Ey Dost

Son güncelleme: 06.09.2009 23:20
  • Ey dost! Sana gelmek yaşama sevincidir. Hatta bir yaşama biçimidir. Sana
    geldiğimde donanmış, onanmış olurum. Dosta gelmek bir irfan mektebine ermek, bir
    irfan meclisine girmek demektir, bilirim. Hayâtı yeniden, bir daha ve her an
    yorumlamaya seninle başlarım. Her şey yeniden ve tâze bir anlam kazanmaya
    başlar sâyende.



    Ey dost! Kentin o süflî, abûs çehresinden soyutlanarak sana gelirim. Maddî olan
    şeylerin kıymeti arttıkça dostluklarının ve dostlarının değeri tükenen şehir
    insanından kaçarak sana yönelirim. Çünkü ben kendimi, yani seni dahası sendeki
    beni aramak için gelirim.



    Ey dost! "Herkesin kişisel bir menkıbesi vardır." derler. Benim menkıbemin
    başlangıcı da sonu da sendedir. Sen hep bana; "Odunların doğrusunu taşımayı"
    ögütlersin. Çünkü senin kapından eğri odun giremez. Kişisel menkıbemi ararken;
    rehberim, kılavuzum sen olursun hep.




    Ey dost! Ummâna kavuşmak için ırmaklar nasıl mecrâlarını seçerse, ben de
    gönlümdeki ummâna giden yol olarak seni seçerim. Sana hep sâde ve susuz gelmek
    isterim. Gönlümün derinliklerine dalmanı, bütün yaralarımı sarmanı ve hasta rûhumu
    onarmanı beklerim.



    Ey dost! Ben sana dostça seslenen bir âşık gibi gelirim... O dostuna diyordu ki:
    "Leylâ değilim dost, lâkin çöle çağırırsan gelirim. Sana "yalan" halde gelmem,
    toplarım özümü "yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığımda "kim o" dersen, "sensin
    efendim" derim. Ben olmam kapında, "sen" olur gelirim. Sen "gel" de yeter ki, yola
    yük olmam, "yol" olur gelirim."



    Ey dost! Senin huzûrunda ne gam ne keder nede dünyevî meşgaleler var. Çünkü sen
    her an O(c.c.)'nunlasın. Senin seyrin O(c.c.)'ndan O(c.c.)'na ve O(c.c.)'nunladır.
    Sende dâimâ O(c.c.)'nu hatırlatan bir şeyler var. Senin yanında birden başka bir
    âleme girmiş gibi olurum. Âlemim değişir .Dünyam kaybolur. Dahası ben
    kaybolurum. Bu yüzden hâlimi arz etmem imkânsızlaşır. Fuzûlîce sızlanırım hep: Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam Seni tenhâ bulicak kendim aslâ
    bulamam"


    Ey dost! Hangi vakit yanında bulunsam hep aynı hislerle dolarım! Benim aradığım
    dünya işte bu dünyadır, bu âlem benim rüyâlarımın süsüdür.Ben hep bu hasret ile
    yanarım. Bütün sorularımın cevâbı sendedir. Ben hep bu ânı özlerim. Belki de beni
    bu hayata bağlayan çok az sebepten birisi; sen gibi hakîkî bir dostla buluşmaktır.
    Bir Allah dostunun söylediği gibi: "Beni bu dünyada tutan üç şey var. Allah için
    sevdiğim dostlarim, Namaz, Ve seherlerde kalkıp yaptığım gece ibâdetleri."



    Ey dost! Senin yanında doktorun odasındaki hasta gibiyim. Heyecan, korku, sürûr;
    hepsi bir arada. Hem iyileşmek istiyorum, hem korkuyorum. Hem sana koşmak, hem
    de senden kaçmak istiyorum. Senin şefkat yüklü yüreğinde ısınmak, acıtan
    reçetelerinle tedâvî olmak istiyorum. Kimi zaman senden hiç ayrılmamak kimi
    zaman da hiç karşılaşmamayı diliyorum. Ne garip değil mi?



    Ey dost! O kadar yakınımdasin ki; beni sen sanırım. Sana o kadar yakınım ki; seni
    kendim sanırım. Bağışla şaşkınlığımı. Bu hâlime anlam vermekte oldukça
    zorlanıyorum. Âşık bir gönlün serzenişini andırıyor benimkisi: "Bana öyle yakınsın
    ki Seni ben sandım Sana öyle yakınım ki Beni sen sandım Sen mi bensin?Ben mi
    senim?



    Ey dost! Ancak seni görünce yüzüm gülüyor. Senin lâtif varlığın ve gönül çalan
    güzelliğin karşısında çâresizim. Bakışların bana mutluluk veriyor, kabıma sığmaz
    bir hâle bürünüyorum. Senin sevdâ ateşin öylesine yakıcı, öylesine derinden ki,
    bunu anlatmaya ne gücüm var ne de tahammülüm. Seni anlatmak âteşten kelimeler
    toplamak, bir yangına körükle gitmek gibidir biliyorum.




    Ey dost! Derdimi kimseye dökemiyorum. Bu hâlimden dolayı beni kınıyorlar.
    Aldırış ettiğimi sanma. Sadece üzülüyorum. Anlaşılmak gibi bir derdim de yok.
    Her gün onlarca yüzle karşılaşıyorum. Ne var ki o yüzler bana tanıdık gelmiyor.
    Hep seni arıyorum. "Bağda binlerce ay yüzlü güzeller var. Güller ve misk kokulu
    menekşeler var."(Hz. Mevlânâ) Oysa benim için senden başkası yok.



    Ey dost! "Sana âşık olduğum için bana öğüt veriyorlar. Öğüt bana ne yarar verir?
    Zehirli su içmişim. Bana şekerin ne yararı olabilir? Benim için ayağını bağlayın
    diyorlar. Oysa deli olan gönüldür. Ayağımın bağlanmasının ne faydası var?" (Hz.
    Mevlânâ) Züleyhâ'yı kınayanlar Yûsuf(a.s.)'un güzelliği karşısında ne yaptılar?
    Onların yarası "El Yâresi" idi. Ya bu "Dîl Yâresi"ne ne demeli!




    Ey dost! Sözü uzun tuttuğum için beni bağışla! Senin yâdından başka , gönlümü
    neye bağlarsam, ona tövbe olsun. Seni zikretmeksizin, seni anmaksızın, nerede
    oturursam tövbeler olsun. Sen bana yine kuş dili ile konuş. Beni aşkınla deli dîvâne
    kıl. Sûretinden ve dahası sîretinden mahrum etme. Bu gönül senin evindir.




    Ey Gönüller Sultanı Her dem seninle, senin özlemindeyiz, Senin himmetinle gözler
    yerde mahçup ve hüzündeyiz. Hicranınsa ayakta tutuyor bizi.

    Selam olsun sana dost...
#31.08.2009 00:23 0 0 0
  • Emeğinize sağlık bu güzel paylaşım için...
#31.08.2009 00:31 0 0 0
  • gerçek dostlukların çok azaldığı bu dünyada
    bize böyle güzel bir yazıyı okuma fırsatı verdiğiniz için
    teşekkür ederim
    yüreğinize sağlık
#31.08.2009 00:38 0 0 0
  • *Emeğinize sağlık bu güzel paylaşım için...
    *gerçek dostlukların çok azaldığı bu dünyada
    bize böyle güzel bir yazıyı okuma fırsatı verdiğiniz için
    teşekkür ederim
    yüreğinize sağlık
    Ben teşekkür ederim
#06.09.2009 23:20 0 0 0