Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, gelişip zenginleşmesi için şunlar önerilebilir:
1. "Önce Türkçe!" sloganı kafalara ve gönüllere yerleştirilmeli, herkesi güzel Türkçe öğrenmeye ve kullanmaya özendirmeliyiz.
2. "Önce Türkçe!" konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık, dil duygusu ve ana dili bilinci oluşturulmalıdır.
Bu konuda herkese görev düşer. Asıl sorumluluk ise, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına; yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına, sanatçılara, yazarlara, aydın kesime düşmektedir.
3. Özellikle aydın kesim, yabancı hayranlığı ile yabancı sözcük düşkünlüğünden kurtarılmalıdır.
4. Yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimin çok farklı şeyler olduğu kafalara iyice yerleştirilmelidir.
Okullarımızda hâlen yürütülmekte olan yabancı dil öğretiminin çok verimsiz olduğu göz önüne alınarak, verimli ve etkili yabancı dil öğretimi için gerekli önlemler hiç zaman geçirmeden alınmalı, yabancı dilde öğretime ise son verilmelidir.
5. Verimli bir yabancı dil öğretimi için, yüksek öğretim kurumlarında ilk yıl küçük gruplar hâlinde ve nitelikli okutmanlarla etkili bir "yabancı dil hazırlık sınıfı" uygulaması, daha sonraki yıllarda "meslekî yabancı dil" dersleri önemli bir çözüm yoludur. Ankara Üniversitesinin TÖMER kanalıyla yürütmekte olduğu hazırlık sınıfı uygulaması esas alınabilir.
6. Bütün öğretim kademelerinde Türkçe eğitiminin yeterince etkili, verimli yapılabilmesi için gerekli duyarlık ve özen gösterilmelidir.
Bu önemli konu, gelip geçici olan bakan ya da hükümet politikası olarak değil, sıkı ve değişmez bir devlet politikası olarak görülmelidir. İşin özü, etkili ve bilinçli ana dili eğitiminde yatmaktadır. Şunu hiç unutmayalım ki iyi bir yabancı dil öğretimi için de iyi bir ana dili eğitimi ön koşuldur.
7. Çok kolay olmamakla birlikte dil gümrüğü uygulamasına bir an önce geçilmeli, baskın dile/dillere karşı koyabilmek için sözcük ve terim üretimine yeterince önem verilmeli, çeşitli dallardan uzmanları da devreye sokarak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmalıdır.
8. Dil alanında en etkili kesimlerin başında eğitimciler, öğretmenler geldiğini göz önünde tutarak, öncelikle Türkçe ve edebiyat öğretmenleri olmak üzere, bütün öğretmenlerin ana dili duyarlığı ve bilinci ile yetiştirilmelerine büyük önem verilmelidir.
9. 1930'lardan 1980'lere kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 21. maddesi, çeşitli işyerlerinin kapılarına asılacak levha ve tabelaların Türkçe olmasını şart koşuyordu.
Bu yasanın uygulamadan kaldırılmış olması ve değişen şartlar durumu tersine çevirmiştir. Adı geçen yasaya yeniden işlerlik kazandırılması uygun olur.
10. Türkçenin yozlaşmaktan korunması ve kurtarılması için genel ve yasal bir düzenleme amacıyla hazırlanan "Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun" tasarısı, dil-anlatım ve konuya yaklaşım bakımından gerekli düzeltme ve düzenlemeler de yapılarak bir an önce yasalaşmalıdır.
11. Bir ülkenin kültürü ve dili tek başına ele alınamaz. Dil ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik yapısı ve özellikleri ile iç içedir ve onlardan ayrı düşünülemez. Eğer bir malı veya aracı kendimiz üretmiyor da dışarıdan alıyorsak, sadece onu değil, onun adını ve onunla ilgili terimleri de almak zorundayız demektir.
O hâlde, ekonomi ve teknoloji başta olmak üzere her alanda üretmeden tüketmek çılgınlığına karşı çıkmak da ulusal bir görev ve sorumluluktur. Çünkü üretimi bir yana bırakarak sadece tüketim toplumu olmakla hiçbir yere varılamaz. Bu şekilde olup da tarihten silinen toplum ve ülke sayısı az değildir.
Görüldüğü gibi en çarpıcı ve can alıcı noktalardan biri, dili bir bütünün parçası olarak görmek, önce o bütünü geliştirmektir.
Kaynak:
Prof. Dr. Cahit KAVCAR' dan alıntı yapılmıştır...
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Gece Mavisi;bu duyarlılığınız için ne kadar teşekkür etsem azdır doğrusu.
Bu muhteşem yazıyı okuduktan sonra aklıma bir haber geldi çok traji komik !...
Türrkiye'de yayın yapan bir televizyon kanalı,İstanbul Taksim'de Türkçe isimde iş yeri var mı yok mu ? Bunun araştırmasını yapıyor.Muhabir dolaşıyor,dolaşıyor ama bir türlü Türkçe isimli bir tabela bulamıyor.
En sonunda şöyle diyor;evet sayın seyirciler,İstanbul Taksim'de dolaştık ama Türkçe ismle bir tabela bulamadık.
İşte görüyorsunuz;Starmax,Hary,Sunshy...Daha bir çoğu.Ama Türkçe tabela yok.
Muhabir şöyle diyor haberin sonunda; -Ben bilmem ne !!! Cine 5 haber İstanbul Taksim.
Ne kadar manidar değil mi ?
Burunlarının önünü görmekten aciz bu televizyon kanalları....
Beyoğlu belediyesi ayakta uyursa orada bir tane bile Türkçe simli tabela bulamazsınız.
Bundan 2 sene evvel olacak galiba, tam olarak bilemiyorum.
Eyüp'de pPiyer Loti denilen bir çay bahçsi vardır.Halen de bu isimle devam etmektedir.D
Daha Eyüp'de ki Piyer Loti denilen çay bahçesinin ismini "EYÜP SULTAN TEPESİ" diye değiştiremeyen Kadir Topbaş ne güne belediye başkanı olarak duruyor bu İstanbul'da?..
Zamanında bir ayyaş ve serseri Fransız subayı olan Pierre Loti, orada çay içmiş te,bir Türk kızına aşık olmuş ta onun adı verilmiş, ondan sonra da bu adla orası kalmış,mış mış mış!..
Dönemin belediye başkanı Ahmet Genç oranın ismini "EYÜP SULTAN TEPESİ" olarak vermek için,belediye meclis kararı almışlar lakin B.Ş belediye başkanımız Kadir Topbaş Bey buna müsaade etmemiştir..
Niye etmemiştir, çünkü oralarda yakın Eyüp ilçesine bağlı mahallelerden Ermeni, Rum keferelerinin medyayı da arkasına alarak bu işi aynen isimle son buldurmuşlardır.Medyanın mı, gavurun mu yoksa Belediye başkanının mı sözü geçmeli, onu da siz düşünün!...
Ben belediye başkanı olacağım da meclis kararı alacağım, ondan sonra da istediğimi yapamayacağım haa!.Hemen istifa edip halkın yanına dönerdim.
Elin gavurunun kültürünün sonraya bırakalım biz kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışalım..
Zaten ben Taksim tarafını pek müslüman olarak görmüyorum.Ne kadar zibidi, ayyaş, serseri, psikobat, homoseksüel, nonoş erkek,varsa oranın merkezinden olmuş..
Anadolu'mun kültürü nerede kaldı be hey gafiller!..
Biçare mi olduk ki kendi kültürümüzün isimlerini Taksim'e getiremiyoruz, ne oldu bize?.Sonra da ben "Türküm" diye öğünüyoruz.
Türk'sek kültürümüze sahip çıkacağız, başka lamı cimi yok bu işin..
Kusuruma bakmayın, kültürümüzü ayaklar altına alıp da çiğneyenlere kızıyorum ben.Bütün sözüm onlaradır..
Ne mutlu kendi kültürüne sahip çıkana,Türkçe'sini değiştirmeyene!...
Okullarımızda diksiyon dersleri zorunlu olsa inanın ki yakın gelecek te Türkiyemiz güzel konuşan ülkelerin 1.inci sırasında yer alacağından şüphem yoktur..Hem bu arada güzel konuşmakla nice kırık kalpler onarılır diye düşünüyorum..
Türkçemiz maalesef yozlaştırılmıştır.Başka Türk cumhuriyetleri bizim dilimizden neden anlamıyorlar?.Osmanlı türkçeside yok..Nedir bu Türkçemizin başına gelenler?...