Beş Kala Bir İstanbul Düşü

Son güncelleme: 31.08.2009 23:14

  • noimage

    Yıllar, yıllar öncesinden bir öykü dolanıyor yüreğimize, onlar gibi olamamak mı yoksa onların makûs talihi mi bizi çeken. Sen, ey sevgili, Leandros'u yaşatan benliğimde, bu sen değilsin. Şimdi bana anlatabilir misin gerçeği? Kumsaldaki o tepede sana bırakmıştım gözlerimi, al getir onları geri. Yaz bitiyor, kapımızda güz bekliyor hırçın ve umursamaz rüzgârlarıyla dökmek için yapraklarımızı. Biz, yine de denize çevirelim yüzümüzü. Denizler mücadeledir, denizler aşktır, denizler sonsuzluktur. Sona çok az kaldı desem, bundan başka şansımız yok desem, ben her gece sevdanın ateşini senin için yakıyorum hala desem, bana geri verebilir misin ömrümü? Şimdi ne kadar birikmiş özlem varsa koy bavuluna. O şehir, bu şehir bırak kalsın arkada, hepsi bir İstanbul etmez nasılsa

    Büyükada vapurunda
    İstanbul'u ser ayaklarıma
    köpüklerle yaz ismimi
    bir yanımız Boğaz
    bir yanımız aşk
    ama dur
    önce öp beni
    daha önce hiç öpülmemiş gibi
    öyküler kıskanır nasılsa

    Acılarımı dindirecek bu yolculuğu son kez yapıyorum. Bu son gidiş, artık dönmek yok. Aşk, en çok İstanbul'a yakışır derler ya orada buluşmalıyız seninle, İstanbul'da aşka yakışmalıyız. Ağrılarımızı azgın sularına, kırgınlıklarımızı sert rüzgârına, sevdamızı heybetli siluetine asmalı, Hisar'da arzumuzu yakmalıyız. Yaz poyrazlarına tutulmuş ağaçlar gibi bedenim, sıla gibi tütüyor özlemin ruhumda. Dün ayrılmışız gibi öpüşlerin tenimde, bakışların benliğimde, yüreğin ruhumda, bilmiyorsun. Uçuk dudaklarına her gün ellerinle dokunduğunda, gölgesi çatıya düşmüş boş evlerin yansıması sokulur yüreğine. Oysa bütün umutların güllerle donatılı fidanları her sabah taze sulara muhtaç bir ömür dalıdır. Kırağılarla katılaşan saçlarımızda ve göğsümüzdeki sevinç çalımlarında gemsiz atlar gibi doru aşklara yürümeliyiz. Hepimiz, infazı yüreğimizde taşıyan canlılarız aslında.

    yaşanmışlığın kokusu sinmiş sokaklarda
    sakallarında sararmış hüzünler
    ellerinde gizli bir anahtar
    tarihin oymalı cumbalarında
    nal sesleri açsın kapıyı
    sarıl bana öp bir daha
    çıtır ekmek, domates, peynir
    demli çayımız da varsa
    öğlen olur nasılsa

    Çizgileri derinleşmiş yüzün avuçlarımda, gözlerinden akan kızgın lavları yutuyorum. Kavga kıyamet kuşatsa da sessizce bu koca şehri, dinle yüreğimin iniltisini, sana seslenen. Martı gagasına iliştirdiğim bir yudum nefesim kaldı onu da sana vermeye hazırım, bilmiyorsun. Her mevsim, yeni bir umudun kanayan toprağı olsa da, nice sevgililerin bu uğurda gözleri açık gitse de, sendeki yürek sevdamı taşır, aç göğsünü aşkın rüzgarlarına.

    Kalamış marinada demirli teknemiz
    gözlerinde pupa yelken
    sözlerimde vira bismillah
    aldırma sıcağa soy içinde ne varsa
    atladık mı serin sulara
    kapılırız dip dalgalara
    yedi tepenin rüzgarları yıkar nasılsa

    Bu yalnızlık atlasında çürük kanatlı pencerelerden baktıkça hayata, süzgün bir ayın ışığı sızar yine de içimize. Öpülmeye, koklanmaya hasret karanfiller gibi demirlenmiş bir yüreğin örsünde nice sevdalar işlenir, istersen. Kapatma, sevdayla yıkanan gönlünün şiir pencerelerini, öfkelerini yağmurumla yıka. Dinle bak, usulca geceyi giyiyor şehir, kuleye gitmeli, ışığı yakmalıyız onca sevdalıya. Aşk kokulu nefesimizle karışırken tuzumuz terimize yedi tepe ağlamalı, İstanbul'u sarmalı nabzımız. Dalgalar teslim ederken Leandros'u, depremlere gebe faylar kırılmalı bin yerinden ve ben senin kollarında ölüme beş kala gülümsemeliyim.

    Üsküdar'da kısa bir mola
    Mihrimah sultandan
    kallavi kahvesi yanında
    sahaflara da uğramalı
    aşkın kitabesi olmalı
    başucumuzda
    sevişirken Boğaz'da
    haydi şimdi öp beni doya doya
    ölüme beş var nasılsa

    / Şiirim beni bekliyor oysa ben bir sigara yakıp karanlık suların gölgesinde gizleniyorum. Efkâr mı geceye, yoksa ben mi efkâra yakışıyorum. Balkonumda azgın dalgaların sesini duymak istiyorum, vurdukça kıyıya sıçrasın yüreğim. Denizliklerde kandillerin titrek ışığından başka gecenin sessizliği var. Haydi diyorum, haydi... Deniz benim için çakıl taşı bırakıyor kıyıya ve usulca çekiyor dalgasını. Ben kokusunu içime çekmek istiyorum, rüzgârlarım uzak, tuzak olur sana diyor. Kıyı ben, kum tanesi ben, kuşlar ben Kolay mı ölümsüz bir sevdayı kucağında ölümüne taşımak, göğüs germek tüm hükümlere ve hala inadına, inadına, inadına sevmek.


    Rengin Alacaatlı
#31.08.2009 11:49 0 0 0
  • Ben kokusunu içime çekmek istiyorum, rüzgârlarım uzak, tuzak olur sana diyor. Kıyı ben, kum tanesi ben, kuşlar ben Kolay mı ölümsüz bir sevdayı kucağında ölümüne taşımak, göğüs germek tüm hükümlere ve hala inadına, inadına, inadına sevmek.


    emeğine sağlık cnm..(:
    çok tşkürler..
#31.08.2009 12:06 0 0 0
  • Konuya geldiğimde ahh dedim şimdi bu resimdeki yerde olup okumak lazımdı bu yazıyı..

    bölüm bölüm okudum..çok özel çok güzeldi


    peylaşım için teşekkürler Sidelya
#31.08.2009 12:27 0 0 0
  • İstanbul... Aşk... Hem dert hem deva İstanbul...

    Çok güzel yazılmış.
#31.08.2009 12:37 0 0 0
  • Gözlerinize sağlık arkadaşlar...:) Okuyup yorumladığınız için tşkr.ederim sizlere...
#31.08.2009 12:40 0 0 0
  • Kalamış marinada demirli teknemiz
    gözlerinde pupa yelken
    sözlerimde vira bismillah
    aldırma sıcağa soy içinde ne varsa
    atladık mı serin sulara
    kapılırız dip dalgalara
    yedi tepenin rüzgarları yıkar nasılsa

    Emeginize sagLık tşkLer(:
#31.08.2009 17:38 0 0 0
  • Yüreğine sağlık arkadaşım..
#31.08.2009 23:14 0 0 0