Coğrafya > ÇORUM

    ÇORUM
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 12.820 km²

    Nüfus: 609.863 (1990)

    İl Trafik No: 19

    Karadeniz Bölgesinin İç Anadoluya açılan kapısı olan Çorum İli , Anadolu kültür mozaiği içerisinde eşsiz bir konuma sahiptir.

    Günümüzden 7 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Çorumda, ilk organize devleti kuran Hititlerin ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır.

    Hattuşa Anadolunun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir. Hitit uygarlığı en az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlıktır. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması metin tabletleri Boğazköyde bulunmuştur.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    İLÇELER :


    Alaca
    Boğazkale
    Kargı
    Laçin
    Mecitözü
    Ortaköy
    Osmancık

    NASIL GİDİLİR?

    Karayolu: Çorum İç ve Güneydoğu Anadolu'yu Karadeniz Bölgesine bağlayan devlet karayolu üzerinde yer alır.

    Havayolu: Çorum'da havaalanı bulunmamakta olup, En yakın havaalanı Samsun (176 km) ve Ankara (242 km)'da bulunmaktadır
    Çorum

    Çorum

    Çorum ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.

    Yüzölçümü 12.820 km² dir.Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. 28 sn. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk.20 sn. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
    Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 801 m.dir. Ankara'' ya 244, İstanbul'' a 608, Amasya'' ya 92, Sinop'' a 294, Samsun'' a 172, Tokat'' a ise 188 km. mesafededir.
    İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 50, Bayat 83, Boğazkale 84, Dodurga 45, İskilip 55, Kargı 116, Laçin 30, Mecitözü 37, Oğuzlar 84, Ortaköy 56, Osmancık 61, Sungurlu 70 ve Uğurludağ 66 km''dir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    NE ALINIR?

    Çorum ilinden alınabilecek şeylerin başında, şehrin sembollerinden olan , Çorum leblebisi ve bakır hediyelik eşya gelmektedir.

    Ayrıca, İskilip'te ağaç oyma işleri, Alaca Büyük Camili Köyünde kilim, Ortaköy İlçesi Karahacip beldesinde kilim, heybe, patik, çorap ve el örgü ürünlerini bulmak mümkündür.

    Osmancık ve Kargı'da üretilen pirinçler de, farklı lezzetleriyle mutlaka tadılması önerilen ürünlerdendir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Hattusaş

    Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri, Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrili
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Yazılıkaya Açıkhava tapınağında tabii kayalığa yapılmış olan, A odası olarak adlandırılan büyük galeri ile, B odası olarak adlandırılan küçük galeri yer almaktadır. Büyük galeri'nin ( A Odası ) batı duvarı Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezelidir. Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeriyi ( B Odası ) girişin iki yanında bulunan aslan başlı , insan gövdeli cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru ilerleyen 12 tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV. Tudhalia yer almaktadır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Alacahöyük
    Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    YAPMADAN DÖNME


    Alaca höyük, Bogazkale Müze ve Ören yerlerini ziyaret etmeden

    Kargı ve Abdullah Yaylalarını, Osmancık Başpınar ve Karaca Yaylalarını, İskilip Elmabeli ve Bayat Kurtçaçimeni Yaylalarını gezmeden,

    Ortaköy İncesu Kanyonuna gitmeden,

    Bakır El Sanatlarını görmeden,

    Çorum Mantısı, Keşkek ve İskilip Dolması, Gül burma ve Has Baklavasını tatmadan,

    Çorum Leblebisi almadan,

    ...Dönmeyin
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız




    Corum Saat Kulesi: 1894 yılında Çorum Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmıtşır.
    Kule 27,5 m. yüksekliktedir.
    Taban 8 köşeli olup, 5,30 m çapındadır.
    Kuleye 81 basamaklı döner merdivenle çıkılır.
    Sarı renkli kesme taştan olan kulenin kapısı üzerinde kitabesi mevcuttur.
    Saatin bulunduğu rakam dairesi çapı 1,50 metre, yelkovan uzunluğu 85 cm. akrep uzunluğu 70 cm. olup saatin çanı çok kuvvetlidir.
    ALACA'dan resimLer...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    MECITÖZÜ...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    ORTAKÖY - Incesu Kanyonu'ndan resimLer...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    SUNGURLU'dan resimLer...
    Atatürk Alani,SungurLu SaatkuLesi...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Çorum'un meşhur sarı leblebisinde üretim biraz farklıdır. Leblebi, zaten kuru olan nohuttan yapılır. Nohutun leblebiye dönüşmesi, yaklaşık 2 ayı bulan işlemler zincirini gerektirir.
    Tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere, oradan leğenlere doldurulur. Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurma işleminden sonra tekrar çuvallara doldurularak dumanı üzerinde satışa sunulur.


    Öteden beri bu yörede yetişen nohutun iriliği ve leblebiye dönüşüm sırasındaki kavurma işlemleri, haklı bir üne kavuşturmuş Çorum leblebisini. Senelerdir liderliğinden taviz vermemesinin nedeni de kuşaktan kuşağa aktarılarak bugüne ulaşan kavurma işlemlerindeki beceridir. Nohuta ayrı bir lezzet ve altın sarısı rengini kazandıran geleneksel leblebi üretimi bir yandan devam ederken, odunun yerini tüp gazın aldığı daha modern yöntemler de kullanılmaya başlanmıştır.

    Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası, kerpiç, tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekir. Karıştırıcı ve tava dışında, ocağı genellikle her imalatçı kendisi yapar. Ocakta yakıt olarak kullanılan

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Çorum halk oyunlarının temel iki enstrümanı davul ve zurnadır.

    Oyunlar genellikle halay ve türkülüdür. Oyunların bir kısmı sözlü, bir kısmı sözsüz, tabiat özlü (çekirge) ve aşk konulu (dillala, iğdeli gelin) oyunlar içerir. Oyunlar genellikle disiplinli, bağlı ve dizi halinde oynanır. Serbest oynanan oyunlar da vardır. (dillala).


    Çorum Halayı:
    6 erkek oyuncu tarafından davul, zurna eşliğinde oynanır.

    İğdeli Gelin:
    Kız ve erkeklerin beraber oynadığı bir halk oyunudur. Bir erkek bir kız olacak şekilde el ele tutuşan gençler bir halka oluşturur.


    Dillala:
    Dillala oyunu 6 kız 6 erkekle oynanmakta ancak, aktif olarak oynayanlar 6 erkek ve bir kızdır. Diğer kızlar figüran olarak arka planda ve hareketsiz durmaktadırlar.


    Çekirge:
    Yakın geçmişe kadar halkın geçim kaynağını genellikle tarım teşkil ederdi. Ancak, çiftçinin en büyük korkusu ürün olgunlaşınca ortaya çıkan çekirge sürüsüdür. Halk tüfek atıp, teneke çalarak, gürültü çıkarıp bu afeti uzaklaştırmaya çalışır. Çorum halkı bu canlıdan o kadar bezmiştir ki bu oyunu oluşturup türküsünü yazmıştır.

    Oyun, davul zurna eşliğinde 6 kız, 6 erkekle oynanır. Bir kız bir erkek olmak üzere, eller omuzlar üzerinde bir halka meydana getirilir. Oyunun figürleri çekirgenin hareketlerine uygun şekilde düzenlenmiştir.

    Çorumda Oynanan Diğer Halk Oyunları:
    Benli, Miço, Bediriş, Sarıkız

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    çataLasi: yesiL mercimek,yarma ve sogan iLe yapiLir.
    -Dügün çorbasi
    -Madimak:Madımak,sogan,buLgur,tercihe göre pastirma veya çemen iLe yapiLir.
    -Keşkek:Yarma,et,sogan iLe yapiLir.
    -IskiLip DoLmasi irinç,et,sogan iLe yapiLir.
    -OrtaLik:Kuzunun pirzoLaLik yerinden yapiLir.
    -Çorum Mantisi
    -TeL teL
    -GüL Burma
    -Hasida: Pekmez, bugday nisastasi,siviyag,tereyagindan yapiLir.
    -Çorum BakLavasi
    -Karaçuval Helvasi:Un,tereyaği,pekmez sekerden yapiLir.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Türkiye 3. Ligi 2. grup takimi
    Takim rengi:Kirmizi - siyah
    KuruLus tarihi:1967
    Başkan:Enver Şen
    Teknik Direktör:Sedat ÖZBAĞ

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Corum Belediyesi...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Pirinç TarLaLari...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Çorum iLinden aLinabiLecek seyLerin basinda Çorum LebLebisi ve bakir hediyeLik esya geLmektedir.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    CORUM KALESI...

    Çorum KaLesi: SeLçukLu mimari özeLLigini tasıyan Çorum KaLesi'nin ne zaman kim tarafindan yapiLdıgı biLinmemektedir. KaLe bedenLerindeki bir kisim rumca yaziLmis tasLar evveLce Roma veya BizansLiLar zamaninda yapiLmıs bir kaLenin yikiLarak yeniden TürkLer tarafindan yapiLdigini teyit etmektedir.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    HidirLik Cami...
    ULuCami...

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Emeqine saqLık
    Emeqine saqLık
    Birtanesinin_Bebegi...

    Gercekten cok güzel yerlermis emegine ellerine saglik arkadasim ayrica bizlerle paylasmis oldugun icinde tesekkür ederim
    --------------------------------------------------------------------------------

    ÇORUM TARİHİ
    Çorum Adının Kökeni
    İslam Öncesi Çorum
    Asur Ticaret Kolonileri Çağı
    Hitit Çağı
    Hitit Siyasi Tarihi
    Hitit Dili
    Hitit Dini
    Hitit İmparatorluğunun Yapısı
    Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması
    Frig Çağı
    Frig Sonrası
    Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş
    Danişmend Beyliği Zamanında Çorum
    Anadolu Selçukluları Zamanında Çorum
    Osmanlılar Dönemine Kadar Çorum
    Osmanlı İdaresinde Çorum
    Milli Mücadele Döneminde Çorum

    Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.

    Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.

    Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.

    ÇORUM ADININ KÖKENİ-

    Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.

    a- Bizans Kaynaklarına Göre

    Anadolunun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadoluya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizansa bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.

    b- Danişmendname ye Göre

    Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizansın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.

    Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen Cürümlü adı verilir, zamanla bu Çorumlu olur.

    c- Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre

    Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.

    d- Çorumun çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çoruma dönüştüğü söylenmektedir.

    e- Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayuntlu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.

    İSLAM ÖNCESİ ÇORUM-

    Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.

    Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler

    Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.

    Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000

    Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alacanın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.

    Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.
    Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000

    Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen tunç döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.

    a) Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000)
    Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar. Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağının III. Dönemine aittir.
    Anadoluda bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler dir. Hattiler Anadolu da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.

    b) Orta Tunç Devri
    Anadoluda Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.

    Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)

    M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolunun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadoluyla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri Karum kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) Hattuş-Karum adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.

    Bu ticaret ilişkileri Anadoluyu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.

    Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadoluda yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.

    Hitit Çağı (M.Ö. 1650-1200)-

    Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadoluda, Mezopotamyadaki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .

    Hititler, Asurluların Anadolu dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolunun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devletini kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarnadır. Başkenti ise Hattuşa dır. (Boğazkale)

    Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolunun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.
    Hitit Siyasi Tarihi-

    M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadoluya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadoluya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.

    Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.

    Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşayi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijustiyi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuşu yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısının laneti üzerinde olsun.

    Hattuşa M.Ö. 17. yy. ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devletinin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesinde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriyedeki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babile kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.

    Ancak, Murşilinin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantiliden sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziyada Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

    Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadoludaki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığına kaptırdı.

    Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadoluyu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.

    Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler.

    Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fıratın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamyada Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliyanın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliyanın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
    I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı na katmıştır. Kaşka larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır da Tutankhamon un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış ı alarak Mitanni Krallığı na son vermiştir.

    II.Murşilinin, Anadolunun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriyede huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
    Babası Murşilinin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla Büyük Kral olarak hüküm sürmüştür. O nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşada Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşadan Tarhuntaşşaya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriyedeki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititlerin anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısırdı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı na yol açtı. (M.Ö. 1274)

    Günümüzde Mısır daki Abydos, Luksor, Abu Simbelin duvarları ve Ramsesseumun pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğunun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramsesin Hitit Kralı II. Muvattalliyi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadoluya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.

    Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşadan, yeniden Hattuşaya taşımıştır.

    Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.

    Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşada tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattalinin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.

    Hitit İmparatorluğunun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşada bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadoluda başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.

    Hitit İmparatorluğunun M.Ö. 1200den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadoluya Suriye ve Mısırdan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadoludaki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğunun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.

    Hitit Dili
    Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadoluda aynı dönemde (M.Ö. 1800 lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçeden başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan sesli oku ibaresinden anlaşılır.


    Hitit Dini-
    Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
    Hititler de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.

    Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.

    Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.