Sevda-Seli

Sevda-Seli

Üye
20.12.2010
Er
168
Hakkında

#20.12.2010 09:29 0 0 0
#20.12.2010 09:28 0 0 0
  • Çocukluk Çağında Alerji

    Alerji, çoğu bireyin temas ettiğinde sorun yaşamadığı bir maddeye karşı vücudun anormal duyarlılık göstermesi olarak tanımlanabilir. Alerji çoğu zaman aile bireyleri arasında genetik geçiş göstermektedir. Anne ya da babadan bir inin alerjik vücut yapısına sahip olması durumunda çocukta alerji gelişme riski % 25 iken, hem annenin hem babanın alerjik olması durumunda bu oran % 50'ye çıkmaktadır. Hem anne, hem babada aynı alerjik hastalığın bulunması durumunda ise çocukta aynı hastalık görülme riski % 70 olarak bildirilmektedir.

    Çevremizde var olan her tür maddeye karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. İlk 3 yaşta ağızdan alınan maddelere karşı (en sık inek sütü, soya ve yumurta) alerji gelişimi ön planda iken, 3 yaştan sonra hava ile alınan alerjenlerle (Ev tozu akarı, küf mantarı, polenler, hayvan alerjisi) reaksiyonlar ön plana geçer.
#20.12.2010 09:28 0 0 0
  • Saçı Dökülen Erkek Doktora Gitmiyor

    ECZACIBAŞI İLAÇ PAZARLAMA TARAFINDAN 3 BÜYÜK KENTTE YAPILAN ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN SADECE YÜZDE 11'İ, SAÇ DÖKÜLMESİ İÇİN DOKTORA BAŞVURDUĞUNU BELİRTTİ

    Eczacıbaşı İlaç Pazarlama tarafından 3 büyük kentte yapılan araştırmaya katılan erkeklerin sadece yüzde 11'i, saç dökülmesi için doktora başvurduğunu belirtti.
    Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Eczacıbaşı İlaç Pazarlamanın, ''Saç Dökülmesini Önleyici Ürünlerin Kullanım Alışkanlıkları'' adı altında İstanbul, Ankara ve İzmir'de saçı dökülen 30-55 yaş arası 203 erkek üzerinde bir araştırma gerçekleştirdiği kaydedildi.
    Araştırmada, saç dökülme problemi yaşayan 30-55 yaş grubunun yarıya yakınının, ''ihtiyaç duymuyorum'' gerekçesini öne sürerek, dökülmeyi önleyici ürün kullanmadığının tespit edildiği belirtildi.
    Aynı yaş grubu içinde yüzde 39'luk kesimin, ürünlerin etkili olmadığını düşündüğü, yüzde 20'lik kesimin ise saçının dökülmesinden rahatsız olmadığını kaydettiği vurgulanan açıklamada, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgilere yer verildi:
    ''Saçı dökülmeye başlayan erkekler 1 yıldan önce doktora gitmiyor. 1 yıl boyunca saç dökülmesi sorunu yaşayan erkeklerin sadece yüzde 11'i doktora başvurarak tedavi yönünde bir adım atarken, geri kalan yüzde 89'luk kesim ise doktora gitmiyor. Saçı dökülenlerin yarısı hangi ürünü kullanacağına kendi karar veriyor. Yüzde 23'ü arkadaşının tavsiyesini göz önüne alıyor, yüzde 14'ü ise eşinin tercih ettiği markayı kullanıyor. Saç dökülmesini engelleyen ürün ve marka seçiminde doktorların etkisi yüzde 6, eczacının ise yüzde 9 olarak görülüyor.''
    Açıklamada görüşlerine yer verilen Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakkı Gökbel, saç dökülmelerinin yüzde 95'inin genetik kaynaklı olduğunu belirtti.
    Bilinenin aksine stres, yetersiz beslenme ve ilaç kullanımı gibi dış faktörlerin, tüm saç dökülmelerinin sadece yüzde 5'ini oluşturduğunu dile getiren Gökbel, saç dökülmesinin deri altında, oldukça derinde gerçekleştiğini, dolayısıyla saç dökülmesini durdurabilecek her ürünün saç köküne kadar ulaşabilmesinin şart olduğunu ifade etti.
    Araştırma sonuçlarını da değerlendiren Gökbel, erkeklerin saçlarının döküldüğünü kabul etmek istemediklerini, dolayısıyla da önlem almakta geç kaldıklarını ve çoğu erkeğin de önleyici ürün kullanmama nedeniyle kelleşme sorunu yaşadığını vurguladı.
#20.12.2010 09:27 0 0 0
  • Testostron Azalması Erkeklerde Yaşlılığın Habercisi

    -50 YAŞ ÜSTÜ ERKEKLERDE TESTOSTERON HORMONUNDAKİ AZALMANIN, ÖĞRENMEDE YAVAŞLAMA, DEPRESYON, SİNİRLİLİK, UYKU BOZUKLUKLARI, KAS KİTLESİNDE AZALMA VE CİNSEL İSTEKSİZLİK GİBİ SORUNLARA YOL AÇABİLECEĞİ BİLDİRİLDİ -ÇOMÜ TIP FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. ERSAY: -''CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI YA DA İSTEK AZALMASI İNSANLARIN YAŞAM KALİTESİNİ ÇOK ÖNEMLİ ORANLARDA ETKİLEYEN UNSURLARDIR''

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Dekanı ve Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, testosteron hormonunun azalmasının erkeklerde yaşlılığın habercisi olduğunu bildirdi.
    Prof. Dr. Ersay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erkeklerde yaşlanmayla birlikte günlük yaşamı olumsuz etkileyebilen bir takım fizyolojik değişiklikler görüldüğünü belirtti.
    ''Erkeklik hormonu'' denilen testosteron hormonu seviyesindeki azalmanın yaşlılığın habercisi olduğuna işaret eden Ersay, bu hormonun azalmasının özellikle 50 yaş üstü erkeklerde öğrenmede yavaşlama, depresyon, sinirlilik, uyku bozuklukları, mevcut kas kitlesinde azalma ve cinsel isteksizlik gibi sıkıntılara neden olabildiğine işaret etti. Ersay, bu şekilde ortaya çıkan sorunların ''yaşlanan erkek sorunları'' olarak tanımlanabileceğini kaydetti.
    Prof. Dr. Ersay, bu sorunların başka nedenleri de olabileceğini, ancak nedenleri araştırılırken, testosteron seviyesinin mutlaka kontrol edilmesin gerektiğini vurguladı.
    Bu konuda bir ürologun değerlendirme yapmasının, uygun hormon testleriyle mevcut durumu ortaya koymasının önemli olduğuna işaret eden Ersay, hormon seviyesinde azalma tespit edilmesi halinde, kişilere ''testosteron deplasmanı'' denilen ''eksik hormonu yerine koyma tedavisi''nin önerilebileceğini açıkladı.
    Erkeklerde prostatla ilgili yakınmaların, yaşla birlikte arttığını belirten Ersay, prostat büyümesi ya da prostat kanserinin erkeklik hormonuyla yakından ilişkili hastalıklar olduğuna dikkati çekti.
    Prof. Dr. Ersay, şöyle konuştu:
    ''Özellikle cinsel fonksiyon bozuklukları ya da istek azalması, insanların yaşam kalitesini etkileyen çok önemli unsurlardır. Bir erkeğin 50 ya da 65 yaşına varması onun yaşam kalitesinden de vazgeçmesi anlamına gelmez.''
    Ersay, erkeklerin bir kısmının bu sorunu kabul ettiğini ve çözüm için hekime başvurduğunu, bazılarının ise ''yaşım ve yaşlanmamın doğası gereğidir'' diye düşünüp sorununun giderilmesi için herhangi bir talepte bulunmadığını kaydetti.
    Testosteron eksikliğinden kaynaklanan sorunların gelecekte yaşam kalitesini ileri derecede düşüreceğinin bilinmesi gerektiğine işaret eden Ersay, testosteronun, kemik yoğunlunun sağlanması açısından önemli bir hormon olduğunu da söyledi.
    Bu hormonun seviyesindeki düşüşle, erkeklerde, menopozdaki kadınların en önemli sorunlarından biri olan kemik erimesi gibi rahatsızlıkların görülebildiğini ifade eden Ersay, ''Testosteron seviyesindeki azalmaya bağlı olmak üzere kemik yoğunlukları düşebilir. Hasta farkında olmadan kendiliğinden kemik kırıklarıyla karşılaşabilir'' dedi.
    Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersay, 40-70 yaşları arasındaki erkeklerde, testosteron hormon seviyesindeki düşüş ile ortaya çıkan sorunların görülme oranının gelişmiş ülkelerde yaşayanlara oranla daha yüksek olduğunu tahmin ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
    ''Hormon eksikliğiyle ortaya çıkan sıkıntıları ortadan kaldırmak, sorun yaşayan erkeğin yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. Bu cinsel fonksiyon bozukluklarının neredeyse tamamı tedavi edilebilir bozukluklardır. Hepsine göre uygun tedavi yöntemi vardır. Ve biz bunu hastalarımızla ortak belirleriz
#20.12.2010 09:26 0 0 0
  • Kocasını Seven Kadın Eşini Prostat Muayenesine Yönlendirsin

    TÜRK ERKEKLERİNİN MUAYENEDEN ÇEKİNMESİ, PROSTAT KANSERİNİN ERKEN TEŞHİS EDİLMESİNİ GÜÇLEŞTİRİYOR -UZMANLARA GÖRE, ERKEĞİN MUAYENEYE İKNA EDİLMESİNDE EN ÖNEMLİ ROL, EŞLERİNE DÜŞÜYOR -DEÜ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. KIRKALI: -''ŞİKAYETİ OLSUN OLMASIN, HER ERKEĞİN 40 YAŞINDAN SONRA MUTLAKA KONTROLE GİRMESİ GEREKİYOR. KOCASINI SEVEN KADIN, 40 YAŞINI GEÇEN EŞİNİ PROSTAT MUAYENESİNE YÖNLENDİRMELİ''

    Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Kırkalı, Türk erkeklerinin muayeneden çekinmesi nedeniyle prostat kanserinin teşhisinde geç kalınabildiğini belirterek, ''Kocasını seven kadın, 40 yaşını geçen eşini prostat muayenesine yönlendirmeli'' dedi.
    Prof. Dr. Kırkalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erkeklerde sıklıkla görülen prostat hastalıklarının, genç yaşlarda iltihaplanma, ileri yaşlarda ise büyüme ve kanser biçiminde kendini gösterdiğini söyledi.
    Prostat hastalıklarının Türkiye'deki öneminin, toplumun yaşlanmasına bağlı olarak her geçen gün arttığına işaret eden Prof. Dr. Kırkalı, ''Hayat standardı ve yaşam kalitesi arttıkça toplum da yaşlanıyor. Dolayısıyla prostat kanserinin görülmesi, Türkiye'de artmaya başladı. Bu konuda Türkiye'nin şansı, insanların Akdeniz diyeti tipi beslenme alışkanlığına sahip olması. Ancak fast-food tarzı beslenmenin yaygınlaşması önemli bir sorun'' diye konuştu.
    Gelişmiş batı ülkelerinde, her 6 erkekten birinde prostat kanseri görüldüğünü, erkeklerin tamamına yakınında ise yaşlanmaya bağlı iyi huylu büyümeye ait şikayetler meydana geldiğini dile getiren Prof. Dr. Kırkalı, şöyle konuştu:
    ''En çok korktuğumuz hastalık prostat kanseri, çünkü kanser herhangi bir şikayet vermiyor. Şikayet görüldüğü zaman da genellikle yayılmış ya da tedavi sınırlarını aşmış konuma gelmiş oluyor. Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi ve elle muayene ile tanı konulur. Şikayeti olsun olmasın, her erkeğin 40 yaşından sonra mutlaka kontrole girmesi gerekiyor. Ailesinde prostat kanseri olan erkekler, kontrole erken başlamalı. Hastalık erken yakalandığı zaman yüzde 100'e yakın tedavi edilebiliyor. Prostat kanseri, Türkiye'de giderek artmasına karşın, ülke geneline ilişkin rakamlar henüz çok sağlıklı değil.''

    -''ERKEKLERİN DOKTORDAN KAÇMASI''-

    Prof. Dr. Kırkalı, prostat kanserinin, Türkiye'de erkeklerde görülen kanserler arasında ikinci sırada yer aldığını belirterek, Türk erkeklerinin prostat muayenesinden uzak durduklarını ifade etti.
    Prof. Dr. Kırkalı, ''Erkeklerin tanıdan ve doktordan kaçması, Türkiye'de çok ağır ve belirgin. Hastalığın tanısı, parmakla makattan muayene ile konuluyor. Kadınlar jinekoloğa çok yoğun gidiyor, düzenli kontrol yaptırıyorlar, ama erkekler maalesef bundan kaçıyor'' dedi.
    Bu konuda toplumu bilinçlendirmek amacıyla yaptıkları çalışmalarda ağırlıkla kadınlara seslendiklerini ifade eden Prof. Dr. Kırkalı, kocasını seven kadınların, 40 yaşını geçen eşini mutlaka muayeneye yönlendirmesi gerektiğini kaydetti.
    Prof. Dr. Kırkalı, dünyanın gelişmiş veya gelişmemiş bütün ülkelerinde kadın ömrünün, erkek ömrüne göre daha uzun olduğuna işaret ederek, ''Çünkü yapılan araştırmalara göre, kadınlar doktora daha sık gidiyor, daha çok muayene oluyor. Aynı olanaklar, eşit koşullarda herkese sunulmasına karşın, erkek muayeneden ve kontrolden kaçıyor'' diye konuştu.
    Prof. Dr. Kırkalı, hastalıkların, sadece cinsiyet ayrımından değil, kişilerin duyarsızlığından da ilerlediğini vurguladı.

    -''SORUNLARINI KONUŞAMIYORLAR''-

    Kanser hastaları arasındaki iletişimin önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Kırkalı, meme kanseri hastalarının bir araya gelerek sorunlarını ve deneyimlerini paylaşmaları amacıyla hayata geçirilmiş aktif gruplardan Avrupa Meme Kanseri Koalisyonu (Europa Donna) örneğinden yola çıkılarak, 2002 yılında Avrupa Prostat Kanseri Koalisyonu'nun (Europa Uomo) hayata geçirildiğini hatırlattı.
    Benzer destek gruplarının, ABD ve Avrupa ülkelerinde yaygın olarak faaliyet gösterdiğini belirten Prof. Dr. Kırkalı, Europa Uomo'nun benzerini Türkiye'de kurmak istediklerini, ancak Türk erkeklerinin prostat kanserini paylaşmak ve gündeme getirmek istemediklerini vurguladı.
    Prof. Dr. Kırkalı, erkeklerin sessiz kalmak istemelerinin altında çeşitli nedenler yattığını ifade ederek, şöyle devam etti:
    ''Erkekler için cinsel konular halen çok mahrem, konuşulması ve paylaşılması istenmeyen konular. Ayrıca prostat kanserlerinde yapılan ameliyatların yan etkileri arasında sertleşmeyle ilgili sorunlar bulunuyor ve çoğu insan bunu dile getirmek istemiyor. Halbuki bugün sinir koruyucu tekniklerle ameliyattan sonra cinsel fonksiyonların da korunabilmesi mümkün. Ancak Türk erkeği bundan korkuyor, kaçıyor. Bu durum Türkiye'ye özgü, çünkü batı toplumlarında prostat kanseri tedavisi olan insanlar bir araya geliyor, destek grupları oluşturuyorlar.''
    Prostat ameliyatlarının ardından bazı hastalarda idrar kaçırmanın da görülebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kırkalı, ''Az veya çok idrar kaçırmanın, abdest almayı ve namaz kılmayı engelleyeceğini düşünenler olabiliyor. Ama ibadeti yapabilmek için önce sağ olmak lazım. İyi huylu prostat büyümesinin farklı tedavi yöntemleri var. Hastaların idrar yapmaya ilişkin sıkıntıları aşılabilir'' şeklinde konuştu
#20.12.2010 09:26 0 0 0
#20.12.2010 09:24 0 0 0
#20.12.2010 09:24 0 0 0
#20.12.2010 09:23 0 0 0
#20.12.2010 09:23 0 0 0
#20.12.2010 09:20 0 0 0
  • Konu: Yeni Yıl
    ellerinize emeklerinize yüreğinize sağlıık
#20.12.2010 09:19 0 0 0
#20.12.2010 09:19 0 0 0
#20.12.2010 09:18 0 0 0
#20.12.2010 09:17 0 0 0
  • ellerinize emeklerinize yüreğinize sağlıık
#20.12.2010 09:17 0 0 0
  • Hani eski bir dostu görürsün ya ansızın
    Yüreğin,kafesinde çırpınan kuşa benzer
#20.12.2010 09:16 0 0 0
#20.12.2010 09:15 0 0 0
#20.12.2010 09:15 0 0 0