyle denilecek "doldun mu" Cehennem de diyecek ki: "Daha fazlası var mı?" Sonra bir gurup daha atılacak ve yine doldun mu? Denilecek. Cehennem de: "daha fazlası var mı? diyecek Cehennemliklerin hepsi Cehenneme dolduruldukları vakit Rahman olan Allah ayağını Cehenneme koyacak ve ondakiler birbirlerine sıkışacaklar sonra Allah yeter mi buyuracak Cehennem de yeter yeter diyecektir.
Allah Cennetlikleri Cennete Cehennemlikleri de Cehenneme koyduğunda ölüm boynundan çekilerek getirilecek Cennetliklerle Cehennemlikler arasında bir sur üzerinde durdurulacak sonra Ey Cennetlikler diye seslenilecek, onlar da korkuyla bakacaklar sonra Ey Cehennemlikler denilecek onlar da sevinç içerisinde şefaat umarak bakacaklar sonra hem Cehennemliklere hem de Cennetliklere; bunu tanıyor musunuz? Diye sorulacak bunlar da onlar da hep birlikte onu tanıyoruz o ölümdür diyecekler. Sonra o ölüm Cennetliklerle Cehennemlikler arasındaki sur üzerinde bir koç şeklinde yatırılıp boğazlanacak ve şöyle denilecektir. Ey Cennetlikler ebedilik var ölüm yok!... Ey Cehennemlikler ebedilik var ölüm yok!" (Müslim, Cennet: 13; Dârimî, Rıkak: 90)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
Rasûlullah (s.a.v.)'den buna benzer pek çok rivâyetler gelmektedir ve bu rivâyetlerin hepsinde görme meselesi olan insanların Rableri görmeleri, Allah'a ayak izafe edilmesi gibi benzeri şeylerden bahsedilmektedir.
Sûfyân es Sevrî, Mâlik b. Enes, İbn'ül Mübarek, İbn-ü Uyeyne, Vekî' ve başka imamlardan olan ilim adamlarının bu konudaki kabul ettikleri yol şudur: Bu hadisler rivâyet edilir biz bunlara inanırız fakat nasıldır diye sorulmaz. Hadisçilerin de kabul ettikleri görüş budur yani bu hadislerin aynen geldiği gibi rivâyet edilmesini ve bunlara inanılmasını gerektiğini yorum ve vehme gidilmemesi, nasıl olabilir? Denmemesini tercih etmişlerdir. İşte ilim adamlarının seçtikleri ve gittikleri yol budur. Hadiste geçen: "Onlara kendini tanıtacaktır" sözünün manası ise onlara tecelli edip görünecektir demektir.
2558- Ebû Saîd (r.a.), merfu olarak şöyle demiştir: "Kıyamet gününde ölüm alaca bir koç gibi getirilip Cennetle Cehennem arasında durdurulacak ve onların gözleri önünde kesilecektir. İşte o anda sevinçten ölecek bir kimse olsaydı Cennetlikler ölürdü kederden ölen bir kimse olsaydı Cehennemlikler ölür giderlerdi." (Müslim, Cennet: 13; Dârimî, Rıkak: 90)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 21
Ø Cennet ve Cehennem ne ile kuşatılmıştır?
2559- Enes (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennet güçlük ve zorluklarla kuşatılmıştır. Oraya girebilmek bunları aşmakla mümkündür. Cehennem ise şehvet ve isteklerle çevrilmiştir. Oraya girmemek için bunlara sahip olmak gerekir." (Buhârî, Rıkak: 28; Müslim, Cennet: 1)
' Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir bu şekliyle sahihtir.
2560- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah Cenneti ve Cehennemi yarattığında Cibrîli Cennete gönderdi ve şöyle dedi: Cenneti ve Cennetlikler için hazırladığım şeylere bak gözden geçir. Cibril Cennete geldi, Cenneti ve Cennet'teki Cennetlikler için hazırlanan şeyleri gözden geçirdi ve Allah'a döndü ve şöyle dedi: İzzetin hakkı için kim bu Cennet'teki hazırlananı görürse mutlaka girmek isteyecektir. Böylece Allah emretti ve Cennet, güçlük ve zorluklarla kuşatıldı ve Allah dön ve Cenneti ve Cennet'te Cennetlikler için hazırladıklarıma bak gözden geçir buyurdu. Cibril Cennete döndü ve orayı güçlüklerle kuşatılmış olarak buldu. Ve Allah'a döndü, izzetin hakkı için Cennete hiç kimsenin giremeyeceğinden korktum.
Bunun üzerine Allah: Cehenneme git Cehennemi ve Cehennemlikler için hazırladığım şeyleri kontrol et gözden geçir buyurdu. Cibril Cehenneme gitti bir de ne görsün sıkıntılar, işkenceler ve ızdıraplar birbiri üstüne yığılmış. Allah'a döndü ve şöyle dedi: İzzetine yemin olsun ki kim Cehennemin durumunu işitir ve oraya girer, dedi. Allah Cehenneme emretti de etrafı şehvetlerle kuşatıldı. Bunun üzerine Cibril'e Cehenneme dön buyurdu Cibril Cehenneme döndü izzetin hakkı için hiç kimsenin Cehennem'den kurtulamayıp oraya gireceğinden korktum." (Buhârî, Rıkak: 28; Müslim, Cennet: 1)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 22
Ø Cennet ve Cehennemin münakaşaları
2561- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Cennet ve Cehennem birbirleriyle münakaşa ettiklerinde; Cennet dedi ki: "Bana güçsüzler ve yoksullar girer." Cehennem de dedi ki: "Bana da zorbalar büyüklenenler girer." Bunun üzerine Allah, Cehenneme: "Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım. Cennete de sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim." (Müslim, Cennet: 13)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 23
Ø Cennetliklerin en aşağı derecesinde olanlara yapılacak ikram
2562- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cennetliklerin en aşağı derecede olanı seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki karısı vardır. Ayrıca bizzat kendisi için Cabiye ile Sana arsı kadar mesafede inci, zeberced ve yakut dan bir kubbe dikilecektir." Aynı senedle Peygamberin şöyle buyurduğu da rivâyet edilmiştir: "Cennetlikler küçük veya büyük yaşta tüm ölenler otuz yaş civarında olacaklar ve bu yaşın üzerine hiç çıkmayacaklardır, Cehennemliklerde aynen böyledir."
Aynı senedle Peygamber (s.a.v.)'den şöyle buyurduğu da rivâyet edilmiştir: "Cennetliklerin başlarında taçları vardır. Bu taçların üzerindeki incilerin en değersizi doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar parlaktır." (Müsned: 11298)
' Tirmizî: Bu hadis garib olup sadece Rişdîn rivâyetiyle bilmekteyiz. iv ük yaşta tüm ölenler otuz yaş civarında olacaklar ve bu yaşın üzerine hiç çıkmayacaklardır, cehenneml
2563- Ebû Saîd el Hudrî (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Mü'min, Cennet'te çocuk arzu ettiği vakit, gebeliği, doğumu ve yaşı dilediği şekilde bir anda tamamlanacaktır." (Dârimî, Rıkak: 110; İbn Mâce, Zühd: 39)
' Tirmizî: Bu hadis garibtir. İlim adamları bu meselede ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı: Cennet'te çiftleşme vardır fakat çocuk olmayacaktır demektedirler. Tavus, Mûcâhid İbrahim Nehâî'den böylece rivâyet edilmiştir. Muhammed diyor ki: İshâk b. İbrahim, mü'min Cennet'te çocuk arzu ederse hadisi üzerine diyor ki: Fakat mü'min çocuk arzu etmez.
Muhammed Buhârî diyor ki: Ebû Rezîn el Ukeylî vasıtasıyla Rasûlullah (s.a.v.)'den rivâyet edilmiştir ki: "Cennetliklerin Cennet'te çocukları olmayacaktır."
Ebû's Sıddîk en Nâcî'nin ismi Bekr b. Amr'dır. Aynı şekilde Bekir b. Kays'ta denilir.
bölüm: 24
Ø Cennet hurileri kendilerini nasıl tanıtırlar?
2564- Ali (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te hurîlerin bir toplantı yeri vardır. Hiçbir yaratığın bir benzerini işitmedikleri bir takım sesler yükseltirler ve derler ki: Biz ebedî kalanlarız, asla yok olmayacağız, Biz rerah içinde yüzenleriz güçlük görmeyeceğiz biz memnun olanlarız asla öfkelenmeyeceğiz ne mutlu o kişiye ki o bizimdir biz de onunuz." (Müsned: 1273)
' Bu konuda Ebû Hüreyre, Ebû Saîd ve Enes'den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Ali hadisi garibtir.
2565- Yahya b. İbn Kesir (r.a.), Allah'ın Rum sûresi 15. ayeti olan: " Cennetlikler cennet bahçelerinde tüm nimetlerden yararlanıp sevinirler." Hakkında o işitip dinlemek demektir. Bunun da anlamı hadiste geçtiği üzere hurilerin seslerini yükseltmeleri demektir. (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
bölüm: 25
Ø allah'ın sevdiği ve sevmediği üç kişi hangileridir?
2566- İbn Ömer (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde misk tepesi üzerinde üç kişi vardır ki öncekiler de sonrakiler de onlara imreneceklerdir. Her gün ve her gecede beş vakit namaza çağıran müezzin, kendisinden memnun olan cemaate imam olan adam, Allah'ın ve efendisinin hakkını yerine getiren köle." (Müsned: 4568)
' Tirmizî: Bu hadis hasen garib olup Sûfyân es Sevrî'nin rivâyetiyle bilmekteyiz. Ebû'l Yakaza'nın ismi Osman b. Umeyr'dir. İbn Kays'ta denilir.
2567- Abdullah b. Mes'ûd'tan merfu olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle demiştir: "Üç kişi vardır ki Allah onları sever. Geceleyin kalkıp Allah'ın kitabını okuyan adam, sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen adam, bir müfrezede bulunup arkadaşlarının kaçması üzerine düşmanı tek başına karşılayan kimse." (Tirmizî rivâyet etmiştir.)
' Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle garib olup mahfuz değildir. Sahih olan rivâyet, Şu'be ve başkalarının, Mansur'dan, Rıb'î b. Hıraş'tan, Zeyd b. Zabyan'dan, Ebû Zerr'den yaptıkları rivâyettir. Ebû Bekir b. Ayyaş çok yanılan bir kişidir.
2568- Ebû Zerr (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üç kişi vardır ki Allah onları sever, üç kişi de vardır ki Allah onlara buğzeder. Allah sevdikleri kimselerden birincisi bir adamdır ki bir toplumdan bir şeyler ister bu istediği şey Allah içindir aralarındaki yakınlıktan dolayı değildir. Onlarda bu adama bir şey vermezler. Bir adam onlardan geri durarak gizlice bir şeyler verir bu verdiğini sadece Allah ve verdiği kimse bilir. İkinci kimse ise: Bir toplum geceleri yürürler sonunda uyku onlara galip gelir ve başlarını eğerek uyurlar ancak bir adam kalkar bana yaranmak için ayetlerimi okur ve onunla yaşamaya çalışır. Üçüncü kimse ise; bir müfrezede bulunur düşmanla karşılaştıklarında yenilirler fakat o ileri atılarak devam eder ya şehîd olur veya Allah o kimseye fetih nasib eder. Allah'ın gazâblandığı üç kişi ise: Zina eden yaşlı kişi, büyüklük taslayan fakir ve hakka tecavüz eden zengindir." (Nesâî, Kıyam-ül leyl: 17)
' Mahmûd b. Gaylân, Nadr b. Şümeyl vasıtasıyla Şu'be'den bu hadisin bir benzerini bize aktarmıştır.
Tirmizî: Bu hadis sahihtir. Aynı şekilde Şeyban, Mansur'dan bir benzerini rivâyet etmiş olup bu rivâyet Ebû Bekir b. Ayyaş'ın rivâyetinden daha sahihtir.
bölüm: 26
Ø fırat nehrinin suları çekilip hazineler mi çıkacak?
2569- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Belki de Fırat nehri suları çekilerek altından bir hazine ortaya çıkarabilir. Kim orada bulunursa oradan bir şey almasın." (Müslim, Fiten: 8; İbn Mâce, Fiten: 25)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2570- Ebû Hüreyre (r.a.)'den bu hadisin bir benzerini rivâyet etmiş olup "altından bir dağ çıkabilir" demiştir. (Müslim, Fiten: 8; İbn Mâce, Fiten: 25)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
bölüm: 27
Ø Cennet'te süt, bal ve şarap ırmakları var mıdır?
2571- Hakîm b. Muaviye (r.a.)'in babasından rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cennet'te su denizi, bal denizi, süt denizi ve şarap denizi vardır. Sonradan bunlardan nehirler fışkıracaktır." (Dârimî, Rıkak: 113)
' Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Hakîm b. Muaviye, Behz b. Hakîm'in babasıdır. Cüreyrî ise Ebû Mes'ûd diye künyelenir ismi ise Saîd b. İyas'tır.
2572- Enes b. Mâlik (r.a.)'den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her kim Allah'tan üç kere Cenneti isterse, Cennet; Allah'ım onu Cennete sok diye dua eder. Her kim de üç kere Cehennem'den korunmak isterse Cehennem Allah'ım onu Cehennem'den koru diye dua eder." (Müsned: 12696)
' Tirmizî: Aynı şekilde Yunus b. ebî İshâk, Ebû İshâk'tan bu hadisi Büreyd b. ebî Meryem'den, Enes'den benzerini rivâyet etmiştir. Ebû İshâk aynı şekilde Büreyd b. ebî Meryem'den ve Enes b. Mâlik'den mevkuf olarak bu hadisi rivâyet etmiştir.
1. imam Malik1 den; Muaz b. Cebel (r.a.): (Yemene vali olarak giderken) «Ayağımı üzengiye koyduğum zaman Resûlullah (s.a.v.)'in bana son tavsiyesi şu oldu: Ey Muaz b. Cebel! İnsanlar için ahlâkını güzelleştir.»[1]
2. Peygamber efendimizin zevcesi Hz. Aişe (r.a.) şöyle dedi: «Resûlullah (s.a.v.), iki şey arasında serbest bırakılınca, günah olmadığı müddetçe, bunun en kolayını alırdı. Şayet günah ise, insanların en fazla ondan uzaklaşanı olurdu. Resûlullah (s.a.v.), kendi şahsı için kimseden intikam almamıştır. Ancak, Allah'ın mukaddes kıldığı şeyler çiğnenmişse, o zaman Allah için onların intikamım alırdı.»[2]
3. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Talib'den: Resûlullah (s.a.v.): «Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terketmesi, müslümanhğının güz elliğin dendir» buyurdu.[3]
4. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in zevcesi Hz. Aişe (r.a.)'dan: Ben Resûlullah (s.a.v.) ile beraber iken, bir adam huzuruna girmek için izin istedi. Resûlullah (s.a.v.): «O, kabilenin en kötü oğludur» dedi. Sonra ona izin verdi. Aradan fazla zaman geçmeden Resûlullah (s.a.v.)'in onunla beraber güldüğünü işittim. Adam çıkınca:
«—Ya Resûlallah! Biraz önce sen o adam hakkında söyleyeceğini söyledin. Sonra aradan zaman geçmeden onunla beraber güldün» dediğimde, Resûlullah (s.a.v.):
«— İnsanların en kötüsü, şerrinden dolayı insanların kendisinden korunduğu kimsedir» buyurdu.[4]
5. Ka'b el-Ahbâr şöyle derdi: «Kişinin Allah katındaki değerini öğrenmeyi seviyorsanız, Ölümünden sonra kendisini takib eden güzel övgüye bakınız.»
6. Yahya b. Said şöyle dedi: Bana rivayet edildi ki: «Kişi ahlakının güzelliğiyle, geceleyin namaz kılan ve şiddetli sıcakta oruç tutarak susuz kalan kimsenin derecesine yükselir.»[5]
7. Yahya b. Said'den: Said b. Müseyyeb'i işittim: «Size çok namaz kılıp sadaka vermekten daha üstün bir şeyi haber vereyim mi?» dedi.
«— Evet, haber ver.» dediler.
«— İki kişinin arasını düzeltip, dargınları barıştırmaktır. Bir de çok buğz etmekden kaçınınız. Çünkü buğz (iyi huylan) kökünden yok eder» dedi.[6]
8. İmam Malik'e Resûlullah (s.a.v.)'in: «Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim» buyurduğu rivayet edildi.[7]
2. Haya İle İlgili Hadisler
9. Rekâne oğlu Talha oğlu Zeyd, Resûlullah (s.a.v.)'e isnad ederek şöyle dedi. Resûlullah (s.a.v.): «Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm'ın ahlâkı da hayadır.»[8]
10. Abdullah b. Ömer anlattı: Resûlullah (s.a.v.), utangaçlığından dolayı din kardeşini ayıplayan bir adamın yanına varınca:
«— Onu kendi haline bırak. Çünkü haya imandandır.»
buyurdu.[9]
3. Öfke İle İlgili Hadisler
11. Avf oğlu Abdurrahman oğlu Hümeyd'den: Bir adam, Resû-luîlah (s.a.v.)1 e gelip:
«— Ya Resûlullah! Bana hayatıma uygulayacağım bir kaç kelime öğret (öğüt ver). Unutacağım çok şey söyleme» deyince, Resûlullah (s.a.v.):
«— Hiç bir şeye kızma.» buyurdu.[10]
12. Ebû Hüreyre (r.a.)'dan: Resûlullah (s.a.v.):
«Pehlivan (güreş meydanlarında başkalarını) yenen değildir. Asıl pehlivan kızgınlık anında nefsine hakim olan kimsedir» buyurdu.[11]
«— Hiç bir müslümana, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl olmaz. Onlar karşılaştıklarında biri yüzünü bir tarafa, diğeri de diğer tarafa çevirir. Onların en hayırlısı, önce selam vererek barışandır» buyurdu.[12]
14. Enes b. Malik (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.): «Birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinize hased etmeyiniz ve birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, birbirinizle kardeş olunuz. Hiç bir müslümana, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl olmaz.» buyurdu.[13]
imam Malik der ki: Hadiste geçen "tedâbir", müslüman kardeşinden yüzçevirmek demektir. Ondan yüzçevirmenle olur.
15. Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Sû-i zandan (müslümana yersiz töhmetten) sakınınız. Zira sû-i zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin gizli hal ve kusurunu araştırmayın. Kötülükte yarışmayın, birbirinizi kıskanmayın, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize arka çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz.»[14]
16. Ebû Müslim oğlu Ata Abdullah el-Horasânî'den: Resûlullah (s.a.v.): «Musafaha ediniz (tokalaşınız), aranızdaki kin gider. Birbirinize hediye veriniz ki, sevişirsiniz ve aranızdaki düşmanlık gider» buyurdu.[15]
17. Ebû Hüreyre (r.a.)'dan: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Cennetin kapıları, pazartesi ve perşembe günü açılır. Allah'a hiç bir şeyi eş koşmayan her müslüman kul affedilir. Ancak kendisiyle (din) kardeşi arasında düşmanlık olan affedilmez. Bu iki kişiyi anlaşıncaya kadar bekletiniz, ba-rışmcaya kadar bekletiniz, denilir.»[16]
18. Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle dedi: «İnsanların amelleri her hafta iki defa, pazartesi ve perşembe günü Allah'a arzedilir. Her mü'min kul affedilir. Ancak (din) kardeşiyle arasında düşmanlık olan affedilmez. Bu iki kişiyi düşmanlıklarından dönünceye kadar bırakınız; bu iki kişiyi düşmanlıklarından dönüp barışıncaya kadar bekletiniz denilir.»[17]
1- Kazaya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
2- O kimse hakkında duanın kabulü hayırlı olmak,
3- İstenilen şey muhal(imkansız) olmamak.
Duanın kabulü için âdabına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesinin mevcud olduğu bir durumda, kabul olunma ciheti gâlib ise de, kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye(Allah'ın İradesine) bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabul eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdabına riâyet ederek duayı bırakmamalıdır.
Duanın kabulünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me'mûl(umulduğu) olduğu gibi, duası miktarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duasının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duaya kabul olunmadı nazariyle bakılmamalı ve "duam kabul olunmuyor" denilmemelidir.
Allah Teâlâ Hazretleri icabet hususunu, istimrara; ya'ni geniş zamana delâlet eden muzâri' sigasıyle beyan buyurmuşdur ki, bir zamanla mukayyed(sınırlı) değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabul eder.
"Rabbiniz size: "Bana duâ edin ki duanızı kabul edeyim" dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler. " (Gâfir (Mü'min) Sûresi, 60.)
Duâ, Cenâb-ı Hak'tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarru' ve niyaz ederek kemâl-i tevazu' ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah'a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.
Duanın kabulünün en mühim şartlarından biride duâ esnasında Allah Zü'l-celâl Hazretlerinden gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm(Tamamen Allah'a yönelmek) ile ve kat'î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.
İkincisi: Ubûdiyyetten(kulluktan) olan zilleti idrâk(acziyetinin farkına varmak) edip Rabbinin himayesine iltica ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.
"Emmen yucîbul muztarra izâ deâhu ve yekşifus sûe ve yecaluküm hulefâel erdi eilâhun meallâhi kalîlen mâ tezekkerûn."
"Ey müşrikler! Sizin âciz ma'bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar(çaresiz) olan kimse duâ ettiğinde onun duasına icabet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isabet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah'la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma'bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kadir'i bırakıp âcize ibâdet edersiniz." (Neml Sûresi, 62.)
Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah'a ortak koştuğunuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musibetlerden bir musîbete veya fakirlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına(kurtulmasına) çâre arayan bir kimse duâ etdiği zaman duasını kabul edib musîbeti âfiyyete ve fakrini gınaya(fakirliğini zenginliğe) ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kaadir ve Kayyum mu hayırlıdır?
Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duasını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ hazretleri bunlardan hiç birine kaadir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma'bûd bi'lhakk O'dur(Mutlak yaratıcı O'dur). O'ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyle Zât-i Ecellü A'lâya ibâdetiniz lâzımdır.
Allah'la beraber başka bir ma'bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni'metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gayet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah'ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.
Duada ihlâs (samimiyet) ve helâl lokmanın ehemmiyeti:
Nebiyy-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki:
"Bir kimse zahir(dışını) ve bâtınını(içini)tanzîf ve tathîr(temizlemek) ile kırk gün hâlisan Cenâb-ı Allah için amel ve ibâdet ederse kalbi menba'-i hikmet(Hikmet kaynağı) olup lisânından zülâl-i ma'rifet(saf ve güzel olan marifet bilgileri) cereyan etmeğe başlar." (Keşfü'l-hafâ, 2/224 (Ebû Nuaym'den)
"Kul ihlâs ile Allah'dan başka ilâh yok, ancak Allah vardır!" dedikçe hiç bir hicâb(perde) onu geri çevirmeksizin bu zikri, Allah'a yükselir. Allah'a vâsıl olunca Allah bu kelimeyi söyleyene nazar eder. Allah'ın nazar ettiği her bir muvahhid kulunu rahmeti içine alması O'nun hakkıdır." (Buhârî, Deavât,)
"Helâllığında ve haramlığında şübhe bulunan nesneyi terk eyle ve helâl olduğu muhakkak bulunan şeyleri kabul et." (Buhârî, Büyü', 3; Tirmizî, Kıyame, 60
Bu hadîs-i şerîf, insan bâtınını haramdan korumak için kemal-i ihtiyat(tam bir korunma ve tedbir) üzere bulunmasının lüzumu hakkında îrâd edilmiş ise de diğer işlerine, sözlerine ve sâir(diğer) muamelâtına da tatbîk için bir kaide-i külliyye(genel bir kural) tarzında bulunmuştur.
• "Niyet eylediğin bir iş için kalbinde havf(endişe ve korku) ve tereddüd olursa o işi yapma." (İbn Hanbel, Müsned, 5/252, 256.)
• "Haramlardan sakın, insanların en âbidi olursun. "(Tirmizî, Zühd, 2; İbn Hanbel, Müsned, 2/310.)
• "Haram lokmadan neşvü nema bulan(beslenen) bir vücûda lâyık olan cehennem ateşidir." (Ramûzü'l-ehâdîs)
• "Cibril bana ne zaman geldiyse şu iki duayı emretti:
"Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîbet." (Müminûn Sûresi,51 nci âyeti bir duadır.)
• "Allah Teâlâ buyuruyor: Kulum, beni yalnız iken zikrederse ben de onu yalnız zikrederim. Beni bir topluluk içinde zikrederse onu ondan daha hayırlı ve daha büyük bir topluluk içinde zikrederim. "(Müslim, Zikr, 3,18,19, 21;Buharî,Tevhîd, 15, 43; Tirmizî, Deavât, 131;jbn Mâce.Edeb, 53, 58;lbn Hanbei.Müsned, 3/351)
• "Allah sizden üç şeyi istemiyor: Kur'ân okurken yahud okunurken ileri geri konuşmayı, duâ ederken sesinizi yükseltmeyi, takat getiremiyeceğiniz kadar kendinizi namaza zorlamanızı." (el-Camiûs-Sağîr.)
"Gizlide yapılan bir duâ, açıkta yapılan yetmiş duaya bedeldir."
• "Sıkıntılı zamanlarında Allah'ın kendisine icabet etmesini isteyen kimse rahatlık zamanında duayı çok yapsın. "(Tirmizî, Deavât, 9.)
• "İnsanların en âcizi duadan da âciz olan, insanların en cimrisi selâmı da kıskanan kimsedir." (Keşfü'l-hafâ, 1/142 (Taberânî ve Beyhakîden)
• "Ey Rabbim! Şükrünü edaya, Seni zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeğe bana yardım et!" diyen bir kimse mükellef bir duâ yapmış olur." (el-Camiû's-Sağir.)
• "İyiliğin her çeşidi ibâdetin yarısıdır. Diğer yarısı ise duadır." ( a.e.)
• "Duâ mü'minin silâhı, dînin direği, göklerin ve yerin nurudur." ( a.e.)
• "Zayıflarınızın duaları ve ihlâslarından başka bir şey hürmetine mi nusrete nail oluyorsunuz"
( Keşfü'l-hafâ, 1/403 (Ebû Ya'lâ'dan)
Çünkü Allah'ın huzurunda zayıflığını, aczini ve fakrını idrâk ederek ve dünyevî arzulardan kalben alâkasını keserek duâ edenlerin ihlâsları kuvvetlidir. Bu da rızık ve nusret sebeblerinin en büyüklerindendir.
Beş gece vardır ki duâ reddolunmaz: Receb'in ilk gecesi,Şa'ban'ın onbeşinci gecesi,Cum'a gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Kurban bayramı gecesi.
• "Rikkat hâliniz(ince ruhlu hassas haliniz,vecd haliniz) geldiği zaman duayı ganimet biliniz. Çünkü bu hal rahmettir. " (Buhârî, Cihâd, 76.)
• "Mü'min bir kul Allah'a duâ eder. Bu esnada Allah Teâlâ Cibrîl'e: "Bunun duasına hemen icabet etme, çünkü sesini işitmek istiyorum." Bir fâcir de duâ edince Allah Teâlâ Cibril'e emreder: "Hemen ver şunun istediğini! Çünkü sesini işitmek istemiyorum." buyurur.
• "Kâfir bir kul Allaha duâ eder, hacetini ister, derhal yerine getirilir. Mü'min Allah'a duâ eder, icabeti geciktirilir. Melekler buna üzülürler. Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurur ki: "Kâfirin duasına hemen icabet edişimin sebebi bana bir daha duâ etmemesi ve beni hatırlamaması içindir. Çünkü onu sevmediğim gibi sesini de sevmiyorum. Mü'minin duasına da hemen icabet etmiyorum, beni unutmayıp devamlı zikir etmesi için. Çünkü onu da seviyorum, tazarru'unu da seviyorum."
Müstecâb duâlar
"Dört yerde semânın kapıları açılır ve duaya icabet olunur:
1- Allah yolunda saf bağlandığı zaman,
2- Yağmur yağarken,
3- Namaz kılınırken,
4- Kâ'be görüldüğü zaman,"
"İki vakit vardır ki, semânın kapılan açılır. Bu vakitlerde duanın reddolunduğu çok azdır. Biri namaza kalkıldığı zaman, diğeri Allah yolunda saff-ı cihâdda(cihadda saf) bağlandığı zaman." (Ebû Davud, Deavât, 1553.)
"Dört duâ vardır ki: reddolunmaz:
1- Dönünceye kadar hacının duası,
2- Evine gelinceye kadar gazinin duası,
3- İyileşinceye kadar hastanın duası,
4- Bir de kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duâ. (Tirmizî, Deavât, 129.)
Bunlardan en çabuk kabul olunan duâ kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duadır."
"Üç kişi vardır ki Allah onların dualarını reddetmez:
1- İftar edinceye kadar oruçlunun duası,
2- Mazlumun duası,
3- Adaletli devlet reisinin duası." (Tirmizî, Deavat, 48; İbn Mâce Duâ, II)
"Üç dua vardır ki kabul olunacağında hiç şübhe yoktur:
1- Babanın, evlâdına duası,
2- Misafirin duası,
3- Mazlumun duası," (Müslim, Deavât.)
"İki duâ vardır ki, Allah ile bu iki duâ arasında hicâb yoktur:
Biri mazlumun duası,
Diğeri kardeşin kardeşe gıyabında duası," (Nisa Sûresi, 5.)
Duası Kabul olunmayanlar
"Üç kimse vardır ki duâ ederler de icabet olunmaz:
1- Nikâhı altında kötü ahlâklı bir kadın bulunup da onu boşamayan erkek,
2- Bir başkası üzerinde emânet mal bulundurup da şâhidle onu tesbît etmeyen,
3- Malını sefih bir kimseye veren adam. Çünkü Allah Teâlâ "Mallarınızı sefih (beyinsiz) kimselere vermeyiniz buyurmuştur." (Râmûzü'l-ehâdis. en-Nisâ: 5.)
Müminlere umûmî ve gıyabî duâ:
• "Duanın efdali, kulun: "Ey Rabbİm, Muhammed ümmetinin cümlesine umûmî bir rahmet ile rahmet eyle!" demesidir.
• "Duanın efdali dünyâ ve âhirette Rabbinden afv ve afiyet istemendir. Çünkü bu ikisi dünyâda sana verilir, sonra âhirette de verilirse muhakkak felah bulursun. " (Ramûzü'l-ehâdİs, 77.)
• "Kulun, "Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed'in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et" diye duâ etmesinden daha sevimli bir duâ yoktur Allah katında." (a.e.)
• "Beni, bütün mü'minleri ve mü'mineleri mağfiret et ey Rabbim" diyen kimseye her bir mü'minin hasenesinden nasîb verilir." (bk. el-Ezkâr, 356 vd.)
• " Kişinin, kardeşine onun gıyabında ettiği duâ müstecâbdır. Kulun başucunda vazîfeli melek bekler ve duasına âmin der. Kul kardeşine her bir hayır duâ ettiğinde: Âmin, sana da aynısı olsun.der." (a.e. göst. yer.)
XBOX 360 250GB KINECT READY FW Lİ 2.0 LT+680TL
PSP Slim 3004 + 16GB Memory+oyun ÜRÜN SONY EURASİA GARANTİLİDİR 430TL
PAL Nintendo Wii`ler Burada 2yıl garantili faturalı SOFT MODE DAHİL
XBOX 360 KOL GAMEPAD JOYSTİCK X360 75TL
PS3 DUAL SHOCK 75TL
X BOX 360 PSP NİNTENDO Wİİ PLAYSTATİON 3 PLAYSTATİON 2 HER TURLU TEKNIK DESTEK UYGUN FİYAT ISINDE TECRUBELI EGITIMINI ALMIS TEKNIK DESTEK EKİBİMİZ MEVCUTTUR.
BAŞÇAVUŞ SOK EMİNTAŞ İŞHANI KAT:1 NO:311 KADIKÖY İSTANBUL
İLETİŞİM:0216-347-94-94
0532-263-97-62
Yâ Allahu, yâ Rabbi, yâ Hayyü, yâ Kayyûmü, Yâ Zel Celâli ve ikram. Es'elüke bismikel azîmil-a'zami, enterzukanî helâlen tayyiben. Allahümme in kâne rızkunâ fissemâi enzilhu, ve in kâne fil ardi ezhirhu ve in kane ba'iden karribhu, ve in kâne kâriben yessirhü, ve in kâne kalîlen kessirhü ve in kâne kesîren ihfazhü bilbereketi"
Anlamı: Ya Allah, Ya Rab, ya Hayyü ya Kayyûm. Ya Zel Celali vel- İkram. Yüceler yücesi olan isminin hakkı için senden isterim. Bana helâl rızık ver. Allah'ım, eğer rızkımız semada ise onu indir. Eğer yerde ise onu çıkar. Uzakta ise onu yaklaştır. Yakın ise kolaylaştır. Az ise çoğalt. Çok ise onu bereketlendir."
Bu mübarek dua rızkımızı çoğaltmak ve bereketli olmasını sağlamak içindir. Rızkımız yerde, gökte, az ve çok her ne ise onu Mevla'dan istiyoruz. Rızkımızın bilhassa helâl olması için bu duayı ısrarla tekrar edersek, faydasını yakında inşallah görürüz
70 bin salavat kuvvetinde salavat
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedin ve ala alihi adede kema-lillahi ve kema yeligu bikemalih.
Tesiri 100 bin salavata denk salavat
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedin innurizzatiyyi ves sirris sari fi sairil esmai ves sıfat.
120 bin salavat kuvvetinde salavat
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi lima sebeka ven nasırıl hakki bil hakkı vel hadi ila sıratikel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve eshabihi hakka kadrihi ve miktarihil aziym.
700 bin salavat kuvvetinde salavat
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin adede ma fi ilmillahi selaten daimeten bidevami mülkillah.
3 kere okunuldulduğunda 70 bin kere Delal-ü Hayrat'i okumaya denk salavat
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi salaten te'dilü cemi'a salevati ehli mehabbetike ve sellim ala seyyidina muhammedin ve ala alihi selamen ya'dilü selamehüm.
Sabah ve akşam 3er defa okunduğunda günahların kirinden arındıran salavat
Allahümme inni eselüke bike en tasülliye ala seyyidina muhammedin ve ala sairil enbiyai vel murseliine ve ala alihim ve sahbihim ecmeıne ve en tağfira li ma meda ve tahfezani fiima begiye.
Hz. Fatıma buyurmuş: Bir kimse bu salavatı bir kere okursa denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa bunun sevabını yazmakla bitiremez.
Allahümme salli ala men ruhuhu mihrabül ervahı vel melaiketi vel kevn. Allahümme salli ala men hüve imamül enbiyai vel murseliyn. Allahümme salli ala men hüve imamü ehlil cenneti ibadillahil mü'miniyn.
Peygamber efendimiz buyurmuş: Denizler mürekkep, ağaclar kalem ve bütün melekler katip olsalar ve kıyamete kadar yazsalar denizler biter, kalemler tükenir, bu salavatin sevabını tamam yazamazlar. Sabah ve aksam 3er defa okunulması tavsiye edilmektedir.
Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin fiyl evveliyn vel ahiriyn ve fil meleil ala ila yevmiddiyn.
Peygamber efendimiz buyurmuş: Bu salavatı okuyarak üzerime salavat getirene şefaatım vacib olur.Allahümme salli ala muhammedin ve enzilhül münzelel mugarrabe minke yevmel kıya-meh.
Peygamber efendimiz buyurmuş: Bir kimse yatmadan önce bu salavatı açıktan 70 kere okursa, beni rüyasında görür.
Allahümme salli ala ruhi seyyidina muhammedin fil ervah. Allahümme salli ala cesedi seyyidina muhammedin fil ecsad. Allahümme salli ala gabri seyyidina muhammedin fil kubur. Allahümme ebliğ ruha seyyidina muhammedin minni tehıyyeten selaten ve selema.
Salavat-ı tefriciyye - günde en az 41 kere okunulduğunda hastalara şifa verir
Allahümme salli salaten kamileten ve sellim selamen tammen ala seyyidina muhammedi- nillezi tenhallü bihil ugadü ve tenfericü bihil kürabü ve tügda bihil havaicü ve tünalü bihirre ğaibü ve husnül havaatimi ve yüstesgal gamamü bi vechihil keriimi ve ala alihi ve sahbihi fii külli lemhatin venefesin bi adedi küllin ma'lümin lek.
40 gün sabah namazından sonra okuyanın istediği hayırlı bir iş gerçekleşir
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin abdike ve rasulike ve haliylike ve habiibike salaten ergabiha merakiyel ihlasi ve enalü biha ğayetel ihtisası ve sellim tesliymen adede ma ahata bihi ilmüke ve ehsahü kitabüke küllema zekera kezzakirune ve ğafele an zikrihil ğafilun.
Okuyana 70 bin melek bin sabah sevap yazar
Cezallahu anna muhammeden ma hüve ehlüh.
LA iLAHE iLLALLAH
Peygamber efendimiz buyurmuş: Hayatı esnasında 70 bin defa La ilahe illahlah diyen her kimse Cennet ile müjdelenmistir. Her Hak yolcusu her gün 100 defa okuması lazımdır. Okuyan r0;Lar1;yı 4 a kadar çeker ise (Laaaa) 4 bin günahı silinir.
________________
İnandığınız gibi yaşamazsanız
Yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.
1 - Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: "Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır."
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır."
2 - Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır."
Ebu Sa'îd der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
Tirmizî hadis için "sahihtir" demiştir.
3 - Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vâcip olur".
Ebu Dâvud, Salât 361, (1529).
4 - Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır."
5 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah'a kavuşuncaya kadar böyle devam eder."
Buharî, İman 31; Müslim, İman 205, (129).
6 - Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider"
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
7 - Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek "Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer" müjdesini verdi" dedi. Ben (hayretle) "zina ve hırsızlık yapsa da mı?" diye sordum. "Hırsızlık da etse, zina da yapsa" cevabını verdi. Ben tekrar: "Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: "Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir".
8 - Câbir İbnu Abdillah el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İki şey vardır gerekli kılıcıdır" Bir zat: -Ey Allah'ın Rasûlü! gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir" cevabını verdi."
Müslim, İman 151, (93).
9 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e "Ey Allah'ın Resûlu, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir"
Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
10 - Süheyb İbnu Sinân (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: "Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sâdece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır".
Müslim, Zühd 64, (2999).
11 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan zâta yemîn ederim ki, bu ümmetten her kim -Yahudî olsun, Hristiyan olsun- beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka cehennem ehlinden olacaktır".
Müslim, İman 240, (153).
12 - Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: "Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.
Buhârî, Cenâiz 1.
13 - Abdullah İbnu Mes'ud el-Hüzelî (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre, bir adam kendisine "Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?" diye sordu. Ona şu cevabı verdi:"Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet'e ulaşacaktır." İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: "İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar...." (En'âm 152)
(Rezîn İbnu Muâviye'nin ilâvesidir).
İMÂNIN HAKİKATİ
14 - Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?" diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: "Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şöyle buyurmuştu: "İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak".
15 - Yahya İbnu Ya'mur haber veriyor: "Basra'da kader üzerine ilk söz eden kimse Ma'bed el-Cühenî idi. Ben ve Humeyd İbnu Abdirrahmân el-Himyerî, hac veya umra vesîlesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab'tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenâb-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevî'nin içinde Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anh)'la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, öbürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah (radıyallahu anh)'a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını tahmîn ederek, konuşmaya başladım: "Ey Ebu Abdirrahmân, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar." Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilâve ettim: "Bunlar, "kader yoktur, herşey hâdistir ve Allah önceden bunları bilmez" iddiasındalar." Abdullah (radıyallahu anh): "Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler." Abdullah İbnu Ömer sözünü yeminle de te'kîd ederek şöyle tamamladı: "Allah'a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez."
Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh) bana şunu anlattı:
"Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver! Haz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: "İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir." Yabancı: "-Doğru söyledin" diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik.
Sonra tekrar sordu: "Bana iman hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: "Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır." Yabancı yine: "Doğru söyledin!" diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: "Bana ihsan hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: "İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor."
Adam tekrar sordu: "Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu sefer: "Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!" karşılığını verdi.
Yabancı: "Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı:
"Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Müslim'in rivayetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir."
Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifade Müslim'deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda "Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'la karşılaştım" şeklindedir- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu Cebrail aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi."
Ebu Dâvud, bir başka rivayette "Ramazan orucu"ndan sonra "cünüblükten yıkanmak" maddesini de ilâve eder.
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivayetinde şu ziyâde vardır: "Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resûlü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi, yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi?" Resûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm): "Olup bitan bir işi" dedi.
Adamcağız -veya cemaatten biri- yine sordu: Öyleyse niye çalışılsın ki? Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamada bulundu: "Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır."
Benzer bir hadisi, Buhârî (rahimehullah) Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'den kaydeder.
Bu hadise Tirmizî hâriç diğerlerinde de rastlanır. Mevzubahis rivayette, "şehâdette bulunman" yerine "Allah'a ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmaman" ifadesi de yer alır.
Bu hadiste ayrıca "Yalın ayak, üstü çıplak kimseler halkın reisleri olduğu zaman" ziyadesi de mevcuttur.
Şu ziyade de mevcuttur: (Kıyametin ne zaman kopacağı), Allah'tan başka hiçkimse tarafından bilinmeyen beş gayıptan (mugayyebât-ı hamse) biridir buyurdu ve şu ayeti okudu: "Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde bulunanı o bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiç kimse nerede öleceğini bilmez..." (Lokman, 34),
Buhârî, İman 37.
Bir başka rivayette "üstü çıplaklar" tâbirinden sonra "sağır ve dilsizler arzın melikleri (kralları) oldukları zaman" ziyadesi vardır.
Nesâî'nin Sünen'inde şu ziyade mevcuttur: "Dedi ki: Hayır, Muhammed'i hakikatle birlikte irşad ve hidayet edici olarak gönderen zât'a yemin olsun, ben o hususta (kıyametin ne zaman kopacağı hususunda) sizden birinden daha bilgili değilim. O gelen de Cibril aleyhisselamdı. Dıhyetu'l-Kelbî suretinde inmiştir."
16 - Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: Biz mescidde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le birlikte otururken, devesine binmiş olarak bir adam girdi ve mescidin avlusuna devesini ıhıp bağladıktan sonra: "Muhammed hanginizdir?" diye sordu. Biz: "Dayanmakta olan şu beyaz kimse" diye gösterdik. -Nesâî'deki Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'ın rivayetinde: "Şu dayanmakta olan hafif kırmızıya çalan renkteki kimse" diye tasvîr mevcuttur.-
Adam: "Ey Abdulmuttalib'in oğlu! diye seslendi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Buyur seni dinliyorum" dedi.
Adam: "Sana birşeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidebilirim, sakın bana darılmayasın" dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Haydi istediğini sor!"
Adam: "Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara peygamber olarak Allah mı gönderdi?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Kasem olsun evet!"
Adam: "Allahu Teâla adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah'a kasem olsun evet!"
Adam: "Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah'a kasem olsun evet!"
Adam: "Allahu Teâla adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı Allah mı sana emretti?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah'a kasem olsun evet!"
Bu soru-cevaptan sonra adam şunu söyledi: "Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabîlemin elçisiyim. Adım: Dımâm İbnu Sa'lebe'dir. Benu Sa'd İbni Bekr'in kardeşiyim." (Bunu beş kitap rivayet etmiştir. Metin Buhârî'den alınmıştır).
Müslim'in rivayetinde şöyle denir: "Bir adam geldi ve şöyle dedi:
"Bize senin gönderdiğin elçi geldi ve iddia etti ki sen Allah tarafından gönderildiğine inanmaktasın."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Doğru söylemiş" dedi.
Adam tekrar: "Öyleyse semayı kim yarattı?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah!" dedi.
Adam: "Peki bu dağları kim dikti ve içindekileri kim koydu?" dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah!" dedi.
Adam: Peki semayı yaratan, arzı yaratan ve dağları diken Zât adına söyler misin, seni peygamber olarak gönderen Allah mıdır?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Evet!" dedi.
Adam: "Elçin iddia ediyor ki biz gece ve gündüz beş vakit namaz kılmalıyız, bu doğru mudur?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Doğru söylemiştir!"
Adam: "Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Evet!" dedi.
Adam sonra zekâtı, arkasından orucu, daha sonra da haccı zikretti ve bu şekilde sordu.
Râvi der ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de her sualde "Doğru söylemiş" diye cevap veriyordu. Adam (son olarak) sordu: "Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Evet!"
Adam sonra geri döndü ve ayrılırken şunu söyledi: "Seni hakla gönderen Zât'a kasem olsun, bunlar üzerine hiç bir şey ilâve etmem, bunları eksiltmem de."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Bu kimse sözünde durursa cennetliktir!" buyurdu.
17 - Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm'dan soruyormuş.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Gece ve gündüzde beş vakit namaz" demişti ki adam tekrar sordu:
"Bu beş dışında bir borcum var mı?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ramazan orucu da var" deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır!" Ancak dilersen nâfile tutarsın" dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: "Zekât dışında borcum var mı?" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır, ama nâfile verirsen o başka!" dedi.
Adam geri döndü ve gider ayak: "Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım" dedi.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: "Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir" buyurdu. Veya "Sözünde durursa cennetliktir" buyurdu.
Ebu Dâvud'da "Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun" şeklinde te'kidli olarak gelmiştir.
18 - Abdullah İbnu Abbas'ın rivayetine göre, bir kadın, kendisine küpte yapılan şıra (nebîz) hakkında sordu. Kadına şu cevabı verdi: "Abdulkays kabilesinin heyeti Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e geldiği vakit: "Bu gelenler kimdir?" diye sordu. "Rebîalılar" diye kendilerini tanıttılar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Merhaba, hoş geldiniz. İnşaallah bu ziyaretten memnun kalır, pişman olmazsınız" buyurdu.
Misafirler: "Biz uzak bir yerden geliyoruz. Sizinle bizim aramızda şu kâfir Mudarlılar var. Bu sebeple, size ancak haram ayında uğrayabiliyoruz. Öyle ise, bize kesin, açık bir amel emret, onu geride bıraktıklarımıza da öğretelim. Ve bizi cennete götürsün" dediler.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de onlara dört emir ve dört yasakta bulundu: Önce tek olan Allah Teâla'ya imanı emretti ve sordu:
"İman nedir biliyor musunuz?"
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler. Açıkladı: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, harpte elde edilen ganimetten beşte birini ödemenizdir."
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara şu kapları (şıra yapmada) kullanmalarını yasakladı: Hantem (topraktan mâmul küp), dübbâ (su kabağından yapılmış testiler), nakîr hurma kökünden ayrılan çanak, müzeffet -veya mukayyer- (içi ziftle -katranla- cilalanmış kap).
19 - Hz. Ali (kerremallahu vechehu) diyor ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: "Kişi dört şeye inanmadıkça mü'min olmuş sayılmaz: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed olduğuma, beni (bütün insanlara) hakla göndermiş bulunduğuna şehâdet etmek, ölüme inanmak, tekrar dirilmeye inanmak, kadere inanmak"
Tirmizî, Kader 10, (2146).
20 - eş-Şerrîd İbnu's-Süveyd es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, annem bana kendisi adına mü'mine bir cariye âzad etmemi vasiyet etti. Benim yanımda, Sûdanlı (nûbi) siyah bir cariye var, onu âzad edeyim mi?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Çağır, onu (göreyim)" dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: "Rabbin kim?" Cariye: "Allah!" dedi, tekrar sordu: "Ben kimim?" Cariye: "Allah'ın elçisisin!" cevabını verince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Bunu âzad et, zira mü'minedir" buyurdu.
Ebu Dâvud, Eymân 19 (3283); Nesâî, Vesâya 8, (6, 251).
21 - Muâviye İbnu'l-Hakem es-Sülemî anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip: "Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu âzad edebilir miyim?" diye sordum. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) cariyeye: "Allah nerede?" diye sordu O:
"Göktedir" deyince, "Pekâlâ ben kimim? dedi. Cariye: "Sen Allah'ın Resûlüsün" cevabını verince, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bana yönelerek: "Bunu âzad et, zira mü'minedir" buyurdu.
22 - Abbâs İbnu Abdilmuttalib (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: "İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip râzı olanlar duyar."
Müslim, İman 56, (34); Tirmizî, İmân 10, (2625).
23 - Abdullah İbnu Muâviye el-Gâzirî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: "Üç şey vardır. Kim onları yaparsa imanın tadını alır: Sadece Allah'a kulluk eden, Allah'tan başka ilâh olmadığını bilen, her yıl gönül hoşluğuyla zekâtını veren! Zekâtını da yaşlı, uyuzlu, hasta, değersiz, küçük hayvanlardan vermez, aksine mallarının orta hâllilerinden verir. Zira Cenab-ı Hakk ne en iyisinden vermenizi emretmiştir, ne de en adisinden olana râzı olmuştur."
Ebu Dâvud, Zekât 4, (1582).
24 - Behz İbnu Hakîm İbni Mu'âviye İbni Hayde el-Kuşeyrî babası tarikiyle dedesinden şunu rivayet ediyor: "Dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü, ben sana gelirken, seni ve dinini benimsemiyeceğim diye şunların (ellerinin parmaklarını göstererek) adedinden fazla yemin ettim. Meğerse, Allah ve Resûlünün öğrettiği dışında hiçbir şey anlamayan bir kimseymişim. Şimdi Allah rızası için senden soruyorum. Allah seninle bizlere ne gönderdi?"
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "İslâm"ı dedi. "Pekâla, dedim, İslâm'ın alâmetleri nedir?" Şu cevabı verdi: "Kendimi Allah'a teslim ettim, başka şeyleri terkettim" demen, namaz kılman, zekât vermendir. Her Müslüman bir başka Müslümana haramdır. İki Müslüman birbiriyle kardeştir ve birbirlerine yardımcıdırlar. Bir kimse Müslüman olduktan sonra müşrikleri terkedip, Müslümanlara karışmadıkça hiçbir ameli (Allah katında) makbul değildir."
Nesâî, Zekât 72, (5, 82).
25 - Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslâm'dan sormaya hacet bırakmasın" dedim. Şu cevabı verdi: "Allah'a inandım de, sonra da doğru ol" buyurdu.
Müslim, İman 62, (38).
26 - Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır".
Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28.
Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak:
Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641).
MECÂZ HAKKINDA
27 - Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir."
Bir rivayette şu ziyâde vardır: "Bu şûbelerden en üstünü "Lâilâhe illallah" sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır."
28 - Hz. Enes, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle buyurduğunu anlatıyor:
"Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadını duyar: Allah ve Resûlünü bu ikisi dışında kalan herşeyden ve herkesten daha çok sevmek, bir kulu sırf Allah rızası için sevmek, Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm'ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak."
Nesâî'nin kaydettiği bir diğer rivayette "bu ikisi dışında kalan" tabirinden sonra şu ziyâde vardır. "Allah için sevmek, Allah için buğzetmek."
29 - Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) bildiriyor; Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz"
Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te'huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yesfeu indehû illâ biiznihi. ya'lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bisey'in min ilmihî illâ bimâ sâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hifzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.
KISACA MÂNÂSI
Allâh, O Allâh'dir. O yegâne hak mâbuddur ki O'ndan baska Ilâh yok, yalniz O; daima yasayan, duran, tutan, her an bütün hilkat üzerinde hâkim, Hayy ü Kayyum ancak O'dur.
Ne gaflet basar O'nu, ne uyku. Göklerde, yerde ne varsa hepsi O'nundur.
Kimin haddine ki izni olmaksizin O'nun yaninda sefaat edebilsin? Allah yarattiklarinin islediklerini, isleyenlerini, geçmislerini, geleceklerini bilir.
Onlar ise O'nun bildiklerinden yalniz diledigi kadarini kavrayabilir; baska bir sey bilemezler.
O'nun kürsüsü, ilmi bütün gökleri ve yeri kucaklamistir ve bunlarin koruyuculugu, bunlari görüp gözetmek kendisine bir agirlik da vermez.
O, öyle Ulu, öyle büyük ve yücedir...
Sübhâneke
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe gayrük.
NOT: Parantez icinde yazili olan kisim sadece cenaze namazi kilarken okunacak.
MÂNÂSI
"Allâh'im! Sen eksik sifatlardan pâk ve uzaksin. Sen'i dâima böyle takdîs eder ve överim; Sen'in adin mübarektir, azamet ve celâlin yüksektir. Sen'i ögmek yücedir ve Sen'den gayri Ilâh yoktur."
Ettehiyyâtü
Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh.
KISACA MANASI
Dil ile, beden ve mal ile olan ibâdetlerin hepsi yalniz Allâhu Teâlâ'yadir. Ondan baskasina ibâdet olmaz.
Ey mertebesi yüce olan Nebî "Muhammed"! Allah'in rahmeti ve bereketleri ile selâm ve selâmetlik Sana olsun!
Selâm ve selâmetlik bizim üzerimize ve Allâh'in iyi kullarina olsun!
Sahadet ederim ki: Allâh'tan baska Ilâh yoktur; yine sahadet ederim ki; Muhammed O'nun kulu ve rasûlü "elçisi" dir.
Allahümme Salli
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ Ibrâhime ve alâ âli Ibrâhim. Inneke hamîdün mecîd.
KISACA MÂNÂSI
Allâh'im: Muhammed'e ve O'nun evlât ve etbaina (yakinlarina), Ibrahim'e ve âline rahmet ettigin gibi, rahmet et. Muhakkak ki Sen ögülmüs, ögülmeye lâyik ve sanlisin.
Allahümme Bârik
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ Ibrâhime ve alâ âli Ibrâhim. Inneke hamîdün mecîd.
KISACA MÂNÂSI
Allâh'im: Muhammed'i ve âlini, Ibrahim'i ve etbaini mübarek kildigin gibi mübarek kil. Süphe yok ki, ögülmüs yalniz Sen'sin, gerçekten san ve seref sahibi de Sen'sin!
KUNUT DUALARI
(Allahümme innâ nesteînüke)
Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü'minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü nesküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.
KISACA MÂNÂSI
Allâh'im: Biz Sen'den yardim isteriz, günahlarimizi örterek bizi rüsvay etmemeni isteriz; râzi oldugun seylere bizi hidâyet etmeni isteriz.
Allâh'im, Sana îman ederiz, tövbe edip Sana döneriz islerimizde Sana dayanir ve Sana güveniriz; Seni överiz, bütün hayirlarin Sen'de oldugunu ikrar ederiz; verdigin bunca nîmetlerden dolayi Sana sükrederiz ve nankörlük yapmayiz.
Sana karsi nankörlük eden fâcirleri birakir ve ondan ayriliriz, onunla olan rabitamizi keseriz.
(Allahümme iyyâke na'budu)
Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhik.
KISACA MÂNÂSI
Allâh'im! Biz ancak Sana ibâdet ve kulluk ederiz, ancak Senin için namaz kilariz ve Sana yalvaririz, yalniz Sana secde eder, yalniz Sana kosar ve Sana yaklastiracak seyleri kazanmaya çalisiriz.
Ibâdetini sevinçle yapariz, rahmetini ve ihsaninin devamini ve çok olmasini dileriz.
Yasak ettiklerini yapamaz ve azabindan korkariz. Süphe yok ki, azabin kâfirlere ulasir.
RABBENA
Rabbenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kinâ azâbennâr.
KISACA MÂNÂSI
Ey bizim Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ve güzellik, âhirette de iyilik, güzellik ver ve bizi, ey merhameti çok bol olan Allâh'im, rahmetinle ates azabindan koru.
Rabbenagfirli velivalideyye velil müminine yevme yegumul hisab.
KISACA MÂNÂSI
Ey bizim Rabbimiz! Herkesin hesabina bakildigi gün beni, anami ve babami ve mü'minleri yarliga; günahlarimizi affet
"Ebrehe", ordusuyla çıktı bir gün Yemen'den.Maksadı, Beytullahı yıkmaktı gidip hemen.Geldi koca orduyla Mekkenin sınırına,Başladı Beytullaha "Hücûm" hazırlığına.Önce, bir adamını gönderdi ileriye,Kureyş'in mallarını yağma edip gel!) diye.O, Abdülmuttalib'in şahsî develerini,Sürerek, Ebrehe'ye arz eyledi hepsini.Lâkin Abdülmuttalip buna vâkıf olunca,Üzülüp, Ebrehe'ye gidiverdi doğruca.Uzun boylu, heybetli, güzel ve nûrâniydi.Kavmin reîsi olup, i'tibâr sâhibiydi.Çadırdan içeriye girince birden bire,"Ebrehe" onu görüp, tahtından indi yere.Kalbinden geçirdi ki: "Bu melik şimdi benden,Her ne talep ederse, yaparım onu hemen.Hattâ "Kâ'beyi yıkma!" dese dahî o bana,Yıkmam, geri dönerim bu zâtın hâtırına."Sonra dedi: (Ey melik, herhangi bir arzuhâl,Üzere geldin ise, yapayım onu derhâl.)Ona, Abdülmuttalip dedi ki: (Erleriniz,Develerimi almış, lütfen geri veriniz!)Ebrehe öğrenince Onun bu gâyesini,Dedi: (Ulu bir kişi sanmıştım ben de seni.Kâ'beyi yıkmak için gelmiştim halbuki ben.Sen, "Büyük" bir meliksin bu yerde hakîkaten.
Sana yakışırdı ki, "Büyük şey" dileyesin.Meselâ "Beytullahı sakın yıkma!" diyesin.Lâkin sen istiyorsun üç beş tâne deveni.
Senin bu davranışın, hayrete soktu beni.)
O dedi: (Benim olan, bu ikiyüz devedir.Bu yüzden, beni yalnız onlar ilgilendirir.
Beytullah'a gelince, karışmam ona zinhâr.Zîra benim değildir, Kâ'benin sâhibi var.)Ebrehe sinirlenip, dedi: (Kimmiş sâhibi?Ben o evi yıkıp da, sürerim tarla gibi.)Abdülmuttalip ise istihzâ eyliyerek,Mekkeye döndü geri (Sen bilirsin) diyerek.Mü'minleri toplayıp, yaklaştı Beytullaha.Halkasına yapışıp, duâ etti Allaha:Ey yerlerin, göklerin tek sâhibi Allahım!Herkes, kendi evini korur ve eder yardım.Bu hâne de senindir ve lâkin bu ahmaklar,Orduyla gelmişler ki, bu evini yıkalar.Eğer izin verirsen, bileceğin iş elbet.Muhâfaza edersen, senindir güç ve kuvvet.)Böylece tazarrûda bulunup o mü'minler,Sonra da toplu hâlde, dağlara çekildiler.Ebrehe, "Mahmûde"yi koydu ordu önüne.Sonra da ordusunu sürdü "Kâ'be yönü"ne.Onun asıl ümîdi, "Mahmûde fili"ndeydi.Zîra muvaffakıyyet, ona bağlı bir şeydi.Lâkin umduğu gibi olmıyacaktı elbet.Bekliyordu onları, çok korkunç bir âkıbet.Ebrehe, "Mahmûde"ye bindirdi ki birini,O, aslen mü'min olup, gizlerdi kendisini.Hem de "Nukayl bin Lebîb" diyorlardı ki ona.Eğilip, şöyle dedi o filin kulağına(Dikkat et, Beytullahı yıkmaya gidiyorsun.Sakın hücûm etme ki, yoksa helâk olursun.)Sürdüler Mahmûde'yi sonra "Kâ'be" yönüne.Lâkin o yürümeyip, bakıyordu önüne.
Okşadılar gitmedi, vurdular kâr etmedi.Önüne yem koydular, bir adım yürümedi.
Başka yöne sürdüler, gitti hem de koşarak.Lâkin "Kâ'be yönü"ne gitmedi tek bir ayak.Nukayl'ın o sözüne uymuş idi tâbii.Sanki olduğu yere çakılmıştı mıh gibi.
Hiç böyle değillerdi halbuki diğer filler.Lâkin Mahmûde'deydi o gün bütün ümitler.
İşte tam o sırada, deniz ötelerinden,Garip bir "Kuş sürüsü" peydâh oldu ki birden,O yerde, böyle kuşlar hiç de bulunmuyordu.Her biri, gagasında birer "Taş" tutuyordu.Taşlar, "Nohut"tan küçük, büyüktü "Mercimek"ten.
Geldiler dalga dalga bir bilinmez cihetten.Ebrehe ve ordusu, kaç kişiyse o zaman,Kuşlar da o kadardı, değildi fazla, noksan.Evvelâ Beytullahı tavâf eden o kuşlar,Gelip, o askerlerin üzerinde durdular.Attılar o taşları onların üzerine.Bu vazîfeyi görüp, gittiler geri yine.Her bir taş, bir askerin girerek kafasından,
"Mermi gibi" deler ve çıkardı ayağından.Miğferli olsa bile, etmiyordu yine fark.
Her taş, vazîfesini yapıyordu muhakkak.
Velhâsıl Ebrehe'nin askerleri, filleri,Yalnız "Mahmûde" hâriç, helâk oldu herbiri.
Ebrehe bunu görüp, kaçtı memleketine.Ve yolda yakalandı bir "Cüzzâm" illetine.
Bir anda, her yerine yayılmıştı işbu dert.Sonra memleketine vâsıl oldu nihâyet.
Ve lâkin Ebrehe'nin kahrına me'mur olan,O "Kuş" da, başı üzre gelmiş idi havadan.Vazîfesi gereği, o da attı taşını.Deldi taş mermi gibi Ebrehenin başını.
Ayağından çıktı ve o dahî oldu helâk.Hakk'a karşı duranın, sonu budur muhakkak.Ebrehe askerine, müslümânlar geriden,Bakıp, hiçbir hareket görmeyince birinden,Dediler: (Öğrenelim vaziyeti bir gidip.)Akıllı bir zât idi lâkin Abdülmuttalip.Dedi ki: (Bekliyelim, belki de bu kâfirler,Hareketsiz durmakla, hîle yapabilirler.Ben sessizce yaklaşıp, göreyim hâllerini.Şâyet geri dönmezsem, tâkip edin siz beni.)Gidip şâhid oldu ki, cümlesi olmuş helâk.
Vermiş cezâlarını onların cenâbı Hak.
Mahlûkâtın en üstün, en güzel, en iyisi.
Allah Onu methetmiş, en çok Onu sevmiştir.Bütün ins'e ve cinne "Peygamber" göndermiştir.Allah, her Peygambere ismiyle etti hitâb.Ona, "Habîbim" diye buyurmuştur iltifât.Bir âyette, meâlen buyurdu ki Rabbimiz(Seni, rahmet olarak gönderdik âleme biz.)Ve yine buyurdu ki: (Sen olmasaydın eğer,Hiçbir şey yaratmazdım, olmazdı yer ve gökler.)Her Peygamber, kendinin yaşadığı devirde,Kavminin, her bakımdan üstünüydü o yerde."Resûl-i zîşân" ise, dünyâ yaratılandan,Tâ kıyâmete kadar, her devirde, her zaman,Dünyânın her yerinde gelmiş veyâ gelecek,İnsanların hepsinden üstündür, bu bir gerçek.
Kimse üstün olamaz Ondan hiçbir bakımdan.Onu öyle yaratmış her şeye kâdir olan.Hicretten elli üç yıl önce, "Mekke şehri"nde,Rebî'ül evvel ayı, onikinci gününde,Pazartesi gecesi ve sabaha karşı hem,Dünyâya teşrîfiyle nûrlandı bütün âlem.Hiçbir şey yaratmadan evvelâ cenâbı Hak,Peygamber-i zîşânın "Nûr"unu eyledi halk.Önce kendi nûrundan latîf, büyük bir "Cevher",
Yaratıp, o cevherden var oldu başka şeyler.Görünen görünmeyen, her ne ki varsa hattâ,Hep ondan yaratıldı, ne varsa kâinâtta.İlk var olan bu cevher, "Nûr-u Muhammedî"dir.Rûhun ve her maddenin menşei bu cevherdir.Suâl etti Resûl'e Câbir ibni Abdullah(Allah, neyi yarattı önce yâ Resûlallah?)Buyurdu ki: (Her şeyden evvelâ cenâbı Hak,Senin Peygamberinin Nûr'unu eyledi halk.Yâni benim Nûr'umu, kendinin Nûr'undan hem,Yarattı ki, o vakit yok idi Lehv ve Kalem.Ne Cennet, ne Cehennem, yer ve gök, Arş-ü felek,
Yok idi ay ve güneş, yoktu hem ins-ü melek.)
Vaktâ ki Âdem Nebî, topraktan halk olundu,Bu "Nûr-u Muhammedî" onun alnına kondu.Kendi rûhu verilip, etrâfını görünce,Alnındaki parlıyan bu "Nûr"u gördü önce.sonrada ilhâm ile bildirdi cenâbı Hak.Ona. "Ebû Muhammed" diyerek etti hitâb.Dedi ki: (Yâ ilâhî, bana "Ebû Muhammed"Diye hitâb edersin, acabâ nedir hikmet?)(Başını kaldır da bak!) buyurdu Hak teâlâ.Kaldırınca gördü ki, yukarda Arş-ı âlâ.Ve nûrdan "Ahmed" diye yazı vardı hem dahî.Hemen suâl etti ki: (Bu, kimdir yâ ilâhî?)Buyurdu: (Evlâdından, bir büyük Peygamberdir.ismi, göklerde "Ahmed", yerlerde "Muhammed"dir.Eğer O olmasaydı, seni halk eylemezdim.Yeri, göğü ve hattâ hiçbir şey var etmezdim.)