Hayat bu işte

Son güncelleme: 11.06.2009 20:33
  • noimage


    Rah metli Vehbi Koç ile yapılan bir televizyon röportajıydı. Yıllar önce


    "Param var, malım var, şanım ver, mevkim var; ama gel gör ki, iki kaşık bulgur,
    bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti üzüntüyle. Domatesli bulgur pilavının yanında turşu ve soğan
    çok uzun zaman önce yasak edilmişti ünlü işadamına. "Çok şükür bugünleri de gördüm ama"diye
    konuşmasını sürdüren
    ünlü sanayici "dünyanın en kudretli adamı da olsan fark etmiyor"diye
    eklemişti. Bir soğan, bir bulgur bazen nelere bedel oluyor .

    Emel Sayın'ın hayatının anlatıldığı bir programdı. Çok genç yaşta başlayan yolculuğunda gücü, başarısı ve
    ışıltısından sonra bugün geldiği nokta konuşuluyordu. Pek çok kadının yerinde olmak istediği güzel, başarılı
    ve ünlü sanatçı "Bir tek şeye sızlıyor içimKeşke bir çocuğum olsaydı"derken gözleri dolu doluydu.
    "Bana hep daha çok gençsin, önce işin, önce sanatın, daha şöhretin başındasın dediler. Ama keşke kimseyi
    dinlemeseydim. Keşke kimseyi dinlemeseydim"

    Gani Müjde ile söyleşi yaptığım bir programdaydık. "Çok küçüktüm ve babam kendi koşulları içinde beni şımartmaya
    uğraşıyordu" diye başladı anlatmaya. "Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takım elbisesini verip bana bir elbise
    yaptırmış. Çok mutluydu o bayram; bana bir şey giydirebildiği için. Ama ben elbiseden hiç hoşlanmamıştım. Ağlamaya
    başladım, ben bu çirkin şeyi giymem diye. Babamın bana bakışını hiç unutamam. Galiba en fazla altı yedi yaşındaydım.
    Birden hiç beklemediğim bir şey oldu ve babam bana hayatımdaki ilk ve son kez çok şiddetli tokadını attı. Çok
    g ücenmişti bana.
    Aradan yıllar geçti. Şimdi İstanbul'un güzel manzaralı evlerinden birinde oturabiliyor ve istediğimi
    alabiliyorum. Babam öldükten sonra bir gün, babamın o bakışı geldi aklıma. Keşke geri dönüp o sayfayı silebilsem,
    öyle isterdim kiBabamı mutlu edebilseydim."

    Üzerinden çok zaman geçti ama yine de tereddüt ettim şimdi yazıp yazmamakta Bir cesaret yazıyorum; Yeşim Salkım-Uzan
    idi o zamanki soyadı-Levent'te yeşil bir villada, görkemli mobilyaların içinde görkemli duvarların arasında ve görkemli
    bir masanın ardında oturuyordu. Yapmak istediklerini anlatırken, çok çok uzun siyah saçları kollarını, belini, boynunu
    örtüyordu ve gözlerinde adını tam da koyamadığım bir siyah şey vardı. Keder? Yalnızlık? Öfke? Yorgunluk? Her şey, herşey
    elinin altındaydı ama mutsuzdu besbelliSonra zaman geçti. Soyadlarından birini sildi. Saçlarını kestirdi. Geçenlerde
    bir akşam gördüm onu. O beni görmedi. Yan yanaydık oysa. Geçip gittik birbirimize
    değmeden. Kısacık saçları, gecenin
    karanlığına rağmen ışıldayan gözleri vardı. Sevdiği adamın, kocasının elinden tutmuş, deniz kenarına doğru yürüyordu.
    Yanından geçip kendi yoluma devam ederken düşündüm de

    Hayat bu kadar basit bir şeydi işte. Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz, pişman olduklarımız,

    onardıklarımız, onaramadıklarımızHepsi basit, minicik şeylerdi ama ulaşamadıkça, çözemedikçe,yenemedikçe bize
    kocaman geliyordu. Kitlelerin sevgisi, para,ün,güç Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu, özlemini çektiğimiz o şey
    her ne idiyseBir çocuk, Sevildiğini bilmek, Bir vicdan rahatlığı,
    Bir tabak pilav, Bir sağlıklı nefes
    Hayat bu işte; basit, küçük bir hadise

    Can DÜNDAR
#11.06.2009 16:09 0 0 0
  • Yüreğinize sağlık güzel bir hikayeydi..
#11.06.2009 20:33 0 0 0