Coğrafya > KIRKLARELİ

    KIRKLARELİ
    elimizdeki bilgilerden ekleyecek olursak

    Kırklareli ülkemizin ormanları bol illerinden biridir. Yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli, önemli av merkezlerindendir. Yıldız dağlarının yoğun ormanlarla kaplı yükseltileri büyük av hayvanlarının, ovalar ise kanatlı av hayvanlarının yaşama alanlarıdır. İlde kara avcılığı yanında, Karadeniz'de balık avcılığı da yapılmaktadır. Mevsimine göre her türlü balık avlanabilmektedir. Ayrıca, akarsu ve derelerde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. En çok alabalık, miryana, sazan avlanmaktadır.

    Kırklareli iklimi yörelere göre farklılık göstermektedir. Kırklareli merkezinde de karasal iklim hakimdir. Yıldız Dağlarının kuzeye bakan kesimlerinde Karadeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak yazlar serin, kışlar ise soğuktur. Denizden uzak iç kesimlerde ise karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve zaman zaman kar yağışlı geçmektedir.

    Et ve süt ürünlerinin yanı sıra sebze ve meyve de beslenmede önemli bir yer tutar. Kaşar peyniri ve ay çiçeği üretimi yaygındır. Yörede, bağcılığa bağlı olarak içki yapımı gelişmiştir. Keşkek, zerde, kaymakçına, plaska, sulu kaçamak, kuru kaçamak, ısırgan böreği, külür, kapama, çoban böreği ısırgan otu çorbası yöreye özgü yemeklerdir.
    m. Halk Hekimliği
    Her yerde olduğu gibi Kırklareli'nde de tıbbın insana ulaşamadığı veya şehirden ve doktordan uzak olduğu köylerde yaşayan insanların, başına gelen çeşitli rahatsızlıklar karşısında zaman içerisinde geliştirmiş oldukları bazı tedavi yöntemleri vardır. Bu tedavi yöntemlerine ve kullanılan ilaçlara "kocakarı ilaçları" denilmektedir. Kocakarı ilaçları çeşitli bitkilerden, hayvansal ürünlerden ve dini dualarla yapılan telkin yöntemlerinden oluşmaktadır. Bazı örnekler verilecek olursa;
    Nazara karşı, kurşun döküp dua okunmaktadır. Kırklareli'nin hemen hemen bütün köylerinde, ilçelerinde ve il merkezinde nazara karşı dua okuyup kurşun döken yaşlı insanlar bulmak mümkündür.
    Boğaz şişmesine karşı, inek ve benzeri hayvanların mayıs denen dışkısı bir saç üzerine konup ateşte ısıtılır. Isıtılan mayıs, bir tülbent ile boğaza bağlanır. Diğer bir tedavi yöntemi de kuru soğan küle gömülüp biraz sendirildikten sonra, bir tülbent ile boğaza bağlanmakta ve boğazın yumuşaması sağlanmaktadır. Üçüncü bir yöntem de çekirdeği çıkarılmış zeytinin bir tülbent ile boğaza bağlanmasıdır. Dördüncü bir tedavi şekli de buğday ununun kepeği suyla karıştırılıp lapa yapılır. Hazırlanan lapanın üzerine zeytinyağı da sürülerek bir bezle boğaza bağlanır.
    Karın ağrısına karşı, kekik otu kaynatılıp içine yumuşak peynir şekeri ilave edilerek içilir. Ayrıca çiçek açmış papatyanın göbeğindeki sarı kısım da kaynatılıp içilir.
    Bronşite karşı, kara turpun içi oyulur. İçine bal konularak bir gece bekletilir. Ertesi gün hazırlanan bu bal, bronşitli olan kişiye yedirilir.
    Sinüzite karşı, acı kavun suyu genize çekilir. Baş ağrısına karşı incecik, dilim dilim kesilen
    patates bir tülbent ile alına ve şakaklara bağlanır.
    Kulak ağrısına karşı, ateşte sendirilen pırasanın suyu sıkılır. Bu sudan birkaç damla ağrıyan kulağa damlatılır.
    Gözde kanlanmaya karşı, yumurtanın akı yağsız pişirilir. Bir tülbent ile kanlanan göze bağlanır.
    Mayasıla karşı, ilkbaharda derelerden toplanan sülükler, mayasıl yerine yapıştırılır.
    Vücutta oluşan çürüklere karşı, yeni kesilmiş inek, dana, tavuk gibi hayvanların eti çürük yere sarılır.
    Vücutta çıkan çıbana karşı keten tohumu un gibi öğütülüp, süt ile karıştırılır. Hazırlanan bu keten lapası çıbanın üstüne bezle bağlanır ve bir gün, bir gece bekletilir. Sonuçta çıbanın kaybolması sağlanmış olur. Diğer bir tedavi yöntemi de çıbanın üzerine, sardunya çiçeği yaprağının akşam yatmadan önce bağlanmasıdır.
    Parmakta dolama olursa, acı biberin çekirdekleri boşaltılır. Çekirdeği alınmış acı biber, dolama bulunan parmağa bağlanır. Biber, parmakta bir gün, bir gece bağlı kalır ve birkaç gün içinde dolama geçer.
    Bağırsak kurdunu yok etmek için 7 ila 10 gün boyunca çiğ kabak çekirdeği yenir.
    Parmağa iğne, diken batıp parmak su toplarsa, su toplanan yere sardunya yaprağı bağlanır. Sardunya bulunmazsa, lokum bağlanıp bir gece bekletilir.
    Soğuk algınlığına karşı, hardal tohumu sürtülerek parçalanır ve beze sarılarak bir kova sıcak suya atılır. Suda 5-1 ü dakika bekletildikten sonra o suyla banyo yapılır.
    Üşümeye karşı ispirto, limon ile vücut, kol ve bacaklar ovulur. Sırt ağrısına karşı, yanmakta olan gaz lambasının gazı ile sırt ovulur.
    ***Yukarıda tespiti yapılan tedavi yöntemleri motorlu araçların olmadığı ve doktorların bulunmadığı, kasaba ve şehirlere ulaşımın zor olduğu dönemlerde kesin ve mutlaka başvurulan tedavi yöntemleri iken, bu gün özellikle hastaneler tercih edilmektedir. Ancak yine de zaman zaman bazı köylerde benzer uygulamaların varlığını muhafaza ettirdiği görülmektedir.

    n. Çocuk Oyunları
    Oyun; çocukların vazgeçilmez eğlencelerinden biridir. Çocuğun gelişip sosyalleşmesi açısından da çok önemlidir. Oyun, çocukta yaratıcılığı artırır, kişiliği geliştirir. Çocuk, oyunu kaybettiğinde mağlubiyeti kabullenmesini, kazandığında ise sevinmesini öğrenir. El becerilerini artırır, düşüncelerini uygulama alanı bulur. Yörelerdeki çocuk oyunları, yaşanılan çevre ile bağlantılı olarak farklılık gösterir. Yörede çocukların oynadıkları, büyüklerin oynayıp da bugün bir kısmını unuttukları pek çok oyun bulunmaktadır, Şunlardan birkaçı şöyledir:
     Beş taş (aşık) oyunu
     Tombili (Tumburlens)
     Mendil kapmaca
     İstop
     Yakan top
     Kör ebe
     Domuzcuk
     Çelik
     İp atlama
     Ortada sıçan
     Yağ satarını bal satarım
     Kaydırak
     Evcilik oyunu
     Misket (bilye, zımzık)
    Bu oyunlardan iki tanesinin oynanış şekli şöyledir:
    Beş Taş : Karşılıklı iki kişi tarafından oynanır. Kızlar da erkekler de oynar. Taşlar (5 adet) yere atılır. İlk önce "birler" oynanır. Birlerde oyuncu bir taşı baş hizasına kadar havaya atar. Havaya attığı taş yere düşüne kadar taşı havaya attığı elle yerden bir taş alıp, daha önce havaya attığı taşı yakalamak zorundadır. Yakalayamaz ise yanar. İkilerde, yine havaya bir taş atıp aynı elle yerden 2 taş almak, Üçlerde, üç taş almak, dörtlerde havaya attığı taş yere düşene kadar 4 taşı da almak ve havadan düşen taşı tutmak zorundadır. Daha sonra işaret parmağını (sol el) orta parmağının üstüne koyup yere dayayarak köprü oluşturulur. Sağ elle de bir taş yukarı atılır. 4 taşı da birbirine değmeyecek gibi köprü kurduğu parmaklarına yakın bir yere bırakır. Havaya attığı taş yere düşmeden köprüden bir taşı diğer tarafa geçirir ve yukarıya attığı taşı yere düşmeden tutar. Dört taşı da birer birer diğer tarafa geçirince bu bölüm de tamamlanmış olur. Sonra 5 taşı sağ elle havaya atıp birlerde en az bir taş elinin üstünde kalacak şekilde taşları yakalar, elinin üstündeki (tersindeki) taşı tekrar eliyle yukarı atar ve avucuyla yere düşmeden yakalar. Bu hareket ikilerde 2 taş, üçlerde 3 taş. dörtlerde 4 taş ve beşlerde 5 taş elinin üstünde tutulup avucuyla yakalayacak biçimde devam eder. Elinin üzerinde eksik taş yakalarsa ve avucuyla tutamazsa yanmış olur. Tüm bu hareketleri aksatmadan (yanmadan yapıp tamamlarsa, oyunda başarı sağlamış olur ve rakibine karşı bir oyun ilerde olur. Aynı oyun koyun, kuzu ve keçilerin ön ayaklarının dizlerinden çıkan aşık kemikleriyle de oynanır. Hatta taştan ziyade aşık kemikleriyle oynanmaktadır. Bu oyun evde, sokakta, kısacası bir araya gelen iki kişinin öncelikle tercih ettiği bir oyundur. Tüm çocuklar tarafından bilinir ve sevilerek oynanır.
    İstop : Üç veya daha çok oyuncuyla, kız ve erkek karışık oynanan bir oyundur. Çok oyuncu olursa daha neşeli olur. Her oyuncu kendine bir takma isim bulur veya kendi isimleri ile oynarlar. Ebe olan ortaya geçer ve elindeki topu havaya atarak, birinin ismini söyler. İsmi söylenen çocuk havaya atılan topu yakalamaya çalışır. Bu arada diğer çocuklar uzaklaşabilecekleri kadar uzaklaşırlar. İsmi söylenen çocuk, topu tuttuğu anda "istop" der ve bu anda herkes olduğu yerde kalır. Ebe, topu en yakın olana atıp vurmaya çalışır. Duran çocuklar hiç kımıldamazlar. Top kime değerse, o çocuk "ebe" olur. Yeni ebe de aynı şeki31de topu havaya atarak, oyunu devam ettirirler. Top hiçbir çocuğa isabet etmezse ebe çocuk topu yine alır ve havaya atarak oyunu sürdürür.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    o.Kırklareli'nde Yağmur Duası
    Köylünün, geçim kaynağı olan toprağa ektiği mahsulünün verimli olması için havaların kurak geçtiği, suya ihtiyaç duyduğu zamanlarda "yağmur duası" yapılmaktadır. Kırklareli'nin hemen hemen her köyünde, Nisan veya Mayıs aylarında yapılan yağmur duası, komşu birkaç köyün birleşerek yapabildiği gibi, genelde her köy ayrı ayrı program yapmaktadır. Kırklareli'nin tüm köylerindeki yağmur dualar çoğunlukla birbirine benzemektedir. Bu nedenle, Ahmetçe Köyü'nde yapılan yağmur duasının tanıtımı, örnek olması açısından yeterli olacaktır. Merkez İlçe'ye bağlı Ahmetçe Köyü'nde yağmur duası geleneksel olarak her yıl yapılmaktadır. Yağmur duası İçin belirli bir gün olmamakla beraber, köylünün ortak kararıyla tarih belirlenir. Herkes gönlünden koptuğu kadar, köy muhtarlığına para verir. Zengin sürü sahiplerinin de kurbanlık koç ve kuzu verdikleri olur. Tarihi belirlenen yağmur duasına komşu köyler de davet edilir. Duadan üç gün önce 8-12 yaşları arasındaki çocuklar, köyün etrafında, özellikle yüksek yerlerde ve mezarlıkta gezdirilir. Yüksek yerlerde yağmur yağması için mezarlıklarda ise ölmüşlerin ruhu için dua edilir. Dua yapılıncaya kadar geçen sürede şayet yağmur yağar ise program, yağan yağmur için "şükür duası" olarak devam eder.
    1977 yılına kadar yapılan bir gelenek ile yağmur dualarında, nohut - fındık büyüklüğünde yetmiş bin adet taş toplanır. Köyde okumasını bilen kişiler tarafından Kuran-ı Kerimde mevcut olan bir cümlelik ayet (Şura Suresi, 28. Ayet) bu taşlara tek tek okunur. Okunan taş, hava yağışlı olsun diye dil ile ıslatılır. Taşlar okunurken, rüzgar çıkıp yağmur bulutlarını dağıtmasın diye, esnememeye özen gösterilir. Okunup dil ile ıslatılan yetmiş bin küçük taş, köylünün tamamının katılımıyla yapılan yağmur duasından sonra, çuval içinde dereye gömülür. Taşların dereye gömülmesi sırasında 4-5 kişi tarafından yine dua edilir. Çok yağmur yağar, sel olur ise dereye gömülen bu taşlar yağmur azalsın diye dereden çıkarılır.
    Taşa dua okuma geleneğinin terk edildiği 1977 yılından sonra, Ahmetçe'nin yağmur dualarında, 41 boğumlu asma çubuğuna dua okuyup, dereye gömme geleneği ortaya çıkmıştır. Yine tüm köylünün katılımıyla yapılan yağmur duası bittikten sonra, tek parçadan oluşan 41 boğumlu ve her boğuma Yasin-i Şerif okunmuş asma çubuğu, başta köy imamı olmak üzere, 4-5 kişi tarafından köyün deresine gömülür. Şayet çok yağmur yağar sel olur ise o asma çubuğu gömüldüğü yerden çıkarılır. Yalnız erkeklerin katıldığı, yemeklerin yapılıp yendiği yağmur duasında, avuç içleri göğe doğru değil, yere doğru açılmaktadır. Yakın tarihlere kadar yapıldığı halde bu gün yapılmayan diğer bir gelenek ise yağmur duası esnasında birbirlerini görecek uzaklıkta koyunlar bir tarafta, kuzular diğer tarafta bekletilir. Analarını gören kuzular ve kuzularını gören koyunlar melemeye başlar. Köyün ve kuzuların bu meleme sesleri yağmur yağsın diye Allah'a yakarış olarak yorumlanır. Yağmur duası sonrasında, hazırlanan yemek gelenlere ikram edilir. Genel olarak muhtarlıkta toplanan yiyecek malzeme, yağmur duasının yapılacağı yere daha önceden götürülüp işin ehli olan 8-10 kadın tarafından et ve pirinç pilavı olarak yapılmıştır. Sofralar kurulur, her sofraya tepsilerle kuru fasulye, etli pilav ve yoğurt konarak, topluca yemek yenir.Yemekten sonra, yağmur duasını yaptıran hoca tarafından yemek duası yapılır. Artan yemekler, köyde fakirlere verilir. Ayrıca yemek artarsa komşu köylere de gönderilir

    KIRKLARELİ MUTFAK KÜLTÜRÜ
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Yöre mutfağının kaynağını tarım ürünleri, büyük ve küçük baş hayvancılık ile deniz ürünleri oluşturmaktadır. Bölgede üretilen ve yöre mutfağına besin olarak giren tarım malzemesi; buğday, ayçiçeği, şeker pancarı, çekirdeklik kabak, patates, mısır, kuru fasulye, arpa, üzüm, karpuz, kavun, domates, biber; meyve olarak şeftali, erik, ceviz, kayısı, elma, ayva, dut, çilektir. İnek, koyun, keçi, manda; kümes hayvanlarından da tavuk, ördek, hindi, kısmen de kaz beslenir. İlin Karadeniz'e kıyısı bulunan Demirköy ve Vize ilçelerine bağlı İğneada, Kıyıköy, Beğendik ve Limanköy'de yaşayan halkın geçim kaynağının önemli bir kısmını ise balıkçılık karşılamaktadır. Balık türleri arasında kalkan, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit, palamut, çînekop, sarıkanat, lüfer, kofana ve yayın yer almaktadır. Göletlerde aynalı sazan ve İsrail sazanı, derelerde ise kara sazan, kızıl kanat, miryana, gümüş balığı ve alabalık bulunmakta ve bu çeşitlilik yöre mutfağına yansımaktadır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kırklareli'nde hayvansal ürün olarak et, süt ile yoğurt, peynir, ekşimik; kümes hayvanlarından da yine et ve yumurta elde edilmektedir. Bütün bu zengin malzemeden Yöreye özgü çeşitli yemekler yapılmaktadır. Bölgesel isimle anılan yemeklerden bir kısmı; işkembeden yapılan Değirmendere, hamurdan yapılan umaç çorbası, sığır etinin kaynatılmış suyundan yapılan höşmel, papara, yağlı çorbalar, özel olarak hazırlanmış ve muhtevaca zengin tarhanadan yapılan tarhana çorbası, yoğurtlu labadadan yapılan borani, unla pişirilen labadadan yapılan toğga, korda sendirilmiş patlıcan, biberden yapılan manca, turşu ve lahanadan yapılan kapuska yemekleridir. Özellikle düğünlerde çok yaygın olarak yapılan etli yahni, çeşitli sebze katkılı papaz yahnisi, et haşlama, tas kebabı, hıdrellez kuzusu da denilen kuzu kapama, ciğerden yapılan ciğer yahni ile ciğer tava yemekleri, lahana turşusu ve pirinç ilave edilerek yapılan kaile yemeği, un ile yapılan tavuk bulamacı, pirinç katkılı tavuk kapama ve hindi kapama etli yemekler sınıfındadır. Balık yemekleri; kalkan balığı, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit ve Eylül ayı sonuna kadar yağlanmadan önce palamut balığı tavada, yağda kızartılarak yenir. Eylül ayından sonra, boylarına göre ismi değişen çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana yağlı balık olduklarından ve palamut balığı da yağlanmaya başladığından ızgarası yapılmaktadır. Gerek tatlı su balıklan, gerekse Karadeniz'den tutulan balıkların hepsi korda yapılabilmektedir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kültür Müdürlüğü:
    Kültür Bakanlığı'nın taşra teşkilatı olarak faaliyetini sürdürmektedir.Bu doğrultuda İldeki kültür hizmetinin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ile ilgili araştırma ve planlamaları yapmak, her türlü kültürel, sanatsal etkinliği gerçekleştirmekle yükümlü olan İl Kültür Müdürlüğü, Kırklareli Müzesi ve 9 adet halk kütüphanesinden oluşan toplam 10 bağlı birimde hizmet vermektedir.
    Müdürlük, her yıl düzenli olarak tiyatro gösterileri, çeşitli konserler ve sergilere ev sahipliği yapmakta, güncel konularda konferanslar, paneller, açık oturumlar vb. kültürel etkinlikler düzenlemektedir.
    İl Kültür Müdürlüğü, önceleri Valilik Binası'nda hizmet vermekte iken, 1994 yılında, İstasyon Caddesi altında bulunan, metruk haldeki Gümrük (Oktavra) Binası'nın Kültür Bakanlığı tarafından restore ettirilmesiyle kazanılan yeni binasına taşınmıştır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kırklareli Müzesi:
    "... Memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan eski medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan Anıt yapıların muhafazaları için Müze Müdürlüklerine ve kazı işlerinde kullanılmak üzere (Arkeoloji) mütehassıslarına kesin lüzum vardır..."
    M.Kemal ATATÜRK
    Kırklareli Müzesi binası, 1894 yılında Mutasarrıf Neşet Paşa ve Belediye Başkanı Hacı Mestan Efendi zamanında yaptırılmıştır. 20 Aralık 1930'da Büyük Önder Atatürk tarafından ziyaret edilen bina, 1962 yılına kadar fiilen Belediye binası olarak kullanılmış, 1970'li yıllarda ise tamamen boşaltılarak terk edilmiştir. 1983 yılında başlayan ve çeşitli aralıklarla devam eden restorasyon çalışmaları 1993 yılında tamamlanmıştır. Tarihi binanın müze olarak düzenlenmesi çalışmaları ise Aralık 1990 tarihinde başlatılmış ve 14 Ocak 1994 tarihinde Kırklareli Müzesi resmen ziyarete açılmıştır. Bodrum hariç iki katlı betonarme olan yapının dört cephesinde kemerli pencereler yer almakta olup, girişte dört sütuna oturan cumba vardır. Arkeoloji ve etnografya seksiyonları üst katta yer almakta, giriş katında ise Kültür ve Tabiat sergi salonu bulunmaktadır. Esas amacı, çevresinde geç kalmış olan tarihi araştırmalara merkez olmak, çeşitli bilimsel kuruluşlara yardım ve öncülük etmek olan Kırklareli Müzesi'nde halen 553 etnoğrafik, 1189 arkeolojik, 1995 adet de sikke olmak üzere, toplam 3737 adet kayıtlı eser mevcuttur. Müze'ye eser akışı sürekli olarak devam etmektedir. Bu eserler tarihi seyir itibariyle Prehistorik dönemden, Cumhuriyet dönemine kadar gelişen zaman dilimini içermektedir. Yine Müze Müdürlüğü'nün asli görevi olarak yerine getirilen doğal ve kültürel gayrimenkul tescilleri de dikkat çekici çokluktadır. Bu amaçla İl'de 98 arkeolojik, 3 kentsel, 13 doğal sit ve 195 adet de tek yapı olmak üzere, toplam 309 adet tescilli gayrimenkul yapı ve sit alanı bulunmaktadır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kültür ve Tabiat Salonu:
    Müze girişinde zemin kattadır. Bu bölümde 76 türden 102 adet çeşitli canlı örneği, tahnit edilmiş olarak sergi halindedir. Bu hayvan türlerinden bir kısmının nesli tükenmiş ya da tükenme tehdidi altındadır. Müzenin en yoğun ilgi gören bu bölümünün ziyaretçileri, çoğunlukla ortaöğretim öğrencileri, üniversitelerin biyoloji bölümü öğrenci ve öğretim elemanları ile çeşitli araştırmacılardır. Müze binasının son derece yetersiz olması nedeniyle 1996 kazı sezonunda ele geçirilen antik Vize tiyatrosu rölyefleri de bu bölümde sergilenmektedir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Arkeoloji Seksiyonu:
    Kırklareli ve yakın çevresinde elde edilen eserlerden oluşmaktadır. Sergi Buzul Çağı sonrası döneme ait çeşitli deniz, kara türleri ve ağaç fosilleri ile başlamakta, daha sonra kronolojik sıra itibariyle Roma Dönemi sonlarına kadar bir seyir takip etmektedir. Vitrinlerde ağırlıklı olarak Kırklareli Aşağıpınar, Kanlıgeçit ve Tilkiburnu yerleşim birimleri ile Pınarhisar İslambey A, Alpullu Höyüktepe, Dolhan ve Yündolan tümülüslerinde yapılan kazılar sonucu elde edilen eserler yer almaktadır. Burada ayrıca Klasik dönemlerden, Osmanlı dönemine kadar süregelen ve kronolojik seyir takip eden bir de sikke vitrini bulunmaktadır. Eser sayısının günden güne artması ve bina yetersizliği nedeniyle, özellikle Müzeler Haftası öncesinde arkeoloji vitrinlerinde eser değişimi yapılmakta,ancak arzu edilen seviyede geniş kapsamlı bir teşhir yapılamamaktadır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kırklareli Müzemizin bu bölümü üst katta ve 2 odadan oluşur.Birinci bölüm 19-20yy. lara ait kırsal ve kentsel yaşantılara ait görsellikler sunulur. Bu bölümler bünyesinde çeşitli dönemlere ait süs eşyaları, giysi ve günlük malzemeler sergilenir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Kırklarelili Karagöz:
    Evliya Çelebi 1658 yılında Kırklareline (kırkkiliseye) geldiğinde Karagözü İstanbul tekfuru Konstantinin habercisi Edirne yakınındaki Kırkkilisede söz sahibi ağzı laf yapan ünlü ve çelebi bir Osmanlı kıptisi olarak tespit etmiş ve bu bilgiyi ünlü Seyahatname adını taşıyan kitabına geçirmiştir.Ayrıca Karagöze Sofyozlu Bali Çelebi dendiğini bildirmiştir."

    Diğer yazılı ve güvenilir kaynaklar da Karagözün atalarının geleneğine uyan biçimde demircilik yaptığını Demirköy maden ocaklarında çalıştığını ileri sürmektedir.
    Biz de Karagözün yaşadığı yeri araştırırken burasının Vize nin Kömürköy ile Karadeniz kıyısındaki panayır iskelesi arasında Romanlara ait bir köy olduğunu bu köyün tarihi bir olay nedeniyle ortadan kaldırıldığını köyde çingene kale ve kar mevkii bulunduğunu tespit ettik.

    Evliya Celebinin verdiği bilgiye diğer bilgiler de eklenerek, Karagözün heykeli Kırklareline dikilmiştir.Kırklareli de Karagözü kendi kültürüne, kendi folkloruna dahil etmiştir.

    Kırklareli'nde Mimari:
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    KAPILAR AÇILIR ZAMANLARA; MEKANLARA;
    KAPILAR AÇILIR UMUTLARA; MUTLULUKLARA;
    KAPILAR AÇILIR HUZURLARA SÜKUTLARA;
    VE....; BAZEN NE YAZIKTIR Kİ ! .... KAPILAR AÇILMAZ OLUR
    O ESKİ MUTLU ANILARA
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Halk Mimarisi :
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Mimari yapıların oluşmasında, şekillenmesinde arazinin yapısı, iklim, bölgedeki doğal malzeme ile yapıyı yapan ustanın bilgi ve becerisi etkili olmaktadır. Bulgaristan sınırında ve Karadeniz kıyılarında yer alan Kofçaz - Vize ilçeleri ve köylerinin yer aldığı bölgeler ormanlık olup, taş malzeme bol miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle yapılarda taş ve ağaç, çatıda ise kiremit kullanılmaktadır. Kırklareli Merkez İlçenin güneyinde kalan bölgesi, Babaeski, Lüleburgaz, Pehlivanköy ilçeleri ile Pınarhisar İlçesi'nin güneyinde kalan bölümünde orman ve taş hayli azalmakta, bunların yerini tahıl ekilebilir düz, toprak arazi almaktadır. Bu nedenle bölgedeki evler kerpiçten olup, çatı malzemesi yine kiremittir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Mimari yapılarla ilgili çeşitli inanışlar da mevcuttur; mutfak suyu ile tuvalet ve banyo suyu aynı yere akıtılmaz. Ev halkından birisi öldüğünde, ölen kişinin yıkandığı yere yeni bir yapı yapılmaz. Yağmur yağar, gök gürlerken evlerin dışarı açılan ana kapısının eşiğinde ve saçak altında durmamaya özen gösterilir, ayrıca oda içerisinde iken kapı arkasında durmanın iyi olmadığına, orada duranın başına uğursuzluk geleceğine inanılır. Bir diğer inanış ise evin ana giriş kapısının iç üst kısmına "karınca duası" yazısı konmasının eve bolluk ve bereket getireceği düşüncesidir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Arasta (Bedesten):
    Kırklareli merkezinde, Hızırbey Hamamı'na bitişik inşa edilmiştir. 1383 (H.785) yılında ticari amaçla yapılmış, T plandadır. Kemerli duvarların dış cepheleri, bilhassa üst kısımları, hamam duvarı işçiliğinden farklı, tuğla sıkıştırmak, alternatif taş ve tuğla sıra tekniğindedir. Kemer duvarlı, iki tuğla hatıllı üst örtüsü manastır tonozlu olup, 15 metre uzunluğunda, 12 göz (magazin) dükkandan oluşmaktadır.

    Hızırbey Hamamı (Çifte Hamam):
    Kırklareli merkezinde, Cumhuriyet Meydanı'nda bulunmaktadır. 1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızırbey tarafından yaptırılmış, 1683 yılında, Hacı Hüseyin Ağa tarafından onarılmıştır. Halen faal durumdadır. Duvarların dış yüzeyi düzgün yönü köfeki kaplamadır. Kubbe fenerlerinin işçiliği köfeki olup, dikkat çekicidir. Hamam, bitişiğindeki arasta ile birlikte yapılmıştır

    Askeri Mimari Örnekleri :
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Seyfioğlu Tabyası ve Taş Tabya:
    Kırklareli merkezine üç kilometre mesafede, şehrin kuzeydoğu ve kuzeybatı kısımlarında bulunmaktadır. 1877 (H. 1293) yılında savunma amaçlı yapılmıştır. İç duvarlar kesme muntazam köfeki taştan, üzerleri toprak yığmadır. Her bölümün üzerinde paratoner bulunmaktadır. Cepheleri genel olarak kuzey istikametinde olup, ters U planında ve etrafı hendeklerle çevrilidir.

    Yoğuntaş (Polos) Kalesi:
    Kırklareli'nin Yoğuntaş Köyü'nde bulunmaktadır. Oldukça harap durumdaki kalenin Helenistik dönemden önce, yani II. Philip (Flip) zamanında, MÖ. 4. yy. ortalarında yapıldığı ileri sürülmektedir

    Koyva Kalesi:
    Merkez İlçeye bağlı Kuzulu Köyü yakınlarında olup, MS. 3-4. yy. (?)'da yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça harap durumdadır. Çok az temel kalıntısına ve galerilere tesadüf edilmektedir. Bu yapınır kale olmaktan ziyade, bir gözetleme kulesi olma ihtimali yüksektir. Kalıntıların 500 m. güney istikametinde yaklaşık olarak aynı dönemlere tarihlenen mağara manastırları bulunmaktadır.

    Diğer Kaleler:
    Yukarıda belirtilen kaleler dışında tahrip edilmiş veya kısmen korunabilmiş kale ve kuk kalıntılarının sayısı bir hayli fazladır. Bunlardan bir bölümü; Eriklice Kalesi, Demircihalil Kalesi (2 adet), Karakoç, Keçi Kale, Erikler Has Kale, Düzorman Köyü Kalesi, Koruköy Kalesi, Dereköy Kak Kaynakları Kalesi, Yündolan Kalesi (2 adet), Üsküp Asarcık Kalesi, Çukurpınar (Sazara) Kalesi, Armağan Kalesi Armutveren Kalesi, Beypınar Kalebayırı Kalesi'dir.

    İnece Köprüsü:
    Merkez İlçe'ye bağlı İnece Kasabası girişinde yer almaktadır. 1891 yılından önce, askeri amaçla ahşap olarak yapılmıştır. Uzunluğu yaklaşık olarak 150 metre olan köprü, 1940 yılında bugünkü şekliyle yeniden yapılmıştır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Velika Deresi:
    Demirköy yakınlarında, Karaman Bayırı'na 4 km. mesafededir. Dere boyu ve orman içi mesire yeri olup, masa,bank, WC, içme suyu gibi tesisler bulunmaktadır. Derede bol alabalık bulunmaktadır.

    Koca kaynaklar :
    Dereköy'ün 13 km. kuzeyinde Karadere köyü yakınındadır. Sınırdan geçiş yapanlar için bir konaklama yeri olarak hazırlanmış, masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Dolapdere :
    Dereköy'ün 7 km. kuzeyinde, Türkiye-Bulgaristan yoluna 100 m. mesafededir. Dinlenme yerinde masa, bank ve içme suyu vardır. Derede alabalık avlama olanağı bulunmaktadır.

    Dereköy :
    Dereköy'de yol boyunca uzanan ormanlık alanların bir kısmı dinlenme yeri olarak düzenlenmiştir. Masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.

    Kavaklı Meşe Korusu :
    Kırklareli merkezine 10 km. mesafede, İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. Orman içi dinlenme yeridir. Bir bölümü Gaziosmanpaşa Göçmen Misafirhanesi olarak düzenlenmiştir. Kalan kısmı yeniden günü birlik kullanıma açılacaktır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Çifte Kaynaklar:
    Vize İlçesi'ne bağlı Sergen Köyü yakınlarındadır. Mesire alanında masa, bank bulunmaktadır.

    İnce Koru :
    Pınarhisar-Vize yolu üzerinde, Sergen Köyü yol ayrımındadır. Orman içi dinlenme yeridir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    İğneada-Mert Gölü :
    Demirköy İlçesi, İğneada-Mert Gölü civarında meşe ağaçlarıyla kaplı dinlenme yeridir. Masa, bank, WC ve içme suyu bulunmaktadır.

    Karahıdır Korusu :
    İl merkezine yaklaşık 5 km. mesafede, orman içi dinlenme yeridir.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kırklareli Sular İdaresi Mesire alanı:
    İl merkezimize çok yakındır. Ağaçlandırma çalışması yapılmış, konaklama, su, mangal, çocuk oyun alanları, otopark, büfe kafeterya ve WC tesisleri tam olarak hizmet verir.

    Ayrıca Dereköy yolu üzerinde Çağlayan, Kırklareli Merkez ilçeye bağlı Şeytandere, İnece ve Erikler Korusu, Kofçaz İlçesi yakınlarında Böcekdere Korulan, Hudut Kapısı ve Çamlık mesire yerleri, günü birlik gereksinimlere cevap vermektedir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Babaeski:


    D.100 karayolu üzerinde ve İl merkezine 37 km mesafede bulunan Babaeski, 1362 yılında I. Murat zamanında Bizanslılardan teslim alınmıştır. İsmi önceleri Bizans Döneminde; Bulgaraphygon iken Babaeski Atik olarak Türklerce bilindiği; Fatih Sultan Mehmet'in ilçeyi ziyaretinden sonra, Babaeski ismiyle anılmaya başlandığı rivayet edilmektedir.


    1919 yılında Yunanlılar tarafından işgal edilen Babaeski, 9 Kasım 1922 tarihinde kurtarılmış ve 1924 yılında ilçe olmuştur. Oldukça düz bir arazide yer alan ve yüzölçümü 65.200 hektar olan İlçenin akarsuların! Ergene ve kolları oluşturmaktadır.Toplam ilçe nüfusu 50.525 olup, bu nüfusun 22.489'u ilçe merkezinde, 28.037'si ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 31 köy, birisi ilçe merkezi olmak üzere 5 belediye ve toplam 36 yerleşim merkezi bulunmaktadır.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    İlçeden Genel görünümler ve Babaeski Şehitliği
    Demirköy

    Kırklareli'nin Karadeniz sınırında bulunan Demirköy İlçesi İl Merkezi'ne 74 km. mesafededir. 1369 yılından önce Bizans hakimiyetinde olan Demirköy, Sultan I. Murat Hüdavendigar zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1914 yılına kadar Vesilhos Şehrine bağlı Samokofçuk isimli nahiye merkezi iken, Balkan Savaşı sırasında Vesilhos'un Bulgaristan'da kalması üzerine ilçe merkezi haline getirilmiş ve adı "Demirköy" olarak değiştirilmiştir. 27 Temmuz 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan İlçe, 11 Kasım 1922 de kurtarılmıştır.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    İğneada'dan Genel Görünümler
    Yüzölçümü 945 km2, rakımı 300 m. olan İlçenin genel bitki örtüsü ormanlıktır. Orman ağaçları başta meşe ve kayın olmak üzere çeşitlilik göstermektedir. İlçe Karadeniz ikliminin etkisinde olmasına rağmen, yazları sıcak ve kuraktır. Yıllık ortalama 1000 mm. olan yağışlar bahar ve kış aylarında daha çok görülür. 1997 genel nüfus tespiti sonuçlarına göre Demirköy'ün nüfusu 10.781'dir. Bu nüfusun 4.744'ü ilçe merkezinde, 2.152'si İğneada Beldesinde ve 3.885' i de köylerde yaşamakta olup, toplam 15 köyü bulunmaktadır.

    Traklar'dan günümüze Demirköy
    Bölge, tarih içinde birçok uygarlıgın denetimi altına girmiştir. Traklar, İyonlar, İskitler tarafından ticari amaclı olarak kullanılmıştır. M.Ö. 513 yılında Perslerin egemenliğine girdi. M.Ö. 73 yılında Trakya Traklarının bir kolu olan Astai ve Odrislerin, bir ara da Asya Trakları olan Bitinyelerin yurdu oldu. 280 yıllarda Yunan ve Romalıların eline geçti.
    Demirköyün Bizans döneminde geniş bir alanda yerleşim birimi olduğuna dair kuvvetli bilgiler bulunmaktadır. XIV.yy.in ilk yıllarından başlayarak da uzun süne Cenevizlerin yönetiminde kalır.

    1367 yılında 1. Murat tarafından Osmanlı toprağına katılmıştır.
    1877 - 1878 yıllarında 1 yıl boyunca Rus işgalinde kaldı.
    1912 - 1913 yıllarında 1 yıl boyunca Bulgar işgalinde kaldı.
    Birinci Dünya savaşının başladığı 1914 yılında Rus donanmasının İğneadayı işgal etmek için uzun süre top ateşine tuttuğu belirlenmiştir.

    Demirköy ve köylerinin tarihteki adları ise şöyle:

    DEMİRKÖY - Samakofcuk
    ARMUTVEREN - Paspala
    BALABAN - Velika (Belika)
    BOZTAŞ - Kireçova (Kireçnova)
    GÖKKAYA -Mağlavit (Magalit)
    HAMDİBEY - Turulya
    KARACADAĞ - Çıknahar
    SARPDERE - Sarpaç
    YEŞİLCE - Mihalangoz
    YİĞİTBAŞI - Kumila (Kamila)
    İĞNEADA - Pirgublu
    AVCILAR - Korfakule
    BEĞENDİK - Ayastofonoz
    SİSLİOVA - Polaça (Placa)
    SİVRİLER  Sivrikulübeler
    Kofçaz
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Kırklareli'nin kuzeyinde, İl merkezine 26 km. mesafededir. Kofçaz, Istranca (Yıldız) Dağları'nın eteklerine yerleşmiş, ormanlık alanların ortasında yer almaktadır. 1369 yılında Osmanlı topraklarına katılan İlçenin, ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde "Keşirlik" adıyla nahiye merkezi olarak idari taksimatta yerini almış ve 1959 yılında da Kofçaz adıyla ilçe olmuştur. Kofçaz, merkez Belediyesi ile bağlı 16 köyü ve 2 mahallesi bulunmaktadır. Genel olarak dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan İlçenin yüzölçümü 471.500 dekar olup, rakımı 640 m.dir. İlçe arazisinden doğan dereler birleşerek Kayalı Barajını beslemektedir. Tipik karasal iklim hakimdir. Kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve esintilidir. 1997 sayımına göre toplam nüfusu 4207 olan İlçe, iş imkanlarının yetersizliği nedeniyle sürekli göç vermektedir.
    Kofçaz ilçesinde ve köylerinde kendi ihtiyaçları için kilim, battaniye, şayak, fırta, ferace ve çul gibi dokumalar yapılmaktadır.
    Bulgaristan'a sınır olan Kofçaz İlçesine bağlı Malkoçlar Köyünde eskiden bir sınır kapısı mevcut imiş, ancak Malkoçlar Sınır Kapısı faal durumda değildir.
    Lüleburgaz
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Lüleburgaz 1361 yılında, Sultan I.Murat tarafından ele geçirilerek, Osmanlı topraklarına katılmıştır. 29 Ekim 1912 tarihinde Bulgarlar, I.Dünya Savaşı sonrasında önce Fransızlar, daha sonra Yunanlılar tarafından işgal edilen Lüleburgaz, 8 Kasım 1922'de düşman işgalinden kurtarılmıştır. Toplam nüfusu 108.744 olup, bunun 70.111'i İlçe merkezinde, yaşamaktadır. 30 köyü, 1'i ilçe merkezi ve 5'i belde olmak üzere toplam 36 yerleşim merkezi bulunmaktadır.
    Düz ve verimli topraklar üzerinde yer alan İlçenin yüzölçümü 98.400 Ha. olup, arazisi Ergene ve kolları ile sulanmaktadır. İklimi genellikle yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçer.


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Merkez İlçe:

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız



    Kırklareli merkezinin 23 mahalle, 4 belde ve 41 köyü bulunmaktadır. Toplam nüfusu 77.727 olup, bunun 49.315'i şehir merkezinde 28.412'si de köy ve beldelerde yaşamaktadır. Yüzölçümü l .604 km , denizden yüksekliği 203 m.dir. Merkezde karasal iklim hakim olup, buna bağlı olarak yazlar sıcak, kışlar ise soğuk ve zaman zaman karlı geçmektedir. Yaz ve kış mevsimleri arasında sıcaklık farkı yüksektir.
    Kırklareli'nin ekonomisi genelde tarıma dayanmaktadır. Ancak son yıllarda İstanbul sanayisinin Trakya'ya yönelmesi neticesinde, yörede önemli sanayi tesisleri faaliyete geçmiş bulunmaktadır.



    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Pehlivanköy :

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    D 100 karayoluna 20, İl merkezine 62 km. mesafede bulunan ilçenin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir.
    Türklerin Rumeli'ye geçişi ile birlikte, yörenin Osmanlı topraklarına katılması sonrasında iskanın hızlandığı anlaşılmaktadır. İlçe merkezi ve bağlı köylerde oturan halk, genel olarak 93 Harbi de denilen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, Balkanlar'dan göçmen olarak gelip yerleşmişlerdir. 1958 yılında ilçe statüsüne kavuşan Pehlivanköy, engebesiz ve düz bir arazi üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği 25 m olup, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır. 1997 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 6.084 olarak belirlenen İlçenin 8 köyü bulunmaktadır.


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Pınarhisar:

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Kırklareli'nin doğusunda yer alan İlçe, İl merkezine 30 km mesafede bulunmaktadır. Pınarhisar, 1368 yılında I.Sultan Murat yönetiminde, Gazi Mihal tarafından Bizanslılardan alınmıştır. 1877-78 yıllarında çıkan Osmanlı-Rus savaşında işgale uğrayan yerler arasında Pınarhisar da vardır. Balkan Savaşının büyük bir bölümü Pınarhisar bölgesinde geçmiş ve 1912 yılında Bulgarlar burayı işgal etmiştir. Büyük bir vahşetin yaşandığı işgal dönemi 21 Temmuz 1913' de, Pınarhisar'ın geri alınması ile son bulmuştur. I. Dünya Harbinden sonra, 25 temmuz 1920 de bu kez Yunanlılar Pınarhisar'ı işgal etti. 8 Kasım 1922 tarihinde düşmandan geri alınan Pınarhisar, Kırklareli'ne bağlı bir bucak iken, 1911 yılında ilçe olmuş, ancak 1915 tarihinde tekrar bucak haline getirilmiştir. Pınarhisar daha sonra 1953 yılında yeniden ilçe statüsüne kavuşmuştur.
    İlçenin yüzölçümü 581 km2 , denizden yüksekliği 192 m.dir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise yağışlı ve soğuktur. Yıllık yağış oram 792 kg 'dır. İlçenin kuzey kesimleri 500-600 metreyi bulan tepeler ve kayalıklarla şekillenmiştir. Yer yer ormanlık alan mevcut olup, İlçeye bağlı 3 belediye, 13 köy ve ilçe merkezinde 4 mahalle bulunmaktadır. 1997 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 22.793 olarak belirlenmiş, bunun 10.202'si İlçe merkezinde bulunmaktadır.


    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Vize:
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Vize, eski Kırklareli - İstanbul yolu üzerinde bulunmakta olup, Tekirdağ'ın Saray İlçesi ile İstanbul'a sınır komşusudur. 1368 yılında Türklerin eline geçen Vize, 1912 yılında yapılan Balkan Savaşı'nda Bulgarların, 10 Ağustos 1920 tarihinde yapılan Sevr Antlaşması ile de Yunanlıların eline geçti. Kurtuluş Savaşını müteakip 01 Kasım 1922 yılında kurtarılan Vize, 1923 yılında ilçe ve belediye olarak teşkilatlandırılmıştır.
    Yıldız Dağları'nın Ergene Ovası'na birleştiği yerde kurulmuş olan İlçenin,yüzölçümü 1.119 km karedir.
    Vize'nin, deniz seviyesinden yüksekliği 180 m., toplam nüfusu 31.911 olup, bunun 9.803'ü İlçe Merkezi'nde, 22.113'ü ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 23 köy, l'i Merkez olmak üzere 4 belediye ve toplam 27 yerleşim birimi bulunmaktadır.

    VİZE TARİHÇESİNDEN

    ROMA VE SONRAKİ DÖNEMLERDE VİZE

    Bugün Kırklareli şehrine bağlı küçük şirin bir ilçe olan Vize, oldukça zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Saray, Pınarhisar ilçeleri ve Midye (Kıyıköy) arasında merkez durumundadır. Öyle ki Hoca Saadettin Efendi (Cilt 2 Sayfa 168) Vize'yi "Gönül açıcı" yer olarak açıklamaktadır. Türklerin hep gönülbağı olduğunu düşündüğümüz Vize, 1357'de öncelikli olarak Padişah tarafından özel buyrukla Mihaloğlu tarafından kuşatılmıştır. Ardından Padişah şehre girmişti. Genellikle havasının güzelliği, bağ ve bahçlelerinin zenginliği, sularının bolluğu ile İstanbul-Edirne arasındaki bütün kasabaların en güzeli olarak tanıtılmıştır. (Hoca Saadettin Efendi Cilt 1 Sayfa 137) Vize Osmanlı için öyle bir önem taşır ki, 774 (1372/73) yılında Vize Sancak Beyi Şir Merd Bey, Bursa'da oturan Padişah'a, İstanbul Tekfurunun Vize çevresini yağmaladığı haberini gönderdiğinde, Padişah yol üstündeki bütün beyleri de toplayarak ikinci kez Vize'ye yürümüştü.
    Tarihte değişik isimlerle anılan kent Bizya, Bizye, Bida, Biza, Vissa, Vizilli ve son olarak ta Vize olarak bilinmektedir. Trakların Astai boyunun büyük ihtimalle merkezini teşkil eden kent, özellikle Roma İmparatorluğu'nun Trak Krallığı'nın da merkezi idi.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Dil yapısı son derece karışık olan kentte, isim karmaşası da yaşanmaktadır. Bu bölgenin bilinen ilk resmi sahipleri Trakların bir kolu olan Astailerdir. Yunan mitolojisinde bu halkın daha çok Ares, Dionysos ve Artemis'i tanrı olarak ön plana çıkardıkları anlaşılmaktadır. Özellikle bu halkın avcı, savaşçı, içkiye düşkün, eğlenceyi seven insanlar oldukları düşünülürse niçin bu tanrıları sevdikleri anlaşılır.
    Genel özellikleri içinde toprakla uğraşmamak yani göçebe olarak başkalarını soymak (bunun için Hermes'i en önemli tanrı ve ataları sayarlar), dövme yaptırmak, birliklerinin olaması, birbirleriyle kavga etmeleri, ölülerini veya küllerini gömerek üzerlerine toprak yığınları koymak geleneklerindendir. Aslında birçok yönleriyle Türklerin ilk atalarına benzemelerine karşın bu konuda bazı şeyleri söylemek için erkendir.
    Ancak Vize adı genellikle suyunun bol olması ile ilgili olarak görülmektedir.(maalesef günümüzde İstanbul'a su sağlamak için yapımına başlanacak olan barajlar nedeniyle Vize'nin su kaynakları önemli bir tehlike altındadır.)
    Trakya'nın bugün Türk sınırları içinde kalan bölümünün hiç şüphesiz en önemli merkezlerinden biri Vize'dir.
    Tarihi zenginliği kadar doğal güzellikleri ile de dikkat çeken Vize'nin biraz da üzerinde bulunduğu yolun yüzlerce yıldır hemen hemen hiç değişmeden kullanılmasıdır. Ayrıca biraz ötede yer alan Midye antik kenti de sahil kasabası olması açısından Vize'ye ayrı bir zenginlik kazandırmaktadır. Kiliseden çevrilen camii, kayaya oyulmuş bir şapel, yol üstünde rastlanan antik parçalar, limandaki şehre girişi sağlayan çok kaliteli ve dik olarak inşa edilmiş tünel ile içinde ayazması bulunan Hagios Nicholas'a atfedilen Kaya Manastırı, Kalenin dışındaki en önemli anıtlardır.
    Vize ise hemen hemen her dönemde yerleşime sahne olmuştur. Roma öncesi devirler daha önce bahsedildiği üzere son derece zengindir. Öncelikle Roma mimarisinin en anıtsal örneği olarak kaleden bahsetmek gerekir. Akropol'de surlarla desteklenmiş kale, tepenin eteklerine kadar surlarla çevrelenmiştir. Bu surların arasında eksik kalan bölümleri sayılmazsa tam olarak tepeyi sardığı kabul edilebilir bir görüntüdedir.
    Son yirmi yılda gözle görülür bir biçimde değişken yapılaşma sonucu surlar artık uzaklardan biraz zor gözükse de günümüze kadar birçok bölümünün ulaşmış olması sevindiricidir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız

    Roma devrinde inşa edilen surlar, daha sonra Bizanslılar tarafından onarılarak kullanılmıştır. Yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen surlar, zaman zaman yanlış tarihlemeler ile Traklar dönemine kadar indirilmiştir. Halbuki temelde Roma olan surlar, ancak büyük blok taşlardan itibaren Bizans devrine işaret etmektedir. İç ve dış kale olarak iki bölümde incelenebilecek olan surlardan bugün kaymakamlık binasının neredeyse yanlarına değin dış surlar içinde zaman zaman yapılan inşaatlar bol miktarda kalıntılar da çıkmaktadır. İç surlar ise Ayasofya Klisesi'nin biraz aşağısında Atatürk İlkokulunun arkasında nihayetleşmektedir. Ancak surlara ait taşların büyük kısmı özellikle 19,yüzyılın başlarında talan edilerek birçok inşaatta kullanıldığından fazlaca parçası eksiktir. Bunlardan bir kısmı bugün hala Lüleburgaz köprüsü üzerinde bulunmaktadır. Akropol'ün en üst noktasında bir kemer açıklığı surlara geçiş vermektedir. Surlar 6. yüzyılda ilk Bizans onarımına, ardından Kommenoslar ve Palaiologoslar devrinde de orta ve son dönemine işaret etmektedir.
    Vize'nin özellikle Roma uygarlığında tanınması M.Ö.44 yılında Vize'nin bir eyalet durumuna gelmesiyle başlamıştır.
    Vize'nin Roma dönemine ait bir sur onarım kitabesi bulunmuştur.
    Burada "Aulus Pores oğlu Firmus ile Kenthes oğlu Rytes oğlu Aulus Kenthes ve Hyakinthus oğlu Rabdus idaresi altında kale burçları inşa edilmiştir." diye bir yazı bulunmaktadır ve M.S.2. yüzyıla aittir. Ayrıca burada bulunan ve bugün Edirne Müzesinde bir sunak yine Roma devrine tarihlenmektedir. Bu sunağın üzerinde Eros, koç, teke ve dana başı figürlerine rastlanmaktadır. Ayrıca yine aynı döneme ait Kral Kotis'le ilgili olarak bir kitabe bulunmuştur. Bu kral ise M.S. 48 yılında yapılan Phersal Savaşı sırasında Pompeus'un yanında yer alan kişidir. Romalıların dini inanışlarına son derece uyum sağlayan Thamata (Kara köçek)'teki Tapınak aslında orta tunç çağına ait olmasına karşın bu dönemde kullanılmıştır. Ayrıca Vize içinde Çömlektepe'de arazi üzerinde görülen Roma keramikleri, Romalıların bu bölgedeki hakimiyet unsurlarından sayılabilir. Bu döneme ait mimari kalıntılar ise çok fazla değildir. Ancak çevrede görülen izlerden burada büyük bir Dor düzeninde tapınak bulunduğunu anlamaktayız. Özellikle Ayasofya'nın güneydoğu cephesinde yer alan dor tapınak parçası ile sütun gövdeleri, sütun başları dikkat çekicidir. Ayrıca kale eteklerinde yer alan ve esası geç Roma- erken Bizans devrine ait askerlerin yıkanması için inşa edilmiş bir hamam yer almaktadır. Şarapdar (Şerbetdar) Camiinin hemen karşısında bahçe içinde yer alan bir sarnıçta hiç şüphesiz bir Roma devri eseri olarak görülmelidir. Ayrıca bu emprovize bir yapı olarak büyük ihtimalle bir sarayın altyapısıdır. İki paye dizisi üç nefe ayrılmış bu yapının içinde en dipte bir İbranice kitabe yer almaktadır. Ayrıca bu sarnıcın üzerinde bugün Türk dönemine ait bir hamamın küçük bir kısmı yer almaktadır. Sarnıcın köşeleri ise suyun etkisini azaltmak üzere yassı bir hale getirilmiştir. Ancak bu yapı da Bizans devrinde uzun bir süre lullanılmıştır. Ayrıca kalede yapılan kaçak bir kazı sonucu Roma devrine ait üç blok taş bulunmuştur. Kale kapısının kuzey-batı yönünde aynı döneme ait bir ifriz parçası, Hama sokakta koripth sütun başlığı, Mektep sokakta Lotus ve palmetli mimari eleman, Ahıl sokakta jon veya korinth düzenine ait bir sütun kaidesi vs. önemli eserler olarak görülmektedir. Ayrıca bir kulübe yapımı sırasında Çömlektepe sokakta bulunan üç oturma koltuğunda yola çıkılarak yapılan kazılar sonucu Roma devrine ait bir tiyatro ortaya çıkarılmıştır. Tiyatrodan çıkarılan mermer ve bronz heykeller Edirne müzesindedir. Halen bu çok önemli eserin kazı çalışmaları devam etmektedir. Bunların dışında başta Hadrian olmak üzere bölgede çok sayıda imparator sikkesi bulunmuştur.
    Vize Roma devrinin hemen Ardından Hristiyanlığın başlamasıyla birlikte piskoposluk merkezi haline getirilmiştir. Bu psikoposluk merkezi önceleri Avrupa Metropollüğüne bağlanmıştır; Vize'nin öncelikle Bizans devrinde çok şanssız olduğu ve dış tehditler altında kaldığını biliyoruz. Özellikle Balkanlar üzerinden gelen Hunlar Bulgarlar, Slavlar ve ardından arka arkaya sıralanan Haçlılar döneminde sık sık saldırıya uğramıştır. Bu saldırılar her ne kadar 6. yüzyılda inşam ettirilen şehir surları ile kesilmeye çalışılsa da İustinianus'un tamirleri de boşa gidince Vize'yi geçen düşmanlar kendilerini İstanbul'da bulmaktaydılar. Dolayısıyla Vize ve çevresi IX. yüzyılda büyük destekler görmüştür. IX. yüzyıldaki Bizans komutanlarından Thomas'ın 821'de bağımsız olarak hareketlenmesi sonucu bir ara Bizanslılarla Bulgarlar birleşmiş ve Thomas'ın üzerine yürümüşlerdir. Thomas yenilince kendisi Edirne'ye gitmiş ve oğlunu Vize'ye göndermiştir. Anlaşılıyor ki Vize her dönemde adını duyuran çok önemli bir kent durumundadır. 867'li yıllarda ise Vize önemli askeri bir komutanlıktır. ve başında Drungarius Nicephorus yer almaktadır. Oldukça hareketli bir Bizans dönemi geçiren Vize, bu süre içinde birkaç kez elden çıkmasına rağmen, yine de Bizanslıların elinde kalmıştır.
    Özellikle Bizanslıların yaşadığı sürece bir batı kalesi şeklinde vazife görmüştür.
    Vize Bizans'ın elinde kaldığı süre içinde çok önemli anıtlar meydana getirmiştir. Özellikle Roma döneminde yapımına başlanan su yolları bu dönemde korunmuş ve geliştirilmiştir. Özellikle Vize çevresinde doğup gelişen ve İstanbul'a kadar giden su yolları Istranca Dağları eteklerinde tuğla kemer ve kanallarla güzergah izlemektedir. Vize'nin kendi suyu ise kent içine kadar gelen ana derenin beslenmesi sonucudur. Bu ana kola, Doğanca, Develi, Çavuşköy, Pazarlı, Karpuz Kaldıran, Dokuzoluk ve Mağaralar köy ve derelerin suyu akmaktadır. Sonra bunlar toplanarak şehre gelmektedir. Ancak kalker tabakalarından geçen su kireç ile yüklü olduğundan, insanlarda mide ve bağırsak gazı yapmakta, hatta zaman zaman bağırsak tıkanıklığı görülmektedir. Ayrıca asmakaya yolunda (Bizans Mağara Kliseleri) tepeleri çepeçevre saran doğal kayalara oyulmuş su kanalları bu önemi açıkça belli etmektedir. Vize'den İstanbul 'a giden su yolları, kanallar, kanalların kesildiği zaman ise kemerler ile devam etmektedir. Ayrıca bitişik köylerde görülen küp şeklinde toprak altında yer alan sarnıçlar Bizans devrinin ilginç su mimarisi örmekleridir. Vize içinde ise yer altında zaman zaman inşaatlar sırasında görülen su kanalları ve sarnıçlar bu kültürün uzantılarıdır. Ayrıca Vize Kalesi Bizans devrinde takviye edilmiş ve yer yer onarılmıştır. Kalenin hemen altında kalan ve su kulesi olması muhtemel olan mimari ise aslı Roma olmasına karşın asıl önemini Bizans devrinde kazanmıştır. bugün Tabakhane Deresi kenarında al kule, iki kaplama duvarı arasına yerleştirilmiş bir moloz işçilikle inşa edilmiştir. Alt kısmı tonozlu bir mahzene sahiptir ve bugün tamamen bodur ağaçlar ile kaplıdır. Hemen üzerinde yer alan ahşap kiriş noktaları bunun çok katlı olduğunu açıkça belli eder. Yaklaşık 10x15m. ölçülerindeki kulenin ortasında bir de kuyu ağzı yer almaktadır. Kulenin surlara bakan cephesinde dikdörtgen bir giriş dikkat çekmektedir. Ayrıca dereye bakan cephede mazgallar görünmesine karşın tepeden gelen suyun aktığı tarafta mazgal gözükmemektedir. Ayrıca kalenin en alt noktasında yer alan yuvarlak kulenin büyük ihtimalle bu su kulesi ile irtibatı vardır. Her halde onun korunması için yapılmış olması gerekir. Büyük ihtimalle herhangi bir saldırı sırasında şehrin suyunun kesilmesine karşın bu su kulesi büyük bir hizmet vermekteydi.Ayrıca bu su kulesinin Kale ile arasında dikdörtgen bir alt yol olması geleneği vardır ancak şu ana kadar buna rastlanmamıştır. İleride eğer bir arkeolojik bir kazı yapılırsa büyük bir ihtimalle bu kanal da bulunacaktır. Bu kule, dereden akan suyu bir kanal ile kuyuya indirmekte ve sarnıcında saklamakta, belirli bir yüksekliğe ulaştığında da kaleye aktarmaktaydı. Ancak bu kulenin daha çok 10. yy. başlarına kadar kullanıldığı, sonra ise şehir içi sarnıçlarının kullanıldığını söyleyebiliriz. Çünkü, başta Şarapdar, (Şerbetdar) Camii karşısında yer alan sarnıç tam bir Roma eseridir. Emprovize bir yapı olan sarnıcın üzerinde bu dönemde var olan bir sarayın, Bizans döneminde yine bir saray olduğu fikri ağır basmaktadır. Çünkü benzer yapılar analojisi bu fikri destekler vaziyettedir. Bunun şüphesiz en yakın benzerlerinden biri İstanbul'daki Bryas Sarayı'dır. Üç nefli ve oldukça kalın duvarlara sahip olan sarnıç, yassı hale getirilmiş köşeleriyle su baskısını azaltmaktadır. Konsantrik çift tuğla kemerler hiç şüphesiz Roma mimarisinin özelliklerindendir.
    image
    orjinalini görmek için tıklayınız
    Ellerinize sağLık
    elinize sağlık
    paylaşım için sağol
    saol ağa ellerine sağlık
    sağol
    eski sehir yuregine saglik
    bilgiler icin tesekkurler
    vatnın her karış toprağı kutsaldır.Elinize sağlık
    memLeketim canım benim..
    KIRKLARELİ



    GENEL BİLGİLER



    Yüzölçümü: 6.550 km²



    Nüfus: 890.306 (1990)



    İl Trafik No: 39



    Bir sınır kenti olan Kırklareli'nde Antik dönem, Orta Çağ, Bizans, ve Osmanlı kültürünü yansıtan birçok eserler bulunmakta olup, kıyı turizmi, kültür, karavan, kamping ve su sporları turizmi, av ve doğa turizmi gibi birçok dal için ideal bir merkez konumundadır.



    İLÇELER



    Kırklareli ilinin ilçeleri; Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize'dir.



    Babaeski: İl Merkezine 37 km. mesafededir. Cedit Ali Paşa Cami ile Babaeski Köprüsü ve Alpullu (Sinanlı) Köprüleri en önemli kültür eserleridir. Lüleburgaz: İlçedeki Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı önemli bir sanat eseridir.



    Demirköy: İl Merkezine 74 km. mesafededir. İlçede Sivriler Köyü yakınlarında XV.yy. ait İstanbul"un fethi sırasında kullanılan büyük topların dökümünün yapıldığı dökümhane bulunmaktadır.



    Kofçaz: İl Merkezine 26 km. mesafededir. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, dolmen ve tarihi yerleşim alanı bulunmaktadır.



    Lüleburgaz: İl Merkezine 61 km. mesafededir. İlçede Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı ile Mimar Sinan eseri olan Lüleburgaz Köprüsü kültürel eserlerdir.



    Pehlivanköy: İl Merkezine 62 km. mesafede bulunmaktadır.



    Pınarhisar: İl Merkezine 30 km. mesafede bulunmaktadır. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, nekropol ve yerleşim alanı bulunmaktadır.



    Vize: Eski Kırklareli-İstanbul yolu üzerinde olup, İl Merkezine 56 km. mesafededir. İlçedeki Gazi Süleyman Paşa Cami önemli bir eseridir.Doğu Trakya"da tümülüslerin en yoğun olduğu bölgedir. Şehir merkezinde 2 höyük ve Roma Dönemine ait bir tiyatro mevcuttur.



    NASIL GİDİLİR?



    Karayolu






    Demiryolu







    GEZİLECEK YERLER



    Müzeler ve Örenyerleri



    Kırklareli Müzesi

    Adres: Kırklareli





    Camiler, Külliyeler, Kiliseler ve Manastırlar



    Hızır Bey Külliyesi



    Kırklareli Merkezindedir. 1303'de Kösemihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılan külliye hamam, cami ve arastadan oluşmaktadır. Osmanlı dönemine ait olan külliye ilin en önemli tarihi eseri olma özelliğine sahiptir. Hamamı, çeşmesi ve camisiyle bir kompleks oluşturmaktadır.



    Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi



    Lüleburgaz ilçesinde bulunmaktadır. 1570 tarihli külliye camisi, hamamı, medresesi ve kervansarayı ile görkemli bir Osmanlı yapıtıdır.



    Cedit Ali Paşa Cami



    Babaeski ilçesinde bulunmaktadır. Mimar Sinan'ın yapıtı olan caminin 1561-1565 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.



    Küçük Ayasofya Kilisesi



    (Gazi Süleyman Paşa Cami) Vize ilçesinde bulunmaktadır. Kale mahallesinde surlar arasında bulunan Kilise, Gazi Süleyman Paşa tarafından XVI. yy.da camiye çevrilmiştir.



    Mağara Manastırı



    Vize İlçesinde bulunmaktadır. İlçenin kuzeybatısındaki vadinin yamacında, kayalara oyularak yapılmıştır.



    Ayanikola Ayazma ve Manastırı



    Vize ilçesinin Kıyıköy beldesindedir. Tümüyle kaya kütlesinin içi oyularak biçimlendirilmiş olup üç bolümden oluşmaktadır.



    Kırklarelinde bulunan diğer manastırlar; Kaya Manastırı (Kaynarca) Bizans Dönemi Vize Mağara Manastırı (Vize Asmakaya Mevkii) Bizans Dönemi Ayanikola Manastırı (Kıyıköy) dır



    Mezarlar



    Kırklareli İl sınırları dahilinde tescilli 92 adet tümülüs bulunmaktadır. Kırklareli tümülüslerinin Tunç Çağının sonlarından (M.Ö.14-13 yy. - M.S.3 yy.) başlarına kadar devam ettiği kazılarla anlaşılmaktadır. Bunlar; Kırklareli A,B,G tümülüsleri, Alpullu Höyük Tepe Tümülüsü, Lüleburgaz Kepirtepe Tümülüsü, Düz Orman Tümülüsü, İslam Bey Tümülüsüdür.



    Dolmenler



    (Kapaklı Kaya Mezarları): Trakya'da çok sayıda görülen anıt mezarların erken safhası olarak kabul edilir. Tespit edilen dolmenlerin (M.Ö.1300-800) kullanım gördüğü anlaşılmaktadır. Bunlar; Kofçaz, Dereköy, Kadıköy, Kula, Geçitağzı, Kapaklı, Düzoralan Köyleri yakınlarında bulunmaktadır.



    Menhir (Dikili Taşlar)



    Kırklareli çevresinde çok sayıda bulunmaktadır. Esas kullanım süreci Erken Demir Çağı'dır.Bunlar Kırklareli Merkez Erikler, Değirmencik, Ahmetçe Köyleri, Lüleburgaz Civarı.



    Korunan Alanlar



    Kırklareli - Kasatura Körfezi Tabiatı Koruma Alanı



    Kırklareli - Saka Gölü Tabiatı Koruma Alanı



    Mağaralar



    Kırklareli'nde Türkiye'nin önemli mağaralarından olan Dupnisa Mağarası dışında Vize/ Kıyıköy'de Kaptanın Mağarası ile Kiyıköy Mağarası, Vize/ Balkaya'da Domuzdere ve Yenesu Mağaralarıdır.



    Plajlar



    Kırklareli, yaklaşık 50 km' lik doğal bir kumsala sahiptir. Plajların en önemlileri Kıyıköy, İğneada ve Kastros'tur.



    Kıyıköy (Midye)



    Vize'ye 40 km. mesafede bulunmaktadır. Karadeniz'e egemen, kayalık bir zemin üzerinde bulunan Kıyıköy Beldesi, tabiat harikasi iki doğal sit arasında bulunmaktadır. Bu derelerde alabalık, sazan ve kefal balıkları avlanabilmekte, motorla ya da kayıkla gezinti yapılabilmektedir. Pabuçdere ile deniz arasında dar uzun ve temiz bir kumsal bulunmakta ve burada yazın kamp kurulabilmektedir. Kıyıköy'de günübirlik kullanıma yönelik güzel balık lokantaları ile cafeler dışında konaklama olanakları da mevcuttur. Ev pansiyonculuğu ileri seviyededir.



    İğneada



    Demirköy'e 25 km. Kırklareli'ne ise 97 km. mesafede bulunan İğneada, 40-50 m. genişliğinde ve yaklaşık 10 km. uzunlusunda bir kumsala sahiptir. İğneada, özellikle yakın çevresinde bulunan çok sayıdaki birinci derece doğal sit alanları ile ilgi çekmektedir.



    Kastros



    Kıyıköy'e 18 km. Kırklareli'ne ise 85 km. mesafede yer alan Kastros plajları, 500 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde bir alan kaplamaktadır. Denizi berrak, sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın kuzeyi ve güneyi ormanlarla kaplıdır. Plaj alanında çadırlı kamp, lokanta, büfe, WC, çay bahçesi, içme suyu gibi ihtiyaçlara cevap verecek tesisler bulunmaktadır.



    Kuş Gözlem Alanı



    İğneada Ormanları



    COĞRAFYA



    Kırklareli ülkemizin ormanları bol illerinden biridir. Yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli, önemli av merkezlerindendir. Yıldız dağlarının yoğun ormanlarla kaplı yükseltileri büyük av hayvanlarının, ovalar ise kanatlı av hayvanlarının yaşama alanlarıdır. İlde kara avcılığı yanında, Karadeniz'de balık avcılığı da yapılmaktadır. Mevsimine göre her türlü balık avlanabilmektedir. Ayrıca, akarsu ve derelerde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. En çok alabalık, miryana, sazan avlanmaktadır.



    Kırklareli iklimi yörelere göre farklılık göstermektedir. Kırklareli merkezinde de karasal iklim hakimdir. Yıldız Dağlarının kuzeye bakan kesimlerinde Karadeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak yazlar serin, kışlar ise soğuktur. Denizden uzak iç kesimlerde ise karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve zaman zaman kar yağışlı geçmektedir.



    TARİHÇE



    Neolitik çağdan itibaren (M.Ö. 6000) Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağlarında yoğun olarak insanların yaşadığı, ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır. Bölgede Troklar, Persler, Makedonyalılar, Galatlar, Biritanya Krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlıların hakimiyetinde kurulmuştur.



    NE YENİR



    Et ve süt ürünlerinin yanı sıra sebze ve meyve de beslenmede önemli bir yer tutar. Kaşar peyniri ve ay çiçeği üretimi yaygındır. Yörede, bağcılığa bağlı olarak içki yapımı gelişmiştir. Keşkek, zerde, kaymakçına, plaska, sulu kaçamak, kuru kaçamak, ısırgan böreği, külür, kapama, çoban böreği ısırgan otu çorbası yöreye özgü yemeklerdir.



    Kırklareli'den Yemek Tarifleri



    Kuzu kapama



    Malzemeler:



    6 parça kuzu eti

    1 demet taze soğan

    2 kıvırcık salata

    5 diş sarımsak

    1.5 yemek kaşığı tereyağı

    1su bardağı su

    tuz



    Hazırlanışı:

    Bir tavada yağ eritilir, etlerin altı üstü çok az kızartılır ve bir tepsiye alınır. Soğanların yeşil tarafları ve kıvırcıklar doğranır. Tepsideki etlerin üzeri bu yeşilliklerle kapatılır. Su, sarımsak ve tuz ilave edilerek kısık ateşte 45 dakika pişirilir.



    NE ALINIR



    Peynir, el sanatları ve geleneksel ahşap ev eşyalarının yanı sıra dokuma ürünleri alınabilir.






    YAPMADAN DÖNME



    Hızır Bey Cami ve Külliyesini görmeden,



    Bıldırcın kağıt kebabı ve koyun yoğurdu yemeden,



    Hardaliye içmeden,



    Peynir almadan



    ...Dönmeyin.
    duzeltidi
    KIRKLARELI
    Dupnisa Magarasi, Alpullu Seker Fabrikasi, Hamitabat
    Dogalgaz Santrali, Derekoy-Igneada-Kiyikoy-Kastro gibi
    Sayfiye Yerleri
    Zamanında ranger çok uğraştı bu bölüm için yaa..Tekrar okumak güzeL insanın memLeketi gibi varmı??