Shakespeare Tiradları

Son güncelleme: 22.05.2009 01:15
  • Shakespeare Tiradları - Shakespeare - Tirad

    Oyunu Adı: Atinalı Timon
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

    TIMON - Sevgili dostlarım, oturmaz mısınız? (...) Herkes sevgilisini öpmeye koşar gibi geçsin yerine. Hepiniz tıpatıp aynı şeyi yiyeceksiniz. Resmi bir ziyafetteymiş gibi yer seçmekle oyalanıp yemeği soğutmayın. Oturun, oturun! Ama tanrılara şükran borcumuzu ödeyelim önce.
    Ey yüce koruyucularımız; bu topluluğumuzdaki yüreklere şükran duyguları serpin. Çünkü sizler, bizlere verdiklerinizle yücelttiniz kendinizi, ama varınızı yoğunuzu da vermeyin, yoksa tanrılığınız hor görülür. Herkese yetecek kadar verin ki, kimse kimseye muhtaç olmasın. Çünkü siz tanrılar, insanlardan borç istemek zorunda kalsanız gözlerinden düşersiniz. Yiyecekleri yemeği yedirenden daha çok sevdirin insanları. Yirmi kişilik bir toplantıda bir o kadar da alçak bulunsun her zaman. Bir sofraya oturan on iki kadının bir düzinesi o bildiğiniz soydan olsun! Ey tanrılar, ne kadar lanetiniz daha kaldıysa yağdırın Atina'nın senatörleri ve aşağılık çirkef sürüleri üstüne! İçlerindeki çamura boğun onları! Buradaki dostlarıma gelince, hiçe saydığım için hepsini, hiçlik dilerim hepsine sizden, buyursun hiç yesinler!
    Açın tabaklarınızı, köpekler, açın da yalayın!
    (...)
    Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
    Sizi gidi ağız dostları sizi!
    Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
    Timon'un son yemeği budur size.
    Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
    Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
    Savuruyor işte böyle suratınıza
    Vıcık vıcık alçaklığınızı.
    Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
    Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
    Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
    Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
    Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
    Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
    Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
    Ne o? Kaçış mı hep birden? Bundan sonra
    Alçakları çağırmadan kurulmasın hiçbir sofra.
    Yansın konağım! Atina yerin dibine batsın!
    Bundan böyle Timon'un yüreğinde yeri olmasın
    İnsanların, hiçbir insanın!


    Oyunu Adı: Julius Caesar
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Nurettin Sevin

    ANTONIUS - Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar'ı gömmeye geldim, övmeye değil. İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür; haydi Sezar'ınkiler de öyle olsun. Asil Brutus size Sezar'ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç. Sezar da onu pek ağır ödedi. Şimdi burada Brutus'la diğerlerinin izinleriyle, çünkü Brutus şeref sahibi bir zattır; zaten hepsi, hepsi şerefli kimselerdir, evet müsaadeleriyle burada Sezar'ın cenazesinde söz söylemeye geldim. O benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin Brutus haris olduğunu söylüyor ve Brutus şerefli bir zattır. Sezar Roma'ya birçok esir getirdi, devlet hazinelerini bunların kurtuluş akçeleri doldurmuştu. Acaba Sezar'da hırs diye görülen bu muymuş? Fakirler ne zaman ağlasa, Sezar'ın gözleri yaşarırdı; hırs daha sert bir kumaştan olsa gerek. Fakat gene Brutus onun için haristi diyor; Brutus da şerefli bir adamdır. Siz hep gördünüz, Luperkalya yortusunda ben kendisine üç defa kırallık tacı sundum, üç defasında da reddetti; hırs bu muymuş? Gene Brutus, haristi diyor. Ve şüphesiz kendisi şerefli bir adamdır. Ben Brutus'un dediklerini çürütmek için söz söylemiyorum, buraya bildiklerimi söylemeye geldim. Bir zamanlar siz onu hep severdiniz, bu sebepsiz değildi; öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir? Ey izan! Sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın, insanlar da muhakemelerini kaybetmiş. Beni affedin. Kalbim tabutun içinde, şurda, Sezar'ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.


    Oyunu Adı: Kral Lear
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: İrfan Şahinbaş

    EDMUND - Ey tabiat! Benim tanrım sensin! Ben senin kanunlarına kul köleyim. Kardeşimden on, on beş ay sonra dünyaya geldim diye niçin o baş belası göreneklerin zulmüne uğrayayım? Toplumların o titizliği beni niçin haklarımdan mahrum bıraksın? **mişim, alçağı, sefilin biriymişim, neden? Benim de namuslu, şerefli bir kadının evladı kadar hatlarım düzgün, ruhum asil değil mi? Bedenim babamın kalıbını taşımıyor mu? Öyleyse niçin **lik, alçaklık damgası vuruluyor bize? Biz tabiatın gizli şehvet anlarında vücut bulurken, evliliğin soğuk, yavan ve bıkkın döşeğinde, uyku ile uyanıklık arasında vücut bulan o ahmaklar sürüsünden daha özlü, daha dinç, daha ateşli unsurlarla yoğrulmadık mı? Ee... meşru kardeşim Edgar, mirasın benim olacak! Babamız, piç Edmund'u meşru oğlu Edgar kadar seviyor. "Meşru oğlu!" Ne de güzel söz!... Hel şu mektup istediğim tesiri yapsın, hele yalanım muvaffak olsun, ** Edmund meşru Edgar'ı nasıl alt edermiş, o zaman görürüz. Büyüyorum artık... Yükseliyorum. Hadi tanrılar, koruyun **


    Oyunu Adı: Kral Lear
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: İrfan Şahinbaş

    LEAR - Esin rüzgarlar, esin! Yanaklarınız çatlayıncaya kadar üfürün! Kudurun! Esin! Seller, boşanın! Kuleleri, tepelerindeki fırıldaklara kadar sulara gömün! Düşünce hızıyla bir an içinde çakıp sönen kükürtlü ateşler, meşeleri yaran yıldırımın öncüleri, alazlayın şu ak saçlı başımı! Siz de ey gökler, kainatı saran o korkunç gürlemelerinizle yamyassı edin şu yuvarlak dünyayı! Tabiatın insan döken kalıplarını paramparça edin; nankör insan üreten tohumları silip süpürün!
    (...)
    Gökler, gürleyin var kuvvetinizle! Yağmurlar, akın! Yıldırımlar, saçın ateşinizi! Siz benim kızlarım değilsiniz ki! Ben sizi nankörlük ediyorsunuz diye yerebilir miyim? Koca bir ülkeyi vermedim ki size; "evlatlarım" demedim ki size! Bana hiçbir itaat borcunuz yok sizin! Onun için keyfinize bakın, neniz varsa yağdırın üzerime... Görüyorsunuz, kölenizim artık... Gücü kalmamış, adam yerine konmaz olmuş, zavallı, alil bir ihtiyarım. Ancak "o habis kızlarıma yardakçılık ediyorsunuz" demekten de kendimi alamıyorum. O melunlarla birlik oluyor, böyle yaşlı ve ağarmış bir başa göklerden savaş açıyorsunuz. Ayıp! Ayıp!


    Oyunu Adı: Macbeth
    Yazan: William Shakespeare
    Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu

    MACBETH - Yapmakla olup bitseydi bu iş,
    Hemen yapardım, olup biterdi.
    Döktüğüm kanla akıp gitse her şey,
    Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
    Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen,
    Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı
    Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
    Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.
    Verdiğimiz kanlı dersi alan
    Gelip bize veriyor aldığı dersi.
    Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor
    İçine zehir döktüğümüz kupayı.
    Adam burada, iki katlı güvenlikte:
    Bir kere akrabası ve adamıyım:
    Ona kötülük etmemem için iki zorlu sebep.
    Sonra misafirim; Değil kendim bıçaklamak,
    El bıçağına karşı korumam gerek onu.
    Üstelik bu Duncan, ne iyi yürekli bir insan,
    Ve ne bulunmaz bir kral.
    Her değeri ayrı bir İsrafil borusu olur
    Lanet okumak için onu öldürene!
    Acımak yeni doğmuş bir çocuk olur, çırılçıplak,
    Kasırganın yelesine sarılmış,
    Ya da bir melek, görülmez atlarına binmiş göklerin,
    Ve gider dört bir yana haber verir
    Bu yürekler acısı cinayeti,
    Göz yaşı savrulur esen yellerde.
    Sebep yok onu öldürmem için,
    Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım;
    O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne
    Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde.


    ROMEO ve FULIET
    William Shakespeare
    Türkçesi : Özdemir NUTKU

    Elveda! Tanrı bilir ne zaman görüşürüz bir daha.
    Hayat sıcaklığını hemen hemen donduran
    Hafif, soğuk bir korku ürpertiyor damarlarımı,
    Beni yatıştırsınlar, geri çağırayım da onları:
    Dadı! Ama onun ne işi var burada?
    Tek başıma oynamalıyım bu acıklı sahneyi.
    Gel şişe! Ya bu karışımın olmazsa hiçbir etkisi?
    O zaman evlenecek miyim yarın sabah?
    Hayır, hayır! Bu önler onu. Sen dur şurada.
    ( Hançeri koyar.)
    Ya bu zehirse! Olur a, rahip beni daha önce
    Evlendirdi diye Romeo'yla
    Bu evlenme işinde rezil olmaktan korkuyorsa!
    Kurnazca hazırladıysa bunu, beni öldürmek için!
    Korkarım öyle; ama yinede olamaz herhalde,
    Çünkü yıllar yılı herkesçe kutsallığı bilinen bir kişidir o.
    Atmalıyım kafamdan böyle kötü bir düşünceyi.
    Ya beni mezara koyduklarında, olur a,
    Uyanırsam, Romeo beni kurtarmaya gelmeden?
    Ne korkunç bir olasılık! İçine temiz hava girmeyen
    Ölüler mahzeninde tıkanıp kalmaz mıyım,
    Boğulup ölmez miyim Romeo gelmeden?
    Sağ kalsam bile, ölümün ve gecenin korkunç hayalleri görünmez mi?
    Ya bütün atalarımın yüzyıllar boyunca
    Yığın yığın kemiklerini saklayan o mahzenin dehşeti?
    Ya mezarına yeni konmuş, kefeninde çürüyen
    Tybalt'ın kanlı cesedi? Derler ki,
    Gecenin belli saatlerinde ruhlar gezinirmiş orada
    Olamaz mı, bütün bunlar olamaz mı?
    Vaktinden önce uyanırsam, iğrenç kokuları ne yapmalı?
    Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını?
    Çıldırmış bu çığlıkları duyan ölümlüler
    Bütün bu korkularla çevrilince çepeçevre
    Aklımı oynatmaz mıyım ben uyandığımda?
    Atalarımın kemikleriyle deliler gibi oynayıp
    Kanlar içinde ki Tybalt'ı kefeninden çıkarmaz mıyım?
    Ya bu ciddiyet durumunda,
    Akrabamdan birinin kemiğini sopa gibi kullanıp
    Dağıtmaz mıyım umutsuz beynimi?
    Ah işte! Kuzenimin hayali görünüyor,
    Kılıcının ucuyla vücudunu şişleyen Romeo'yu arıyor.
    Dur Tybalt, dur! Geliyorum!
    Bunu şerefine içiyorum!
#16.05.2009 00:14 0 0 0
  • xxxxxxxxxxx
#22.05.2009 01:15 0 0 0