Trombosit Nedir

Son güncelleme:
  • Trombosit - Trombosit Nedir - Trombosit Hakkında

    Trombosit veya kan pulcukları kan pıhtılarının oluşumunda görev alan hücre parçalarına verilen isimdir. Platelet olarak da adlandırılır. Düşük trombosit seviyeleri veya fonskiyon anormallikleri (disfonksiyon) kanamayı yatkınlaştırırken, yüksek trombosit seviyeleri -çoğunlukla asemptomatik- tromboz (damarda kanın pıhtılaşması) riskini yükseltir.

    Tanım ve Anatomi
    Trombositler çok sayıda granül ihtiva eden renksiz hücre parçalarıdır. Çapları 1.5-3.0 μm arasında değişir. İnsanlarda eritrositler (alyuvarlar) gibi, anükleer (çekirdeksiz) ve disk şeklindedirler (diskoid).Hücre zarının sitoplazma içine doğru parmak şeklinde girmesi sonucu oluşan ve yüzeye açılan bir kanal sistemine sahiptirler. Bu kanal sistemine kanaliküler sistem adı verilir. Ayrıca RNA ve birkaç farklı granül tipi içerirler.

    Trombosit Yapımı
    Trombositler kemik iliğinin megakaryosit diye adlandırılan büyük ve multinükleer olan hücrelerinin parçalarından oluşur. Megakaryosit parçaları sistemik dolaşıma girince trombosit

    Başlıca karaciğer tarafından üretilen trombopoietin ( olarak adlandırılırlar. trombopoetin olarak da anılır) hormonu trombosit yapımını uyarır ve çoğalmasını kontrol eder.

    Dolaşım
    Trombositlerin dolaşımdaki ömrü 9-10 gündür. Daha sonra dalakta ayrıştırılır. Hiposplenizm (dalağın fonksiyonunda azalma veya yok olma) yüksek trombosit sayımlarına, hiperslepnizm (dalağın aktivitesinde anormal artış) düşük trombosit sayımlarına neden olabilir.

    Görevi
    Trombositler kollajen ile temas ettiklerinde aktive olurlar. Damarın içindeki endotel bir şekilde hasar gördüğünde altındaki kollajen (bağ dokusu) açığa çıkar, aktive olan trombositler kollajene bağlanır. Hasarlı bölge üzerine trombositler kümlenir ve trombotik tıkaç oluştururlar. Bunun (oluşan tıkacın) sonucu olarak da ihtiva ettikleri granüllerin içeriğini ortama boşaltırlar. Ortama boşaltılan bazı maddeler yüzünden trombositler birbirlerine bağlanırlar, yeni gelen trombositler hasarlı yüzeye bağlanmış trombositlere bağlanır. Ayrıca granüllerin içeriği ortama boşaldığında ortaya çıkan serotonin salınımı damar duvarındaki düz kasların kasılmasına neden olarak hasalanmış bölümden kan akımını engeller. Bunun nedeni serotonininin vazokonstrüktör olmasıdır. Ayrıca agregasyon sırasında trombositlerde yüksek oranda bulunan miyozin ve aktin filamentleri kasılarak oluşan tıkacı güçlendirirler. Trombositler plazmada bulunan fibrinojene ilave olarak fibrinojen salgılar. Bunun sonucu olarak pıhtılaşma sırasında daha çok fibrinojen fibrine dönüşürek, daha çok (trombosit ve diğer) kan hücrelerinin tutunacağı fibröz ağ oluşturur.

    Von Willebrand faktörü hasarlı damar duvarına yapışarak trombositlerin buraya tutunmasını kolaylaştırır. Bu nedenle koagülasyon için önemlidir ve von Willebrand faktörü eksikliği veya bozukluğunda koagülasyon bozuklukları görülür. von Willebrand faktörünün eksikliğinden kaynaklanan hastalığa von Willebrand hastalığı denmektedir.

    Damar duvarı prostasiklin (PGI2) isimli, kuvvetli bir trombosit agregasyon inhibitörü (engelleyici) sentezler. Böylece trombosit tıkacı sadece hasarlı bölgede oluşur, yayılamaz.
0 0 0
  • Geçenlerde bu konu benim de kan tahlili sonuçlarımı incelerken kafama takılmıştı, o yüzden seve seve bildiklerimi paylaşayım. Trombosit, tıbbi adıyla platelet veya halk arasında bilinen adıyla kan pulcuğu, vücudumuzun tamir ekibinin en önemli üyelerinden biridir kendisi.

    Aslında tam olarak bağımsız bir hücre sayılmazlar. Kemik iliğimizdeki devasa megakaryosit adı verilen hücrelerin parçacıklarıdırlar. Çekirdeksizdirler ve minicik diskler şeklindedirler. Vücutta ömürleri de pek uzun sayılmaz, ortalama 9-10 gün kadar dolaşımda kalıp ardından dalakta süzülüp giderler. Hatta dalakla ilgili bir sıkıntı olduğunda trombosit sayıları hemen dalgalanır, oradan biliriz.

    Peki ne işe yarar bu minikler? El kesildiğinde veya herhangi bir damarımız hasar gördüğünde hemen olay yerine intikal ederler. Damarın altındaki kollajen tabakası açığa çıkınca bizim trombositler oraya yapışmaya başlar ve hep birlikte kümeleşip geçici bir tıkaç oluştururlar. Buna agregasyon diyoruz. İçlerindeki granülleri salgılayarak hem damarın daralmasını sağlarlar ki çok kan kaybetmeyelim, hem de fibrin ağının kurulmasına yardımcı olup pıhtıyı sağlamlaştırırlar. Bu süreçte von Willebrand faktörü adını verdiğimiz kahraman da yapışmaya büyük destek olur.

    Tabii her şeyin olduğu gibi bunun da bir dengesi var. Sayı az olursa en ufak bir darbede morarmalar, durmayan kanamalar görülebilir. Sayı çok fazla olursa da damar içinde istenmeyen pıhtılar yani tromboz riski artabilir. Neyse ki vücut akıllı bir mekanizma kurmuş; sağlam damar duvarından salgılanan prostasiklin sayesinde pıhtı sadece hasarlı bölgede kalır, tüm damarı tıkamaz.

    Merak ettiğiniz başka bir detay olursa sorun lütfen, forumda lafı uzatmadan bildiğimiz kadarıyla yardımlaşırız. Herkese sağlıklı günler!
0 0 0