ultimatom

ultimatom

Üye
14.09.2008
Yüzbaşı
26.248
Hakkında

#14.10.2010 00:25 0 0 0
  • Sabırlı ol bir kaç güne kadar keseleri gidecektir keseleri tamamen yok olana kadar yem verme zaten o keseler yem ihtiyaçlarını karşılıyor ...
#10.10.2010 00:09 0 0 0
#10.10.2010 00:03 0 0 0
#09.10.2010 16:20 0 0 0
  • V olkanik dağlar gibi yandım aşkından
    O geceydi seni sayıkladığım içimde volkanlar patladı
    L akin bir göremedim seni son bir kez
    K ala kaldım ortalıkta bir son kez dedim
    A şkın viran etti beni dedim son kez
    N için bu kadar sevdiğim bi bilsem

    &

    E skisi gibi yine bi arada olacağız sabır et
    S ay günleri sayki bitsin günler
    M ehtaba bak beni gör sevdiğim
    A şk mehtapta çünkü ben mehtaptayım ...
#09.10.2010 00:29 0 0 0
  • Spor Toto Süper Lig - Gol Krallığı - gol kralı kim olur


    MAMADOU HAMİDOU NİANG
    FENERBAHÇE 7


    DEYVISON ROGERIO DA SILVA
    BEŞİKTAŞ A.Ş. 5



    JOSHUA CHRISTOPHER SIMPSON
    MANİSASPOR 5



    ALEXSANDRO DE SOUZA
    FENERBAHÇE 4



    EMMANUEL CHINENYE EMENIKE
    KARDEMİR D.Ç. KARABÜKSPOR 4


    MILAN BAROS
    GALATASARAY A.Ş. 4


    SIDNEY CRİSTİANO DOS SANTOS
    MEDİCAL PARK ANTALYASPOR 4


    TEOFILO ANTONIO GUTIERREZ RONCANCIO
    TRABZONSPOR A.Ş. 4
#08.10.2010 11:12 0 0 0
#08.10.2010 00:26 0 0 0
#05.10.2010 23:43 0 0 0
#05.10.2010 22:18 0 0 0
  • Ö zlem her zaman karanlığa itti beni
    Z aten özlediğim her an kalbime hançer saplanıyordu
    L eylaklara bakar öyle derinlere dalardım
    E mrahım der ağlar belkide geleceğe bakardım
    M atemle dolu gecelere akaar giderdim
    R an olan kalbim bir seni düşünürdü
    A rtık düşünmüyorum biliyorum geleceksin
    H ani tıpkı eski günlerdeki gibi ...


    Buyur bakalım ...
#05.10.2010 22:10 0 0 0
#02.10.2010 23:47 0 0 0
  • Maden ve enerji kaynakları - Kırşehir ili





    Kırşehir ili, İç Anadolu Bölgesi'nin Orta Kızılırmak bölümünde yer almaktadır. İl topraklarını
    doğu ve güneydoğuda Nevşehir, güneyde ise Niğde ve Aksaray, batı ve güneybatıda Ankara,
    kuzeybatıda Kırıkkale, kuzey ve kuzeydoğuda Yozgat ilçeleri çevrelemektedir.
    Orta Anadolu'da Sulakyurt, Yozgat, Sivas, Kayseri, Ulukışla, Niğde, Şereflikoçhisar ve
    Kırıkkale yerleşim merkezleri arasında kalan yaklaşık üçgen şekilli bir alanda yüzeylenen magmatik
    ve metamorfik kayaçlar bulundukları cografi konum dikkate alınarak Orta Anadolu Kristalen
    Karmaşığı olarak tanımlanmıştır Orta Anadolu Kristalen Karmaşığı metamorfik, magmatik ve
    ofiyolitik kayaçlardan oluşmaktadır. Bu kayaçlar arasında metamorfik kayaçlar karmaşığın en yaşlı
    birimini oluştururlar. Metamorfik kayaçlar Kırşehir'in kuzeyinde yüzeylenmektedir.
    Orta Anadolu Granitoyidleri olarak adlandırılan plütonik kayalar temele ait metamorfik birimler ile
    ofiyolitleri sıcak dokanaklarla kesmişlerdir. Baranadağ Granitoyidi, Buzlukdağ ve Çayağzı
    Siyenitoyidleri ile Kötüdağ Volkaniti bu kayaçların tipik örnekleridir.
    Batısında Tuz Gölü fay zonu, doğusunda ise Orta Anadolu fay zonu arasında kalan Kırşehir
    ili, set temel yer yer faylarla kırılmış olduğu için bunların yerlerinden oynamaları ile bazen yoğun
    depremler olmaktadır. Bu tektonik aktiviteler sonucu Kırşehir ili termal açısından önemli bir
    konumdadır. Kaynak suları yeni alüvyonlarla kaplı genç çöküntülerin bulunduğu alanda Neojen
    arazinin formasyon sınırında zuhur eder. Çöküntüde bulunan örtülü faydan gelen sular Neojen
    kalkerleri arasındaki hareketi ile soğuyup infiltre sularla karışmaktadır. 40 derece sıcaklıkta olan
    suların çoğunu klorür oranına bakarak vadoz suların teşkil ettiğini söyleyebiliriz.
    Kırşehir'de çeşitli madenler bulunmasına karşılık bunlar ekonomik nitelikte değildir. İlde en
    önemli madenler demir, florit, mermer ve kayatuzudur. Demir kaynakları Merkez ve Kaman
    ilçelerinde bulunmaktadır. Florit yatakları, Merkez, Çiçekdağı ve Kaman ilçelerinde olup, Kaman ve
    Çiçekdağı ilçelerindeki Florit damarlarının bir bölümünde zaman zaman üretim yapılmıştır. Merkez
    ilçe Kaman ve Mucur dolaylarında oniks mermer yatakları bulunmaktadır. Bu yataklardan zaman
    zaman üretim yapılmaktadır. Kırşehir'de ekonomik açıdan önem taşıyan doğal kaynaklardan biri de
    kayatuzudur. İldeki en zengin tuz yatakları, Tepesidelik ve Sekili'de bulunmaktadır. Çiçekdağı
    ilçesindeki 60.000 ton rezervli linyit yatakları ancak yerel gereksinimi karşılayacak boyuttadır. Tuğla-
    Kiremit hammadesi ise Çiçekdağı ve Akçakent ilçelerinde bulunur.
    Yörede yayılım sunan iri kalsit kristalli masif kireçtaşları Bozçaldağ kuzeyinde bilyeli
    değirmende öğütülerek mikronize kalsit elde edilmektedir. Mikronize kalsit diş macununda, boya
    sanayinde, aşındırıcı olarak tekstil sanayinde, ciklet sanayinde de kullanım alanları bulunmaktadır.
    Kırşehir ili Ankara çıkışında bu işletme 1990'ların ikinci yarısında itibaren üretimini sürdürmektedir.
    Kırşehir-Kaman-Savcılı bölgesinde %45.5 SiO2, %44.30 CaO ve %6.25 ateşte kayıp içerikli
    31.500.000 ton seramik sanayinde kullanılan vollastonit rezervi vardır.
    Kırşehir ilinde bilinen 3 altın sahası vardır. Bunlardan Sıddıklıbüyükoba köyünde plaser altın,
    Savcılıebeyit'te orojenik altın varlığı bilinmekle birlikte ekonomik değildirler. Bölgedeki en önemli altın
    yatağı Kırşehir Terziali sahasıdır. Sahada 1.1 gr/ton Au tenörlü 2.27 milyon ton
    görünür+muhtemel+mümkün rezerv saptanmıştır.
    Sözü edilen yer altı kaynakları dışında Kırşehir ili jeotermal enerji hammaddeleri bakımından
    da zengin potansiyele sahiptir. Terme, Savcılı, Karakurt, Mahmutlu ve Bulamaçlı jeotermal
    alanlarında kaplıca, kaplıca tesisi ve sera ısıtılmasında kullanılmaya elverişli sıcak su kaynakları
    bulunmaktadır. Terme jeotermal alanında yapılan sondajlarla 29-57ºC sıcaklık ve 700 lt/sn debiye
    sahip akışkandan 45.15 MW termal güce sahip jeotermal enerji ülkeye kazandırılmıştır. Bunun
    dışında jeotermal alanlardaki sondajlar sonucunda Bulamaçlı sahasında 32-40ºC sıcalık ve 4.5 lt/sn
    debili, Mahmutlu sahasında 73.2-76.5ºC sıcaklık ve 120lt/sn debili, Karakurt sahasında 51ºC sıcaklık
    ve 12 lt/sn debili, Savcılı sahasında ise 19-34.5ºC sıcaklık ve 5.5 lt/sn debiye sahip akışkan elde
    edilmiştir.
#26.09.2010 23:33 0 0 0
  • Maden ve enerji kaynakları - Kırıkkale ili - Maden



    Kırıkkale ili, Kırşehir masifinde yer alması nedeniyle maden çeşitliliği yönünden zengin bir
    ilimizdir ancak rezerv itibariyle fakirdir. İldeki önemli metalik ve endüstriyel hammadde yatak ve
    zuhurları şu şekilde sayılabilir: molibden, bakır, kurşun, çinko, demir, manganez, volfram, bentonit
    ve florit. Bu madenler ilde Keskin, Çelebi ve Balışeyh ilçelerinde yoğunlaşmıştır. Bunlardan
    Keskin ilçesi özellikle bakır-kurşun-çinko, manganez, bentonit ve uranyum bakımından önem arz
    ederken, demir yatak ve zuhurları ile volfram yatağı ise Çelebi ilçesinde bulunmaktadır. Çelebi
    ilçesindeki çeşitli sahalardaki toplam görünür+muhtemel demir rezervi 961.000 ton olup, bu
    sahalardan Madensırtı yatağından 750.000 ton üretim yapılmıştır. İlçedeki bir diğer yatak ise
    Çelebidağ sahasındaki volframdır. Burada da % 0.52 WO3 tenörlü 75.000 ton görünür+muhtemel
    rezerv belirlenmiştir.
    Keskin ilçesindeki en önemli maden yatak ve zuhurlarında biri Denek'teki %55-60 Pb
    içerikli kurşun-çinko yatağı olup, geçmiş yıllarda işletilmiştir. Ayrıca yatakta yan ürün olarak altın
    ve gümüşün varlığında da bahsedilmektedir. Bunun dışında Keskin-Beşler bentonit yatağında
    480.000 ton görünür+muhtemel rezerv tespit edilmiştir ancak bu rezervin 96.000 tonu ekonomik
    öneme sahip olup, ağartma toprağı olarak kullanılmaya elverişlidir. İldeki manganez ile uranyum
    cevherleşmeleri de yine Keskin ilçesinde yer almakta olup, ilçede Göztepe sahasında % 41.06
    Mn tenörlü 1.125 ton muhtemel manganez rezervi, Orta sahasında da % 0.045 uranyum tenörlü
    1.800 ton görünür uranyum rezervi tespit edilmiştir. Balışeyh ilçesinde ise bakır ve molibden
    cevherleşmeleri gözlenmektedir. Kırlangıç-Kenanobası sahasında % 2.5-2.6 Cu tenörlü 30 ton
    bakır, Çamlıdere sahasında ise % 2.15-2.12 Mo tenörlü 57.000 ton molibden rezervi
    belirlenmiştir.
#26.09.2010 23:31 0 0 0
#26.09.2010 23:29 0 0 0
  • CÂMİ VE CEMAAT ÂDÂBI



    بسم اللهالرحمن الرحيم


    وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلاَ تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًاً

    1


    قال رسول اللهصَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم


    مَنْ غَدَا إِلىَ اْلمَسْجِدِ أَوْ رَاحَ ، أَعَدَّ اللَّهُ لَهُ فيِ الْجَنَّةِ

    نُزُلاً كُلَّمَا غَدَا أوْ رَاح
    َ
    2





    Muhterem Müslümanlar!


    İslâm dini birlik ve beraberliğe büyük önem vermiştir. Günde beş vakit namazın cemaatle kılınmasının teşvik edilmesi, haftada bir Cuma ve senede iki kez bayram namazlarının topluca kılınması bu önemden kaynaklan-maktadır. Cemaatle namaz, oluşturulmak istenen birlik ruhunun bir göstergesidir.

    Allah Teâlâ bu ibadetlerin ifâ edildiği mescitler hakkında şöyle buyuruyor: "Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)"[1]. "Ey Âdem'in çocukları! Her mescide gittiğinizde güzel elbiselerinizi giyin!.."[3]

    Peygamberimiz (s.a.v.) de, "Kim sabah akşam (beş vakit) camiye gider gelirse, Allah Teâlâ o kimseye her gidip gelişinde cennette yeni bir ikram hazırlar"[2] buyurmuştur.

    Diğer bir hadis-i şerifte "Bir kimse güzelce abdest alarak Cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki Cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşları başka şeylerle meşgul olursa, boş ve mânâsız bir iş yapmış olur"[4] buyurmuştur. Bir başka hadis-i şerifte, "Cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletli"[5] olduğunu bildirmiştir.

    Değerli Müminler!


    Cami ve cemaatin bu fazilet ve güzelliklerinden istifade edebilmek için, gözetmemiz gereken birtakım incelikler vardır. Camiye gelirken güzel ve temiz elbise giymeli, mümkünse ağır olmayan güzel koku sürmeli, soğan, sarımsak gibi başkalarını rahatsız edecek şeyler yemememelidir. Özellikle ayak ve çorap temizliğine dikkat edilmelidir. Camiler her zaman temiz tutulmalı, misk, gül suyu vb. güzel kokularla kokulanmalıdır. Camiye girerken "Allah'ım bana rahmet kapılarını aç!" şeklinde dua edilir.

    Camilere kollar sıvalı, ceket omuzda laubali bir şekilde girilmemeli, camide namaz, zikir, Kur'an, tesbih ve dua ile meşgul olunmalıdır. Camide yüksek sesle ve faydasız şeyler konuşulmamalı, başkalarının ibadet huzurunu bozacak söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
    Camiye giren, öne geçmek için cemaati rahatsız etmemeli, camide cemaatin omzuna basa basa ilerlememelidir. Camide farz namaz için kamet getirildiği zaman namaza koşarak değil, ağır başlı bir şekilde yürüyerek gelmemiz tavsiye edilir.

    Ön saflarda yaşlılara ve ilim adamlarına yer vermek, ön safta boş yer varken arkada farza durmamak, imamın arkasında bulunan kişinin gerektiğinde onun yerine geçebilecek biri olması, camide kendine ait bir yer tutmaması ve çıkanlara engel olacak şekilde durmaması diğer tavsiyeler arasında yer alır.

    Hutbeyi gayet sessiz, sakin ve dikkatlice dinlenir. Hutbe okunurken konuşulmaz, konuşan da ikaz edilmez, bu esnada sağa sola bakılmaz, selam verilmez, alınmaz. Camiden çıkarken "Allahım! senin lütuf ve keremini dilerim" şeklinde dua edilmesi de âdaptandır.
    Yüce Rabbimizden bizleri, sevdiği ve razı olduğu bütün güzelliklere muvaffak kılmasını diliyor, Cumanızı tebrik ediyorum.

    ____________________
    [1] Cin 72/18.
    [2] Buhâri, "Ezân", 37; Müslim, "Mesâcid", 285.
    [3] Â'raf, 7/31.
    [4] Müslim, "Cum'a", 27.
    [5] Buhâri, "Ezân", 30.
#26.09.2010 23:16 0 0 0

  • ALLAH KATINDA HAK DİN İSLÂMDIR




    اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ اْلإِسْلاَمُ

    1

    قال النبي صلي اللهعليهوسلم

    اَللَّهُمَّ ياَ مُقَلِّبَ اْلقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ

    2




    Muhterem Müslümanlar!

    Din akıl sahibi, şuurlu insanları hür irade ve istekleriyle iyi ve güzel olan şeylere sevk eden ilâhî mesajlar bütünüdür. Din, bizim bir yandan Yüce Rabbimiz ile, diğer yandan bizi kuşatan canlı ve cansız varlıklar ilişkilerimizi düzenleyen ilâhî bir rehberdir. İnsanoğluna değişik zaman ve mekânlarda Peygamberler vasıtasıyla tebliğ edilen bu ilâhî nizam, insanın yaratıcısına ve diğer yaratılanlara karşı görevlerini, yaratılış gayesini, hangi işlerin iyi ve hayırlı, hangi işlerin de kötü ve zararlı olduğunu öğretir.

    Tarih içerisinde insanlar, zaman zaman ilâhî vahyin irşadının dışına çıkarak dinin getirdiği inanç, akide ve ahlâkî saflığı bozmuşlardır. Yüce Yaratıcı, bozulan akideyi yeniden hatırlatmak ve tahrip olan ahlâk anlayışını insana yakışır hâle getirmek için değişik dönemlerde peygamberler göndermiştir.

    Allah, din gönderirken insanı, onun imkânlarını, sosyal ve kültürel çevresini ve hayatını sürdürebilecek ihtiyaçlarını dikkate almıştır. Allah tarafından gönderilen dinler arasında dil, coğrafya ve tarihî şartlara göre bazı farklılıklar olmakla birlikte; inanç esasları, adalet, ahlâk, doğruluk, sevgi ve yardımlaşma gibi ilkeler bütün ilâhî dinlerde ortak kavramlar olarak devam etmiştir. Bu esaslara uymayan davranışlar ise yasaklanmıştır. Bu çerçevede düşünüldüğünde, ilâhî dinlerin iyilikleri tavsiye ettikleri, kötülüklerden de sakındırdıkları hususu müşterek özellikler olarak ortaya çıkmaktadır.


    Değerli Müslümanlar!

    Yüce Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği son resûl Hz. Muhammed (s.a.v), değişmeyecek/değiştirilemeyecek son ilâhî mesaj olan İslâm'ı karanlıklar içerisinde yüzen insanlığa tebliğ etmiştir. Allah Teâlâ'nın "Oku, Yaratan Rabbinin adıyla oku" [3] emriyle başlayan ilâhî vahyi öğrenme süreci, "Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, size verdiğim nimetimi tamamladım ve size, din olarak yalnızca İslâm'ı seçtim." [4] âyetinin gelmesiyle tamamlanmıştır.

    Allah Teâlâ, Âl-i İmrân Sûresi'nin 19. ayetinde "Şüphesiz Allah katında din İslâm'dır" ve yine aynı sûrenin 85. âyetinde "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır" buyurarak ilâhî vahyin son halkası gerçek ve geçerli hak dinin İslâm olduğunu insanlığa bildirmiştir. Bu gerçek, kısa sürede bütün dünyada, insanların gönüllerinde yer etmiştir. Öyle ki, bir kişinin tebliği ile başlayan İslâm, kısa zamanda dünyanın en hızlı yayılan; insanları, sevgiye ve hoşgörüye, gerçek eşitliğe, temel hak ve hürriyetleri korumaya, ismi gereği barışa ve huzura, adaleti tesis etmeye, fakiri, yoksulu ve yetimi gözetip kollamaya çağıran bir din olarak bugünlere gelmiştir ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir.

    Aziz Müminler!

    Bu vesileyle, müslüman olma şerefini bizlere bahşeden Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükürde bulunalım. Allah katında tek din olan İslâm'ın yüce ve kutlu elçisine, Sevgili Peygamberimize ümmet olma sevincini her an içimizde yaşayalım. Ümmeti olduğumuz Hz. Muhammed'i kendimize örnek alarak hatırasını her zaman canlı ve diri tutalım. Hutbemizi Resûl-i Erkemin güzel bir duasıyla bitirelim: "Ey kalpleri halden hale döndüren Allahım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl" [2].

    _____________
    [1] Âl-i İmrân, 3/19.
    [2] Tirmizi, "Kader", 7; İbn Mâce, "Dua", 2.
    [3] Alak, 96/1.
    [4] Mâide, 5/3.
#26.09.2010 23:16 0 0 0

  • YETİM VE ÖKSÜZLER




    بسم اللهالرحمن الرحيم
    فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ
    قال عليهالصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ
    أَناَ وَ كاَفِلُ اْليَتِيمِ لَهُ اَوْ لِغَيْرِهِ كَهَاتَيْنِ فىِ الْجَنَّةِ



    Muhterem Cemaat!

    Fert ve toplum olarak birçok görevimiz vardır. Bu görevlerden biri yetim ve öksüzlerimizi koruyup kollamak onların maddî-manevî ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bilindiği gibi dilimizde babasını kaybetmiş çocuk, rüştüne erinceye kadar yetimdir. Annesiz kalan çocuk da öksüz diye anılıyor. Bu yavrularımız himayeye, şefkat ve ilgiye muhtaçtır. Hayatlarını tek başına idame ettirmeye gücü yetmeyen yetim ve öksüzlere destek olmak, eğitimlerini sağlamak onları bir aile şefkati ile geleceğe hazırlamak, başta yakınları olmak üzere toplum olarak hepimizin dinî ve insanî görevlerindendir.

    Yetim ve öksüzleri himaye etmek farz-ı kifâyedir. Yani toplumda bir yetim sahipsiz ve himayesiz kalır, ilgi görmez, iyi yetiştirilmezse o toplumda bütün insanlar günahkâr olur, Allah katında sorumlu tutulur.

    Hayatın akışı içinde tabiî afetler, savaşlar, trafik kazaları v.b. sebeplerden dolayı nice yavrularımız yetim ve öksüz kalmaktadır. Ayrıca boşanan çiftlerin ortada kalan çocukları veya aile içi şiddet ve ilgisizlikten dolayı sokağı kendine mesken edinen çocuklar da bir nevi yetim durumundadır. Halbuki çocukların en büyük umudu, kendine en yakın hissettiği, şefkatine sığındığı insan anne-babasıdır.

    Değerli Müminler!

    Yüce Dinimiz İslâm yetimlerin himaye edilmesine, bakılıp barındırılmasına fevkalade önem vermiş onlara özel bir hassasiyet göstermemizi istemiştir. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki; onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır"[3].


    Kendisi de bir yetim olarak büyüyen Sevgili Peygamberimiz, bizzat evinde yetimi barındırmış ve yetimi himaye edenlere şu müjdeyi vermiştir: "Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, (iki parmağım gibi) cennette şöyle yan yana bulunacağız" [2]. Buna karşılık Peygamber Efendimiz yetim malı yemeyi insanı mahveden günahlar arasında saymıştır [4].

    Aziz Kardeşlerim!

    Yetimler ve öksüzler Allahın bizlere emanetidir. Rabbimiz onlara daima iyi muamele yapmamızı, şefkatle yaklaşmamızı şöyle emrediyor: Sakın yetimi ezme"[1]. Yetime iyilik ve ikramda bulunmayanlar da âyet-i kerimede şu şekilde uyarılmıştır: "Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz"[5].

    Yetime gösterilmesi gereken güzel muamelelerden birisi de mallarının en iyi şekilde korunmasıdır. Yetim malı yiyenler, yetimin malına ihanet edenler, Rabbimiz tarafından şiddetli bir şekilde ikaz olunmuşlardır. Bu hususta şöyle buyrulmaktadır: "Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır" [6].

    Muhterem Müminler!

    Yetim ve öksüzlerimizi sevelim, başlarını okşayalım. Onlara yardımcı olmaya çalışalım. Bilhassa bu hususta hizmet veren çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları gibi müesseseleri destekleyelim. Aksi takdirde bu görevin ihmal edilmesi hem Allah katında sorumluluğumuzu artırır hem de toplumda bir takım huzursuzlukların doğması kaçınılmaz olur. Çünkü ilgi görmeyen yetimlerin bir kısmı içine kapalı, hayata küskün olurken, bir kısmı saldırgan, uyumsuz, ruh halleri bozuk fertler olarak karşımıza çıkacaktır.
    Şu husus da gözardı edilmemelidir; hiçbir yavrumuzun yetim ve öksüz kalmasını arzu etmeyiz; lakin unutmayalım ki kalpleri yumuşatan, merhamet duygularını canlandıran yetimler bir yönüyle bizler için rahmet sebebi ve cennete girme vesilesidir. Hutbemi bir hadis-i şerif meâli ile bitiriyorum: "Allah katında en sevimli ev içinde yetimin ikram gördüğü evdir"[7].

    __________________
    [1] Duhâ, 93 /9.
    [2] Müslim, "Zühd", 42.
    [3] Bakara, 2/220.
    [4] Buhârî, "Vesâya", 23, 3, 195; "Tıb", 48.
    [5] Fecr, 89/17.
    [6] Nisâ, 4/2.
    [7] Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir, 7, 13434, 296.
#26.09.2010 23:15 0 0 0


  • MUHARREM AYI VE ÂŞÛRE



    وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقوُا

    قال رسول اللهصلى اللهعليهو سلم :
    اَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضاَنَ شَهْرُ اللهِ الْمُحَرَّمُ




    Muhterem Müslümanlar!
    Hicrî Takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının İslâm tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu ayın onuncu gününe "aşûre günü" denilmektedir. Sevgili Peygamberimiz (a.s.) bu aya önem vermiş ve "Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın değer verdiği ay olan Muharrem ayında tutulan âşûre orucudur" buyurarak [2] bu ayda oruç tutmuştur.

    Aziz Müminler!
    Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadis-i şerifte, İslâm öncesinde, Mekke halkının oruç tutmakta olduğu "âşûre" gününde Peygamberimizin de oruç tuttuğu bildirilmektedir. Resûlullah (s.a.v) Medîne'ye hicret ettikten sonra da bu orucu tutmuş ve müminlere de tutmalarını tavsiye etmiştir [3]. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimizin tavsiyesi üzerine bu oruç sünnet olarak tutulagelmiştir [4]. "Âşûre orucu" olarak adlandırılan bu oruç, Muharrem ayının onuncu günü tutulmakla birlikte, sünnet olan, bu günü bir öncesi veya sonrası ile oruçlu geçirmektir [5].

    Muhterem Kardeşlerim!
    Tarihte geçmiş birtakım hadiselerin, Muharrem ayında gerçekleşmiş olduğuna dair bazı rivayetler bu aya ayrı bir değer verilmesine sebep olmuştur. Ancak Muharrem ayı bütün müslümanların hafızalarında, hepimizin yüreğini yakan acı bir olayla da yer etmiştir.

    Peygamberimizin sevgili torunu, Hz. Ali' nin ve Fâtıma annemizin sevgili oğulları Hz. Hüseyin ve yanındakilerin Kerbelâ'da hunharca şehit edilmesi olayı bu ayda vuku bulmuştur. Bu olay, Hz. Peygamberi ve ailesini seven bütün müslümanların gönüllerinde silinmez acılar bırakmıştır.

    Değerli Müslümanlar!
    Tarihte yaşanmış ve geri dönüşü mümkün olmayan böyle acı olayları tasvip etmek mümkün değildir. Bunları hatırlayıp ders almak gerekir. Bu olay, bütün müslümanları derinden sarsan ve kederlendiren acı bir tecrübedir. Bu ve benzeri olaylar karşısında, sağduyulu hareket ederek Allah ve Peygamber sevgisi etrafında kenetlenmeliyiz. Hz. Peygamberi, onun aile fertlerini ve ashabını sevmek hepimizin müşterek heyecanı olmalıdır. Tarihte onların çektiği acılar bizim de acılarımızdır.

    İyi bilelim ki, huzurlu bir toplum halinde yaşayabilmek, Yüce Dinimizin bize öğrettiği karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı kardeşliği, birlik ve beraberliği korumakla, birlikte sevinip birlikte üzülmekle mümkündür.

    Hutbemi Yüce Rabbimizin bu konudaki emriyle bitiriyorum; "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz" [1].

    _______________________
    [1] Âl-i İmrân, 3/103.
    [2] Müslim, "Sıyâm", 38.
    [3] Buhârî, "Savm", 69; Müslim, "Sıyâm", 19.
    [4] Buhârî, "Savm", 69.
    [5] Tirmizî, "Savm", 50.
#26.09.2010 23:14 0 0 0
  • S evdalıyım ben sana seldam
    E ski bir radyo gibi sürekli seni söylerim
    L alelerde açtı bak sevdiğim
    D enizler misali mavidir yüreğim
    A şkımı bekler dururum ...


    Buyur bakalım ...
#26.09.2010 23:13 0 0 0