Ey dost! Sana gelmek yaşama sevincidir. Hatta bir yaşama biçimidir. Sana
geldiğimde donanmış, onanmış olurum. Dosta gelmek bir irfan mektebine ermek, bir
irfan meclisine girmek demektir, bilirim. Hayâtı yeniden, bir daha ve her an
yorumlamaya seninle başlarım. Her şey yeniden ve tâze bir anlam kazanmaya
başlar sâyende.
Ey dost! Kentin o süflî, abûs çehresinden soyutlanarak sana gelirim. Maddî olan
şeylerin kıymeti arttıkça dostluklarının ve dostlarının değeri tükenen şehir
insanından kaçarak sana yönelirim. Çünkü ben kendimi, yani seni dahası sendeki
beni aramak için gelirim.
Ey dost! "Herkesin kişisel bir menkıbesi vardır." derler. Benim menkıbemin
başlangıcı da sonu da sendedir. Sen hep bana; "Odunların doğrusunu taşımayı"
ögütlersin. Çünkü senin kapından eğri odun giremez. Kişisel menkıbemi ararken;
rehberim, kılavuzum sen olursun hep.
Ey dost! Ummâna kavuşmak için ırmaklar nasıl mecrâlarını seçerse, ben de
gönlümdeki ummâna giden yol olarak seni seçerim. Sana hep sâde ve susuz gelmek
isterim. Gönlümün derinliklerine dalmanı, bütün yaralarımı sarmanı ve hasta rûhumu
onarmanı beklerim.
Ey dost! Ben sana dostça seslenen bir âşık gibi gelirim... O dostuna diyordu ki:
"Leylâ değilim dost, lâkin çöle çağırırsan gelirim. Sana "yalan" halde gelmem,
toplarım özümü "yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığımda "kim o" dersen, "sensin
efendim" derim. Ben olmam kapında, "sen" olur gelirim. Sen "gel" de yeter ki, yola
yük olmam, "yol" olur gelirim."
Ey dost! Senin huzûrunda ne gam ne keder nede dünyevî meşgaleler var. Çünkü sen
her an O(c.c.)'nunlasın. Senin seyrin O(c.c.)'ndan O(c.c.)'na ve O(c.c.)'nunladır.
Sende dâimâ O(c.c.)'nu hatırlatan bir şeyler var. Senin yanında birden başka bir
âleme girmiş gibi olurum. Âlemim değişir .Dünyam kaybolur. Dahası ben
kaybolurum. Bu yüzden hâlimi arz etmem imkânsızlaşır. Fuzûlîce sızlanırım hep: Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam Seni tenhâ bulicak kendim aslâ
bulamam"
Ey dost! Hangi vakit yanında bulunsam hep aynı hislerle dolarım! Benim aradığım
dünya işte bu dünyadır, bu âlem benim rüyâlarımın süsüdür.Ben hep bu hasret ile
yanarım. Bütün sorularımın cevâbı sendedir. Ben hep bu ânı özlerim. Belki de beni
bu hayata bağlayan çok az sebepten birisi; sen gibi hakîkî bir dostla buluşmaktır.
Bir Allah dostunun söylediği gibi: "Beni bu dünyada tutan üç şey var. Allah için
sevdiğim dostlarim, Namaz, Ve seherlerde kalkıp yaptığım gece ibâdetleri."
Ey dost! Senin yanında doktorun odasındaki hasta gibiyim. Heyecan, korku, sürûr;
hepsi bir arada. Hem iyileşmek istiyorum, hem korkuyorum. Hem sana koşmak, hem
de senden kaçmak istiyorum. Senin şefkat yüklü yüreğinde ısınmak, acıtan
reçetelerinle tedâvî olmak istiyorum. Kimi zaman senden hiç ayrılmamak kimi
zaman da hiç karşılaşmamayı diliyorum. Ne garip değil mi?
Ey dost! O kadar yakınımdasin ki; beni sen sanırım. Sana o kadar yakınım ki; seni
kendim sanırım. Bağışla şaşkınlığımı. Bu hâlime anlam vermekte oldukça
zorlanıyorum. Âşık bir gönlün serzenişini andırıyor benimkisi: "Bana öyle yakınsın
ki Seni ben sandım Sana öyle yakınım ki Beni sen sandım Sen mi bensin?Ben mi
senim?
Ey dost! Ancak seni görünce yüzüm gülüyor. Senin lâtif varlığın ve gönül çalan
güzelliğin karşısında çâresizim. Bakışların bana mutluluk veriyor, kabıma sığmaz
bir hâle bürünüyorum. Senin sevdâ ateşin öylesine yakıcı, öylesine derinden ki,
bunu anlatmaya ne gücüm var ne de tahammülüm. Seni anlatmak âteşten kelimeler
toplamak, bir yangına körükle gitmek gibidir biliyorum.
Ey dost! Derdimi kimseye dökemiyorum. Bu hâlimden dolayı beni kınıyorlar.
Aldırış ettiğimi sanma. Sadece üzülüyorum. Anlaşılmak gibi bir derdim de yok.
Her gün onlarca yüzle karşılaşıyorum. Ne var ki o yüzler bana tanıdık gelmiyor.
Hep seni arıyorum. "Bağda binlerce ay yüzlü güzeller var. Güller ve misk kokulu
menekşeler var."(Hz. Mevlânâ) Oysa benim için senden başkası yok.
Ey dost! "Sana âşık olduğum için bana öğüt veriyorlar. Öğüt bana ne yarar verir?
Zehirli su içmişim. Bana şekerin ne yararı olabilir? Benim için ayağını bağlayın
diyorlar. Oysa deli olan gönüldür. Ayağımın bağlanmasının ne faydası var?" (Hz.
Mevlânâ) Züleyhâ'yı kınayanlar Yûsuf(a.s.)'un güzelliği karşısında ne yaptılar?
Onların yarası "El Yâresi" idi. Ya bu "Dîl Yâresi"ne ne demeli!
Ey dost! Sözü uzun tuttuğum için beni bağışla! Senin yâdından başka , gönlümü
neye bağlarsam, ona tövbe olsun. Seni zikretmeksizin, seni anmaksızın, nerede
oturursam tövbeler olsun. Sen bana yine kuş dili ile konuş. Beni aşkınla deli dîvâne
kıl. Sûretinden ve dahası sîretinden mahrum etme. Bu gönül senin evindir.
Ey Gönüller Sultanı Her dem seninle, senin özlemindeyiz, Senin himmetinle gözler
yerde mahçup ve hüzündeyiz. Hicranınsa ayakta tutuyor bizi.
*Emeğinize sağlık bu güzel paylaşım için...
*gerçek dostlukların çok azaldığı bu dünyada
bize böyle güzel bir yazıyı okuma fırsatı verdiğiniz için
teşekkür ederim
yüreğinize sağlık
Ben teşekkür ederim