Bir temmuz akşamıydı
Gözlerinin mavisiyle denizler, saçlarının kıvrımlarıyla dalgalar dans ederken
tanıdım seni
Maviye sevdalı uçurtmaydım ürkek ama yaralı
Neyi aradığımı bilmeden, yaprak gibi savruluyordum,
ellerimi tuttun, tutan sendin
Sendin o, bana dünyaya meydan okumayı öğreten
Seninle kâh engin denizlere açardık yelkenimizi,
kah ayaklarımız yerden kesilir, savrulurduk bulutlara
Bembeyaz sayfalarla dolu defterlere yazdık ömrümüzü
Geçmişimize sünger çekip, attık imzamızı
Önceler yoktu ikimize de
Varoluştu Yeniden doğuştu bu
Aşka aşık olan sen, sevdaya susayan ben, aşkı ve sevdayı
kana kana, doya doya içtik birbirimizden
Sen ve beni yitirip, biz derdik her cümleye başlarken.
Kararlar hep iki kişilikti, yalnızlığı düşünmüyorduk bile
Sen olmayınca nefes alamayan ben,
ben olmayınca sudan çıkmış balığa dönen sen
Öylesine öylesine sevdik birbirimizi
Sonra Sonra, eskittik bu sevdayı
Devrildik birer koca çınar gibi
ve tükettik aşka, sevgiye dair ne varsa
Hiç bitmeyecek sandığımız sevdamız,
tedavülden kalkan paralar gibi geçmez oldu
Yörüngesinden çıkan yıldız gibi kayıp gittik gökyüzünde,
ve kara deliklerde kaybolduk
Şimdi
Failleri belli bir cinayeti yazarken
gazetelerin üçüncü sayfaları,
biten bir oyun gibi perdeleri iniyor sahnenin
Ve ben hala ikimizi yazıyorum, ne kadar unutmak istesem de