İşlemci Nedir - İşlemci ne işe yarar? - Pentium Nedir - CPU - Okuma Yazma Kafaları - Kontrol Kartı - DCC - 3D Animasyon

BİLGİSAYAR SISTEMI

Sistem Bileşenleri

Modern bir PC hem basit, hem de karmaşıktır. Bir sistemi oluşturmakta kullanılan bileşenlerin geçen yıllar boyunca giderek daha az sayıda gerçek parça teşkil edecek biçimde diğer bileşenlerle entegre edilmiş olması açısından basittir. Modern bir sistemdeki her parçanın, eski sistemlerdeki aynı tür parçalara oranla çok daha fazla sayıda işlevi gerçekleştirmesi açısından da karmaşıktır.

Bilgisayarın Temel Bileşenleri

Donanım:Bilgisayarı oluşturan elektronik ve mekanik parçaların en genel ismidir.Bilgisayarı oluşturan bu parçalar Şu ana başlıklar altında toplanabilir..

GİRİŞ BİRİMLERİ

-Klavye

-Fare

-Scanner

İŞLEM BİRİMLERİk

-Bellek ve veri saklama birimleri

-Ram

-Rom

-FDD

-HDD

ÇIKIŞ BİRİMLERİ

-Yazıcılar

-Ses çıkışı

-Ekran (Ekran aynı zamanda giriş birimi olarakta kullanılabilir)

-İletişim Birimleri

-Modemler

-Eternet kartları

-Bağlantı kabloları ve bu kablolara ait çıkışlar

Bu kadar donanımla olmakla birlikte bilgisayarların görünen sonsuz potansiyeli aslında iki elektiriksel duruma dayanır, açık ve kapalı.Bilgisayarların fiziksel yetenekleri bu iki durumun kombinasyonlarından rakamları ve harfleri üretir.Bir elektiriksel durum bilgisayarlarda Bit olarak ifade edilir. Bit ingilizcede “binary digit”,İkilik basamak,kelimesinin kısaltılmışıdır.

Bit bilgisayarlar için kolay olabilir, ancak insanlar ondalık sayılar ve harflere alışık oldukları için bitler bilgisayarlar tarafından harflere ve rakamlara dönüştürülmek durumdadırlar.Bu dönüşüm deşifre yöntemleri ile mümkündür.

Bir bilgisayarı kurmaya başladığımızda bilmemiz gereken genel bilgiler şunlardır

-Kasa

-Klavye

-Fare

-Ekranlar

-Anakartlar

-Mikroişlemciler

-Ekran kartları

-Bellekler

-Sabit diskler

-Disket ve disket sürücüleri

KASA: kasalar bilgisayarı ouşturan kartları, merkezi işlemci (cpu),RAM’ler ve diğer genişletme kartlarını içinde barındıran ve fiziksel zararlara karşı koruyan elektrostatik kutulardır.
Bir kasa alırken dikkat edilecek hususlar:

Elektirik yalıtımı iyi yapılmış olmalı.

Kasa sistemimize yeni kartlar eklememize engel olmamalı.

Bir kasanın içinden çıkması gereken ekipmanlar

Güç kaynağı(power supply)

Elektirik kablosu(power cable)

Genişleme slot kapakları

Anakart montaj pimleri

Çeşitli ebatlarda vidalar

Plastik kasa ayakları

KLAVYE: Fiziksel olarak bir daktilonun tuş takımına benzeyen klavyePC’lerde en çok kullanılan giriş birimidir.Klavyeler her ülkenin dil yapısına ve imla kurallarına göre ülkeler arasında bazı farklılıklar taşıya bilirler.Ülkemizde Qve F klavyeleri kullanılmaktadır.

Klavye seçimi:

Klavye seçerken dikkat edilecek ilk husus öncelikle hangi tip klavye kullanacağımıza karar vermektir.Bundan sonra yapılacak ilk iş ergonomik bir klavye seçmektir.Eğer win 95-98 kullanıyorsanız dizayn for win 95 –98 logosu taşıyan klavyeleri tercih ediniz.

MOUSE: Mouse yani fare de klavye gibi veri girmek amacıyla kullanılan standart bir donanım aygıtıdır.

Fareler çalışma sistemine göre ;

-Mekanik fareler

-Optik fare olarak ikiye ayrılır

fare tüm programlarda çalışmayı hızlandıran bir donanım aygıtıdır.Örnegin windows ortamın da tüm işlemler fare ile yapılır.

Mekanik fareler:Hemen hemen tüm bilgisayarlarda kullanılan fareler mekanik farelerdir .Bu tür farelerde bir adet top bulunur.Bu topun yaptığı hareket farenin içinde topa sürtünen algılayıcı makaralar tarafından izlenir.Böylece toptaki oynama hareket etme miktarı kadar mause kürsörü ekranda hareket eder.

Farede hareketi algılayan makaralardan biriyukarı aşagı hareketi diğeri sağa sola hareketi izler bu makaralar arasındaki değişim ışığı açıp kapayarak ekrandaki okun hareketini belirler.Böylece topun mekanik hareketi dijital ortalama tanımlanmış olur.

Optik fareler:Optik farelerin çalışma sistemi biraz farklıdır.Optik mouse mekanik faredeki topa ihtiyaç duymaz bunun yerine farenin altına özel bir pad konur.Farenin hareketi pad yüzeyinden yansıyan ışık yardımı ile bilgisayara aktarılır.Böylece bilgisayar farenin pat üzerindeki konumunu tanımlar

Fareler genellikle iki yada 3üç tuşlu olarak üretilirler .Standart bir farede sağ tuş onaylama işlemlerinde sol tuş seçme işlemerinde kullanılır.Orta tuş çeşitli programlarda çeşitli programlarda çeşitli görevler için atanabilir.

EKRAN(Monitör):Monitörler bilgisayarın en genel bileşenleridir.Taşına bilir sistem monitörlerin dışında pek çok monitör görünüş olarak bir TV’ye benzemektedir.Bir bilgisayar kullanıcısı ortalama olarak günde 5saatini monitör karşısında geçirmektedir .Bu nedenle kullanılan monitör kullanıcı sağlığı için büyük önem taşır.

Bununla birlikte donanımsal olarak bir monitörde ki arıza bir amatör tarafından giderilemeyecektir.Örneğin monitörün içindeki çıkan bir sorunun bilgisayar sistemimizdeki bir sorunda olduğu gibi monitörü açıp çözmeye çalışmak tehlikeli ve sonuçları pahalıya patlayan bir girişim olacaktır.Bunedenle monitörler teknolojik açıdan yüzeysel olarak anlatılmış.Kullanıma yönelik bilgiler daha ağırlıklı olarak verilmiştir Monitörler çalışma sistemlerine göre ve boyutlarına göre çeşitli türlere ayrılır.

Monitör seçimi:Monitörler bilgisayarı kullanırken en çok etkileşim içinde olduğumuz donanım aygıtlarıdır. Monitör seçimi yaparken ekran büyüklüğü yapacağımız işe ve amaca göre değişir.Büyüklükle beraber çözünürlükte önemli bir konudur.

ANAKART(Maınboards): Fiziksel yapı olarak anakartlar özel alaşımlı bir blok üzerine yerleştirilmiş ve üzerinde RAM yuvaları genişleme kartı slotları devreler ve chipler bulunan kare şeklinde bir plakadır.Bu plaka çalışma sistemimizi organize eder.Bu organizasyon anakart üzerinde ki chıp setler sayesinde olur.

Anakart veri yolları: PC lerde 486-PIII seri arasında veri yollarında çok büyük değişmeler olmuştur.486’larda veri yolu olarak ISA_VESA kullanılmıştır.Bu veri yolu artık kullanılmamaktadır.486’ların son jenarasyonları Pentium PCI veri yolu üzerinde çalıştılarPCI veri yolu ISA-VESA veri yolundan daha hızlıdır.Sistemin hızlı olması sayesinde grafik arabirimleri kontrol kartları ve genişletme karlarından çok daha performans sağlanmasına yol açmıştır.Bununla yetinmeyen insan oğlu artık hızına hız katarak AGP veri slotunu kullanmakta ve veri transverine hız katmıştır.PII serisinde yaklaşıkbir tane ISA ortalama beş tane PCIve birtane AGP slotu kullanılmıştır.

Anakart seçimi:İdeal bir anakart ISA,PCI,AGP veri slotlarının olması gerekir.İşlemci yuvasının slot-soket desteği olanı tercih etmek en mantıklısıdır ama slot olması daha avantajlıdır çünkü gelişen teknoloji de slot desteği vardır. Artık kartlar bile ya PCI veya AGP slotlarına göre dizayn edilmektedir.

MİCROİŞLEMCİLER: Central Processing Unit (CPU) yani merkezi işlem birimi bilgisayarın beynidir.Bilgisayarın tüm donanım elamanları bu beyin tarafından yönetilir ve denetilir.Merkezi işlemci kullanıcının(bilgisayar oparatörü) bir yazılım aracılığla(DOS gibi bir işletim sistemi)bildirdiği komutları yorumlar kullanıcının emirlerini yerine getirir .

EKRAN KARTLARI:Ekran kartları ,diğer bir adıyla grafik kartları bilgisayar monitöründeki her türlü yazı ve grafigin(resim ve çeşitli formatlardaki filmler dahil)oluşturulmasında işlemci ile monitör arasında görev yapan adaptörlerdir.Ekran kartları ISA-PCIve AGP olarak üretilmiştir.artık AGP slot’unu destekliyen konumdadır.Gelişen teknoloji ‘de AGP ekran kartlarına önem vermektdir.

Ekran kartı seçimi:Yeni bir bilgisayar alırken yada mevcut ekran kartımızı yenisiyle (upgrade) degiştirmek istediğimizde dikkat etmemiz gereken hususlar vardır.Bunlar ; anakartlarda ki gibi Acaba mevcut olan veri yolu’mu destekliyormu ,kartın RAM tipi ve kapasitesi amaçlarıma uyuyormu,Elde etmek istediğim renk ve çözünürlük desdeklermi.....vb

BELLEK(Memorıes): Bilgisayarrımızda merkezi işlemciden sonra sistem performansını etkileyen en önemli donanım elamanı sistemimizde kullandığımız bellek tipidirBellek kullanımı hız ve performans için çok önemlidir.Mikro işlemci çok hızlı olduğu halde belleğin yeterli olmaması çalışmayı yavaşlatmaktadır.

Belleğin yetersiz oluşu programlarda hızı büyük ölçüde yavaşlatmaktadır.Ekran kartından gelen görüntü sinyallerini bile etkilemektedir.

Bellek satın alırken dikkat edilecek hususlar:Bilgisayarrımızın RAM kapasitesini artırmak Performans artışının en kolay yollarından biridir.Ama RAM alırken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var.Birisi bilgisayarımızın ne tür ram desteği olduğunu bilmemiz gerekir .Diğer husus kaç mhz desteği olduğunu öğrenmeliyiz yoksa her an fiyasko ile karşı karşıya gelebiliriz.RAM slotları SD ve EDO ve RAM banklarından oluşmaktadır.bazı anakartların hem EDO hemde SD RAM‘leri desdekler.İkisini birden anakartında barındıran sistemlerde ufak hatalar olmakta mesala hem edo ram hemde sd ram desteği olan bilgisayarlarda başlangiçta ram sayım işlemlerinde ram’i yanlış saymaktadır .Çözümü anakart’da bulunan ram slot larının tekini kullanmalıyız.

Birde bellek satın alırken kullanmakta olduğumuz programlardan tam verim alabilmek için gerekli olan belleği bilmeliyiz .Çoğu insanın bilgisayarının yavaş çalıştığından şikayetçidir sorunu işlemcisinin ve ram’inin yetersiz olduğudur.

HARD DİSK:Sabit disk’in en önemli elamanı tozdan yalıtılmış bir bölmede bulunan disklerdir.Bu diskler 3600 ve daha üstü devirde dönen bir motor miline baglıdır.Sabit disk’in içinde diskleri dönderen motordan başka sabit diskin içinde yazıcı ve okuyucu kafalar bulunur.Disklerin arasında bulunan döner kolların üzerine takılıdır.

Bu disklerin malzemesi Aluminyum, Alumunyum magnezyum bileşeni üzerine Nikel ve fosfordanbir ara tabaka eklenmiştir.Bu yapının üzerine manyetize edilebilir.50 ile 100 nanometre,kalınlığında Ferro manyetik bir tabaka eklenir.Son olarak bu manyetik tabakayı koruyan ince bir film tabakası kaplanır. Harddiskler kapasitelerine göre piyasada yer almıştır.

Harddisk seçimi: İdeal bir harddisk; kapasitesi fazla,okuma hızı yüksek,barındırdığı bilgiye erişim hızı maximum olandır.

Harddiski kullanırken bilgisayara iyi sabitlememiz gerekir çünkü mekanim aksamı fazla olan sistemdir.Sarsıntılarda hassas okuma kafası zarar görebilir. Harddisk’imizde istenmeyen sonuç meydana gelebilir mesala okumama veya çok sesli çalışma daha da kötüsü bad (kötü,bozuk)sektör meydana gelmesi.. vb

FLOPPY DİSKLER:Floppy disketler yada yaygın adıyla disketler fiziksel ve veri depolama kapasitelerine göre çeşitleri tipleri vardır. Fiziksel yapılarına göre 3,5”ve 5,25”(tamamen kullanımdan kalkmıştır) diye ayrılır.

Tip Kapasiteler

3.5” 720 KB 1.44MB 2.8MB

5.25” 360 KB 1.2 MB --------



CD-ROM VE SÜRÜCÜLERİ:CD-ROM (compac Disk Read Only Memory/Kompak disk salt okunur bellek) sürücüleri basitçe tanımlamak gerekirse;plastik özlü, yüksek kapasiteli CD’leri okumak için tasarlanmış donamlardır.

Bir CD -ROM sürücüsü değişik formatlar da yazılmış CD’leri okuyabilir.Örneğin müzik setlerimizdeki dinlediğimiz CD’leri veri CD’leri ve CD-I formatındaki sinama CD’leri gibi.

Cd-rom seçimi:O günün en yüksek hıza sahip CD-ROM’unu tercih etmeliyiz.

CD-ROM’ların ön panelinde ses ayarı ve kulaklık çıkışının bulunmasına dikkat etmek gerekir.

CD-ROM’un fiziksel yapısı:Bir cd fiziksel yapı olarak basit bir plastik disktir.Bu temel plastik disk üzerine presleme işlemi ile küçük çukurlardan(pits) bir desen işlenir.Ayrıca yine saf plastikten bir tabaka veri tabakasını korur. Bu plastik özlü diskler 120 mmve 80mm’lik ebatlarda üretilir.CD-ROM sürücülerinde arka panelinde bağlantı birimleri bulunur.Bunlar;

1) Ses kartı bağlantı soketi

2) Jumper ayarları

3) IDE arabirimi bağlantı slotu

4) Elektirik bağlantı slotu

MODEMLER:Kişisel bilgisayarlar hayatımıza girdiğinden bu yana pek çoğumuzun düşlerini süsleyen bilgisayarlar arasındaki iletişim ve şimdiye değin filmlerde gördügümüz pek çok yüksek teknolojirüyası son yıllarda İnternet’in hayatımıza girmesiyle gerçeğe dönüştü.Tabi tüm bunları sağlayan etkenlerin başında Modem karlarındaki gelişmeler ve bu karların artık PC’lerin standart bir parçası haline gelmesidir.

Modemlerin fiziksel yapısı:Modemler fiziksel olarak ikiye ayrılır.Modemlerin çalışma prensibini basit olarak açıklamaya çalışacağım.Modemler bilgisayarlar arasındaki iletişimi sağlayan adaptörlerdir.Uzun mesafelerde,Örnegin şehirler arası yada milletler arası kablolu bağlantının yerini ya özel olarak kiralanan hatlar yada bildiğimiz telefon hatları alırlar.Bu iletişimin yapı taşını modem oluşturur.İki modem arasındaki iletişim basitçe şöyledir.Modem bilgisayarlardan aldığı dijital bilgileri yani 0 ve 1 lerden oluşan bilgileri analoğ sinyallere dönüştürür.

Telefon hatları analoğ sinyalleri iletirler.İletilen analoğ sinyaller karşı bilgisayarın modeminde tekrar dijital sinyallere çevrilir.Böylece bilgi alış verişi sağlanmış olur.

Modemin hızı:Modemin hızı bps terimi ile belirtilir. 33600 bps gibi burada 33600 bps(bits Per second)saniyede iletilen bit miktarını belirtir.Yani modem 33600 adet oval transfer edebilmektedir.

Hız için kullanılan diğer terim ise bound terimidir ve değişen sinyal durumunu açıklar

Modemlerde ullanılan bir başka hız terimi ise cps dir.Caresters Per second. Yani saniyede transfer edilen karekter sayısıdır.

VERİ İLETİŞİMİNİ ETKİLEYEN ETMENLER: Modem hızımız ne olursa olsun iletişimizi pek çok etken üreticinin gösterdiği hıza ulaşmamızı imkansız kılar.Örneğin 33.600 bps ‘lik hıza sahibiz.

1) PTT hattının kalitesi asla 33.600 ‘lük bağlantı hızına erişmemekte

2) Karşı bilgisayarda bağlandığınız modemin hızı 33.600 ‘den düşükse örneğin 28.800 bps gibi bağlantı düşük olan modemin hızında olacaktır.Yani 33.600’lük modeminizle 28.800 bps’lik hıza dahi erişemeyebiliriz.

3) Bizim yada karşımızdaki makinanın konfiğrasyonundan dolayı oluşan hız kayıbları.

STANDART PC MONTAJI:Bilgisayar montajına başlamadan önce montaj sırasında kullanacağımız donanım elamanlarını belirtmekte fayda var.Bunlar kasa Anakart,Merkezi işlemci (cpu) ve fanı,Ram,Ekran kartı ,Floppy disk sürücü, sabit sisk ses kartı. Montaj sırasında şu aletlere ihtiyaç duyabiliriz.Bunlar düz ve yıldız uçlu tornavida Cımbız(jumper’lar için gerekli olabilir.),Kontrol kalemi, karga burun.

MONTAJ İŞLEMİ: Montaj işleminin ilk aşaması kasa‘nın açılması ve montaja hazırlanmasıdır. Daha sonra anakartı kasa ya yerleştirmeden önce CPU ve RAM‘leri anakart üzerine montaj etmeliyiz.

CPU montajı: Anakart teknolojisine göre cpu yeri slot ve soket olarak ikiye ayrılır.ilk önce soketi anlatmak istiyorum. Cpu ‘yu zıf soket üzerine yerleştirmek biraz itina isteyen iştir önce zıf soketinin yanındaki kolu hafifçe yana çekerek kaldırırız.. Böylece zıf soketin kilitini açmış oluruz.Zıf soketinin köşesinin biri farklıdır. Aynı şekilde cpu nun da pin tarafından bakıldığında bir köşesi farklıdır.Her iki farklı köşe karşılıklı gelecek şekilde cpu’yu yerleştiririz. İşlemciyi yerine oturttuktan sonra yukarıya kaldırdığımız kolu indirip cpu’yu kilitleriz.

CPU ‘yu anakarta yerleştirdikden sonra anakart üzerinde cpu ile ilgili jumper ayarlarını yapar.

CPU fanının montajı: Cpu fanının montajında kancaları zif soketi üzerindeki yerine oturtup fanın kancasını bastırarak kapatırız. Fanın elektirik bağlantısını kasanın güç ünitesinden gelen sokete takıp böylece fana elektirik sağlamış olacağız. Daha sonra anakart üzerindeki fan slotu na fan çıkışını yapmalıyız. Fan montajı yapıldıktan sonra anakart’da yapmamız gereken diğer bir ayarlamada voltaj ayarıdır.

Voltaj ayarını kullandığımız işlemciye göre kitapçıkta belirtilen voltaj ayarını uygulamalıyız .Voltaj ayarının yanlış yapılması cpu ‘nun fazla ısınmasına ve kısa sürede yanmasına neden olabileceğinden voltaj ayarlarını özen göstererek yapmalıyız. Son olarak işlemciyle ilgili işlemci frekansı ve işlemci hızı çarpanını ayarlamalıyız. Bu işlem cpu nun doğru ve perpormanslı çalışması için son derece önemlidir.

RAM’lerin Takılması: Anakartda EDO veya SD ram slotları olabilir.İlk önce EDO ram olan anakart’ta ram takılmasını anlatalım.RAM leri yerine takarken ram’in klavuz kenarına dikkat etmeliyiz RAM’in bir kenarında bir klavuz deliği ve klavuz kertiği bulunur.Bu kertik pek çok ana kartta sımm yuvasının sağ tarafına gelmektedir.RAM’leri kertiğe dikkat ederek yaklaşık 45 derecelik açı ile sımm yuvasına yerleştiririz ve iterek dik pozisyona getirdikten sonra RAM’in çıt sesiyle yerine oturduğunu göreceğiz. EDO ram ler pentium anakartlar üzerinde ikililer halinde çalışır bir ram bankına mutlaka iki sımm takılmalıdır.SD RAM ‘lerde ise RAM ayakları üç parçadan oluşur bunların uzunlukları farklıdır. Bunun için anakarta yerleştirilmesi sorun teşkil etmemektedir. Kısa ayaklar kısa yuvalara denk gelecek şekilde üzerine hafif bir baskı yaparak çıt sesi ile yerine oturduğunu göreceğiz

Anakartın Kasaya Oturtulması: Anakart üzerine cpu ,ramler ve cpu fanı takılıp gerekli jumper ayarlarını yaptıktan sonra anakartımızı kasa içindeki yerine monte edebiliriz. Anakartı kasaya monte ederken en çok dikkat etmemiz gereken husus anakartın şase almamasıdır.Bu nedenle anakartın montaj pimlerini sağlamca monte ettikten sonra anakartı kasa üzerindeki yerine düzgünce vidaları pullayarak (izolesi için) vidalarız.

Anakartın Elektirik Bağlantısı:Kasa tipine göre değişen power suply’ler mini tower larda iki konnektörlüdür.Bunların anakarta bağlantısı siyah kablolar yanyana gelecek şekilde takılmalıdır.

Floppy Diskin Takılması:İşe başlamadan önce kasa üzerinde bulunan Floppy disk yuvalarından birinin plastiğini çıkarıp floppy sürücüyü yuvaya yerleştirip ileri iteriz.

Floppy’ i anakar da bağlayan iki kablo bulunuyor bunlardan biri I/O kablosu diğeri ise floppy sürücüye elektirik sağlayan kablodur. Elektirik sağlayan kablo power suply’den çıkar küçük soketli olan floppy içindir.Elektirik bağlantısı kırmızı kablo içe gelecek şekilde takılmalıdır. Kırmızı kablo tarafı dışarı gelirse ve o baglantı uzun süre bağlı kalırsa bilgisayar’ın floppy sini yakabiliriz.

Floppy’de I/O kablosu harddisk’in I/O kablosundan küçüktür.I/O kablosunu takarkenkırmızı şeridin floppy’de 1 numaralı pine gelmesine dikkat etmek gerekir ters takıldığında sistem açılırken floppy(floppy disk failure) hatası verir.Floppy nin bağlantısını yaptıktan sonra Floppy’i kasa ya vidalayarak sabitleriz.

Sabit Diskin Takılması: Sabit diskimizi kasadaki sabit disk yuvasına yerleştirip her iki tarafından vidalayarak sabitleriz.Sabit diskin yerine sıkıca oturmasına özen göstermeliyiz.Çünkü sabit diskler mekanik aksamları olan titreşimli çalışan ve aşırı sarsıntılarda zarar gören aygıtlardır.Diskimizi kasaya sabitledikten sonra boş bir elektirik kablosunun ucunu disk üzerindeki bağlantı noktasına takmalıyız.(kırmızı kenarlı elektirik kablosu iç tarafa gelecek şekilde olacak)

Diske bağlamamız gereken bir diğer kablo ise I/O kablosudur.Sabit diskin I/O kablosu disket sürücünün I/O kablosundan daha geniştir ve bir kenarında kırmızı bir şerit bulunur.I/O kablosu nun ucunu kırmızı şeritli kısım elektirik kablosu tarafına gelecek şekilde takılır.IDE kablosunun diğer ucunu anakart üzerindeki birincil IDE portuna takmalıyız bu işlemi yaparken kırmızı kenarın portun 1 numaralı pine denk gelmesini sağlamalıyız.

CD-ROM’un Bağlantısı:CD-ROM’lar sürücülerini sistemimizi farklı arabirimlerle bağlayabiliriz.En yayğın olarak kullanılan arabirim anakartımızın üzerindeki iki IDE arabiriminden biridir.

Anakart üzerindeki IDE arabirimine CD-ROM’umuzun ikincil (slave)disk olarak bağlamalıyız.Bu bağlantıyı yaparken CD-ROM’un arkasındaki master/slave jumper ayarlarına dikkat etmek gerekir.Eğer anakartımızın üzerinde ikincil master olarak tanıtmak çok daha verimli bir yöntemdir.CD-ROM’un ikinci IDE arabiriminden bağlanmasının en önemli avantajı daha yüksek erişim hızına sahip olan sabit diskimizin kablosuna slave disk olarak bağlarsak sistem Performansını düştüğünü göreceğiz.

Bu performansın düşüş nedeni IDE arabiriminin üzerine bağlı bulunan ayğıtlardan daha düşük hızlı olanın veri iletişim hızını kullanmasıdır.

CD-ROM’u bağlayabileceğimiz diğer bir arabirim ise ses kartları üzerindeki bağlantı noktalarıdır.ses kartları üzerindeki arabirim 4 değişik standart’ı desteklemektedir. Bunlar creative,mitsumi,sony ve panasonıc firmalarına ait standartları içerir.

CD-ROM’un performansını etkileyen diğer bir etken ise üzerindeki cache bellek’tir.CD-rom ‘un üzerindeki cache bellek ne kadar yüksek olursa cd-rom’un hata düzeltme işlemi okadar sağlıklı olur.Bir cd-rom’da stndart olarak 256 kb cache bellek bulunur.

CD-ROM ‘un montajı:ilk önce kasayı elektirik bağlantısından kurtarın ve açın .Daha sonra kendimizi topraklayalım. Statik elektirik makinamızın en büyük düşmanıdır.CD ROM için kasada boş bir sürücü yuvası seçin.CD-ROM’u bu yuvaya takın ve vidalayın daha sonra elektirik ve IDE arabirim bağlantısı yapılmalı buda ;kasada kullanılmayan elektirik kablolarından birini CD-ROM üzerindeki elektirik bağlantısına takmalıyız Elektirik Kablosunda ve yuvada pahlı(kırıklı) kenarları birbiriyle hem yüz olmalıdır. Karşılık gelmelidir.CD-ROM’u sabit diskin uzantısına slave pozisyonunda bağlamalıyız ve ona göre jumper ayarlarını yapmalıyız(jumper ayarını slave göre ayarlamalıyız)diğer bir seçenek ise anakart üzerindeki muhtemelen boş olan ikinci IDE arabirimine takabiliriz. Eğer ikinci bir IDE arabirimimiz varsa ve boşsa en iyi performansı bu bağlantıdan alabiliriz.

CD-ROM’da hata düzeltme işlevi:Teorik olarak bir cd üzerindeki veriler okunamaz olana kadar tüm hatalar düzeltilebilir.Cd rom üzerinde hata düzeltme işlemi şu şekilde yapılmaktadır.Okuyucu kafanın okuduğu veriler analiz edilmesi için verileri düzeltmekle görevli bir milro bilgisayara gönderir.böylece hata düzeltilir.Bu sistemin performanslı çalışması için hızlı microcontrollere ve sürücü belleklerine ihtiyac duyulur.

Ekran kartı montajı:Mevcut ekran kartımızı yeni sistemimize takarken ilk önce statik elektiriğin üzerimizden atmak olmalı daha sonra kartımızı destekleyen veri yoluna göre kartımıza fazla yüklenmeden takmalıyız;kasa ile montajını sağlamalıyız ve vidasını sıkılamalıyız.

Ses kartı montajı:Ses kartı montajı sanıldığından daha kolay bir işlemdir.Birazcık özen isteyen bir işlemdir yine ilk önce statik elektiriği üzerimizden atmak olmalı bunu da bilgisayarın kasaına dokunarak yapabiliriz .Yeni kartımızı takmadan önce hangi kartı takacağımız boş bir slotu hazırlayın.Slotun bulunduğuyerde kasaya bağlı metal plakayı sökün.Kartımızın kullandığı veri yoluna uygun boş bir slota dikkatlice yerleştirip,zorlamadan ve kuvvet kullanmaktan kaçınarak daha sonra kartı kasaya sabitleyen vidayı sıkmalıyız(montaj işlemlerinde vidaları aşırı sıkmamalıyız.Çünkü aşırı uygulanan sıkma kuvveti vidanın kısa sürede bozulmasına yol açar.Kasayı kapatmadan önce sistemi bir defa çalıştırmakta fayda vardır .Eğer hata meydana gelirse kasayı kapatmadan önce olaya müdahale etmek yerinde olur.



Swich ve Led’lerin Takılması:Kasa üzerinde bulunan gösterge ve anahtarların bağlantılarını anakart üzerindeki yuvalarına takılması gerekir.Kasadan çıkan bu uçların üzerlerinde yaptıkları işler yazılır .Anakart üzerindeki yuvalarda da bu isimleri göreceğiz.

Örneğin “power led” yazısı hem anakart üzerinde hemde power led kablosunun ucunda yazılıdır. Swich ve led eşleyerek yerlerine takmalıyız.daha sonra sistemimizi çalıştırarak kasanın ön panelindeki led’lerin yanıp yanmamasını kontrol etmeliyiz.Ledlerden biri veya birkaçı yanmıyorsa bağlantıları tekrar kontrol etmeliyiz.

PC Montajı Sonrasındaki Olası Sorunlar ve Çözümleri

1-Sorun:

Pc haporlerinden kesik aralıklarla kalın bir beep sesi geliyorsa .

1-Çözüm:

RAM bellek takılı değildir.

RAM belleklerde bozukluk olabilir.

RAM bellek yuvaya oturmamıştır.

RAM belleklerin yerine oturup oturmadığını kontrol edin yerine oturmuşsa başka bir bellek ile degiştirip deneyin.

2-Sorun:

8 kez kısa beep sesi geliyor.1 uzun 2 kısa beep sesi geliyor . 5 kısa beep sesi geliyor .

2-Çözüm:

Bu hataların 3'ü de grafik kartı ile ilgilidir . anakartla grafik kartı arasında bir uyuışmazlık olabilir .Bu uyuşmazlık genelde video RAM den kaynaklanır.başka bir grafık kartı deneyin.

3-Sorun :

6 kez kısa beep sesi geliyor.

3-Çözüm:

Klavye işlemcisinde problem olabilir.başka bir klavye deneyin.

4-Sorun :

Parity error (at hex ...........)

System halted mesajı veriyor.

(hex;hataya yol açan bellek biriminin 16'lı (hexadecimal)adresidir).

4-Çözüm:

Bellek okuma hatası olabilir.üzerinde parity(eşlik biti)olmayan bir RAM modül kullanıyor olabilirsinizbu durumda ,CMOS SETUP 'ta memory parity error check seçeneği açık (enable)olabilir.Bu seçeneği kapalı (disable)duruma getitirerek;yada üzerinde party olan RAM modülleri kullanın.

5-Sorun :

İki sabit disk bağlı ,system beklemeye başlıyor ve ardından C: drive error yada D: drive error hata mesajı veriyor.

5-Çözüm:

Büyük olasılıkla sabit disk durum jumperlarında bir yanlışlık vardır.Ya da diskler arasında bir uyum problemi vardır.Bu uyum problemini gidermenin yolu çogunlukla disk sıralamasını değiştirmekle çözülür.Eğer yine çözülmüyorsa ,bu iki disk arasında bir problem var demektir.

6-Sorun:

Bilgisayar hiç komuta cevap vermiyor.

6-Çözüm :

Sabit diske gelen güç kablosu ters takılmıştır.Yada sabit diski besleyen güç kablosunda kısa devre vardır.Kabloları gözden geçirin.sabit diski tutan vidalar uzun gelip sabit disk üzerindeki kartı kısa devre etmektedir.Vidaları gözden geçirin.

Sabit disk bozuk olabilir.

7-Sorun:

Hiçbir şekilde iki disk bağlanamıyor.

7-Çözüm:

İki disk arasında giderilemez bir uyumsuzluk olabilir.kontrol kartlarından gelen kabloda problem olabilir .Ya da kontrol kartı ikinci diski desteklemiyordur.başka bir kablo ve kontrol kartı deneyin.

8-Sorun :

Missing operation system hatası veriyor.

8-Çözüm:

Sabit disk parametreleri CMOS setup 'a yanlış girilmiştir.eklerden yararlanarak düzeltin.Yada bu sabit disk başka bir bilgisayarda farklı CMOS değerleriyle formatlanmıştır.A:sürücüsünden açıp sabit diske sistem transferi yapın.

9-Sorun :

No fixed disks present . hatası veriyor.

9- Çözüm :

FDISK komutu kullanıldı.Sistem sabit diski tanımıyor.CMOS sutup ve kablo bağlantılarını gözden geçirin.

10-Sorun:

Bilgisayarınız sorunsuz açıyor ancak DOS yukleme anında birden resetleniyor.

10-Çözüm:

Anakart üzerinde mikro işlemciye ait jumper ayarlarında eksiklik olabilir.Örnegin 3v luk bir mikro işlemciyi 5v ile besliyor olabilirsiniz.Bu jumper ayarlarını anakart kullanıcı kılavuzundan düzeltin.

11-Sorun:

CMOS setup ayarlarını yaptıktan sonra saklayıp çıkıyorsunuz fakat bilgisayar açılıp kapandığında bu ayarlrın silindiğini görüyorsunuz.

11-Çözüm:

Anakart üzerinde CMOS pilinde sorun vardır. Pil bozulmuş yada CMOS devresinde bir problem vardır.Öncelikle pili değiştirmeyi deneyin.Birçok anakart üzerinde CMOS u sıfırlamak için bir jumper vardır.Bu jumperyanlış konumda olabilir.Anakart durumunu gözden geçirin.

12-Sorun:

Ön paneldeki ışıklar yanıyor sabit diskin motoru çalışıyor güç kaynagı motoru çalışıyor bunlar rağmen ekran karanlık.

12-Çözüm:

Güç kaynağından anakarta voltaj gelmiyor olabilir.bağlantı uçlarını çıkararak voltaj degerlerini ölçün.

Voltaj degeri normal ise ;

I/O kartı ,,anakartla uyumlu olmayabilir.mikro işlemci ayarları yanlış yapılmış olabilir.anakartı gözden geçirin bozuk olabili

13-Sorun:

Güç kaynağından çok ince bir ''zzz'' sesi geliyor.Fan bir andönüp duruyor.

13-Çözüm:

Anakartın,kasaya oturduğu noktada bir kısa devre vardır.Sabit disk ve disket sürücüye giden kablolardan biri kasa içinde sıkışmış olabilir.

14-Sorun:

Sistemde kısadevre var .

14-Çözüm:

* Anakarta gelen besleme kablolarını çıkarın.
* Sabit disk ve disket kablolarını çıkarın.
* Sabit disk ve disket sürücüye I/O kartından gelen bilgi kablolarını çıkarın.
* I/O kartını çıkarın.

* Grafik kartını çıkarın.

Bu adımları her denediginizde bilgisayarı yeniden açın.sorunun çözüldüğü adımda durun.

15-Sorun:

Sabit diskten rahatsız edici bir ses geliyor.

15-Çözüm:

Güç kaynağından gelen power kablosunu değiştirin.

I/O kartından gelen bilgi kablosunu çıkarın.

Sabit dikin motoru ile ilgili sorunu olabilir.

16-Sorun:

Disket sürücünün ışığı devamlı yanıyor.

16-Çözüm:

Disket sürücü bilgi kablosu ters takılmış olabilir.Kabloyu gözden geçirin.B ilgi kablosunun kıvırcık ucu herzaman A sürücüsüne takılmalıdır.

17-Sorun:

Disket sürücü disketi okumuyor yada hatalı okuyor.

17-Çözüm:

Disket sürücü CMOS setup'dan yanlış tanımlanmış olabilir.Örneğin 1.44yerine 720 tanımlanmış olabilir.

Disket sürücünün kablosu arızalı olabilir.

I/O kartının disket sürücü arabirimi bozuk olabilir.kontrol edin.

Disket bozuk yada formatsız olabilir.başka bir disket deneyin.

18-Sorun:

Bilgisayar çok ağır çalışıyor.

18-Çözüm:

Bilgisayarınızın kaç MHz de çalıştıgını Landmark Test Speed Version 2.0 proğramı yardımıyla test edin.

TURBO anahtarını ve kablosunu gözden geçirin.

Mikroişlemci hızı anakartın saat hızına uygun olmayabilir anakartın kullanma kılavuzunu gözden geçirin.

19-Sorun:

Bilgisayar ''C:\>''durumunda iken çakılıyor (kilitleniyor).NumLock tuşu,NumLock ışıgının durumunu değiştirmiyor.

19-Çözüm:

Böyle durumlarda genellikle bilgisayarın resetlenmesi gerekir.sorun CMOS ayarında olabilir.CMOS setup'a girerek Load Bios Defaults seçenegini işletin.bu seçenek yapılmış tüm tanımları geri alır.buna sabit disk ve disket sürücü degerleri dahil deildir.

Bu sorun sabit disk üzerinde bed(bozuk)sektörede neden olabilir.CHKDSK komutunu kulanarak disketteki bozuklugu görüntüleyin.

20-Sorun

Bilgisayarınız az bellek sayıyor.

20-Çözüm:

Bu genellikle bir sorun deildir.gölgeram kullanımından kaynaklanmaktadır.Gölge ram kullanımı,genişletilmiş genişletilmiş belleğin bir kısmının BIOS RAM ve Video BIOS 'tan gelen veriler için ayrılmasıdır.Bu nedenle gölge RAM ;bir RAM kaybına neden olmaktadır.

Bazı CMOS setup'lar gölge RAM seçeneğini kapatmaya izin vermektedir.

ANAKART



Yeni bir bilgisayar alırken en fazla göz önüne aldığımız husus işlemcinin hızıdır. İkinci planda ise anakart göz önüne alınır. Zaten işlemci seçildiği zaman anakartın sahip olacağı işlemci yuvası da belirlenmiş olur. İşlemcilerin takılacağı yuvalarda çeşitlilik vardır ve bu sebeple herhangi bir işlemci herhangi bir anakarta takılamaz. Aşağıda maddeler halinde anakart alırken göz önünde bulundurulması gereken hususlar vardır.



Ø Anakartta bulunan yonga (chipset)

Ø Genişleme yuvaları sayısı (PCI, ISA)

Ø Bellek yuvaları sayısı (DIMM ya da SIMM)

Ø USB sayısı

Ø AGP yuvası ve AGP nin sürüm desteği

Ø DMA desteği (Ultra DMA 33, Ultra DMA 66, Ultra DMA 100)

Ø AMR, STR ve CNR özelliği

Anakartlar yapı itibariyle iki türden oluşmaktadır. Bunlar ATX anakartlar ve AT anakartlardır. Şimdi farklı bu iki yapıdaki ana kartları inceleyelim.
AT - ATX anakartlar arasındaki farklar

ATX standardı, anakart üzerindeki bileşenlerin dağılımını yeniden tanımlayan bir yapıya sahip. ATX anakartlar kasa üzerindeki güç kaynağının da farklı bir yapıda olması nedeniyle sadece ATX kasalara monte edilebiliyor.


ATX anakartların yenilikleri şunlardır

1. ATX kasaların geniş olması nedeniyle ATX anakartlar çok daha kolay monte edilebiliyorlar.

2. ATX anakartlarda bulunan seri ve paralel port kabloları artık yok, çünkü portların tümü ATX anakart üzerinde monteli halde geliyor. Bu durum da montajı kolaylaştıran başka bir etken.

3. ATX anakartlarda mikroişlemci soketi arka tarafa tam olarak güç kaynağının altına geliyor. Güç kaynağı fanı da mikroişlemciye üfleyecek şekilde monte edilmiştir. Bu da mikroişlemcinin ikinci bir fana ihtiyaç duymasını sağlıyor. Ayrıca, bu üflemeden bellek modülleri de yararlanıyor.

4. ATX anakartlar sadece ATX kasalarda kullanılabiliyorlar, çünkü güç kaynağı bağlantı soketleri de kendilerine özeldir.

5. ATX anakartlar, çok önemli bir yenilik daha getiriyor, güç kaynağı ve anakart arasındaki Power On/Off durumlarını, BIOS ve işletim sistemi ile birlikte yöneterek, işletim sistemini kapattığınızda bilgisayar da otomatik olarak kapanıyor. Bu seçeneği kullanabilmeniz için ATX kart üzerinde bulunan BIOS’ta Power Management seçeneğini açık tutmalısınız.

6. ATX anakart ve kasaların diğer bir yeniliği ise açma-kapama anahtarının eskisi gibi olmayışı. Anakart üzerinde bulunan bir sokete ön panelden gelen iki kabloyu takarak kasanın güç kaynağını kumanda ediyorsunuz. Yani anakart olmadan güç kaynağı çalışmıyor. Güç kaynağının bu şekilde çalışması da yine ATX standardı ile getirilen, anakart güç kablosundan geliyor.

7. ATX anakartlar enerji harcama konusunda da AT teknolojisinden ileridedir.

8. ATX anakartlar üzerindeki diğer farklılıklardan birisi de klavye ve fare konnektörlerini PS2 standardında olmasıdır. Ayrıca ATX anakart üzerinden bulunan PS2 fare girişi sayesinde, seri iletişim portlarından biri başka amaçlar için kullanılabiliyor.
Power Management Setup ta neler yapılır

1. Bilgisayarınız belirli bir zaman sonra kendiliğinden kapanabilir.

2. Sisteminizdeki aygıtların belirli bir zaman kullanılmadıklarında kapatabilirsiniz. Örneğin sabit diskinizi belirli bir süre kullanılmadığında enerjisinin kesilerek durmasını sağlayabilirsiniz. Klavyeden herhangi bir tuşa veya fareye dokunulduğunda sabit disk çalışmaya başlar.



İşlemci Yuvaları

Anakartlar için sürekli yüksek kalite isteği vardır. Anakartlar işlemcilerle beraber bilgisayarınızın gücünü etkilerler. Şimdilerde anakart/CPU uyumunun (işlemci yuvaları) farklı tipleri vardır, Bunlar

ü Slot 1: Pentium III ve Pentium II işlemcilerde kullanılır.

ü Slot A: AMD firmasının ürettiği Athlon işlemcilerde kullanılır.

Slot 1 ile Slot A birbirine rakip olarak (İntel ve AMD) çıkmışlardır. Slot 1 İntel firmasının çıkarmış olduğu işlemci yuvası tipidir. Slot ise AMD firmasının Athlon işlemciler için çıkardığı bir işlemci yuvası tipidir.

ü Socket A: AMD firmasının ürettiği Athlon PGA ve Duron işlemciler için

ü Socket 370: Celeron ve Celeron PPGA işlemcilerde kullanılır.

ü Süper Socket 7: Pentium işlemcilerde kullanılır.

ü Slot 2: Xeon (Intel'in 100 Mhz'lik anakartta çalışabilen yeni işlemcisi) işlemcilerde kullanılır.

ü Socket 3: 486 işlemcilerde kullanılır.

ve değişik bazı modellerde vardır.

Son zamanlarda iki işlemcili sistemler çıkmıştır. Çift işlemcili anakartlar sunucularda (server) kullanılmaktadır ve sunucunun yükünü hafifletmektedir. Çift işlemcili sistemlerde işlemciler birbirine daima yardımcıdırlar ve biri bozulduğunda diğeri devreye girer. Ayrıca anakart üreticileri Pentium III ve Celeron işlemcilerin her ikisinde de çalışan anakartlar üretmektedirler. Bunun sebebi kullanıcıya işlemci seçimi yapabilme imkanı tanımaktır. Bunların ikisi de aynı anda çalışmazlar. Örneğin sizin anakartınızda iki tane PIII800 işlemci var ise PIII 1600 hızında çalışır anlamına gelmez. Yakın bir tarihte şimdi kullanılan anakartlar (geleneksel anakartlar) için işlemci bugünkü problem bitmiştir. Çünkü çift işlemcili anakartlar üretilmeye başlanılmıştır.
Yonga (Chipset)

Bir bilgisayar alınırken önce işlemci belirlenir ve bu işlemciye uygun işlemci yuvasına sahip anakartlar belirlenir. Bu anakartlar arasındaki seçimde ise en önemli etken yongadır. Yongalar işlemciye veri aktarımını, IDE kanalları ile sabit diske (HDD) iletilen veri aktarım hızını (Ultra DMA33...) belirler. Ayrıca anakartta bulunacak AGP yuvası ve sürümünü, PCI ve ISA yuvaları sayısını, AMR ve CNR desteği olup olmadığını belirler ve disket sürücü ve CD ROM sürücüleri kontrol eder. Zaten dergileri ve internet takip edildiğinde en iyi yonganın hangisi olduğu hakkında bir fikre sahip olunur ve bu yongayı bünyesinde barındıran anakart seçilir.

Yongalar bünyesinde kuzey kutup ve güney kutup olmak üzere iki yonga bileşiminden oluşmaktadır.



Yonga Takımlarının Karşılaştırılması*

Bilgisayar sektöründe üç kategori vardır. Kullanıcının isteklerini yeterli derecede karşılayan ve fiyat-performans avantajı sağlayan giriş seviyesi PC; CAD/CAM gibi çizim programları ile yüksek grafik işlemleri yapan yada ses işleme gibi güç isteyen yüksek performanslı profesyonel PC ve bu iki arasında olan orta seviye PCler. (Burada Workstation ve Server Sistemleri bu kategoriye alınmamıştır). İşlemci, grafik kartı, harddisk gibi her bilgisayar arabirimi kendi arasında bu şekilde sınıflandırılırlar, kullanıcı isteği ve ihtiyacı doğrultusunda önerilirler. Bir anakarttaki yonga takımları da sahip olduğu teknoloji ve performansı ile aşağı yukarı bu kategoriyi belirleyen en önemli parçadır. Şimdi günümüzdeki intel ve VIA nın üretmiş olduğu yongaları ve birbirinden ayrıldığı belirgin özellikleri ele alalım:

LX yonga takımı 66MHz lik veri yoluna sahiptir ve diğerlerine oranla daha ucuz, ekonomik bir yongadır. Bu nedenle Celeron ve PII (233-333) işlemcilerin kullanıldığı soket 370 ve Slot 1 yapıdadırlar. 3 DIMM slota sahip olması ile en çok 768 MB SDRAM desteği bulunmaktadır. Ev ve ofis kullanıcıları için Word, Excel, mail, internet chat gibi ofis uygulamaların çalıştırılacağı anakartlarda kullanılmaktadır.

ZX yonga takımı hem 66MHz hem de 100 MHz veri yoluna sahiptir ve Celeron, PII ve PIII işlemci desteği vardır. BX yonga setine göre daha ucuzdur ve 2 DIMM slotu ,512MB SDRAM bellek desteği ile orta seviye anakartlarda kullanılmaktadır. Giriş seviyesi uygulamalarda biraz daha güç isteyen uygulamalarda tercih edilmektedir.

BX yonga takımı:

66 MHz ve 100 MHz veri yolu ile yüksek hızlı PIII işlemcilerden Celeron işlemcilere kadar işlemcileri desteklemektedir. 4 DIMM ile 1GB ana bellek desteği vardır. Genişleme yuvası olarak 6 PCI ve ISA desteği ile kolay kullanım avantajı sağlamaktadır. CAD/CAM gibi resim işleme, Database uygulamaları, Ses işleme ve 3D oyunlar gibi yüksek performans isteyen uygulamalar için tercih edilmektedir. Yandaki şekilde BX yonga takımına örnek olarak i440BX chipseti verilmiştir. Burada chipset ve diğer elemanlar arasındaki veri iletişim şekli verilmiştir (Şekil 1).

Kuzey Kutup (BX) ve Güney Kutup (PIIX4) olarak adlandırılan iki ana yongadan oluşan BX yongalı anakartların genel özelliğine bakıldığında;

66/100MHz FSB PIII/PII ve Celeron, PC100 SDRAM maksimum 1GB bellek, AGP 2X Grafik, ATA 33 Harddisk desteği, 2 USB çıkış, ISA slot desteği bulunuyor. 100MHz de çalışan PIII işlemci kullanıldığında işlemci-BX yonga arasında 800MB, 100MHz de çalışan PC100 SDRAM kullanıldığında RAM ile BX yonga arasında 800MB, AGP2X desteği olan ekran kartı kullanıldığında VGA-BX arasında 512MB veri bana genişliği sağlanmaktadır. BX yonga ile harddisk, disket sürücü, CDROM bileşenlerini kontrol eden PIIX4 yonga arasıdaki veri band genişliği ise 132MB olmaktadır. Bunun nedeni iki yonga ortasındaki veri yolu üzerinde bulunan PCI yolundan kaynaklanmaktadır. PCI veri yolu 33MHz de çalıştığı için 32bit lik veri aktarımında 4 ByteX33MHz=132MB band genişliği sağlanmaktadır. Bu durum PCI yuvalarına takılan SCSI, Ses, Mpeg, TV Kartı bileşenlerinin 132MB lık veri yolunu paylaşmalarına neden olmaktadır.

İlk önceleri daha çok PII/III ler için Slot 1 yapıdaki anakartlarda kullanıldılar. Pentium III işlemcilerin Soket yapıya geçmesinden dolayı bu yongaları taşıyan soket anakartlar da üretildiler. Harddisk teknolojisinde ATA33 standardından ATA66 standardına geçilmesi, bu yeni standardı desteklemeyen BX yonga için bir eklenti yapıldı ve ATA66 standardını kullanmaya imkan veren ek yongalar anakart üzerine kondular. Promise gibi birkaç firmanın üretmiş olduğu bu yongalar ile 1 yılı aşkın varlığını devam ettiren BX yongalı anakartlarda, artık ATA66 standardındaki harddiskler tam performansta kullanılır hale geldiler. Bunun için anakarttan başka gereken altyapı, kullanılan ATA66 harddisk ve 80 kablolu ancak 40 pinlik ATA66 kablosu ve gerekli yazılımları yüklemektir. BX2000+ ve BX7+ bu özellikteki birkaç anakarttan ikisi.

I810 yonga takımı;

Hem görüntü hem de ses özelliği ile giriş ve orta seviye kullanıcılara hitap etmektedir ve oldukça ekonomiktir. 66 MHz ve 100 MHz veri yolu desteği vardır. İlk etapta Intel, bu yongaya sahip anakartı (CA810A) Celeron işlemciler için Soket 370 yapıda yaptı ama diğer üretici firmalar (Zida T810B-SE ve Instant810C-SE) hem soket 370 hem de slot 1 yapıdaki anakart tasarımı ile Pentium II/III işlemciyle orta seviye kullanıcılara da hitap etmeyi düşündüler. Daha sonra soket yapıda olan başka anakartlarda Soket Pentium III işlemcilerin çıkması ile bu işlemcilere destek sağladılar.

I810 yonga takımı diğer yonga takımlardan bir kaç noktada ayrılırlar. Bunlar I810 yonga takımı içine entegre edilmiş Direk AGP grafik arabirimi, ATA 66 harddisk standardı, AC 97 ses desteği, STR (Suspend to RAM) ve AMR yuvası (Audio Modem Riser). Ek olarak tümleşik ethernet yonga (CA810AL) ile Network ortamında kolay entegrasyon ve ekonomik çözüm sağlamaktadır. Ses ve görüntü grafiği üzerinde taşıması ile daha az genişleme yuvasına ihtiyaç vardır ve genellikle mikro ATX yapıda ve 4 PCI yuvaya sahip olan anakartlar üretilmektedir. ISA slot desteği bulunmamaktadır. Ancak ISA için ayrı bir yonga kullanılarak bu destek sağlanmaktadır.

En önemli yenilik ise önceki yonga setlerinde bulunan North Bidge ve South Bridge (Kuzey- Güney Kutup) yongaları yerine Hub teknolojisini kullanan yeni yongaları kullanmasıdır. İşlemci, grafik ve RAM bellekleri kontrol eden GMCH “Grafik Memory Controller Hub” ile USB, disk, I/O gibi diğer bileşenleri kontrol eden ICH “I/O Controller Hub” arasındaki veri yolu hızının saniyede 266MB gibi iki kata çıkması ve ICH yongasına bağlı olan her bir arabirimin diğer bileşenlerden bağımsız olarak çalışması büyük avantajlar sağladı. Daha önceki yonga setlerinde iki yonga arasında bulunan PCI slotları 33MHz hızında çalışmalarından dolayı iki yonga arasındaki lik aktarım hızı 133MB/s de sınırlı kalıyordu ve darboğaz oluşturuyorlardı.

I810 nun genel özelliklerine bakıldığında; I810, ATA 66 standardını ilk destekleyen yonga takımıdır. Bu şekilde veri aktarım hızı 66MB/s olan harddiskler tam performansta kullanılabilmektedir.

STR (Suspend To RAM) özelliği ise sistemin bir TV kadar hızlı açılıp kapanma özelliğidir. Bilgisayar bu modda iken çok daha az enerji harcanmaktadır.
AMR ise fax modemlerde maliyeti düşürmek için yapılan bir arabirimdir. Burada Fax modemde kullanılan dijital işlemleri yapan parçalar anakart üzerine entegre edilir ve sadece analog işlemler AMR kartta yapılır. Bu şekilde maliyeti düşürmek hedeflenmiştir.
I810 içine entegre edilmiş grafik özelliği ise ev ve ofis kullanıcılarının ihtiyaçlarına göre tasarlanmış, Direkt AGP özelliği ile 8MB lık AGP bir ekran kartının performans değerlerine sahiptir.



i810 in Grafik Özellikleri

I810 yongayı diğer yongalardan ayıran önemli özelliklerden biri de 810 yongasının grafik özelliğini kendi içinde bulundurmasıdır. I810 yonga I740 grafik yonganın devamı olan I752 grafik yonganın çekirdeğini içermektedir. Performansı ise TNT grafik yongası düzeyindedir. Bu nedenle I810 yonga, giriş seviyesi PC lerde çift doku işleme yoluna sahip, grafik çekirdeği ile tümleşik, oldukça iyi üç boyutlu performans sergileyen ilk yongadır. Tabi bu, çok yüksek performans isteyen bütün 3D oyuncuları memnun edecek anlamına gelmiyor ama düşük maliyeti ön planda tutan kullanıcıları da yarı yolda bırakmayacak kadar iyi.



I810 yonga içine entegre edilmiş I752 grafik yonganın diğer özelliği ise MPEG2-kod çözücü için hareketli resimlerin işlenmesi için donanımsal olarak desteklenmesi (hardware motion compensation). Bu da DVD filmlerde kendini göstermektedir.



I810 performansını en iyi bellek band genişliği göstermektedir. Dynamic Video Memory Technology (D.V.M.T.) özelliği ile doğrudan belleğe erişim sağlayan Direk AGP yapısını ve işlemci ile grafik arasındaki hafıza kullanımı kontrol etmektedir. Böylece grafik yonga, PC100 SDRAM ana belleğin 800Mb/s band genişliğinden daha yüksek band genişliğinde (1GB/s) grafik belleğe erişmektedir. I810, ana belleğin bir kısmını frame buffer, texture buffer ve Z-buffer olarak Windows işletim sistemi için kullanmaktadır. Açılış sırasında I810, ana belleğin 1MB’tını temel görüntü bufferı için ayırmaktadır. Grafik sürücüleri yüklenirken ise ana belleğin 4MB ı frame buffer, 2MB tı komut buffer ve 4MB’ı ise üç boyut özelliğini gerçekleştiren (anakart üzerinde ayrıca 4MB bellek konmamışsa) Z buffer için kullanılır. Windows işletim sisteminde i810 grafik özelliklerine bakıldığında görülen 2 MB yada 4MB bellek yanıltıcı olabilir, aslında arka planda yukarıda anlatılan yapı gerçekleşmektedir. Toplamda ise ana belleğin 7 ile 11MB tının grafik yonga tarafından işletim sistemi için kullanıldığı görülmektedir. D.V.M.T ile; kullanılan grafik bellek, daha fazla grafik performansı isteyen uygulamalar için kalan ana bellekteki miktar paylaşılarak kullanılmaktadır. Kısaca Grafik bellek=ana bellek-11MB (7MB ayrıca 4MB bellek anakart üzerinde varsa) olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle ana bellek miktarı arttırıldığında sistem performansının artışı yanında grafik performansı da artacaktır.



Sistem performansı için 64MB ve üstü RAM lerin kullanılması tavsiye edilir. I810 yongası 1600X1200x8bit yada 1280X1024X16bit gibi makul sayılabilecek üç boyut çözünürlüğünü vermektedir. Bu çözünürlük ana bellek miktarı artsa da değişmemektedir. I810 içine entegre edilmiş grafik özelliği ev ve ofis kullanıcılarının ihtiyaçlarına göre tasarlanmış, Direkt AGP özelliği ile 8MB lık AGP bir ekran kartının performans değerlerine sahiptir.

I810E yonga takımı; I810 yonga takımının iyileştirilmiş halidir. 66/100 ve 133MHz veri yolu hızı desteği ile yeni Celeron ve PIII/133Mhz işlemci desteği vermektedir. Ayrıca anakart üzerinde 133MHz SDRAM belleğe sahip olması ile daha (yaklaşık %7-30) iyi grafik performansına sahip olmasıdır. Bunların dışındaki bütün özellikler (STR, AMR, ATA 66) I810 ile aynıdır.


I815 ve I815E Yonga Takımı:

I815 yonga takımı I810e nin devamı niteliğinde, I810e yonganın ATA66,AMR, STR,AC97 gibi yeni arabirimleri ve Hub teknolojisini desteklemektedir (Şekil 2). Ancak bu yonganın getirmiş olduğu en yeni özellik I815 yonga içine entegre edilmiş grafik arabirimine ek olarak ayrı bir slotta AGP4X grafik desteğinin olması. Bu da I810 ve I810e yongalarının grafik performansından memnun olmayan kullanıcılara ve ilk etapta anakart ile tümleşik grafik yongayı kullanıp sonra daha performanslı üst grafik kartlarını kullanmak isteyen kullanıcılara imkan sağladı. Böylece Celeron işlemcilerden en üst Pentium III işlemciye olan destek ile her kademe kullanıcıya hitap eden bir yonga piyasaya sağlanmış oldu.


I815E olarak adlandırılan yonga ise aslında I815 yongası ve ICH2 bileşeninden oluşuyor (Şekil 3). İlk etapta I815 yonga ile ICH (I/O Controller Hub) adı verilen I82801AA yongası beraber kullanıldı. I/O Giriş Çıkış arabirimi, PCI, Harddisk, USB, gibi arabirimleri kontrol eden ICH (I82801AA) yonga, harddisklerde ATA66 yı desteklerken AMR gibi yeni bir teknolojiyi de beraberinde getirdi. Teknolojideki hızlı ilerleyiş harddiskte de ATA100 standardı ile görüldü ve AMR arabiriminin beklenen sonucu gösterememesi nedeniyle yeni arabirimler üzerinde çalışıldı. ICH 2 (I82801BA) yongası ile beraber bir kaç değişiklik yapıldı ve disklerde ATA100 desteği ve CNR (Communication Network Riser) denilen yeni bir teknoloji sunuldu. CNR ile Ethernet, USB, Ses gibi bileşenleri destekleyen kartların üretilmesi planlandı. Ayrıca 2 olan USB desteği ayrı bir yongaya gerek kalmadan 4 e çıktı. Bu farklılığı belirtmek için ise I815+ICH2 bileşenine kısaca I815E adı verildi.


I820 yonga takımı;

Önümüzdeki günlerde BX yonga takımın yerini alacak olan yeni bir performans ve profesyonel PC yonga takımıdır. Hub mimari özelliğini taşıyan yonga beraberinde bir çok yeni teknolojiyi beraberinde getirmektedir. Şekil 4 te görüldüğü gibi, temel üç yonga olan MCH “Memory Controller Hub”, ICH“I/O Controller Hub”, FWH “FirmWare Controller Hub” bileşenlerinden oluşmaktadır.

MCH adını taşıya I82820 yonga işlemcilerde 100 ve 133MHz lik aktarım hızları ile Pentium III işlemcileri destekleyerek saniyede 1GB lık veri aktarım hızı sağlamaktadır. Yeni grafik arabirimi olan AGP 4X standardı ile 66MHz de çalışan AGP çalışma hızını 4 kez tetikleyerek 1.0 GB lık grafik band genişliği sağlayarak daha canlı resim ve görüntüleri kullanıcıların hizmetine sunmaktadır. En çok 800MB lık band genişliği sağlayan SDRAM lerden farklı olarak en çok 1.6GB gibi oldukça yüksek bellek band genişliği sağlayan RDRAM bellek teknolojisi ilk defa bu yonga ile gelmektedir. 64 bitlik veri yolu olan 100 ve 133MHz lik hızlarda ve paralel veri yolunda koşan SDRAM den farklı olarak, 16 bitlik ancak 800,700,600MHz gibi çok yüksek hızlarda çalışan PC800,PC700,PC600 seri veri yolu kullanan RDRAM ler RIMM “Rambus Inlay Memory Module” lerde kullanılmaktadır. Yonga en çok iki RIMM yuvasına izin vermektedir ve ayrıca tek RDRAM kullanılacaksa boş olan yuvanın sonlandırıcı bir kart ile doldurulması gerekmektedir. Ayrıca daha önceki yonga setlerinde Kuzey ve Güney kutup adı verilen buradaki karşılığı MCH ile ICH olan yongalar arasındaki veri band genişliği saniyede 133MB lık aktarım hızı sağlarken bu yonga ile iki katına yani 266MB lık veri ban genişliğine çıkmaktadır. Buda PCI yuvalardan elde edilen yada harddisklerden alınan bilgilerin daha hızlı işlenebilmesi demektir.

Yandaki şekilde görüldüğü gibi ICH “I/O Controller Hub” adı verilen yonga, ATA 66, STR “Suspend To RAM”, AC97 ses ve AMR “Audio Modem Riser” gibi yeni standartları desteklemektedir. Bu yonga ile artık sistemi yavaşlatan ISA slot desteği kalmış durumdadır. Mevcut ISA kartlarının kullanılması için ISA desteği, anakart üzerine ayrı chipsetler konarak sağlanmaktadır. STR özelliği ile bilgisayarını bir televizyon kadar hızlı açıp kapatabilirken, ATA 66 harddisk desteği ile bilgiye daha hızlı şekilde ulaşma imkanı sağlanmış oldu. AMR ile beraber PCI modemlerde bulunan analog ve dijital bileşenler ayrılarak, dijital bileşenler anakartta, analog bileşenler AMR kartında toplandı ve bu şekilde daha ekonomik modem çözümleri elde edildi.



FWH “FirmWare Hub” adı verilen aslında anakart BIOS u ile şifreleme yazılımları için rasgele sayı üreten RNG “Random Number Generator” arabiriminden oluşan yonga ile, ilk defa anakart üzerinde kaynağını çevrenin sıcaklık gibi değişken verilerden alan donanımsal sayı üreteci bu yonga ile beraber geldi. Böylece e-ticarette kullanılmak için daha güvenli şifreleme yazılımlarının önü açılmış oldu. adresinden I820pres.zip dosyasını bilgisayarınıza yükleyerek alabilirsiniz. Bunun için sisteminizde bir ses kartı olması gerekmektedir.



I840 Yonga Takımı;

Bu yonga takımının (Şekil 5 te görülmektedir) I820 yongaya ek olarak getirmiş olduğu en önemli yenilikler 3 grupta toplanabilir. Bunlardan birincisi, anakartı İş ortamlarında güçlü bir platform olarak Workstation yada giriş seviyesi server olarak kullanılmasını sağlayacak .ifa Pentium III işlemci desteği. I840 sadece 133MHz veri yolu desteği sağlamakta bu nedenle 133MHz de çalışan Pentium III işlemciler ile maksimum performans sağlanabilmektedir. İkinci önemli özelliği ise tek kanalda RDRAM band genişliği en çok 1.6GB verebilirken bu yonga ile iki kanal RDRAM desteği geldiği için en çok 3.2GB lık bellek band genişliği sağlanmaktadır. Bu şekilde grafik ve resim işleme programları olan CAD/CAM, AutoCAD gibi yazılımlar ile uğraşan kullanıcılar için daha canlı, hızlı ve net görüntüler sunulmaktadır.

Üçüncü yenilik ise anakart üzerinde Intel I82806 kullanıldığında mevcut 32bitlik PCI yuvalarına ek olarak 64bitlik PCI yuva desteği gelmekte ve iki yonga arasındaki band genişlik ise 533MB/s olmaktadır. Bu yuvalarda daha çok yüksek band genişliği isteyen Gigabit Ethernet, Fiber Channel yada SCSI kartlar kullanılabilmektedir.

I820 yongada da kullanılan ICH bu yongada da kullanılmaktadır. Dolayısı ile AC 97 ses, ATA66 harddisk standardı, STR “Suspend To RAM”, USB arabirimi bu yongada da bulunmaktadır. Aynı şekilde rasgele sayı üreteci; RNG “Random Number Generator” ve anakart biosunu taşıyan FWH bileşeni burada da kullanılmaktadır.



Accelerated Graphics Port
(Hızlandırılmış Grafik Portu)

AGP arabirimi ana satış gurubunu oluşturan PC lerde, özellikle 3D uygulamalarında yüksek grafik performansı sağlayan yeni bir veri yolu şartlandırıcıdır. AGP arabirimi, grafik hızlandırıcılarına, ana belleğe ulaşım için özel veri yolu ve daha hızlı transfer gibi yeni özellikler katar. Bu, sistem bellek bağlantısında, geniş bant aralığı ve daha az gecikme sağlar.

AGP arabirim şartlandırıcı 66MHz PCI şartlandırıcıyı temel işlem yolu olarak kullanır ve PCI şartlandırıcıya üç performans uzantısı veya güçlendiricisi sunar ki bunlar 3D grafik uygulamalarında AGP nin yüksek performansını optimize eder. Bu AGP uzantıları PCI şartlandırıcıda tanımlanmamış veya gerekmemiştir. Bu uzantılar:

- Bellek yazma ve okuma işlemlerinde derinlemesine ayrılmış yol; bellek erişim gecikmesini yok eder.


- Veri yolundaki adres ve verilerin demultiplexasyonu; hemen hemen %100 verimli veri yoluna izin verir.

Metin Kutusu: İşlemci

- 133 Mhz veri transferi için AC timing(zamanlama); 500 MB/s gerçek veri aktarımı sağlar...

Bu güçlendirmeler "sideband" sinyali kullanımı ile gerçekleşmiştir. PCI şartlandırıcı hiçbir değişikliğe uğratılmamıştır, AGP arabirim şartlandırıcı, PCI daki "reserved" alanlar, encodingler, pinler, vb... bölümleri kullanmaması için özel olarak geliştirilmiştir. Asıl eğilim, PCI ın tasarımından faydalanarak grafik yönlü performans artışını karmaşıklık/performans oranını değiştirerek sağlamaktır.

AGP sistem PCI ını ne küçültür nede yerini alır. Bu yüksek hızlı port (AGP) fiziksel, mantıksal ve elektriksel olarak PCI dan tamamen bağımsızdır. Sistemde ek bir bağlantı noktasıdır. Özel görüntü araçları için tasarlanmıştır; diğer tüm I/O araçlar PCI bus ta kalacaktır. AGP için eklenen ek slot yeni bir bağlantı gövdesi kullanır( elektriksel sinyalizasyon sebebi ile) ki bu PCI bağlantısı ile uyumlu değildir; PCI ve AGP kartlar mekanik olarak birbirleri yerine geçemezler.

AGP arabirim şartlandırıcı Intel tarafından PCI özel gurubundan bağımsız olarak geliştirilmiştir. Bu gurup tarafından desteklenmemiş ve gözden geçirilmemiştir. Kişisel bilgisayar kullanımında grafik teknolojisi ve ürünlerindeki gelişmeyi desteklemek için tasarlanmıştır.

PCI genel amaçlı sistemlerin I/O yolu olmaya devam edecektir. AGP arabirimi PCI ın yerini almak için değil özellikle grafik kontrolcüsü için tasarlanmıştır. PCI I/O fonksiyonları için gerekli bant genişliği 133Mb/s, 32-bit, 33MHz sürümünün sınırlarına yaklaştıkça PCI daha geniş ve daha hızlı yayılacaktır. AGP özellikle noktadan noktaya grafik bileşenleri için tasarlanmıştır. Fiziksel olarak PCI dan ayrılmıştır ve apayrı bir bağlantı kullanır.
PCI

Günümüzde en fazla kullanılan veri yolu tipidir. Günümüzde üretilen anakartarda en az 2 tane bulunmaktadır. 32Mhz veri yoluna sahiptir. AGP veri yolu,bu veri yolu tipinin üzerine inşa edilmiştir.

ISA

Günümüzde üretilen anakartlarda yer alamaz hale gelmiştir (İlk sayfadaki anakart resminde de görüldüğü gibi). PCI dan bir önceki veri yolu mimarisi çeşididir. PCI ve AGP yuvalarına nazaran daha büyük bir yapıdadır. Anakart üzerinde siyah renkte ve PCI yuvasının yanında bulunurlar.





BIOS, RAM mi, ROM mu,...?

Bilgisayar komut ve verileri depolamak için RAM bellekler kullanırlar. Buradaki bilgiler ve veriler güç kesintisi sonunda kaybolurlar. Sistemde devamlı kalması istenen bilgiler yavaş çalışan manyetik depolama ortamlarında saklanması yerine iç bellekte saklanması için sadece okunabilir bellekler (Read Only Memory-ROM) geliştirilmiştir.Rom bellekler genelde bilgisayar sisteminin çalışmasını kontrol eden bir dizi işletim sistemi komutunun veya logaritmik ve trigonometrik tabloların saklanmasında kullanılır.* Rom tipi belleklere bilgisayar kartlarının üretimi sırasında üretici firmalar tarafından sistemi destekleyen programlar bir defa olmak üzere yazılırlardı. Bu tip çipler bilgisayar kartlarına takıldıktan sonra sadece sisteme bilgi verirler. Yani ROMlara yapıları gereği bilgi yazılamaz. Bütün bilgiler üretici firma tarafından belirlenir ve hangi sistem için üretildi ise orada kullanılırdı. Bir defa kullanılan bu tip bellekler daha sonra kullanıcılar tarafından da programlanabilecek şekilde üretildi. Kullanıcı tasarladığı sistemine uygun olan yazdığı işletim sistemi programını kendisi Programlanabilen ROM (PROM) belleğe yazabilecekti. Mikroelektronik teknolojisindeki hızlı gelişmeler PROM belleğin daha kullanılmadan yere gömdü ve çok kısa bir sürede hem silinebilen hem de yazılabilen ROM bellek tipleri geliştirildi (EPROM). EPROM lar morötesi veya güneş ışığına tutularak silinip tekrar geri yazılabilmektedir. Bu belleği silmek için uzun süre geçmesi gerektiğinden daha sonra Elektrikle silinip tekrar programlanabilen ve günümüzde oldukça yaygın olan EEPROM bellekler üretildi. Şu anda günümüzdeki BIOS lar ROM değil, ROM un ileri bir teknolijisi olan EEPROM lardır. Bu sebeple yukarda da bahsi geçtiği üzere bu bellekler hem silinebilir hem de programlanabilir.



Overclock

Bilgi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 17241
favori
like
share
neighboursc Tarih: 22.11.2012 17:04
if you want more likes, followers or views you must check this tool

[url]http://www.socialneighbour.com[/url]
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:36
Tarayıcı Çeşitleri...

Tarayıcıların kullanım amacına, hassasiyetine, profesyonelitesine göre çeşitleri vardır.

• El tarayıcıları : Şu günlerde eski bir teknoloji olarak nostalji ile anılan bir teknolojidir. Bu model tarayıcıların bir okuma kafası dediğimiz bölümü ve bir de bilgisayara bağlanan kablosu vardır. Taranacak medyanın üzerinde el ile hareket ettirilerek işlem gerçekleştirilir. Tabii el ile olduğu için çok hassas ve net sonuçlar elde edilemez. Şimdilerde sadece dizüstü bilgisayarlar için 1-2 tane model haricinde bir şey bulabileceğinizi pek tahmin etmiyorum ve zaten tavsiye de etmiyorum.

• Drum Scanner : Bunlar özel olarak profesyonel amaçlar için tasarlanmış tarayıcılardır. Taranacak medya, gerek dia olsun gerek kağıt (opak), boyutuna göre özel bir silindirin üzerine yapıştırılıp (ki drum tabiri buradan geliyor), döndürülmek suretiyle, lazer göz vasıtasıyla okunur. Bu tip tarayıcılar çok gelişmiş olup masaüstü yayıncılık sistemlerinde ve modern baskı sistemlerinde kullanılır. Genelde gazetelerin, dergilerin, broşürlerin resimlerinin hazırlanmasında yaygın biçimde kullanılır. Dergimizde gördüğünüz resimlerin çoğu bu tip bir tarayıcı ile taranıp hazırlanır. Hassas, hatasız, kaliteli sonuçlar alabilmek ve bir de en önemlisi resmi orijinal boyutundan çok daha fazla büyütebilmek için kullanılır. Şöyle diyebilirim masaüstü yayıncılık yaptığım yıllarda, bu aletlerin harikalar yaratarak resmin orijinalinden bile daha güzel sonuçlar alınabildiğini bizzat gözlerimle görmüşümdür.

• Masaüstü (flatbed) tarayıcılar : Bunlar ev ve ofis kullanıcıları için tasarlanmış olan gayet şirin, kullanımı kolay, tarayıcılardır. Çoğu insanın tarayıcı denilince aklına bu tip tarayıcılar gelir. Çünkü en yaygın olarak kullanılan tarayıcı çeşidi budur. Yukarıda 50$ civarında diye bahsedilen tarayıcılar işte bunlardır. Zaten bizim yazımızda bu tip tarayıcıları hedef alıyor.

• Özel amaçlı tarayıcılar : Son günlerde sadece dia taramak ya da belli boyuttaki fotoğrafları taramak için faydalı ürünlerde çıkıyor. Sadece belli bir amaca yönelik cihazlardır. Mesela dia tarayan modeller sadece dia tarar başka bir işe yaramaz, ya da belli ebatta fotoğrafları taramak için üretilmiş olan tarayıcılar bu ebadın yada belirtilen ebadın dışında tarama yapmalar. En iyisi ben bu konuya fazla girmeden teğet geçmek istiyorum.

Yazının bu satırından itibaren tarayıcı diye bahsedeceğim tip Masaüstü Tarayıcılar olacaktır, yanlış anlaşılma olmasın. Evet gelelim bilgisayara bağlantı biçimlerine göre sınıflandırmaya.

• SCSI tip tarayıcılar : İlk çıktığı dönemlerden beri varolagelen tarayıcı tipidir. SCSI sistemi (skazi diye okunur) bildiğiniz gibi hız ve bant genişliği açısından çok şey vaadettiği için ve o zamanlar fazla güçlü bilgisayarlar olmadığı için ilk modeller bu sistem üzerine imal edilmiştir. Kaliteli ve yüksek çözünürlüklü tarayıcılar halen SCSI olarak üretilir. Kurulumları biraz uğraştırabilir ama hız bakımından tüm masaüstü tarayıcılardan hızlıdırlar. Paketlerinin içinden bir adet SCSI adaptasyon kartı ile gelirler (bazı yerlerde SCSI Adaptörü diye de geçer). Siz isterseniz bu kartı makinenize takar ve tanıtır (ki genelde ISA yapıda olurlar), isterseniz de (ve varsa tabii) gerçek SCSI kartı ile bu tarayıcıları kullanabilirsiniz.

• Paralel Port tipi tarayıcılar : Günümüzde ev ve ofis kullanıcıları açısından çokça kullanılan, pratikliği ve ekonomikliğinden dolayı birçok kişinin tercih ettiği, teknolojinin gelişmesi ve bilgisayarların güçlenmesiyle gündeme gelen tarayıcı tipidir. Görüntü kalite olarak SCSI tarayıcılardan pek farkları olmasa da hız olarak SCSI'lere yetişemezler. Çünkü bildiğimiz Paralel portu kullanırlar ve paralel portun hızı da elbette ki SCSI bir bağlantıdan yavaştır. Bu tip tarayıcıların kurulumu son derece basittir 5 dk. içinde kurulum tamamlanabilir ve kullanıma geçebilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey güç kaynağını bağlamak, paralel port kablosunun uçlarına bilgisayara ve tarayıcıya takmak, eğer yazıcınız varsa onun kablosunu tarayıcı üzerindeki ikinci bir yuvaya takmak ve yazılımını yüklemek. Nasıl, son derece basit değil mi? Daha basiti de var.

• USB tarayıcılar : USB denilen dünyanın en süper buluşlarından biri icat edildikten sonra tarayıcı üreten amcalar "Bu Universal Serial Bus denilen olayı biz de kullanalım bakalım, ne menem şeymiş" diyerek bu mevzuuya balıklama daldılar ve bence çok da iyi ettiler. Mantık olarak SCSI ve Paralel tarayıcılardan pek bir farkı yok. Çalışması filan aynı, sadece kurulumu son derece kolay. Yapacağınız tek şey (makinenizi bile kapatmanıza gerek yok) gücü elektrik prizine takmak, tarayıcı ile bilgisayarınız arasındaki USB kabloyu yuvasına oturtmak ve ekrana çıkan "yeni donanım bulundu" diyalog penceresini takip ederek, tarayıcının kurulum CD'sini yerleştirip gerekli yazılımların kurulmasını seyretmek. 2 dk. bile sürmeyen bu zevkli olayı herkes yapabilir.

Kurulum...

İsterseniz bir el kitabı hükmünde olması ve her kesime hitap etmesi açısından kuruluma özen gösterilmesi gerekir.

SCSI Tarayıcıların Kurulumu...

• Paketin içinden tarayıcının kendisi, bağlantı kabloları, SCSI adaptörü (dikkat edin SCSI kartı değil), kitapçığı ve disket ya da CD'si çıkacaktır.

• Birinci adım, bilgisayarımızda SCSI kartı yoksa tarayıcımızla birlikte gelen SCSI adaptörünü bilgisayarımıza takmamız gerekir. Bilgisayarımızı kapatır, bu SCSI adaptörünü bilgisayarımızın anakartındaki boş bir slota takarız.

• İkinci olarak bilgisayarı açmadan, bağlantıları kitapçıkta tarif edildiği gibi ya da hiç kitapçığa bakmadan bir bulmaca çözüyor edasıyla ve merakla uygun gelebilecek yerlere takarız. Ben hep böyle yaparım ama size tavsiye etmem. Siz yine de kitapçığa bakın ve doğru olduğundan emin olup bağlantıları öyle yapın.

• Üçüncü adım gerekli yazılımları yüklemek. Bilgisayarınızı açtığınızda (kartın durumuna göre) Windows "yeni bir donanım buldum" diye zıplayabilir. Hiç telaşlanmayın, kurulum CD'sini ya da disketini sürücüye yerleştirin ve "ileri ya da next" tuşuna basın. Bu işlem SCSI adaptörünü bilgisayarınıza tanıtır. Bundan sonra TWAIN sürücülerini ve tarayıcı programını bilgisayarınıza kurmak için dördüncü adımı takip edelim.

• Dördüncü adım tarama programını kurmak. Bunun için üreticinin tarif ettiği şekilde bir setup kurulum programını çalıştırmanız gerekecektir. Bu bir setup.exe dosyası ya da install.exe dosyası olabilir. Orasına biz karışmıyoruz. Bunu çalıştırıp programı kurmayı tamamlayabilirsiniz.

Dikkat edilecek mevzular: SCSI cihazlarda bir ID numarası olayı vardır. Bu olay sizin tarayıcınızın kaçıncı device (cihaz) olduğunu belirler. Eğer SCSI adaptörü ile kullanacaksanız bu sorun olmayacaktır, fabrika ayarlarını değiştirmeyin. Ama SCSI kartı ile kullanacaksanız o zaman makinenize bağlı diğer cihazların (harddisk, cdrom, vb.) ID numaralarını tespit edip, tarayıcınızın arkasındaki numaratörü boş ID numarasına getirmeniz gerekir. Aksi halde bu numaralarda çakışma olursa tarayıcınızı ve çakışan diğer cihazları kullanamazsınız. Bu işlemi de tamamladığınızda tarayıcınız emrinize amade vaziyette hazır kıta karşınızda duruyor olacak.

Paralel Port Tarayıcıların Kurulumu...

• Bu tip tarayıcıların kurulumu SCSI tarayıcılara göre nispeten daha kolaydır. Çünkü makinenizin içini açıp bir kart takmanıza gerek kalmıyor. Paketin içinden muhtemelen bağlantı kabloları, tarayıcının kendisi ve sürücüler çıkacaktır.

• Birinci adım, bağlantı kablolarını yerlerine takmak. Güç kablosunu tarif etmeye gerek yok, diğer kablonun bir ucunu tarayıcının uygun girişine diğer ucunu da bilgisayarınızın paralel portuna bağlayın. Eğer yazıcınız varsa yazıcının kablosunu da tarayıcının üzerindeki ikinci boş yuvaya yerleştirin.

• İkinci adım gerekli yazılımları yüklemek. Üreticinin tarif ettiği gibi kurulum programını çalıştırın. Bu işlem tarayıcı programını ve TWAIN sürücülerini bilgisayarınıza yükleyecek ve kurulumu tamamlayacaktır.

USB tarayıcıların kurulumu...

• İşte en kolayı budur. En kolayı derken aslında paralel port tarayıcılardan pek bir kolay yönü yok ama işte öyle diyor herkes ya ben de öyle diyeyim dedim.

• Yapacağınız tek şey uygun kabloları yerlerine takmak. Bu işlemi yaparken bilgisayarınızı kapatmanıza gerek bile yok. Siz kabloları yerlerine taktığınızda Windows "şu tarayıcıyı buldum" diye zıplayıp, "kurulum sürücülerini CD-ROM'unuza yerleştirin" diye kibarca hitap edecektir. CD'ye sürücüye yerleştirip "ileri ya da next" ile devam edin ve işlemin ne kadar kısa sürede bittiğini izleyin. Hatta şüpheye düşüp "Aa, hepsi bu kadar mı, kuruldu mu şimdi bu?" bile diyebilirsiniz. Bu kadar açık, net ve basit.

Kullanım...

Tarayıcıların çalışma prensibi hemen hemen aynıdır.

• İlk olarak ön tarama yapılır. Bu tarayıcıların markalarına ve yazılımlarına göre değişiklik gösterse de mantık hep aynıdır. Modele göre bu işlem prescan veya preview olarak adlandırılabilir. Önce bu işlemi gerçekleştirmek gerekir. Bu öntarama işleminin amacı yeterli bir ekran görüntüsü elde edip, gerçekten taranacak bölgenin tespit edilip işaretlenebilmesi içindir.

• İkinci olarak ön tarama ile ekrana gelen görüntüden işimize yarayacak bölümün işaretlenmesi gerekir. Bunu tarayıcının markasına ve yazılımının kalitesine göre çeşitli şekillerde yapmak mümkün olabilir. Dörtgen, dairesel, poligonal ve serbest el seçimi şeklinde seçim yapmak mümkün olabilir.

• Sonraki adım, seçilen bölgenin rotasyonunun belirlenmesidir. Yerleştirdiğiniz resmin tarayıcının tarama yönünde düzgün olarak bulunması gerekmez, taradıktan sonra yönünü tarama programı ile belirleyebilirsiniz. 90° sağa, sola veya 180° döndürülebilir, hatta flip olarak adlandırılan resmin dikey veya yatay olarak ayna görüntüsünü almak bile mümkün olabilir.

• Gelelim ince ayarlar bölümüne. Bu bölümde, resmin ne tip renk formasyonunda olacağını, görüntünün çözünürlüğünün ne kadar olacağını, resim normalden biraz fazla karanlıksa ışık değerlerini ayarlamayı, parlaklığın ayarlanmasını bu bölümde yaparız. Merak etmeyin ilerde bu konuya daha detaylı olarak değineceğim.

• Son olarak destinasyonun, yani resmin tarandıktan sonra ne yapılacağını belirlemeye ve asıl tarama işlemini başlatmaya geldi sıra. Bu bölümde resmin tarandıktan sonra bir uygulamaya mı gönderileceğine yoksa disk üzerinde bir yere mi yazılacağına, hangi resim formatında yazılacağına karar verilir.

OCR (OPTICAL CHARACTER RECOGNITION) Optik Karakter Tanıma...

Tarayıcılar ve tarama işlemi anlatılır da OCR unutulur mu hiç? Elbette ki unutmadık ama assolist gibi bu işlemi en sona sakladık. OCR aslında tarayıcının bir marifeti değil ama nedense ülkemizde insanlar tarayıcı alırken, "Abi bu tarayıcı yazıları da karaktere dönüştürüyo mu?" diye sormadan edemez. Aslında OCR olayı tamamen karakteri resmin içinden tanıma olayı yani bir yazılım hadisesidir. Olaya derinlemesine dalmayıp sadece işin tarama ile ilgili olan bölümüne değineceğim. Bunun için şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

• Öncelikle tarayacağınız yazının bulunduğu kağıdın buruşmamış, kirlenmemiş ve temiz olmasına dikkat edin.

• OCR işlemini sadece kitap karakterleri ile yapabilirsiniz, OCR programlarının el yazısını tanıma özelliği yoktur.

• Tarama çözünürlüğünüz en az 200dpi olmalıdır, ben 300dpi tavsiye ederim net sonuçlar elde edebilme şansınız artar.

• Eğer kitaptan tarama yapacaksanız kitabın üzerine bir ağırlık koyun ya da eliniz ile bastırın ki kenarlardan ışık girip görüntünüzü karartıp sonucu kötü yönde etkilemesin.

• Taramayı yaptıktan ve sayfaları bir yere kaydedin ve resim programınızla kontrast ve ışık ayarlarını yaptıktan sonra recognize edin. Böyle yaparsanız OCR programının tahmin şansını arttırmış olursunuz.

İşlem gayet basit. Kısaca tarif edelim. Bunu yapmanın iki yöntemi var. Birincisi, OCR programını açıp, tarayıcıyı tanıtmak ve SCAN AND READ komutuyla taramayı OCR programının içinden yapıp hemen arkasından okuma (ya da tanıma) işlemini gerçekleştirme. İkincisi, önce resmi tarayıp bir yere kaydetmek, resim işleme programıyla resim üzerinde birtakım düzeltmeler yapmak ve OCR programını bunlardan sonra çalıştırıp OPEN AND READ komutuyla sayfaları okutmaktır.

OCR İçin Hangi Optik Karakter Tanıma Yazılımını Kullanmalıyız...

Caere OmniPage, Recognita, Textbridge, Read IRIS gibi birçok yazılım tarayıcılar ile birlikte geldi. Bir zamanlar Türkçe karakter tanıma olayında da tek Recognita vardı. Ayrıca kolay arabirimi de onu en başa yerleştiriyordu. Eskiden yalnız yazı tarayabilen ve resimleri yazılardan ayıklayıp yalnızca yazıları işleme programlarına atabilen karakter tanıma yazılımları vardı. Ancak magazin sayfalarını veya sütunlar halinde olan ansiklopedi sayfalarını olduğu gibi sütun ve paragraflarını bozmadan yazılı ortama aktarabilen tek bir yazılım vardı. Hem pratik değildi hem de Türkçe karakterleri tanımıyordu. Bunların içinde en az karakter tanıma hatası yapan ABBYY firmasinin FineReader Professional 4.0 yazılımıdır.

OCR'da Dikkat Edilecek Noktalar...

• Yazılımın Türkçe desteklediğine emin olun.

• Özellikle Textbridge gibi yazılımlarda yüklerken, Dil Paketi adı altındaki bölümde, Türkçe ve Türkçe kod sayfası seçeneklerini yüklemeyi ve program ayarlarında da aktif hale getirmeyi unutmayın.

• Tarama yazılımı önünüze geldiğinde tarama tiplerinde "lineart" seçeneği ile en az 200 dpi olmak üzere siyah beyaz taratın. 300 dpi ve üstü bence daha iyi sonuç verecektir.

Tarama Yapılırken Nelere Dikkat Edilmeli...

Tararken yazılımdan taradığınız materyale ve tarama amacına göre seçim yapmalısınız. Bu seçim sonucun kalitesini doğrudan etkileyecektir.

• Düz baskı yazı harfli basit logo gibi bir eleman tarama amacındaysanız. B/W Document veya B/W Lineart seçeneği ile taramalısınız. Çünkü harf ve logo kenarlarının keskin hatlı olması gereklidir. Aynı seçeneği Optik karakter tanıma programları ile de kullanmalısınız.

• Siyah\beyaz ancak gri tonlamalı bir eleman tarama niyetinde iseniz ve tonlamalar önemli ise Siyah/Beyaz Fotoğraf harici materyaller için B/W halftone veya Grayshade seçeneği ile taramalısınız.

• Siyah\Beyaz Fotoğraflar için çoğu tarama yazılımlarına B\W Photo seçeneği konmuştur. Bu seçenekte ayrıca, eğer tarayıcınız 10 bit Gri tonlama yeteneğine sahipse bu seçeneği işaretlemeniz netliği arttıracaktır. Bazı yazılımlarda 10 bit, bazılarında ise High Quality bu seçeneği aktif hale getirmektedir.

• Renkli fotoğraf için genelde bildiğimiz 24 bit renk seçeneği mevcuttur ancak yazılım iyiyse tam renk sayısı veya materyale göre renk seçeneği mevcuttur.

• Unutmamanız gereken, 300 dpi çoğu zaman yeterlidir ve size değerli olan bellek ve disk yeri açısından külfet yaratmaz. Ancak daha profesyonelseniz ve bilgisayarınız kuvvetliyse çözünürlüğe abanabilirsiniz.

Tarayıcı Alırken Nelere Dikkat Edilmeli...

• Renk doğruluğuna , tarama kalitesine. Testimiz özellikle bu konuda size referans olacaktır. Yok 1200 dpi, 48 bit; yok 556753 dpi, 98 bit... Hiçbirine kanmayın. Sıkı bir 600 dpi tarayıcının, dandik bir 1200 dpi tarayıcıdan kat kat daha üstün sonuç verdiğini resimlerle kanıtlamam çok çok kolay.

• Her ayarı yapmanıza izin veren bir tarama yazılımını barındırmasına. Ne yazık ki bazı markalar, kullanıcı anlamıyor diye "Renkli Fotoğraf", "Siyah Beyaz Yazı" gibi seçenekler koymuşlar. Bu tabii yeni başlayanlar için güzel de, hani parlaklık ayarı. Ya ben daha yüksek çözünürlükte taramak istiyorsam? Ancak aklı başında tarayıcılarda olayı ayırmışlar. Hem anlamayana hafif menüler, hem anlayana itina ile mıncıklanabilir menüler koymuşlar.

• Sağlam, menteşesinden uzayan bir kapağa sahip olmasına. Tarayıcılar ucuzladı ve bu seçeneği portföyden çıkarmaya karar verdiler. Ancak ben dahil birçok kişinin o kapağı tutan ince kulakların kırılması sonucunda her taramanın bir işkence haline gelmesine seyirci kaldığı bir gerçek. Acaba bu tarayıcıların bir sarf malzemesi haline gelmesi için düşünülen bir taktik mi ?

• Kullanım ve kurulum kolaylığı. Tak ve dua et çalışsın (Plug and Pray) terimi eskiden özellikle tarayıcılar için geçerliydi. Kaliteli tarayıcılar SCSI kullanırdı ve önce SCSI kartı tanıtmanız gerekirdi. Sonra tarayıcıyı tecrübeli bir kullanıcı veya şanslı bir insansanız tanıtırdınız. Hele bir de sürücüler sorunluysa. Ama artık USB var.

• Türkçe destekleyen bir optik karakter tanıma yazılımı paketten mutlaka çıkması gerekenlerden. Bu üst kalitede bir yazılımsa içinden çıkan fotoğraf işleme yazılımları da önem kazanıyor tabii.

Bilgisayar Açılış Sorunları ve Çözümleri

2.1 Bilgisayar tepkisiz

Bilgisayarınız, açma düğmesine bastığınız zaman hiçbir tepki vermiyorsa, ilk olarak elektrik bağlantısını sağlayan kablonun her iki ucundaki bağlantılarda bir sorun olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Elektrik süpürgesi ile dikkatsiz bir şekilde temizlik yaparken veya toz alırken fişin, takılı görünmesine rağmen, prizden çıkmasına neden olabilirsiniz. Kablo bağlantısında bir sorun yoksa ve buna rağmen bilgisayarınız hala açılmıyorsa, çeşitli araçlar yardımıyla prizdeki gerilimde bir sorun olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Bunun için çalışır durumdaki elektronik bir cihaz temin edin, (örneğin radyo veya elektrikli süpürge) ve bunu söz konusu prize takın. Eğer bu cihaz da çalışmazsa, sigorta kutusunda bir sorun olup olmadığını kontrol edin.



Eğer bilgisayarınız herhangi bir yaşam belirtisi göstermemeye devam ediyorsa, sorunun arızalı bir güç kaynağından veya düğmesinden kaynaklandığı düşünülebilir.



Bazı bilgisayarlardaki elektrik düğmesi mekanik bir kol tertibatı ile çalışır. Eğer bu kırıldıysa veya hasar gördüyse, güç kaynağındaki elektrik düğmesi açılamayacaktır. Bir laptop ve notebook’ta ise kullanılan pil deşarj olmuş veya şarj ünitesi arızalanmış olabilir.

ATX Güç kaynağı

Birçok ATX güç kaynağı, bilgisayar kasanının arka yüzünde bulunan küçük bir elektrik düğmesine sahiptir. Bu düğmenin yanlışlıkla kapatılıp kapatılmadığını da kontrol edin.

ATX güç kaynakları 5V Stand By gerilimine sahiptirler. Kullanılan sistem kartı, güç kaynağının sunabileceğinden daha fazla akım talep edebileceği için Stand By konumunda gerilim kesintiye uğrayabilir. Kapalı bir bilgisayarın (bilgisayar Stand By modunda, elektrik düğmesi kapalı) Stand By konumundaki gerilimini ölçebilirsiniz. Bir ATX güç kaynağının fiş yerleşimini kitabın sonundaki ekte bulabilirsiniz. Eğer gerilim 4.75 V’un altında olursa, güç kaynağını 5 V Stand By konumunu destekleyen daha büyük bir gerilim rezervine sahip başka bir güç kaynağı ile değiştirmelisiniz.

Fare, Siemens bilgisayarın çalışmasını aksatıyor

Siemens anakartları, PS/2 bağlantı noktasında farklı bir pin yerleşimine sahipler. Fişteki normalde aktif olmayan iki adet pin, ek bir güç düğmesi olarak kullanılıyor. Ancak bu iki pin sadece klavyede değil fare bağlantı noktasında da mevcut. Bu durumda PS/2 bağlantı noktasına bir kombi fare (seri ve PS/2 bağlantı noktası üzerinden kullanılabilen) bağlandığı zaman, söz konusu güç düğmesi sorun çıkartıyor. Bu nedenle farenin ihtiyaç duyduğu dört bağlantıyı sağlayan bir adaptörün kullanılması gerekmektir. Bu adaptörü hazırlamak için kullanacağınız yapıyı kitabın sonundaki bulabilirsiniz. Bu esnada 2 ve 6 numaralı bağlantıların (NC’nin de) kullanılmamasına dikkat etmelisiniz.

ATX bilgisayardaki güç düğmesini kontrol etmek

ATX güç kaynakları, AT güç kaynaklarından farklı olarak devamlı gerilim altındadırlar. Bilgisayar, ATX fişinin 14 numaralı pin’ine bir güç iletildiğinde çalışmaya başlar. Böylece, ATX bilgisayarın açma düğmesinin sadece tek bir tuştan meydana gelmesi sağlanır. Tuşun çalışıp çalışmadığını ise açılmış bir kağıt ataşı yardımıyla test edebilirsiniz. Bunun için 14 numaralı pin’i (PS-On) yanından bulunan 13 numaralı siyah pin ile bağlayın. Bilgisayar şimdi çalışmalıdır... çalışmazsa güç kaynağı arızalanmış veya bir kısa devre meydana gelmiş olabilir. Ama bilgisayar çalışırsa, güç düğmesi arızalanmış veya anakart üzerinde bir kesinti meydana gelmiş olabilir.

Tecrübeli kullanıcılar 13 ve 14 numaralı pin’ler arasındaki bağlantıyı istedikleri sürece kullanabilirler, ancak bilgisayarın şebeke gerilimi kesilerek açılması ve kapatılması gereklidir.

Güç kaynağı arızalı mı?

Arızalı bir güç kaynağı ancak teknik bir alt yapı ile tekrar tamir edilebilir. Bunun için yeterli donanıma sahip bir elektronik uzman gereklidir. Bu noktada tek başınıza yapabileceğiniz tek şey, çıkış gerilimini ölçmek ve güç kaynağı içerisinde bulunan dahili sigortanın sağlam olup olmadığını kontrol etmektir.

Ancak, güç kaynağının sahip olduğu dahili sigortayı kontrol etmek için ilk olarak güç kaynağını sökmeli ve daha sonra kaynağın kasasını açmalısınız. Eğer bilgisayarınızın garanti süresi henüz dolmadıysa, güç kaynağının açılması ile garanti sona ereceği için bu işlemi yerine getirmekten kaçınmanız tavsiye edilir.


HAYATİ TEHLİKE, DİKKAT! Güç kaynağını açmadan önce ilk olarak elektrik fişini çıkartmalısınız. Açık durumdayken kaynak içerisindeki gerilim 1.000 volta kadar çıkabilir ve arıza durumunda bu rakam daha da yüksek olabilir.



Güç kaynağının gerilimi nasıl ölçülür?

Çıkış gerilimini ölçmek için, aksi takdirde sağlıklı bir ölçüm yapılamayacağından dolayı, anakartın güç bağlantılarını sökmemelisiniz. Sadece PC kasasının kapağını çıkartmanız yeterli olacaktır. Gerilimleri, rahatlıkla temin edebileceğiniz bir voltmetre veya çoklu ölçüm aracı yardımıyla ölçebilirsiniz. Voltmetrenin ölçüm uçları, yukarıdan direkt olarak fişin içerisine girerek buradaki izole edilmemiş uçlara ulaşılabilmesi için uzun ve ince olmalıdır.

Kasanın içerisinde, bilgisayarınızın yaşına bağlı olarak bir AT güç kaynağı veya ATX standardına uygun yeni bir güç kaynağı ile karşılaşabilirsiniz. Bir AT güç kaynağından +5 V, -5 V, +12 V ve -12 V gerilimleri bulunur. Kırmızı kablo +5 V, beyaz –5 V, sarı +12 V ve mavi kablo ise – 12 V gerilim taşıyor. Daha eski bilgisayarlarda ise kablolar için farklı renkler de kullanılmış olabilir. Yeni ATX güç kaynakları ise yukarıda anlatılan gerilimlerin haricinde + 3,3 V ve PC kapalı olduğu zaman dahi 5 V gerilim barındıran 5 V’luk bir Stand By kaynağı sunuyor. Bir ATX güç kaynağını iki sıra halinde dizilmiş, 20 kutuplu bağlantı fişinden ayırt edebilirsiniz. Her bir bağlantı fişinin yerleşim planını beraberinde sunulan CD-ROM’da bulabilirsiniz.

Şayet ölçülen gerilimlerden biri eksik çıkacak olursa, güç kaynağı arızalanmıştır ve kesinlikle değiştirilmesi gerekmektedir. Bu tür bir arızaya düşük kapasiteli güç kaynakları da neden olabilirler. Maalesef piyasada, özellikle daha eski modellerde, halen düşük kapasiteli güç kaynakları ile karşılaşmak mümkün.



Bilgisayar, ek donanımlarla geliştirildikçe güç kaynağı zaman içerisinde aşırı yüklenir ve bunun sonucunda arızalanır.

Açma/Kapama düğmesi arızalı

Arızalı bir açma/kapama düğmesi ise başka bir hata kaynağı olarak karşınıza çıkabilir. Aslında oldukça seyrek karşılaşılan bir hata olmasına rağmen, karşılaşmak yine de mümkündür. Açma/kapama düğmesini bir kaçak kontrolörü veya bir çoklu ölçüm aracı yardımıyla kontrol edebilirsiniz. Düğme, açık durumunda iken kaçak olmalıdır.

HAYATİ TEHLİKE, DİKKAT! Açma/Kapma düğmesini kontrol etmeden önce kendinizi elektrik çarpmasına karşı korumak için elektrik fişini çekmelisiniz.

Dahili sigorta mı arızalı?

Birçok güç kaynağında küçük bir sigorta bulunur. Bazı cihazlar değiştirilebilir sigortalara sahiplerdir, ancak bazı kaynaklarda ise lehimlenmiş, yani sabit sigortalar bulunur.

Güç kaynağınızdaki sigorta arızalandıysa ve değiştirdikten sonra tekrar yanıyorsa, güç kaynağınız artık tamir edilemez, ve mutlaka değiştirilmesi gereklidir. Bilgisayar servisi veya elektronik dükkanları güç kaynağınızı tamir edebileceklerini dile getirseler de bunlardan uzak durmalısınız. Bu kadar karmaşık bir güç kaynağını ancak yetkili firmalar garantili olarak tamir edebilirler. Birçok tamirci sadece birkaç parçayı değiştirecektir ve ayrıca bunun sonucunda karşınıza çıkacak fatura da cabası.

Yeni bir güç kaynağı montajı

Tek bir güç kaynağı, içerisinde ayrı bir kaynağı olan yeni bir kasaya göre göz ardı edilebilecek bir oranda ucuzdur. Bu nedenle ilk etapta yeni bir kasa satın almayı tercih edebilirsiniz. Alacağınız kasa, ileride yeni sürücüler eklerken daha az sorunla karşılaşmanız açısından büyük olmalıdır. Ayrıca güç kaynaklarının yapıları da, istenen her güç kaynağının eski kasalara monte edilmesini mümkün kılmayacak şekilde farklıdır. Yeni bir kasa satın almadan önce ana kartınızın biçimini mutlaka kontrol etmelisiniz. Bir Baby AT anakartı tabii ki sadece AT kasalarla ve ATX anakart ise doğal olarak ATX kasalar ile uyumlu olacaktır.

Eski kasanızı kullanmaya devam etmek isterseniz, güç kaynağını değiştirirken dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. İlk olarak sahip olduğunuz güç kaynağının türünü bilmelisiniz.

Satın alırken de yeni güç kaynağınızın en azından eski ile aynı güce sahip olmasına dikkat etmelisiniz.

Yeni güç kaynağı sahip olduğunuz konfigürasyona bağlı olarak en azından 200 watt, daha yeni 3B ekran kartına sahip sistemlerde ise 250 watt gücünde olmalıdır. Athlon veya Intel P4 işlemcili bilgisayarlar ise özellikle kuvvetli güç kaynaklarına ihtiyaç duyarlar ve bunun için en az 300 watt uygun bir seçim olacaktır. Bilgisayarınız, bu güçteki bir kaynak ile sorunsuz olarak çalışabilir. İleride yeni donanımlar yüklediğiniz zaman, eksi kaynağınızın gücü düşük olmadığı sürece yeni bir güç kaynağı satın almanıza gerek kalmaz. Bir ATX güç kaynağının ise arka tarafında ayrı bir açma/kapama düğmesi olmasına dikkat etmelisiniz. Bilgisayarınızın elektriğini, ancak bu düğme sayesinde fişini prizden çıkarmadan tamamen kesebilirsiniz!

Güç kaynağını sökmeden önce bilgisayarın kapalı ve elektrik fişinin prizden çıkarıldığından emin olmalısınız. Ayrıca çalışmaya başlamadan önce daha önce bahsettiğimiz anti-statik bileziği de takmalısınız.

AT güç kaynağı, her birinde altı kablo bulunan anakarta bağlanmış iki fişe sahiptir. Anakart veya fiş “P8” ve “P9” ile işaretlenmişlerdir. Güç kaynağını sökmeden önce fişlerin iç taraflarına, ileride bir hata yapmamak için kalıcı bir kalem yardımıyla işaret koymalısınız. Eski fişlerde, her bir kablonun rengi yardımıyla yeni fişleri nasıl takmak zorunda olduğunuzu çıkartabilirsiniz.

DİKKAT! Anakarta güç sağlayan fişler her zaman kodlanmamışlardır ve bu nedenle değiştirilmeleri durumunda sorunlar ortaya çıkabilir. Eğer fişler değiştirilirse anakart ve muhtemelen üzerinde takılı olan ek kartlar ile bağlantılı sürücüler de zarar görebilirler.

Bir ATX güç kaynağında ise sadece tek bir güç aktarım fişi bulunur. Bu fişin, alınan güvenlik önlemleri sayesinden yanlış takılma ihtimali olmadığı için işaretlenmesine gerek yoktur.

2.2. PC kısa bir süre çalışıyor ve daha sonra duruyor

Şimdi bilgisayarın kendisiyle ilgili çok daha fazla problem mevcut. Bilgisayarın hiç çalışmadığı birçok durum mevcuttur. Bu durumda yapabileceğiniz en iyi şeyleri gördünüz. Bilgisayarınız ara sıra, beklemeyen şekilde çöktüğü zaman da çözümü bulmanızda yardımcı olacak bilgiler elde edebilirsiniz.

Genellikle turuncu renk ile gösterilen bir kablo Power Good veya Power OK sinyaline sahiptir. Bu sinyal, güç kaynağının donanım bileşenlerinin çalışması için sunduğu gerilimlerde sorun olmadığını gösterir. Power Good sinyalinin bilgisayarın açılma süreci için önemli bir anlamı vardır. Bu kablo, bilgisayar çalıştırıldıktan yaklaşık 100 ms sonra diğer tüm gerilimler yolunda ise 5 V’luk bir gerilime sahip olur. Anakartın çevre birimleri kontrolörü eğer bu sinyali alamazsa, tüm adres ve veri yollarını kullanıma kapayın. Böylece, tanımlanmamış yazma işlemlerinin CMOS-RAM’de gerçekleştirilmesi ve bilgisayarın bir daha açılmama ihtimalinin engellenmesine çalışılır. Güç kaynağının soğutucusu, anakart kaynaktan hiçbir gerilim almasa dahi çalışmaya devam eder. Bu durumda bilgisayarın en azından 220 voltluk şebeke gerilimini aldığından emin olabilirsiniz.

Bir ek kart veya anakartta meydana gelen bir kısa devre de bilgisayarın çalışmamasına neden olabilir. Ayrıca, bilgisayarın içerisinde serbest hareket eden ve kısa devreye neden olabilecek hiçbir metal parçanın (örneğin vida) bulunmamasına dikkat etmelisiniz. Güç kaynağı ayrıca sahip olduğu entegre devre sayesinde yüksek gerilim, akım artışı ve yüksek iç sıcaklığa karşı korumalıdır. Elektronik koruma devresi gerektiği takdirde gerilim iletimini otomatik olarak durdurabilir. Bunun sonucunda ne anakart ne de sürücülere akım aktarılmayacaktır. Bilgisayar, ancak hata çözüme kavuşturulduktan sonra tekrar çalıştırılabilir.

Güç kaynağı aşırı mı yüklü?

Güç kaynağının kapatılması durumu ile genellikle düşük kapasiteli güç kaynaklarına sahip bilgisayarlarda karşılaşılır. Şayet bilgisayarınız, yeni donanımlar yükledikten sonra kapanıyorsa daha yüksek kapasiteli bir güç kaynağı satın alma zamanınız gelmiş demektir. İyi bir güç kaynağı en azından 250 watt’lık olmalıdır. Tower kasaların güç kaynakları ise, bunlar daha çok donanımın bir arada kullanılabilmesi için tasarlandıklarından dolayı daha güçlü olmalıdırlar. Bu nedenle güç kaynağına çok daha ağır bir yük bineceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Tower bilgisayarlar için kullanılacak kaynağının gücü minimum 250 watt olmalıdır. Gigahertz seviyelerinde çalışma hızına ve yüksek performanslı bir 3B grafik kartına sahip olan bilgisayarlarda ise en azından 300 watt’lık güç kaynakları kullanılmalıdır.

Donanım bileşenleri günümüzde mümkün olan en düşük akım ile çalışabilecek şekilde tasarlanıyorlar. Bu nedenle aşırı yüklenme ile hataların meydana gelmesi ihtimali ise oldukça düşüyor. Ancak buna rağmen yeni bir PC veya kasa satın alırken güç kaynağının kapasitesine kesinlikle dikkat edilmelidir. 250 watt’ın altındaki cihazların satın alınmasını günümüz şartlarında tavsiye etmek mümkün değildir.

Arızalı donanım bileşenlerini nasıl bulabilirim?

Eğer hangi donanım bileşeninin hataya neden olduğunu bilemiyorsanız, aşağıdaki adımları uygulayın.



DİKKAT!

Ekstra bir güç düğmesine sahip olmayan bir ATX karta sahipseniz, bilgisayarınızın içini açmadan elektrik fişini mutlaka çekmelisiniz. Çünkü, kapalı durumdayken de anakart üzerinde gerilim bulunur. Bu, insanlar için zararlı değildir, ancak ek kartların ve anakartın zarar görmesine neden olabilir.

1. Bilgisayarı kapatın ve kasasını açın.

2. Anakart üzerindeki tüm ek kartları, ekran kartı haricinde çıkartın. Disket ve sabitdisk kontrolörlerinin de çıkartılması gereklidir. Onboard bileşenleri ise, anakarta bağlı olarak ya bir jumper yardımıyla ya da BIOS’daki kontrolör ayarlarını kullanarak devre dışı bırakmalısınız. Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi anakartın kullanım kitapçığından temin edebilirsiniz.

3. Şimdi bilgisayar açılacak, ancak CMOS Setup’ındaki ayarlar, varolan donanımlar ile uyumlu olmayacağı için hata mesajı verecektir. Bilgisayar, bu ana kadar sorunsuz bir şekilde çalıştı.

4. Ancak ekran siyah kalıyorsa, 2.3 numaralı bölümden devam edin. Eğer bilgisayar bir beep kodu veriyorsa, okumaya 2.3.2 numaralı bölümden devam edebilirsiniz.

5. Bilgisayar açılıyor ise şanslısınız. Çünkü güç kaynağı, anakart, ekran kartı ve monitör arızalı değildir.

6. Şimdi bilgisayarı kapatın, sürücü kontrolörlerini takın ve sabitdisk sürücüsünü bağlayın.

7. Eğer bilgisayar sorunsuz bir şekilde açılırsa, bir sonraki adımda disket sürücüyü de takın.

8. Bilgisayar açıldığı sürece geri kalan ek kartları arka arkaya, tek tek takabilir ve kontrol etmek için bilgisayarı her seferinden yeniden çalıştırabilirsiniz. Ancak tüm bileşenleri bilgisayar tamamen kapalı durumdayken takmaya veya çıkartmaya dikkat etmelisiniz.

Eğer bilgisayar bu sırada açılmayacak olursa, arıza hemen öncesinde takılan donanım bileşeninden kaynaklanıyor demektir. Bu yöntemi kullanarak hangi kart veya sürücünün arızalı olduğunu rahatlıkla tespit edebilirsiniz. Sorunun çözümünü, arızalı donanıma bağlı olarak kitabın ilgili bölümünde arayabilirsiniz.

Bilgisayar, bileşenlerin tümü çıkarılmış durumdayken de çalışmıyorsa ve güç kaynağının gerilim değerlerinde de bir sorun yoksa, arıza anakarttadır.

Arızalı anakartı nasıl anlayabilirim?

Eğer hata anakarttan kaynaklanıyorsa, BIOS bunu POST esnasında muhtemelen fark eder ve gerekirse uygun beep kodu ile kullanıcıya bildirir. Aksi takdirde hatanın tespit edilmesi için sadece POST kod kartı yardımcı olabilir. Bu tür bir durumda anakartın hangi parçasının arızalı olabileceği beep kodu veya POST kodu listesi yardımıyla tespit edilebilir. Farklı BIOS tipleri için tabii ki farklı hata kodları da mevcut. Yaygın olarak kullanılan beep kodlarının açıklamalarını da kitabın sonundaki ekte bulabilirsiniz.

Anakartın birçok yapı taşı lehimlenmiştir. Bu nedenle arızalı parçanın, bu işin eğitimini almamış kullanıcılar tarafından değiştirilmesi mümkün değildir. Arızalı olduğunu düşündüğünüz parçayı lehim tabancası kullanarak sökmeye hiçbir şekilde çalışmamalısınız. Bir anakartın SMD chip’leri sıcağa karşı oldukça duyarlıdırlar. Sökülmeye çalışılan bileşenin yakınlarındaki bir chip zarar görebilir. Lehimin sökülmesi ancak özel bir araç yardımıyla mümkündür. Anakart üzerindeki değiştirilebilir tek parça genellikle merkezi işlemci (CPU) ve birçok durumda BIOS’tur. Bu tür bir sorunla karşılaştığınız zaman ilgili bir teknik servise başvurun ve fiyat isteyin. Birçok arızanın tamiri mümkün ve fiyatı da genellikle uygundur. Ancak, bazı durumlarda yeni bir anakart satın almanız çok daha iyi olacaktır.

Bu durumda bilgisayarınızı modern bir anakart ile donatma fırsatını kullanıp kullanmaya karar vermek size kalıyor. Sahip olduğunuz ek kartlar ve sürücüler gibi tüm bileşenleri, almayı düşündüğünü anakart eskisi ile aynı Bus sistemine sahip olduğu sürece yeni anakartınızda da kullanmaya devam edebilirsiniz.

2.3 Eğer ekran siyah kalırsa

Eğer bilgisayarınızın ekranı açıldıktan sonra siyah kalmaya devam ederse, ilk olarak kontrol etmeniz gereken birkaç nokta mevcuttur.

2.3.1. Grafik sisteminde hata

Kendiniz hızlı bir kontrol yapabilirsiniz

1. Parlaklık ve kontrast düğmelerinin konumlarını kontrol edin. Muhtemelen sadece bu ayarlarda değişiklik yapılmıştır.

2. Eğer monitörünüzün bunun için ayrı düğmeleri yoksa, söz konusu ayarları cihaz ile beraber verilen kullanım kitapçığında bulabilirsiniz.

3. Monitörün elektrik fişinin tam olarak oturup oturmadığını kontrol edin. Fişi tam olarak oturtun ve daha sonra kabloyu kontrol etmek için başka bir tane ile değiştirin. Muhtemelen kabloda bir sorun vardır.

4. Eğer mümkünse VGA kablosunu (bu monitör ile ekran kartı arasında bağlantıyı sağlayan kablodur) değiştirin. Eğer bunda bir sorun varsa yenisini temin edin.

En azından bilgisayarınız çalışıyor mu?

Eğer bilgisayarınızın çalışmasına rağmen monitöre hiçbir görüntü gelmiyorsa, hızlı bir hata kontrolü gerçekleştirebilirsiniz.

1. Windows açılış disketini A: sürücüsüne yerleştirin ve bilgisayarı çalıştırın. Bazı bilgisayarlarda söz konusu seçenek BIOS Setup’tan kapatılmadıysa, açılış sırasında hafızayı kontrol ederken bir uyarı sesi duyulur.

2. BIOS’un hata tespit işlemleri sorunsuz bir şekilde yerine getirildikten sonra bilgisayar kısa bir süre ince bir ses çıkarır. Bir sonraki adımda sırasıyla disket sürücü ve sabitdisklerin sesleri duyulur. Daha sonra sürücülerin LED’lerini görebilirsiniz.

3. Eğer yukarıda anlatılan belirtileri fark ettiyseniz, “dir a:” yazın ve [Enter] tuşuna basın.

50

4. Şimdi disket sürücü çalışırsa, bilgisayarınızda hiçbir sorun yok demektir. Bu durumda hata bilgisayarın video sisteminden, yani ekran kartı, VGA kablosu veya monitörden kaynaklanmaktadır.

VGA kablosunu kontrol etmek

Eğer hatanın kaynağını hala bulamadıysanız, denemeye buradan devam etmelisiniz. Burada işlemler biraz daha karmaşıklaşacak. Eğer buradaki için yeterli tecrübeye sahip değilseniz, bir bilenden yardım isteyebilirsiniz.

1. Başka bir VGA kablosu deneyemiyorsanız, her bir ucu, bir kısa devre kontrolörü veya ohmmetre ile test edin. Böylece kablo kesintisini tespit edebilirsiniz. Arızalı kabloyu mutlaka yenisi ile değiştirmelisiniz.

2. Eğer VGA kablonuz monitöre sabit olarak bağlıysa, ohmmetre ile ölçüm yapmak için monitörü açmak zorunda kalırsınız.

HAYATİ TEHLİKE, DİKKAT! Monitörün içinde, görüntü tüpündeki gerilim 25.000 volta kadar çıkabilir. Bu nedenle cihazın fişi takılı olduğu sürece monitörü asla açmamalısınız. Ancak monitör günlerce çalıştırılmamış dahi olsa, cihazın içerisinde bulunan yüksek indüksiyon gerilimine maruz kalabilirsiniz.

3. Eski kabloyu çıkartmadan önce fişin hangi pin’inin monitördeki hangi bağlantı noktasına takıldığını not edin.

VGA kablosunun fiş yerleşimini ekran kartı veya monitör ile beraber sunulan dokümanlarda bulabilirsiniz.

Ekran kartını kontrol etmek

Şu ana kadar yaptığınız işlemlerden olumlu bir sonuç alamadıysanız, artık bilgisayarın içerisinde çalışmaya başlayabilirsiniz.

1. Bilgisayarı kapatın ve kasasını açın.

2. Ekran kartının yuvasına tam olarak oturup oturmadığını kontrol edin. Muhtemelen tam olarak yerleşmemiştir. Özellikle yeni AGP grafik kartları dar ve kademeli bağlantı yapıları nedeniyle sorun çıkartabilirler.

3. Eğer bir şey tespit edemiyorsanız, kartı kasaya sabitleyen vidayı sökün ve kartı yuvasından çıkartın. Daha sonra kartı yuvasına tekrar yerleştirin ve tam olarak oturduğundan emin olduktan sonra vidalayın.

4. Sonucu kontrol etmek için bilgisayarı yeniden başlatın.



Hafıza mı arızalı?

Bilgisayarınız tek bir PS/2 veya SDRAM hafızası ile donatılmış ise, ve yukarıda tasvir hatalar ile şu ana kadar karşılaşmadıysanız büyük bir ihtimalle sistem hafızası arızalanmıştır.

1. İlk olarak sorunsuz çalıştığından emin olduğunuz, örneğin bir tanıdığınızdan hafıza birimi temin edin.

2. Bu hafızayı kendi sisteminizdeki ile değiştirin.

3. Sonucu kontrol etmek için bilgisayarı yeniden başlatın.

4. Bu sırada bir Parity Error, yani karşılaştırma hatası mesajı verebilir. Bu çok önemli bir hata değil, çünkü monitörünüz artık çalışıyor ve hata kaynağını tespit etmiş bulunuyorsunuz.

Sisteminizi ödünç aldığınız hafıza modülü ile açarken, bir Parity Error mesajının ekrana gelmesinin nedeni, anakartınızın hafızanın Parity kontrolünü desteklemesine rağmen aldığınız modülün Parity Chip’ine sahip olamamasıdır. Bu nedenle satın alacağınız yeni hafızanın Parity Chip’ine sahip olması gereklidir. Aksi takdirde Parity kontrolünü BIOS’tan kapatmanız gerekecektir. Eğer böyle bir seçenek yoksa, Parity Chip’ine sahip bir hafıza satın almaktan başka bir şansınız kalmıyor.

Ekran kartını kontrol etmek

Ekran kartının arızalı olup olmadığını kontrol etmek için geçici olarak başka bir kart kullanmalısınız. Eğer ikinci bir kartınız yoksa, bir tanıdığınızın ekran kartını ödünç alabilirsiniz.

1. Bilgisayarı kapatın ve kasasını açın.

2. Yeni ekran kartını, bilgisayarınızdaki eski kartın yerine takın.

3. Ancak bilgisayarınızda anakarta entegre olarak bulunan bir Onboard ekran kartı mevcutsa, ilk olarak bunu kapatmalısınız. Bunun için anakart üzerinde bir Jumper veya DIP şalteri bulunabilir. Eğer Jumper veya DIP şalteri bulamadıysanız, Onboard ekran kartını BIOS’tan kapatmalısınız. Bunun için anakart ile beraber sunulan kitapçığa bakabilirsiniz.

4. Son olarak bilgisayarı yeniden başlatın.



Bilgisayarınız yeni ekran kartıyla sorunsuz bir şekilde açılır ve monitöre görüntü gelirse, gerçekten de ekran kartınızda sorun var demektir. Aksi takdirde monitör arızalıdır. Bu durumda yapmanız gerekenleri ilerleyen sayfalarda okuyabilirsiniz.

Onboard ekran kartı arızalı ise ne olacak?

Birçok modern anakart üzerinde entegre ekran kartları bulunur. Şayet bu Onboard ekran kartı arızalanırsa, yeni bir anakart satın almak zorunda kalmazsınız.

Bir bilgisayarda normalde birden fazla ekran kartı aynı anda kullanılamaz. Ancak Windows 98’den itibaren sistemde birden fazla ekran kartı kullanılmasını mümkün kılan çoklu monitör çözümleri mevcut. Ancak bunlar da uygun şartlar altında bağlanabiliyorlar. Bu nedenle yeni bir ekran kartı takılırken, Onboard kartın mutlaka kapatılması gerekmektedir.


DİKKAT!

Sahip olunan chipsete bağlı olarak sadece bir PCI ekran kartının kullanılması mümkündür. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi donanımınızın el kitapçığından temin edebilirsiniz.

Onboard ekran kartını anakart üzerindeki bir jumper veya DIP şalteri yardımıyla devre dışı bırakabilirsiniz. Bununla ilgili daha ayrıntılı bilgi için kullanım kitapçığına göz atın.

Yeni ekran kartı boş bir yuvaya yerleştirilebilir. Başka bir şey yapmaya gerek yoktur. Ekran kartı çalışırsa, onboard kart arızalı demektir. Onboard kartın tamir edilmesi mümkün olsa bile pahalı olacağı için işlemciyi değiştirmeden yeni bir anakart almak daha akılcı bir çözüm olacaktır.

Onboard grafik kartının arızasının boyutlarına bağlı olarak, devre dışı bırakmanıza rağmen takılan yeni ekran kartının çalışmasında sorunlar olabilir veya hiç çalışmayabilir. Bu durumda yeni bir anakart satın almaktan başka bir çözüm yolu yoktur. Ancak bu tür bir sorunla çok sık karşılaşılmaz.

Monitör mü arızalı?

Şu ana kadar kontrol ettiğiniz tüm cihazlar ve kablolarda bir sorun bulamadıysanız, sorun monitörün kendisinden de kaynaklanıyor olabilir.

HAYATİ TEHLİKE, DİKKAT! Monitörün içinde, görüntü tüpündeki gerilim 25.000 volta kadar çıkabilir. Bu nedenle cihazın fişi takılı olduğu sürece monitörü asla açmamalısınız. Monitörün 220 voltluk şebeke elektriği kesildikten sonra da kondansatörler, normalde özel bir devre ile boşaltılması gereken, sahip oldukları yüksek gerilimi bir arıza nedeniyle günlerce saklayabilirler.

Her şeye rağmen sorunun kaynağını tespit edebilmek için monitörün içini incelemek istiyorsanız, çok dikkatli bir şekilde çalışmalısınız. Monitörlerin genellikle bir veya iki tane, rahatlıkla çıkartılabilen sigortaları bulunur.

Monitörün vidalarını sökmeye başlamadan önce ilk olarak yere, üzerinde çalışabileceğiniz iletken olmayan bir örtü sermelisiniz. Kuru kağıt (Örneğin eski gazeteler) bunun için çok uygun araçlardır. Monitörün elektrik kablosunu çıkartın ve kasasının vidalarını sökmeye başlayın.

Her iki elinizi birden monitörün içerisine sokmayın. Bir elinizi pantolon cebinde tutmanız daha iyi olacaktır. Bu sayede indüksiyon gerilimine maruz kalmak tehlikesini en aza indirebilirsiniz. Sigorta(lar), bazen ulaşılması zor ve gizli yerlerde bulunabilirler. Bunları sökmek ve takmak için izole araçlar kullanmalısınız. Bir sigortayı ohmmetre veya kısa devre kontrolörü yardımıyla kontrol edebilirsiniz. Eğer arızalı bir sigortayı yenisi ile değiştirmek isterseniz, yenisindeki tanımlama bilgilerinin eskisindekilerle aynı olmasına dikkat etmelisiniz. Sigorta, cihaz yeniden açıldığında tekrar atarsa, monitörünüzün ciddi bir arızası var demektir.

Bu tür bir durumda yetkili servise başvurmalısınız. Yeterli bilgiye ve ekipmana sahip olmadan monitörü tamir etmeye çalışmanız kesinlikle tavsiye edilmez.

2.3.2 Bilgisayar açıldıktan sonra çok sayıda hata sinyali veriyor

Uyarı seslerinin ve hata mesajlarının açıklaması çok kolaydır. Bilgisayarın açılışı sırasında çalıştırılan BIOS’un POST (Power On Self Test) fonksiyonu hataları tespit eder ve buna uygun olarak mesaj verir. Video sisteminden kaynaklanan hataların ise görsel uyarı mesajları ile bildirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle PC hoparlörlerinden, genel olarak beep code olarak adlandırılan uyarı sesleri çıkartılır.

Örneğin, bilgisayar açıldıktan kısa bir süre sonra PC hoparlöründen dokuz kısa uyarı sesinin çıkarılması, AMI BIOS’lar için BIOS’un kontrol toplamının doğru olmadığı anlamına gelir. Bunun sonucunda bilgisayarın açılma işlemi kesilecektir. Bu hata BIOS’un arızalandığı veya BIOS güncellemesinin başarısız olduğu durumlarda ortaya çıkar.

Bilgisayarı, kapatıp tekrar çalıştırarak yeniden başlatın ve uyarı seslerini dikkatli bir şekilde dinleyin. Farklı Beep Code’larının anlamlarını kitabın sonundaki ekte bulabilirsiniz. Uyarı sesleri, bu konuda herhangi bir standart bulunmadığı için bilgisayarda kullanılan BIOS’un üreticisine bağlı olarak farklı anlamlara sahip olabilir.

BIOS üreticinizin ismini bilmiyorsanız, anakartının el kitapçığına bakmalısınız. Eğer bu kitapçıkta da açıklayıcı bir bilgi bulamazsanız, ürünü satın aldığınız bayie başvurabilirsiniz. Eğer bayi de yardımcı olamazsa, son çare olarak kendiniz kontrol etmelisiniz.

1. Bilgisayarı kapatın ve kasasını açın.

2. Tüm anakart kitapçıklarında, farklı yapıtaşlarının kart üzerindeki yerlerini gösteren bir plan bulunur. Bu planda, üzerinde BIOS yazan bir bileşeni arayın.

3. Eğer BIOS’un yerini planda tespit ettiyseniz, anakart üzerinde arayın. Bu sırada BIOS’un görünmesini engelleyen ek kartları da sökmek zorunda kalabilirsiniz.

4. Bu parçada her zaman, üzerinde üreticinin isminin bulunduğu bir telif hakları yapışkanı bulunur. BIOS üreticisinin ismini buradan öğrenebilirsiniz.

Beep code’larının anlamlarını kitabın sonundaki ekte bulabilirsiniz. Hata mesajı bilgisayarın belirli bir donanım bileşenine karşılık gelecektir. Buna bağlı olarak kitaptan uygun bölüme göz atarak, karşılaştığınız sorunu çözmek için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

2.3.3 Hatayı bulamadım. Daha ne yapayım?

Eğer yukarıda bahsedilen sorunlarla karşılaşmadıysanız, teknik servis yardımı olmadan hatayı tespit etmek için bir şansınız daha var. Hata tespiti için POST Code kartı kullanmalısınız. Bu tür bir kartın maliyeti nispeten daha fazla olacağı ve normal bir kullanıcının böyle bir karta sahip olması gerekmediği için kitabın geri kalan kısmında POST Code kartına daha fazla değinmeyeceğiz. Eğer çevrenizde POST Code kartına sahip birileri mevcutsa, bilgisayarınızdaki hatayı söz konusu kartı kullanarak tespit edebilmek için yardım isteyebilirsiniz. Ancak bu tür bir imkanınız da yoksa karşılaştığınız sorunu çözüme kavuşturmak için teknik servise girmekten başka çare kalmıyor.

2.4. Açılış sırasında bir anda kapanıyor

Bilgisayarın, açılış sürecinde bir anda kapanması durumu ile sıkça karşılaşılır. Bunun için de, aşağıda ayrıntılı bir şekilde değinilecek birçok neden olabilir.

2.4.1. Parolayı unutmak

Aslında kullanıcıdan kaynaklanan ve BIOS ile ilgili bir sorun olmamasına rağmen, bu noktada söz konusu problemin çözümünün de açıklanmasında fayda var. BIOS parolası da diğer bilgileri ile beraber CMOS RAM’de saklanırlar. Eğer BIOS ayarlarına erişim parola ile koruma altına alındıysa, bu parolanın unutulması oldukça rahatsız edicidir, ki bunun sonucunda BIOS ayarlarına normal yoldan erişmek mümkün olmaz.

BIOS üreticileri, ayarlara ulaşabilmek için genellikle ana parola biçiminde bir arka kapı bırakmışlardır. AWARD BIOS kullanıcıları ana parola olarak aşağıdaki ifadeleri kullanabilirler:

01322222, 589589, aPAf, ?award, award, award_sw, AWARD_SW, award_ps, aLLy, biostar, BIOSTAR, condo, HLT, j256, j262, j322, lkwpeter, LKWPETER, SKY_FOX, SWITCHES_SW, Syxz, ttptha, wodj, zjaaadc

Yukarıdaki parolaları girerken küçük ve büyük harflere dikkat etmelisiniz. Ayrıca açılış sırasında Amerikan klavye sürücüsü aktif olacak, yani [y] ve [z] harflerinin yeri değişecektir. Soru işaretini yazmak için de [Shift]+[-] tuş kombinasyonunu kullanabilirsiniz.

Eğer anakartınızın BIOS’unun markası AMI ise ana parola olarak “AMI” veya “A.M.I.” ifadelerini kullanabilirsiniz.

CMOS-RAM’i silmek

Girdiğiniz ana parolalar BIOS ayarlarına ulaşmanızı sağlayamazlarsa, geriye CMOS-RAM’i silmekten başka bir çare kalmıyor. Birçok anakart üzerinde bu işlem için ayrı bir jumper veya DIP şalteri bulunur. CMOS-RAM’i silmek için bazı kartlarda ise sistemi özel bir jumper yardımıyla BIOS ayarlarına kadar kısmen açmak gerekir. Ayrıntılı bilgi için kartın el kitapçığına göz atabilirsiniz.

Yukarıda anlatılan yöntemlerin hiç biri anakartınız için geçerli değilse CMOS-RAM gücünü aldığı pille olan bağlantısını kesebilirsiniz. Eğer bilgisayarınız, anakartın üzerinde ayrı bir yuvada harici bir sistem piline sahipse, söz konusu pili bulunduğu yuvadan çıkartmak ve birkaç dakika bekledikten sonra yerine takmak yeterli olacaktır. Lehimlenmiş bir pilin bağlantılarını ise, açtığınız bir kağıt ataşı yardımıyla kaldırarak kısa bir süre için kesebilirsiniz. Bu, aynı zamanda pilin ömrünü de kısaltacaktır. CMOS-RAM’in gücü kesildiği zaman sadece parola değil, sabitdisk bilgileri gibi diğer tüm BIOS ayarları da silinecektir.

2.4.2 Bilgisayar, BIOS açılış mesajından sonra kilitleniyor

Sisteme takılan ek kartlardan birinde arıza olabilirsiniz. Bu tür bir arızayı nasıl tespit edebileceğiniz 2.2 numaralı bölümde anlatıldı.

2.4.3 Bilgisayar, hafızayı sayarken kilitleniyor

Bilgisayar, daha önce de bahsedildiği gibi açıldıktan kısa bir süre sonra kendisini test eder. Test sırasında varolan sistem hafızası da sayılır ve basit bir kontrol gerçekleştirilir. Eğer bilgisayarınız sistem hafızasını sayarken kilitleniyorsa, kullandığınız hafıza modüllerinden birinin arızalı olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. Kontrol etmek için biraz zaman ayırarak arızalı hafıza modülünü tespit edebilir ve yenisi ile değiştirebilirsiniz. Bunun için en azından iki hafıza Bank’inin (Küme) dolu olması veya bir rezerve modüle sahip olmanız gerekiyor. Yapmanız gerekenleri dört tane 4 MByte SIMM modülünün kullanıldığı bir bilgisayar üzerinde açıklamaya çalışalım:

1. Bilgisayarınızı, uygun araçları kullanarak elektrostatik yüklenmelere karşı koruyun.

2. Bilgisayarınızı kapatın, kasasını açın ve arızalı olması muhtemel ek kartları çıkartın.

3. Bir numaralı kümedeki (ilk küme sıfır numaralıdır, hafıza kümelerinin numaralarını öğrenmek için gerekirse el kitapçığına bakabilirsiniz) hafıza modülünü çıkartın. Bu sırada SIMM çerçevelerindeki çentiklere zarar vermemeye dikkat edin. Aksi takdirde hafıza modülü yerine tam olarak oturmayacak ve bilgisayarın çalışmasını olumsuz yönde etkileyebilecektir.

4. Bilgisayarı yeniden başlatın. POST, 4 MByte’ın eksik olduğunu fark edecek ve bir hata mesajı verecektir.

5. Bilgisayarın Setup’ını açın. BIOS uygun değişiklikleri kendisi yapmadıysa, hafıza ayarlarını yenileyin. Hafıza büyüklüğü ile ilgili seçenekler genellikle STANDART CMOS SETUP başlığı altında bulunurlar. BIOS’u SAVE&EXIT (veya benzeri bir) komutunu kullanarak terk edin.

6. Eğer sistem açıldıktan sonra bir hata mesajı ile karşılaşmazsanız arızalı modül bir numaralı kümede demektir.

7. Bilgisayarı kapatın. Şimdi sıfır numaralı kümeden bir modül çıkartın ve bunu diğer SIMM’lerin yanına koymayın. Şimdi bir numaralı kümeden bir SIMM modülü alın ve bunu biraz önce boşalttığınız alana yerleştirin.

8. Bilgisayarı yeniden başlatın. Eğer hafıza sayımı sırasında sorun çıkmazsa bir sonraki modülü de yerleştirin.

9. Arızalı modülü bulana kadar bu işlemi gerçekleştirin. Aynı anda birden fazla SIMM modülünün arızalanması, mümkün olmasına rağmen çok sık karşılaşılan bir durum değildir.



PS/2 SIMM veya SDRAM gibi hafıza modüllerinin kullanıldığı sistemler için de yukarıda anlatılan işlemleri, tabii ki o kadar fazla modül denemek zorunda kalmadan uygulayabilirsiniz.

İPUCU! Yeni bir hafıza modülü takmadan önce o kadar kullandıklarınızın Parity Check fonksiyonun bulunup, bulunmadığından emin olmalısınız. Eğer Parity Check fonksiyonuna sahip değillerse değişikliği nispeten daha ucuza mal edebilirsiniz. Ancak bilgisayarınızda bu tür hafıza modülleri bulunuyorsa, yeni alacağınız ürünlerde de aynı özelliği aramalısınız.

2.4.4 Bilgisayar mesajı: NO ROM BASIC, SYSTEM HALTED

Eski IBM bilgisayarlarının BIOS’larında entegre olarak Basic Interpreter bulunuyordu. Bilgisayarı sabitdiskten açmak mümkün olmazsa, Basic Interpreter ile çalışılabiliyordu. Bunun sahip olduğu fonksiyonlar günümüz şartları için oldukça sınırlıdır.

Eğer ekranınızda

NO ROM BASIC

SYSTEM HALTED

Gibi bir hata mesajı ile karşılaşırsanız, sabitdiskiniz üzerinde açılış partisyonu yoktur veya etkinleştirilmemiştir.

Açılış partisyonunu etkinleştirmek

1. İlk olarak bilgisayarı Windows açılış disketi ile başlatın ve FDISK.EXE komutunu çalıştırın.

2. Dördüncü seçeneği çalıştırarak sabitdiskin durumunu ekrana getirin.

3. Açılış diski etkinleştirilmiş mi? Eğer etkinleştirilmediyse, ETKİN BÖLÜMÜ ATA seçeneğini kullanarak açılış diskini aktif hale getirin ve bilgisayarı sabitdiski kullanarak yeniden başlatın.

4. Bilgisayarınız sorunsuz bir şekilde açıldıysa, sabitdiskinizi güncel bir antivirüs yazılımı kullanarak, açılış partisyonunu kullanılmaz hale getirmiş olması muhtemel bir virüse karşı kesinlikle incelemelisiniz.



Virüs bulaşmasına dikkat!

Partisyon sektörlerini yenilemeden önce sisteminize virüs bulaşmış olma ihtimalini de göz önünde bulundurmalısınız. Direkt olarak sabitdiskin Master Boot Record bölümüne yerleşen ve buraya erişimi engelleyen virüsler mevcuttur. Diskin virüsten temizlenememesi tüm sabitdiskin okunamaması ile sonuçlanabilir. Sabitdiskin partisyon tablosunu yenilemeden önce kendi güvenliğiniz için güncel bir antivirüs yazılımı ile kontrol etmelisiniz.



Partisyon sektörünü yenilemek

Tabii ki partisyon da hasar görmüş olabilir ve bu nedenle yeniden oluşturulması gerekebilir. Eğer büyük diskler için sürücü yüklemediyseniz (örneğin EZ-Drive veya Ontrack Diskmanager) ve Boot Manager yazılımı da kullanmıyorsanız, partisyon sektörlerinin yenilenmesi için FDISK.EXE uygulaması yeterli olacaktır.

1. Eğer hala çalışıyorsa FDISK.EXE uygulamasını sonlandırın.

2. FDISK.EXE programını bu sefer /MBR parametresini kullanarak tekrar çalıştırın. Yani komut satırına “fdisk/MBR” yazın ve [Enter] tuşuna basarak çalıştırın.

3. Sürücüdeki disketi çıkartın ve bilgisayarı, sabitdiski kullanarak yeniden başlatın.

DİKKAT! Şayet bir sabitdisk sürücüsü yüklediyseniz veya Boot Manager yazılımı kurduysanız, FDSIK.EXE uygulamasını kullanmak zorunda değilsiniz. FDISK.EXE tarafından oluşturulan standart partisyon sektörlerini sürücüler ve Boot Manager programları da yapabilirler. Kurulum programı yerine söz konusu disk yöneticilerini kullanabilirsiniz.

2.4.5 Bilgisayar mesajı: PARITY ERROR

Bilgisayar, hafıza modüllerinde bulunan Parity seçeneği ile RAM’in hatalarını tespit edebilir. SIMM ve PS/2 modüllerinde bunun için ek bir bileşen bulunur. Söz konusu ek chip üzerinde, saklanan verilerin toplam bilgisi tutulur. Bu, tek veya çift bir sayıdır ve bir donanım mantığı tarafından belirlenir. Eğer verilerden bir tek sayı bekleniyorsa ve Parity RAM sahip olduğu verilerden toplam olarak bir çift sayı elde ederse, bir Parity hatası meydana gelir. Bilgisayar kilitlenir ve ekrana PARITY ERROR hata mesajı gelir.

Birçok durumda bilgisayar bir süre hareketsiz kaldıktan sonra (reset düğmesine basıldığında veya bilgisayar kapatılıp açıldığında) normal bir şekilde çalışmaya devam eder. Bu hatanın arızalı bir hafıza modülünden kaynaklandığı pek sık görülmez.

Farklı virüsler de Parity Error hatasına neden olabilir, (örneğin Parity Bootvirus). Bilgisayarı kapatın. Üzerinde güncel bir antivirüs yazılımı bulunan bir açılış disketini sürücüsüne yerleştirin ve bilgisayarı tekrar açın. Sistem disketten açıldıktan sonra virüs tarayıcısını çalıştırın ve sabitdiskte virüs olup olmadığını kontrol edin.

Sisteminizde virüs bulunmadıysa ve hata devamlı olarak karşınıza çıkıyorsa, sahip olduğunuz hafıza modüllerinden birinin arızalı olduğunu düşünebilirsiniz. Bu noktada neler yapmanız gerektiğiniz 2.2.4.3 numaralı bölümde bulabilirsiniz. Eğer bir virüs bulursanız, bunu bir virüs tarayıcısı yardımıyla temizlemelisiniz.



2.4.6 BIOS bir hata numarası veya mesajı veriyor

BIOS’un (Basic Input Output System) program kodu anakart üzerindeki bir chip üzerinde bulunur. Bu kod chip’e entegre edilmiştir ve silinemez. BIOS, bilgisayar açıldıktan veya yeniden başlatıldıktan sonra çalıştırılan ilk program kodudur. Bu, anakart üzerindeki bileşenleri ve ek kartları çalıştırır ve bilgisayarı kullanıma hazır hale getirir.

Bir sonraki adımda POST (Power On Self Test) olarak adlandırılan bir sistem testi uygulanır. Bilgisayarda yüklü olan bileşenler kısa bir kontrolden geçirilir ve sayılırlar. Test edilen parçalar arasında sürücüler, bağlantı noktaları, ekran kartı ve sistem hafızası bulunur. Elde edilen sonuçlar daha sonra CMOS Setup’taki veriler ile karşılaştırılırlar. Eğer POST işlemi sırasında bir uyuşmazlık tespit edilirse, bu bir Beep Code veya hata mesajı ile kullanıcıya bildirilir.

Eğer her şey yolunda giderse, son adım olarak işlem sistemi yüklenir. Sistem, genellikle ilk olarak disket sürücüde ve daha sonra da sabitdiskte aranır. Bunun ardından BIOS, başka programlarla donanım ve yazılım arasında programlama arabirimi olarak kullanıma sunulur.

CMOS-RAM enerjisini bir pilden alan, genellikle bir harici kontrolör üzerinde bulunur. Eğer harici bir pil tarafından beslenmeseydi, CMOS RAM üzerindeki bilgiler, bilgisayar kapatıldığı zaman kaybolurdu. CMOS RAM üzerinde bilgisayar konfigürasyonu ile ilgili veriler saklanır. Burada, BIOS tarafından programlanması veya konfigüre edilmesi gereken anakartın chipsetine ait önemli ayarlar da bulunur.

Hata numaraları veya hata mesajları ancak BIOS’un hata tespit işlemleri sırasında bir arıza ile karşılaşıldığı zaman ekrana gelirler. Bunun için video sisteminde, işlemci veya güç kaynağında ciddi arızalar olmaması gereklidir. Burada, Diagnostic Error Codes yani arıza tespit hata kodları söz konusudur. Örneğin, sistem bilgisayar açılırken ekrana gelen “Error Code 1782 Controller Failure” mesajı, sabitdisk üzerinde bulunan kontrolörün çözülemeyen bir arızaya sahip olduğu anlamına gelir. Bilgisayarın kasasını açın ve sabitdiske güç saplayan fiş ile veri kablosunu çıkartıp, tekrar takın. Bunun sonucunda bilgisayar muhtemelen sorunsuz bir şekilde yeniden açılacaktır. Bu durumda karşılaşılan hatanın kaynağı, kablo bağlantılarındaki bir uyuşmazlıktan ibarettir. Ancak buna rağmen hata mesajı ile tekrar karşılaşırsanız, sabitdiski değiştirmeniz gerekir.

Sonuç olarak ileride karşınıza çıkabilecek çok sayıda “Diagnostic Error Codes” mevcuttur. BIOS üreticisine bağlı olarak karşınıza kısa bir yardım metni ile beraber sadece hata numarası da çıkabilir. Error Code’un ne anlama geldiğini bilebilmek için ilk olarak bilgisayarınızdaki BIOS üreticisini tanımanız gereklidir. Bunu, bilgisayar açıldıktan kısa bir süre sonra ekrana gelen BIOS mesajından öğrenebilirsiniz. Tüm hata mesajlarını bu kitap içerisinde açıklayamayacağız. Karşılaştığınız hata kodunun anlamını çıkartamazsanız, bir teknik servise başvurabilir veya internetteki kaynakları ([url]www.vimbios.com[/url]) inceleyebilirsiniz.

2.4.7. Bilgisayar Mesajı: CONFIGURATION ERROR

Bilgisayar açıldıktan sonra, kısa bir süre için kendisini test eder. Bunun sonucunda elde edilen donanım bileşenleri CMOS Setup içerisindeki bilgiler ile karşılaştırılır.

Bu sırada farklılıklar tespit edilirse, aşağıdaki hata mesajlarından biri ekrana getirilir:

Configuration Error

Mismatch CMOS

Bu hata mesajları genellikle zararsızdırlar. CMOS Setup içerisinde kullanıcı tarafından yapılan değişiklikler veya pilinin çıkartılması bu mesajların ekrana gelmesine neden olabilir. Bir tuşa basarak (genellikle [F1]) BIOS Setup’a erişebilir ve buradaki bilgileri düzeltebilirsiniz.

2.4.8 BIOS ayarları kaybolmuş

BIOS ayarlarının kaybolması, anakart üzerindeki pilin ömrünü tamamladığı anlamına gelebilir. PC’lerde kullanılan pillerin yaşam süreleri çok farklıdır. Ömürleri, kullanılan türe bağlı olarak beş seneye kadar çıkabilir. Eğer pil ömrünü tamamladıysa, ilk olarak Setup ayarları ara sıra kaybolur. Pil ara ara çalışır ve disket sürücüsü veya tüm sürücüler aynı anda yeniden başlatılırlar. Bu olayların gerçekleşme aralığı ise zaman içerisinde hissedilir derecede azalır. En kötü durumla karşılaşmadan ve Chipset Setup ayarları kaybolmadan
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:35
ADSL Modemler

External ADSL modemlerin tümü bilgisayarınıza kablo modemlerde olduğu gibi, bir ethernet kartı aracılığı ile bağlanmakta. Dolasıyla eğer harici bir modem satın alıyorsanız alışveriş listenize birde ethernet kartı eklemelisiniz. Burada hatırlatmak istediğim nokta ethernet kartınızın extenal modeme atanması, yani ev/ofis ağınıza erişim için ayrıca bir ethernet kartına daha ihtiyaç duyacaksınız. Çoğunlukla ev kullanıcısı için fiyat yönünden cazip olmayan external modemler daha çok küçük/orta ofislere hitap ediyor.Bu nedenlede üst seviye modellerde dahili firewall, Nat, DHPC ve 4/8 port router gibi özellikler bulunabilmekte. Giriş seviyelerinde 200-250$ arası fiatlarla Türkiyede satışa sunulan external modemler,özelliklerinin artması paralelinde fiat artışınıda beraberinde getiriyor. "Full aksesuar" diye tanımlayabileceğimiz bu üst seviye modellerin fiatları ise 500$ civarlarında.

Internal ve USB modemler ise ev yada küçük ofis kullanıcılarını hedeflediği için external modellerde olduğu gibi dahili özellikler barındırmıyorlar. Ama bu sadelikleri fiat yönünden büyük bir avantaj sağlıyor. Ethernet kartı maliyeti de,olmayan internal modemler doğrudan bilgisayarınızın PCI slotuna takılıyor ve yine external modemlerde olduğu gibi PPPoE protokolünü kullanıyor. USB modemler ise belki kişisel bir yorum olacak ama çoğunlukla çıkardıkları uyumsuzluk sorunları yüzünden bana göre bir alternatif oluştumuyorlar ve eğer mecbur değilseniz USB modeller üzerine satın alma projenizden en azından şimdilik vazgeçin.

Harici Splitter


Dahili Splitter/Filtre

Yazının başlangıç aşamalarında değişik modemler test ederek size bir tercih yapma şansı vermek yada en azından kişisel deneyimlerimle tavsiyede bulunmak istiyordum. Her ne kadar yazının sonuna bundan sonra test için bize ulaşacak ürünleri tanıtım amacıyla(Test değil Tanıtım!)ekleyecek olsamda, denemelerimiz test adı altında bariz bir karşılaştımanın doğal ortamında, yani direkt olarak hat üzerinde imkasız olduğunu gösterdi. Öncelikle stabil bir hat kapasitesi yakalamak mümkün olmadı. Bir gün band genişliği limitime göre 16-17 Kbps download ile fırtınalar koparan hattım, ertesi gün 4-5 saatlere varan takılmalar hattan düşmeler,bağlantı sorunları ile saç baş yoldurttu.

Kısaca özetlemek gerekirse şunu anladık. Eğer 128/32 (Pratikte 128/32 olarak kullandığımız Adsl hattı 15 k down / 7 k up çalışıyor yani aslında 128/64) gibi düşük bir band genişliğinde bir hattınız varsa,maksimum 2-3 bilgisayardan kurulu network'e sahip ev veya küçük ofis kullanıcısı iseniz sizin yönelmeniz gereken ürün kesinlikle internal modeller. Çünkü bana ulaşan test modemleri içinde yer alan dahili 2MB cache bellekli canavar modellerle tamamen düşük fiat stratejisine göre dizayn edilmiş internal model arasında bu hat kapasitesi ile pratikte hiç bir fark yok.Dolasıyla hiç düşünmeden tercihinizi arkasında güvenilir satıcı yada ithalatcı firma bulunan satış sonrası sizi üzmeyeceğine inandığınız markalı,ama bulabildiğiniz en düşük fiatlı internal modemden yana yapın.Bahsettiğimiz grubun dışında kalan orta/büyük ölçekli firmalar yada yüksek band genişliğine sahip hatlar için external modemlerin tercih edilmesi,dahili özellikleri yüzünden daha mantıklı olacaktır.

Bu arada unutmadan "Splitter" konusu ile bir kaç şey belirtelim. Bu aralar çeşitli firmalar tarafından getirtilen spliter'sız modemler satılmakta ve eğer telefon hattınızı ses görüşmeleri için kullamıyorsanız splitter'a zeten ihtiyacınız yok denmekte. Her ne kadar ilk anda düz mantıkla "nasıl olsa ben telefon hattımı sesli görüşmeler için kullanmayacağım dolasıyla spliter ihtiyacım olmaz" diye düşünsenizde spliterın amacı ADSL modeminize giden alt band parazitlenmelerini ayırmak olduğunu unutmayın ve işin başındayken spliterlı veya filtreli modelleri tercih edin.

Ağ paylaşımı
ADSL erişiminizin Lan üzerinden paylaşımı için çeşitli alternatifler mevcut. Bunlar biri ADSL modeminizin bağlı olduğu bilgisayarınıza ikinci bir NIC ekleyerek yerel ağınıza internet erişimi sağlamak. Bu yöntem küçük ağlarda hem local terminallere ulaşım, hemde bu terminaller arasında internet paylaşımı için kullanılan en popüler ve stabil yöntem olarak değerlendirilebilir. Donanım maliyeti açısından hardware router işin içine girmediği için fiyat açısından cazip olsada, dezavantajı terminallerin internet erişimi için ADSL modemin bağlı bulunduğu ana makinanın sürekli açık kalması.

External modem kullanımında 1.Ethernet kartı modeme atanmış olarak kullanılır. 2.ethernet kartı ise yerel ağ bağlantısı için hub/swicther'a yönlendirilir. Bu noktada tavsiye edilen modemin bağlı olduğu makinada kullanılacak olan ethernet kartlarını farklı markalar olarak tercih etmek. Sebeb ise aynı marka kartların adres çakışma ihtimallerini azaltmak ve protokol yönetimi esnasında modem ve ağa atanan ethernet kartlarının markalarına göre belirlenerek yönetimin kolaylaştırılması. Bu yöntemde en sık karşılaşılan sorun ana makinanın server olarak atanmayıp kullanımda olması ile ortaya çıkan IRQ çakışması problemi. Çoğumuzun evinde kullandığı sistemlerde ses kartı,tv kartı ekran kart vs.derken bunların üzerinede 2 ethernet kartı eklenince boş IRQ bulmak neredeyse imkansızlaşıyor. Herne kadar kadar işletim sistemi bu çakışmaları engellemeye çalışsada özellikle tv kartı gibi hassas olan ürünler zaman zaman sorun yaratabiliyor.

İnternal modem kullanımındada extra bir ethernet kartına ihtiyaç duyulmaması dışında sistem yapısı aynıdır. Ev/küçük ofis kullanıcıları için hem internal modemlerin fiatlarının daha makul olması hemde ikinci ethernet kartına ihtiyaç olmaması sebebi ile en ekonomik ağ kurulumunu sağlar.Bu sistemin tek dezavanatajı ise modemin internal yapısı gereği direk olarak switch üzerinden paylaşımına izin vermemesidir.

Bu iki ağ/modem paylaşımına alternatif olarak içlerinde donanımsal olarak NAT,Firewall dahili 4 port router özellikleri barındıran external modemlerde bulunmakta.Donanım kaynaklı bu özellikler özelikle ofis kullanımlarında pek çok avantajı beraberinde getirsede oldukça yüksek fiyatları ve çoğunlukla 10 Mbit destekleri yüzünden pek yaygın olarak kullanılmakta.

Yazılım
İnternet erişimi paylaşımında farklı firmaların ürettiği nat yada gateaway yazılımları mevcut. Bunların içinde ev yada küçük ofis uygulamalarında Microsoft'un yeni işletim sistemleri ile birlikte sunduğu (98SE/Me/2000/XP) ICS yazılımı (Internet connection sharing), Ofis yada profesyonel kullanıcıların tercih ettiği Sygate firması tarafından sunulan Sygate Office Network kullanıcıların yoğun olarak tercih ettikleri yazılımların başında yer alıyor.

ICS Microsoft tarafından Windows işletim sistemi ile birlikte ücretsiz sunulan bir yazılım. Bundan dolayı oldukça geniş bir kullanıcı kitlesine sahip. Amatör yada "Etliye sütlüye bulaşmayı sevmeyen" kullanıcılar hedeflendiği için size hemen hemen hiç iş bırakmadan her şeyi halletmeye çalışan bir kuruluma sahip. Gerçektende eğer bir sorunla karşılaşmazsanız her şey olabildiğince basit ve pürüzsüz. Ama eğer bir sorunla karşılaşırsanız maalesef kontrol ve hata kaynağının tespiti anlamında size seçenek sunmuyor. Bu aşamada elinizden gelen tek şey Uninstall/install denemeleri ile sistemin düzelmesini ummakki buda çok fazla sonuç vermiyor ve eninde sonunda yeniden işletim sistemi install edene kadar çalışmamakta direnebiliyor. Kurulum aşamasında local ağınızın çalışır durumda olması ve eğer modeminiz external ise ikinci ethernert kartınızında sistemde tanımlı olması işiniz kolaylaştıracaktır. (Eğer standart işletim sisteminizin kurulumunda yüklemediyseniz Control panel->Add/remove programs properties-> Communications->Internet Connections Sharing sekmesini tıklayarak yükleyebilirsiniz.)

Sygate Office Network yazılımı ise ticari yazılım olması sebebi ile çok daha gelişmiş bir ürün. Kullanıcıya kontrol ve konfigürasyon için bir çok seçenek sunarken bünyesinde bir takım extra özelliklerde barındırıyor. Bunlar içinde en önemlisi, herne kadar ben bir türlü manuel olarak ethernet kartımı programa tanıtamadığım(!) için deneyemediysemde tek bir ethernet kartı ile external modem ve ağ bağlantısını sanal bir ethernet kartı yaratarak geçekleştiriyor olması. Pratikte Türkiye'deki 7-8 $'lık fiatları göz önüne alındığında ikinci bir ethernet kartından maddi tasarruf sağlamak gibi gözüken bu özelliğin,sanal olan pek çok şeyin aslında gerçek uygulamada pekde fazla yarar sağlamadığını düşünürsek biraz "Fuzuli" bir özellikmiş gibi algılıyabiliriz. Ama yukarıda değindiğim "IRQ" sorunu ile karşılaşan kullanıcılar için en azından bir alternatif olduğuda gerçek. Bunun dışında terminallere göre bant genişliği limiti tanımlanabilmesi, kullanıcılara account açılarak erişimlerinin denetlenebilmesi ve ayrıntılı ağ/internet erişimi loglaması sayılabilir.

Özet
Sonuç budur diye yazıyı toparlayıp,kendi düşüncelerimi aktarmadan önce size küçük bir hikaye anlatmak istiyorum. İlk dinlediğimde bir Cem Yılmaz esprisi gibi gelsede aktaran kişinin buna pek gülmediğini görmem beni inanmak zorunda bıraktı.

Hikayemiz bizden oldukça uzakta ismi saklı bir ülkede, ismi saklı bir telekom ve yine ismi saklı bir ithalatçı firma arasında geçmekte Günlerden bir gün bu ithalatçı firma, ülkesinde yeni uygulamaya konan fiat politikası ile son kullanıcıya ulaşan ADSL için modem getirtip satmaya karar verir. Yasalara saygılı bir firma olduğu için modemlerini ilk iş ülkesinin ADSL hattı satışınıda üstlenip, ISS'cilikte oynayan telekomununa gönderip getirdikleri modemlerin şartnamelere uygun olduğunu onaylatmak ister. Firmalarının yaptığı ADSL başvurusu henüz sonuçlanmadığı için onay için getirdikleri örnek modemleri kendileri deneyemeden göndermek durumundadırlar. Yapılan görüşmelerin ardından telekom tarafından onay için istenilen ücret ödenir ve modemler telekoma gönderilir.

Aradan 3 gün geçer ve firma akibeti öğrenmek için telekoma müracat eder. Alınan cevap (sıkı durun) "Gönderdiğiniz ADSL modemleri test etmek için hattımız yok." şeklindedir. Firma takvimi kotrol eder ama 1 nisan geçeli çok olduğundan bunun pekde sevimli bir şaka olmadığını düşünüp "Olurmu böyle saçma birşey" diye itiraz eder. Telekom tarafından pek istekli olmasada yapılan itiraz haklı görünüp "Tamam biz birşeyler ayarlarız" diye cevaplanır.

Aradan 3 gün daha geçer. Firmamız tekrar sonucu almak üzere telekomu arar. "Ya kusura bakmayın ama bizim bu modemi bağlayacak bilgisayarımızda kalmamış, bir tane var ama dinazorlar hala yaşarken alınıp buraya konduğu için herhalde sizin modemi onda test edemeyiz" eşdeğeri bir cevapla karşılaşınca mecburen kendi bünyelerinde bir bilgisayar toplayıp "Başka bir eksiğiniz varmı? Elektrik,su,kolonyalı mendil vs." diye sormayıda ihmal etmeden telekoma gönderirler.

Eh artık başka pürüz çıkmaz diye sevinen firmamız,bu sefer kesin onay çıkmıştır diye tekrar(!) telekoma başvurur. "Sizide yorduk ama,bizim bu modemlerden anlayıp test edebilecek düzeyde elemamızda yokmuş,acaba bide bi ele..." diye söze başlayınca firma yetkilisi "Yok artık normal hayatta bu kadarıda olmaz" der ve bari kameralara el sallıyayım diye etrafına bakınmaya başlar. Gizli kamera şakası olmadığına uzun bir uğraş sonrası inandırılabilen firma yetkilisinin "Madem onay verebilecek düzeyde değilsiniz, neden böyle bir zorunluluk getiriyosunuz,madem birşey beceremiyeceksiniz, neden benden para talep ettiniz," sorusuna karşılık telekom "Bozuk bu modem bozuk, onun için yapamadık" yanıtını verince,firma yetkilisi hayretler içinde modemi geri alıp koşarak oradan uzaklaşır.

Çaresiz kalan firma görevlisi gerçektende modemlerde bir sorunmu var acaba der ve ADSL hattı olan bir yerde modemleri kendi denemeye karar verir. Bu kararını eyleme dönüştürdüğünde farkederki modemlerin VP ve VC ayarları telekom tarafından konfigüre edilmemiştir. Artık akıllanan yetkili Telekom'a bu değerleri sorup "VC bu katta karşı koridorda var ama VP diye birşey duymadım" gibisinden komik cevaplarla karşılaşmak istemediğinden çalışan bir modemden bu değerleri alarak kendi modemlerine uygular. Modemlerin problemsiz şekilde çalıştığını tespit eden yetkili, bilgisayarını ve modemlerini yanına alarak Telekomda bağlantıyı kendisi kurar. En sonunda çalışır halde gördükleri modemlere artık itiraz edecek bir şey bulamayan Telekom'da harcadıkları uzun ve yorucu çabanın karşılığı olan bedelide tahsil ederek modemlere Onay(!) verir.

Hikayemiz görüldüğü üzere zorda olsa başarıya ulaşmış bir şekilde sonladı. İşe biraz mizah karıştırsamda konu genel hatları itibari ile gerçek ve yaşanmış bir olaydır. Bizim buradaki şansımız adı geçen ülkede yaşamıyor, bu mantık ve zihniyetle işletilen bir telekomla muhatab olmuyor olmamamız. Yoksa,ayda bir kendi ülkesinin vatandaşları sürekli değer kaybeden ulusal para birimi ile geçinmeye çalışırken,verdikleri hizmet dünya ortalamasında alt sıraları bile zorlayamayan kalitede iken,bu hizmet karşılığında dünya ortalamasının üstünde ücretlendirme yapan ve bunu sürekli olarak artırmak için bahane kollayan,bir sorun ile karşılaştığınızda "Ha,Ne,hö?" gibi cevapları işitmek için bile saatlerce meşgul çalan telefonları düşürmek için uğraştığımız bir telekomla muhatab olurduk. Dedim ya biz şanşlıyız."Burası Türkiye yok öle"

Sonuç
Diğer bir çok şey de de olduğu gibi ülkemizde kullanıcıya sunulan ADSL çözümleri servis kalitesi, fiat polikası ve destek anlamında, dünya ortalamalarının oldukça altında kalıyor. Örneklemek gerekirse yurt dışında ADSL hizmeti veren ülkeler arasında alt limit olarak 128/32 hat sunan bilgim dahilinde başka ülke yok. En yakın hat limiti 128/64 ile Infocom-PLDT (Philippines) ve Loxley Information Services (Thailand) tarafından sunulmakta. Yanı kabaca bize sunulan servisin en azından isimlendirme anlamında Filipinler ve Tayland'da sunulan servisin bile altında olduğunu söylemek mümkün. Sanırım TT'nin ev kullanıcılarına yönelik olarak sunduğu band genişliği limitinin dünya ortalamalarındaki yeri hakkında başka bir şey söylememe gerek yok

Fiat yönünden karşılaştırdığınızda ise durum dahada vahim bir hal alıyor. Çoğunlukla modern ülkelerdeki ev kullanıcıları için sağlanan hat limitleri minumum 368 kbps lerden başlamakta. Ama yoğun kullanımda olan bant genişliği 1.5 Mbps/384 Kbps civarlarında ve bu band genişliği ile birlikte E-mail,Web hosting,ücretsiz modem ve kurulum,hatta ücretsiz web üzerinden görüntülü iletişiminiz için pc kamera'da sunulmakta. Bu paket için istenilen ücret ise aylık 50$ ile 70$ arasında değişmekte ve aynı koşullarda dahada uygun fiatlar bulmak olası. Türk Telekom tarafında ise extra hizmetlerin hiç biri sunulmadığı halde daha düşük olan 1024/256 band genişliğindeki hat için istenilen aylık ücret sıkı durun 918.000.000.-TL (yazıyla -dokuzyüzonsekizmilyon-) ki buda aşağı yukarı aylık 600$ civarında bir rakama denk geliyor.Ve sanırım TT'nin fiatlandırma polikası üzerinede başka bir şey söylememe gerek yok

Olayın satış anı ve sonrası verilen destek hizmeti boyutuda hiç sevimli değil. Türk telekom kullanıcıların karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak için tahsis ettiği telefonlar ve bu telefonların başında size hizmet etmek üzere görevlendirdiği uzman görevlilerde bulunmakta. Ama bu güne kadar bir (numara ile "1") kez bile bu telefon numaralarından başlarında bana hizmet için bekliyen görevli arkadaşlara ulaşıp bir iki kelime dahi edemedim. Sürekli meşgul çalan numaralar ile ilgili olarak Bilişim 2001'deki TT standında görevli olan bayan'a "böyle bir sorun var ne olacak bu işin sonu" diye sorunca "Yok dahada neler tamam biraz yoğun ama abartıyorsunuz" diye cevap aldım."Eh nasıl olsa gene sürekli meşgül çalacak masraf olmaz gelin şimdi burdan arayalım bakalım ne kadar zaman sonra ulaşacağız" diye diretince geçen 45 dakika sonrası pes eden görevli "Ya şimdi aklıma geldi bugün bizim telefon hatlarımızda bir sorun vardı onu düzeltmek için çalışmalar yapılmakta, onun için bu gün meşgül çalıyor. Sen şimdi git yarın gel..." diyerek beni nazikçe başından kovaladı.

Eğer bir problemle karşılaşırsanız çoğunlukla bunu yine kendiniz çözmek durumundasınız. Problemin sizin tarafınızda oluştuğunu düşünüyorsanız ilk önce konu hakkında tecrübesi olduğuna inandığınız bir arkadaşınıza, sonra modemi satın aldığınız firmaya başvurun. Yok eğer sorunun kaynağının TT tarafında olduğuna inanıyorsanız ve meşhur destek hattına sizde ulaşamıyorsanız bir süre bekleyin bu güne kadar karşılaştığım hat problemleri en geç 24 saat içinde kendiliğinden düzeldi. Daha uzun süren bir problem ise direkt olarak genel müdürlüklere yazılı olarak başvurun.

Yurtdışındaki ADSL hizmeti veren firmalarda sunduğu ekstra hizmetlerin hiçbirinin TT tarafından sunulmadığını söylemiştik. E-mail için bile ayrı bir ISP'den account olmak durumundasınız. İşin daha da komik tarafı şu an Türkiye'deki belli başlı ISP ler TT'nin haksız rekabette bulunduğunu öne sürerek kendi aralarında imzaladıkları "Toplu İçerik Kullanım Sözleşmesi" ne uymayan TT ADSL kullanıcılarının kendi portallarına erişimini engellemekte. Hernekadar illede bu portallara erişmek istiyorsanız, popüler download sitelerinin hemen hepsinde bulabileceğiniz IP saklayan utilityler sizin net üstündeki IP'nizi masklayarak bu portallara erişiminize imkan tanıyorsada işin bu hallere gelmesinin mantığını kavramak zor.
Türkiyedeki ADSL uygulaması ile ilgili aslında çokda fazla yoruma gerek yok.Konunun özetini dilim döndüğünce aktarmaya çalıştım. Alternatifleri ile karşılaştırıldığında başlangıçtaki yüksek modem maliyetleri dışında sürekli online bağlantı karşılığı Türkiye'deki alternatiflerine göre makul sayılabilecek bağlantı ücretleri ile maalesef farklı bir çözüm yok.


Bu yazıyı aslında genel hattları itibari ile Mayıs 2001 tarihinde hazırlamış,çeşitli fırsatsızlıklar yüzünden bir türlü yazıyı tamamlıyamamıştım.Yaklaşık 6 ay sonra tekrar ele aldığımda geçen zamana rağmen,olumsuzluklardan hiçbirine son kullanıcı yararına bir çözüm oluşturulmadığını görmek üzücü ve geleceğe yönelik beklentiler anlamındada oldukça düşündürücü...

TEKNİK DESTEK



ADSL TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

* Access Network (Erişim Şebekesi)
Farklı teknoloji ve ürünlerle veri omurga şebekelerine bağlantı amacıyla kullanılan çözümleri içerir.
* Access Nodes (Erişim Düğümleri)
Veri omurga şebekelerine abonelerin eriştiği santral ve cihazları içerir.
* ADSL (Asymmetric Digital Subscriber Line - Asimetrik Sayısal Abone Hattı)
İki telli bakır hatlardan 1.5Mbps ile 8Mbps arasında değişen hızla bilgi çekme (downstream), 16Kbps ile 800Kbps arasında değişen hızlarla bilgi gönderme (upstream) yapabilen sayısal erişim teknolojisidir.
* APON (ATM Passive Optical Network)
ATM üzerinden pasif optik network çalıştırılmasıdır.
* ATM (Asynchronous Transfer Mode)
Çok yüksek hızlarda hücresel bilgi iletimi, ADSL üzerinden de gönderilebilir.
* ATM25
ATM forum 25.6Mbit/s hücresel kullanıcı arayüzüdür, IBM token ring network'te kullanılır.
* ATU-C ve ATU-R
Merkez ve uzak uç ADSL iletişim cihazıdır. (Bazı uygulamalarda erişim düğümü ile entegre olabilir).
* BDSL
VDSL ile aynı anlamdadır.
* B-ISDN (Broadband ISDN)
Genişband Tümleşik sayısal veri şebekesidir.
* CATV (Community Access Television - Cable TV)
Kablolu televizyon hatlarını kullanarak Internete erişim tekniğidir.
* Core Network (Çekirdek şebeke)
Santral, anahtarlama ve transmisyon altyapı ana noktalarının birleşiminden oluşur. Geniş kapsamlı bir hizmet ağıdır ve genellikle ülke çapında kurulu şebekeleri içerir.
* CSA (Carrier Serving Area)
Operatörün hizmet sağlayabildiği kapsama alanıdır.
* DSLAM (Digital Subscriber Line Access Multiplexer)
DSL kullanıcıların servis sağlayıcının "Erişim Düğümü"nde sonlandığı şasidir (shelf).
* DS0 (Sayısal sinyal 0)
64Kbps sayısal iletişim standardıdır. DS0, TS (time slot-zaman bölmesi) kavramı ile özdeştir.
* DSL (Digital Subscriber Line - Abone sayısal hattı)
Bu teknoloji ile mevcut bakır hatlardan sayısal iletişim sağlanır.
* E1
Avrupa iletişim standardıdır. 32 zaman bölmesinden oluşan, toplam 2,048Mbps hızında iletişim sağlayan çerçeve (frame) yapısıdır. İşaretleşme ve senkronizasyon dışında iletim için genellikle 30 zaman bölmesi kullanılır.
* Feeder Network
Erişim Düğümleri'nin Çekirdek Şebeke'ye bağlantı kısmıdır.
* FEXT (Far End Cross Talk)
Yan yana giden bakır hatlarda, bir hattın diğer hattın uzak ucunda oluşturduğu çapraz gürültüdür.
* FTTCab (Fiber to the Cabinet)
Abone hattı bağlantısının yapıldığı saha dolabını telefon santraline fiber ile bağlayan şebeke mimarisidir.
* FTTH (Fiber to the Home)
Kullanıcının evlerine kadar telefon şebekesi üzerinden fiber haberleşmesi hizmetidir.
* FTTK veya FTTC (Fiber to the Kerb)
Operatörün verdiği veri iletişim hizmetlerinde telefon şebekesi üzerinden yapılan optik fiber haberleşmesini iki telli bakır sinyaline çeviren dağıtıcı noktadır. Bu noktalar genelde cadde ve sokaklarda bulunan saha dolaplarıdır. Kullanıcılar bu noktalardan kendilerine tahsis edilen iki telli bakırla ev ve ofislerine hat alırlar.
* HFC (Hybrid Fiber Coax)
Genellikle kablo TV şebekelerinde kullanılan bir altyapı çözümü olan HFC, dağıtım noktasına kadar fiber, bu noktadan sonra da koaksiyel kablo ile iletişim sağlayan altyapı çözümüdür.
* HDSL (High - Bit-Rate Digital Subscriber Line)
Yüksek hızlı Sayısal Abone Hattıdır. HDSL ile 4 tel üzerinde E1 iletişim hızı sağlanır.
* ISDL
ISDN teknolojisini kullanarak 128Kbps hızında IDSL bağlantısı sağlamak amacıyla kullanılır.



* ISP (Internet Service Provider)
Internet Servis Sağlayıcısıdır.
* LAN (Local Area Network)
Lokal Alan Şebekeleri'dir.
* LEC (Local Exchange Carrier)
Yerel operatörlere verilen genel tanımdır.
* Loop Qualification
DSL teknolojisinde belirtilen belli bir veri iletimi oranıdır.
* MPEG (Motion Picture Experts Group)
Sıkıştırılmış video iletimi standardıdır.
* NEXT (Near End Cross Talk)
Yan yana giden bakır hatlarda, bir hattın diğer hattın yakın ucunda oluşturduğu çapraz gürültüdür.
* N-ISDN (Narrowband ISDN)
Darband ISDN'dir.
* NSP (Network Service Provider)
Şebeke servis sağlayıcıdır; katma değerli network hizmetleri gerçekleştirir.
* NTE (Network Termination Equipment)
Hatları sonlandırma cihazlarıdır.
* OC3 (Optical Carrier 3)
Fiber erişim ortamında 155Mbps hızında erişim standardıdır.
* ONU (Optical Network Unit)
Erişim düğümlerinde optik işaretleri elektriksel işaretlere çevirerek abonelerin bağlandığı bakır veya koaksiyel kablo üzerinden iletimini sağlayan birimdir.
* PON (Passive Optical Network - Pasif Optik Network)
Fiber temelli pasif iletişim şebekesidir.
* POTS (Plain Old Telephone Service)
Geleneksel telefon hizmeti şebekesi.
* PTT
Avrupa'da ve ülkemizde de daha önce ismi aynı olan telefon hizmetlerini veren kurum ismi.
* RADSL (Raid Adaptive ADSL)
İletişim kurulurken, hattı olabilecek en yüksek hızda kullanmak üzere modemlerin birbirleriyle anlaşatığı ADSL versiyonudur.
* Splitter (Dağıtıcı)
ADSL cihazı kullanılan hat üzerinden ses ve data işaretlerini ayırmak için kullanılan bir filtre cihazıdır.
* SDSL (Symettric Digital Subscriber Line - Simetrik DSL)
Bilgi çekme (upstream) ve bilgi gönderimin (downstream) aynı olduğu DSL çeşididir.
* T1
24 ses kanallı 193 bit frame'e paketlenmiştir 1,544Mbps hızında iletim yapılır. DS1'le aynı şeydir.
* Telco
Telefon hizmeti veren şirketlere verilen genel isimdir.
* TPON (Telephony over Passive Optical Network)
PON üzerinden telefon görüşmeleri yapılmasına denir.
* VADSL (Very high speed ADSL)
Çok yüksek hızlı ADSL'dir. VDSL ile özdeştir.
* VDSL (Very high data rate DSL)
Hızları 12,9 ile 52,8 Mbps arasında değişen, bakır hatlar üzerinden yüksek hızlı ADSL erişmdir.
* WAN (Wide Area Network-Geniş İletişim Ağı)
Genellikle kurumlar tarafından uzaktaki ofislerini kendilerine veya birbirlerine bağlamak için fiber optik, kablosuz (wireless) ekipmanlar kullanılarak, veya özel hatlar kiralanarak gerçekleştirilen geniş alan şebekelerdir. Modem yardımıyla birbirine bağlanan LAN'lardan (Local Area Network-Yerel İletişim Ağı) meydana gelir.



MODEM NEDİR ?

Sözlükteki anlamı; mo (dulateur) ve dem (odulateur) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Mo bilgi, dem ise işlem anlamına gelmektedir.Bir uzaktan bilgi işleme tesisinde, bir merkez ordinatöre bir telgraf veya telefon hattıyla bağlanmış olan çıkış ve giriş üniteleri yakınına yerleştirilen cihaz; bu cihaz bir modülatör ve bir demodülatörden meydana gelir. (Modülatör, çıkışta iki sayılı bilgileri modüle edilmiş işaretler haline dönüştürür. Bu işretler demodülatör tarafından alıcıya gönderilmeden önce ilk biçimlerine getirilir. Sonuçların ulaştırılması aynı ünitelerle yapılır. )

Terim anlamı; bilgisayarımızın başka bir bilgisayar veya ağ ile iletişim kurabilmesi için ya bir ağ adaptörüne veya çevirmeli bir ağ bağlantısı kurabilmek için modeme ihtiyacımız vardır. Ağ adaptörleri genellikle yakın mesafede hızlı ve güvenli veri iletişimi için tasarlanmıştır. Bu şekilde bir bağlantı için uygun bir ağ yazılımı veya işletim sistemi tarafından destelenen bir bağlantı türü gereklidir. Ama araya uzak mesafeler de girerse iş biraz zorlaşacaktır. İki ayrı şehirdeki bilgisayarı birbirine bir ağ kablosuyla bağlayamayacağımızdan ya bir kiralık bir hat alacağız ya da işimiz kısa sürecekse normal telefon hatları üzerinden veri aktarımını seçmeliyiz. Bu iş için en pahalı seçenek de budur. İşte bu şekilde bir bağlantı için bize gereken donanıma kısaca modem diyoruz.

Modemler bilgisayardan gelen dijital verileri, telefon hattı üzerinden iletilebilmesi için gereken analog sinyal şekillerine çevirir. Karşı taraftaki modem, bizim göndermiş olduğumuz bu sinyalleri tekrar eski dijital hale yani 0 ve 1’ e çevirir.Böylece bilgi alışverişi olur. Modemler vasıtasıyla aktarılan analog veri deseni hattaki ek sinyaller nedeniyle orjinal veri ile istem dışı bir birleşmeye yol açar; ve verinin orjinalini bozar.Burada istenmeyen ek veri sinyalinden kasıt telefon hattını fiziksel yetersizliklerinden dolayı oluşan parazitlerdir.Bu nedenle sisteminiz için kullanmayı düşündüğünüz modem hataları en aza indirilebilecek bir yapıya sahip olmalıdır .Ortaya çıkabilecek problemler çoğunlukla geri çevrilebilir.Hatayı düzeltmek için gönderilen veri paketinden sonra bu veriyi tanımlayan ek bir veri paketi yollanır.Bu paket bir parity bitidir.Veri diğer uca ulaştığında ek veriyle karşılaştırılır.Veride bir hata bulunursa veri paketi tekrar istenir.Eğer hem veri paketinde hemde parity bitinde hata söz konusu olursa sistem çalışmaz.

İki bilgisayar arasındaki bağlantı sırasında oluşan bir hatanın nerede ve neden kaynaklandığını bulmak için üç aşamalı bir yol izlenir.Hata durumunda gönderici modem kendini test eder, hata kendinden kaynaklanmıyorsa karşı modeme kendisini test etmesini bildirir.Eğer hata her iki modemde de değilse kullanılan hattın testi yapılır.

Modemlerde veri iletişimi Yarı-dublex yada tam dublex olmak üzere iki durum var.Yarı dublex bir veri iletişiminde, giden veriye karşılık gelen veri aktarımı olur.Tam dublex’te ise aynı anda hem gönderim hem alım işlrmi yapılır.

Gelişen teknoloji sayesinde hemen hemen tüm modemlerde faks özelliği ve bazı modemlerde de ses kartı özelliği aldığınız modem kartlarının üzerine gelmektedir.

Modemler telefon hattı üzerinde 300 ile 3000hz arasında analog ses dalgaları iletir.Bu gerçek zamanlı bir konuşmadır.Modem bağlantısı seri portlar tarafından sağlanır.Seri porttaki bu veri iletişimi UART Chipi tarafından sağlanır.UART Chipi cinsine göre modemin hızı belirlenir.Örneğin modemimizin chipi 16550 ise yaklaşık hız 33600 civarındadır.

Veri iletişiminde Digitalden Analoga ve Analogdan Digitale geçiş işlemi DAC’e ADC tarafından yapılır.Veri aktarımında sesli veriler kullanılıyorsa işin içine DSP(Digital Signal Processor) girmektedir.Çünkü ses verileri daha yoğun ve geniş bir işlemdir.Digital sinyal işlemci yani DSP modemin enm önemli parçasıdır.Verinin iletişimine uygun hale gelmesini ve seslerin iletilebilmesini sağlar.

Modemler telefon hattı üzerinden her iki yöne, ses bandında 300 ila 3.000 Hz arasında analog sinyaller gönderir. Bu iki frekans bandı arasında analog ses dalgalarıyla veri paketlerini iletirler. Konuşma esnasında da sesleri seri kapıdan yani RS-232C’ den çıkar. Bu kapılar her bilgisayarda mevcuttur. Standart olarak seri kapı 1(COM 1 ), farenin bağlanması içindir. Bazı sistemlerde fare, PS/2 arabirimi üzerinden bağlandığı için COM 1 (seri kapı 1) işgal edilmez. Seri kapılar 9 ve 25 iğnelik erkek konnektörlerden yapılmıştır. Bazı sistemlerde her ikisinin de olmasına karşın, bulunmama ihtimali de mevcuttur. Modeminizle birlikte bu kapılar için uygun jaklı bir kablo verilecektir.

Önceden BBS’ ler vardı. Bir bilgisayar, bir modem ve bir BBS programıyla sanal dünyada gezinti yapılabiliyordu. Ayrıca dosya alış-verişi yapılıyor veya mesajlaşılıyordu. Önceden sanal dünya çok dardı ve burada gezinti çok yavaş işliyordu. Daha sonra sanal dünya genişledi. O kadar genişledi ki internet evlere girdi. Biraz yavaştı ama herkes interneti biliyordu. İnternet dünyasını gezip, görmek istiyorlardı. Bilgisayar firmaları da bu alana yöneldiler. Sürat önem kazandı. Sürat ve daha rahat bilgi alabilmek için modemler de geliştirilmeye başladı. Bir çok modem markası çıkarıldı. Bu çıkan modemlerde windows95 gibi programlara uyumu ve tam performansta çalışması önem kazandı.

KULLANIM ALANLARI:

Bir modeme sahip olmak demek çok geniş bir bilgi dünyasının kapısında olmak demektir. İnternet ve BBS bağlantıları bize bu bilgi dünyasının sonsuz olanaklarını sunmaktadır.Yapacağınız bağlantı nereye olursa olsun modeminiz size tek ve belirli bir bilgisayara bağlar internet ortamında bu servis sağlayıcısının serverıdır.Diğer yaygın bir kullanım alanı ise aynı şirket bünyesinde farklı noktalarda kullanılmasıdır.



MODEMDEKİ BAZI PARÇALAR :

UART : Seri kapıların kalbi olan çipe uart denir. (Universal Asynchronous Receiver/Transmitter). Uart’ ın 8250, 16450, 49880 şeklinde adlandırılan modelleri vardır. Bu çipin cinsine göre de dış ortama yani modemin gönderebileceği en yüksek hız yaklaşık olarak şu şekildedir: Tabloda görüldüğü gibi 28.800 veya 33.600 olarak satılan bir modem için ihtiyacımız olan bir uart çipi 16550’ dir. Daha düşük hızları destekleyen bir çipe sahip bir sistem iyi bir performans elde edemez. Sisteminizdeki uart çipini DOS’ la gelen MSD programını çalıştırarak rahatlıkla öğrenebiliriz. Eğer sisteminizdeki uart çipi 16550 değilse alacağınız bir modemin dahili bir modem olması da işimizi görecektir. Dahili modemlerde uart, modemin üzerindedir. İletişim esnasında veriler uart üzerinden seri kapıya, oradan da seri arabirim kablosu vasıtasıyla modeme gelir.

Veri iletiminde işleminde veriler bilgisayarın seri kapısına oradan da modeme gelir. Modemin bu veriyi iletebilmesi için hat üzerinde karşı modemle bağlantı kurması gerekir. Modemimiz karşı modemi arar ve karşı modem de hatta beklemede ise otomatik olarak cevap verir.

Bu cevap hangi hızları, protokolleri desteklediği ve o anda hangi hızda veri iletebileceği üzerindedir. Veri bilgisayardan modeme gelir, modem bu veriyi içindeki DAC (dijital- toanalog converter) vasıtasıyla analoğa çevirir.

DAC, ikili dijitlerden (1’ler ve 0’ lar ), analog dalga şekillerini yeniden elde eder. Artık analog şekildeki veri, telefon hattındaki taşıyıcı sinyale bindirilir ve karşı taraftaki modeme ulaştırılır. Karşı modem iletilen verileri ters işleme tabii tutar ve ADC (analog- to-dijital converter) vasıtasıyla sayısal hale getirilir.

ADC, gelen analog voltaj dalga şekillerinden, dijital ikili sayılar sırası üretilir. Ama işin içine ses gibi daha geniş bir işlem girerse ortaya DSP’ ler (dijital signal processor) çıkar.Sahip bir arkadaşınızla bağlantı kurdunuz. Transfer hızının hiç bir zaman 56 K DSP, kompleks matematik işlemleri için optimize edilmiş dijital sinyal işlemci. DSP’ ler modemlerde büyük önem taşırlar. Verinin iletilmeden önce, iletişim için uygun hale getirilmesi ve ses iletişimi için işlem yapar. DSP’ ler farklı amaçlar için de programlanabilir. Piyasada değişik adlar altında satılan ürünler arasında fark, yalnızca veri aktarımı için kullanılan çipler ve firmaların kendileri için yazmış olduğu ROM kodları taklit edilmekten kurtulamaz. Yeni teknoloji 56 K modemlerde modem üzerindeki ROM yenilenir. Modem yeniden açıldığında DSP yeni ROM’a üzerindeki yazılıma göre yeniden programlanır. Programlanmaktan kasıt DSP üzerindeki registerler’ ların set edilip yeni işlem için hazır hale getirilmesidir. Bu ROM değişmesi ile bir üst modele upgrade işlemi çoğunlukla harici modemlerdedir. Birçok dahili modem terfi işlemi için yazılım kullanır.Ama terfi işleminden her zaman mükemmel sonuç beklemek yanlıştır. Bazen istenmeyen durumlarla da karşılaşılabilir. ITT-T tarafından desteklenmeyen bir terfi işleminden sonra başka modemlerle bağlantı kurmama gibi olağan durumlar olabilir.

Zaten yeni teknoloji olan X2 terfisinin yapılabilmesi için gerekli olan ve çok önemli şeyler vardır. İlk gerekli şey bağlantı tarafının sonunun sayısal bağlantıda olması gerektiğidir. Bu ne demektir? İnternet servisi alıyorsunuz ve 56 K bir modeme sahipsiniz ve yine 56 K modeme olmayacağı kesindir. Çünkü analog’ tan analog’ a bir bağlantıda hattın kalitesi hiç bir zaman o kadar iyi olmaz. Zaten teorik olarak hat üzerindeki en yüksek hız 53 Kbits/saniye olabilir. Önemli bir konuda günümüzde Türkiye’ de telefon hatlarındaki ulaşım hızının düşük ve kalitesiz olmasıdır. Bu da bir bilgiyi almamızdaki zamanı arttırır. Böylece modem de istenen hızda çalışmaz. Buna da rağmen dosya çekmeye başladığınız zaman gelen veri akışı ancak 56 K hıza ulaşabilir. Siz veriyi 56 K hızda gönderemezsiniz.

Modem bağlantılarında her zaman en yüksek hızda gerçekleşecek diye bir kural yoktur. Düşünün, telefonu açıyorsunuz ama her zaman aynı hat, bağlantınız için size verilmiyor. Santral o an boş olan bir hattı sizin kullanımınıza sunuyor. Bundan dolayı hattın her zaman iyi olması beklemek yanlış olur. Kısaca modemin iyi olduğunu ancak evinizde bağlantılara başladıktan sonra anlayabilirsiniz. Yoksa bütün modemler yaklaşık olarak aynıdır fakat hat kalitesine göre modeminizin performansı da değişecektir. Yoksa modemleri kapalı santralde birbirlerine bağlamak ve bunu test ettik diye yazmak doğru değildir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli husus, modemleri test etmek isterseniz hiçbir zaman aynı marka iki modem arasındaki bağlantı hızına göre karar vermemeniz gerektiğidir. Aynı marka modem hemen her zaman kendi markasındaki ile iyi sonuç verecektir. Modemleri test etmek isteyen, bütün modemleri kendi markası hariç biri de bağlantı hızıdır. Özel bir AT komutu arcılığı ile bağlantı sağlandıktan sonra ekranda modemlerle bağlantı testi yapmalıdır.



Modemin Hızı

Modemin hızı bps terimiyle belirtilir 33.600 bps gibi burada 33600 bps (bits per second ) saniyede iletilen bit miktarını belirtir.Yani modem 33600 adet oval transfer edebilmektedir.Hız için kullanılan bir başka terim ise bound terimidir, ve değişen sinyal durumunu açıklar.Modemlerde kullanılan bir başka hız terimi ise cps’dir.Caracters per second.Yani saniyede transfer edilen karakter sayısıdır.

Bağlantı Hızı :

Çok yanılgıya sebep olan konulardan görüntülenecek hızın çeşidi belirlenebilir. Bu hız ya modem ile bağlı olduğu bilgisayar arasındaki hızdır ya da modemin karşıdaki modeme bağlantı hızıdır. 115200 baud gibi bir hızla herkes mutlaka karşılaşmıştır. Ancak bugün kullandığımız analog hatlarda 33,600 bps (bits per second) hızın üzeri mümkün değildir. (en azından iki taraflı olarak) Ulaşıldığı sanılan daha yüksek hızlar aslında modem ile bilgisayar arasındaki hızlardır. 56 Kbps son zamanlarda bu hızda olduğu söylenen birçok modem piyasaya sürüldü. Ancak söylenmeyen bazı gerçekler de var. Maalesef bu hıza ulaşan çok az sayıda modem vardır. 56 K hızına ulaşa bilmek için bir host side (server) modemin aranması gerekiyor. İkisi de “client” olan modemler en fazla 33,600 bps hızında birbiriyle bağlanabilirler. 56 K için server modemine sahip olan tarafın ayrıca bir de dijital hatta ihtiyacı vardır. Band genişliğini yeterli tutmanın tek yolu budur.

Hata Düzeltme Protokolleri :

Her iki taraf da gelen paket ile ilgili bazı matematiksel işlemler yaparak buldukları değerleri karşılaştırırlar. (Bayt bayt, yani bazı onaltılık rakamlar olarak geldikleri için matematiksel işlemler yapmak o kadar da zor değil.) Eğer karşılıklı iki değer birbirini tutmuyorsa alıcı taraf gönderen tarafa son paketi bir daha göndermesi için istekte bulunur. Bu işlem sırasında kullanılan algoritmalar önemlidir ve bazı protokoller geri istekte bulunmadan hatayı düzeltebilecek kapasitededirler. Özellikle uzak mesafe haberleşmelerinde bu geriye dönüşsüz hata düzeltme çok önemlidir. Bazı hallerde belirli oranlarda kayıplara razı olunabilen bu gibi haberleşmelere örnek olarak dünya ile uydular arası haberleşmeleri verebiliriz.

MNP 1-4 arası ve V.42 modem haberleşmesinde en popüler olan hata düzeltme protokolleridir. Özellikle “beyaz gürültü” denilen hat parazitinin olduğu şebekelerde sağlıklı iletişimi sağlarlar. İletişimin sağlıksız olmasının sebepleri arsında manyetik alanlar, uzun mesafeli hatlar, zarar görmüş hatları sayabiliriz. MNP, Micronom Networking Protocol kelimelerinin baş harflerinden oluşmuştur ve hatayı tesbit ve düzeltmeye yönelik bir protokoldür.

V.42 ise ITU-T tarafından belirlenmiş uluslararası bir standarttır. Gürültüsüz hatlarda MNP 4 ve V.42 daha yüksek bir başarı göstermektedir.

Veri İletişimini Etkileyen Faktörler :

Modem hızınız ne olursa olsun iletişiminizi etkileyen pekçok etken üreticinin gösterdiği hıza ulaşmanızı imkansız kılar.Örneğin 33600 bps hızında bir modeme sahipsiniz.Ama karşınızda aşağıdaki sorunların olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.

• Analog to analog bağlantının kalitesi yani PTT hattının kalitesi asla 33600’lük bağlantı hızına erişememektedir.

• Karşı bilgisayarda bağlandığınız modemin hızı 33600 ‘den düşükse örneğin 28800 bps gibi bağlantı düşük olan modemin hızında olacaktır.yani 33600’lük modeminizle 28800 bps’lik hıza dahi erişemiyebilirsiniz.

• Modeminizle kullandığınız yazılım gereği kadar verimli çalışmıyorsa bu hızınızı olumsuz etkileyecektir.

• Sizin yada karşınızdaki makinanın konfıgrasyonnundan dolayı oluşan hız kayıpları

• Yine PTT hatlarından şikayet edebiliriz Bulunduğunuz bölge santralı eski tip santral olabilir.Yada santraldaki hat yoğunluğu kapasitenin üzerinde olabilir.Bu da bağlantı hızınızı etkileyecektir.Özellikle internet bağlantılarında kopmalara yol açacaktır.

Veri Sıkıştırma Protokolleri :

Her ne kadar veri iletişimi sırasında çoğunlukla sıkıştırılmış dosyalar kullanılsa da bazı durumlarda saf dosyaların transferi gerekiyor. İki tane ana protokol var ve temelde işleyiş mantıkları aynı. MNP 5 ilk geliştirilen veri sıkıştırma protokolü ve sıkıştırma oranı 2:1. V.42 bis ise daha yeni bir protokol ve 3:1 oranında, bazı hallerde ise 4:1 oranında sıkıştırma oranı sağlıyor.

Veri Akışı Kontrolü ( Flow Control ) :

Akış kontrolü modem ile bilgisayar arasında veri alışverişi sırasında kullanılan bir tekniktir. Modemin veri depolama için sınırlı bir tampon belleği olduğu için haberleşme sırasında sürekli ve düzenli bir şekilde bu belleğin tazelenmesi gerekir. Gönderilen veri paketinden sonra hemen yenisi bilgisayar tarafından gönderilmelidir.Aynı şekilde henüz tampon bellek boşalmadıysa da boşalana kadar bilgisayar bekletilmelidir. Donanımsal ve yazılımsal olarak bu halledilebilir. Ancak her iki tarafta da aynı yöntem seçilmlidir. Donanımsal olduğu zaman RTS/CTS veri uçları kullanılır ve haberleşme bu uçlr ile yapılır. Yazılımsal olduğu zaman ise XON/XOFF adı verilen iki özel karakter kullanılır.





V’ ler ve Noktalar :

V.32: Consulting Committee for International Telephone and Telegraph ( veya "CCITT" ) veya yeni adıyla ITU-T tarafından 9.600 bps ve 4.800 bps modem operasyonlarının sandardı. Hat kalitesi düştüğünde 4.800 bps hıza düşmektedir.

V.32 bis: CCITT’ nin farklı markaların modem kapasite sandardı. Operasyon hızları; 14.400 bps, 12.000 bps, 9.600 bps, 7.200 bps, 4.800 bps. V.32 bis standardında hat kalitesi kötüleşirse hız otomatik olarak düşer ve hattın kalitesi düzeldiğinde doğrudan daha yüksek bir hıza çıkar.

V.32 terbo: 19.200 bps normal ve kiralık hat üzerinde tam çift yönlü veri iletişimidir. AT&T tarafından geliştirilmiştir ama ITU-T tarafından desteklenmemiştir.

V.33: 14.400 bps dört telli kiralık hat üzerinde senkronlu veri iletişimidir.

V.34: ITU-T standart olarak saniyede 28.800 bps hızda çalışırlar ve hat sinyal kalitesine göre de kendi hızlarını otomatik olarak ayarlarlar.

V.34+: ITT-T tarafından onaylanmamış fakat yaygın olarak kullanılan ve saniyede 33.600 bps hıza izin veren transfer standardıdır.

V.42: CCITT’ nin hata kontrolü ve tesbiti için LAPM standardıdır. MNP kademe 2’ den 4’ e kadar kapsar. MNP 10, telsiz telefonlar için tasarlanmış bir hata düzeltme protokolüdür.

V.42 bis: V.42 uzantısı veri sıkıştırma protokolüdür ve 4’ te 1 sıkıştırmayı destekler.

MNP Class 5: Microcom firması tarafından oluşturulan 2’ ye 1 oranında veri sıkıştırma algoritmasıdır.

MNP Class 7: Yine Microcom firması tarafından oluşturulan 3’ e 1 veri sıkıştırma algoritmasıdır.

V.54: ITU-T tarafından oluşturulan geri döngülü test prosedürüdür.



Faks Modemler :

Modemler veri iletimi için yapılmış olmalarına rağmen artık standart olarak faks iletişim özelliklerini de bünyesinde barındırmaktadır. Başka bir faks cihazına ihtiyaç duymamaları yaygınlaşmalarını sağlamıştır. Bilgisayar ortamında yazılmış dosyalar veya çizimler kolayca yazılımlar vasıtasıyla istenen kişi veya kişilere fakslanabilir. Dış ortamlardan da bir tarayıcı vasıtasıyla metin veya çizimler alınabilir. Dışarıdan gelen fakslar eğer istenirse doğrudan yazıcıya yönlendirilir ve kağıda baskı yapılabilir.

Faks/modeminizin kutusunun dışına dikkat edrsniz bazı sınıf ve grup tanımlamaları görürsünüz. İsterseniz bu tanımlamalara biraz daha yakından bakalım:

CLASS 1 modemler standart Hayestipi AT yazılımı komutlarıyla operasyonlarını yürütürler ve gelen faksları otomatik olarak tanımazlar.

CLASS 2 modemler donanım olarak faks kabiliyetine sahiptirler ve faks veya veri çağrılarını kendileri tanırlar.

Faks makineleri ve modemler hızlarına ve teknolojik sınıflarına göre 4 gruba ayrılırlar.

GROUP 1’ e dahil faks/modemler standart 8-1/2" * 11" sayfayı yaklaşık olarak 6 dakikada göderir.

GROUP 2’ ye dahil faks/modemler standart 8-1/2" * 11" sayfayı yaklaşık olarak 3 dakikada gönderir.

GROUP 3’ e dahil faks/modemler standart 8-1/2" * 11" sayfayı yaklaşık olarak 20 saniyede gönderirler.

GROUP 4’ e dahil faks/modemler gerçek birer şahesedir ve 64.000 bps gibi çok yüksek hızlarda çalışırlar.



ISDN NEDİR :

ISDN Türkiye’ de şu anda olmayan dijital bağlantı imkanı sağlayan telefon şirketiyle sizin aranızdaki bağlantıya verilen isimdir. Integrated Services Digital* Network (ISDN) olarak da açıklanabilir. Kuruluşu çok kolaydır ve herhangi bir ek donanıma ihtiyacı yoktur. Modeminizin arkasındaki modüler konnektöre telefon şirketinizden gelen ISDN bağlantıya hazırdır. ( Bu bağlantı NT-1 veya NTU olarak da bilinir .) NT-1’ le, 64 Kbps hızında iki tane dijital bağlantıyla sağlanır. ( 128 Kbps bağlantı için bu ikisi birleştirilir.) Siz sadece ISDN kablosunu modeminize seri kapıya ara kablonuzu bağlarsınız. Yapacağınız, sadece Internet yazılımınızı kurmak ve sörfe başlamaktır. Sizin isteğinize göre servis veren telefon firması size 64 Kbps veya 128 Kbps için çift kanal verecektir.

MODEM SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR :

Her zaman fiyatı ucuz bir mala yönelmek bilgisayar piyasasında gerektiği zaman teknik destek bulamama ve problemlerinizin çözülememesi demektir. Bundan dolayı bir malı almadan evvel piyasada bulabildiğiniz öteki ürünlerde olup da sizin seçtiğinizde nelerin olmadığını bulmaya çalışın. Eğer bulduğunuz teknolojik olarak bir eksiklik değilse o malı tercih edin ama teknolojik olarak bir uçurum varsa o maldan kaçın. Bir modemin işletim sistemleriyle bir uyumsuzluk problemi varsa zaten firma o mal için yeni sürücü için çalışıyordur. Ama teknolojik olarak bir şeyler eksikse ya dahili modeminizi ya da harici modeminizi değiştirmeniz gerekir ki bu çok yüksek fiyatlara çıkacaktır. Modemlerle birlikte verilen yazılımlar sizleri pek etkilemesin bu yazılımların büyük çoğunluğu ya Amerika veya bir Avrupa ülkesi için düşünülmüştür. Ve ülkemizde kullanma imkanı yoktur. Teknolojik olarak bütün modemler aynıdır tek farkları modemi üreten firmanın modem üzerindeki ROM’ da kullandığı yazılımdır. Bütün hızlı ve güvenli bağlantılardan, hat kötü olduğunda modemin yaptıklarından işte bu ROM sorumludur. Mümkünse modeminizi 33.600 bps hızı destekleyen bir V.34+ tipi seçmeye bakın genellikle bu modemler %15 gibi bir hız faydası sağlayabiliyorlar. Yeni bir modem aldıysanız yapmanız gereken evin telefonunun devamlı meşgul çalmaması için yeni bir telefon hattı almak ve onu sadece modeminize ayırmaktır. Modeminizi güç kaynağını elektronik cihazlardan ( genellikle monitörden ) uzak tutmalısınız. Dahili modemlerde böyle bir imkanınız genellikle olmayacaktır. Aynı tavsiye telefonunuz ve kablosu içinde geçerlidir.



Harici Modemlerin Ön Panellerindeki Göstergelerin Anlamları

TD: (Transmit Data) Modemden veri paketi yollandığı zaman yanar.

RD: (Receive Data) Modeme veri paketi geldiği zaman yanar.

DTR: (Data Terminal Ready) Bilgisayarın ( veya verileri modeme yollayan cihazın ) hazır olduğunu belirtir.

CTS: (Clear To Send) Bu modemin bilgisayara yolladığı bir sinyaldir. Tamponunun boşaldığını, bilgisayarın yeni veri paketini yollayabileceğini belirtmek içindir.

RTS: (Request To Send) Bilgisayar modeme veri göndermek istediği zaman bu led yanar.

DCD: (Data Carrie Detect) Karşıdaki modemle bağlantı kurulduğunda yanar ve veri transferi için hazır bulunduğu anlamına gelir.

OH: (Off Hook) Telefonun modem tarafından açıldığını belirtir.

AA: (Auto-Answer) Otomatik cevaplama modunun aktif olduğunu gösterir.

LL: (Leased Line) Modemin leased line modunda çalıştığını gösterir.

MR: (Modem Ready) Modemin veri iletişimine hazır olduğunu belirten led’ dir.

DTE: (Data Terminal Equipment) Veriyi modeme gönderen cihaza verilen addır. Örneğin modemli bir bilgisayarda, bilgisayar DTT’ dir.

DCE: (Data Communication Equipment) Veriyi karşı tarafa yollayan cihazdır. Her modem bir DCE’ dir.



HARİCİ VE DAHİLİ BİR MODEMİN SİSTEME VE İŞLETİM SİSTEMİNE TANITILMASI

Modeminizi kurma işlemi iki aşamadan oluşur. Donanım ve yazılım. İlk önce operasyona donanımla başlanır, modem kurulur ve sonra iş, yazılımı, sürücülerini ve programları kurmaya gelir.

İlk olarak modemlerin sisteme takılması işleminde önemli bir noktayı hatırlatalım.

Eğer sisteminizde daha evvel bir modem takılmışsa, ana kartınızın BIOS’ u yeni modeminizi işletim sisteminize yeni bir donanım olduğunu belirtmeyebilir. Ama bu her zaman olacak diye bir kural yok. Eğer modeminizin Tak&Çalıştır (plug&play) desteği varsa takar takmaz çalışabilecektir.

Tak&Çalıştır desteği mevcutsa ilk yapmanız gereken işlem sisteminizin BIOS’ unda COM2’ nin olduğu yeri bulmak ve kullanım dışı bırakmak olmalı. Bu işlem modeminizin COM2’ ye yerleştirmesine izin verecektir. Eğer yapmazsanız modem kendisini COM3 veya COM4’ e yerleştirecek ama IRQ (kesme) olarak da standart olan IRQ3 veya IRQ4 dışında boş olan 5 veya 7 numaralı kesmelerden birine yerleştirecektir. Eğer Windows95 üzerinde çalışacaksanız problem yok. Dos üzerinden bir BBS terminal programı kullanmaya kalktığınızda yazılım COM’ larınızda bir modem bulamayacaktır ve bundan dolayı işinizi göremeyeceksiniz. Yazılımlar standart dışı olan kesmeleri tanıma üzerine tam özürlüler.

Eğer modeminizde Tak&Çalıştır desteği yoksa ilk jumper’ ların olduğu yer tespit edilmeli ve ayarlar yapılmalıdır. Neredeyse bütün modemler de jumper’ ların yanında ayar konfigürasyonları tablo halinde anlatılmıştır. COM1 kapısında farenizi kullanıyorsanız modemi COM4’ e ayarlamanız hem modem ulaşım problemlerini hem de başka bir ayara gerek duyma ihtimalini ortadan kaldıracaktır.





Seri Kapılar


Adresleri


Kesmeleri

COM 1


3 F 8


IRQ 4

COM 2


2 F 8


IRQ 3

COM 3


3 E 8


IRQ 4

COM 4


2 E 8


IRQ 3











Şekil’ de görüldüğü gibi seri kapılar her ne kadar birbirinden farklı adreslerde olsalar da, COM1 ile COM3 ve COM2 ile COM4 aynı kesmeleri kullandıklarından problem çıkartabilirler. Bu problem fareniz COM1’ deyken, modeminiz COM3’e takılırsa ortaya çıkacaktır. Aynı problem COM2 ve COM4 için de geçerlidir. Problem adres hattında değil ama kesme ihtiyacındadır. Ufak ayar işlemini bitirdiyseniz devam edelim. Bilgisayarımızın dışındaki bütün kabloları sökün. Rahat çalışabileceğiniz bir yere taşıyın ve arka tarafındaki vidaları sökerek iyi bir yerde saklayın (eksik veya parça arttırma olmasın). Kasanın kapağını açın. Ellerinizi kasanın boyasız bir yerine dokundurarak vücudunuzdaki statik elektriği boşaltın. Kasanın uygun bir yerindeki size engel teşkil etmeyecek kart yuvasını tespit edin ve hizasındaki braketi sökün. Bu kartın takılacağı yerin hizasındadır. Kartı yerine fazla bastırmadan ve tam oturacak şekilde yerleştirin. Kartın sabitleme vidasını sıkın ve kartın arka tarafındaki telefon ve ses jack’ larının rahatlıkla kullanılabilirliğini kontrol edin. Kasanın kapağını yerleştirin ve vidalarını sıkın. Bilgisayarınız kapalı iken telefonun dış hattan gelen kablasunu modemin line girişine bağlayın ama unutmayın ki telefon hattında normalde 56 Volt civarında bir akım vardır ve bu akım bilgisayarınız için ölüm demektir. Bu akım modem içinde optik yalıtıcılar sayesinde bilgisayara zarar vermez. Modemle gelen ve telefona gidecek ara kablo da modem üzerinde telefon yazan çıkışa bağlanır. Her şey doğru yapıldıysa telefonu açtığınızda ahizeden çevir sesini duymanız gerekir.

Harici modemler dahili kardeşlerinden daha kolay ve zahmetsiz kurulurlar. Bilgisayarınızı kapatın ve modemle gelen adaptörü prize takın, adaptörün güç ucunu modemin kullanma kılavuzunda belirtilen uygun yuvaya takın. Yine modemle gelen seri arabirim kablosunu bir ucunu modeme öteki ucu da bilgisayar üzerindeki seri kapılardan birine bağlayın. Eğer fare COM1’ e bağlıysa size COM2 boş kalmıştır. Fareniz PS/2 stili bir fare ise her iki kapı da işinize uygundur. Eğer seri kapı konnektörü 9’ lu ise bir tane 9-25 çevirici edinmeniz gereklidir. O problemi de hallettiyseniz, dış hat bağlantısını Line girişine ve telefona girecek kablonun ucunu da telefon çıkışına bağlamanız son işlemdir. Yine çevir sesini kontrol edin ve bilgisayarınızı açın. İşletim sisteminiz Windows95 ise ve modemi tanıdıysa sadece yeni bir donanım bulduğunu rapor edecek ve sonra da normal sistemi açacaktır. Normalde Windows95 piyasadaki modemlerin büyük çoğunluğunu tanımasına rağmen bazen standart modem olarak bulur. Bu problemi de yanında verilen disket ile rahatlıkla halledebilirsiniz. İşletim sisteminde standart olarak bir sürücü yazılmış ve bu sürücü için gereken tanımlama katarı disketteki uzantısı .INF olan dosya içinde saklanmıştır. Bu INF dosyasını Windows95’ in altındaki INF dizinine kopyalanıp, denetim masasında modemler seçeneğiyle tekrar bir tarama gerçekleştirilirse modeminiz gerçek marka ve modeliyle birlikte bulunacaktır.

Yalnız unutulmaması gereken şey, telefon hattınızdaki 56 Volt civarındaki akımın takılma anında modeme veya bilgisayarınıza zarar verebileceğidir. Bundan dolayı her türlü donanımı bilgisayarınıza bağlarken, bilgisayarınızın ve bağlanan cihazın kapalı olmasına dikkat etmelisiniz. Modeminizin kutusundan çıkan ve telefonunuza kadar gidecek olan ara kabloyu da bağlamayı unutmayın. Bu kablo, telefonu normal olarak kullanabilmeniz için gereklidir. Modemin dış bağlantısı veri kablosunun doğru yerlere takılmasıyla son bulacaktır. Modemlerle iletişim için yalnızca telefon hattı kullanılmaz, kiralık hatlar (Turpak), ISDN, T1, T3 gibi farklı çözümler her zaman mevcuttur. Almak istediğiniz modem üzerinde fazladan kiralık hat girişi olması fiyatının çok yüksek olmasına sebep olacaktır ve işiniz o donanımı gerektirmiyorsa tercihinizi onlardan yana yapmanız fazladan para vermenize sebep olur.



DAHİLİ (İNTERNAL) MODEMİN BAĞLANMASI

Bir internal modemi bağlamak, external bir modem bağlamaktan daha zor bir işlemdir.Montaj işlemine başlamadan önce modem kartınız üzerinde yapmanız gereken bazı jumper ayarlamaları gerekebilir.İnternal modemlerde çoğu ayarlamaları external modemlerin aksine siz yapmak zorundasınız.

• Montaj işlemine başlamadan önce DOS ortamında MSD.EXE komutunu çalıştırarak farenizin(mouse)kullandığı com portunu öğrenin. Modem kurulumunda yaşanan en önemli sorun com portu çakışmalarıdır.

• MSD.EXE ile farenin çalıştığı com portu öğrendiniz.Şimdi yapmanız gereken modeminizi boş bir com portu için ayarlamaktır .Bu işlem her marka modem için ayrı jumper ayarları gerektirir. Bu nedenle modeminizin kitapçığından gerekli jumper ayarlamalarını öğrenin ve kitapçığın belirttiği şekilde com portu jumperlarını ayarlayın.

• Artık modemi kasaya takmak için hazırız .Bilgisayarınız açıksa kapatın ve aşağıdaki işlemleri takip edin

• Bilgisayar kasasının arkasında bulunan tüm kabloları ve elektrik bağlantılarını sökün

• Kasanın vidalarını sökün.Şimdi yapmanız gereken vücudunuzdaki elektrik enerjisini boşaltmak. Bu işlemi bir kalorifer borusuna ya da bir metale dokunarak yapabilirsiniz.

• Yeni kartınızı takmadan önce hangi kartı takacağınız boş slotu hazırlayın. Modemler 8 ya da 16 bitlik donanımlardır. Bu nedenle bir ISA slotun bulunduğu yerde kasaya bağlı metal plakayı sökün.

• Kartınızı boş bir slota dikkatlice yerleştirin , zorlamalardan ve kuvvet kullanmaktan kaçının. Kartı bağlamak için seçtiğiniz slotun telefon bağlantısına uygun olması gerekir.Telefon konnektörlerinin rahatça bağlanıp bağlanmadığını kontrol edin.Örneğin bazı mini tower kasalarda en alttaki slot telefon bağlantısının yapılmasını oldukça güçleştiriyor.

• Kartınızı kasaya sabitleyen vidayı takın.

• Eğer anakartınız onboard bir kart değilse . Yani bir 486 tabanlı bilgisayara modem bağlantısı yapıyorsanız . I/O kartı üzerinde yapmanız gereken küçük bir ayarlama var. I/O kartında modemi çalıştırdığınız COM portunu kapatın . (disable pozisyonu)

• Onboard bir anakarta sahip iseniz bu işlemi BIOS SETUP ta yapmanız gerekmektedir. Eğer COM portu disable yapmazsanız aynı COM portu kullanan başka bir donanım olmasa da bir çakışmayla karşı karşıya kalabilirsiniz. .

Kasayı kapatmadan önce montaj sırasında herhangi bir kartın ya da kablonun yerinden çıkıp çıkmadığını kontrol edin.

Kasayı kapatmadan önce sistemi bir kez çalıştırıp test edin . Böylece eğer bir terslik olursa tekrar kasayı açmak zorunda kalmazsınız .

Tüm kontrollerinizi yaptıktan sonra kasayı tekrar vidalayın . Artık makinenizi tekrar kullanabilirsiniz.

Geriye işletim sisteminize modeminizi tanıtmanız kalıyor. İşletim sistemleri modemleri ya sadece sürücü olarak destekler veya program bazında destek verirler ve normalde DOS altında modemler terminal programlar tarafından kullanılır. Bu tür terminal programlara Telix, Terminate veya Q modem örnek verilebilir. Yapacağınız sadece programa girmek ve modem olarak seri kapı 2 (COM2) demek yeterlidir. Program COM2’ ye komut gönderir ve modeminiz hakkında bilgi alır. Kendi amaçları doğrultusunda iletişim için kullanılır. İşin bir de Tak&Çalıştır tarafı var tabii ki…

İşletim sisteminizin adı Windows 95 ise işiniz epey kolaylaşıyor. Yapmanı gereken kontrolü ona bırakmak ve tanımasını beklemek. Ama bir aksilik olur da modeminizi tanıyamazsa ne yapacaksınız ?

Birçok modemle birlikte Windows95 için sürücü yerine sadece uzantısı INF olan kısa dosyalar gelir. Bunun sebebi Windows95 işletim sisteminde seri kapılarla iletişim üzerine bir tane genel sürücü yazılması ve bu sürücünün sadece sizin modeminiz ile uyumlu çalışabilmesi için disket veya CD’ deki uzantısı INF olan dosyaya ihtiyaç duymasıdır. INF uzantılı dosyayı alırsanız Windows95’ in kurulu olduğu ( çoğunlukla C:\Windows) klasörün içindeki INF klasörüne kopyalarsanız ve işinizin çoğunu bitirirsiniz. Bundan sonrası işletim sistemine modeminizin olduğunu anlatmaktır. Başlat (start) menüsünden ayarlar (settings) ve oradan da kontrol paneli’ ne (control panel) gelin. Ekranda çıkan küçük pencerede altında modem yazan ikona çift tıklayın ve gelen ekranda da ekle (add) komutunu işaretleyin. Yeni bir ekranda size modeme ulaşabilmesi için modemin açık olması ve modemle çalışan bütün programlardan çıkması gerektiği belirtilir ve eğer istenirse küçük kutu işaretlenerek modeminizin tanımaya çalışılmaması ve listeden seçebileceğiniz belirtilir. İşleme devam için sonraki komutu tıklanır ve bilgisayar modem için seri kapıları kontrol etmeye başlar. Her şey düzgün ve doğruysa bilgisayarınız modeminizi bulacaktır. Eğer modemin modeli yanlış ise değiştir seçeneği seçilerek doğru model bulunabilir. Doğru model bulunduysa yine sonraki komutu ve bitir ile modemi tanıtma işlemi sona erdirilir. Artık modem giriş ekranında bir tane modeminiz olduğu görülecektir. Diagnostics seçimi ve COM2 işaretleme ile modeminizden daha fazla bilgi de alabilirsiniz. Bu daha fazla bilgi ekranda seri kapı, kesme, UART ve en yüksek yapılabilecek bağlantı hızı do görülebilecektir. Önceki genel menüsünden properties seçeneğiyle de modem üzerine kapılar ve hız ayarları yapılabilir. Modemin arama esnasındaki çalma ve bağlantı kuruncaya kadarki sesi çok ise buradaki hoparlör sesini azaltma işlemiyle ayarlıyabilirsiniz. En yükse bağlantı hızıyla bağlandığında en az olması gereken hız bu ekran dan ayarlanır. Bu ayarların kesinliği yoktur ve deneme yanılma yöntemiyle kendi sisteminize uygun olan sonucu elde edersiniz. Üst sağda ise bağlantı ekranı açılacaktır. Bu ekranda kapı ayarları ve gelişmiş bağlantı ayarları mevcuttur. Kapı ayarlarında şu meşhur UART çipi için gereken veri girişi ve çıkışı için gereken buffer ayarları yapılır. Bu ayarlar sayesinde düşük seçilirse doğru bağlantılar artar, yüksek seçilirse de ilitişim hızı yükselir. Gelişmiş penceresinde hata kontrolü yapılması veya hangi durumda yapılması gerektiği belirtilir. Veri akışının yazılım desteği ile mi donanım olarak mı kontrol edileceği seçilir. Modülasyon teknikleriyle oynamak fazla bir şey kazandırmaz.


Modem Sürücülerin Kurulması :

Sisteminize bir modem eklendiğinde modeminizin sürücü yazılımlarını kurmanız gerekmektedir.WIN 95 pek çok modemi otomatik olarak tanımaktadır.Bunun yanı sıra modeminizle birlikte verilen sürücü yazılımları çoğu zaman WIN 95’in sürücülerinden çok daha verimli çalışmaktadır. Şimdi modeminizle birlikte gelen sürücüleri nasıl yükleyeceğimizi öğrenelim.

• Denetim masasına gidin ve modem ikonunu tıklayın.Karşınızda yeni modem yükle tablosu gelecektir.Bu tabloda modemimi algılama, onu listeden seçeceğim kutusunu klikleyiniz ve ileri butonunu seçiniz.

• Şimdi karşınıza yeni modem kur tablosu gelecek. Tablonun sol tarafı modem üreticisi firmalara sağ tarafında ise bu üretici firmalara ait modemlere ayrılmıştır.Eğer modeminizin markasını ve tipini biliyorsanız bu tablodan seçebilir ve WIN 95’in sürücülerine yükletebilirsiniz.Modeminizin üreticisi tarafından sağlanan sürücüleri yüklemek için disketi var seçeneğini tıklayın.

• Ekranınıza gelen disketten yükle diyalog kutusunda üretici dosyaların konumunu yazın.Eğer dosyaların konumunu bilmiyorsanız gözat butonuna tıklayarak dosyaların konumunu bulun ve tamamını tıklayın.

* Bilgisayarınız yükleme işlemini bitirdikten sonra yeni ayarların g
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:28
PORTLARA GENEL BİR BAKIŞ



Yeni bir modem satın aldınız ve kullanım kılavuzundan seri porta bağlanması gerektiğini öğrendiniz. Ancak maalesef kitapçıkta bu portun neye benzediğini ve bilgisayarın neresinde yer aldığını gösterir hiçbir şema yok. Bu kısımda sizlere bilgisayarın arka kısmındaki girişlerin en önemlilerini tanıtıp, bunların hangi donanımlara ait olduklarını tanıyacaksınız.

1. VGA Port

Her bilgisayar VGA port olarak adlandırılan bir monitör girişine sahiptir. Monitörü bağlamanız gerek bu giriş genellikle bilgisayarın içine monte edilmiş olan görüntü kartının arka kısmında yer alır. Düşük maliyetli bilgisayarlarda ise sabit kart üzerinde bir tek grafik chip’ i bulunur. Bu durumda monitör girişi doğrudan diğer bağlantı noktalarının yanındadır. VGA kablosu her iki ucunda da PC ve monitör bağlantılarına uygun 15 pinlik uçlara sahiptir. VGA sinyalinin aksi durumlarda epey zayıflayacağından hareketle, resim kalitesinin de düşmemesi için kablo uzunluğu üç metreyi aşmamalıdır.


2. PS/2 Port

Fare ve klavye, 6 pinli PS/2 portu üzerinden bilgisayara bağlanır. Pek çok modern PC’ de,biri fare, diğeri klavyeyle kullanılmak için iki PS/2 girişi vardır. Bilgisayar kasasının arka kısmındaki sembolleri gözden geçirerek fare ve klavyenin her ikisi için de doğru girişleri kullandığınızdan emin olabilirsiniz.



3. Seri Port

Çoğu kez COM-Port olarak da adlandırılan seri bağlantı noktası, her PC’ nin değişmez yapı taşlarından biridir. Günümüz PC’ lerinin çoğu iki seri bağlantıya sahipse de bazı kasaların arka kısmında sadece bir giriş yer alır. Bir kaç yıl öncesine kadar fare için kullanılan seri port artık daha çok modem ve ISDN adaptörleri için gereklidir. Ayrıca birçok dijital kamera da bilgisayara bu yolla bağlanıyor.

COM-Port’ a adını veren özellik, seri veri iletimi. Anlamı, verilerin aygıta art arda gönderilen işaretlerle ulaştırılması. Bu da hızı en fazla saniyede 14,4 kilobayt’ a çıkabilen yavaş ama stabil bir veri yolu demek. Seri bağlantı için en fazla 10 metre uzunlukta kablolar kullanılabilir.


4. Paralel Port

Yazıcı portu olarak da adlandırılan paralel port, seri portun aksine 8 işaretin aynı anda gönderilmesini sağlayabiliyor. Paralel port genellikle yazıcı, tarayıcı ve ZIP sürücülerle birlikte kullanılıyor. Paralel dosya iletimi, diğer yola göre oldukça hızlı olmasına rağmen (1 megabit/saniye) aynı stabiliteyi sağlayamıyor. Bu nedenle doğabilecek sorunlardan kaçınmak için uzunlukları 5 metreyi aşan kablolar kullanılmamalı.

Paralel portun belirgin özelliği çift yönlü iletim sağlaması. Daha çok yeni yazıcılar tarafından kullanılan söz konusu özellik sayesinde, hedef aygıt sadece PC tarafından gönderilen komutları işlemekle kalmıyor. PC’ ye kendisi de veri gönderebiliyor. Bu ise daha çok yazıcının kağıt kalmaması durumunda başvurduğu bir yol. Bunun için çift yönlü kablolar gerekli. Bu kablolarla paralel porta bağlı bazı tarayıcılar sorun çıkartabiliyor.




5. Stereo-out

Günümüz multimedia PC’ leri ayrı bir ses kartı veya en azından anakart üzerindeki bir ses kartı veya en azından anakart üzerindeki bir ses chip’ i tarafından kontrol edilen 4 audio girişine sahip. Bu girişlerden ilki PC kolonlarını bilgisayara bağlamayı sağlayan stereo-out. Kablo uzunluğu 10 metreyi aşmamalı.


6. Line-in

Line-in girişi her tür ses aygıtının bağlanabilmesi için uygundur. Kaset çalarlar da bunlardan biridir. Böylelikle eski kasetlerin dijital kopyaları oluşturularak uzun süre saklanabilir.




7. Micro-in

Line-in’ den farkı, bu girişe yalnızca mikrofonların bağlanabilmesi. Dikkat edilmesi gereken düşük dirençli özel mikrofonlar kullanmak. Kablonun uzunluğu 3 metreyi aşmamalı.


8. Game Port

Ses kartı üzerindeki dördüncü bağlantı noktası oyun portuna aittir. Buraya joystick, gameped ve direksiyon gibi oyun kumandaları bağlanabiliyor. Kablo uzunluğu 5 metreyi aşmamalı.


9. USB-Port

Universal Serial Bus (USB), hemen hemen her aygıt için kullanılabilen bir bağlantı çeşidi. USB, özellikle modem, joystick, tarayıcı, yazıcı, dijital kamera ve CD-yazıcılar için kendini kabul ettirmeye başlamış bir standart. Günümüz PC’ leri bir veya iki USB portuna sahip. Özelliklerini problemsiz olarak kullanabilmenin ön koşulu, Windows 98’ in sistemde kurulu olması. Tıpkı seri port gibi USB’ de verileri işaret işaret iletiyor ama iletim hızı çok daha yüksek, (saniyede 700-800 kilobayt). Diğer bir özelliği, tüm donanım türleri için tek bir ortak girişin kullanılması. USB kablosunun uzunluğu en fazla 5 metre olabilir.



10. RJ11

RJ11 kısaltması yaygın olarak modem giriş için kullanılıyor. Bu giriş dahili modemlerde PC’ nin arka kısmında, modemlerdeyse modemin üzerinde yer alıyor. Modem kabloların uzunluğu 50 metreyi bulabilir. İletim hızı modemin kendisine bağlıdır. 56k modemler için saniyede 7 Kilobayt gibi ortalama hızdan bahsedilebilir.


11. TV-OUT

Her geçen gün daha fazla grafik kartı TV-Out olarak adlandırılan televizyon çıkışıyla donatılmış olarak üretiliyor. Bu sayede DVD filmleri ve diğer videolar televizyonda izlenebiliyor. TV çıkışları için iki alternatif söz konusu: Composite ve S-VHS.

Composite port, 24 bit renk (3renk*8) için tasarlanmış bir RGB bağlantısı. Tıpkı ses kablolarınınkiler gibi Cinch türü bir uca sahip.

S-VHS port, daha kaliteli resimlerin ve yüksek çözünürlüklü videoların iletilmesi için ideal. Yine de eski televizyonların çoğunun S-VHS girişne sahip olmadığı unutulmamalı. Bu koşullarda mevcut S-VHS video cihazları üzerinden bağlantı sağlanabilir. Görüntü kartının S-VHS girişi S-VHS veya Hi-8-Camcorder’ ların bilgisayara bağlanması için kullanılabiliyor.

12. RJ45

RJ45 network kartları için kullanılan bir giriş standardı. RJ45’ le birlikte kullanılan kablolar Twisted-Pair-Cable olarak adlandırılıyor ve daha çok ethernet için kullanılıyor. Kablo boyu 100 metreye varabildiği gibi, ethernet için geçerli ortalama veri iletim hızı saniyede 12,5 megabayt. ISDN kartları ve harici ISDN adaptörleri de RJ45’ le telefon hattına bağlanıyor. Dosya iletim hızı bu durumda ortalama 8 kilobayt olur.


13. SCSI Port

Small Computer System Interface, sabir disk, CD-yazıcı ve tarayıcılar için geliştirilmiş bir veri iletim yolu. SCSI portun işlevi çok sayıda aygıtı arka arkaya bilgisayara bağlamak olarak özetlenebilir.

Bu veri yolu için iki alternatif söz konusu: 50 pin ve 68 pin. 50 pin seksenli yıllardan günümüze kaldı. Desteklediği standartlar SCSI-1, SCSI-2 ve Fast-SCSI. Maksimum veri iletim hızları FAST SCSI için 10megabayt/saniye. SCSI-1/2’ de 6 metre; Fast-SCSI için 3 metre kullanılabilecek kablolar için üst uzunluk sınırıdır.

Diğer alternatif, Wide-, Ultra-1 ve Ultra-2 için kullanılan 68 pinlik bağlantı. Wide-SCSI en fazla 20megabayt/saniye veri iletimi sağlıyor. Kablo uzunluğu 3 metreyi geçmemeli. Ultra-1 için 1,5 metrelik uzunluk üst sınırdır. Veri transfer hızı saniyede 40 megabayt tır. Ultra-2 SCSI 80megabayt/saniye hızda veri iletimi sağlarken 12 metrelik bir kabloyla kullanılabiliyor.

14. IrDa Port

Bu bağlantı standardı 1993 yılında Infrared Data Association tarafından geliştirildi. IrDa’ nın çalışma prensibi verilerin portlar arasında kızıl ötesi ışınlarla taşınmasına dayanıyor. Maksimum veri iletim hızı, kullanılan protokolün sürümüne bağlı. Version 1.0 için hız 14.4 kilobayt/saniye. 1996 yılından bu yana Version 1.1 kullanılıyor. Bu protokol 512 kilobayt/saniye hızda çift yönlü veri iletimi sağlıyor. Arada herhangi bir engel bulunmadığı durumlarda, özellikle dizüstü bilgisayarlarda yaygın olarak yer alan IrDa Port, 2 metrelik mesafelerde kullanılabilir.



BIOS İle Yazıcı Portunu Ayarlamak

Paralel port, BIOS’ tan her zaman doğru ayarlanmamış olmayabilir. Oysa yazıcının özelliklerini tam anlamıyla kullanabilmek için ufak bir düzenleme yapmak yeterli olacaktır.

1. Yazıcı portu normalde verilerin PC’ den yazıcıya tek yönde iletilmesi için ayarlıdır. Pek çok yeni donanım, eksik kağıt veya boş mürekkep uyarıları için zıt yönlü veri iletimi gerçekleştirmek isteyecektir. Böyle durumlarda doğru ayarlar olmaksızın yazıcının özelliklerini tümüyle kullanamaya bilirsiniz.

2. Bu sorunu kolaylıkla aşabilirsiniz: BIOS Setup’ ı normal şekilde başlatın.

3. Award BIOS kullanıcısı iseniz “Intergrated Peribherals” alt menüsüne girin.

4. Buradan “Paralel Port Mode” kaydının yanındaki “Normal” i “ECP+CPP” oluncaya dek [PG UP] tuşuna basarak değiştirin.

5. Esc tuşuyla yeniden BIOS başlangıç ekranına dönün ve Save&Exit Setup komutuna gelerek Enter a basın. Diğer BIOS’ lar için de benzer bir yol izlenebilir.
USB Nedir?



USB (Universal Serial Bus), Intel'in başını çektiği bir grup firma tarafından geliştirilen bir teknolojidir. USB ile bilgisayarın önünde arkasında salkım saçak bir görünüm arzeden kablolardan kurtulmak ve ek donanımları daha kolay çalıştırmak amaçlanmaktadır. Adından anlaşılacağı gibi bir seri bağlantı standartıdır. Diğer seri bağlantıların aksine USB, yüksek hızlı bir bağlantı teknolojisidir (tam 12 Mbps). Klavye, mouse, joystick, monitör kontrolü vb. bu yüksek hızlı bağlantı boyunca sıralanacaklar ve aynı hat üzerinden haberleşeceklerdir.




Giriş

Harici aygıt kurulumu, hem yeni hem de usta bilgisayar kullanıcıları için zor bir iştir. Gerekli bağlantıları yapmanın yanısıra, aygıtı konfigüre etmek de zaman alır. IRQ ve I/O adresleri, bir aygıtın, bilgisayar sisteminde çakışma yaşamadan çalışması için doğru şekilde ayarlanmalıdır. Bazen, bir aygıt, sistemin boot işlemi esnasında takılı olmadığı için çalışmayabilir. Genel olarak, bu problemi çözmenin tek yolu, aygıtı bağlayıp sistemi yeniden başlatmaktır.


Universal Serial Bus (USB), yukarıda anlatılan zorlukların üstesinden gelmek için bulunmuş çözümlerden birisidir. Yukarıdaki eksiklikleri tamamlamak için USB, tek bir bağlantı tipi ve anında takma/çıkartma özellikleri sunar. Bu iki özellik sayesinde, USB tipi bir çevresel aygıtı takmak oldukça kolaylaşmaktadır. Sistemin açık veya kapalı olmasına dikkat etmeden, USB aygıtı sisteme bağlayın. Çalışan bir sistemde, aygıtın takıldığı anlaşılır ve aygıt konfigürasyonu sistem tarafından otomatik olarak yapılır. Kısaca, hiç ter dökmeden takılan USB aygıtı çalışmaya hazır hale gelir.


Şimdiye kadar, USB bir değişim geçirmiştir. İki spesifikasyon sürümleri 1.0 ve 1.1’dir. USB 1.1’in asıl amacı, USB 1.0’da farkedilen problemlerin çözülmesi ve bazı belirsizliklere açıklık getirilmesidir. USB 2.0’ın ise 2000’in ilk çeyreğinde çıkması beklenmektedir. USB 2.0 sayesinde orijinal USB kablo ve bağlantıları değişmeden 480Mbps bant genişliği mümkün kılınacaktır. Bu, mevcut standarttaki genişliği 40 katına çıkartacaktır (USB 1.1’de 12Mbps). Ek olarak, USB 2.0 mevcut USB sürümleriyle de geriye uyumlu olacaktır. Bu yazıda “USB” terimi, ayrıca belirtilmedikçe USB 1.1 olarak anlaşılmalıdır.


Özellik Listesi

USB, IEEE1394’ün benzeri özelliklere sahiptir. Aşağıda kısa açıklamarıyla USB



özelliklerinin özetini bulabilirsiniz:

* Anında Takma/Çıkartma, PnP: USB aygıtları, aygıt takma/çıkartma işlemini tespit etme ve konfigürasyonunu otomatik olarak yapma yeteneğine sahiptir.

• Seri Veri Yolu: Bir çift farklı sinyal, hem veri gönderimi hem de veri alımı için kullanılmaktadır.

* Eşsüreli Aktarım: Kamera gibi video uygulamalarında, sabit bit oranına yakın aktarım gereklidir. Eşsüreli aktarım, veri kesinliği yerine ayrılmış aktarım oranı sözü verir.
* Kablo Gücü: Kendi elektriğini sağlayamayan aygıtlar için, kablo gücü, USB’nin kablosu aracılığıyla mümkündür.
* Tam veya Düşük Çalışma Hızı: USB’de iki çalışma hızı desteklenmektedir: tam hız için 12Mbps ve düşük hız için 1.5Mbps. Düşük hız tanımlama, üreticiler için maliyeti düşürme amaçlı bir opsiyondur.

USB Bağlantısı

Bir USB kablosu, dört iletkenden oluşur: iki adet veri yolu (kablo) gücü için ve iki adet de farklı sinyal çifti için. Pin tanımlamaları aşağıdaki şekildedir:

Pin 1. VSUB: Veri yolu gücü, kaynakta +5V
Pin 2 ve 3. D- ve D+: Farklı sinyal çifti
Pin 4. GND: Toprak

USB kabloları da, tam hızlı kablolar ve düşük hızlı kablolar olmak üzere ikiye ayrılır. Tam hızlı kablo, kıvrımlı sinyal çifti ve dört kabloyu sarmak için çevresel koruyucu gerektirir. Tam hızlı USB kablosu için gerekli asgari marka bilgisi, “USB SHIELDED...” ibaresini, USB spesifikasyonları nedeniyle bulundurmalıdır. Düşük hızlı kablo ise koruma, kıvrımlı sinyal çifti iletkenleri ve özel marka bilgisi gerektirmez.


Şekil 1. USB Bağlantıları

Azami USB kablo uzunluğu, USB spesifikasyonunda açık olarak belirtilmemiştir. Onun yerine, azami kablo uzunluğu, bazı elektriksel sinyalleme ve güç dağıtımı gereksinimlerine göre sınırlandırılmıştır. İletken materyalin karakteristiği, kablonun azami uzunluğunu belirlemekte en önemli parametrelerden birisi olabilir. Endüstride, üç metrelik düşük hızlı kablolar ve beş metrelik tam hızlı kablolar önerilmektedir.



USB 2.0 çıktıktan sonra USB 1.1 portlarıyla aynı olduğu için ve bazı sistemlerde USB 1.1 ve USB 2.0 portlar birarada bulunduğundan ve piyasada çok fazla USB aygıt gezmeye başladığından, USB hakkında çokça sorular yöneltilmeye başlandı. Biz de bunları derleyip, bir ara getirmeyi uygun gördük. Teker teker sorulara ve cevaplarına bakalım:

USB 1.1 ve USB 2.0 arasındaki farklar nedir?

USB 1.1 ve USB 2.0 portları fiziksel olarak aynıdır. USB 1.1 standardı, veri iletişim hızını 12 Mbit/saniye ile sınırlar. USB 2.0'da veri iletişim hızı 480 Mbit/saniye'dir. Arada büyük fark vardır. USB portunu kullanan USB 1.1'nin hız kısıtlamasından dolayı yüksek performansta çalışan aygıtlar üretilemiyordu; USB 2.0 ile bu sınır ortadan kalktı. Örneğin, artık yüksek hızda CD / DVD yazıcılar USB 2.0 standardını kullanır.

Bir ürünün USB 2.0 standarında çalışması için hem kendisinin USB 2.0 kontrolcüsüne sahip olması; hem de anakartın USB 2.0 destekli olması gerekir.

* USB 2.0 aygıtlar USB 1.1 portta; USB 1.1 aygıtlar ise USB 2.0 portta çalışır mı? Yani, portlar arasında uyumluluk var mıdır?

USB 1.1 ve 2.0 portlar birbirileriyle tamamıyla uyumludur. Yani, USB 2.0 olan aygıtınızı rahatça USB 1.1 portuna; USB 1.1 olan aygıtınızı USB 2.0 standardındaki portlara takabilirsiniz. Taktığınız aygıtlar çalışacaktır. Ancak:

- USB 1.1 olan aygıtı USB 2.0 destekli sisteme taktığınızda hızı yine USB 1.1 standardı ile sınırlıdır.
- USB 2.0 olan aygıtı USB 1.1 destekli sisteme taktığınızda hızı USB 1.1 standardınını hızı ile limitlenir. Yani tam performans ile çalışmaz diyelim.

Yani aygıtlar değişikli olarak farklı standartlarda kullanılabiliyor. Ancak işin için USB port çoklayıcılar (USB Hub) girdiği zaman bazı durumlar ortaya çıkabilir:

o USB 1.1 hub'lar USB 2.0 portlarda; USB 2.0 hub'lar USB 1.1 portlarda sorunsuz çalışır.

o Sistemlere birbirine bağlı 4 hub eklenebildiği(zincirleme) söylenir ama çoğu sitede 2 hub'dan sonra sorun çıkabilir. Hub kullanımını en aza indirgemek önemlidir. Hub'lar, gerçek USB portlar kadar sağlıklı çalışmayabiliyor.

o Bazı aygıtların USB hub'larla uyumsuzluğu mevcut. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız, "hakiki" USB portunuzda deneme yapmalısınız.

Hangi işletim sistemleri USB 2.0'ı destekliyor?

Microsoft, XP ve Windows 2000 için ilk etapta resmi USB 2.0 sürücüsü sağlamadı. Fakat XP için SP1; Windows için ise SP4 yama paketiyle birlikte resmi USB 2.0 sürücüleri sunulmuş olundu. Bu sürücülere aynı zaman Windows Update sayfasından da ulaşılabilir. Resmi sürücüler çıkmadan önce, USB 2.0 çiplerini üretene 3. parti üreticilerin sürücüleri kullanılmaktaydı. Windows Update sayfasına uğradığınızda, eğer USB 2.0 aygıta sahip değilseniz, USB 2.0 sürücüleri sisteminize yüklenmeyecektir.

Windows ME, 98SE ve 98 için ise, çip üreticisinin sürücülerini kullanmalısınız.USB 1.1 ile USB 2.0 aygıtları nasıl ayırt ederim?

Aldığınız USB aygıtın üzerinde USB standartlarına uyduğunu belirten bir logo olmalıdır. Bu logoya göre aygıtın USB 2.0'mı, yoksa USB 1.1 olduğu rahatça anlaşılabilir. Bu logolar şöyledir:

Sistemimin USB 2.0 desteklediğini nasıl anlarım?

Microsoft işletim sistemine sahipseniz: Aygıt yöneticisinden USB kontrolcüleri bölümünü açın. Eğer orada " Enhanced USB Host Controller", yani "Gelişmiş USB Kontrolcüsü" ifadesi görürseniz, işletim sisteminin USB 2.0 destekliyordur.

Windows ME, 98 için ise, bu ifadeye rastlayamazsınız.Çünkü Micrososft'un bu işletim sistemleri için resmi sürücüleri yoktur. USB 2.0 çip üreticilerinin sürücülerini kullanmak zorunda olduğunuzdan, aygıt yöneticisinde USB 2.0 kontrolcüleri üretici isimleri ile birlikte çıkacaktır.

USB 2.0 Aygıtımı USB 1.1 Porta
Takarsam Ne Olur?

USB portunun hızı 12 Mbps’ye düşer ve muhtemelen sistem tarafından, optimal konfigürasyonun altında çalışıldığına dair bir uyarı alırsınız. Eğer birkaç USB 1.1 hub’ı tek bir USB girişe bağlarsanız her bir hub 12 Mbps’lik band genişliği elde eder.

USB 2.0 kablosunun maksimum uzunluğu ne olmalıdır?

Tek bir kablo 5 metreyi geçmemelidir. Eğer daha uzun bir kablo gerekiyorsa her 5 metrede bir hub (repeater) kurmak gerekir.

USB ilkel çevre bağlantı teknolojisini geliştirmek için icat edilmiştir. Avantajları şunlardır:

* Bilgisayarı kapatmnız gerekmez (Önemli bir avantaj)
* Kasayı açmanız gerekmez
* Kart takma yok
* Çakışma yok
* Kilitlenme yok
* Sürücü yüklemeye gerek kalmaz (bazılarında bir seferlik yükleme yapılır).

İlaveten

* "tiered-star hub" şebeke yapısı, her bilgisayara 127' ye kadar alet bağlanmasına izin verir
* İki giriş imkânı sunar
* Bazı aletler voltajını buradan alır
* Çift data hızı uygular: saniyede 1.5 ve 12 megabit (Mbps)
* Performansı 12 Mbps ' e kadar ulaşabilir.
* İhtiyaç duyuldukça sürücüler, otomatik olarak yüklenir veya bırakılır.

USB aletleri iki tip fiş kullanır. Tip A ve Tip B:

Soldaki uç Bilgisayara, sağdaki ise çevre birimlerine takılır. Her ikikonektörde, 4 uçludur. İkisi Voltaj, ikisi de data içindir.içindir.içindir.
USB 1.1 VE 2.0 HAKKINDA SIKÇA SORULAN SORULAR

USB 2.0 çıktıktan sonra USB 1.1 portlarıyla aynı olduğu için ve bazı sistemlerde USB 1.1 ve USB 2.0 portlar birarada bulunduğundan ve piyasada çok fazla USB aygıt gezmeye başladığından, USB hakkında çokça sorular yöneltilmeye başlandı. Biz de bunları derleyip, bir ara getirmeyi uygun gördük. Teker teker sorulara ve cevaplarına bakalım:


USB 1.1 ve USB 2.0 arasındaki farklar nedir?

USB 1.1 ve USB 2.0 portları fiziksel olarak aynıdır. USB 1.1 standardı, veri iletişim hızını 12 Mbit/saniye ile sınırlar. USB 2.0'da veri iletişim hızı 480 Mbit/saniye'dir. Arada büyük fark vardır. USB portunu kullanan USB 1.1'nin hız kısıtlamasından dolayı yüksek performansta çalışan aygıtlar üretilemiyordu; USB 2.0 ile bu sınır ortadan kalktı. Örneğin, artık yüksek hızda CD / DVD yazıcılar USB 2.0 standardını kullanır.

Bir ürünün USB 2.0 standarında çalışması için hem kendisinin USB 2.0 kontrolcüsüne sahip olması; hem de anakartın USB 2.0 destekli olması gerekir.

USB 2.0 aygıtlar USB 1.1 portta; USB 1.1 aygıtlar ise USB 2.0 portta çalışır mı? Yani, portlar arasında uyumluluk var mıdır?

USB 1.1 ve 2.0 portlar birbirileriyle tamamıyla uyumludur. Yani, USB 2.0 olan aygıtınızı rahatça USB 1.1 portuna; USB 1.1 olan aygıtınızı USB 2.0 standardındaki portlara takabilirsiniz. Taktığınız aygıtlar çalışacaktır. Ancak:

- USB 1.1 olan aygıtı USB 2.0 destekli sisteme taktığınızda hızı yine USB 1.1 standardı ile sınırlıdır.
- USB 2.0 olan aygıtı USB 1.1 destekli sisteme taktığınızda hızı USB 1.1 standardınını hızı ile limitlenir. Yani tam performans ile çalışmaz diyelim.

Yani aygıtlar değişikli olarak farklı standartlarda kullanılabiliyor. Ancak işin için USB port çoklayıcılar (USB Hub) girdiği zaman bazı durumlar ortaya çıkabilir:

o USB 1.1 hub'lar USB 2.0 portlarda; USB 2.0 hub'lar USB 1.1 portlarda sorunsuz çalışır.
o Sistemlere birbirine bağlı 4 hub eklenebildiği(zincirleme) söylenir ama çoğu sitede 2 hub'dan sonra sorun çıkabilir. Hub kullanımını en aza indirgemek önemlidir. Hub'lar, gerçek USB portlar kadar sağlıklı çalışmayabiliyor.
o Bazı aygıtların USB hub'larla uyumsuzluğu mevcut. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız, "hakiki" USB portunuzda deneme yapmalısınız.

Hangi işletim sistemleri USB 2.0'ı destekliyor?
Microsoft, XP ve Windows 2000 için ilk etapta resmi USB 2.0 sürücüsü sağlamadı. Fakat XP için SP1; Windows için ise SP4 yama paketiyle birlikte resmi USB 2.0 sürücüleri sunulmuş olundu. Bu sürücülere aynı zaman Windows Update sayfasından da ulaşılabilir. Resmi sürücüler çıkmadan önce, USB 2.0 çiplerini üretene 3. parti üreticilerin sürücüleri kullanılmaktaydı. Windows Update sayfasına uğradığınızda, eğer USB 2.0 aygıta sahip değilseniz, USB 2.0 sürücüleri sisteminize yüklenmeyecektir.
Windows ME, 98SE ve 98 için ise, çip üreticisinin sürücülerini kullanmalısınız.



Firewire nedir?



Fire wire ya da diğer adıyla IEEE-1394 de tıpkı USB 2.0 gibi,veri aktarımında kullanılan yeni ve oldukça hızlı bir arayüz dür. 50mb/sn maksimum veri aktarım hızına sahip olan FireWire ,anakartların standart bileşenlerinden biri olacak mı,bu pek belli değil.FireWire kontrol kartları epeydir ayrıca satılıyor ve fiyatları da yüksek sayılmaz özellikle digital video ile ilgilenen kullanıcılar için FireWire en sık kullanılan ara birimidir. Bu birimin anakartların standart donanımı olacağı konusunda hala şüphe var. Zira özellikle intel bu işe çok soğuk bakarak chipset bazında sadece USB 2.0 desteklediğini belirtmişti.



RAM (Random Accsess Memory)
Tanım

PC'lerimizdeki bellekler, sistemde yer alan işlemci ve grafik kartları gibi veri yaratan ve işleyen birimlerin ortaya çıkardığı verilerin uzun ya da kısa süreli olarak saklandığı işlevsel birimlerdir. Sabit disk sürücüler, sistem RAM'leri, işlemcilerin içindeki cache diye tabir edilen bellekler, BIOS'un saklandığı EPROM'lar, grafik kartlarının üzerindeki RAM'ler, CD'ler, disketler v.s. hepsi PC'lerde yer alan bellek türleridir.

Bellek kavramı bu derece geniş bir konu olmasına rağmen bu yazıda konumuz olan bir çoğumuzun oldukça aşina olduğu, hep daha fazla olmasını hayal ettiğimiz ve hatta yeri geldiğinde overclock denemelerimize bile dahil ettiğimiz sistem RAM'i denilen bellekler. Peki RAM ne demek? RAM, İngilizcesi Random Access Memory, Türkçesiyle Rastgele Erişilebilir Bellek kelimelerinin başharflerinden oluşan bir kısaltma. Bu noktada, belleklerin RAM'ler ve Sadece Okunabilir Bellekler yani ROM'lar (Read Only Memory) şeklinde sınıflandırıldığını hatırlatmak isteriz. RAM'ler veriyi saklamak için beslemeye yani elektrik enerjisine ihtiyaç duyduğu halde ROM'lar besleme olmasa bile veriyi saklayabilirler. Ayrıca, ROM'lar genellikle, kısaltmanın açılımından da anlaşıldığı gibi sadece okuma amacıyla kullanılırlar. Üzerlerinde saklı verinin kullanıcı tarafından kolayca değiştirilmemesi hedeflenir.

RAM'lerin en başta gelen özelliklerinden birisi – ki RAM ismini almalarından sorumlu olan da budur - sakladıkları verilere manyetik teyplerdeki ya da CD-ROM’lardaki sıralı erişimin aksine, sırasız ve hızlı bir şekilde rastgele erişime imkan vermeleridir. Erişimde sağladıkları hız, RAM'lerin sistemde bu denli önemli ve performansı belirleyici olmalarında en önde gelen etkendir. Veri barındırma kapasiteleri ve hız konusunda, merkezi işlemci üzerindeki düşük kapasiteli ancak çok hızlı bir RAM olan cache belleklerle, kapasiteleri günümüzde inanılmaz boyutlara ulaşmış olan sabit disk sürücüler arasında yer alırlar ve bir çeşit tampon görevi görürler. İşletim sistemi, sabit sürücünün yavaşlığını gizlemek amacıyla, yakın gelecekte ihtiyaç duyulabilecek veriyi henüz ihtiyaç durumu ortaya çıkmadan sabit diskten sistem RAM'leri üzerine yükler ve gerektiğinde hızlı bir şekilde işlemcideki cache belleğe iletilmesini sağlar.

RAM'lerin sistem içindeki yerlerini tanımladıktan sonra simdi de teknolojinin ve erişim protokollerinin ortaya çıkardığı RAM türlerini inceleyelim.
RAM Çeşitleri

RAM'lerin, fiziksel yapıları ve çalışma prensipleri itibariyle mikroişlemcilerden hiç bir farkı yok. Tıpkı mikroişlemciler gibi, silikon üzerine işlenmiş çok sayıda transistörün, bu defa ağırlıklı olarak veri erişiminin kontrolü ve verinin saklanmasıyla ilgili belli işlevleri yerine getirmek amacıyla birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkmış ve nispeten daha az karmaşık olan elektronik yapılar. Bu yüzden mikroişlemci teknolojileriyle RAM teknolojilerini ilgilendiren konular tamamıyla ortak. RAM teknoljilerini süren hedef, mikroişlemcilerde olduğu gibi, daha küçük transistörler üretmek, bu sayede aynı büyüklükte bir silikon parçasına daha fazla transistör yani daha fazla işlev sığdırmak ve silikonun daha hızlı çalışmasını sağlamaktır. Bu amaca ulaşma yolunda karşılaşılan engellerin çoğu üretim teknolojilerindeki gelişmelerle aşılmakta olup geri kalan kısım ise geliştirilen daha akıllı algoritmalar ve protokollerle çözülüyor. İşte RAM türlerini bu protokoller belirliyor.



Dizüstü PC’lerde kullanılan SO-DIMM Masaüstü PC’lerdi kullanılan DIMM



Çoğumuz, SDR-RAM, DDR-RAM, DDR II RAM, RDRAM ve hatta artık mazi de kalmış olsa da EDO RAM gibi kısaltmaları duymuşuzdur. Bu kısaltmalar, RAM'e erişmek, yani RAM'den veri okumak ya da RAM'e veri yazmak için kullanılan protokol hakkında bize bilgi verir. Örnek olarak, günümüzde en popüler RAM türü olan DDR bellekleri verebiliriz. Buradaki DDR (Double Data Rate) kısaltması, çift veri hızlı bellekler anlamında kullanılıyor. Bir önceki nesil bellek türlerine isim veren SDR (Single Data Rate) kısaltması ise tek veri hızlı RAM'leri simgeliyor. Bu kısaltmaları daha detaylı açıklayabilmek için sonraki bölümlerde değineceğimiz bazı kavramları anlamak gerekiyor. Bu noktada, ön bilgi olarak söyleyebileceğimiz, DDR ve SDR kavramlarının senkron olarak çalışan, yani veri akışının bir saat işaretiyle düzende tutulduğu tip RAM'lerde, bir saat periyodu içinde gerçekleşen veri akış hızını belirttikleri olacaktır. RD-RAM ise RAMBUS firması tarafından geliştirilen RAMBUS veriyolu üzerinde çalışan, bazı yönlerden DDR'a benzeyen, İngilizce'deki 'RAMBUS Direct' kelimelerinin baş harflerinden ismini alan bir RAM türüdür.

Hafızalar

Bilgisayarda çalışmakta olan bir programa ait komutlar ve veriler ile daha sonra kullanılacak olan sonuç işlemleri hafızalarda saklanır.

İşlemci ihtiyaç duyduğu komutu ilk önce L1 cache hafızada arar. Eğer işlemcinin aradığı komut burada yoksa L2 cache hafızaya bakılır. Eğer burada da yoksa sırayla, RAM ve HDD üzerindeki sanal hafıza üzerinde arar. L1 cache hafıza bunlar içerisinde en hızlı olanıdır ve genellikle işlemcinin üzerine imal edilir. L2 cache hafıza ise L1 e göre daha yavaş olmasına rağmen gene de hızı çok yüksektir. Bir kısım işlemcilerde (Celeronların ilk nesillerinde olduğu gibi) L2 cache hafıza bulmayabilmektedir. Bu durumda L1 cache hafızaya sığmayan komutlar L2 olmadığı için direkt olarak daha yavaş olan RAM a yazılmakta ve işlemcinin performansı düşmektedir. L2 cache hafıza genelde işlemcinin yakınındaki yüksek hızlı hafıza çiplerinden oluşur.
RAM

Günümüz bilgisayarlarında hem okunabilen hem de yazılabilen RAM (Read Acces Memory – Rastgele Erişimli Hafıza)’ler kullanılır. RAM’ler birbirinden bağımsız hafıza hücrelerinden oluşur. Her hücrenin çift yönlü bir çıkışı vardır. Bu çıkış veri yoluna, veri yolu da işlemciye bağlanır ve işlemci ile RAM arasındaki bilgi alışverişi yapılır. Bu adresleme yöntemi ile RAM’deki herhangi bir hafıza hücresine istenildiği anda diğerlerinden bağımsız olarak ulaşılır. Rastgele erişim ifadesi buradan gelmektedir.

RAM’lerde bilgiye erişim hızı nanosaniyeler ile ifade edilir. Bu hız ortalama 50-60ns arasındadır. Fakat günümüzde kullanılan RAM’lerde bu hız 8ns ye kadar düşmüştür.

RAM’lerin kapasiteleri 16K’dan başlayıp 512MB’a kadar çıkmaktadır. Günümüz PC’lerinde ortalama 64MB RAM kullanılmaktadır.


DRAM (Dinamik RAM)

DRAM daha çok kişisel bilgisayarlarda kullanılan bir hafıza türüdür.

DRAM’lerde verilerin saklanması için üzerinde enerji depolayan kondansatörler kullanılır. Fakat bu kondansatörler zamanla (çok kısa zamanda) üzerlerindeki enerjiyi kaybederler. Dolayısıyla enerji varken 1 durumunda olan hücre enerji boşalınca 0’a döner. Bu durumda bir transistörün açılıp kapanması suretiyle sürekli olarak bu enerjinin tazelenmesi gerekmektedir. Dinamik ifadesi buradan gelmektedir.


SRAM (Statik RAM)

SRAM ’lerde DRAM’lerde olduğu gibi kondansatörler kullanılmaz. Bunun yerine her hücre için altı adete varan transistör kullanılır. Bu RAM’lerde bilgiler yüklendikten sonra sabit kalır. Sürekli enerji tazelemesi gerekmemektedir. Bu tip hafızalar daha pahalıdır. Bu yüzden kişisel bilgisayarlarda fazla tercih edilmemektedir.
EDRAM (Enhanced DRAM)

Geliştirilmiş DRAM’ler L2 cache hafızada kullanılır. 35 ns. DRAM içerisine 256 bayt 15 ns. SRAM eklenmesi suretiyle oluşturulmuştur. EDRAM aynı zamanda SRAM bölgeleri, verileri, yavaş olan DRAM bloklarından toplayabildiklerinden hız kazanır. Veri istendiğinde yavaş olan DRAM 128 bitlik bütün bir bloğu hızlı olan SRAM’ gönderir.


EDO RAM

Anakart ya da video kartında ana hafıza olarak kullanılan EDO RAM ile CPU-hafıza bant genişliği saniyede 100 MB’dan 200 MB’a çıkarılmıştır. EDO RAM’ler Pentium işlemcili anakartlarda kullanılmıştır. Pentium II’ler ile EDO RAM’ler yerini SDRAM’lere bırakmıştır.


SDRAM (Senkronize DRAM)

İşlemcilerin hızlanması ile birlikte bu işlemcilerin maksimum seviyede işlem görebilmeleri için yüksek hızlı RAM’lere ihtiyaç duyulmuştur. SDRAM’le birlikte işlemci ve RAM birbirine aynı saat hızında kilitlenirler. Böylece işlemci ve RAM aynı saat hızında senkronize olarak çalışmaktadır.

Günümüzde kullanılmakta olan 66 MHz., 100 MHz, ve 133 MHz. SDRAM’ler vardır. Tercih edeceğiniz SDRAM tipi, işlemcinin kullandığı veri yolu saat hızı ile aynı olmalıdır. Yani 100 MHz. veri yolu kullanıyorsanız. PC 100 SDRAM kullanmanızda fayda vardır.


SGRAM (Senkronize Grafik RAM)

Video adaptörleri ve grafik hızlandırıcılarda kullanılan bir tür DRAM türüdür.

SGRAM’de SDRAM gibi 100 MH’e kadar CPU saat hızına kendini senkronize edebilir. Bununla birlikte yoğun grafik işlemleri için bant genişliğini artırmak amacıyla gizli yazma ve blok yazma gibi bazı teknikleri kullanır.


RDRAM

Kısaca RIMM olarak adlandırılan bu RAM, 100 MHz sınırını aşarak 400 MHz’e kadar hızlı bir performans sağlamaktadır. Bu RAM çeşidi i810E ve i820 chipsetlerle uyumlu olarak çalışmaktadır.

Bir Rambus DRAM, SDRAM’den çok daha yüksek bir performans sunar.


VRAM (Video RAM)

Video adaptörlerinin kullandığı özel amaçlı hafızalardır. Klasik RAM’in aksine, VRAM iki farklı aygıta eş zamanlı olarak bağlanabilir. Bu durum bir monitörün ekran güncellemesi için VRAM’a erişirken bir grafik işlemcinin de aynı zamanda yeni veriler sunmasına imkan verir. VRAM’ler DRAM’lerden daha pahalıdır ve daha iyi grafik performansı verirler.


ECC (Error Correction Code)
Bilindiği gibi bilgisayardaki bilgiler 1 ve 0’lardan oluşmaktadır. Bu değerler bazen ortam hataları, elektronik parazitler veya kötü bağlantılar gibi sebeplerden değişebilmektedir. Mesela 1 değeri 0’a dönüşebilir. Bu durum karşısında hatayı düzeltmek için ECC parite biti kullanılır. Çalışma Prensipleri

Anakartlarımızdaki bellek soketlerine yerleştirdiğimiz baskı devreleri, anakarta bağlandıkları veri yolunun genişliğine göre DIMM (Dual Inline Memory Module) ve SIMM (Single Inline Memory Module) gibi kısaltmalarla adlandırıyoruz; sanırız bunun da haklı bir sebebi var (!). Bugünlerde en popüler olanı, üzerinde genellikle bant genişliği yüksek ve dolayısıyla daha geniş veriyoluna ihtiyaç duyan DDR bellek yongalarını barındıran DIMM'ler. Dizüstü bilgisayarlarda kullanılan DIMM'ler fazla yer kaplamamaları için küçük olduklarından SO-DIMM (Small Outline Dual Inline Memory Module) yani küçük izdüşümlü RAM adını alıyorlar. DIMM’lere baktığımızda, genellikle 4,8 ya da 16 gibi belli sayılarda bellek yongaları, dirençler ve kondansatörlerin yanısıra SPD (Serial Presence Detect) denilen bir ROM yongası bulunduğunu görebiliriz.



DIMM üzerindeki bellek yongaları (büyük olanlar) ve SPD yongası (sol alt köşe)

SPD yongası üzerinde, yazımızın ilerleyen bölümlerinde daha detaylı değineceğimiz, baskı devre üzerindeki bellek yongalarıyla ilgili çeşitli parametreler saklanır. Bu parametrelerin zamanlamayla ilgili olanları (örn. CAS gecikmesi), üretimden sonra yapılan perfromans testleri sonucunda modülün kararlı olarak çalışabileceği en üst performansı gerçekleyecek şekilde belirlenir ve SPD üzerine işlenir. Bellek modülü anakarta yerleştirildikten sonra, SPD üzerindeki bu parametreler boot esnasında BIOS tarafından okunur ve sistemin bellek kontrolüyle ilgili kısımları (yonga seti) gerektiği şekilde haberdar edilir, böylece bellekle olan iletişim sağlanmış olur. Bellek modülünün üreticisi olan firmanın kodu, modülün üretim tarihi, seri numaralrı, bellek yongalarının kapasiteleri ve erişimleriyle ilgili bilgiler SPD yongasında saklanan diğer bilgiler arasında yer alır.

Bizi ilgilendiren asıl kısım ise bellek yongaları. Bunlar, tıpkı mikroişlemciler gibi, kılıflanmış tümleşik devreler. Üretim teknolojisi yani transistörlerin minyatürleştirilmesi bakımından bazı durumlarda işlemcilerden bir nesil önde gidenlerine rastlamak bile mümkün. Yonga üzerinde yer alan ve milyonlarcasının bir araya gelerek bellek dizisini oluşturduğu temel yapı, verinin en temel hali olan bir bitlik veriyi yani ikilik düzendeki 0 veya 1 bilgisini saklamakla sorumlu RAM hücresidir. Bir yongada bu hücreden milyonlarcası kullanıldığından, tasarım ve üretimde çalışan mühendisleri meşgul tutan ve para kazanmalarını sağlayan konuların başında bu bellek hücresini en az yer kaplayacak, en az fireyle en verimli şekilde üretilebilecek şekilde tasarlamak yer alır.

Bellek yongasının nasıl çalıştığını anlamak için önce bu tümdevrenin yapısını inceleyelim. Elimizde bir bellek dizini var. Bu dizini belli sayıda satır ve sütünlardan oluşan iki boyutlu bir tablo olarak düşünebiliriz. Tablomuzun yapıtaşları ise bahsettiğimiz RAM hücreleri. Bu tablo üzerindeki herhangi bir hücreye erişmek (yazmak ya da okumak) için o hücrenin tablodaki konumunu, yani, hangi satır ve sütünun kesişim noktasında bulunduğunu vermemiz gerekir. Bu konum bilgisine adres diyoruz. Erişimi kolaylaştırmak için genelde bellek tablomuz yonga üzerinde daha küçük alt tablolara bölünmüştür. Bu alt tablolara banka (bank) deniyor. Günümüzde bellek yongaları genelde 4 bankalı olarak tasarlanıyor. Kısaca, adresimiz satır ve sütün numaralarının yanısıra bir banka numarasını da içeriyor. Bu sayede bellek yongası hangi bankanın kaçıncı satırındaki kaçıncı sütunundaki hücreye erişim yapılmak istendiğini biliyor. İşlemcilerin belleğe erişirken kullandığı en küçük veri birimi tek bir bit yerine 8 bitten oluşan bayt (byte)'tır. Bu yüzden bellek yongalarında erişilebilen en küçük veri birimi de byte olarak düzenlenmiştir. Böylece bellek tablomuz satır, sütun ve banka adres bilgileriyle erişilen byte'lardan oluşuyor. Diğer bir deyişle bir byte'ı oluşturan ve tablomuzda yanyana konumlanmış olan 8 RAM hücresi aynı anda okunuyor ya da yazılıyor. Bu aslında gerçekte olanın basitleştirilmiş hali. Kullandığımız bellek modüllerinde anakarta bağlantıyı sağlayan veri yolunun genişliği göze önüne alındığında - ki bu DIMMlerde 128 bittir - aynı anda çok sayıda byte okumak mümkün (128bit/8bit=16 byte).

Sanıyorum ki bu noktada bir bankanın yapısını ve nasıl işlediğini incelemek yerinde olacaktır. Bu kısımda günümüzde en popüler olan SDR-RAM ve DDR-RAM bellek tiplerinin temel çalışma prensibi olan dinamik RAM nasıl çalışır hep birlikte göreceğiz. Bahsettiğimiz gibi, banka, esas olarak belli sayıda satır ve sütunlardan oluşan bir byte tablosu. Bu tablodan byte'larımızı okumak için satır ve sütun numarasını yani adresini vermemiz yeterli. Simdi byte’larımızı oluşturan bitlerimize yani RAM hücrelerimize döndüğümüzde nasıl oluyor da bu hücrelerde saklanan veri ile dışarı dünya arasında iletişim sağlanıyor biraz daha yakından bakalım.

RAM hücremizi dışarıya bir vanayla bağlı olan bir hazne olarak düşünelim. Verimizi yani hücrelerde saklanan 0 veya 1 değerlerinden birini saklayan bitlerimizi de haznemizin boş ya da dolu olma durumu olarak, suyu ise yine aktığını varsayabileceğimiz elektriksel yük yani elektronlar olarak modelleyelim. Buna modele göre, RAM hücrelerimiz, yani küçük su hazneciklerimiz, saklayacakları veri 0 ise boş, 1 ise dolu oluyor. Bellek tablomuzda bir sütunda yer alan yani dikey olarak komşu olan haznelerin tümü ortak bir boruya bağlı. Her sütunda bulunan bu ortak borunun elektronikteki karşılığı bit hattı. Bit hattına her okuma veya yazma işleminden önce ayrı bir vana üzerinden su dolduruluyor. Buna birazdan daha detaylı deyineceğiz. Bu boruların bir ucunda, borudaki su seviyesini algılayan algı yükselticisi denilen birimler bulunuyor. Erişim sırasında, önce adresin gösterdiği satırdaki bütün hazneleri bulundukları sütunlardaki ana boruya bağlayan küçük vanalar aynı anda açılıyor ve tüm satırın sakladığı veri okunuyor. Sıra geliyor bu satırın hangi sütununun ayıklanacağına. Bunun için, bir kısmı satırla ilgili işlemlere eş zamanlı olarak, adresin gösterdiği sütun numarası çözümleniyor, o sütuna ait byte’ın algılayıcılarına algıla komutu veriliyor ve o byte okunmuş oluyor.

Hazne 0 mı yoksa 1 mi saklıyor bilmek istediğimizde, yani hücremizi okumak istediğimizde, haznemizi bit hattına bağlayan vanasını açıyoruz. Haznemiz boş ise önceden ağzına kadar suyla dolu olan borudaki (bit hattı) suyun haznemizin alabileceği kadar kısmı haznemizin içine doluyor ve ana borumuzdaki su biraz eksiliyor. Bit hattımızın ucunda yer alan su seviyesi algılayıcısı (algı yükselticisi), boru tamamen su doluysa 1, bir hazne kadar su eksilmişse 0 veriyor. Her sütunun altında o sütunun ana borusuna bağlı bir algılayıcı yer alıyor. Tekrar okuma işlemine geri dönersek, haznemiz okuma öncesi haznemiz boş ise yani 0 saklıyorsa vanası açıldığında ana borudaki su içine doluyor, ana borudaki su seviyesi düşüyor ve algılayıcımız 0 veriyor yani hücremizde saklanan veriyi doğru olarak dışarı aktarıyor. Haznemiz okuma öncesi zaten dolu ise (1 saklanıyorsa) haznemizin vanası açıldığında hiçbir su akışı olmuyor ve algılayıcımız dışarıya 1 değerini doğru olarak iletiyor. Bu noktada önemli bir konuyu açıklamak gerekiyor ki eminim bazı okuyucularımızın dikkatinden kaçmamıştır. Haznemiz 0 saklıyorsa yani boşsa, okuma işleminden sonra içine su doluyor, dolayısıyla içeriği bozuluyor ve bir anda 1 saklıyormuş durumuna geliyor. Aynı olay 1 saklama durumunda gerçekleşmiyor. Peki bu pratikte nasıl engelleniyor? Unutmayalım ki amacımız hazneyi, içeriğini bozmadan okuyabilmek. Basit bir fikir olarak, okuma işleminden sonra algılayıcımızın algıladığı değeri hücremize tekrar yazmak aklımıza gelebilir ancak bu performans açısından büyük kayıp olur. Düşünsenize, 0 olan her bit için her okuma sonrası bir de yazma işlemi için bekle. Gerçekte olay çok daha basit: Haznemiz ana borudaki suyun içine akmasına izin veriyor ancak bu suyu içinde saklamıyor, bunun yerine bir bakıma kanalizasyon diye nitelendirecegimiz çok daha büyük ve bellekteki her hazne tarafından paylaşılan başka bir hazneye başka bir kanalla boşaltıyor. Hücremizi kanalizasyona bağlayan kanal yine bir vana tarafından kontrol ediliyor. Haznemiz doluyken, kendi içindeki bir geri beslemeyle bu vana kapalı tutuluyor ve böylece hazneden kanalizasyona su kaçışı engelleniyor. Hazne boşken ise bu vana açılıyor. Bu kanalizasyonun elektronikteki karşılığı toprak. Böylece boşsa yine boş kalarak ama yapması gerektiği gibi bağlı olduğu sütunun bit hattındaki yani ana borusundaki suyun seviyesini azaltarak sakladığı verinin algılayıcı tarafından doğru olarak algılanmasını sağlıyor.

Okuma işlemini biraz olsun açıklığa kavuşturduktan sonra bakalım yazma işlemi nasıl gerçekleşiyor. Yazma işleminde amacımız haznemizin içeriğini gereken durumlarda değiştirmek. Gereken durumlardan kastettiğimiz, hücremize yazmak istediğimiz değer, hücremizin hali hazırda sakladığıyla aynıysa, herhangi bir değişikliğe gerek olmaması. Mekanizma, okumayla hemen hemen aynı. Yazma işlemi öncesi tıpkı okumada olduğu gibi sütuna ait ana boru suyla dolduruluyor. Bunun yapılma sebebi, önceden gerçekleşmiş bir yazma veya okuma işlemi nedeniyle ana borudaki su seviyesinde azalma olduysa bu eksiği tamamlamak, çünkü gördüğümüz gibi bu temel çalışma prensiplerinden birisi. Yazma işlemi sırasında istenilen hücrenin (haznenin) vanası açılıyor ve yazmak istediğimiz verinin 0 ya da 1 olmasına göre algılayıcıların bulunduğu ucundan ya haznenin bağlı bulunduğu sütundaki ana borudan yüksek basınçla su emiliyor (0) ya da boruya yüksek basınçta su basılıyor (1). Haznemiz boşsa vanası açılınca bir ucundan zaten ana borudan su emildiği için yine boş kalıyor, içine su dolmuyor. Aynı şekilde haznemiz doluysa ve 1 yazılmak isteniyorsa boruya basınçlı bir şekilde su basıldığı için haznemiz yazma işlemi sırasında yine dolu kalıyor. Öte yandan, haznemiz boş ise ve 1 yazılacaksa, yani dolması isteniyorsa, vanası açıldığında ana borudaki basınçlı su, hücrenin kanalizasyona olan su akışını bastırarak dolmasını sağlıyor ve hazne dolunca da geri besleme mekanizmasıya kanalizasyona açılan vana kapanıyor, haznemiz dolu kalıyor ve böylece sakladığı yeni veri 1 olarak değişmiş oluyor. Benzer şekilde, haznemiz dolu ise ve 0 yazılmak yani boşaltılmak isteniyorsa, yazma işlemi sırasında borunun ucundan basınçla su emiliyor, haznemizin vanası açıldığında emme gücüyle dolu olan haznemizdeki su da ana boruya çekilerek emiliyor. Hazne boşaldığında kanalizasyona olan bağlantı da boşalma işlemine destek olarak açılıyor ve işlem sonunda ana boruya bağlantı vanası kapandığımnda hücremiz boş olarak yeni verisi olan 0'ı saklamış oluyor.

Bir seviye üste çıktığımızda, bankaların ortak bir veri hattına birarada bağlanmasıyla ana bellek tablomuzun oluştuğunu görürüz. Bellek tablosunun yanında, adreste gösterilen banka numarasını çözen, yongayı gerektiğinde güç tasarrufu gibi nedenlerle kapatıp açılmasını, belirli komutların çalıştırılmasını kontrol eden kontrol yazmaçları (mode register) ve saat sinyalinin alınıp bankalara dağıtılmasını sağlayan sürücü devreleri bellek yongasını oluşturur.



CD-ROM NEDİR?

CD teknolojisi, plak ve kasetlerdeki "playing" olayı sırasında meydana gelen sürtünmeleri ve arka plan sesleri yok etmek için tasarlanmışlardır. Plak ve kaset gibi çift taraflı olarak kullanılmazlar. 12 inch'lik standart bir CD yaklaşık 78 dakikalık (650 MB) dijital bilgiyi barındırabilir. CD'de yer alan dijital bilgi, plaktaki gibi spiral olarak yazılmıştır. Bu şekilde yerden kazanılır. Fakat, bilgiler plaktaki gibi dıştan içe değil, içten dışa doğru yazılır ve okunur.

CD'ye kayıt ve seri kopyalama ancak dünyadaki birkaç yerde, "super clean room" denen tozsuz, özel ortamlarda yapılır ve kayıt esnasındaki olaya "burning" denir. Laserle yakma, yani kayıt işi sona erdikten sonra eldeki CD'ye "master" denir. Artık bu masterden binlerce kopya yapılarak evlerimizdeki gümüş yüzeyli CD'ler imal edilebilir. Yalnız bu mastering olayını evlerimizdeki CD-R kullanılarak yaptığımız CD-ROM kayıtları ile karıştırmamalısınız. Evde kayıt ettiğiniz CD bir master değildir. Kayıt yüzeyi sırsızdır ve kolayca çizilerek bozulabilir. Halbuki sırlı CD'lerin çizilerek bozulmaları daha zordur.



CD'deki kayıt sadece bir tek yüzündedir. Dijital bilgi, CD'nin üzerindeki yazıların bulunduğu yüzeyin hemen
altındadır. Alttaki şeffaf kısım sadece CD ROM’un incecik laser kaynağından çıkan ışını geçirmeye yarar. Işın şeffaf tabakadan geçer ve yukarıdaki tabakadan yansıtılır. Alttaki saydam kaplama verinin yazılı olduğu kısmın hemen altında bulunan dijital bilgiyi korumak amacıyla yapılmıştır. Alttaki bu saydam kaplamanın çizilmesi CD ROM’un okumasına engel olmaz.. Aşağıdaki resimde CD'lerin imalinde kullanılan hem ekonomik, hem de sıcağa karşı dayanıklı polikarbon maddesini görülüyor
KAFA:

CD-ROM sürücülerin çalışma esası da tıpkı sabit disk ve disket sürücü mantığına dayanır. Yani okuyucu-yazıcı bir kafa ve medya. Aralarındaki çalışma farkı, kullandıkları medyaların dışında bu bahsettiğimiz kafalardadır. CD-ROM sürücünün bu işlemi gerçekleştiren bir gözü (lens) bulunur. CD’nini üzerinde içeriden dışarıya doğru hareket ederken, CD’nin döndürülmesi işlemi sayesinde istediği bölgeye ulaşabilir. Kızıl ötesi lazer diyodu ışın parçasını üzerindeki bütünleşik bir ayna yardımıyla lense yollar. Işın buradan hareketli kafa vasıtasıyla hedeflenerek CD’nin belirlenmiş bir noktasına ulaşır. Bu aşamada CD’lerin üzerinde aslında gözle görülmeyen ufak çukurlar bulunduğunu ve bu çukurlar ile düz kesimlerin, verilerin kodlanmasını sağlayan 0 ve 1 rakamlarına karşılık geldiğini belirtelim. Işının bir kısmı CD üzerindeki bu çukur ve düzlüklerden geriye yansır. Bu yansıma yine toplayıcı ve ayna kombinasyonuyla photodetectöre yollanır. Burada da yansımanın çokluğu yada azlığı ile orantılı olarak sistemin anlayabileceği hale dönüştürülür



CD ROM’UN OKUNMASI:

CD ROM2 daki bilgilere bilgisayar üzerindeki CD ROM sürücüleri aracılığıyla erişilir.

CD ROM üzerinde veriler, yani 0 ve 1 dizileri bir grup girinti ve çıkıntıyla gösterilir. Bu girinti ve çıkıntılar çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Sabit hızla dönen bir CD ROM üzerinde okuma işlemi şu şekilde gerçekleşir:

• Lazer okuyucu kafa bir ışın demeti yollar.

• Bu ışın, kafa üzerindeki bir dizi mercek yardımıyla CD üzerinde belli bir alana odaklanır.

• Lazer ışını, CD’nin plastik kaplamasından geçerek aliminyum tabak üzerindeki girinti ve çıkıntılardan yansıtılır. Işın, girintiler tarafından kötü, çıkıntılar tarafından iyi yansıtılır.

• Yansıyan ışın, elektriksel sinyallere çevrilir.

• Yorumlanan elektriksel sinyaller, verilere dönüştürülerek bilgisayara yollanır.



CD’in Okunması

Motor, CLV, CAV:

CD’lerin aygıt içersinde döndürülmesini sağlayan motor iki farklı yöntemle çalışır. 16X’den düşük bir CD ROM sürücü muhtemelen CLV (Constant Linear Velocity) metodunu kullanır. Bu metod ile çalışan bir aygıtın motoru CD’yi medyanın okumak istediği yerine göre farklı hızlarda döndürür. Kafa CD’nin dış kenarlarına doğru olan kısımlarındaki veriyi okuyacaksa motor CD’yi yavaş döndürür, merkeze yakın yerlerdeki bilgiler için ise hızlı. Mikrocontroller adı verilen bir işlemci sayesinde yapılan bu işlem müzik setlerinde kullanılan sistemin aynen CD ROM sürücülere aktarılmasından kaynaklanır. Yeni çok hızlı CD ROM sürücüler ise bu değişkenlik yerine CD’nin sabit hızla döndürüldüğü CAV (Constant Angular Velocıty) sistemini kullanırlar. Bu da sabit disklerde kullanılan metodtur. Kafanın nerede olduğuna bakılmaksızın motor aynı hızda döner. Bilgiler CD üzerinde halkalar şeklinde (iz) yer aldığından ve hızda sabit olduğundan kafa daha büyük yörüngede daha çok bilgi okuyacaktır. Bu sebepten CAV teknolojisini kullanan CD ROM sürücüler dış izlerde daha fazla veri transferi yaparlar. Bu teknolojiye geçiş motorun daha fazla döndürebilme kapasitesine karşın CLV kullanılması halinde değişik devirlere inip çıkmanın zorluğundan doğmuştur. Örneğin tek hızlı CD ROM sürücülerde 210 ile 519 devir arasında geçiş yapılırken bugün 5040 ile 12936 geçiş yapması gerekecektir. Bunun yerine CAV’a geçilerek tüm devir hızı sabit tutulmuştur.





CD ROM SÜRÜCÜLERİN PERFORMANSI NELERE BAĞLIDIR?

Hız:

CD ROM sürücülerinin hızları X ile gösteriliyor. Temel olarak müzik setlerinde kullanılan ve CD’yi 210 ile 539 devir arası döndürebilen CD playerların hızı 1X olarak kabul edilir. 2X hızındaki bir CD sürücü ise 420 ile 1078 devir hizmet verebiliyor ve böylece X’ler arttıkça devirde artıyor. Devirin artması performansı da arttırıyormu? Bir çok kullanıcı için X’ler performans için kıyaslama göstergesidir. Örneğin 32X bir CD sürücüye, gerek veri aktarım kapasitesi gerekse veri erişim süresi bakımından 16X’in iki katı performanslı gözü ile bakılıyor. Yada 16X’in dört dakika da kopyaladığını 32X 2 dakikada kopyalıyor şeklinde düşünülüyor. Oysa teoride 1X’in saniyede 150 KB veriyi transfer edebildiği kriteri baz alınarak 32X bir CD sürücünün saniyede 4.8 MB veri transfer etmesi gerekir. Ancak bu performansı yakalamak sadece motorun CD’yi döndürebildiği devir sayısına değil daha bir çok faktöre bağlıdır.

Günümüzde kullanılan uygulamaların çoğu, CD’nin üzerindeki çeşitli yerlerde yer alan bilgileri kullanır. Yani CD ROM sürücünün sıralı okuma yapmasına gerek yoktur. Hal böyle olunca da erişim süresi ön plana çıkar. 32X bir CD sürücünün 1X’e göre 32 kat fazla –buna yakın- performans gösterebilmesi için sıralı okuma gerektiren uygulamalar ile çalışıyor olması gereklidir (Örneğin filmler). Öte yandan CAV teknolojisini kullanan yeni CD ROM sürücülerde X karşılaştırmasını ancak dış izler üzerinde çalışırken görebiliriz. Çünkü CD sabit hızla dönmekte, ancak dıştan içeriye doğru izlerdeki bilgiler azalmaktadır. Daha net anlatmak gerekirse CD ROM sürücünün performansı önemli ölçüde kullandığı medyaya bağlıdır ve CAV kullanan sürücüler gerçek X’lerini sadece en dış izde gösterebilir. CD’nin daha az bilgi içeren tam ortalarına gelindiğinde performans neredeyse %40 oranında düşer. İşin kötüsü CD’ler üzerine bilgiler içeriden dışa doğru yazılmaya başlanır. Doğal olarak yarısı boş bir CD’nin okunması sırasında, dış izler boş olduğundan CD ROM sürücünün üzerinde yazan X’e asla ulaşamaz. CAV kullanmak bir miktar yanıltıcı olmasına karşın motorun sabit devirde dönmesi ve CLV’de olduğu gibi ikide bir devir değiştirmesi gerekmediğinden zamandan büyük kazanç sağladığı da inkar edilemez. Demek ki bir CD sürücünün performansını etkileyen tek şey X değil, kontrol mekanizması, ön bellek miktarı, motorun devirden devire ne kadar hızla geçebildiği, kullanılan bilginin CD üzerindeki yeri gibi faktörlerde söz konusudur.

Erişim Süresi:

CD ROM sürücülerin önemli performans göstergelerinden biri de erişim süresidir. Aygıtın ana işlemciden ‘bilgiyi aktar’ emrini almasından ilk byte’ın transferine kadar geçen süreye erişim süresi denir. Aslında arama süresi, latency (CD’nin uygun yerinin tam kafaya hizalanması) ve CLV metodunu kullanan sürücüler için motor devrinin değişim süresinden oluşur, tüm bu süre milisaniye birimi ile gösterilir. En hızlı CD ROM sürücülerin bile halen orta kalitede sabit diskleri dahi yakalayamamış olmamasının sebebi de erişim süresinde yatar. Zira bu sürücüler, müzik CD’lerini okumak üzere tasarlanmış CD playerlardan bu yana fazla değişime uğramamıştır. Fiziksel yapıları sabit disk hızına ulaşmalarına imkan vermemektedir.

Veri Transferi:

Verinin okunması iki ana bölümden oluşur. İlk bölümde bilgi CD yüzeyinden alınır ve CD sürücüye ulaşır. Buradaki kontrol merkezinden de sisteme aktarılmasıyla ikinci adımda tamamlanır. İşte bir saniye içinde ne kadar KB aktarılabiliyorsa buna da veri transfer performansı adı verilir. Yeni tip CD ROM sürücülerde motor sabit hızla döndüğünden maksimum veri transferi CD’nin en dış izleri okunurken gerçekleşir. 32x CD ROM sürücülerin çıkabildiği maksimum transfer hızı 32x150Kb/sn=4800 Kb/sn’dir. CD’nin merkeze yakın izleri okunurken transfer miktarı düşer, örneğin 32X bir sürücü bahsettiğimiz konumda neredeyse 16X konumuna geri düşer.

İşlemci Kullanımı:

İşlemci kullanımı Pentium sınıfı işlemcilerin çok yaygın olduğu düşünüldüğünde önemli bir faktör olmaktan çıkıyor. Bunu yanısıra artık CD ROM sürücülerin DMA (doğrudan bellek erişim) kullanabilmeside işlemci gereksinimini iyice ikinci plana atıyor.

Ön Bellek:

CD ROM sürücünün üzerinde bulunan ön bellek, belirli bir bilgi stoğunun saklanmasını ve böylece CD yüzeyine daha az baş vurulmasını sağlar. Genelde CD ROM yazıcılarda çok işe yarayan bu özellik CD ROM sürücülerde çok büyük bir performans farkı sağlamıyor.

Sistem Belleğine Depolama:

CD ROM sürücünün tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşması yerine sistem belleğinden ufak bir miktarın bilgi depolanmasına ayrılması sürücünün performansını arttıracaktır. Verilere çok daha ulaşmamızı sağlayan sistem belleğine ayrılacak miktarı belirlemek için denetim masası/ sistem/performans/dosya sistemi/CD ROM yolu izlenmelidir.

CD FORMATLARI:

CD-DA (Compact Disk Digital Audio):

Bildiğimiz müzik CD’si. Sony ve Phılıps firmaları tarafından müzik setlerinde kullandığımız CD playerlar için geliştirilmiştir.

CD-ROM Digital Data ( CD ROM, ISO 9660):

En basit anlamıyla veri CD’sidir. Örneğin bilgisayar dergileriyle verilen CD’ler bu tür CD’lerdir. Aynı şekilde oyun CD’leride.

CD ROM Extended Architecture (CD ROM XA):

Ses, veri, görüntü, grafik gibi pek çok türü barındıran CD’lerdir. Giderek yaygınlaşa ve içinde PC’lerinizde kullanabileceğiniz bilgilerinde bulunduğu müzik CD’leri bu türe güzel bir örnektir.

CD İnteractive (CD-I):

Genelde TV’den izlenebilmek üzere hazırlanmış özel donanımla çalışan bir tür multimedya CD’sidir. Sistem konfigürasyonlarının giderek güçlenmesi sebebiyle hiçbir zaman yaygınlaşamamıştır.

Video CD (VCD):

Sıkıştırılmış görüntü (MPEG) içeren CD’lere Video CD denir. CD-I’nın tersine sistemlerin daha güçlü olmasıyla birlikte daha da yaygınlaşmaktadır.

Digital Versatile/Video Disk (DVD):

650 MB alan CD ROM’ların aksine 17 GB’a kadar veri depolayabilen DVD’ler özellikle görüntü alanında devrim yaratmıştır.



CD ROM’LAR İLE SABİT DİSK VE DİSKET ARASINDAKİ FARKLAR:

• Veriler, disk ve disketlerde manyetik bir ortamda saklanır. CD ROM’lar ise üzerindeki girinti ve çıkıntılar yardımıyla saklanır.

• Sabit disk ve diskerledeki bilgiler okuma/yazma kafaları yardımıyla okunur. CD ROM’larda diskin yüzeyini tarayan bir lazer okuyucu vardır.

• Disk ve disketler manyetik ortamlardır. CD ROM’lar optik aygıtlardır.

• CD ROM’lar disket ve sabit disk gibi manyetik birimlerden daha güvenilir ortamlardır.

CD’DEN DVD’YE TEKNOLOJİNİN EVRİMİ:

1980:

CD-Audio:

Philips ve Sony tarafından dijital formatta ses içeren optik disk standartları oluşturuldu.

1983:

CD Çalar:

Sony ilk CD çalan cihazı üretti. Fiyatı 1000$’dan fazlaydı. Billy Joel’in 52nd street albümü hem müzik hem teknoloji tarihine geçti.

1985:

CD ROM’un doğuşu:

Yine philips ve sony bilgisayar verileri için compact disk-read-only memory (salt okunur bellek) standartlarını belirleyip duyurdular.

1987:

CD ROM sürücü:

CD ROM formatı artık PC’lerde kullanılmaya başlandı. İlk sürücüler de 1000$ civarında satıldı. Veri miktarı 650MB idi. Bilindiği gibi günümüzde üretilen CD ROM’lar 670MB DVD’ler ise 17GB veri depolayabiliyor.

1994:

4 hızlı CD ROM sürücü:

Veri akışı saniyede 600KB’a çıkarılarak küçük çaplı bir devrim yapıldı ve bunun fiyatı da 1000$ civarındaydı.

1995:

6 hızlı CD ROM sürücü:

Veri akışı saniyede 900KB’a çıkarken fiyat 600$ civarına indi.

1996:

8 hızlı CD ROM sürücü:

Bu kez veri akışı saniyede 1200KB’a çıkarken fiyatlar 400$ civarına indi.

10 ve 12 hızlı CD ROM sürücüler:

Aynı yıl fiyatlar 250$ civarına inmiş veri akışı ise saniyede 1800KB’a çıkmış sürücüler üretildi. CD kaydedici cihazların fiyatları ise 500$’ın altına indi. CD kaydedici cihazların bu ilk neslinde kullanıcı tek bir oturumda kaydı bitirmek zorundaydı.

1997:

CD RW adı verilen silinebilir ve yeniden yazılabilir sürücüler pazara çıktı. Artık CD’ler disket gibi kullanılabilmeye başlandı. Ayrıca bu sürücüler geriye dönük olarak bütün CD ROM standartlarını destekliyorlardı.

DVD ROM:

Başlangıçta 4.7 GB veri depolayabilen ilk DVD diskler üretildi ve büyük sükse yaptı.

1998:

DVD ROM kapasitesi 8.5 GB’a yükseltildi, hemen ardından çift tarafı kullanılabilen yeni bir tasarım sayesinde kapaste 17GB ‘a çıktı.ayrıca diske yazabilen DVD RAM cihazları pazara sunuldu. Kullanıcı bu cihazı kullanarak 4.5GB’a kadar hacme sahip kendi DVD’sini yapabiliyor.

CD-WRİTE TEKNOLOJİSİ

Yazılabilir CD’ler iki bölüme ayrılırlar.

I-Bu CD’ler sadece okunabilir ve yazılabilir alan içerir.

II-CD-W’ler bir kez yazmak üzere üretilen medyalardır.CD-W ‘ler tüm sürücüler tarafından okunabilirler.

CD-W ‘nin FİZİKSEL YAPISI

Taşıyıcı diskin üzerine ısıya dayanıklı bir boya sürülür. Sürülen bu boya CD-W’nin lazer tarafından yazılabilir. Lazer ,çukuru boya maddesini yakarak açar. İşlenen bir veri okunmak istendiğinde ise lazerin gücü boya maddesini yakmaması için düşürülür. Ayrıca boya maddesinin üzerine altın buharı püskürtülür.

Bu işlem diskin üzerinde yansıma tabakasını oluşturur. Böylece çukurların (pits) yakılıp yakılmadığı lazer tarafından yansıtılır. Son olarak bu altın tabakaya bir koruma ve bir yazma tabakası daha eklenir.





CD-W’LERDE YAZMA TEKNİĞİ

Bir CD’ye yazma işleminde :

1. Bir CD’ye yazma işlemine , yazma işlemi CD’nin ortasından başlayamaz. Yazma işlemi gelişigüzel değil ( Random ) sıralıdır.

2. CD’ye yazma işleminde başlatılan her yazma işlemi başlangıcından bitimine bir bütünlük taşır. Yarıda kesilemez.

3. Bir Audio CD’si ve yellow book CD’leri tek seferde yazılmalıdır.(nonmultisession). Bu tür veriler çoklu ortamlarla yazılamazlar.

4. Yazma işlemine başlandığında yazıcı Laser verileri yazılmaya hazır bulunmalıdır.

5. Veri akışı kesildiğinde veri tam olarak yazılmasa da yazma işlemi sona erer.

Kayıt işleminin hatasız olması için bir image file test edilir. Bu test işleminde image file laser yazma moduna geçirilmeden tüm yazma işlemleri yapılıyormuş gibi test edilir. Bu test sayesinde yazma işleminde bir problemle karşılaşılıp karşılaşılmayacağı test edilmiş olur.

Yazma işlemlerinde kullanılan yöntemlerden biri de multisession yöntemidir. Bu yöntemde CD birden fazla oturumda yazılabilir. Bir multisession işleminde CD’ye bir multisession başlığı açılır ( 22 MB ). Bu başlık ilk seferde yazılacak bilgilerin kataloğunu tutar. İkinci bir yazma işleminde yemi bir multisession başlığı açılır ( 13 MB ). Bu başlıkta ise ilk multisession başlığına göre yapılan değişikler bulunur.

CD’ye yeni bir session açılmayacaksa CD kapatılır.

DVD-ROM Nedir ?

DVD (Digital Versatile Disc ya da Digital Video Disc).

DVD ilk önceleri "Digital Video Disk" anlamına geliyordu. Bunun temel nedeni,
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:26
DİSKET SÜRÜCÜLERİ (FLOPPY DİSK DRİVE)

Floppy disk taşınabilir bir saklama ortamıdır. Çalışma sekli açısından sabit disklere benzerler. Plastik esnek bir plaka üzerine konulmuş mıknatıslanabilen elementler ve bu manyetik ortamı koruyan bir plastikten oluşmaktadır. Veriler gene mıknatıslanma esasına göre saklanırlar. Çeşitli ebatlarda ve boyutlarda disketler bulunmaktadır. Ama günümüzde artık ebat olarak sadece bir tip disket bulunmaktadır. 3.5” ebatinda olan bu disket iki çeşittir. Ilk’ine çift yüzlü çift yoğunluklu ( Double side Double density - DD) disket denilmektedir ve 720 KB’ a kadar veri saklayabilmektedir. İkincisine ise çift yüzlü yüksek yogunluklu (Double Side High density - HD ) denilmektedir. Bu disketi saklayabileceği veri miktarı 1.44 MB’dir. Bu disketlerin boyutları söyle hesaplanmaktadır:

DD bir diskette 80 tane iz bulunmaktadır. Her izde 9 tane sektör bulunmaktadır. Her bir sektörün alabileceği veri miktarı 512 bytetir. Ve disketin iki yüzü de kullanılır. Buna göre; 80*9*512*2 = 712 KB disketin boyutudur.

HD bir diskette ise 80 tane iz bulunur. Her izde 18 tane sektör bulunur. Her bir sektörün alabileceği veri miktarı 512 bytedir. Disketin her iki yüzü de kullanılmaktadır. Buna göre; 80*18*512*2 = 1.44 MB eder.

Disket sürücü diskete veri yazmak ve disketten okumak için kullanılır. Yapısında okuma yazma kafası adim motoru ve normal bir dairesel motor vardır. Disket dakikada 300 ya da 360 devirle döner. Bu yüzden disket sürücüler yavaştırlar.





3.5’’ Disketler


5.25’’ Disketler

720 Kb


Çift Yüzey (Double Side)





Çift Yoğunluklu (Double denstiy) DS/DD


360 Kb


Çift Yüzey (Double Side)

Çift Yoğunluklu (Double denstiy) DS/DD

1,44 Mb


Çift Yüzey (Double Side)

Yüksek Yoğunluklu (High denstiy) DS/HD


1.2 Mb


Çift Yüzey (Double Side)

Yüksek Yoğunluklu (Double denstiy) DS/HD



2.88 Mb


Çift Yüzey (Double Side)

Gelişmiş Yoğunluklu (Extended denstiy) DS/ED


-


-



2.88 Mb kapasiteli (ED- Extra High Denstiy) disketler için sürücü desteği olmasına rağmen bu standart tutulmamış ve yaygın uygulaması gerçekleşmemiştir. Zaten artık disket sürücüler de son günlerini yaşıyorlar diyebiliriz,çünkü 20 ve 21 Mb kapasiteli Floptical,120 Mb kapasiteli yeni sürücüler üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. Yaklaşık 100 Mb civarındaki kapasiteleriyle çeşitli üreticilerin Zip drive ve benzeri ürünleri 3.5’’ disket sürücüler için ciddi rakiplerdir. Ancak bu teknolojilerden biri standart haline gelip hem kullanışlılık hem de maliyet olarak disket sürücülerin yerine alana kadar disket sürücüler kullanılacaktır.

Bilgisayarınızı ilk açtığınızda disket sürücünüzden kaba bir ses geldiğini duyarsınız. Bunun sebebi bilgisayarınızın ilk önce disket sürücünüzde bir açılış disketi olup olmadığını kontrol etmesidir. BIOS ayarlarından ötürü olan bu durum, çoğu zaman bizim için bir problem değildir.

Ancak bir çoğumuzun başına gerekli bir yeniden başlatmadan sonra zaman kaybına yol açacak bir işlem gerçekleşebilir. Açılış sırasında disket sürücüde bulunan disket yüzünden bir uyarı mesajıyla karşılaşma şansınız vardır. Bilgisayar sistemi disketten açmak istemektedir ve eğer disket bir sistem disketi olarak formatlanmamış ise sistem açılmayacaktır. Ya da diğer bir zaman kaybı olarak bilgisayarın her açılışta disket sürücünün varlığını ve iletişimini kontrol etmesi olabilir. Örneğin disket sürücünün fişi çıkmasından dolayı algılanamayan disket sürücü yüzünden açılmayan sistemlerini tamire götüren bir çok insan tanıyorum.

Bu yazı içersinde BIOS ve Windows ayarları aracılığıyla disket sürücüyü hem çalışır hem de bize zaman kaybettirmeyen bir donanıma nasıl dönüştüreceğimizi göreceksiniz. BIOS ayarları AMI-Bios baz alınarak anlatılmıştır. Ancak siz de kendi Bios görünümüz de benzer komutlarla aynı işlemleri yapabilirsiniz.
CMOS Setup ayarları

Boot Sequence : Bu seçeneğin (eğer daha önce değiştirmediyseniz) “A,C” olarak seçili olduğunu göreceksiniz bunun anlamı, açılış sırasında sistemi açmaya çalışırken ilk önce A sürücüsünün daha sonra sabit diskin deneceğidir. Genelde bu değer “C,A”, ”CDROM,C,A”, ”A,CDROM,C” ve “C only” seçenekleriyle değiştirilebilir. Eğer “C only” yi seçerseniz sistem doğrudan sabit diskten açılmaya çalışacak ve sayede açılış hızınız artacaktır.

Boot up Floppy Seek : Sistem ilk açıldığında disket sürücüyü aramak isteyecektir. Eğer değiştirmediyseniz buradaki değer “Enabled” olarak görünür. Bu değeri “Disabled” olarak değiştirirseniz sistem disket sürücünün varlığı konusunda onay almadan açılış işlemine devam eder bu da yine size açılışta hız kazandırır. Bunun anlamı “disket sürücüyü kullanma” demek değildir.

Floppy Disk Access Control : Disket sürücünüze yazma ya da okuma hakkında buradan verebilirsiniz. Sabit olarak bu değer R/W (Read/Write yani Okunabilir / Yazılabilir) dir. Bu değeri “Read Only” seçeneği ile değiştirebilir ve bu sayede bilgisayarınızdan disketle bilgi alınmasının önüne geçebilirsiniz.
Windows Ayarları

Windows açılış sırasında aynı BIOS gibi disket sürücünün varlığını kontrol eder. Bu kontrol yine bir zaman kaybı olabilir. Bunu devreden çıkarmak için Başlat / Kontrol Panel / Sistem / Başarım / Dosya Sistemi Özellikleri seçenekleriyle “Disket” bölüme ulaşmanız gerekiyor. Burada açıklama da görebileceğiniz gibi sistem her açılışta belirtilen işlemi yapmaktadır. Kutudaki işareti kaldırdığınızda artık işletim sistemi açılışta disket sürücüyü kontrol etmez.
Disket sürücüyü devreden çıkartmak

Eğer disket sürücüye ihtiyacım yok diyorsanız disket sürücüyü devreden çıkarma şansına sahipsiniz. BIOS ayarlarına girdiğinizde Standart CMOS SETUP bölümüne gelin burada alt bölümde “Drive A : “ ibaresinin karşısında disket sürücüsünün özelliklerini göreceksiniz bu değeri None olarak değiştirirseniz disket sürücünüz devren çıkmış olur.

GÜÇ KAYNAKLARI

Bir kaç yıl öncesine kadar Güç kaynakları bilgisayar bileşenlerinden biri olarak bile değerlendirilmiyordu. Oysa ki basit bir mantıkla, bilgisayarın çalışması için gerekli olan kaynağın elektrik enerjisi olduğunu düşünmek, sanırım güç kaynaklarının hayati derecedeki önemini kavramamız için yeterli olacaktır.



Güç kaynaklarının önemi, AMD'nin Athlon serisi işlemci ailesinin ilk örneklerini piyasaya sürmesi ile ciddi biçimde gündeme geldi. Athlon serisi işlemcilerin ihtiyaç duydukları yüksek güç değerleri, sistemlerini bu işlemciler ile güncelleyen kullanıcıların güç kaynaklarının yetersiz gelmesi ile yaşanan, sistem çökmeleri, kilitlenmeler, reset atmalar gibi birçok sorunu beraberinde getirdi. Sorunların kaynağında güç kaynaklarının bulunması, akıllara gelebilecek en uzak ihtimallerden biriydi. Tüm bu sorunların kaynağında sistemlerde kullanılan kalitesiz ve üzerlerindeki etiketlerde belirtilen değerleri sağlayamayan güç kaynaklarıydı.


Bu konuda kabaca fikir vermek açısından; Pentium 4 3GHz / Anakart, 2x256MB Ram, 1 adet 7200Rpm Sabit Disk, 1 Adet Optik Aygıt (CDRom/Rw, DVDRom/Rw) / Floppy, ve orta seviye bir ekran kartına sahip bilgisayar için 300W güç kaynağının yeterli olacağını söyleyebiliriz. Fakat buradaki kilit nokta; güç kaynağının, öngörülen 300W'lık değeri gerçek anlamda sağlayabiliyor olması.



Eğer ürün güvenilir bir firmanın ürünü değil ve rakamsal olarak 10-20$ aralıklarında kalıyor ise bu ürünün 450-500W olması bile yeterli olmayabilir. Bunun tek nedeni; ürünün büyük ihtimalle sahte etiket değerleri ile satışa sunulmuş ve kullanılan malzemelerde büyük ölçüde eksiklerin olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, bu tür güç kaynakları kalitesiz malzeme kullanımı yada kullanılan malzemenin eksik olması nedeni ile sistemi yeterli derecede besleyecek güç sağlayamazlar.


Kaliteli ürünler ile gereken tüm malzemelerin yanı sıra birçok faydalı ek malzemenin kullanılması sonucunda güç kaynağının ağırlığı da aynı paralellikte artış gösterir. Bu bariz ağırlık farkı sayesinde kaliteli bir güç kaynağı ile kalitesiz bir güç kaynağını ayırt etmek oldukça basit ve bir o kadar da etkili bir yöntemdir. Fakat iki adet kaliteli ürünü birbirinden ağırlık farkıyla ayırt etmek mümkün olmayabilir. Peki bu durumda ne yapmalıyız? İki kaliteli ürün arasında kaldığımızda hangi kriterler göz önüne almalıyız? Bu sorulara cevap olarak sadece, piyasada yer etmiş sağlam üreticilerin ürün üzerine etiketledikleri güç değerlerine güvenmekten başka çaremiz yok.

FANSIZ PSU

Güç kaynaklarındaki en önemli noktalardan biri de sağlıklı bir soğutma sistemidir. Üreticilerin çoğu bu konuyu, ürünlerinde, geniş hava ızgaraları ve yüksek devirli/büyük fanlar kullanarak aşmaya çalışıyorlar. Bu nedenle ürün her ne kadar kaliteli olursa olsun içerisine koyulan yüksek devirli fanlar nedeni ile rahatsız edici ses seviyelerine ulaşabiliyorlar. 1999 Yılında pazara giriş yapan ve kaliteli kasalar, soğutma sistemleri, güç kaynakları ve benzeri ürünleri ile kısa sürede adını duyuran Thermaltake ise, soğutma konusuna, yeni PurePower Fanless PSU serisi ile değişik bir çözüm getirmiş. Bu gün incelemesini gerçekleştirdiğimiz Thermaltake PurePower Fanless PSU bir güç kaynağı olmasından öte, fan içermeyen bir ürün olması ile dikkat çekiyor...


Thermaltake Fanless PSU 350W



PurePower ailesine eklenen yeni Fanless PSU serisi ile Thermaltake, soğutma işlemini, HeatPipe teknolojisi kullanılarak 0dBA ses seviyesi ile gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Bakır borular ve bakır yapraklar kullanılarak oluşturulan bu sistem şu an sadece 350W'lık, W0029 ve W0050 modellerinde kullanılıyor. Bu iki modeli birbirinden ayıran tek nokta ise; W0050 de bulunan, bir nevi şehir şebeke koruması Pasif PFC (Power Factor Correction) sistemi...



Thermaltake Türkiye temsilcisi VEGA Bilgisayar tarafından ulaştırılan ürün W0050 model etiketini taşıyor. W0050 paket içerisinden çıkartıldığında birbiri ardına sıralanmış geniş HeatPipe yaprakları hemen dikkat çekiyor. Arka kısımda yer alan 25 adet, 2mm aralıklar ile birbiri ardına sıralanmış 74x63mm ölçülerindeki bakır yapraklar, 3 adet HeatPipe çubuk ile birleşiyor. Aynı zamanda bu yapraklar montaj ve diğer durumlarda hasar görmemeleri için 80x62x63 boyutlarında alüminyum bir koruyucu ile çevrelenmiş durumdalar.



Fanless PSU iç görüntüler.



Thermaltake Fanless PSU serisi, tamamen alüminyumdan oluşan ve dört bir yanında hava kanalları bulunan siyah renkte bir kasaya sahip. Arka kısımda 250V standart PSU kablo bağlantısı, 230/115V şebeke voltajı ayar anahtarı ve kırmızı ışıklı bir On/Off anahtar yer alıyor. On/Off anahtarının üzerinde kırmızı bir ikaz ışığının yer alıyor olması, bilgisayar parçalarının montajı sırasında kullanıcıyı anahtarı kapatmaya teşvik ediyor. Anakart üzerindeki elektriğin kesilmediği taktirde, özellikle AGP ekran kartlarının montajı sırasında sistemin açılması ve bileşenlerin zarar görmesi gibi sık oluşabilecek hatalar bu sayede en aza indirgenmiş oluyor.


Fanless PSU arka kısım görüntüsü.

AOPEN XPOWER 350 WATT

AOPEN XPOWER Güç Kaynağımız 150x140x86 mm boyutlarıyla standart bir ATX güç kaynağı boyutlarında, ama genel yapısı kendine özgü detaylara sahip. Öncelikle hemen dikkatinizi çekecek olan kocaman fandan bahsetmek gerekiyor. Modelin tam ismi FSP350-60PN(PF).
Fotoğrafta üstte gözüktüğüne bakmayın, monte
ettiğinizde fan kasanızın içine doğru bakacak.



İlk belirlenen ATX standartında, güç kaynağının soğutucu fanının kasanın arkasına doğru değil, kasanın içine bakar şekilde olması ve kasa içine hava üflemesi planlanmıştı. Böylece işlemcinin üzerine hava üflenerek işlemcinin pasif soğutmayla bile rahatlıkla çalıştırılması sağlanacaktı. Fakat bu tasarımın inanılmaz derecede yanlış olduğu uygulamaya geçildiğinde fark edildi. Bu ilk ATX standartına göre üretilen güç kaynaklarında fan, kasanın içine güç kaynağında ısınmış havayı üfleyerek kasanın içini olduğundan fazla ısıtıyordu. Kısa sürede bu uygulamadan vazgeçildi ve eski sistem, güç kaynağının arkasında yer alıp havayı dışarı atan tasarıma devem edildi.


Güç kaynağının altına, kasanın içine bakacak şekilde, 12 cm çaplı kocaman bir fan yerleştirilmiş. Bu fan eski tasarımda olduğu gibi kasa içine üflemiyor, aksine kasa içinden hava alıp güç kaynağının içine çekiyor. Güç kaynağının arka yüzü ise tamamıyla ızgara şeklinde üretilmiş. Böylece 12 cm’lik fanın çektiği sıcak hava zorlanmadan sessizce kasa dışına atılıyor.















Havanın dışarı atılmasını kolaylaştırmak için arka panel ızgara haline getirilmiş.

12 cm’lik fanın ne kadar gürültü yaptığı konusu merak edilecektir.

Güç kaynağının fanı, sıcaklığa göre hızını otomatik olarak değiştirebiliyor. Normal yük altında, fan çok düşük hızla çalışıyor ve kesinlikle duyulabilecek bir ses çıkarmıyor.



Güç kaynağı, cihazlara takacağınız fişler yönünden oldukça zengin. Anakarta takacağınız bağlantıların yanı sıra tam 9 tane büyük boy, 2 tanede disket sürücü vs. araçlara takacağınız ufak boy fiş var. Bütün kablolar fazlasıyla uzun tutulmuştur. Güç kaynağının kendi üzerinden gelen bir SATA fişi yok, ama AOpen kutuya bir adet SATA güç kablosu eklemiş.


XPower serisi hem aşırı yük korumasına, hem de kısa devre korumasına sahip, ayrıca giriş gerilimindeki sorunlara karşı da koruması var. Günümüzde güç kaynakları için şart haline getirilen PFC (Power Factor Correction) sistemi de güç kaynağında bulunmakta. PFC sistemi aktif yada pasif olarak tasarlanabiliyor, bu üründe pasif PFC kullanılmış.

GÜÇ KAYNAKLARININ ÇEŞİTLERİ

* Sharkoon SILENTSTORM SHA370-9A 370 WATT

Yeni SilentStorm güç kaynakları inanılmaz derecede güçlü ve sessizdirler. Çift fanlı ultra sessiz mimari yapısı sayesinde dünyanın en iyi güç kaynaklarından biridir. Intel Ve Amd tarafından tavsiye edilmektedir.

100,00 USD + KDV

* Enermax 250 Watt Micro Atx PSU, Prescott ve Fx 64 Destekli

Dünyaca ünlü enermax firmasının Power Supplyları... Çalışırken oldukça sessizdir. Mini Atx kasalar için mükemmel bir çözüm.

39,00 EURO + KDV


Enermax 370 Watt PSU NoiseTaker PCI-E 24P 2.0 Ring Core

82,00 EURO + KDV
* Enermax 660 Watt PSU

SilverStone 520 watt power Supply
4 tane SATA bağlantısı
6 pin PCI Express connector
PCI EXPRESS EKRAN KARTLARI İÇİN UYGUN!

122,00 EURO + KDV



YENİ BİR GÜÇ KAYNAĞI MONTAJI

Tek bir güç kaynağı, içerisinde ayrı bir kaynağı olan yeni bir kasaya göre göz ardı edilebilecek bir oranda ucuzdur. Bu nedenle ilk etapta yeni bir kasa satın almayı tercih edebilirsiniz. Alacağınız kasa, ileride yeni sürücüler eklerken daha az sorunla karşılaşmanız açısından büyük olmalıdır. Ayrıca güç kaynaklarının yapıları da, istenen her güç kaynağının eski kasalara monte edilmesini mümkün kılmayacak şekilde farklıdır. Yeni bir kasa satın almadan önce ana kartınızın biçimini mutlaka kontrol etmelisiniz. Bir Baby AT anakartı tabii ki sadece AT kasalarla ve ATX anakart ise doğal olarak ATX kasalar ile uyumlu olacaktır.

Eski kasanızı kullanmaya devam etmek isterseniz, güç kaynağını değiştirirken dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. İlk olarak sahip olduğunuz 47 güç kaynağının türünü bilmelisiniz. Satın alırken de yeni güç kaynağınızın en azından eski ile aynı güce sahip olmasına dikkat etmelisiniz.

Yeni güç kaynağı sahip olduğunuz konfigürasyona bağlı olarak en azından 200 watt, daha yeni 3B ekran kartına sahip sistemlerde ise 250 watt gücünde olmalıdır. Athlon veya Intel P4 işlemcili bilgisayarlar ise özellikle kuvvetli güç kaynaklarına ihtiyaç duyarlar ve bunun için en az 300 watt uygun bir seçim olacaktır. Bilgisayarınız, bu güçteki bir kaynak ile sorunsuz olarak çalışabilir. İleride yeni donanımlar yüklediğiniz zaman, eksi kaynağınızın gücü düşük olmadığı sürece yeni bir güç kaynağı satın almanıza gerek kalmaz. Bir ATX güç kaynağının ise arka tarafında ayrı bir açma/kapama düğmesi olmasına dikkat etmelisiniz. Bilgisayarınızın elektriğini, ancak bu düğme sayesinde fişini prizden çıkarmadan tamamen kesebilirsiniz!

Güç kaynağını sökmeden önce bilgisayarın kapalı ve elektrik fişinin prizden çıkarıldığından emin olmalısınız. Ayrıca çalışmaya başlamadan önce daha önce bahsettiğimiz anti-statik bileziği de takmalısınız.

AT güç kaynağı, her birinde altı kablo bulunan Anakarta bağlanmış iki fişe sahiptir. Anakart veya fiş “P8” ve “P9” ile işaretlenmişlerdir. Güç kaynağını sökmeden önce fişlerin iç taraflarına, ileride bir hata yapmamak için kalıcı bir kalem yardımıyla işaret koymalısınız. Eski fişlerde, her bir kablonun rengi yardımıyla yeni fişleri nasıl takmak zorunda olduğunuzu çıkartabilirsiniz.

DİKKAT! Anakarta güç sağlayan fişler her zaman kodlanmamışlardır ve bu nedenle değiştirilmeleri durumunda sorunlar ortaya çıkabilir.

Eğer fişler değiştirilirse Anakart ve muhtemelen üzerinde takılı olan ek kartlar ile bağlantılı sürücüler de zarar görebilirler.

48 Bir ATX güç kaynağında ise sadece tek bir güç aktarım fişi bulunur. Bu fişin, alınan güvenlik önlemleri sayesinden yanlış takılma ihtimali olmadığı için işaretlenmesine gerek yoktur.


GÜÇ KAYNAKLARI VE KASALARI

Geçtiğimiz günlerde THG Türkiye'de bir güç kaynağı testi yayınlandı. Bu testte piyasada bulunan güç kaynaklarına özel bir düzenekle tam yük veriliyor ve tepkiye bakılıyor. Teste katılan kalitesiz güç kaynaklarının markaları verilmemiş ama kaliteli olan az sayıdaki güç kaynakları verilmiş. Örneğin FSP üretimi güç kaynakları. Bunlar son zamanlarda sorulmaya başlanan Aopen kasalarda bulunuyor. Özellikle aşağıdaki H600B modeli epey ilgi çekiyor.







Markası açıkça verilip tavsiye edilen kasaların dışında kalan markalar ne olduğu önemli değil, bilinçli tüketicinin almaması gereken kasalar. Peki bu kasalardan alırsanız güç kaynağı hemen patlar mı?



Eğer sisteminiz yüksek hızda çalışan bir P4 veya AMD işlemcisine sahipse ve Geforce4 veya yeni Radeon kartlardan birini kullanıyorsanız anında patlayabilir. Aslında güç kaynağı sadece kendini imha ettiyse mesele yok. Yerine iyi bir güç kaynağı alır halledersiniz. Olay biter. Ama kalitesiz güç kaynağı illede patlamaz, süründürebilir de. Çeşitli forumları takip eden kullanıcılar mutlaka şu tip sorular görmüştür. "Oyun oynarken birden Windows'a dönüyorum" ya da "Oyun oynarken sistem restart ediyor" gibi. Tecrübesiz kullanıcı sorunun kaynağı olarak direkt sorun yaşadığı programla ilgili bileşeni suçluyor. Aynı şekilde yeni alınan 7200rpm bir diskten zaman içinde tıkırtıların gelmeye başlaması ve diskin sonunda bozulmasıyla o marka kötüleniyor.



Halbuki bunlar gibi birçok sorunun arkasında kalitesiz güç kaynağı, yani kasanızın "Power Supply"'ı var. Bu güçlük kaynakları kullanıcının başını çok ağrıtır. Çünkü kullanıcı, sistemindeki sorunu halletmek için sürekli denemeler yapar ve bir türlü sonuç alamaz. Bu da en sonunda bir bıkkınlık yaratır. Güç kaynağı patlayanlar ve sistemine zarar gelmeyenler daha şanslı; çünkü patlatıp kurtuluyorlar.



Peki bu sorunlar başımıza niye geliyor? Bizim kötülüğümüzü isteyen firmalar mı var? Hangi firmalar getiriyor bu kasaları? Aslında kalitesiz kasaları getiren firmaların hepsi önemli firmalar ve birçok tanınmış ürünü de getiriyorlar. Yani aslında isteseler kaliteli güç kaynağı/kasa getirebilirler. Fakat talep yok deyip getirmiyorlar. Ben talep olmadığına kesinlikle inanıyorum. Ancak bu durum çok tuhaf. AMD işlemcilerinden örnek verelim. AMD işlemcilerin adı yanan işlemciye çıktı bir kere ve bugün bile yanan işlemci sıfatından kurtulamadı. Halbuki anakartlarda artık gerekli düzenlemeler yapıldı. Böyle güzel bir işlemci önemsenmeyecek bir yanma ihtimali içeriyor diye yeterince ilgi görmedi ülkemizde.



Kullanıcılar yanar diye AMD almayıp Intel'e yöneliyorlar ama o Intel sistemlerine kalitesiz güç kaynağı takıp sistemlerini riske atıyorlar. Yani sonuç değişmiyor. Hatta Intel'de durum daha vahim aslında. Intel'in "yanmazlığına" güvenen satıcılar kalitesiz kasalarla Pentium 4 işlemcilerini satmakta sakınca görmüyorlar. Halbuki AMD'nin yanan işlemci imajı kullanıcıları ve satıcıları daha evhamlı yaptığından kalitesiz kasa kullanma oranı daha az. En azından satıcı elindeki kötünün iyisi kasayı veriyor. Ya da bir kısmının yaptığı gibi kullanıcıyı AMD'den vaz geçiriyor.



Kalitesiz güç kaynakları genelde kendilerini patlatırlar ama beraberinde sistem bileşenlerinden biri ya da birkaçını götürmeyeceklerini kimse garanti edemez. Güç kaynağının direkt anakarta bağlı olduğunu ve anakarta da diğer parçaların bağlı olduğunu düşünürsek, sadece anakartın zarar görmesi bile zincirleme olarak diğer bileşenlerin de zarar görmesine neden olabilir. Ve bu parçalar da garanti dışı sayılır. İşte kalitesiz güç kaynakları kullanarak sisteminizi içine attığınız risk bu. Ve işin ironik tarafı bu kullanıcıların bir kısmı güvenli olduğu için Intel işlemcisi seçen kişiler. Intel aslında Pentium 4 işlemcileri için güç kaynağı standartlarını önceden belirlemişti. Güç kaynaklarındaki ilave konnektör bu standartın sonucu. Ancak güç kaynağı kaliteli olmadıktan sonra bunun da bir espirisi kalmıyor. Aslında güvenlik meselesine çok önem veren kullanıcılarımız neden kötü güç kaynağı kullanıyor? Çünkü kullanıcılar güç kaynağı değil kasa alıyorlar. Çoğu aslında kasayla birlikte bir güç kaynağı da satın aldığının farkında değil.



Kalitesiz kasa kullanıpta sorun yaşamayanlarda var. Zayıf sistemlere sahip olan kişiler güç kaynaklarına yüklenmediklerinden sorun olmayabiliyor. Ama bu hiç sorun olmayacağı anlamına gelmez. Ülkemizin alt yapısı ne yazıkki elektronik eşyaları ciddi şekilde tehdit ediyor. Voltaj dalgalanmalarından tutun ani elektirik kesintilerine kadar ne ararsanız var. Ve bu olumsuzluklara karşı sisteminizi koruyan unsur ise güç kaynağı. Sisteminiz zayıf bile olsa güç kaynağı sizi elektrik şebekesinin azizliğine uğramanızdan korur.



Bunun yanında başka bir konu daha var. Sisteminiz zayıf olabilir ya da en azından güç kaynağı sorun çıkartmıyordur. Ama eninde sonunda sisteminizi yenilemek isteyeceksiniz. Yüksek hızlı bir CD yazıcı, DVD-ROM, yeni nesil bir ekran kartı 7200rpm bir disk hatta belki ikinci disk, yeni işlemci, ilave RAM derken sisteminize yeni yükler bindiriyorsunuz. Ama kasanızı eğer şeklinden memnunsanız değiştirmeyi düşünmezsiniz. Ekleyeceğiniz yeni donanımları güç gereksinimlerini arttırırken güç kaynağınızın bu yükün altından kalkabileceğini kimse garanti edemez. Sisteminize alacağınız yeni bir ekran kartı ya da harddisk güç gereksinimini arttırıp güç kaynağının bozulmasına ya da stabilite sorunları yaşamanıza sebep olabilir.

Ama tabii bu durumda siz suçu yeni aldığınız parçaya atacaksınız. Dolayısıyla sisteminizin şuanda düzgün çalışması hep böyle çalışacağı anlamına gelmez.

O yüzden işin başındayken kaliteli bir kasa yani güç kaynağı almak en mantıklı çözüm. Örneğin Aopen kasalar fiyat kalite oranında gayet uygun.



GÜÇ KAYNAĞININ GERİLİMİ NASIL ÖLÇÜLÜR?



Çıkış gerilimini ölçmek için, aksi takdirde sağlıklı bir ölçüm yapılamayacağından dolayı, anakartın güç bağlantılarını sökmemelisiniz. Sadece PC kasasının kapağını çıkartmanız yeterli olacaktır. Gerilimleri, rahatlıkla temin edebileceğiniz bir voltmetre veya çoklu ölçüm aracı yardımıyla ölçebilirsiniz. Voltmetrenin ölçüm uçları, yukarıdan direkt olarak fişin içerisine girerek buradaki izole edilmemiş uçlara ulaşılabilmesi için uzun ve ince olmalıdır.

Kasanın içerisinde, bilgisayarınızın yaşına bağlı olarak bir AT güç kaynağı veya ATX standardına uygun yeni bir güç kaynağı ile karşılaşabilirsiniz. Bir AT güç kaynağından +5 V, -5 V, +12 V ve -12 V gerilimleri bulunur. Kırmızı kablo +5 V, beyaz –5 V, sarı +12 V ve mavi kablo ise – 12 V gerilim taşıyor. Daha eski bilgisayarlarda ise kablolar için farklı renkler de kullanılmış olabilir. Yeni ATX güç kaynakları ise yukarıda anlatılan gerilimlerin haricinde + 3,3 V ve PC kapalı olduğu zaman dahi 5 V gerilim barındıran 5 V’luk bir Stand By kaynağı sunuyor. Bir ATX güç kaynağını iki sıra halinde dizilmiş, 20 kutuplu bağlantı fişinden ayırt edebilirsiniz. Her bir bağlantı fişinin yerleşim planını beraberinde sunulan CD-ROM’da bulabilirsiniz.

Şayet ölçülen gerilimlerden biri eksik çıkacak olursa, güç kaynağı arızalanmıştır ve kesinlikle değiştirilmesi gerekmektedir. Bu tür bir arızaya düşük kapasiteli güç kaynakları da neden olabilirler. Maalesef piyasada, özellikle daha eski modellerde, halen düşük kapasiteli güç kaynakları ile karşılaşmak mümkün.

Bilgisayar, ek donanımlarla geliştirildikçe güç kaynağı zaman içerisinde aşırı yüklenir ve bunun sonucunda arızalanır.
PC Kasası Alırken Nelere Dikkat Etmeli?...

Bu sıralarda kasalarla ilgili yaşanan sorunlar, kullanıcıların bilgi eksikliği çektiği donanımların başında geliyor. Üstelik yeri geldi mi hayli önemli bir donanım bileşeni olduğunu fark ediyorsunuz Şu sıralar yavaş yavaş AT tip kasalar piyasadan elini ayağını çekmeye ve 1,5 seneye yakın bir süredir ATX kasaların yayılamamasının sebeplerinden olan fiyatlar yavaş yavaş düşmeye başladı. İlk kez Türkiye’ye geldiğinde anakartın arka kısmının oturduğu plakaların bulunamaması, fiyat gibi sorunlar ATX’ten soğumaya yola açmıştı. Fiyatlar düştü. Arka panel standartları oturdu. Kasa konusunda yavaş yavaş ülkemizde biraz da yabancı markaların kasalarının cicili bicili , insanın gözünü okşayacak hale gelmesinden sonra çeşitli firmalar bu tip allı morlu kasaları getirmeye başladılar.

Fiyatları gerçekten oldukça yüksek olan bu kasaların içine baktığımda ne yazık ki bu fiyatlara değecek hiçbir şey olmadığını; hatta tam tersi bazılarının mevcut kasalardan çok daha kalitesiz olduğunu üzülerek gördüm. Şekil konusunda insanlara hak vermemek elde değil. Her gün saatlerce karşı karşıya olduğunuz bir aletin görünüşü neredeyse aldığınız arabanın rengi kadar önemlidir.

Bilgisayarı toplayan kişiler için şeklin dışında çok daha önemli konular vardır. Olması gerektiği şekilde dört vidası da takılmış bir sabit diski bozulma nedeniyle veya yükseltme amaçlı olarak sökmek istediğinizde anakart dahil tüm sistemi sökmeniz gerekseydi acaba ne derdiniz? Veya çırağınızla aranızda şöyle bir konuşma geçseydi: “- Ağabey traş olmamışın, bugün de toplantın vardı.”; “Aç oğlum aşağıdan bir kasa. Hemen hallederiz.” İşin şakası bir yana, gerçekten genelde her sistem montajında elimizi keseriz. Sisteme kan akıtmak adettendir. Kasaların iç köşeleri yuvarlatılmamışsa çok daha ciddi kazalar meydana gelebilir.
ATX ve BUZZZ...

ATX’in getirdiği en önemli şeylerden biri soğutma ile ilgili idi. İşlemcilerin maksimum dayanabileceği sıcaklığın 70 - 80 C derece olduğunu düşünürsek soğutmanın gereğini daha iyi anlarız. Bunlar için özel olarak fanlar geliştirilmektedir. Sistemdeki toplam ısı bilgisayarın tüm parçalarını tek tek etkiler. Sabit disklerin bile çalışma ısıları vardır. Kasaların tüm iç aksamının metal olduğunu düşünürseniz, ısı tüm parçalara iletilmektedir.

Günümüzde görüntü kartlarının üzerindeki işlemcilerin bile yaklaşık i486 işlemci kuvvetine yaklaşması görüntü kartlarında bile soğutmayı gerekli kılmaktadır. Örneğin bazı Riva TNT kartların üzerinde fan ve soğutucuya rastlarsınız. Hatta Vodoo II işlemcili üç boyutlu hızlandırıcıların bile "UNREAL" oyununu fazla hararetli olarak uzun süre oynarsanız kilitlendiği de bilinmektedir. Diskler için de aynı şey söz konusudur. Dakikada 7,200 devir dönen IDE ve 10,000 devir dönen SCSI disklerin en büyük sorunu düzgün soğutulmadığı zaman veya sıcak ortamlardan sorun çıkarabilmesi idi. LVD sistemi ile SCSI sabit diskler bu sorunu biraz atlattı; ancak, IDE diskler için sorun henüz mevcut. Ama getirdiği hız da doğrusu görülmeye değer.
Kasa Soğutma Ve Merak Edilen Konular...

Tabii bunların en önemlisi, işlemcinin ve tüm sistemin soğutulması. En çok merak edilen konu sisteme ek fan konulması gerekip gerekmediği. Kaynağının üzerindeki fan, egzoz fanı olarak tanımladığımız içerideki sıcak havayı alıp dışarı üfler. Genelde kasaların ön alt yüzünde gördüğümüz yarıklar nefes alma delikleridir. ATX sistemde ön alt gözden gelen havanın güç kaynağının içindeki egzoz fanının çekmesiyle işlemci üzerinden geçip işlemciyi soğutarak ısınan havayı dışarı atar. Kasaların yine ön alt yüzlerinde ek sistem fanı takılacak yerler görürsünüz. Burada amaç içeri girecek havanın akışını kuvvetlendirmektir. Peki, gerekli midir? Tartışılır.


Artık işlemci üzerlerinde kuvvetli fanlar var. Ancak kuvvetli sistemlerde yetersiz kalabiliyor. Her gün 24 saat çalışacak bir sunucu yapıyorsanız, çift işlemci taşıyan bir iş istasyonu hazırlıyorsanız, "çok kuvvetli ve ısınan görüntü kartları ile ben 5-6 saat Unreal oynarım, az bile gelir" diyorsanız veya bilgisayarınızı 1,5 gün render’a (kaplama-bkz. Ekran Kartları) bırakan animasyoncu veya tasarımcı iseniz, AZ BİLE GELİR. Dikkat edilecek nokta ön alt yüze monte edilecek fanın üfleme yönünün kasanın içine doğru olmasıdır. Teste gerek yok, fanların yan yüzlerine bakın; bir yerde aşağı ve yana iki ok göreceksiniz. Okların yönü fanın dönüş ve içeri üfleme yönleridir.

ATX sistemde yine halledilmiş bir sorun IDE ve FLOOPY sürücü kablo takma yerlerinin anakart üzerinde kasanın ön yüzüne yaklaşacak şekilde tasarlanması. Bu kablo uzunluğunu azaltıp maliyeti düşürecek ve kablo karmaşasını önleyecektir ancak daha önemlisi kabloları göreceğiniz havayolunun üzerinden alarak bu akışı kuvvetlendirecektir.

Haber guruplarında gördüğümüz, "aman içeri toz girecek, zararlı değil mi?" gibi sorulara da şu şekilde yaklaşabiliriz: Manda söğüt dalına yuva yaptığı zaman bilgisayarın içine toz girmesine engel olabilirsiniz. Dayanamadığım bir şey varsa, bilgisayarı sahibinin yanında es-kaza açtığım zaman sakın üfleme dediğim halde dayanamayıp üfleyen arkadaşlardır. Gerçekten sökülmüş eski bir kartın üzerindeki tozu bile üflerseniz öksürtecek kadar toz çıkar. Bir de 2 senedir içi açılmamış bir sisteme üflerseniz olacakları siz düşünün. Hele bilgisayar sigara içilen bir ortamda ise kasayı açtığım anda çıkan kokunun bile nasıl öksürttüğünü iyi bilirim. Madem toz olacak, bırakın bari iyi soğusun.
Fanlar...

Sisteme takılacak ek fanlar için anakartlar üzerinde fan yerleri vardır. İşlemci fanları gibi üç uçludur. İki uç elektriği sağlar, üçüncü uç ise fanın dönüş hızını verir. Anakartınız destekliyorsa fan sustuğunda makineniz ağlamaya başlar. Ne yazık ki sisteminize alacağınız ek fanı bu şekilde kontrollü istiyorsanız, henüz Türkiye’de yok. Aslında güç kaynaklarının içindeki fan bile kontrol edilebilir. ATX 2.01 standardında kasa ve güç kaynaklarında , güç kaynağından çıkan üçlü ayrı bir kablo var. Güç kaynağının içindeki fanın dönüş hızını da kontrol ederek üzücü olayları engelleyebiliyor. Hatta bekleme modunda güç kaynağının fanı da tam olarak susturulabiliyor. Çoğu aklı başında anakartın üzerinde bu çıkışta var. Türkiye’de bu tip kasa olarak bir tek Elan Vital var ancak güç kaynağındaki bu çıkış anakarta uymadığından faydalanamıyoruz. Umarız basit bir konnektör getirilerek bu sorun halledilir ve bizde zaten var olan bu özelliği kullanabiliriz.
Görünüş...

Şimdi biraz da özel kasalardan bahsedelim. Duydum ki sunucular için tasarlanmış bir kasa varmış ve 4 Midi Tower kasayı rahat içine alacak irilikteymiş. Montaj için içine çırağı oturtursunuz. İşin şakası bir yana, bu tam bir sunucu kasası. Tekerlekli ayaklarını montaj için kullanım kitapçığı bile var. Tabii bu kasaya kategori de biçemiyorsunuz. Mini, Midi, High’dan sonra buna ancak Godzilla kasa diyebiliriz. Sunucuların bildiğiniz üzere hiç kapanmaması, en ağır şartlarda bile devamlı çalışması gerekir. Bir borsa seansı esnasında bir sunucunun 10 dakika kapalı kalması veya çökmesi o sunucunun belki fiyatının 10 katı hasara sebep olmasına yol açacaktır. Standart ev tipi bir bilgisayarın güç kaynağının bile bozulması kötüdür.

Ya sunucuda en kritik anda böyle bir olay gerçekleşirse? Sunucular için Redundant Power Supply (fazladan güç kaynağı) denen bir teknoloji geliştirilmiştir. Diyelim bir güç kaynağı bozuldu. Hemen diğer bir güç kaynağı devreye girer ve bozulan güç kaynağını bilgisayar sistemini kapatmadan "ŞIRRAK" diye çeker ve tamire verirsiniz. S50 olarak bilinen godzilla modelinde bu olay var. İki Adet 350 Watt’lık güç kaynağı bu Godzilla’ya enerji veriyor.

Peki ya disk çökerse? İşletim sistemi destekliyorsa ve sunucunuzda Hot-SWAP RAID (bilgisayar açık halde iken disk değiştirme) ve Mirroring (sunucunun birkaç diske aynı anda aynı bilgiyi yazması) teknolojileri kullanılıyorsa, küçük bir operasyonla sunucu açıkken yine diskinizi "ŞIRRRAK" diye çekerek bayrağı kalan disklere devredebiliyorsunuz. S50’de ek aksesuarlar ile bu da sağlanmış. Alüminyum bloktan yapılmış gayet iyi soğuyan ve "ŞIRRAK" diye çekmeden önce emniyetli bir şekilde ayırmanızı sağlayan anahtarlı çekmece sistemi mevcut. Tabii RAID sistemini oluşturabilmeniz için kasaya monte edilebilen 4 disk kapasiteli bir kartı da sağlamanız gerekiyor. Kullanmayı düşündüğünüz 4 adet disk dakikada 10,000 devir dönen Seagate Cheetah veya IBM ise, bu diskleri soğutmanız gerekir. S50’deki 5 adetlik özel fan sistemi de o disklere kutuplarda tatil yaptırır.

Ayrıca kasada Chasis Intruder Alert, (sizden izinsiz kasanın kapağı açılmışsa uyarı veren sistem) de var. Tabii kasayı anahtarla kilitleyebiliyorsunuz. En güzel tarafı, tüm bunlara kasanın yanındaki tekerleği döndürerek ulaşabilmeniz. Yok vida, yok sıkıştırma gibi dertler sözkonusu değil. Tekeri çevirip yan kapağı çekip alıyorsunuz. Kasa iştah kabartıcı ancak 915 $+KDV gibi bir son kullanıcı fiyatı ile rüyalarımızı süslemeye devam edecek gibi.

Micro - ATX’ten bahsetmeden geçmek istemiyorum. NLX - Booksize gibi ürünleri hep duyduk. Bir banka düşünün, yer zaten kısıtlı. Kocaman bir kasayı masa üstünde düşünebiliyor musunuz? En değerli şey yer. Hatta yavaş yavaş LCD ekranlara geçiş başladı. Eskiden özel üretim MonoVGA ekranlar sırf bu sektör için üretilirdi. Bu tip ürünlerin mantığı şu:

• Az yer kaplayacak

• Tek amaca uygun olduğundan yuva sayısı en aza indirgenecek (4 PCI)

• Az donanım olacağından güç kaynağı 100-150 W seviyesine çekilecek

• Doğal olarak kırpılmış anakart-kasa ve güç kaynağı maliyeti düşürecek

Bunlara ilk örnekler yabancı markalı ürünlerden geldi. Bankalar çoğunlukla yabancı markalı ürünleri tercih ettiklerinden mi olsa gerek, güç kaynakları yetersiz olduğundan ve neredeyse anakarttan fazla enerji yiyen görüntü kartları yüzünden ev kullanıcısına hitap edemediğinden mi olsa gerek, ya da söz verildiği üzere aman aman bir fiyat avantajı getirmediğinden mi olsa gerek henüz piyasada yoğun olarak bu ürünler rastlamıyoruz. Ancak mantığı oldukça doğru ve bu tip sektörlere ileride hitap edeceğini düşünüyoruz.
Bir Kasada Bulunması Gereken Özellikler...

1. Genişletilebilirlik: Gerek yuva gerekse güç kaynağındaki kuvvet çıkışları açısından CD-ROM, sabit disk gibi takılabilecek mevcut ve ek donanımı kaldırabilecek kapasiteye sahip olması.

2. Sessizlik: İş yaparken, yazı yazarken insanın içinde şunu camdan atsam da kurtulsam gibi hisler uyandırıp uyandırmadığı.

3. Kalite: Metal aksamın sağlam, eğilmeyecek bir malzemeden yapılmış olması. Plastik aksamın kaliteli malzemeden yapılmış olması. Güç kaynağının yeterli kuvvette olması ve yeteri kadar çıkışı olması. Bazı donanım ithalatçılarından güç kaynakları konusunda yurtdışı fuarlara gittiklerinde kasa için pazarlık yaparlarken örneğin 200W güç kaynağı istendiğinde "Gerçek 200W mı olsun?" gibi sorularla karşılaştıklarını söylediler. Onun için kasa alırken markalı malı güvenilir bir ithalatçıdan seçmekte fayda var. Bir de güç kaynakları üzerindeki CE ve TUV gibi standartların bulunup bulunmadığına dikkat edin.

4. Montaj ve Bakım Kolaylığı: Anakartın yerleştirileceği blok sökülebiliyor mu? Veya çıkarmadan monte edebilecek yeterli alan var mı? Sabit disk, CD-ROM, disket sürücü başka donanımları sökmeden rahat sökülüp takılabiliyor mu? Ön kapak rahatça bütün halinde sökülüp takılabiliyor mu? Bizzat birer disket ve CD sürücü bağlayarak takıldığı zaman aralıklar kalıyor mu? Tüm bu noktalara dikkat edin.

5. El kesme tehlikesi: Her kasa içindeki el değebilecek bölgeleri elleyerek, özellikle el çarptığında yaralayabilecek bölgeleri vurgulayın. Haliyle kaşındığımdan her tarafımı kestim.

SES KARTLARI
SES KARTLARI

İlk kişisel bilgisayarlar bir iş aracı olarak üretilmiştir. Bu nedenle sesin bilgisayarlarımıza girişi yenidir. Uzunca bir süre bilgisayarın tek ses uyarı sinyali “bip” ve “klik” sesleriydi ve bilgisayarın bütünleşik bir ses yongası yoktu.

Ses kartı, temel olarak bilgisayarın sesleri kaydedip çalışmasını sağlayan bir genişleme kartıdır. Ses kartları bu işlemleri sayısal olarak gerçekleştirir. Yani kayıt yaparken sesi bir dizi sayıya dönüştürür ve çalarken de bu sayıları ses haline dönüştürür. Seslerin sayılara dönüştürülmesi, ses üzerinde çeşitli işlemler yapmamızı sağlar: sesi grafik olarak ekranda görebilir, parçalarını kesip yapıştırabilir, üzerine yankı gibi efekt verebilir veya diske kaydedebilir, birilerine gönderebilirsiniz.

Ses kartının sayılılara dönüştürme işini ne kadar iyi yaptığını, “16-bit 44.1Khz Stereo” gibi ifadeler belirtir. Ses kartları, genel olarak 16, 32 ve 64 bitlik olabilmektedirler. Bunlara: Sound blaster16, AWE 32 ve AWE 64 örnek verilebilir.

Çeşitli ses kartı standartları vardır. Ses kartınız Sound Blaster standartında ise uyumsuzluk problemi olmadan kullanabilirsiniz. Hemen hemen bütün bilgisayar programları Sound Blaster’ı desteklemektedir. Adlib ise Sound Blaster’dan sonra gelen ses kartı standartıdır. Bunların dışında, D/A, Covax Speech Thing, Disney Sound Source, Roland gibi çeşitli ses standartları da vardır.

Ses kartları, PC’lerin birkaç kanaldan ses çıktısı verebilen özel ses birimleri haline getirilmiştir. Ayrıca bir mikrofon ya da bir müzik aygıtından girilen sesler bilgisayar ortamında işlenebilmektedir. Bazı ses kartları ses kaydederken aynı anda ses de çıkartabilmektedir ki bu tür ses kartları “full-duplex” olarak nitelendirilir.

Ses kartlarının başka bir işlevi, müzik üretmektir. Bunu MIDI denilen, müziğin notalar halinde işlenmesini sağlayan, bir sistem yardımıyla yaparlar. Notaları müziğe dönüştürme işlemi ses kartına aittir. Bazı ses kartları bunu FM denilen bir yöntemle yapar ve düşük kalitede müzik üretir. “Wawe Table” denilen yöntemi kullanan ses kartları ise daha gerçekçi sonuçlar verir. Wawe Table, önceden kaydedilmiş enstrüman seslerini birleştirerek müziği oluşturma yöntemidir; bu enstrüman kayıtları genellikle ses kartının üzerindeki silinmez bellek alanında saklanır.

Gelişmiş ses kartları yardımıyla bilgisayara sesle kumanda etme olanağı da çıkmıştır. Ayrıca ses ekipmanları o kadar gelişmekte ki ses algılama (voice recognition) programları ile bilgisayara okunanları yazıya çevirebilmektedir. Böyle bir sistem oldukça pahalı olmakla birlikte ses kartları oldukça ucuzlamıştır.
STANDARTLAR

Adlib ses kartının donanım konfigürasyonu, PC’lerde ilk önemli standarttı,ancak PC’lerde dijital standartlarında öncü rolü üstlenen Creative Labs’ın SoundBlaster serisi kartları oldu. Creative 8 bitlik ses kartlarından sonra 16 bitlik kartları çıkardı, başarılı AWE32 serisinden sonra 97’de tek bir MIDI aygıtından 64 notalık ses örneklemesi yapan, böylece 32’si donanım, 32’si yazılım tarafından kontrol edilen bir polifoni sunan AWE64 geldi.

Günümüzün ses kartlarının çoğu SoundBlaster ve General MIDI standartlarını destelemek, 44.1 Hz, müzik CD’lerinin kaydedildiği frekanstır; bu yüzden ses kartlarının “CD kalitesinde” ses verebilme özelliği vardır.

Bazı ses kartları ses üretilmelerinin yanında, ilk zamanlarda CD-ROM arabirimi olarak da işlev gördüler: Üzerlerinde CD ses kablosu girişinin yanı sıra Sony, Mitsumi ve Panasonic sürücüler için özel arabirimler, hatta CD-ROM sürücüler için bir ID konnektörü bile yer aldı. Böylece tek bir kartla CD-ROM sürücüler de desteklenerek PC’ye multimedya özellikleri kazandırılmış oldu.
SES KARTININ BİLEŞENLERİ

Ses kartlarının amacı sesi kaydetmek ve daha sonra tekrar çalmaktır. Günümüz ses kartlarında sesin üretilmesi, kaydedilmesi ve sentezlenmesi için çeşitli donanım bileşenleri bulunur, bunlar sırası ile;

* Örnekleme (sampling)
* Dahili bir FM sentezleyici (Synthesis)
* Dalga tablosu sentezi (Wawetable synthesis)


SİNYALDEN BİTLERE : ÖRNEKLEME (SAMPLİNG)

Ses bildiğiniz gibi analogdur, işitilebilir bir dalgadır. Ses kartının bir sesi kullanması için öncelikle bu sesin analog formdan ses kartları için anlaşılabilir olan dijital forma dönüştürülmesi gerekir. Analog sesi dijital sese çevirmenin ana metodu örneklemedir (sampling). Bu işlem PCM metodu, Pulse Cloded Modulation (Pulse Kodlu Modülasyon) ile yapılır.

Analog sinyalin dijital forma dönüştürülmesi: PCM altında, sinyal bir saniye içerisinde birçok kere örneklenir, dalganın yüksekliği kaydedilir (aslında ölçülen yüksekliğin logaritmasıdır).

Sinyalin yüksekliğini devamlı olarak ölçmek imkansızdır, bu nedenle sadece belli örnekleme zamanlarında ve sınırlı sayıda örneklerle sinyalin yüksekliğini ölçeriz (örnekleme kelimesi buradan gelmiştir).

Daha sık örnekleme alırsanız örnekleme sayısı artacaktır ve tabii ki tekrar üretilen sinyalin kalitesi yüksek olacaktır. Bir saniye içerisinde kaç tane örneğe ihtiyacımız vardır. Bu soruya cevap vermek için Nyquist teorisine bakmamız gerekir. Bu teoriye göre bir sinyali tamamı ile kopyalamak için N tane örnek almak gerekir, N ise şu formülden bulunabilir;

N = 2 x sinyal bant-genişliğidir.

Kulaklarımızın bant genişliği (bandwidth), 22.050 Hz sınırı içerisinde kabul edilir. Bunun iki katı ise müzik CD’lerin örnekleme miktarı olan saniyede 44.100 örnek sayısıdır. Daha yüksek bir örnekleme sayısı daha fazla verinin saklanması demektir.

PCM ile örnekleme yapma ile ilgili tek şey örnekleme sayısı değildir. Kaydedilen değerin –127 ile +128 arasında değiştiğini ve sadece tam sayı olduğunu varsayalım. Kaydedilen değerlerin alabileceği en büyük değer 256 olduğu için her bir sinyal değeri 8 bit ile kaydedilebilir. Kaydedilen değer –32707 ile +32708 arasında değişirse, kaydedilen değerin alabileceği en büyük değer 65536 olduğu için her bir sinyal değeri 16 bit ile kaydedilebilir. 16 bit kullanmak sesin kaydındaki kaliteyi artıracaktır ama ses sinyalini tanımlamak için gerekli olan veri miktarını otomatik olarak iki katına çıkaracaktır.

Müzik CD’leri 16 bit örnekleme ve saniyede 44,100 örnek sayısı kullanırlar. En ucuz ses kartları 8 bit örnekleme kullanırken, çok daha pahalı olan ses kartları 64 bite kadar çıkabilmektedir.
FREKANS MODÜLASYONU (FM)

Ses kartlarında kullanılan ilk yaygın teknoloji Frekans Modülasyonu (FM) olmuştur. Ses kaydı için örnekleme gayet iyi çalışır. Fakat tamamı ile yeni sesler üretmek için, PC yazılım otoriteleri bir ses kartına “bir kemandan çıkmış gibi bir do sesi çıkar” demenin yollarına ihtiyaç duyarlar. Bunun için kullanılan metot FM sentezidir. FM sentezleyicileri sesi, taşıyıcı olarak adlandırılan ikinci bir dalga formu ile birleştirirler. İki dalga formunun frekansları birbirine yaklaştığında kompleks bir dalga formu oluşur. Taşıyıcı ve modilatör dalgaları kontrol ederek farklı enstrüman sesleri elde etmek mümkündür. FM sentezleyiciler 80’lerde popüler olmakla birlikte, Dalga Tablosu Sentezleyicisi karşısında zayıf kalmış ve gözden düşmüştür. FM sentezinin amacı bir müzik enstrümanının sesini daha doğrusu dalga formunu yükselme (attack), düşüş (decay), durağan devre (sustain) ve azalma (release) şeklinde ifade etmektir.
DALGA TABLOSU SENTEZLEYİCİ

Dalga Tablosu sesi yaratmak için taşıyıcı ve modülatörlerden yararlanmaz, gerçek enstrüman seslerinden örnekleri kullanılır. Örnek, bir enstrümanın seslerinden örnekleri kullanır. Örnek, bir enstrümanın çıkardığı sesin oluşturduğu dalga formunun dijital hale getirilmişidir. Yani kaydedilmiş bir enstrüman sesinin dijital halidir. ISA veriyolunu kullanan kartlar bu örnekleri genelde kart üzerindeki sadece okunabilir bir bellekte (ROM) saklar; ancak yeni PCI kartlarda sistem belleği de bu iş için kullanılabilmektedir. FM ses kartları az çok birbirine yakın kalitede sesler çıkarırken; dalga tablolu kartlar enstrüman örneklemesi açısından birbirlerine göre kalite farklılıkları gösterebilir. Bu kalite aşağıdaki faktörlere bağlıdır:

• Orijinal kaydın kalitesi;

• Örneklerin kayıt frekansı;

• Her bir enstrüman sesini vermek için kullanılan örnek sayısı;

• Örnekleri depolamak için kullanılan sıkıştırma yöntemi.

Çoğu enstrüman örnekleri 16 bit’te ve 44.1 kHz’de kaydedilir. Ancak üreticiler daha fazla ses örneğini daha küçük bir alanda depolamak için verileri sıkıştırırlar.bu da sersin dinamik kalitesini düşürür. Bir kasedi hızlı ve yavaş çaldığınızda frekansı değişir, ses ince veya kalın çıkar. Aynı şey dijital ses içinde geçerlidir. Bu şekilde tek bir örnek sesten oktavlar oluşturulur. Ancak bazı örnek sesler çok hızlı veya çok yavaş çalınıyorsa ses zayıf ve ince çıkar veya gerçekçi olmayabilir. Bu yüzden çeşitli oktavlarda aynı enstrüman için birden fazla örnek kullanılır. Her enstrüman çalınış şekline göre farklı ezgiler yaratabilir. Örneğin piyano yumuşak veya sert çalınabilir. Bu durumda sesin sadece şiddetine değil tonunda da değişiklik olur. İşte bu etkileri daha gerçekçi verebilmek için daha fazla örnek kullanılması gerekir. Sadece bir piyano sesini tüm geçekliği ile verebilmek için 6 ile 10 MB arasında örnek sesin depolanmış olması gerekir. Yüzlerce değildir ve örneklenerek sentezlenmiş ses bu yüzden gerçek ile karşılaştırılamaz.
3 BOYUTLU SES KARTLARI

Ses kartından Sound Blaster 16 uyumlu olmasının ve kaynak çakışması sorunları yaratmamasının dışında bir şey beklenmediği dönemler 2 yıl öncesindeydi. Voodoo fenomeninin grafik dünyasında çıkmasıyla, ardından da 3 boyut olayı salgın hızıyla dört bir yana yayılıyor. Ses kartı yapımcıları, esen 3D rüzgarını da arkalarına alarak çalışmalara başlıyor. Bilgisayar dünyasında hiçbir konuda uzlaşım pazarlama stratejileri gereği asla söz konusu olamayacağından herkes farklı dallarda çalışıyor ve ortaya da bir sürü 3D ses teknolojisi çıkıyor. İlerleyen sayfalarda ses kartı anatomisine değinip, bu teknolojileri anlattıktan sonra elinizdeki kartlara ilişkin bilgi sahibi olacaksınız.
SES KARTINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
WAVETABLE

Eskiden hemen tüm sistemlerde ve ucuz PC satacağım diye direnen satıcıların hala bile kullandıkları eski ses kartlarında, sayısal ses verilerini işlemeye yarayan bir FM syntesiser vardır. Taa 1970'lerin teknolojisi olan FM (Frequency Modulation) sonraları Yamaha tarafından geliştirilmiş ve ortaya FM OPL3 Synthesiser yongası çıkmıştı, çok uzun yıllar özellikle oyun dünyasının bir numaralı ses elemanı olan OPL3 o dönemde akustik ve elektronik enstrüman seslerinin maksimum alınabilmesi için en yaygın yoldu. Tabii bu hoşnutluk önemli oranda da beklentilerin kısıtlı olmasından kaynaklanıyordu. Zaman içerisinde özellikle oyunların gelişmesiyle yerini Wavetable Synthesis'e bıraktı. Wavetable, FM'in tersine ses yaratmak içim modülatörler filan kullanmıyor bunun yerine enstrümanların gerçek seslerinin kaydedilmiş örneklerini kullanıyor. ISA veri yolunu kullanan ses kartları bu örnekleri (samples) kendi ROM'larında saklarken, bu incelemede göreceğiniz gibi PCI yuvasını kullananlar sistem RAM'inin belli kısmını bu saklama işlemi için istiyorlar. Bu örneklemelerin boyutları ne denli büyük olursa elde edilecek ses de o denli kaliteli olacaktır. Eminim şimdi bir çoğunuz Wavetable'ı daha etkin kullanmak için nasıl bellek arttıracağını aradığı günleri düşünmüştür. ISA kartların önemli dezavantajlarından biri de işte bu bellek sorunu. Hatta daha çok ses saklanabilmesini sağlayan Wavetable daughterboard (ek wavetable kartı) bağlantılarının hemen her 16 bit kart üzerinde bulunmasının sebebi de bu.



DİJİTAL SİNYAL İŞLEMCİLERİ

Bir ses kartının ses üreteci, gerekli sesleri vermek için dalga tablosu belleğinin farklı alanlarından örnekleri okuyup gerekli hızlarda (oktavlarda ) verebilen özel bir dijital sinyal işlemcisine (DSP- Dijital Signal Processor) dayanır. İşlemci ne kadar güçlüyse işlenebilen ve aynı anda verebilen maksimum nota sayısı da o kadar çok olur. Buna kartın polifonisi denir. Hani ses kartlarının sonunda 32,64 hatta 128 gibi eklentiler görüyoruz ya işte bu o sayı aslında o kartın polyphony’sidir. Örneğin SoundBlaster PCI64 kartı, sanılanın ve yaygın kanaatin aksine 64 veri işlemez, 64 sesi aynı anda verebilme kapasitesinde bir kart olduğu ifade edilmek için sonuna 64 ibaresi eklenmiştir. DSP karmaşık algoritmalar kullanarak eko, gecikme, koro gibi efektler verebilir. Örneğin bu efektlerden “reverb”, enstrümanlar büyük bir salonda çalınıyormuş gibi bir etki yaratır. Koro (chorus) tek bir enstrüman sesi çoklanarak, büyük bir koro aynı melodiyi aynı çalgılarla çalıyormuş gibi etki yaratır.

MIDI her ne kadar PC’de MIDI dosyalar dinlemek artık iyiden iyiye popülaritesini kaybetse de MIDI (Musical Instrument Digital Interface) her ses kartının vazgeçilmez bir öğesi, enstrümanların kendi aralarında anlaşabilmelerini sağlayan bir standarttır. Bugün hemen her ses kartının joystick bağlantısından MIDI aygıtları bağlanabilmektedir. MIDI ilk icat olduğunda müzisyenler ellerinde hangi MIDI enstrüman varsa onunla birtakım aranjmanlar yapıyordu, ancak iş başka synthesiserda dinlemeye gelince aynı sesler alınamıyordu. Çünkü her synth yapımcısı enstrümanlara kafasına göre program numarası veriyordu, böylece orijinali piyano olarak kaydedilen bir ses, bir başka synth’de sözgelimi klarnet olarak duyuluyordu. İşin uzmanları bunu da bir standarta bağlayıp bir enstrüman haritası çıkardılar, adını da General MIDI koydular. Ses kartının kalitesindeki önemli etkenlerden biri de işte bu General MIDI enstrümanlarını orijinaline ne denli yakın çalabildiğidir.
PCI VERİ YOLU

ISA’nın yerine PCI kullanılmasının önemli sebeplerinden biri, PCI ses kartlarının Wavetable için sistem belleğini kullanmasıdır. Aslında bakılacak olursa çok daha önemli bir neden daha var, o da bant genişliği. ISA veri yolu teorik olarak maksimum 8 Mbps (Saniyede 8 Mb) veri aktarabilirken bu rakam PCI’da 132 MBps’a yükseliyor. Doğal olarak ISA’NIN sadece 16 kanal kapasitesi de ortadan kalkmış oluyor. Bugünün 32 hatta 64 kanal kullanabilen uygulamaları göz önüne alındığında PCI veri yolunu kullanan ses kartlarının farklılığı da ortaya çıkmış oluyor. Haliyle veri hızı bu denli yüksek olunca da 3 boyutlu ses yada çoklu kaynaklardan gelen ses verilerini işlemek gibi gelişmiş özellikler de rahatlıkla kullanılabiliyor.
DİJİTAL SES

CD-ROM ‘da müzik CD’leri çalabilmek için sürücünü arkasındaki analog line çıkışından ses kartının üzerindeki line girişine bir bağlantı yapılır. İşte bu bağlantı analog olduğundan dolayı dış dünya etkilerine, mesela PC’nizin güç kaynağı etkilerine açıktır. Bu sebepten (anten gibi davranan bağlantı yüzünden) sinyal kaybı ya da acayip sesler olasıdır. Dijital bağlantı kullandığınız takdirde ise dış etkilerden etkilenmezsiniz, çünkü veriler sayısal ortamda akıp gitmektedir. Günümüzde özellikle temiz kayıt isteyenlerin kullandığı dijital bağlantının en önemli öğesi SPDIF çıkışı/girişdir. Spee-deef olarak telaffuz edilen SPDIF’in açılımı Sony/Philips Digital İnterface’dir. Philips ve Sony tarafından geliştirilen bu arabirim ile CD player, DAT gibi kaynaklardan sayısal veri aktarımı kayıpsız yapılabilir. Bu kayıpsız veri aktarımı sayesinde de özellikle DVD gibi dijital ses barındıran meydanlardan daha iyi sonuç alınabilir.

• TAD: Kimi ses kartlarının üzerinde TAD girişi bulunur. TAD’ın anlamı Telephone Answering Device’dır. Voice özellikli dahili modemlerin çoğunda bu bağlantıyı gerçekleştirebilirsiniz.

• AUX: Passthrough demek doğru olur. Ses kartı üzerinde bulunan bir giriştir. Kendisi üzerinden MPEG, TV ya da radyo kartlarının sesi iletebiliyor.


3 BOYUTLU SES

Herkesin çok net bildiği gibi insanoğlunun iki adet kulağı var. Bu kulaklar sayesinde etrafımızı çevreleyen 3 boyutlu ortam içerisinde sesin ne yönden geldiğini anlayabiliyoruz. Madem ki gerçek dünya da sadece iki kulakla 3 boyutlu duyabiliyoruz, 2 ya da daha çok adet hoparlör ile ya da bir kulaklık ile de aynı etkiyi almamız mümkün olabilir. Bu 3D sesi ortaya koyabilmenin 3 farklı yöntemi var. Birincisi stereo expansion adı verilen yöntem, örneğin 3D özelliği olmayan bir müzik parçasına bu etkiyi verebilen özel bazı teknikler var. Kimi müzik setlerinde ya da hoparlörlerde görmüşsünüzdür, bir düğmeye basarsınız veya yazılım ile ayarlarsınız ve daha değişik bir etki alırsınız dinlediğiniz müzikten. Anlaşıldığı gibi burada kaynağın 3D ses barındırması gerekmez. Buna benzeyen diğer bir teknik de Virtual Surround, yani sanal çevreleme. Bu teknik de 3D sonradan eklenir.

3D ses alabilmenin üçüncü ve bizi ses kartları açısından ele alındığında en çok ilgilendiren yolu Positional 3D Audio olarak ortaya konabilir. Burada birden fazla ses 3 boyutlu ortamda birbirinden farklı yerlerde konumlandırılmaya çalışılır, böylece 3D etkisi oluşur. Örneğin bir filmde görünürde uçak olmamasına karşın önce arkanızdan yaklaştığını duyabilmeniz, sesin giderek yaklaşması derken üzerinizden geçip giderken sesin kaynağını konumlandırabilmeniz hep bu sayede olur.

3D ses API’sı aslında sadece 3D sesi size iletmek isteyen programcının kullandığı ve sesin 3 boyutlu uzayda hangi konumdan ve hangi şiddetle geleceğini ses kartına söylemesine yarayan komutlar topluluğudur.

DIRECT SOUND3D: Microsoft’un geliştirdiği Direct Sound 3D, aslında DirectX’in bir parçası. Bu sebepten DirectX destekli her yeni PCI ses kartı tarafından rahatlıkla kullanılabiliyor, bu yaygınlık sayesinde de en sık karşımıza çıkan 3D ses API’si. Oyun programcılarının da kolayına geldiği için çoğu yeni oyunda kullanılabilir olması gerekir. Zaten kullanılabiliyor ancak çok fazla tercih edildiği söylenemez, nedenine gelince programcıya sunduğu imkanlar bugünün oyunlarında kısıtlıdır. Bu kısıtlı ortamdan sıyrılmak isteyen ilk firma Aureal oldu ve DirectX ile birlikte çalışmalarına başlayarak A3D’yi ortaya koydu.

A3D: Modern ses kartlarında en sık rastlayacağınız 3D API’si olan A3D, ana işlemciye fazla yüklenmemesiyle dikkat çekiyor. Donanımdan 3D ses hızlandırılması olayının atası sayılabilecek A3D, aslında Direct Sound3D komutlarını kendi algoritmaları ile kullanıyor. A3D’yi kullanan kart çeşitlerinin birincisi emülatörler, oyundan gelen A3D bilgilerini alarak sahte bir A3D.dll dosyası ile DirectSonud3D altına işliyorlar, yani bir anlama oyunu kandırıyorlar. Creative’in Sound Blaster Live ses kartı bunun güzel bir örneğidir. A3D kullanan ikinci tür kartlar DSP tabanlı ürünlerdir. Bunlarda programlanabilir bir DSP işlemcisi var, bu generic işlemci üzerine A3D’nin algoritmaları işleniyor böylece A3D donanım hızlandırıcılı bir ses kartınız oluyor. Bu tip kartların 3D ses başarısı tamamen sözünü ettiğimiz DSP’nin kapasitesi ile doğru orantılıdır. Son olarak A3D kategorisinde karşımıza Voretx 1 ve Voretx 2 yongaları çıkıyor. Voretx 1, 8 adet 3D, 8 adet de 2D ses işleyebiliyor, en gelişmiş A3D kullanıcısı Voretx 2’de ise imkanlar ve kalite çok daha geniştir. Örneğin Diamond MX-300 ses kartı bu yongayı kullanmaktadır.

EAX: EAX’ın açılımı Environmental Audio Extensions. Creative tarafından geliştirilen bu API’ye geçmeden önce reverb kavramına biraz değinmemiz gereklidir. Duyduğumuz sesler iki bileşenden meydana geliyor;orijinal kaynaktan yola çıkarken ses ve bu sesin kulağımıza ulaşıncaya dek çevreden aldığı etkilerdir. Örneğin duvarlar, etrafımızdaki insanlar ya da diğer objeler seste bir deformasyona yol açar. İçinde bulunduğumuz oda ya da ortamın şekli, içerdiği materyallerin büyüklüğü ve çeşidinin yarattığı etki reverb olarak tanımlanır. İşte Creative’de bu yüzden API’sine çevresel ses anlamına gelen Enviromental Audio adını koymuştur. Creative’in yapmak istediği programcıya içinde hazır çevresel efektler bulunan bir reverb motoru sunuyor ve “al bunu oyuncunun 3D ortamı hissetmesi için hangisi uygun geliyorsa kullan” diyor. EAX’da aslında bir DirectSound3D uzantısı, yani o da tıpkı A3d gibi DS3D komutlarını kendi algoritmalarıyla kullanıyor.

Q3D: Qsound firmasının bir ürünü olan Q3D henüz pek yaygın olarak kullanılmıyor. Amacı diğerlerinde olduğu gibi sadece hoparlör aracılığı ile 3D ses ortamı yaratmaktır. Programcı firmanın iddiasına göre aslında kulaklık üzerinde çalışmak üzere geliştirilmiş olan Head Related Transfer Functions (HRTF), 2 hoparlör üzerinde doğu çalışmıyor ve kayıplara yol açıyor. Bu yüzden Q3D bu tekniğin yanı sıra çapraz konuşma (cross talk) adı verdiği bir tekniği de kaynaştırmıştır. Tıpkı diğer API’lerde olduğu gibi Q3D’nin de 2.0’ı tamamlanmıştır. Q3D, DVD kullanımı için Qsurround adını verdiği yeni bir teknoloji kullanıyor. Buna göre AC3 (diğer adıyla Dolby Digital 5.1) kodlarını çözebilen bir yazılım kullanıldığında Q3D kartları ile film seyredilebiliyor. Aslında bunu hemen her API yapabiliyor, örneğin Vortex2 yongasına sahip Diamond MX300’de A3D API’sini kullanarak bu sinyalleri çözebiliyor.

SENSAURA: Yamaha’nın bu teknolojiyi kullanmaya başlaması ile adını duyuran Sensaura, temelde diğer API’ler ile büyük farklılıklar taşımıyor. Yukarıda bahsettiğimiz HRTF olayına yeni bir boyut kazandıracak olan ve bir metreden yakın mesafelerde de iyi sonuçlar vermek üzere tasarlanan MacroFX ile, yakınlaşan objelerin dinleyiciye yaklaştıkça farklı sesler de verebilmesini sağlayan ZoomFX özellikleri Sensaura’nın öne çıkan yeni teknolojileridir.

3D ses özellikleri her ses kartı kullandığı API ne olursa olsun (ister Q3D ister A3D ya da EAX ) kendiliğinden DirectSound3D uyumlu hale gelir. Bir örnekle açıklayacak olursak DS3D programlanan oyun çalıştırıldığında sistemde ses için bir 3D donanımı arayacak ve bulduğunu kullanacaktır , bu sebepten her hangi bir 3D ses kartında temel 3D konumlandırmalarını gerçekleştirecektir. Sonuç olarak 3D ses kartlarının verdikleri sesin 3D kalitesinde tüm bu saydığımız API’lerin DS3D’yi nasıl kullandıkları belirleyici olarak karşımıza çıkıyor.
ÇOK ÇIKIŞLI SES KARTLARI

DVD, oyunlardaki gelişmeler ve MD Walkman’lerin yaygınlaşması sonucu ses kartları önem kazandı. Günümüzde 4 çıkışlı veya dijital çıkışlı ses kartlarında pre-amfi bulunmuyor. O yüzden ses kuvvetleri daha çok kullanılan hoparlörlerin gücüne bağlı.
3D AUDIO

Gerek ses kartlarında gerek hoparlör setlerinde bu "3D ses" kavramıyla ve bunun yanında Surround Sound, Dolby Digital (AC-3), Dolby Surround, Dolby Surround ProLogic gibi terimlerle artık çok sık karşılaşıyoruz. Bu da epey bir kafa karışıklığına yol açıyor. Gelin önce bunları bir açıklığa kavuşturalım. Önce en basitinden başlayalım: Subwoofer’lı bir çift hoparlörünüz var, üzerinde 3D yazıyor ama bu nasıl 3D ses verir? Gerçek dünyada kulaklarımız her yönden (arkadan, yukarıdan, solda
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:24
HDD NASIL KULLLANILIR….

Günümüz koşullarında, kapasitesi küçük bir harddisk'iniz var ise, yeni bilgileri koymak için muhtemelen eski verilerinizi siliyorsunuzdur. Bu, sizin yeni harddisk ihtiyacınızın en büyük göstergesidir. Günümüzün koşullarında standart olarak kabul edilmesi gereken kapasite 15 GB. İlk bakışta size 15 GB çok yüksek bir rakam deme olasılığınız var. Fakat, bu kapasitede bir harddiskiniz olduğunda içerisine birçok program yükleyeceksinizdir, MP3 arşivi yapacaksanızdır, internet'den bol bol ıvır zıvır işinize yarayacak programları indireceksinizdir.

Eğer gelecekte bir harddisk almayı planlıyorsanız, almadan önce harddisk sisteme nasıl takılır, dikkat edilecek hususlar, karşılabilcek sorunları ve çözümleri bilmek oldukça faydalı olacaktır. Yazımızda Harddiski sisteme takıp çalışıtırılabilir hale getirene neler yapacağınızı anlatıyoruz.

HARDDİSK & BIOS

Bilgisayarınızın yaşına göre, belli kapasitelerden yüksek boyutlardaki Harddisk'leri tanıtmakta zorluk çekebilirsiniz. Yani, 50 Gb'lık bir harddisk almayı planlıyorsanız ve Pentium 133 bilgisayarınız var ise, sisteminizi bu harddiskin hepsini tanımayacaktır. Sadece belli bir kapasiteye kadar tanıyabilir. ( 50 Gb 'lık bir harddiske verilecek para yerine upgrade yapmak daha mantıklı... ) Sistemlerimizdeki anakart'larda bulunan BIOS versiyonu, yeni alacağanız harddisk'in kapasitesini tanımada önemlidir. ( Örneğin, Asus P3B-F anakartlar için belli bir süre önce IBM'in yeni çıkardığı 35 GB'lık Harddisk'ini tanıması daha doğrusu sorunsuz kullanılabilmesi için bir BIOS güncellemesi çıkarmıştı. ) BIOS verisyon tarihine göre değişen, max. tanıyabildiği harddisk kapasitelierini bir tablo halinde veriyorum.



- Ağustos 1994'den daha önceki BIOS : 528 Mb'dan daha büyük diskleri tanıyamayabilir.

- Şubat 1996'dan daha önceki BIOS : 2,1 GB'dan daha büyük diskleri tanıyamayabilir.

- Ocak 1998'den daha önceki BIOS : 8,4 GB'dan daha büyük diskleri tanıyamayabilir.

Buradan anlıyoruzki, eğer eski tarihli bir BIOS'umuz var ise, yeni bir harddisk takmadan önce, olası tanınmama sorunlarının önüne geçebilmek için BIOS güncellemesi yapmanız gerekebilir. Eğer BIOS güncellemesi hakkında bir bilginiz yok ise, hazırladığımız BIOS Güncelleme hakkındaki yazıyı okuyabilirsiniz.

HARDDISK ÇEŞİTLERİ

Günümüze iki farklı Harddisk çeşidi vardır. IDE ve SCSI. Oyun, internet, günlük uygulamalarla bol bol uğraşan birisi için oldukça fazla bant genişliği sunan SCSI yerine IDE almak daha mantıklıdır. IDE sürücüler günümüz şartlarında gerçeten oldukça iyi performans sunuyorlar. Bunun yanında fiyatları çok ucuz ve kullanımı çok kolaydır. SERVER gibi max. performans gereken koşullarda ise SCSI kullanmak daha mantıklıdır. Tabii birazcık fazla parayı gözden çıkarmak gerek SCSI disk alacaksanız.

IDE

Biraz önce dediğimiz gibi son kullanıcı için uygun olan IDE disklerdir. Daha ucuzdur, kullanımı kolaydır, Mb başına düşen maliyet çok daha azdır. IDE diskler çok güzel Fiyat / Performans oranına sahipler. Gnümüzüde IDE diskler birkaç çeşit halinde bulunmakta. Günümüzde satılan Harddiskler, bant genişliğini 66 Mb'a çıkaran UDMA/66 standardındadırlar. Biraz daha eski Harddisk'lerise Veriyolu 33Mb/sn olan UDMA/33 protokülünü destekler.

Bunların yanında Harddisk'lerin performansını etkileyen bir kaç husu daha vardır. Kuşkusuz Harddisk'iniz ne kadar hızlı dönüyorsa o kadar fazla performans alırsınız. Günümüzde 5400 rpm, 7200 rpm dönüş hızlarına sahip Harddiksler bulunmaktadır. Quantum'un yeni çıkardığı LCT15 serisi harddiskler ise 4400rpm dönüş hızına sahip. 7200 rpm'lik bir Harddisk, 5400rpm olan harddiske göre gözle görülür bir performans artışı sağlayacaktır. Aynı kapasitedeki 7200rpm'lik bir harddisk ile 5400 rpm'lik bir harddisk arasında 40-50 $ arası değişen bir fark mevcuttur. Fakat performans bakımından değebilecek bir rakam bu.

Şuradan şu sonucu çıkartıyoruz : Yeni bir harddisk almak isteyenler ilk etapta ATA-66 standardında 7200rpm dönüş hızına sahip bir Harddisk tercih edilmeli.

SCSI

SCSI sürücüler çalışmak için ayrı bir kontrolcüye ihtiyaç duyarlar. Bu kontrolcü bile IDE Harddiskin fiyatından daha pahalıdır. Son kullanıcının pek işine yaramaz. IDE disklere göre çalışma mantıkları farklıdır ve çok daha yüksek performans sunarlar.

JUMPER Ayarları

Yeni bir harddisk aldığınız ilk yapmanız gereken, aladığınız diskin Master veya Slave olacağına karar vermek. Master ve Slave kavramlarını bilmeyenleri çin bir kaç açıklama yapalım. Anakartlar üzerinde iki adet IDE kanalı bulunmaktadır. Bir IDE kanalına max. 2 aygıt bağlanabilir. Bu kanala iki aygıt bağlayabilmeniz için, aygıtlardan bir tanesi Master yani efendi, diğer ise slave yani köle konumunda olmalıdır. Eğerikiside Master yada Slave olursa, harddiskleriniz çalışmaz. Bazı sistemler ise açılmaz. Jumper'lar ile IDE aygıtının Master veya Slave konumunda olmasını ayarlıyorsunuz.





En soldaki beyaz küçük cisimcik Jumper. İşte o gördüğünüz yerden Master / Slave ayarı yapılıyor. Her Harddisk'te bu jumper konfigürasyonu aynı değildir. Örneğin Maxtor diskler yan tarafta gördüğünüz gibi bir şekil koymuştur harddiskin üzerine. Diğer markalarda gerek Jumper ayarlarını ayrıntılı bir biçimde Disklerin üzerinde anlatır.

Şu anda alacağınız sistem yada harddisk UDMA/66 standardında olacağından, birazda başka hususlardan bahsetmek gerek. UDMA/33 standardında kullanılan kabloların istediğiniz yönünü ister Master , ister Slave aygıta takabiliyorsunuz. Fakat UDMA/66 standardıyla kullanılan yeni tip harddisk kablolarında bir standart oluştu. Yani her uç, sadece belli yere takılacaktı. Öncelikle UDMA/66 Standardının getirdiği yeni tip IDE kabloları hakkında bilgi olmayan arkadaşlar için biraz açıklama yapmak gerekebilir.

Yeni kablo standardının eskisine göre bir farklılığı yok. Yani geriye doğru uyumlu. UDMA/33 Standardındaki bir kablo 40 pinli ve 40 damarlı. UDMA/66 kablosu yine 40 pin fakat 80 kanallı. ARadaki farkı resimle birlikte daha iyi görüyorsunuz. Bu şekilde bant genişliği arttırılmış. Yeni kablolar ile mavi uç sisteme, siyah uç Master aygıta, gri renkli uç ise Slave aygıta bağlanacak. Bazı şeylerin standartlaşmış olduğunu görmek güze, ve ben bunu sevinçle karşıladım. Bahsetmek istediğim bir diğer husus ise Cable Select durumu. UDMA/66 diskleri kullanırken disk üzerindeki Jumper ayarlarını Cable Select durmuna getirmek gerekiyor. ASlında bu çok güzel bir özellik. Bir diski Master'dan Slave hale geçirmek için jumper'larla uğraşmak yerine sadece kablonun farklı ucunu takmak yetiyor.

Harddiskinizin kurulumunu başlatmak için elinizde bir tane başlangıç disketi olsun. Gerekecek olan başlangıç disketini Denetim Masası - Program Ekle Kaldır - Başlangıç disketi sekmesinden yaratabilirsiniz. İlk olarak Fiziksel olarak yüklemeyi yapacağız :

1. Bilgisayarınızı kapatın.

2. Yeni Harddiskinizin Jumper'larını Cable Select moduna getirin. Eski harddiskinizide Cable Select konumuna getirin.

3. Kasa içerisine Harddiskinizi çok sağlam bir şekilde vidalayın.

4. IDE ve Güç kablolarını takın. Kabloları takarken çok dikkat olun. Sizler için derlediğimiz resime çok dikatlice bakın. IDE kablosunda kırmızı bir çizgi var. Güç kablosununda kırmızı bir kablosu var. Bu kırmızılar birbirine bakmalıdır. IDE kablosunun Sisteme takılması gerek kısmıda takmayı unutmuyorsunuz tabiiki.



Bu işlem sırasında harddiskin alt tarafını, yani entegreleri olduğu kısmı ellemeyin. Statik elektrikten solayı harddiskiniz zarar görebilir. Bu işlemi bittikten sonra Bismillah deyip Bilgisayarınız açıyorsunuz.

Tebrikler! En zor bölümü başarıyla geçtiniz. BIOS' a girerek IDE aygıtları Auto Detect ettirin. Harddiskinizi sorunsuzca göüyorsa herşey yolunda gidiyor demektir. Bilgisayarınızı açtıktan sonra FDISK yada benzeri bir program kullanarak harddiskinizi kullanılabilir hale getirmeniz gerekiyor. Eğer FDISK kullanma konusunda sıkıntı çekiyorsanız FDISK Nasıl Kullanılır? adlı yazı işinize yarayacaktır.

Eski diskinizdeki bilgileri yeni diskinize kopyalama istediğinizde Drive Copy araçlarını kullanmak gerekiyor. Yada Norton Ghost gibi programlar ile eski diskinizin image'ini alıp, bu image'i yeni diskinize açabilirsiniz.
1-Ekran Kartları Nasıl Çalışır?

Hemen hepimizin bilgisayar almaya kalktığımızda ilk seçtiğimiz parçalardan biri de ekran kartıdır ama sadece işlemci, bellek ve sabit diske bakarak bilgisayar seçtiğimiz günlerin üzerinden o kadar da uzun yıllar geçmedi. Şimdi yeri geldiğinde bir bilgisayar parçası verebildiğimiz ekran kartlarına biraz yakından bakalım.


2-Ekrandaki Görüntü Nasıl Oluşur?

Monitörünüze yeteri kadar yakından bakarsanız görüntünün çok küçük noktalardan oluştuğunu görürsünüz. İşte bu noktalara görüntünün en küçük birimi olan piksel diyoruz. Her pikselin kendine ait renk ve yoğunluk bilgileri vardır. Daha genel bir tanımla piksel için ekranın bağımsız olarak kontrol edilebilir en küçük parçası olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu piksellerden binlercesi bir araya gelerek ekrandaki görüntüyü oluşturuyor.
A-Çözünürlük:

Çözünürlüğün görüntü kalitesini belirleyen en önemli faktör olduğunu söyleyebiliriz. Çözünürlük, ekrandaki görüntünün kaç



pikselden oluşacağını belirler ve yatay ve dikey piksel cinsinden belirtilir (800x600,1024x768 gibi). Çözünürlük arttıkça görüntü birbirinden bağımsız olarak kontrol edilebilen daha çok pikselden oluşur ve görüntü kalitesi de yükselir.

Windows 95 ile hayatımıza giren "scaleable screen objects" tekn olojisi sayesinde çözünürlük arttıkça ekrandaki kullanılabilir alan da artar. Windows ekranında çözünürlük ne olursa ekrandaki nesneleri oluşturan piksel sayısı değişmez. Çözünürlük arttıkça pikseller de küçüleceği için nesneler daha az yer kaplar ve masaüstündeki kullanılabilir alan çözünürlükle doğru orantılı olarak artar.

Çözünürlük arttıkça yükselen görüntü kalitesinin de bir bedeli var tabi ki: Çözünürlük yükseldikçe kontrol edilmesi gereken piksel sayısı ve dolayısıyla da gerekli işlem gücü, ayrıca bu piksellerin bilgilerini tutmak için gerekli bellek miktarıyla onların transferi için gereken bellek bant genişliği artar. Bu yüzden de performans düşer. Kullanmak istediğiniz çözünürlüğü hem ekran kartınız desteklemeli, hem de monitörünüz fiziksel olarak gerekli sayıda pikseli ekranda oluşturabilmeli.
B-Renk Derinliği

Piksellerin kendilerine ait renklerinden bahsetmiştik, piksellerin alabileceği renkler kırmızı, yeşil ve maviden türetilir. İşte renk derinliği bu renklerin miktarını belirler. Renk derinliği ne kadar artarsa her pikselin alabileceği renk sayısı artar, renkler gerçeğe daha yakın olur.

Renk derinliği bit cinsinden belirtilir, işlemcilerle ilgili yazımızda bitlere kısaca değinmiştik. Her bit 1 ve 0 olarak iki değer alabilir. 8 bit kullanıldığında bu bitlerden 28 = 256 kombinasyon üretilir. Aynı şekilde 8 bit renk derinliğinde de her piksel için 256 renk kullanılabilir.

İnsan gözünü aldatıp ekrandaki görüntüyü gerçek gibi göstermek için kullanılan üç rengin de (kırmızı, yeşil ve mavi) 256`şar tonu gereklidir, bu da renk başına 8 bitten 24 bit yapar. Bu moda True Colour (Gerçek Renk) adı verilir. Fakat çoğu güncel ekran kartı görüntü belleğini kullanma yöntemleri yüzünden pikselleri bu modda göstermek için 32 bite ihtiyaç duyarlar. Kalan 8 bit alpha kanalı (piksellerin saydamlık bilgisini tutar) için kullanılır.

High Colour (16 bit) modunda ise yeşil için altı ve maviyle kırmızı için de beşer bit kullanılır. Yeşil için 64, maviyle kırmızı için de renk başına 32 farklı yoğunluk vardır bu modda. Renk kalitesinde 32 bite göre çok az fark olsa da piksel başına 4 yerine 2 byte (8 bit = 1 byte) hafıza gerekeceğinden 32 bite göre performans avantajı sağlar.

256 renk (8 bit) modu ilk duyuşta size renk fakiri izlenimi verebilir fakat renk paleti denen bir yöntemle bu 8 bit olabilecek en verimli şekilde kullanılarak renk kalitesi biraz arttırılır. Renk paletinin mantığı söyledir: Kullanılacak 256 renk gerçek renk modundaki 3 bytelık renklerden seçilir ve bu renklerden bir renk paleti oluşturulur. Her program ilgili paletteki 256 renkten istediğini seçip kullanabilir. Böylece örneğin kırmızı için iki, mavi ve yeşil için de üçer bit kullanılarak elde edilen renklerden daha canlı renkler elde edilebilir ve elimizdeki 8 bit en verimli şekilde kullanılmış olur.

En çok kullanılan üç renk modunu tanıdık, peki ekran kartımız üretemediği renklere ne yapıyor? Sistemimizin 256 renge ayarlı olduğunu fakat 16 bitlik bir resim dosyası açtığımızı varsayalım. Bu durumda hazırdaki renklerin değişik kombinasyonları kullanılarak üretilemeyen renge yakın bir renk oluşturulur ve bu renk üretilmesi gereken rengin yerine gösterilir. Buna dithering denir. Tabi ki dithering yöntemiyle elde edilmiş bir resmin kalitesi orjinal resme göre göre çok daha düşüktür.



C-Görüntü Arayüzleri

Önceleri ekrandaki piksellerin adreslenmesi için bir standart olmadığından üreticiler de programcılar da (dolayısıyla son kullanıcılar da) sorun yaşıyorlardı. Bu sorunu çözmek için üreticiler VESA (Video Electronics Standarts Association) adında video protokollerini standartlaştırmayı amaçlayan bir konsorsiyum oluşturdular. VGA ile beraber geriye uyumluluk da sağlanarak çözünürlük sürekli arttı. VGA öncesindekiler de dahil standartlara kısaca bir göz atalım:

MDA (Hercules): Monochrome Display Adapter, 1981 yılındaki ilk IBM PC`deki ekran kartı. Ekranda yerleri önceden belirlenmiş olan 256 özel karakteri gösterebilyordu sadece. 80 kolona 25 satırlık bir ekranda gösterebildiği yazı karakterlerinin boyutları da önceden belirlenmişti ve grafik görüntülemek mümkün değildi. IBM, bu kartlara ekstra slot masrafından kurtulmak için bir de yazıcı bağlantı noktası eklemişti.

CGA: Bu arayüzde ekran kartları RGB monitörlerle çalışıp ekranı piksel piksel kontrol edebiliyorlardı. 320x240 çözünürlüğündeki bir ekranda 16 renk üretilebiliyor fakat aynı anda bunlardan sadece 4 tanesi kullanılabiliyordu. 640x200`lük bir yüksek çözünürlük modu vardır ama bu modda sadece 2 renk gösterilebiliyordu. Görüntü kalitesi kötü olsa bile en azından grafik çizilebiliyordu. Zaman zaman piksellerin gidip gelmesi ve ekranda rastgele noktalar oluşmasına rağmen bu standart çok uzun bir süre kullanıldı.

EGA: CGA`dan birkaç yıl sonra sırada Enhanced Graphics Adapter vardı. CGA ile VGA arasındaki bu kartlar 1984`ten IBM`in ilk PS/2 sistemlerini ürettiği 1987`ye kadar kullanıldı. EGA monitörle kullanıldığında üretilen 64 renkten aynı anda 16 tanesi kullanılabiliyordu. Yüksek çözünürlük ve monochrome modları da vardı ,ayrıca eski CGA ve monochrome monitörlerle de uyumluydu. Bu kartlardaki bir yenilik de bellek genişletme kartlarıydı. 64K bellekle satılan bu kartları bellek genişletme kartıyla 128K`ya upgrade etmek mümkündü. Ek olarak satılan IBM bellek kitiyle bir 128K daha eklemek



de mümkündü. Sonraları bu kartlar standart olarak 256K bellekle üretilmeye başlandı.

PGA: IBM`in 1984`te piyasaya sürdüğü Professional Graphics Array adını hitap ettiği pazardan alıyordu. 5000 dolara satılıyor ve entegre 8088 işlemcisiyle mühendislik uygulamlarıyla diğer alanlardaki bilimsel çalışmalar için 640x480 çözünürlükte 256 renkte saniyede 60 kare hızla 3 boyutlu animasyonları çalıştırabiliyordu. Fiyatı yayılmasını engelledi ve fazla kullanılamadan piyasadan kalktı.

MCGA: 1987`de piyasaya sürülen MultiColor Graphics Array standardındaki ekran kartları teknolojide büyük bir sıçrama yaparak VGA ve SVGA`ya kadar gelen bir gelişimi başlattı. IBM`in Model 25 ve Model 30 PS/2 PC`lerinde anakarta entegre halde geliyordu. Uygun bir IBM monitörle kullanıldığında bütün CGA modlarını da destekliyordu fakat TTL yerine analog sinyallerle çalıştığından daha önceki standartlarla uyumlu değildi. TTL (Transistor – to –Transistor Logic) mantığında voltaj seviyesine göre transistörler açılıp kapanır ve sadece 1 ve 0 değerleri oluşur bunu sonucunda. Analog sinyallerdeyse bu kısıtlama yoktur. Analog sinyalleşmenin de sağladığı avantajla MCGA ara yüzüyle 256 renk üretilebiliyordu. Bu ara yüzle beraber 9 pinlik monitör bağlantısından halen kullanılmakta olan 15 pinlik bağlantıya geçildi.

8514/A: IBM`in MCA veri yoluyla kullanmak için ortaya attığı bu ara yüz zamanla yüksek tazeleme hızlarına çıktı. VGA ile aynı monitörü kullanmasına rağmen VGA`dan farklı çalışıyordu. Bilgisayar ekran kartına ne yapması gerektiğini söylüyordu ama ama ekran kartı onu nasıl yapacağını kendisi ayarlıyordu. Örneğin ekrana bir çember çizileceği zaman VGA`daki gibi işlemci görüntüyü piksel piksel hesaplayıp ekran kartına yollamıyordu. Bunun yerine ekran kartına çember çizileceğini söylüyordu ve ekran kartı da çemberi çizmek için piksel hesaplarını kendisi yapabiliyordu. Bu yüksek seviyeli komutlar standart VGA ile komutlarından çok farklıydı. Bu standart çıktığı zamanın daha ilerisindeydi ve VGA`dan daha kaliteli görüntü sonuyordu



ama fazla destek bulamadığı için yayılma imkanı bulamadan piyasan kalktı. IBM üretimi durdurup aynı daha daha fazla renk gösterebilen XGA üzerine yoğunlaştı. XGA 1990`da piyasaya çıktıktan sınra MicroChannelplatformları için standart oldu.

VGA: 2 Nisan 1987`de, MCGA ve 8514/A ile aynı günde IBM tarafından tanıtılan Video Graphics Array aradan sıyrılarak masaüstü için standart olmayı başardı. IBM yeni bilgisayarlarında bu chipleri anakarta entegre ederken eski bilgisayarlarda da kullanılabilmeleri için 8 bitlik bir arayüzle anakarta bağlanabilen bir ayrı bir kart halinde de geliştirdi. IBM üretimi durdurduktan sonra bile değişik firmalar üretime devam ettiler. VGA ile 262144 renklik bir paletten seçilen 256 renk aynı anda kullanılabiliyordu. 640x480`lik standart çözünürlükte aynı anda 16 renk gösterilebiliyordu. Ayrıca 64 renk gri tonlama ile siyah beyaz monitörlerde renk similasyonu yapabiliyordu.

A.G.P. ana satış gurubunu oluşturan PC lerde 3D uygulamalarının daha hızlı çalışmasını ve daha mükemmel görünmesini sağlayacaktır. AGP arabirimi, grafik hızlandırıcılarına, ana belleğe ulaşım için özel veri yolu ve daha hızlı transfer gibi yeni özellikler katar. Bu, sistem bellek bağlantısında, geniş bant aralığı ve daha az gecikme sağlar. AGP arabirimi, texturing, z-buffering, ve alfa blending olaylarında ana belleğin kullanılmasını mümkün kılarak ana satış gurubunu oluşturan PC lerde 3D grafik uygulamalarının yüksek performansta çalışmalarını sağlar. AGP arabirim şartlandırıcı 66MHz PCI (rev 2.1) şartlandırıcıyı temel işlem yolu olarak kullanır ve PCI şartlandırıcıya üç performans uzantısı veya güçlendiricisi sunar ki bunlar 3D grafik uygulamalarında AGP nin yüksek performansını optimize eder.



Bu AGP uzantıları PCI şartlandırıcı (rev. 2.1). da tanımlanmamış ve ya gerekmemiştir. Bu uzantılar: - Bellek yazma ve okuma işlemlerinde derinlemesine ayrılmış yol; bellek erişim gecikmesini yok eder. - Veri yolundaki adres ve dataların demultiplexasyonu; hemen hemen %100 verimli veri yoluna izin verir. - 133 Mhz data transferi için AC timing(zamanlama); 500 MB/s gerçek data aktarımı sağlar... Bu güçlendirmeler "sideband" sinyali kullanımı ile gerçekleşmiştir. PCI şartlandırıcı hiçbir değişikliğe uğratılmamıştır, AGP arabirim şartlandırıcı, PCI daki "reserved" alanlar, encodingler, pinler, vb... bölümleri kullanmaması için özel olarak geliştirilmiştir. Asil eğilim, PCI in tasarımından faydalanarak grafik yönlü





performans artısını karmaşıklık/performans oranını değiştirerek sağlamaktır. AGP sistem PCI ini ne küçültür nede yerini alır. Bu yüksek hızlı port (AGP) fiziksel, mantıksal ve elektriksel olarak PCI dan tamamen bağımsızdır. Sistemde ek bir bağlantı noktasıdır. Özel görüntü araçları için tasarlanmıştır; diğer tüm I/O araçlar PCI bus ta kalacaktır. AGP için eklenen ek slot yeni bir bağlantı gövdesi kullanır( elektriksel sinyalizasyon sebebi ile) ki bu PCI bağlantısı ile uyumlu değildir; PCI ve AGP boardlar mekanik olarak birbirleri yerine geçemezler.

AGP arabirim şartlandırıcı Intel tarafından PCI özel gurubundan bağımsız olarak geliştirilmiştir. Bu gurup tarafından desteklenmemiş ve gözden geçirilmemiştir.

Kişisel bilgisayar kullanımında grafik teknolojisi ve ürünlerindeki gelişmeyi desteklemek için tasarlanmıştır. PCI genel amaçlı sistemlerin I/O yolu olmaya devam edecektir. AGP arabirimi PCI in yerini almak için değil özellikle grafik kontroller için tasarlanmıştır.

PCI I/O fonksiyonları için gerekli bant genişliği 133Mb/s, 32-bit, 3MHz sürümünün sınırlarına yaklaştıkça PCI daha geniş ve daha hızlı yayılacaktır. AGP özellikle noktadan noktaya grafik bileşenleri için tasarlanmıştır. Fiziksel olarak PCI dan ayrılmıştır ve apayrı bir bağlantı kullanır.



SVGA: Süper VGA ilk SVGA kartlardan güncel kartlara kadar çok fazla kartı kapsayan geniş bir standart. SVGA ile birlikte ekran kartları için aygıt sürücüsü kavramı ortaya çıktı. Kartların yanında verilen sürücülerle işletim sistemleri kartların tüm özelliklerini kullanabiliyorlardı. SVGA ile milyonlarca renk değişik çözünürlüklerde gösterilebiliyor fakat bunun sınırları karta ve üreticiye bağlı. SVGA değişik şirketler tarafından kullanılan ortak bir kavram olduğundan başlarda eski standartlar gibi çok katı sınırları yoktu. Bunun üzerine VESA bir SVGA standardı belirledi. VESA BIOS Extension adında standart bir ara yüz belirlendi ve bu sayede programcılar her kart için ayrı kod yazma zahmetinden kurtuldular. Üreticiler bu arayüzü benimsemek istemediler ve başlarda kartların yanında verilen ve her boot işleminden sonra çalıştırılan bir programla kartlarını bu BIOS


uzantılarıyla uyumlu hale getirdiler fakat sonunda bunu kartların BIOS`larına entegre ettiler. SVGA ile 800x600 çözünürlüğe çıkıldı.

SVGA'dan sonra IBM XGA ile 1024x768 çözünürlüğe geçerken sonraki basamak olan 1280x1024`e de bir VESA standardı olan SXGA ile geçildi. Sonra da UXGA ile de 1600x1200 çöznürlüğe geçildi. Çözünürlükteki 4:3 oranı sadece SXGA ile bozuldu, bu standartta oran 5:4`tür.


3-En Temel Bileşenleriyle Bir Ekran Kartı



Bir ekran kartı temel olarak 3 bileşenden oluşur: Grafik işlemcisi, bellek ve RAMDAC.

a-Grafik İşlemcisi: Güncel kartlar için grafik işlemcisi görüntü hesaplamalarını yapmak için ekran kartının üzerine oturtulmuş bir CPU`dur dersek yanlış olmaz. Son zamanlarda grafik işlemcileri yapı ve karmaşıklık bakımından CPU`ları solladılar ve işlev bakımından da görüntü üzerine yoğunlaşmış bir CPU niteliğine kavuştular. CPU`ya neredeyse hiç yük bindirmeden üç boyutlu işlemcleri tek başlarına tamamlayabiliyorlar artık. Bu yüzden de güncel grafik işlemcileri GPU (Graphics Processing Unit - Grafik İşlemci Birimi) adıyla anılıyorlar.

Görüntü Belleği: Ekran kartının üzerinde bulunur ve görüntü hesaplamalarıyla ilgili veriler burada saklanır. Sisteminizdeki ana bellek gibi çalışır, yalnız burada bu belleğin muhattabı CPU değil görüntü işlemcisidir. Önceleri ekran kartlarının ayrı bellekleri yoktu fakat görüntü işlemcileri hızlanıp geliştikçe ekran kartları sistemden yavaş yavaş bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Bellek miktarı kadar ekran kartının sıkıştırma algoritmalarıyla bu belleği ne kadar verimli kullanabildiği de önemlidir.

RAMDAC: Monitörlerdeki analog sinyallerden bahsetmiştik, işte RAMDAC (RAM Dijital-to-Analog Converter) görüntü belleğindeki verileri analog RGB (Red Green Blue, monitörde renklerin bu üç renkten türetildiğini yazmıştık) sinyallerine çevirerek monitör çıkışına verir. Monitörde kullanılan üç ana renk için de birer RAMDAC ünitesi vardır ve bunlar her saniye belirli bir sayıda görüntü belleğini tarayıp oradaki verileri analog sinyallere dönüştürürler. RAMDAC`in bu işlemi ne kadar hızlı yapabildiği ekran tazeleme hızını belirler. Bu hız Hz cinsinden belirtilir ve ekrandaki görüntünün saniyede kaç kere yenilendiğini gösterir. Örneğin monitörünüz 60 Hz`te çalışıyorsa gördüğünüz görüntü saniyede 60 kere yenilenir. Ekran tazeleme hızını mümkün olduğu kadar 85 Hz`in altına çekmemenizi öneririm, daha düşük tazeleme hızları göz sağlığınız için zararlı olabilir. Tabi bu gözünüzün ne kadar hassas olduğuna da bağlı, bazı gözler 75 ve 85 Hz arasındaki farkı hissedemezken bazıları ilk bakışta bunu anlayabilir. RAMDAC`in iç yapısı ve özellikleri hangi çözünürlükte ne kadar rengin gösterilebileceğini de belirler.

LCD ekranlar yapıları gereği dijtal olduklarından RAMDAC`ten değil de direk görüntü belleğinden görüntü bilgisini alıp kullanabilirler. Bunun için DVI (Digital Video Interface) adında özel bir bağlantı kullanırlar. Bu konuya ileride "Monitörler Nasıl Çalışır?" yazısında detaylı olarak değineceğiz.

BIOS: Ekran kartlarının da birer BIOS'ları vardır. Burada ekran kartının çalışma parametreleri, temel sistem fontları kayıtlıdır. Ayrıca bu BIOS sistem açılırken ekran kartına ve onun belleğine de küçük bir test yapar.
4. Boyuta Geçiyoruz...

Bazılarımız 3B uygulamalar için ekran kartlarına tomarla para döküyoruz. 3B bir görüntü 3 temel adımda oluşturulur:

Sanal bir 3B ortam yaratılır

Ekranda bu ortamın hangi bölümünün gösterileceğine karar verilir.

Görüntüyü mümkün olduğu kadar gerçeğe yakın gösterebilmek için her pikselin nasıl görüneceği belirlenir.

Sanal bir 3B ortamı o sadece o ortamın bir resmi belirleyemez. Gerçek dünyadan küçük parçayı alarak konuyu açalım. Elimizi ve onun altında duran bir masayı düşünelim, bu bizim 3B ortamımız olsun. Elimizle dokunduğumuzda masanın sert olduğunu anlayabiliriz. Masaya elimizle vurduğumuz zaman da masa kırılmaz ya da elimiz masanın içinden geçemez. Bu ortamın ne kadar çok resmine bakarsak bakalım masanın sertliğini ve elimize vereceği tepkiyi sadece o resimlerle anlayamayız.

Sanal 3B ortamlar da böyledir. Bu ortamlardaki nesneler sentetiktir, bütün özellikleri onlara yazılım yoluyla verilir. Programcılar sanal bir 3B dünya tasarlarken büyük bir özenle bütün bu detaylara dikkat ederler ve bu işler için özel araçlar kullanırlar.

Belirli bir zamanda oluşturulan bu 3B dünyanın ancak belirli bir bölümü ekranda gösterilir. Ekrandaki görüntü dünyanın nasıl



tanımlandığına, sizin nereye gitmek istediğinize ve nereye baktığınıza göre değişir. Hangi yöne hareket ederseniz edin etrafınızdaki sanal dünya o an bulunduğunuz pozisyonu ve nereye baktığınızı değerlendirerek ekranda ne görmeniz gerektiğine karar verir. Bu farklı sahneler de kendi içlerinde tutarlı olmalıdır,örneğin bir nesne ona baktığınız her açıdan ve uzaklıktan aynı yükseklikteymiş hissi vermelidir. 3. adıma geçmeden önce sabit bir görüntünün nasıl oluşturulduğuna bakıp sonra da bir 3B görüntünün nasıl hareket kazandığına bakacağız.

a.Şekiller

3B nesneler ilk başta wireframe denen bir yapı ile oluşturulurlar. Şeklin iskeleti de diyebileceğimiz bu tel örgü en basit haliyle nesnenin şeklini belirler. Wireframe denen bu yapı için bir yüzey tanımlanması şarttır.


Bu el modeli 862 poligondan oluşuyor.


Aynı model 3444 poligonla gerçeğe çok daha yakın.

Sanal bir 3B ortamda nesneleri elleme şansımız olmadığından onların hakkında sadece onlara bakarak fikir edinebiliriz. Bu yüzden sanal 3B ortamlarda nesnelerin dış görünüşleri çok önemlidir. Dış görünüşü şunlar belirler:

Renk: Nesnenin rengi.

Kaplama: Tel örgünün üzerine yapılan kaplamayla nesnenin yüzeyi düz, çizgili veya girintili çıkıntılı görünebilir.

Yansıma: Nesneye etkiyen ışığa ve etrafındaki diğer nesnelere göre cismin üzerinde yansımalar oluşturulur.

Bir nesneyi gerçek gibi göstermek için bu üç özellik de dengeli bir biçimde nesnenin değişik yüzeylerine uygulanmalıdır. Örneğin bir 3B ortamda bir klavyeyle bir masa ışığı aynı oranda yansıtmaz. Bu üç parametreyi değiştirerek nesnelere sert veya yumuşak hissi verilebilir.


Tel örgümüz, kaplanınca gerçek bir ele benzedi.

c-Lighting (Işıklandırma)

Karanlık bir odaya girdiğimizde ışığı açarız ve ışık kaynağından her yöne doğru yayılan ışık sayesinde odadaki bütün nesnelerin görüntüsü değişir. Bu ışığın odaya nasıl yayıldığını düşünmeyiz ama 3B grafiklerle uğraşanlar bunu düşünmek zorundalar. Tel örgüleri kaplayan kaplamalar (texturelar) bir yerden aydınlatılmalıdırlar. Ray tracing denilen bir yöntemle ışık ışınlarının alacağı yol çizilir ve bu ışınlar çarptıkları nesnelerden farklı yoğunluk ve açılarla yansır. Çoklu ışık kaynaklarını düşündüğünüzde bu hesaplamalar oldukça karışık bir hal alabilir.

Işıklandırma cisme ağırlık ve katılık etkisi veririken en çok kullanılan iki efektte önemli rol oynar: Shading ve gölgeler. Shading, bir nesne üzerindeki parlayan ışığın bir tarafında diğer tarafından daha güçlü olmasıdır. Ancak shading sayesinde bir top yuvarlak veya buruşmuş bir battaniye yumuşak görünebilir. Parlaklıktaki bu fark nesnelere derinlik, uzunluk ve genişlik kazandırır.


Işıklandırma, nesneye sadece derinlik katmakla kalmayıp onu üzerinde bulunduğu yüzeye de bağlıyor.

Katı nesneler üzerlerinden ışık parladığında gölgeler yaratırlar. Gözlerimiz gerçek nesneleri görmeye alışık olduğundan ekranda gölge gördüğümüz zaman matematiksel olarak üretilmiş şekillere



değil de bir pencereden gerçek bir dünyaya bakıyormuş gibi hissederiz.

d-Perspektif

Perspektif kulağa biraz teknik gelebilir ama günlük yaşamımızda çok sık gördüğümüz bir etkidir. Bir yolun kenarında durup ufuk çizgisine doğru baktığınızda yolun iki kenarı da birleşiyormuş gibi görünür. Yol kenarında ağaçlar varsa da bu ağaçlar birleşme noktasına yaklaştıkça da daha küçük görünür. Nesnelerin bir noktada birleşiyormuş gibi görünmesini sağlayan bu efekt perspektiftir. Değişik çeşitleri vardır fakat 3B çizimlerde genelde tek noktalı perspektif kullanılır.


Şekildeki eller ayrı duruyor fakat çoğu sahnede nesneler birbirlerinin önünde dururlar ve birbirlerini kısmen kapatırlar. Bu durumda bunların büyüklüklerinin hesaplanması dışında hangisinin önde olduğu da bilinmelidir. Bunun için Z Buffering denilen teknik kullanılır. Z buffera her poligon için bir sayı atanır ve bu sayı o poligona sahip nesnenin sahnenin ön tarafına yakınlığını belirler. Örneğin 16 bitlik bir Z bufferekrana en yakın poligon için -32768 ve en uzak poligon için de 32767 değerlerini atar.

Gerçekte bir nesnenin arkasındaki diğer nesneleri göremediğimiz için ne görüyor olmamız gerektiğini düşünmeyiz. Sanal 3B ortamlarda da bu



sıkça olur ve çok düz bi mantıkla çözülür. Nesneler yaratıldıkça x ve y ekseninde aynı değere sahip olanlarının Z bufferdaki değerleri karşılaştırılır ve en düşük Z değerine sahip nesne tamamen görüntülenir. Daha yüksek Z değerindekilerinse tamamı görüntülenen nesneyle kesişen bölgeleri görüntülenmez. Nesneler tamamen oluşturulmadan önce Z değerleri belirlendiği için görünmeyecek bölgeler tamamen hesaplanmaz ve bu da performansı arttırır.

e-Derinlik (Depth of Field)

Yol ve ağaçlar örneğimizi hatırlayalım ve o örnekte oluşabilecek başka bir ilginç olayı düşünelim. Yakınınızdaki bir ağaca bakarsanız uzaktaki ağaçların netliklerini kaybettiklerini görürsünüz.

Filmlerde ve bilgisayar ortamında sık kullanılan bu efekt iki amaca hizmet eder. İlki sahnedeki derinlik hissini güçlendirmektir. İkincisi ise dikkatinizi bir nesneye çekmektir.


f.Anti-aliasing

Bu teknik de gözü aldatarak görüntünün doğal görünmesini amaçlar. Dijital görüntü sistemleri aşağıya ve yukarıya doğru düz çizgiler çizmekte son derece başarılıdırlar fakat iş eğrilere ve çapraz çizgileri çizmeye gelince basamak efekti oluşur ve çizgilerin kenarları yumuşak değil de daha çok bir merdiven gibi gözükür. İşte bu nokada devreye anti-aliasing girer ve çizginin kenarlarındaki

piksellere onlara yakın gir tonlardaki renklerle shading uygulayarak kenarları biraz bulanıklaştırır. Bu sayede basamak efekti ortadan kaybolmuş gibi gözükür. Anti-aliasingde doğru pikselelleri çin doğru renkleri seçmek de başka bir karmaşık işlemdir ve sisteme oldukça yük bindirir.



Sadece düz çizgilerdeki pikseller kullanıldığında basamak efekti oluşur.


Kenarlardaki piksellerin etrafındakiler de kullanılarak basamak efekti azaltılır.

g.Görüntüleri Hareketlendirme Zamanı

Durağan 3B sahnelerin nasıl yaratıldığını gördükten sonra bunların nasıl hareket kazandığını öğrenebiliriz. Şu ana kadar anlattığımız



işlemlerin hiçbiri donanımı yaratılan bu durağan görüntülere hareket kazandırmaktan daha fazla zorlayamaz. Üçgenlerden ve poligonlardan oluşan tel örgülerimizi hareket ettirmek için ekrandaki her piksel saniyede belirli sayıda hesaplama yapılmalıdır.

Yüksek çözünürlük denince aklımıza en az 1024x768 gelir, daha düşük çözünürlükleri adam yerine koymayız pek. Bu çözünürlükte 786.432 adet piksel kullanır, her piksel için 32 bit renk kullanıldığında 25.165.824 bit sadece durağan görüntü için gereklidir. Görüntünün 60 FPS hızda çalışması için her saniye 1.509.949.440 bit veri aktarılmalıdır ve bu sadece görüntüyü ekrana yansıtmak için yeterlidir. Bunun yanında bilgisayar görüntü içeriğini, renkleri, şekilleri, ışıkları ve diğer efektleri de hesaplamak zorundadır. Bütün bunlar görüntü işlemcilerinin çok hızlı gelişmesine sebep oluyor çünkü CPU`nun alabileceği her türlü yardıma ihtiyacı var.

h.Transform (Dönüşüm) İşlemleri

Durağan görüntüler dönüşüm denen matematiksel bir işlem sonucunda hareket kazanırlar. Bakış açımızı her değiştirdiğmizde bir dönüşüm olur. Bir arabanın bize yaklaştıkça daha büyük görünmesi gibi, büyüklüğün her değişiminde bir dönüşüm olur. Bir 3B oyunun her karesinde kullanılan dönüşüm işlemine matematiksel olarak şu şekildedir:

Dönüşümde ilk etapta sanal dünyamızı tanımlayan önemli değişkenler kullanılır:

X = 758 – baktığımız sana dünyanın yüksekliği

Y = 1024 – bu sanal dünyanın genişliği

Z = 2 – bu da sanal dünyamızın derinliği

Sx - sanal dünyaya baktığımız pencerenin yüksekliği



Sy – pencerenin genişliği

Sz = hangi nesnelerin diğerleinin önünde göründüğünü belirten derinlik dğeişkeni

D = .75 – gözümüzle sanal dünyamıza açılan pencere arasındaki uzaklık

Öncelikle sanal 3B dünyamıza açılan pencerelerimizin genişliği hesaplanır:

Daha sonra perspektif dönüşümü yapılır, bu aşamada yeni değişkenler de işin içine girer:



Sonunda (X, Y, Z, 1.0) noktası aşağıdaki işlemciler sonucunda (X', Y', Z', W') noktasına dönüşür:

Görüntü ekrana yansıtılmadan önce son bir dönüşüm daha yapılmalıdır, bu kadarı bile bu işlemin karmaşıklığı hakkında size fikir vermiştir. Üstelik bütün bu işlemler tek bir vektör, yani basit bir çizgi için. Aynı işlemlerin görüntüyü oluşturan bütün nesnelere saniyede 60 kere uygulandığını düşünün...
I.Ekran Kartları Bu İşlemlere Ne kadar Yardım Edebiliyor?

Önceleri ekran kartları sadece işlemciden gelen sinyalleri monitörün anlayabileceği şekle çeviriyorlardı ve bundan başka bir görevleri yoktu. Görüntü kalitesi yükseldikçe ve işlemcinin sırtına binen diğer yükler de arttıkça bu yöntem zamanla geçerliliğini yitirdi.

Gördüğümüz gibi öncelikle üçgenlerden ve poligonlardan tel örgü denilen iskelet oluşturuluyor ve bu yapı 2 boyutlu bir ekranda gösterilmek için dönüşüme uğruyor. Dönüşen nesneler kaplanıp aydınlatılıyor ve sonunda da monitöre aktarılıyor. GeForce öncesi TNT 2 ve Vodoo 3 gibi ekran kartları dönüşüm işleminden sonra devreye girip kalan işlemleri CPU'nun üzerinden alıyorlardı ve CPU`yu bir miktar rahatlatıyorlardı.

GeForce ile hayatımıza GPU kavramı girdi. T&L (Transform & Lighting) destekli bu kartlar dönüşüm ve ışıklandırma işlemlerini de CPU`nun üzerinden alarak sistemi önemli ölçüde rahatlattılar. Bu iki işlemde aynı hesaplamalar üst üste defalarca yapıldığından bunlar donanımsal hızlandırma için çok uygundu. Her iki işlemde de kayar nokta



hesapları yapıldığından bunlar CPU`nun üzerinde çok ağır bir yük oluşturuyorlardı. Bu sayede CPU da başka işlere yoğunlaşabilecekti (yapay zeka gibi).
1.AGP

VLB, ISA, PCI erken sonunda ekran kartlarının da işlemciyle direk haberleşmek için kullanabilecekleri yüksek bant genişliğine sahip slotları oldu. PCI 2.1 spesifikasynlarıyla belirlenen AGP, PCI gibi 33 değil daha yüksek bant genişliği için 66 MHz`te çalışır.

AGP de tıkpkı PCI gibi 32 bit genişliğindedir ama 66 MHz`te çalıştığı için en en düşük hız modunda bile 254.3 MB/s bant genişliğine sahiptir. Bunun dışında kendine özel bir sinyalleşmeye 2X, 4X ve 8X hızlarında bu bant genişliği 2`ye, 4`e ve 8`e katlanır. Bu slotun başka bir avantaji da PCI veriyolundaki gibi bant genişliğinin paylaşılmaması, AGP`nin bütün bantgenişliği ekran kartına aittir.

Bu değerler kulağa hoş gelebilir ama uygulamalarda CPU, ekran kartı dışında pekçok parçaya daha ulaşmak zorundadır. AGP bantgenişliği yüksek olsa bile pratikte değişik AGP modları arasında sistemdeki diğer darboğazlar yüzünden beklenilen performans farkı olmaz çoğu zaman.

AGP, pipeliningi(İş bölümü) de desteklediği için sistem kaynaklarını daha verimli kullanabilir, pipeliningin ne olduğunu merak edenler İşlemcilerle ilgili yazımıza göz atabilirler. AGP'nin bir diğeravantajı da ana belleği görüntü belleğiyle paylaşabilmesidir. Bu sayede çok yüksek miktarda görüntü belleğine ihtiyaç duyulmadan gerektiğinde ana bellek görüntü belleği olarak kullanılabilir.
2.API Kavramı

Ekran kartları büyük bir hızla gelişiyor ve hemen her kartın farklı özellikleri var. Programcıların da her kart için ayrı kod yazmaları mümkün olmadığına göre bütün kartların ve yazılımın anlaşabileceği ortak bir platforma ihtiyaç var.

İşte bu boşluğu API (Application Programming Interface, Uygulama Programlama Arayüzü) dolduruyor. API, uygulamalarla onları çalıştıran donanımın anlaşmasını sağlıyor. Programlar kodlarını direk donanıma aktarmadan standart biçimde API`ye aktarıyorlar. Ekran kartının sürücü yazılımı da API`den aldığı bu standart kodları kartın kullanabilceği şekle çevirip karta ulaştırıyor. Oyunlarda en sık kullanılan iki API OpenGL ve Direct3D`dir.
3.OpenGL

1992`de Unix tabanlı X terminaller için genel bir CAD ve 3B API`si olarak Silicon Graphics`in IrisGL kütüphanesinden türettiği OpenGL önceleri sadece iş uygulamalarıyla kıstılanmıştı (mekanik tasarım ve bilimsel analiz gibi). 1996`da Windows versiyonunun geliştirlimesinden sonra oyun yapımcıları tarafından çok tutuldu ve halen yaygın olarak kullanılıyor.

OpenGL gelişmiş pekçok tekniği destekler, texture mapping (yüzeyleri bir grafik dosyasıyla kaplamaya yarar), antialiasing, saydamlık, sis, ışıklandırma, smooth shading (bir yüzeyden yansıyan ışık yüzey boyunca farklı etkilerde bulunsa bile shading yapılabilmesini sağlar), motion blur (hareket eden görüntü arkasında iz bırakır) ve modelling transformation (nesnelerin sanal uzaydaki büyüklüklerini, yer ve perspektiflerini değiştirmeye yarar) gibi.

Özellikleri bakımından Direct3D`ye benzese de 3B bir sahnenin basit elemanları ve bunlara uygulanacak efekler üzerinde çok etkili bir kontrol sağlar.

OpenGL, donanım tarafından iki seviyede desteklenebilir. ICD (installable client drivers) ışıklandırma, dönüşüm ve rasterizationı (bakış açımıdaki pikselleri tanımayı sağlayan bir algoritma) desteklerken MCD (mini client drivers) sadece rasterization desteği vardır. MCD sürücüleri yazmak daha kolaydır ama performans konusunda ICD çok daha üstündür.

4.Direct 3D

Direct3D`nin donanımdan bağımsız yazılım geliştirilmesine izin veren kısmı HAL`dır (Hardware Abstraction Layer). HAL, genel olarak desteklenen özellikler için bir arayüz oluşturur ve sürücülerin kendisi üzerinden donanıma erişmesinze izin verir.

Direct3D, OpenGL`e denk sayılabilecek bir düşük seviye moduna sahip olmasına rağmen çoğu zaman OpenGL kadar esnek olmamakla eleştirilir.

Direct3D iş hattında ekran kartı devreye girmeden önce geometri hesaplamalarını işlemci yapar. DirectX 6.0`da birlikte rendering işlemleri iyileştirildi multitexturing (bu özelliğe sahip kartlar tek geçişte birden çok dokuyu işleyebilirler) desteği eklendi. Ayrıca görüntü kalitesini arttıran anisotropic filtering (nesneler uzaklaştıkça düşen görüntü kalitesini iyileştirir) ve bump mapping (düz yüzeyler üzerinde gerçek kaplama ve ışık efekti yapılmasını sağlar).

DirectX 7.0 bize donanımsal T&L hızlandırması desteğini getirdi,8.0 versiyonuyla ise hayatımıza hem piksel hem de geometri seviyesinde programlanabilir shaderlar girdi. Bu programlanabilir shaderlar sayesinde görüntüler gerçeğe daha da yaklaştı. DirectX 9.0 ile bu shaderlar daha da geliştirildi.


Profesyonel Ekran Kartları: Nedir? Ne Değildir?

Ekran kartları cephesinde hep tek taraflı incelemelerin yapılması, profesyonel ekran kartları incelemesinin boşlanması ve profesyonel ekran kartlarıyla ilgili bilgilerin çok nadiren verilmesi çoğu kullanıcının kafasında çok önemli soru işaretleri oluşturdu. Bu sorunlardan en önemlisi tercih meselesi. 3D ve CAD/CAM ile profesyonel olarak ilgilenen kişilerin işi OpenGL ile olduğu için, yeni oyunlarda OpenGL destekli ifadesine rastlanması, bu kullanıcı kesiminin kartların oyun performansına bakarak tercih yapmasına neden oluyor. Böyle bir seçimin neden yanlış olduğunu işin ehli kullanıcılar biliyor; fakat yeni nesillere ve yeni kullanıcılara bunu örnek testlerle anlatmak gerekiyordu. Bunların yanı sıra, profesyonel ekran kartlarını oyun kartlarından ayıran unsurlara da değinmek gerekiyordu. Bu konuyla ilgili olarak çok fazla mail gelmeye başlayınca ve haber guruplarında çok tartışılmaya başlanınca bu konuya eğilmeye karar verdik.
Profesyonel Ekran Kartı Nedir?

Genelde "müşteri CAD ile uğraşacakmış" diye tabir edilen ve "profesyonel kesim" diye belirttiğimiz, oyun haricindeki tasarım, modelleme programları için hem donanımsal, hem de yazılımsal olarak özel olarak geliştirilen ekran kartlarına bu ismi veriyoruz.

Biraz önce işaret ettiğimiz gibi profesyonel ekran kartı konseptinin hafiften unutulmasındaki en önemli sebeplerden bir tanesi de oyunlar. Profesyonel tasarım ile uğraşan kişinin genelde OpenGL(3D yazılım arabirimi) ile işi olur. Fakat 98-99 senesinden sonra yeni çıkan oyunlarda OpenGL desteklidir ibaresine rastlanması akılları biraz karıştırdı. Kullanıcılar OpenGL destekli oyunların performansına bakarak tercih yapmaya başladı.










PNY Quadro 700XGL

Bunun haricinde, profesyonel tasarımla uğraşıyorsunuz diye hiçbir araştırma yapmadan da profi ekran kartı alma gibi yanlışlar da yapılıyor. Örneğin, 3D/DCC ile uğraşanlar için yüksek texture performansı gerekirken, CAD/CAM ile uğraşanlar için yüksek doku(texture) yani bellek performansı gerekmiyor. Bu tür konularda da yanlışlık yapılabiliyor.
Oyun Kartı vs. Profesyonel Ekran Kartı

Profesyonel kesimin gidip oyun kartı almasının yanlış olduğundan bahsettik. Peki bu yanlışlar neler? Birinci olarak bilinmesi gereken, 3D oyunlardaki sahnelerde yer alan objeler basit, yani az poligon içerdiğidir. Gerçekçilik efektleri texture(doku) adını verdiğimiz resim dosyalarının, objelerin yüzeylerine bindirilmesiyle elde ediliyor. Profesyonel tasarımda ise sahnede gerçekçilik ön plandadır. Yani objeler çok fazla poligon içerebilir. Dolayısı ile profesyonel tasarım için yüksek poligon performansına ihtiyaç duyulabileceğinin altınıçizmek gerekiyor. Gerçekçiliği sağlamada çok fazla poligon kullanılması gerekiyor.

Q3 motorunu taşıyan güncel bir oyunda yaklaşık 8000-9000 poligon kullanılır. Render ise doku ve ışık bilgiler ile edilir. Fakat, örneğin CAD/CAM uygulamalarında karmaşık geometrilerle çalışılır. 256000 üçgene kadar yolu var.



Profesyonel ekran kartlarını, oyun kartlarında ayıran önemli özellik, sürücü desteği. Profesyonel tasarım yazılımları için özel olarak optimize edilmiş sürücüler ve programcıklar gelir profi ekran kartları ile.

Ekran kartının performansını sürücüler aracılığı ile kullanılacak programa göre optimize etmek mümkün. Hatta nVidia’nın profi ekran kartı çözümleriyle verilen 3DSMax, AutoaCAD gibi yazılımlar için ufak eklentiler, uygulamadaki kullanılmayan özellikleri kapatarak performansın artmasına imkan tanıyor. İstendiği takdirde de daha fazla kalite için programı modifiye etmek mümkün oluyor. Oyun kartlarında böyle bir sürücü desteğinin olmadığını dikkatli kullanıcıların hepsi bilecektir.


Bir diğer fark, WireFrame performansı. Özellikle 3D/DCC ve AD/CAM ile uğraşanlar için WireFrame performansı çok önemli. WireFrame’i tel ve çizgi kafesler olarak tanımlamak mümkün. WireFrame’li obje öndürüldüğü zaman geometrik bilgilerin tekrar hesaplanma hızı oldukça önem taşır. Hatta profi ekran kartlarında hardware üzerinden 'Wireframe Anti-Aliasing' desteğinin olduğunu, bu desteğin oyun kartlarında olmadığını da vurgulamak gerekiyor.

OpenGL destekli oyunların hemen her zaman tam ekran alıştırılmasına karşın, 3D Studio MAX, Maya gibi programların gerektiğinde birden çok pencerede aynı zamanda OpenGL destekli yürütülür. Bu önemli bir farktır. Sürücüler ile birlikte gelen “Unified Back/Depth Buffer” konsepti yardımıyla bellek optimizasyonu sağlanıyor ve birden fazla OpenGL penceresinde işlem yürütülmesini kolaylaştırıyor.

Söylediklerimizin yanı sıra bir de kalite problemleri var. Bir oyun kartı ile profesyonel tasarım ile uğraştığınızda dokularda bazı bozukluklarla karşılaşabilmeniz de mümkün oluyor. Bu, hem iş kaybı hem de zaman kaybı anlamına geliyor.
Profesyonel Tasarım Yazılımları

Profi tasarım uygulamalarını birkaç grupta toplamak mümkün. Her yazılımın ihtiyaç duyduğu ‘ekran kartı performans özelliği’ değişebiliyor. Şimdi bu farklı yazılım guruplarına bakalım.
DCC/3D Animasyon


Etrafta gördüğünüz gerçek gibi modellemeler, filmlerdeki özel efektlerin hepsi bu uygulamalar ile yapılıyor. 3D Studio MAX/VIZ, Cinema 4D, Lightwave 3D, Maya, SoftIMAGE 3D/XSI gibi tasarım yazılımları bu guruba giriyor. Bu guruptaki tasarım uygulamaları için yüksek wireframe (poligon) performansı ve yüksek texture (bellek) performansı gerekiyor.Sitemizin editörlerinden KaraMuraT'ın DCC/3D Animasyon konusunda çok başarılı ve parmak ısırtacak çalışmaları mevcut. Aşağıda gördüğünüz PC Labs çalışmaları KaraMuraT'a ait.


Bu çalışma ise Cinema4D ile yapılan, kimin yaptığını bilmediğimiz bir çalışma.
CAD/CAM

Ansys [ANSYS], AutoCAD [Autodesk], Mechanical Desktop [Autodesk], CATIA [Dassault Systems], Pro/ENGINEER [PTC], SolidWorks [SolidWorks] gibi uygulamalar bu guruba giriyor. Ev, okul, bina tasarımları gibi çalışmaları bu yazılımlar ile gerçekleştirilebiliyor. Bu guruptaki uygulamalar için yüksek wireframe (poligon) performansı gerekiyor. Yüksek texture (bellek) performansı ise gerekli değil.
AEC/GIS/CAE

3D Studio VIZ, ARCAD 3D (Linux), Architectural Desktop, MicroStation TriForma, MicroStation GeoGraphics gibi yazılımlar bu guruba giriyor. Bu gruptaki uygulamalar için yüksek wireframe (poligon) performansı ve yüksek texture (bellek) performansı gerekiyor.





Bunun haricinde VRML/Internet uygulamalarını da listeye alabilirdik ama bu tarz yazılımları için yüksek Direct3D performansı yeterli oluyor.Burada vurgulamak istediğimiz esas nokta şu: Profesyonel ekran kartı seçerken de bir takım kriterleriniz olmalı. CAD/CAM ile uğraşanlar için genelde yüksek WireFrame performansı veren ekran kartı yeterli olurken, animasyon ile ilgilenenler için texture performansı da önem taşıyor. Render işlemleri ise ekran kartından bağımsız olarak sistem alt yapısına yüklendiği için bu noktada işlemci ve bellek ön plana çıkıyor. 2 yada 4 işlemcili, 2 GB bellekli sistemleri bu arkadaşlar kullanıyorlar işte. Bazı sahneleri render işlemine bıraktığınızda öyle uzun sürüyor ki, bu süreler bazen günlerle ifade ediliyor. Bu arkadaşları ancak böyle sistemler kurtarır. Hatta çoğu PC değil de, Silicon Graphics’in bu işler için özel olarak tasarlanmış makinelerini kullanıyorlar. Bazı animasyon filmlerinin render işlemi için birbirine paralel bağlı onlarca sistemin çalıştığını da unutmayın.

Sahneleri render ettikten sonra bu sahneleri oynatmak istediğinizde de doku doldurma performansı işin içine giriyor. Bu konuda güncel oyun kartlarının performans bakımından “yeterli” olduğunu söyleyebilmek mümkün. Bizim işaret ettiğimiz kullanıcı kesimi biraz Hollywood kökenliler oluyor; ülkemizde bu sektörde çalışan arkadaşların işleri bu kadar komplike değil. Bunun da altını çizelim.

Oyun kartlarının profesyonel tasarım uygulamalarında gerekli ihtiyacı karşılayamadığını belirttik. Peki ya profesyonel ekran kartları, oyun/multimedya ihtiyacını karşılayabiliyor mu? Bu sorunun cevabı, hem evet, hem de hayır. nVidia’nın Quadro çözümleri kaymak gibi oyun oynatıyor. Sonuçta Quadro’ların temeli kardeşi GeForce ile aynı. Fakat bazı 3D Labs’ın kartlarından ve Evans&Sutherland kartlardan oyun performansı sakın beklemeyin. Oyun ve profi, alakasız iki kesim.
Ekran Kartı Modifiyesi: Oyun Kartı, Profi Karta Dönüşebilir mi?

Bu son zamanlarda çok gündemde olani bir konu. Örneğin son zamanlarda, Geforce4 tabanlı ekran kartları modifiye edilerek Quadro4 tabanlı ekran kartlarına dönüştürülme işlemi çok popüler. Bunu sunan



siteler, bu işlemi hem yazılımsal hem de donanımsal yolla yaptıklarını iddia ediyorlar.

Aynı durum son zamanlarda ATI Radeon tabanlı kartlar için de konuşuluyor. Bir direnç yardımı ile Radeon tabanlı kartların Fire GL tabanlı kartlara dönüştürüldüğü iddia ediliyor. Şimdi burada akıllarda kalan soruları cevaplayalım. İlk olarak, "Böyle birşey mümkün mü?" sorusunun cevabını arayalım.

Evet, mümkün. Özellikle son zamanlarda Geforce4 -> Quadro4 dönüşümünü yazılım yoluyla yapan site sayısı bir hayli çoğaldı. ATI Radeon'lar için söylentiler çıktı ama kesin test sonuçlarını henüz göremedik.

Peki bu nasıl oluyor? Quadro4 ile Geforce4 grafik işlemcisini ele alalım. Bu iki grafik işlemcisi, temel olarak aynı donanımı kullanıyor. Üreticiler, farklı dirençleri birleştirerek, farklı bir BIOS kullanarak ve gerektiğinde farklı tasarım kullanarak profi ekran kartını üretiyorlar. Örneğin, farklı dirençleri birleştirerek donanımsal olarak aktif olmayan özellikleri açmak mümkün olabiliyor. Bir de yazılımsal olarak, var olmayan özellikleri açtığınız takdirde, eğer modifikasyon mümkünse, oyun kartından profi kartına dönüş yapabiliyorsunuz. Bu dediklerim Geforce2'den beri biliniyor. Geforce4 serisi için artık donanımsal olarak da fazla uğraşmaya gerek kalmıyor. Yazılım ile bu işi halletmek mümkün oluyor. Ama tabii ki bir takım sorunların olabileceğinin altını çizmek gerekiyor.

Sizlere, bu modifikasyon üzerine ayrı bir yazı sunacağız. Bu yazımızda, Geforce4 grafik işlemcisini Quadro4 grafik işlemcili bir karta dönüştürmeye çalışacağız. Bu işlem sonucunda elde ettiğimiz sonucun ne kadar başarılı olduğuna bakıp, sorunların olup olmadığını değerlendireceğiz. Yine her zamanki PC Labs sitili ile, akıllarda kalan soruları tamamen cevaplandırmaya çalışacağız.

Profi Ekran Kartları Ne kadar Performans Gösteriyor?

Aslında bu yazıyı hazırlarken PNY Quadro 700XGL ekran kartı ile yapmış olduğumuz testin sonuçları mevcuttu. Testi yaklaşık 1-2 ay önce yapmıştım. Fakat, test sırasında VIA sürücülerinden kaynaklanan bir sorundan ve bu sorunun ilginç bir şekilde farklı anakartlar ile devam etmesinden dolayı, test sonuçlarında bir takım gariplikler oldu. Yüzdelik artışa baktığımda sonuçların gayet normal olduğunu gördüm fakat tekil olarak sonuçlarda bir düşüklük vardı.

Bu süre zarfından elimize nForce2 tabanlı EPoX 8RDA+ ulaştı. Testleri nForce2 üzerinde tekrarlayıp, modifikasyon bölümünü de içerecek olan ikinci bölümde detaylı bir şekilde yayınlayacağız.

İleride, 3D üzerine bir bölüm açma ihtimaliz de var. KaraMuraT'ı ikna edebilirsek, yakında açarız ;-) Bu konuda Türkiyede çok iyi kaynaklar yok zira.

Sizlere şimdilik profesyonel ekran kartları hakkında temel bilgileri vermekle yetinelim.
TV KARTLARI
BT 8xx

Sanırım ekran kartlarında kullanılanlardan sonra en iyi bilinen yonga Bt (bir zamanlar Brooktree idi, şimdi Rockwell Semiconductor Systems) adını taşıyor. BT yongaları TV kartlarının temelini oluşturmaktalar ve kartın kapasitesi de büyük oranda bu yongaya bağlıdır. Başlıktaki 8xx'in manası ise çok çeşitli olmalarından ve 848, 878, 879 gibi modelleri bulunmasından kaynaklanır.

Bu serinin en iyisi sayılabilecek Bt848, PCI bus mastering ve görüntü çözücüyü (video decoder) bütünleşik olarak kullanabilen ilk yongadır yani çiptir. Günümüzde bunlardan pek yok, onun yerine 848A ve 849A devam niteliği taşıyor. PCI veri yolunun tüm hız avantajını kullanabilmek üzere tasarlanan bu yonga görüntü piksellerini depolamak için ekstra bir belleğe ihtiyaç duymadığı için aygıt maliyetini de ucuzlatıyor.

Brooktree yongaların esas en iyisi ve bu incelemede yer alan tüm kartların kullandığı ise Bt878 ve Bt879. Fusion serisi olarak da bilinen bu yongalar özellikle ses yakalama alanında büyük yenilikler getirdi. Örneğin Bt879 sesleri stereo olarak işleme kapasitesine sahip. Bunların dışında 848A ile gelen ölçeklenebilir görüntü, NTSC/PAL/SECAM composite ve S-Video'nun birlikte sunulabilmesi özelliklerini de taşıyorlar.

Bt yongaları televizyon kartlarının dışında görüntü yakalama ve düzenleme, görüntülü telekonferans gibi amaçlar için de kullanılıyor. Bir görüntü kaynağından yollanan sinyaller, ki bu kaynak bir kamera, VCR ya da TV alıcısı olabilir, yonga tarafından alınır. Bu gelen sinyaller, görüntü bilgileri ve senkronizasyon verilerini içerir.

Sinyallerin detayı kullanılan görüntü standartına bağlıdır, bunlar da NTSC (National Television Standards Committee), PAL (Phase Alternate Line) ya da SECAM (Systeme Electronique Couleur Avec Memoire) olabilir. Resmin oluşabilmesi için kaynak dikey bir senkronizasyon verisi oluşturur (VSYNC) ve gönderir. VSYNC sinyalinin hemen ardından görüntü kaynağı resmin ilk satırını tarar. Kısacası resmin her satırı için bir adet yatay, bir adet de dikey veri bilgisi yollanır. Şifreli yayınlarda bu veriler özel bir teknik aracılığı ile normal sırası bozularak gönderilir.
NTSC, PAL ve SECAM

Şimdiye kadar bahsedilenler görüntü standartlarıdır. Kuzey Amerika ve Japonya'da kullanılan NTSC standartında her karede 525 satır bulunur, ayrıca saniyede 30 tam kare oynatılmasını öngörür. PAL'de ise 625 satır kullanılır.
RGB RENK DERİNLİĞİ

Kırmızı, yeşil ve mavinin ilk harfleri ile oluşturulan (Red, Green, Blue) bu tanımlama özellikle görüntü yakalama işi ile uğraşacaksanız karşınıza çıkacaktır. Diğer alanlarda fazla kurcalamanıza gerek yok, zira varsayılan ayar olarak zaten yayınları RGB formatında izlemeniz öngörülmüş.

YUV FORMATI

YUV formatı, görüntüleri renkli olarak aktarırken bir yandan da siyah beyaz TV ile uyumluluğu kaybetmemek için kullanılan bir format. RGB'ye oranla daha az bant genişliği kullanıyor. İki ana bileşeni var, birincisi parlaklık (Y) diğeri ise chrominance (UV). Parlaklık, RGB sinyale bazı katkılar yapılarak oluşturuluyor, chrominance ise rengin yoğunluğu ve canlılığına karar veriyor. Video yakalama işleminde ayarlar YUV'a göre yapılırsa performans arttar, yani saniyede yakalanan kare sayısı fazlalaşır.
COMPOSITE VE S-VIDEO

Kartlarımızın üzerinde göreceğiniz bu girişler farklı teknikler kullanan veri aktarım tipleri olarak tanımlanabilir. Composite, TV'lerde gördüğümüz ve kullandığımız anten girişinin aynısıdır. S-Video ise daha kaliteli görüntü aktarımına izin verir. Genelde S-Video kamera bağlantıları için ya da video oynatıcılar için kullanılıyor.
BİR TV KARTI TESTİ

1 – Görüntü kalitesi: TV'nin temeli görüntüdür. Doğal olarak beklenenlerin başında da görüntü kalitesi geliyor. Genel olarak teste katılan tüm kartlara bakıldığında gerek TV alıcıları (tuner) gerekse yongalar açısından birbirlerine çok benzediklerini görülür. Zaten üst satırlarda da okudunuz, bu alanın hakimi Bt 8xx yongalar ve Philips tuner'lardir. Hangi marka bunu daha iyi kullanabilecek bir sürücü ve program hazırlamış ise ortaya bir fark koymuş olur. Hemen şunu belirtelim incelemeye katılan ürünlerde en iyi görüntüyü verenle en düşük seviyedeki kart arasındaki fark öyle aşırı boyutlarda değil. Bu kısımda bunu söylemek pek adetim değildir, ama "özel bir amaç" için kullanmayacaksanız bu 13 modelin görüntü kalitesi açısından seçim yapmak zor oldu. Öne çıkan 1-2 model hariç hemen hemen hepsi birbirinin aynı idi. Görüntü kalitesini belirleyen en önemli noktayı şüphesiz görüntü kaynağı oluşturuyor. PC'nizin bulunduğu konumda TV sinyallerinin zayıf olması durumunda görüntü kalitesinden bahsetmek de güç.

2 – Kurulum: Sıradan kullanıcıları uğraştırmayacak ürünler her zaman tercih sebebi olmuştur. Burada 'uğraştırmaktan' kasıt, sürücülerin ya da uygulamaların CD içindeki yerini bulabilmek için medyum, bağlantıları kurabilmek için 25 sayfa okuyarak hafız olma zorunluluğudur. Yani kurulum sorunsuzdu denildiğinde anlatılmak istenen, 'kartın takılmasının ardından gerekliyse sürücüsü, yazılımı yüklendi ve kart çalıştı cümlesinin kısa halidir.

3 – Kullanım: Bu kriteri fonksiyonların kullanımı ve kartın verimliliği olarak belirledik. Daha net deyimiyle vaat ettiklerini yerine getirmek için kullandığı arabirim ve beraberinde gelen detaylar değerlendirmeye alındı. Capture, ölçekleme, giriş-çıkış gibi özellikler de bu kriterin araştırılan noktaları idi. Capture için VidCon32 v2.0 kullanıldı, YUV2 ve 24 bit RGB formatlarında, 192x144, 384x288 ve 768x576 boyutlarında görüntü yakalama denemeleri yapıldı. Bu işlem esnasında ses 44.100 Khz, 16 bit, mono olarak ayarlandı. Daha sonra oluşan AVI, Microsoft Media Player ile sınandı ve yakalanan kare sayısına bakıldı.

4 – Test Platformu: 450 Mhz Pentium III işlemci, 128 MB SDRAM ve 16 MB Creative M64 ekran kartı ile ABIT BE-6 anakartın temellerini oluşturduğu test platformumuza Windows 98 SE sürümü kuruldu. Her kartta televizyon sinyallerini aktarmak için 75 ohm coaxiel kablo aracılığıyla bir kez kablo TV bir kez de normal bir V anten kullanıldı. Tuner'ın kalitesi için normal antenden aldığımız yayınlar, görüntü kalitesi için ise eşitlik sağlaması açısından kablo TV denemeleri belirleyici ortam oldu. Video girişleri ve buna ilişkin fonksiyonların denetlenmesi ise Sanyo VPC-Z400 dijital kamera ile gerçekleştirildi.

TV KARTI

Bilgisayarınıza takacağınız TV kartı ile ucuza bir televizyon sahibi olabilirsiniz. Bilgisayarınızda çalışma yaparken ufak bir pencereden televizyonu da takip edebilirsiniz. TV kartı anakart üzerindeki PCI yuvalarından birine takılabilir. Eğer bilgisayarınızda sınırlı sayıda PCI portu varsa, biraz daha fazla maliyeti olan ancak harici takılabilen bir TV kartı alabilirsiniz. Bunun için boş bir USB portu yeterlidir. Eğer kablo TV kullanıyorsanız ve antenin çekememesi gibi bir probleminiz yoksa, Fly Video 3000 kartı işinizi görecektir. Bu kart sayesinde tüm radyo ve televizyon yayınlarını izleyip, sabit diskinize kayıt yapabilirsiniz. Harici bir TV kartı almayı düşünüyorsanız, Aver Media USB TV modelini tercih edebilirsiniz. Diz üstü bilgisayar kullananlar ve bilgisayarında PCI yuvası bulunmayanlar için idealdir. Daha kaliteli ses ve görüntü istiyorsanız ve yurt dışındaki yabancı kanalları da izleyebilmek istiyorsanız dijital TV kartı ile birlikte bir çanak anten edinebilirsiniz. Dijital TV kartı seçiminde üzerinde CI yuvası bulunan bir model tercih ederseniz, abone olduğunuzda alacağınız kartla şifreli yayınları da izleme şansını bulabilirsiniz. Alacağınız dijital kartın son yazılımlarla uyumluluğuna dikkat ederseniz kartın pek çok ek özel
MARDINLI1986 Tarih: 06.05.2010 15:22
İŞLEMCİ YAPISI

Pentium III işlemciler iki farklı yapıda bulunmaktadır. Slot1 yani Single Edge Contact Cartridge 2 (SECC2) ve Flip-Chip Pin Grid Array (FC-PGA) yani Soket 370. SECC2'nin iki büyük avantajı var. Birincisi daha ucuza üretiliyor. İkincisi ise Pentium III'ün ısısı dışarıya daha verimli aktarılabilecek. Pentium III işlemcisinin ön yüzü çıplak. Bunun birçok avantajı var. Pentium III sahibi olduğumuzda, işlemciyi ve cache entegrelerini soğutmak için istediğimiz yöntemi uygulayabileceğiz. Üstelik, soğutucuları direkt olarak işlemci çekirdeğine ve cache'lere temas ettireceğimiz için daha verimli bir soğutma elde edilecek. Pentium III işlemcisinin diğer bir özelliği işlemci çekirdeğinin yeni paketi.Eski işlemcilerin çekirdeği Plastic Land Grid Array paketleme işlemi ile hazırlanıp, karta uygulanıyordu. Yeni sistem ise Organic Land Grid Array (OLGA) isminde ve bu sayede işlemci çekirdeği çok daha ufak bir paket içine saklanıyor. Pentium III'lerin diğer işlemci yapısı olan FC-GPA ise küçük yapıdaki yüksek performanslı PC'ler için düşünülmüş.
P6 Dinamik İşleme Mimarisi

• Çoklu Kanal Tahmini: Çoklu kanallar vasıtasıyla programın sonucu tahmin edilir, bu şekilde işlemciye olan iş akışı hızlandırılmış olur.

• Veri Aktarım Analizi: Komutlardaki veri bağlantılarını sıraya koyma işidir.

• Tahmin İle Sonuçlandırma: İşlemcideki işlemlerin ve komutların çokluğunu tahmin ederek komutları tahmine göre icra etmektir.



Birbirinden Bağımsız Veri Yolu (DIB)



Pentium III işlemciler yüksek performanslı DIB mimarisini destekliyor. Böylelikle L2 cache bellek daha hızlı veri yoluna adanarak, sistem veri yolundaki trafik azaltılıyor. Bu şekilde tüm sistemin performansı artırılıyor.
Non-Bloking Level 1 Cache



Pentium III işlemciler iki farklı 16 KB L1 cache belleğe sahip. Biri komut için diğeri ise veriler için kullanılıyor.L1 cache en son kullanılan verilere daha hızlı erişim sağlayarak tüm sistemin performansını arttırmakta.


256 KB, Level 2 Advanced Transfer Cache



Bazı Pentium III işlemcilerde bu bellek var. İleri Transfer Cache belleği, L2 cache bellek ve işlemci çekirdeği arasında yüksek band genişliği sağlıyor. Böylece işlemci hızı ölçeklenebilir hız artışı sağlıyor. Özellikler:

• Non-Bloking işlemci ile aynı hızda, L2 cache işlemci içinde.

• 8 yollu.

• L2 cache belleğe 256 Bit veri yolu desteği.






Non-Bloking Level 2 Cache



Bazı Pentium III işlemciler, işlemci dışında ve yarı hızda L2 cache belleğe sahipler. Bu bellekler anakart üzerindeki cache belleklere göre daha hızlı eişim sağlayarak sistem performansını artırıyor.


İleri Sistem Tamponu



İleri Sistem Tamponu (Advanced System Buffering), 100 ve 133 MHz sistem yolundaki band genişliğini arttıran sistem veri yolu tamponunun kapasitesinin iyileştirilmesinden ve veri yolu data kuyruğunun düzenlemesinden oluşuyor.

• 4 writeback tamponu

• 6 fill tamponu

• 8 bus kuyruk tamponu


Internet Kayan SIMD Uzantıları



Bu uzantılar, tekli komut, kayan nokta için çoklu veri, ek olarak SIMD-sayı, kontrol komutlarından oluşan 70 yeni komutu içeriyor.

Özellikleri:

• Yüksek çözünürlük, daha kaliteli resimler işlenebilmekte.

• Yüksek kalitede ses, MPEG2 video, aynı anda şifreleme ve kod çözme

• Ses işleme ve tanıma için daha az işlem gücü kullanımı


Sistem Veri Yolu



• 133 MHz veri yolu hızında çalışan sistem 100 MHz'te çalışan sisteme göre %33 oranında band genişliğine sahip.

• Veri yolu, tek işlemci performansına ek olarak Slot yapıdaki işlemcilerde iki yollu işlemci desteği de veriyor.


Intel İşlemci Seri Numarası (CPU-ID)



Intel işlemciler network ve internet uygulamalarında CPU-ID ile daha güvenli bilgi akışı ve platform olanağı sağlıyor. İşlemci seri numarası sistem ve kullanıcı tanınmasının daha güçlü şekillerde gerektiği aşağıdaki gibi alanlarda kullanılıyor:

• Güvenlik Gerektiren Uygulamalar: Yeni Internet verilerine ve hizmetlerine güvenli erişim doküman aktarımı.

• Yönetim Uygulamaları: Sistem koruması, sistem yükleme ve ayar değişimi için uzak erişim.

• Bilgi Yönetim Uygulamaları: Her türlü güvenli bilgi yönetim sistemleri ve ağları.



Pentium III, sistem veri yolu bant genişliğini çok yükek tutacak şekilde aynı anda birçok işlemi destekliyor. İki işlemciye kadar şeffaf yani hiçbir ek bağlantı ve yük gerektirmeyen bir destek sağlıyor. Bu, düşük fiyatlı, iki-yollu simetrik çoklu-işlemi mümkün kılıyor ve çok görevli işletim sistemleri ve uygulamaları için önemli bir performans arttırımı sağlıyor.




PENTIUM IV



Pentium tamamen yeni bir tasarım. Yani bakıyoruz P-II P-pronun birazcık değiştirilmiş hali ve P III ise ek bir komut dizesi sağlıyor.

Pentium 4 işlemcisinde en çok göze çarpan üç özellik şöyle sıralanabilir;



1.İzleme cebi (Trace cache)

2. Çok yüksek saat hızlarına destek veren mimari

3. Çift hızda çalışan ALU'lar


İzleme Cebi (Trace Cache) Pentium-4'ün belki de en ilginç ve yeni özelliği klasik L1 komut cebi yerine özel bir izleme cep belleği (trace cache) taşımasıdır. İzleme cebi, mikroişlemcinin işletmesi için bekleyen komutlar yerine onların çözüldükten sonraki halleri olan komut parçacıkları işletim sırasına göre depolayan bir cep bellektir.

Klasik durumda, P-III veya Athlon işlemcileri L1 cep belleklerinde çalıştırılacak olan programın derleyici tarafından belirlenmiş olan makina kodunu depolarlar. Pentium-4 ise bu komutları işletmeye başlamadan önce çözüyor ve depoluyor. Peki kazancı ne oluyor?

Aslında cevap gene klasik cep bellek mimarilerinde yatıyor, Amaç, program içerisinde çok sıklıkla erişilen alanlardaki verinin işlemciye göre çok yavaş olan ana hafıza yerine çok hızlı çalışan ara belleklerde (cache) bulundurulmasıdır.

P6 (PentiumPro'dan P-III'e kadar) işhattı (pipeline):



Pentium-III ve AMD Athlon gibi işlemcilerin komutları işletirken sürekli tekrarlayarak izlediği yolda komutun L1 cebinde aranması, getirilmesi, dallanma tahmininin yapılması, kodunun çözülmesi aşamaları da her seferinde tekrarlanır. Oysa Pentium-4, cep belleğinde önceden zaten çözülmüş olan komut parçacıklarını taşıdığından bu zaman alıcı aşamalardan geçmek zorunda kalmaz, kısacası Pentium-4'ün kritik işletim safhası Pentium-3 ve Athlon'dan daha kısadır (en azından yapılan işlerin çeşidi açısından). Tabi bu pentium-4'ün bu işlemcilere göre daha kısa bir işhattına sahip olduğunu göstermiyor, bu işlemci 20 kademeli inanılmaz uzun bir işhattına sahip.


20 kademeli Pentium-4 (Williamette) İşhattı :

20 kademeli bir işhattınız varsa (hatta daha önceki safhalarda da bazı kademeler gizliyse) en çok başınızı ağrıtacak olan konu dallanma tahminidir. Dallanma tahmini konusuna açıklık getirmek için gene basit bir örneğe başvuralım ve küçük ve sembolik bir program parçası düşünelim:





1.A=0

2. A=A+1

1. IF A>3 GOTO 8

4. B=C

5. D=F+4

6. G=3

7. GOTO 2

Programımız önce aslında 3'e kadar sayan bir sayıcıdan ibaret, A sayısı önce 0'a eşitleniyor, sonra da bir arttırılıp 3 sayısına erişip erişmediği kontrol ediliyor, eğer erişmemişse işleme devam ediliyor, ve tekrar 2. Aşamaya dönülüyor. Erişilmişse, sisteme 6. Komuta geçilmesi söyleniyor. Bu tür durumlarda, yani bir karşılaştırma yapılıp program içerisindeki başka bir alana dallanma yapılması gerektiğinde, mikroişlemciyi de zor bir karar bekliyor demektir. Düşünelim, işlemcimiz komutlar için gerekli olan cep bellekten alma, çözme , sıralama gibi işlemleri sırayla yapmaya başladı, tabi bu sırada IF komutunun olduğu satır ve sonraki satırlar da sırayla işhattına girdiler, ancak işletim sırasında (Execution) A değerinin 3 değerini aştığı görüldü, bu durumda işlemcinin daha önceden işhattına soktuğu 4,5,6,7. Komutların değil, 8. Komuttan itibaren başlayan komutların işletimde olması gerektiği farkedildi, işlemci panik içerisinde o ana kadar doldurduğu işhattını boşaltır ve 8. Komuttan itibaren sırayla diğer komutları da işhattına sokar. Bu durumun işhattına getirdiği yük en kötü ihtimalle işhattının boyu kadar olacaktır. Bu duruma işhattı boşaltılması (pipeline flush) adı verilir.(konu işlemciler konusundaki daha önceki makalemizde daha ayrıntılı anlatılmıştı)
İşlemciler bu yüzden herhangibir dallanma komutu ile karşılaştıkları anda, daha kod çözme aşamasında bir tahmin yapmak zorundadırlar, bu karşılaştırma komutunun sonucu doğru mu olacak, yoksa yanlışı mı? (biraz önceki örnek için, 4. Komuttan itibaren mi işletmeliyim, yoksa 8.den itibaren mi?)

Dallanma tahmini konusunda pek çok metod mevcut, bazı ilkel metodlarda her zaman doğru olan veya herzaman yanlış olan taraf seçilirken daha gelişmiş olan işlemcilerde o adresteki karşılaştırma sonucunda daha önceden hangi adrese gidildiği bir tabloda tutulur ve çeşitli yöntemlerle bu tablo sürekli güncellenir. Örneğin AMD Athlon 2048 girişli bir dallanma hedef tamponu (Branch Target Buffer) taşımaktadır. Bu tahmin tamponları %80-90 arası bir başarı sağlamaktadır ancak %10-20'lik yanlış tahmin işlemci performansının teorik maksimumundan epeyce düşük olmasına sebep olmaktadır.
Pentium-4 20 kademeli işhattını bu beladan nasıl koruyacak? Ne yazık ki bu konu henüz Intel tarafından açıklanmadı, ancak muhtemelen, dallanma tahmin oranını %95'lere kadar çekecek çok gelişmiş ve bir o kadar da karmaşık dallanma tahmin yöntemlerinin kullanılmasına kesin gözüyle bakılıyor. İzleme cebinin komutlar yerine mikroopları taşıdığını daha önce söylemiştik. İzleme cebinin bir en ilginç yönlerinden biri de komutları derleyicinin oluşturduğu statik sırada değil, işlenilişleri sırasına göre üzerinde taşımasıdır.

İzleme cebinin işleyişinde iki kademe göze çarpar, birinci kademe segment oluşturma (segment build) adını alır, bu aşamada işlemci komutları çözerek elde edilen mikroopları gruplar halinde (trace segment) depolar. İzleme gruplarının oluşmasından sonra, sistem işletim moduna geçer (execute mode). Bu modda izleme önbelleğinde depolanmış olan mikrooplar alınıp işletilmeye başlanır. Bu noktada Pentium-4'ün P-III ve Athlon'a göre avantajı komut çözüm işleminin herhangibir komutun her işletilişinde tekrarlanmamasıdır. Bu da,yazılımlarda çoğu zaman karşımıza çıkan döngülerde (loops) sık sık meydana gelir.

Pentium-4'ün dallanma tahmin sistemindeki ilginç noktalardan biri de sistemin dallanma komutlarını aslında iki kez inşa edilmesidir. Bunlardan birincisi izleme segmenti oluşumu sırasında program akışının dallanma sonrasındaki durumunun tahmin edilmesi ve segmentin bu tahmine göre inşa edilmesinde, ikincisi de programın işletimi sırasında dallanmanın gerçek yönünün belirlenmesinde gerçekleşir, eğer tahmin yanlış yapıldıysa, sistem izleme önbelleği içerisinde diğer yön için yapılmış başka bir segmenti arar, eğer bulamazsa L2 cep belleğinden doğru yön için gerekli komutları okumaya ve gerekli mikroop segmentlerini oluşturmaya başlar. İlk durumda sistem 20 saat darbesi kaybederken ikinci durumdaki kayıp çok daha büyük olacaktır.

Pentium-4 içerisindeki izleme segmentinin boyunun 90KB civarında olacağı tahmin ediliyor. Tabi bu rakam yalnızca spekülatif bir tahmin, daha sonraki açıklamalarda bu boyutun 16KB kadar küçük olabileceği iddia edildi.


Pentium-4'ün içerisindeki ALU'ların çekirdeğin iki katı hızda çalıştığı belirtildi, yani 1500Mhz'lik bir Pentium-4 işlemcisi 3000Mhz hızında çalışan bir ALU'ya sahip oluyor. (Aslında iki adet ALU var, ancak çift hızda çalıştıklarından bir bakıma işlemci ile aynı hızda çalışamn 4 ALU ile hemen hemen aynı güce sahip oluyorlar, bu durumda hem Pentium-III'ün 2 adet ALU'sundan hem de AMD Athlon'un 3 ALU'sundan daha üstün görünüyor, ancak ALU sayısının fazla olması bu ünitelerin her zaman işler durumda tam verimle çalışabileceği anlamına gelmiyor, yani eklenen her ALU ile performans katlanarak artmıyor)

Mikroişlemci işhatlarında kabul işlemcinin çalışabileceği maksimum saat frekansını belirleyen en önemli ünite ALU'dur, ALU'nun çalışma hızını kısıtlayan en önemli işlem de toplama ve çıkarma işlemleridir. Intel yeni işlemcisinin ALU'sunun 3Ghz'de çalıştığını söylediği zaman akıllara hemen süperişhatlılık (superpipelining) geldi, süperişhatlı sistemlerde -Pentium-III ve AMD Athlon süperişhatlı mikroişlemcilerdir- ALU içerisindeki işletim sırasındaki gecikme birden fazla saat darbesine yayılır , böylece bir toplama işlemi bir yerine iki veya daha fazla saat darbesinde gerçekleşir, ancak çok yüksek saat frekanslarında çalışıma izin verir. Pentium-4 için işlemin tam olarak bu şekilde gerçekleşmediği Intel tarafından belirtildi.

Intel elbette ki bunu nasıl başardığını açıklamadı, Intel'in ALU'sundaki mantıksal kapıların hem saatin yükselen kenarında hem de düşen kenarında tetiklenebildiği iddia edilse de Intel'in aldığı patentlere göre işlemci içerisinde gerçekten de çekirdek saat frekansının iki katında çalışan bir bölüm oluşturulmuş. Bunu yapmak için frekans çiftleyici bir sistem kullanılmış sistem, saatin hem yükselen (0-1 geçişi) hem de düşen (1-0) geçişi kenarlarında yeni bir saat darbesi üretiyor. (Bu noktada kafama takılan bir nokta normalde sayısal devrelede kullanılan saatlerde gerilim seviyesinin 0 ve 1 de duruş süresinin birbirinden farklı olmasıdır, bu durumda eğer hem yükselen hem de düşen kenarlarda bir darbe üretirseniz düzensiz bir saat elde edersiniz )

Intel bu sistemi nasıl yaptıysa yapsın, sonuç olarak 3000 Mhz'de çalışan bir tamsayı aritmetik ve mantıksal işlem ünitesi en azından tamsayı performansında bu yeni işlemciye yeni rekorlar kırdırabilir.

FPU ve SSE

İlk izlenimler Intel'in klasik x86 FPU'suna AMD kadar önem vermediği üzerine, zaten tanıtımlarda da FPU'dan çok eklenecek yeni SSE komutlarından bahsedildi.
SSE (Streaming SIMD Extensions) AMD'nin 3DNow'una benzeyen ve özellikle multimedya ve 3D oyun uygulamaları gibi alanlarda kullanıldığı zaman oldukça ciddi performans artımına sebep olan komut kümesinin adı. Daha önceden KNI (katmai new Instructions) adıyla da biliniyorlardı.

Intel Pentium-4'üne yeni SSE (SSE-2 adıyla) ve 128bit MMX komutlarını yerleştireceğini açıkladı. Yeni eklentilerin kullanılabilmesi için programların bu işlemci için tekrar optimize edilmesi gerekecek.



HARD DİSKLER VE ÇALIŞMASI

Artık bütün masaüstü sistemlerde en az bir hard disk bulunuyor. Hatta VCR cihazlarından camcorderlara ve mp3 playerlara kadar pek çok elektronik alette de hard diskleri görmeye yavaş yavaş alışıyoruz. Nerede kullanılırsa kullanılsın bütün hard diskler tek bir amaç için üretilir: Sayısal bilgileri kalıcı şekilde depolamak.

Bir hard disk bilgisayarlarımızda kullandığımız ana belleğin aksine güç kesilse bile içindeki bilgileri korur ve bu özelliğiyle bilgisayarımıza "hatırlama" yeteneği kazandırır. Hard diskinize bir kez kaydettiğiniz bir dosyaya bilgisayarınızı defalarca açıp kapatsanız bile onu silmediğiniz sürece ulaşabilirsiniz.


İçeriye giriyoruz

Bütün hard diskler temelde aynı yapıdadır. Bir hard disk en basit haliyle şu parçalardan oluşur: Bilgilerin manyetik olarak depolandığı bir veya daha fazla sayıda plaka (platter), okuma yazma kafaları, plakalarla okuma yazma kafalarının hareketini sağlayan motorlar ve diskin kontrolünden sorumlu devreleri üzerinde

barındıran kontrol kartı.



Plakalar

Bilgileri saklamak için kullanılan plakalar alümünyum, cam gibi manyetik duyarlılığı olmayan maddelerden yapılır. Plakalarda daha uygun ısı direnci özellikleri ve daha ince yapıda kullanılabildiği için temel madde olarak modern disklerde alüminyum yerine cam kullanılır ve cama kırılmasını engelleyecek kadar da seramik karıştırılır. Daha sonra bu plakaların yüzeyleri manyetik duyarlılığı olan bir filmle kaplanır.


Bir hard diskte birden fazla plaka bulunabilir.

Eskiden plakaların yüzeylerine temel maddesi demir oksit olan bir sıvı dağıtılarak sürülürdü fakat hard disklerin kapasitelerinin artmasıyla bu teknolojinin sınırlarına ulaşılması çok sürmedi. Ayrıca okuma/yazma kafasının plakaya çarpması durumunda da bu yöntemle üretilen plakalar kurtulamıyordu ve diski değiştirmekten başka çare yoktu. Günümüzdeyse electroplating denen bir yöntemle plakaların yüzeyi kobalttan oluşan bir filmle kaplanır. Son olarak da bu filmin üzerine kafa çarpmalarına karşı bir miktar koruma sağlayan bir tabaka daha çekilir.

Bilgiler plakalarda sektörler (sector) ve izler (track) halinde saklanır. Her sektör 256, 512 gibi belirli bir sayıda byte içerir ve plaka boyunca yanyana duran bütün sektörlerin oluşturduğu yapılara da iz denir. Diskin kendisi veya işletim sistemi sektörleri gruplayarak onları cluster denen yapılar halinde topluca işler. Low level formatting denen işlemle plakalar üzerinde sektörler ve izler oluşturulur, bunların başlangıç ve bitiş noktaları plakalar üzerinde belirlenir. Daha sonra da high level formatting yapılarak dosya depolama yapıları oluşturulur ve dosyaların palakarda oluşturulan sektörlere ve izlere hangi düzende yazılacağı belirlenir. Low ve high level formatting işlemleri sonrasında plakalar okuma/yazmaya hazır hale gelir. Aşağıdaki şekilde mavi renkle bir sektör, sarıyla da bir iz gösteriliyor.

Plakar üzerinde veri depolanan noktalar moleküler boyutta olduklarından hard diskin içindeki bir toz tanesi bile plakaları çizerek onlara zarar verebilir. Bunun için hard diskler tozsuz ortamda üretilir ve üretildikten sonra kapatılır. İç basınçla dış basıncın dengelenmesi için de çok iyi filtrelenmiş bir havalandırma deliği bulunur.



Plakalar ortalarından geçen bir mil üzerine belirli aralıklarla yerleştirilirler ve bu mil etrafında bir motor tarafından belirli bir hızda sürekli döndürülürler. Böylece plakanın üzerinde duran okuma/yazma kafası plakanın yaptığı bu dönme hareketi sayesinde bir iz boyunca işlem yapabilir.

Okuma/Yazma Kafaları

Bir okuma/yazma kafasının görevi adından da anlaşıldığı gibi plaka üzerinde okuma/yazma işlemlerini yapmaktır.


Aslında bir okuma/yazma kafası yaklaşık 1 mm2 çapındaki minyatür bir elektromıknatıstan başka bir şey değildir. Aşağıdaki resimde en basit haliyle bir okuma/yazma kafasını görebilirsiniz. Kafalar okuma yazma işlemi sırasında plakayla temas etmezler, dönen plakaların yarattığı hava akımı kafaları plakaların sürekli bir miktar yukarısında tutar. Eski disklerde plakayla kafa arasında 0,2 mm civarında bir boşluk varken modern disklerde bu boşluk 0,07 mm civarındadır. Disk çalışmadığı zaman da kafalar plakalar üzerinde Landing Zone denilen bölgelerde sabit olarak dururlar. Bu bölge bilgi depolamak için kullanılmaz. Güçte ani bir kesilme veya dengesizlik sonucu kafa disk yüzeyine çarpar ve Head Crash dediğimiz kafa çarpma olayı olur. Kafa landing zone yerine bir sektörün üzerine düşerse o sektör hasar görerek kullanılamaz hale gelir ve kullanılamayan bu bozuk sektöre Bad Sector denir. Diski tekrar sorunsuz kullanabilmek için Scandisk gibi bir araç kullanarak diskteki bad sectorler kullanılmamaları için işaretlenmelidir. Başka bir yöntemse diske low level format atarak sektörleri tekrar oluşturmaktır, bu esnada sektörler plakadaki bozuk kısımlar atlanarak sağlam bölgelerde tekrar oluşturulur.

Okuma/yazma işlemi aslında çok karmaşıktır; bunu sizlere en basit haliyle anlatmaya çalışacağım: Bir plakaya bilgi yazmak için kafadan plakaya akım dalgaları gönderilir ve bu akımla yüzeydeki hedef nokta polarlanır. O nokta manyetik polarizasyonuna göre 0 veya 1 değerini alır ki ikili sistemle çalışan bilgisayarlarımız için anlamı olan tek değerler bunlardır. Okuma sırasındaysa okunacak noktanın kafadaki boşlukta yarattığı manyetik alanın yönüne göre o noktanın değerine (0 veya 1) ulaşılır.


Aslında bir kafada okuma ve yazma için ayrı kısımlar bulunur ve yukarıdaki şekilde olduğundan çok daha karmaşıktır.

Kafaların disk yüzeyinde içeriye ve dışarıya doğru hareketini sağlayan ayrı bir motor vardır ve kafalar bu motora bağlı kolların ucunda dururlar. Kafayı tutan kolla kafadan oluşan yapıya Head Gimbal Assembly (HGA) denir. Bu motor sayesinde kafa, plaka üzerindeki farklı izler üzerinde işlem yapabilir. Modern disklerde voice coil adı verilen motor teknolojisi kulanılır. Çalışma prensibi hoparlörle aynıdır.


Sarımlardan akım geçtiğinde HGA denen yapı hareket eder ve sarımlardan geçen bu akımın yönüne göre kafa plaka yüzeyinde içe ve dışa doğru hareketler yapar. Bu sayede bir okuma/yazma kafası palaka üzerindeki farklı izlere gidip gelebilir.

Kontrol Kartı

Son olarak inceleyeceğimiz kısım ise kontrol kartı. Bir kontrol kartının diski “kontrol” ettiğini söyleyebiliriz. Plakalardaki sektölerin, izlerin, hatalı sektörlerin ve landing zone denen bölgenin fiziksel yerleri kontrol kartına kaydedilir ve kontrol kartı da kafaları bu bölgelere yönlendirir. Hard diskler bilgisayarlarımızla veriyollarını kullanarak haberleşirler ve veriyoluyla hard disk arasındaki bağlantıyı kurmak da kontrol kartının en önemli görevlerindendir.



Diskin tamponlama için kullandığı bellek ve veriyoluyla haberleşmesini sağlayan kontrol yongaları bu kartın üzerindedir. Hard disk arızaları kontrol kartı yüzünden de meydana gelebilir, bu durumda diskinizin kontrol kartını aynı model bir kontrol kartıyla değiştirerek diskinizi tekrar kullanılabilir hale geitrebilirsiniz. Kontrol kartı hard diskin alt kısmına vidalanır ve sadece tek bir bağantıyla diske bağlanır, bu yüzden kontrol kartını değiştirmek çok kolay bir iştir.



Bir Hard Diskin Kapasitesini ve Performansını Belirleyen Özellikler

Bir hard diskin nasıl çalıştığını öğrendikten sonra bir hard disk hakkında yorum yapabilmek için bilmemiz gerekenlere kısaca bir göz atalım.

Hard disklerde kapasiteyi plakalardaki veri yoğunluğu ve plaka sayısı belirler. Modern disklerde çift yüzlü ve 80 GB`a kadar veri depolayan plakalar kullanılır. Bir hard diskin performansı hakkında yorum yaparken kullandığımız en önemli kavramlar plakaların dönüş hızı, erişim süresi ve veri aktarım hızıdır.

- Dönüş Hızı: Plakarın dönüş hızıdır. Plakalar masaüstü sistemlerimizde kullandığımız IDE disklerde genelde 5400 veya 7200 RPM (Rotates Per Second, dakikadaji dönüş hızı) hızında dönerken SCSI disklerde bu hız 15000 RPM`ye kadar çıkabilir.

- Erişim Süresi: Okuma/yazma kafasının disk üzerindeki bir noktaya ulaşması için geçen süre. Ortalama erişim süresi modern IDE disklerde 10 ms`nin altındayken SCSI disklerde daha da düşüktür.

- Veri Aktarım Hızı: Hard diskin saniyede aktarabildiği veri miktarıdır. Kullanılan arabirime ve diskin özelliklerine göre değişir.

Arabirimler

Günümüzde hard diskler için en çok kullanılan arabirimler masaüstü sistemlerimizde görmeye alışıtığımız IDE ve sunucularla iş istasyonları pazarına hakim olan SCSI`dir.

IDE bir donanım standardı değil, işlemciyle hard disk arasındaki veri akışının kontrolüyle ilgili bir standarttır. IBM`in Advanced Technology (AT) arabiriminden geliştirilen Paralel ATA (AT Attachment) arayüzüyle arabirim için bir komut seti tanımlanarak hard disk ve bilgisayar arasındaki haberleşme için evrensel bir standart oluşturuldu. IDE arabirimin yaratılış amacı uygun fiyat ve uyumluluktur, bu yüzden de masaüstü sistemlerde kısa zamanda en yaygın arabirim haline geldi. Paralel ATA arayüzü sürekli gelişerek günümüzde Ultra ATA/133`le 133 MB/s hızına ulaştı ve bundan sonra da yerini Serial ATA`ya bırakması bekleniyor.

Serial ATA`da veri iletimi paralel değil seri olarak yapılıyor, Paralel ATA`ya göre avantajlarını kısaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

• Daha az pin ve daha düşük voltaj.

• Daha ince bağlantı kablosu (Belki de biz son kullanıcıların ilgisini en çok çeken özellik, bu sayede kasa içi hava akımını düzenlemek çok daha kolay olacak).

• Daha gelişmiş hata bulma ve düzeltme olanakları.

SCSI arabirimiyse günümüzde profesyonel uygulamar için sunucularda ve iş istasyonlarında kullanılır. SCSI arabirminin maliyeti IDE`ye göre oldukça yüksektir. SCSI arabiriminin IDE arabirimine göre en büyük avantajı asenkron çalışmasıdır, yani IDE aygıtlarda olduğu gibi aynı kontrolcüye bağlı SCSI aygıtlar birbirlerinin performansından ve veri aktarımından çalmazlar. Ayrıca SCSI arabirimi için kullanılan “SCSI Host Adapter” kartlar üzerlerinde veri aktarımını düzenlemek için ayrı bir işlemci ve çoğu zaman da tampon olarak kullanmak için ek bir bellek bulundururlar ve bu yüzden SCSI aygıtlar sisteme IDE aygıtlara göre çok daha az yük bindirirler. Paralel ATA ile kanal başına sadece iki aygıt kullanılabilirken SCSI arabirimiyle her kanala 15 taneye kadar cihaz bağlanabilir. Bu sayı stanadart masaüstü sistemlerin ihtiyaçlarının çok üstünde olsa da özellikle sunucuların ihtiyaçlarını düşünürsek onlar için bir gerekliliktir. IDE arabirimini kullanan disklerin aksine, SCSI diskler uzun yıllar boyunca sorunsuz çalışmak için üretilirler ve çalışma ömürleri IDE disklerden çok daha uzundur, sunucular için bu da bir gerekliliktir. Ayrıca sisteme bindirdiği yükün fazla olmaması ve erişim süresinin de daha az olmasından dolayı özellikle video montajı gibi sisteme çok ağır yük bindiren ve verilerin sabit bir hızda kesintiye uğramadan su gibi akması gereken uygulamalarda SCSI diskler IDE disklerden çok daha üstündür. SCSI disklerin bir avantajı da yapıları gereği çoklu erişim için uygun olmalarıdır. Bir IDE diskte bir dosyaya aynı anda iki kaynak ulaşmak isterse performans çok düşer ama SCSI disklerde bu performans düşüşü IDE disklerdeki gibi abartılı boyutlarda olmaz ki bu da sunucular için hayati öneme sahiptir. Eğer evinizde bir ağınız varsa ağdan kopyalanmakta olan bir dosyayı siz de kullanmaya çalıştığınızda bunu açıkça görebilirsiniz.

Sabit Disklerin Anatomisi...

Sabit disklerin temel ve istenildiğinde bu bilgileri geri vermektir. Temelde sabit diskler birer mıknatıstır. Söz konusu bilgiler sabit disklere mıknatısların kutuplarında yaratılan değişmeler sayesinde kaydedilir. Sabit diskin içini açtığınızda karşınıza verilerimizin kaydedildiği silindirler çıkar. Bir sabit diskte aşağıdaki şemada gösterilen ana bileşenler vardır. Silindirden az önce bahsetmiştik. Motor olarak gösterilen siyah göbek silindiri döndürmekle görevlidir. Kırmızı çubuk okuma-yazma işini yapan kafadır. Çubuğun altındaki kısım ise; kafayı, devreden gelen komutlar çerçevesinde sağa sola oynatarak silindirin üzerinde gezmesini sağlar. Kafa ile silindir arasında 0.000001 inç boşluk vardır.

Elektrik devre modülü ise sabit diskin kendi kontrol merkezidir ve işlemciden gelen sinyalleri çözümleyerek bünyesindeki parçaların nasıl davranması gerektiğini belirler. Elektrik devre modülü sabit diskin alt tabanına monteli haldedir.

Bu yüzden dikkat edilmesi gerekir. Devrede anakart (Main Board) üzerinden işlemci ile verisel iletişim kurmasını sağlayan IDE connector bağlantısı ve güç bağlantı noktası vardır. Bu kabloların özel olarak belirtilen renkleri vardır. Veri iletişimini sağlayan kablo ile güç kabloları devreye, kabloların kırmızı tarafları birbirine bakacak şekilde takılır.

Yandaki şekil bu anlatılanı göstermektedir. Siyah renkli kablo topraklama için kullanılmakta. Bunların biri biriyle 12 volt, diğeri ile 5 volt elektrik sağlar. IDE kablosu ise gri renktedir. Sadece bir tarafına kırmızı bir çizgi çekilmiştir ki az önce söylediğim şekilde kabloların takılmasında bir yanlışlık olmasın diye.

Son olarak devre üzerinde Jumper ayar bölgesi vardır ama bu apayrı bir konu olduğu için şimdi girmeyeceğim. Bunlardan başka devre üzerinde; işlemci ile bağlantı kurarken işe yarayan ve motorları hareket ettiren kontrol çipleri vardır. Sabit disk içindeki silindirler bilmem kaç bin devirle dönerken kafalar da sağa sola sürekli hareket ederler. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdır. Ancak bu hızla bir dönme gerçekleştiğinden silindir ile kafa arasında bir hava sirkülasyonu oluşur temas gerçekleşmez. Hava yastığı görevi gören bu aralığa gözle görülmeyecek bir tozun bile girmesi tüm mekanizmayı bozmaya yeter. Söz konusu anlattığımız bu mekanizma kusursuz denilecek bir mükemmellikle işlemektedir. Öyle ki bir silindirin 1mm2`lik alanında yer alan 1-2 milyon mıknatıs dakikada 10000 devirle tek tek ayırt edilerek okunur ve yorumlanır.









Verilerin Kayıt Edilmesi...

Bilgiler sabit diske yazılırlarken gelişi güzel yazılırlar ancak hepsinin yazıldığı yer ve konum adreslenmektedir. Aksi halde yazılan bir veri bir daha bulunamaz. Yandaki şekil bir silindir üzerini göstermektedir. Silindir üzerinde yar alan kırmızı halkalar track adını almaktadır. Yüzeyde bulunan her track sektör adı verilen küçük parçacıklara ayrılır. Her silindirde 1024 track ve her track içinde 63 sektör bulunur.

Dosyalar kaydedildikten sonra diskin indeksine nereye kaydedildiği hakkında bilgiler düşülür. (a dosyası silindir4, track 573, sektör 12 gibi) Bir dosyanın büyüklüğü eğer 63 KB ise sabit diskte kaplayacağı alan 1 sektördür. Eğer 63’den küçük olursa (mesela 10 KB) yine 63 KB‘lik bir yer; yani 1 sektör yer kaplar. Eğer 64 KB olarsa 2 sektör yer kaplar. Bu alan kaybına yol açar. Sorunun giderilmesi için sektörler işletin sistemlerinde parçalara ayrılır. Bu ayırma işlemi sanal olarak gerçekleştirilmektedir ve ayrılan her parçaya cluster adı verilir.



Windows 95 (ilk sürümleri) ve önceki işletim sistemleri 16 bitlik bir dosya sistemini kullanmakta idi. Bunun anlamı her sektör 32 KB’lik cluster halinde bölünüyor. Az önce verdiğimiz örneği şimdi incelersek; 63 KB’den az olan bir dosya (mesela 10 KB) artık 1 sektör (63 KB) değil 32 KB cluster‘lük yer kaplıyor. Ve 32 KB cluster boşta kalıyor. Günümüzdeki Windows 95 (yeni sürümleri), 98, 2000 ve sonrası işletim sistemleri ise FAT 32 formatında dosya sistemini desteklemektedirler. Bu sistem 1 sektörü 4 ila 16 KB’lik parçalara bölerek daha fazla yer kazandırıyor. Düşünün ki elimizde 5 KB’lik ufak bir yazı dosyası var. Bu dosya FAT 16 sisteminde 32 KB, FAT 32 sisteminde 8 KB yer kaplar.



Bu anlatılanlar dosya sıkıştırma işlemlerinde kullanılan mantığın aynısıdır. Yalnız unutulmamalıdır ki her cluster içine o programa ait veriler yazılır; bir diğerleri yazılamaz. Yani şöyle; FAT 32 sisteminde karşımıza 1 KB’lik bir dosya çıkarsa 1 cluster yer kaplar (4KB), 3KB’lik boş kalan alana başka bir şey yazılamaz, yani dosyalar cluster‘lerce bir bütün olarak algılanır. Öyle ki dosyalar taşınır, silinir veya kopyalanırken cluster‘lar halinde işlem görürler. Düşünsenize bir cluster‘da 2 ayrı dosyaya ait veri olsa ve biz bunlardan birini silsek diğerinin de aynı cluster‘e denk gelen kısmını silmiş olacağız. Bu durumda diğer dosya eksik veri nedeniyle çalışmayacaktı.



FAT (File Allocation Table)...

Dosya ayrıma tablosu anlamına gelen bu terim disk(et)’lerde indeks olarak kullanılan bölümdür. İşletim sistemleri bir dosya kaydederken nereden başlaması gerektiğini bilmek zorundadır. Aynı şekilde bir dosyayı okuyacaksa yine bunun nereden başladığını bilmek zorundadır. Aksi halde tüm veriler birbirlerinin üzerlerine yazılırdı. Az önce yukarıda anlatılan dosya ayırma sistemleri FAT 16 ve FAT 32 isimlerini buradan almaktadır. Bu tabloda bir sorun ortaya çıkarsa dosyalarınızı yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız. Windows 98 eğer başlat menüsünden kapatılmazsa bir dosya kaybı olabilir düşüncesiyle, bir sonraki açılışında scandisk‘i çalıştırır. (Scandisk disk üzerindeki bozuklukları gidermeye yönelik yazılmış bir programdır.) Hatırlarsanız daha önce dosyaların gelişi güzel kaydedildiğini ve bu dosyaya ait tüm verilerin nereye kaydedildiğini indekse yazıldığını söylemiştik. Aksi halde okuma-yazma işlemlerinde hata oluşur. Mesela 5 MB büyüklüğünde bir dosya sildiğinizde, söz konusu işlem FAT‘e kaydedilecektir ve ilgili alan boş olarak tanımlanacaktır. Dosya aslında silinmiyor sadece yok varsayılıyor. Format işleminde kullanılan ve hızlı biçimlendirme yapan bir parametre de (/q) bu işlemi yapmaktadır. Yüzeye yeni track (iz) açmak yerine FAT‘i siliyor. Silme işleminden sonra 8.5 MB‘lik bir dosya yüklemek isterseniz; ilk 5 MB‘lık kısmı silinerek boşaltılan yere geri kalan 3.5 MB‘lık kısmı başka bir yere kaydedilecektir. İşte dosyaların gelişi güzel yazılmasından kasıt dosyaların sürekli dağınık olmasıdır. Aşağıdaki ilk şekil düzenlenmemiş bir sabit diski göstermektedir.

Defrag...

Defragment kelimesinin kısaltması olan DEFRAG dosya sistemini düzenlemeye yarayan bir programdır. Yukarıdaki ilk sekil bir dosyaya ait verilerin silindir üzerindeki yerlerini göstermektedir.Bu dosyanın okunması normalden daha uzun bir zaman alacaktır. Bunun nedeni okuyucu kafanın dağınık yerlerde bulunan dosya parçacıklarına ulaşmasında geçireceği süredir.



Yukarıdaki şekilde ise aynı sabit diskin defrag yapılmış halini görmektesiniz. Dosyalar belirli bir öncelik sırasına göre arka arkaya getirilmektedir. Önce sistem dosyaları birleştirilir ve silindirin en başına yazılır. Daha sonra diğerleri. Bu sayede okuyucu kafa bir dosyayı okumak istediğinde FAT‘ten adresini öğrenecek ve bir kere konumlanmayla okuma işlemini gerçekleştirecektir. Aksi halde konumlama işlemi 4-5 kere gerçekleşecektir. Unutulmamalıdır ki yapılan bu işlem sabit diskin performans artışında en büyük paya sahip işlemdir.

Veri Yolları...

Bilgilerin sabit disk arkasından çıkan gri kablo üzerinden akış mantığı ve çeşitleridir. Veri yolları sabit diskten gelen bilgilerin aktığı, kontrol edildiği ve bir nevi yorumlandığı yollardır. Bu yollar belli arabirimler kullanırlar ki performans üzerinde oldukça etkilidir. Şimdi bu arabirimleri inceleyeceğiz.

1. IDE : Intehrated Drive Electronics cümlesinin kısaltması olan IDE "Entegre Sürücü Elektroniği" anlamına gelmektedir. ATA olarak da bilinir. Bu yoldan akan verileri denetleyen elektronik denetleyici sabit diskin üzerinde, veri aktarımını kontrol eden çip ise çip anakart üzerindedir. Bu iki işlemin birbirinden ayrılması 1986 yılında Compaq ve Western Digital firmalarınca ATA standardının benimsenmesiyle gerçekleştirildi. ATA (AT Attachement-AT Eklentisi) cihazların birbirleriyle uyum içinde çalışması için nasıl üretilmesi gerektiğini anlatan bir tür teknik kılavuzdur.

İlk kez 1986 yılında IDE tekniği sayesinde sabit disklerin kapasiteleri 528 MB üstüne çıkartılmış ve aynı anda 2 sabit diskin kullanılması sağlanmıştır. 1993 yılında Western Digital ve Quantum firmaları ortak bir çalışmayla EIDE (Enhanced IDE-Geliştirilmiş IDE) arabirimini çıkartmışlardır. Bu veri yolu standardı sayesinde 16.7 MB/sn veri aktarımı ve disk başına 137 GB’lık kapasite kullanımı gerçekleştirilmiştir. Ancak her firma kendi ürettiği sabit diske özel bir yönetim şekli vermekte idi ve yeni çıkan disk tipi cihazlarla uyum sağlanamamakta idi. (Özellikle CD-ROM)

1992 yılında ATAPI (ATA Pack Interface-ATA paket Arabirimi) adlı bir eklentiyle CD-ROM’lar da Floppy Disk’ler gibi kullanılarak bu sorun giderilmiştir. EIDE içinde verilerin nasıl ve ne hızla aktarılacağını belirleyen 5 adet mod vardır. Bunlar PIO (Programmed Input/Out - Programlı Girişi/Çıkış) 0, 1, 2, 3 ve 4’tür. Ve sırasıyla 3.3, 5.2, 8.3, 11.1 ve 16.6 MB/sn veri aktarırlar.

Daha sonra DMA (Direct Memory Access ) olarak bilinen ve doğrudan bellek erişimi anlamına gelen bir arabirim ortaya çıkmıştır. Bu yolla disk üzerinde okunan veriler işlemciye uğramadan ana kart üzerindeki kontrol çipleri sayesinde belleğe yazılırlar. DMA arabiriminin bir çok modeli vardır. Ancak bu modeller firmaların sabit diskte yapmış oldukları küçük eklentilerin adlarıdır. Bu veri yollarının dönüş hızları 5400 rpm (Rotates Per Minute-Dakikadaki Dönüş Hızı)’dir ve 16.7 MB/sn veri aktarırlar. Ancak bu dönüş hızları ne kadar fazla olursa o kadar fazla veri aktarılabilir demek değildir. Verinin gönderildiği veri yolunun, gönderilecek büyüklükteki veri kapasitesini desteklemesi gerekir.

Bir başka DMA arabirim modu ise ULTRA DMA(ATA) 33 yoludur. Bu yol teorik olarak saniyede 33 MB kapasitelik bir verinin aktarılmasına izin veriyordu. Ancak yeni çıkan bir teknoloji ise; (ULTRA DMA 66) saniyede 66 MB veri aktarımına izin vermektedir. Normal SCSI veri yollarından daha hızlıdırlar. Bu yeni çıkan veri yolunu kullanabilmek için sabit diskin, ana kartın bu mantığı desteklemesi gerekmektedir. Normal olarak kullanılan ATA 33, 40 Pin’lik IDE connector’ü (40 damarlı gri kablo. Damarlar kablo üzerindeki tel sayısıdır.) ile veri akışını sağlarken ATA 66 veri yolları 80 Pin’lik IDE connector’ü ile veri akışını sağlamaktadır. Bu sebeple bu şekil bir kablo kullanılması gerekir. Ayrıca sistem BIOS’u ATA 66 veri yolunu desteklemeli.

2. SCSI : Small Computer System Interface cümlesinin kısaltması olan SCSI Küçük Bilgisayar Sistem Arabirimi anlamına gelmektedir. IDE veri yolundan en büyük farkı, elektronik denetleyici disk üzerinde değil ayrı bir karttadır. Gri kablo önce bu karta takılır, kartta ana karta monte edilir. Veriler bu kart üzerinden akar. Veri transfer hızları yeni SCSI teknikleriyle 160 MB/sn’yi bulabilmektedir. Dönüş hızları 6000 ve 7200 rpm‘dir. Bu sistem daha çok windows NT işletim sistemi için öngörülmüştür. Ev bilgisayarlarına önerilmez, yüksek maliyetlidir. Büyük işyerlerinde ana bilgisayarlara takılır. Nedeni aynı anda isterse 30 kişi diske veri yazabilir veya diskten veri okuyabilir. Bu işlem SCSI kartlarıyla işlemlerin belli bir sıraya konulması ile gerçekleşir.

SCSI sistemlerin veri aktarımları IDE veri yolundan daha fazladır. ULTRA DMA 33’e göre IDE‘ler 33 MB/sn veri aktarırlarken SCSI’lar ULTRA SCSI-2 moduyla 40 MB/sn veri aktarabilmektedirler. Ancak yeni çıkan ULTRA WIDE LVD SCSI-2 (LVD: Low Voltage Differential) modunu kullanan SCSI sabit diskler, saniyede 80 MB veri aktarabilmektedirler. SCSI hakkında anlatılanlara ek olarak IDE veri yolunu kullananlara nazaran daha fazla sabit diski kontrol kartıyla birbirine bağlayabiliriz. Öyle ki, Fast Wide SCSI kartı sayesinde 15 adet sabit diski birbirine bağlayabilirsiniz.

SMART Teknolojisi...

SMART Teknolojisi 1992 yılında IBM tarafından 3.5 inçlik diskler için tasarlanmış olan bir teknolojidir. Smart sayesinde diskler kendi kendilerini denetleyip olması muhtemel konularda, BIOS’a ve kontrol kartına sinyaller gönderiyorlar. Bu bir anlamda kendi durumlarını ve oluşabilecek hataları denetleme mekanizmasıdır. Smart kendi içerisinde PFA (Predictive Failure Analysis - Olası Bozukluklar Analizi) teknolojisini içerir. Bu sayede sürekli kendini denetleyen bir disk, bozulma durumunda sizi uyarır. Bu özellik için BIOS’unuz ve kontrol çipleriniz smart teknolojisine uyumlu olmalıdır. Bu teknolojide bozulmalar 2 gruba ayrılır. Tahmin edilebilir ve edilemez. Tahmin edilemez hatalar genelde statik elektrik, ısınma veya darbesel nedenlerden dolayı bir anda ortaya çıkar. Tahmin edilebilir hatalar ise mekanikseldir. Mesela okuyucu kafanın normalden hızlı veya yavaş hareket etmesi gibi.

GMR Teknolojisi...

Yine IBM tarafından bulunan ve disk kapasitelerini çok yüksek düzeylere çıkartmayı amaçlayan bir teknolojidir. Bu teknoloji oldukça kuvvetli manyetik okuyucu kafaların kullanılmasıyla gerçekleşmektedir. Teknolojinin temeli kullanılan maddede yatmaktadır. MR ismi verilen alaşımda elektrotlar, manyetik bir etki altındayken daha rahat dolaşıyorlar. Bu da atomlarla çarpışmayı arttırıyor. Bir madde üzerinde elektronlar rahat dolaşırsa o maddenin geçirgenliği azalıyor demektir. GMR alıcıları bu farkı algılıyor ve elektronlardaki quantum hareketlerini açığa çıkarıyor. Atomların çevrelerinde dönen elektrik iletecek olan elektronlar belli bir yörüngede dönerken, manyetik direnç gösteren elektronlar bu yörünge yerine bağımsız olarak atom etrafında dönüyor. Bu da sensörler tarafından algılanarak, bitlerin kaydı için kullanılıyor. Şu anki GMR diskleri 6 cm 2‘lik bir alanda 1 GB yer tutuyor. Söz konusu teknolojide kullanılan kafaların duyarlılığı 1 mikronun yüzde 1’i veya 2’si kadardır. Bu da 1 milimetrenin binde 2’si kadarlık bir kafa hareketiyle verilerin algılanmasıdır. IBM’in yaptığı açıklamalara göre 2001 yılında 6 cm2‘lik bir alanda 2.5 GB, 2004 yılında aynı alanda 8 GB kapasite oluşturacaklar.

OAW Teknolojisi...

GMR teknolojisi ile her ne kadar cm 2`de 8 GB veri yoğunluğuna ulaşmak amaç olsa da, yan yana yazılan bu yoğunluktaki verilerin 3 GB’lık kısmının kaybolabileceği düşünülüyor. Bu nedenle alternatif teknolojiler geliştirilmeye devam ediliyor. OAW teknolojisi bunlardan en can alıcısıdır. Ünlü disk üreticisi olan Seagate’in yan kuruluşu olan Quinta Corp. tarafından geliştirilen bu teknoloji, manyeto-optik disklerle büyük benzerlik gösteriyor. Bu modelin temelinde lazer ışını (ışığı değil) vardır. Polarize edilmiş ışın kimi materyallere uygulandığında manyetik kutbun yönü değişiyor. Bu yöntemle harcanan enerji azalıyor ve veriler üzerinde gezinen bir kafa olmadığından sürtülme veya çizilme olmuyor.

LBA (Large Block Area)...

Geniş blok alanı anlamına gelen LBA, BIOS tarafından yürütülen bir tekniktir. Amaç 528 MB’den daha büyük sabit diskleri kullanmak için EIDE kontrol çiplerinden gelen ve disklerin üzerinde belli bir noktayı işaret eden 28-bit uzunluğundaki adresleri, BIOS’un kullandığı 8 ve 16-bitlik adreslere çevirmektir. 28-bit uzunluğundaki EIDE adresleri 8.4 GB’lık disk kapasitelerini kullanabilirler; daha fazlasını değil. Bu özellik BIOS’larda “HDD Block Mode” olarak ayarlanıyor. Şimdiki BIOS’larda 28 bit üzerindeki adresleri kullanabilme özelliği vardır ki bu 8.4 GB sınırını 137 GB’ye çıkartıyor.

SPS ve DPS Teknolojileri...

Her ikisi de Quantum'un geliştirdiği ve yeni disklerinde kullandığı teknolojiler. SPS, Shock Protection System 'in kısaltması. Yani diski darbelere karşı koruyan bir sistem. Disklerdeki "bad sector"lerin yani fiziksel hasarların oluşma nedeni, diskin aldığı darbeler. Disk bir darbe aldığında okuma/yazma kafası sıçrıyor ve disk yüzeyinde birkaç kez zıplayarak mikro partiküllerin kopmasına neden oluyor. İşte bad sectorler de böyle oluşuyor ama zamanla kafa disk içinde serbest dolaşan bu partiküllere rastladıkça, darbe almasa da tekrar sıçrayıp daha fazla zarar veriyor. Bad sector çıkan disklere bu yüzden pek güven olmuyor; "bu disk yolcu" diyoruz. Sadece disk yolcu olsa iyi, içindeki çok önemli verilerimiz de yolcu oluyor haliyle. Quantum, bu riski azaltmak için SPS adını verdiği bir süspansiyon mekanizması geliştirmiş; böylece kafa darbelerde disk plakaları üzerinde pek sıçramıyor. Tabii, SPS var diye diskle fubol topu gibi oynamamak lazım.



Quantum, SPS sistemi ile sistem montajı sırasında oluşan disk arızalarını %70, arızalı ürün iade oranını ise %30 azalttıklarını ileri sürüyor. Bir de Quantum sitesinde SPS II diye yeni bir teknolojiyi tanıtıyor. SPS'den farkı şuymuş: SPS, disk çalışmazken geçerli olan bir koruma sistemiymiş. SPS II'de ise disk çalışırken de darbelere karşı koruyor; üstelik darbe geldiği anda diske yazma işlemini keserek verilerin yazılmasında olası bir hatayı engelliyor. Bildiğiniz gibi yazma işlemi iz iz, dairesel çizgiler halinde ilerliyor. Disk yazma yaparken bir darbe geldiğinde kafanın kayıp izden çıkarak başka yerlere yazama ihtimali var; bu da veri hatalarına yol açıyor. SPS II'de işte bu önlenmiş. Herhalde Quantum bu teknolojiyi daha yeni disklerine uygulayacak.



DPS ise Data Protection System 'in kısaltması. İsmine bakmayın; aslında verilerinizi filan koruduğu yok. Quantum, virüs, işletim sisteminde, dosya yapısında bir bozukluk, diğer donanımların uyumsuzlukları gibi nedenlerle çıkan sorunlarda bozuk olmayan disklerin bozuk diye gelmesinden sıkılmış; ben bu iade oranlarını nasıl düşürsem de düşürsem diye kafa patlatmış. Sonunda bir yazılım geliştirmiş, bu yazılımla her kullanıcı, Quantum sabit diskini test ederek, diskin gerçekten bozuk olup olmadığını anlayabiliyor. DPS yazılımı Quantum Bigfoot ve Fireball TM modellerinden başlayarak son 2.5 yıldır üretilmiş tüm Quantum disklerde çalışıyor.



QDPS (Quantum Data Protection System) adlı, 82K'lık bu yazılımı [url]www.quantum.com/support/csr/software/csr_software.htm[/url] adresinden indirebilirsiniz. Programı sistem disketine kopyaladıktan sonra PC'yi bu disketle açıp DOS komut satırından çalıştırıyorsunuz. Test iki bölümden oluşuyor. Smart Quick Test adını taşıyan ilk bölüm diskteki verilerden bağımsız olarak tüm disk yüzeyini ve ayrıca ilk 300 MB'lık veriyi kontrol ediyor. Bu test 90 sn sürüyor. Extended Test adı verilen ve diskin geri kalanındaki verileri kontrol eden ikinci test ise disk kapasitesine bağlı olarak 20 dakika kadar sürebiliyor.

Disk Performansı...

Bir disk satın alırken, performansını en azından firmanın verdiği bilgilere göre anlamak için genel olarak beş kritere bakmak gerekiyor. Bu kriterler:

i. Motor Hızı (rpm) : Devir/dakika cinsinden hızı. IDE disklerde 5400 ve 7200 devirler daha yaygın. 7200 rpm disklerin motor hızı sayesinde 5400 devir disklerden %20 daha hızlı olduğu söyleniyor.

ii. Erişim Süresi (ms) : Ne kadar düşük olursa o kadar iyi. Bilgisayar Kurdu'nda sabit diskleri anlartırken değinmiştim. Sıralı verileri okurken, izler arasında geçiş yaparken, rasgele verileri kurken oluşan gecikme sürelerinin (latency) de hesaba katıldığı karmaşık bir yöntemle hesaplanıyor. Neyse ki test yazılımımız bize ortalama bir erişim süresi veriyor.

iii. Tampon Bellek Kapasitesi (KB) : Yukarıda "cache hit", "cache miss" kavramlarından bahsederken, tampon belleğin önemini vurgulamıştık. Hızlı tampon bellek kapasitesi ne kadar yüksekse o kadar iyi.

iv. Dahili Transfer Hızı (Mbit/sn) : Genel kriterlere göre, bir diskin Ultra ATA/66 standardına ayak uydurabilmesi için dahili transfer hızının 200 Mb/sn'nin üstünde olması gerekiyor. Ne kadar yüksekse disk o kadar hızlı demektir.

v. Arabirim Standardı : Yani UDMA/33 veya UDMA/66 olup olmadığı. Disk yeterince hızlıysa ama hala UDMA/33 arabirimini kullanıyorsa, bu darboğaz yaratır ve diskin gerçek performansı göstermesini engeller.

Bunları Da Bilin...

• 7200 rpm ile dönen bir 3.5 inçlik bir sabit diskin içinde bulunan silindirlerin dış kısmındaki merkez kaç ivmesi, bir insana uygulanan yer çekiminin 647 katıdır.

• Windows NT’nin kullanabildiği en büyük disk kapasitesi 2 Petabyte’dır. Bu öyle bir şeydir ki dünya üzerinde yaşayan her canlı 20 sayfalık bir word yazısı yazsa 1 petabytelık diskin sadece %0.25 (Binde 25) ‘ini doldurur. (hesap makinem çıkartmadı ama sanırım 25 haneli bir sayı.)

• Bir insan vücudunda depolanabilecek olan statik elektrik, bir hard diskin dakikada 10000 devirle dönen kafasında kullanılan elektrik geriliminden 2500 kat daha fazladır. Düşünün bakalım kendinizi topraklamadan sabit diske tuttuğunuzda ne olur!

• Dünya’da kullanılan en hızlı depolama tekniğinin holografik veri depolama tekniği olduğunu biliyor muydunuz. Öyle ki kesme şeker büyüklüğündeki bir kristalin kapasitesi 10 TB’dir. Bu kristalden saniyede 10 ila 50 GB arasında veri okuyabilmek mümkün. Bu sayede bütün internet alemini 2 sigara kutusu kadar yere sığdırabiliriz ve bütün bunlara 2.5 saatte göz atabiliriz.

• 1024 byte 1 KB (KiloByte)

• 1024 KB 1 MB (MegaByte)

• 1024 MB 1 GB (GigaByte)

• 1024 GB 1 TB (TeraByte)

• 1024 TG 1 PB (PetaByte)

HARDDİSK'LERİN ÇALIŞMASI

Bir hard disk; plakalar, kafalar, plakaların motoru, adımlama motoru, kontrol kartı, selenoid frenler ve kafa park rölesi gibi parçalardan oluşur. Harddisk plakaları üzerlerine özel manyetik bir alaşım sürülmüş plakalardır. Bu plakalar bir motor yardımıyla dakikada 3600 devir gibi büyük bir hızla dönerler. Harddiskler bu hıza kapalı bölümde ulaşırlar. Bu kadar büyük bir hızla yaptıkları dönme hareketi ile meydana gelen hava akımı, harddisk kafaları ile plakalar arasında mikronlarla ifade edilebilecek kalınlıkta bir hava yastığı oluşmasını sağlar. Böylece, bu hızda sürtünmenin yapacağı aşınma ve ısınma etkilerinden kurtulunmuş olur.

Harddisk motorunun dönmeye başlaması ile sıra elektronik devrelere gelir. Harddisklerin üzerine tekılmış küçük bir kontrol devresi, harddisk'e gelen komutları değerlendirir ve bu komutları gerçekleştirmek üzere mantıksal sektör numaralarını fiziksel sektör numaralarına çevirerek o anda okuma yapacak kafayı seçerek harddiskin üzerindeki belirli bir yere götürür. Buradaki bilgilerin sağlam olup olmadığını kontrol eder, eğer bilgiler bozulmuşsa düzeltme kodu yardımıyla düzeltmeye çalışır. Okunan bilgileri sisteme gönderir. Tabii sisteme yeni güç verildiği sırada yalnızca sistemin son kapanışından beri herşeyin yolunda olup olmadığını anlamak için bütün izlere ulaşarak okunup okunmadıklarını kontrol eden bir test rutini aktive edilmektedir.Harddisk kafalarını gerekli izlerin üzerine götürmek için hardiskin üzerindeki bir motoru harekete geçirir. Adımlama motoru verilen bir sinyal ile her defasında aynı sayıda dönen bir motordur. böylece eğer harddisk kafası 5 iz öteye götürülmek isteniyorsa bu motora 5 birim zaman voltaj uygulanır. Sistem bu şekilde bir süre çalıştırldıktan sonra operatörünün işi bitirince kapatılır. Bu anda ise, işe en çok selenoid fren tertibatı yarar. Bu tertibat büyük bir hızda dönen plakaları kısa bir zaman içinde durdurur. Bu arada eğer diskler oto-parklı değilse harddisk kafası olduğu yerde kalır. Bu arada plakalar durduğu için aradaki hava yastığı kaybolur; harddisk kafası nerede ise plakalara değer durumdadır. Eğer sistem bu arada taşınırsa, sarsıntıdan harddisk plakalarına değerek bulunduğu bölgeyi çizebilir. Bu da diskin çalışırken hata vermesine yol açar. Bu yüzden oto-parkolmayan harddisklerde sistem kapatılmadan-PARK- programı ile kafanın en son iz üzerine götürülmesi sağlanmalıdır. Bu iz yalnızca disk park için kullanıldığından bu bölge taşınırken çizilse bile diskin içindeki bilgilere zarar vermez. Oto-park disk ise, fazladan bir röle anlamına gelir. Bu rölenin kontakları sisteme güç uygulaması ile birlikte açılarak harddisk kafalarını serbest bırakır. Sisteme uygulanan güç kesilip plakalar yavaşlayınca harddisk kafasını park alanına çekerek kilitler. Böylece taşınma sırasında harddiskin içindeki bilgilere zarar verilmesi önlenmiş olur. Bu tür harddisklerde, park programını çalıştırmaya gerek kalmamaktadır.

Harddisk üzerindeki bilgiler izlere bölünmüştür. İzlerin diskteki görünümü küçükten büyüğe giden halkalar biçimindedir. Adımlama motorunun attığı her adımda bu izlerden bir diğerine gidilir. İzler ise kendi içlerinde sektörlere ayrılır. Sektörler Byte kümeleridir. bir diskin sektör boyu, o diskten okunabilecek minimum boyuttaki bilgiyi gösterir. Eğer bir diskin okunabilecek minimum boyuttaki bilgiyi gösterir. Eğer bir diskin sektör boyu 512 Byte ise bir seferde bu diskten minimum 512 Byte okuyabileceğimiz anlamına gelir.

Bir izin üzerind diskin verileri kodlama biçimine göre 17, 26, 31 veya daha fazla sektör bulunur. Bu sektörler her zaman arka arkaya dizilmezler. Harddiskin üzerindeki kontrol kartının, bir sektörün ardından diğer bir sektörü okuması için belirli bir süre geçer. Eğer bu sürede okunacak ikinci bir sektör kafanın altından okunamadan geçerse bu sektörün okunması için diskin bir tur daha atması gerekir. Diskin bir tur atması süresine LATENCY TİME (diskin iki turu arasında geçen kullanılamayan zaman) denilir. Bu sürede 3600 devirle dönen bir harddisk için yaklaşık 8.3 ms.' dır. Bu arada zamaan kaybını önlemek içinsektörler iz üzerine arlıklı olarak dizilmesine İNTERLEAVE denir. Sektörlerin arasındaki aralık da 1:2, 1:3, 1:4 interleave biçiminde belirtilir. 1:1 interleave'li bir disk de sektörler arka arkaya dizilmiştir. Böylece ikinci bir sektör, kontrol kartı tarafından okunmaya hazır hale geldiğinde bu sektörün okunması sağlanır. Pc'lerde kullanılan diskler soft sektörlü disklerdir. Yani pre-format sırasında her sektör ve izin başında tanıtıcı bir takım işaretler konması gerekir. Bu esnada sektör numaraları diskte kullanılacak interleave'e göre yazılır.

Bir sabit sürücünün hızını ölçmek için, genelde iki yöntem kullanılır. Bunlardan birincsine "Average Access Time" adı verilir. Ortalama erişim süresi, bir sürücü kafasının diskin üzerindeki herhangi bir bölgedeki veriye ulaşması için geçen zamana bağlıdır. Burada bizim için en iyisi olan, düşük erişim süresi ve yüksek transfer hzı olan bir sürücüyü tercih etmektedir.

Kendi üzerinden "Cache Memory"' si olan bir kontrol kartı, sürücünün çalışma hızını oldukça arttıracaktır. éCache" basit anlamda sürücü ile bilgisayar arasında bulunan bir RAM bölgesi olarak tanımlanabilir. Verileri içinde saklayan bu bölge, bilgisayarımızın sürücüye ulaşmak için harcadığı zamanı büyük ölçüde azaltacaktır.