Atatürk Kürt Olsaydı

Son güncelleme: 07.12.2009 00:54
  • Ben insanları sadece "yaptıkları"yla değil, "yapmadıkları"yla da değerlendiririm...
    Çünkü "yaptıkları", o kişilerin başarılarını...
    "Yapmadıkları" ise kişiliklerini gösterir!
    Hayatı savaşlarda geçti; çarpıştığı orduların başkomutanları esir alınıp önüne getirildi... Ama o, hiçbir zaman "ulan" bile demedi...
    Kimseyi "şerefsizlikle" suçlamadı...
    Kimsenin onuruyla oynamadı...
    Hukuk ve bilim adamlarının yerine, ulemaların sözünün dinlenmesini önermedi...
    Bugün bile kimsenin göze alamayacağı devrimleri yaparken, dini siyasete alet etmedi...
    Şeyhlerin, şıhların önünde diz çökmedi...
    Tarikatlardan medet ummadı; tam tersine, tarikatları yasaklattı...
    Devlet kadrolarına yapılan atamalarda "sadakat"a değil, "liyakat"a önem verdi...
    Akrabaları için kimseden beş kuruş para istemedi...
    Yakınlarının, iş adamlarıyla ortak şirket kurarak servet sahibi olmalarına izin vermedi...
    Kurduğu devletin şirketlerini, kendisini destekleyenlere peşkeş çekmedi...
    Büyük ihaleler aracılığıyla yandaşlarını zenginleştirmedi...
    Çalışma arkadaşlarını seçerken kılı kırk yardı, kaçakçıları, ihale takipçilerini milletvekili, bakan yapmadı...
    Gizli hesaplar açtırmadı...
    Kaçak binalarda işgalci olarak oturmadı...
    Muhalifleri susturmak için halkın önüne çıkıp, boykot çağrısında bulunmadı...
    Kullandığı devlet gücünü, bireysel kavgalarına alet etmedi...
    Savcılığa soyunmadı...
    Ülkenin bölünmez birliğini, düşmana taviz vererek "sağlamaya" çalışmadı...
    Binlerce kilometre ötelere gidip, yurdunda uygulayacağı politikalar konusunda kimseden talimat almadı...
    Memurunu üç kuruş maaşa muhtaç edip, yolsuzluğa, rüşvete tenezzül eder hale getirmedi...
    Hiçbir zaman "gizli amaçları" olmadı...
    Dün "kara" dediğine, günü geldiğinde "ak" demedi...
    Çevresini yalaka ve yardakçılarla doldurmadı; sofrasını, gezilerini sadece yandaşlarına değil herkese açık tuttu...
    Ve asla... Geri adım atmadı... Hep ileriye, çağdaşlığa, aydınlığa yürüdü...

    O; Mustafa Kemal Atatürk'tü...
    Eğer bugün ölümünün 71'inci yılında hâlâ onu büyük bir özlemle anıyor ve arıyorsak; bunun nedeni sadece "yaptıkları" değil, aynı zamanda "yapmadıkları" dır...
    "Yaptıkları" onu bu ulusun "ATA"lığına taşıdıysa...
    "Yapmadıkları" da "ölümsüzlük" kazanmasını sağladı...

    Herkesin üç ismi olabilir...

    Ama; kimse ASLA Mustafa Kemal ATATÜRK olamaz ! . . .

    alıntı
#28.11.2009 21:11 0 0 0
  • Ne günLere kaLdık..
    Adamın siyasi görüşüyLe cinseL hayatının ne aLakası var ya
    neLeri taşımışLar
    pes..

    Nerden çıkmış bu konu ya alakasız bir konu ne alakası var Atatürkle kürtlüğün

    Evet çok aLakasız o yüzden 11 sayfa yorum aLdı..
    zorLa koLundan tutupta geL yorum yap diyen oLmadı..
    Konunun başLığı içeriğini az çok anLatır
    hiçte girip okuma !

#28.11.2009 22:29 0 0 0
  • okudum bile ama neyse sana yorum yapmıyacağım belliki daha olgunlaşmamışsın çünkü ben senin ablan yaşındayım!..
#28.11.2009 22:35 0 0 0
  • LoReSiMa
    Herkesin üç ismi olabilir...

    Ama; kimse ASLA Mustafa Kemal ATATÜRK olamaz ! . . .

    Kardeşim.İsimleri ve şahısları ilahlaştırmayınız..Kusuruma bakma ama Mustafa Kemal'in silah arkadaşlarından Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir gibi büyük komutanları neden anmıyorlar bUNLAR hakkında kaç kişinin bilgisi var.
    Atatürk neden mareşal olamadı..Kazım Karabekir ve Mareşal fevzi Çakmak neden emekli yapıldı.Bunları bir irdeleyelim bakalım neler olmuş.
    Hiç kimseyi ilahlaştirmayınız,Hatta Resulullah efendimiz bile ilahlaştırılmaz.En büyük inkilap ve devrimi Hz.Muhammed.(S.A.V.) Efendimiz yapmıştır...
    Herşey fanidir.Onun getirdiği din olmasaydı Mustafa Kemal hiçbir şey yapamazdı.Emrinde ki bütün askerler birer mücahid idiler.Bu mücahitlerin çabalarıyla bu vatan kurtulmuştur.Atatürk düşmana tek kurşun atmamıştır.Sadece geriden emirler vererek savaşlar kazanılmştır.Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak ise bizzat savaşlara katılmışlardır..
#28.11.2009 22:50 0 0 0
  • yazıyı ben yazmadım bence sizde bilip bilmeden konuşmayınız Terakkiperver...
    ayrıca dinle karıştırmayınız konuyu lütfen...
#28.11.2009 22:58 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Dogru bir kilavuzun yoksa dogru yolu bulamazsin, kilavuzun sayesinde birseyler basaripta sonrasinda kilavuzu yok sayamazsin. Dogru strateji belirlenmezse hiç bir savas kazanilamaz. Bunu bilmek veya anlamak için alim olmaya gerek yok.

    Atatürk'un yaptiklarini sorusturmak yaptiklarini kücümsemek moda oldu bu aralar. Ne demis atalarimiz yigidi öldür ama hakkini yeme. Kimse Atatürk'u sevmek zorunda degil, özellikle bir kesim var onlar hatta hiç sevmesin mümkünse Atamizin adini agizlarina bile almasinlar ama su gerçegide unutmasinlar Atatürk olmasaydi kimse suandaki durumunda olamazdi. Ama tabi insanoglu nede olsa nankördür illa bir kusur bulacak illa memnuniyetsiz olacak.


    ____________________

    Konunun başLığı içeriğini az çok anLatır
    hiçte girip okuma !
    Herkez istedigi konuyu okur, istedigi yorumu yapar. Kimseye helede bu tarzda bir mudahale etme hakkina sahip degilsin. Böyle bir konu açiyorsan yapilacak yorumlarada katlanmak zorundasin
#28.11.2009 22:59 0 0 0
  • Atatürk'ün çekindiği isim...

    Atatürk'ün kendisine siyasi rakip olarak gördüğü, en fazla çekindiği isim kim ve ordu içindeki iktidar kavgası...

    "Milli mücadele bittikten sonra komutanlar arasında iktidar mücadelesi başladı. Ordu, Kemal Paşa'dan yana olanlar ve olmayanlar diye gene ikiye bölündü."

    "Kurtuluş Savaşı'nın ağırlıklı isimleri Karabekir, Cebesoy, Refet Bele vs. karşı ekibe geçti. Atatürk'ün yanında İnönü, Çakmak ve birkaç isim yer aldı."

    "Atatürk 'ordu politikaya karışmasın' diye bir laf söylemedi ve söyleyemez. Çünkü bunu diyebilmesi için kendisinin de üniformasını çıkarması gerekir."

    Röportaj: Neşe Düzel/Taraf






    NEŞE DÜZEL: Osmanlı döneminde askeriyenin durumu halka dürüstçe anlatılıyor muydu?

    CEMİL KOÇAK: Hayır. Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir zafer beklentisi oluşturuldu mesela. Öyle ki, dört yıl boyunca, "Osmanlı öyle büyük bir zafer kazanacak ki, eski güzel ihtişamlı günlere geri dönülecek" propagandası yapıldı. O sırada Sarıkamış'ta savaş kaybediliyor, ordu Basra'dan, Filistin'den, Sina'dan çekiliyor, bundan kimsenin haberi olmuyordu.

    Yüz binlerce insan ölüyordu. Nasıl kimsenin haberi olmuyordu?

    Çünkü bu haberler yasaklanıyordu. Basında, telgraflaşma ve mektuplaşmalarda büyük bir askerî sansür vardı. Merkezin söylediğinin dışında her hangi bir şey duymak sıradan insan için mümkün değildi. Basra savaşı ile Çanakkale savaşı dışındakiler halktan gizleniyordu.

    Ahmet Altan, "Biz savaşlarda yenildiğimizi kabul etmemek için hep barışlarda yenildiğimizi söyledik ve çocuklarımıza böyle öğrettik. Sonra da barışa düşman olduk" diye yazdı geçenlerde. Sizce bu doğru bir saptama mı?

    Biz geçmişimizi olduğu gibi kabul edemediğimiz için, bugünümüzü de olduğu gibi kabul edemiyoruz. Bakın... Almanlar henüz ateşkes lafını ağızlarına almazken, Osmanlılar, daha 1917'den itibaren "Biz ateşkes istiyoruz" dediler. Henüz kimse yenilmemişti, sadece "Bulgaristan savaştan çekilecek" diye bir dedikodu çıkmıştı ki, ateşkes lafını ilk eden İstanbul oldu.

    Bununla neyi anlatmak istiyorsunuz?

    Yani biz yenildiğimizi anladık ve savaştan çekilmek istedik. Ama tabii şu var. Biz, ideolojimiz gereği savaşta yenildiğimizi söyleyemeyiz.

    Ben de onu sormuştum. Niye biz savaşta yenildiğimizi söyleyemeyiz?

    Tutarlı olmalıyız. Çünkü biz, ideolojik yaklaşımımız gereği savaşta yenilmeyen bir milletiz. Ordunun karargâhı Adana'ya kadar gerilemiş, Yunanistan ve Bulgaristan sınırında tek bir askerimiz kalmamış... İngilizler bir daha vurursa, karargâh Konya'ya gelecek ama... Gene de "Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmedik biz" diyoruz. Bu bir ideolojidir! ve bu ideolojiye göre, biz, asker ve saf bir milletiz ve diplomasiyi bilmiyoruz. Bizi hep diplomaside kandırıyorlar. Böyle bir ideolojik yaklaşımın sonucunda...

    Evet, ne oluyor?

    Böyle bir ideolojik yaklaşımın sonucunda, tabii ki biz savaş dendiğinde değil, "barış" dendiğinde irkiliyoruz. Savaş aslında bizim için avantajlı oluyor. Çünkü biz savaşı hiç kaybetmiyoruz. Ama barış öyle mi? Barış bizim için savaştan çok daha tehlikeli. Zira biz hep barış masasında kaybediyoruz. Ve ders kitapları dahil, her yerde en tehlikeli şey barış oluyor.

    Yapılan bütün bu propaganda sonucunda da savaşa değil, barışa düşman bir toplum oluyoruz biz...

    Evet, esas itibarıyla öyle.

    Osmanlı'da ordunun durumunun halka nasıl anlatıldığını konuştuk. Cumhuriyet döneminde ordunun durumu halka nasıl anlatıldı?

    Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesiyle birlikte toplumun gözünde ordunun meşruiyeti çok zedelendi. Ordunun ağırlığı çok azaldı. Çünkü büyük bir zafer vaat ediyorsunuz ve sonra çıka çıka ortaya büyük bir skandal daha çıkıyor. 1918'de savaş bitiyor, bir bakıyorsunuz, aaaa bütün her yer gitmiş. Ordu lağvedilmiş. O andan itibaren toplumun gözünde İttihatçılık ve onunla özdeşleşmiş olan ordu ve subay grubu hızla prestij kaybediyor. Artık kimse İttihatçılığı duymak istemiyor. Ta ki Milli Mücadele'yi yapacak olan diğer İttihatçı grup sahneye çıkıncaya kadar. Onlar, böyle bir atmosferde, ordunun meşruiyetini yeniden sağlama konusunda çok zorluk çekiyorlar.

    Milli Mücadele'yi yapacak olan İttihatçı grupta kimler vardı?

    Bunlara, "İttihatçıların yedek kadrosu" diyelim... İttihatçıların A grubu, Enver, Talat, Cemal Paşalar yurtdışına çıkmışlardı. Onların İstanbul'da kalan Kara Kemal, Kara Vasıf gibi uzantıları, bunlardan aldıkları talimatla işgale karşı silahlı direnişi düzenleyeceklerdi. Bu ekip, Anadolu hareketinin gerçek liderleri olarak kendilerini görüyorlardı ama... Milli Mücadele'yi Anadolu'da fiilen örgütleyecek olanlar Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Mustafa Kemal ve İnönü gibi isimlerden oluşan İttihatçıların B takımıydı. Bunlar, A takımıyla göbek bağını kesmeye çalışıyordu.

    Kesebildiler mi peki?

    Bu bağı zaman içinde kestiler. Enver, Talat ve Cemal Paşaların, yani A grubunun liderlerinin yurtdışında öldürülmeleri, B grubunun rahatlaması anlamına geldi. Anadolu'daki mahalli teşkilatlara emir veren komuta kademesi böylece tamamen ortadan kalktı. Yoksa Kurtuluş Savaşı sırasında da İttihatçılar arasında büyük bir iktidar mücadelesi vardı.

    Kurtuluş Savaşı'nda, Enver, Talat ve Cemal Paşaların etkileri var mı?

    Büyük etkileri vardı. Çünkü taşradaki eski teşkilatlarıyla milli mücadelede etkili olmaya çalışıyorlardı. Mustafa Kemal duruma zaman zaman hâkimdi, zaman zaman değildi. Ama şunu da söylemek gerekir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ordunun prestiji yerle bir olmuştu. Milli Mücadele, ordunun gücünü yeniden meşrulaştırdı. Çünkü ordu ilk kez bir zafer kazandığını gösterdi. Prestiji çok yükseldi.

    İttihatçılar, halkı Kurtuluş Savaşı'na katılmayı nasıl ikna ettiler?

    Büyük ölçüde zorladılar.

    Çok sayıda asker kaçağı olduğu anlatılır.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusundan beş milyon kişi geçti. Ordu, dört yılda beş milyon kişiye komuta etti. 26 ağustos günü cephede toplanabilen asker sayısı ise ancak yüz bini geçebildi. Kimse askere gitmek istemiyordu. Milli Mücadele'yi yapanların asıl güçlük çektikleri nokta, toplumu bu mücadeleye ikna etmek oldu. O yüzden de halkı zorlamak, kaçanlara zor kullanmak zorunda kaldılar. Bir de ilk başta kurulan ve Kuvayi Milliye adı verilen bağımsız savaşçılar grubu vardı. Çerkez Ethem kuvvetleri böyleydi. Çerkez Ethem süvari ve piyadelere para veriyordu. Bunlar gerçekte asker değiller. Bunlar maaşlı askerler.

    Çerkez Ethem bu parayı nereden buluyordu?

    Köylü, "kurtuluş savaşçıları" adı verilen bu kuvvetlerden çok muzdaripti. Bunlar, "Paraya, hayvana ihtiyacımız var" deyip, köyü haraca kesiyorlardı. Bu yüzden de köylü, "Bunlara vergi vereceğimize Yunan gelsin" diyordu. Çünkü Yunan düzenli bir idare. O geldiği zaman düzenli bir ordu var, iyi kötü bir disiplin sağlanmış oluyor. Topladığı verginin bir kuralı var. Kuvayi Milliye'de ise hiçbir kural yok. Her an kapı çalınabilir ve ne isteyecekleri belli değil. Nitekim Ankara, Meclis'i kurup da düzenli bir orduya geçmeye başladığında ilk yaptığı şey bu çapulculuğu ortadan kaldırmak oldu.

    Ama son dönemde Türkiye'de Kuvayi Milliye adıyla hareketler ve dernekler kuruldu, yayınlar çıkarıldı. Hem Atatürkçü hem de Kuvayi Milliyeci olunabilir mi?

    Son yıllarda Kuvayi Milliye adını tekrar dolaşıma soktuklarını görünce ben çok şaşırdım. Çünkü 1921'de Çerkez Ethem'in kuvvetlerinin dağıtılmasıyla birlikte Kuvayi Milliye de yasaklandı. Eğer 1921'den sonra birisi çıkıp, "Ben Kuvayi Milliyeci'yim" diye ortalıkta dolaşsaydı, başı fena halde belaya girerdi. Bu tamamen Milli Mücadele'ye aykırı bir cereyan haline gelmişti. Kuvayi Milliye ruhu denilen de zaten merkezî denetimin dışında bir çete savaşıdır. Bu, hakiki bir ordu değildir.

    Ergenekon sürecinde de, devletin ve ordunun içinde çeteleşmeler ortaya çıkmadı mı?

    Aralarında biraz böyle bir paradigma benzeşmesi var tabii.

    Cumhuriyet döneminde ordunun durumu halka anlatıldı mı diye sormuştum...

    Bize, iktidar kavgası, Ankara'da Meclis'te, siyasi arenada yaşanmış gibi anlatılıyor ama asıl iktidar kavgası ordu içinde oluyor. Milli Mücadele'yi yapan komutanlar arasında, Milli Mücadele bittikten sonra büyük bir iktidar mücadelesi başlıyor. Ordu bir daha bölünüyor.

    Ordu nasıl bölünüyor?

    Ordu, 1922-24 arasında Mustafa Kemal Paşa'dan yana olanlar ve olmayanlar arasında bir kez bölünüyor. Milli Mücadele'nin ağırlıklı kadrosundan Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi isimler, Mustafa Kemal'in ülkede iktidarın tamamına hâkim olacağı endişesiyle karşı ekibe geçiyorlar. Bu isimlerin hepsi aynı zamanda orduda da komutan oldukları için, bu iktidar kavgası, orduyu da siyasi ve ideolojik olarak ikiye bölüyor. Mustafa Kemal'in yanında Fevzi Çakmak, İsmet Paşa ve birkaç isim yer alıyor.

    Birbirlerinden nerede ayrılıyorlar bu isimler?

    Bunların hepsi de İttihatçı. Hepsi de Halk Fırkası içinde. Hepsi de muvazzaf asker ama... Bunlar, modernizasyon projesini uygulama yönteminde anlaşamıyorlar. Mustafa Kemal Paşa gurubu, "Meşrutiyet'te gördük. Bu işler anayasayla, parlamenter sistemle falan olmaz. Biz bunu otokrat bir yönetimle yapacağız, İttihatçıların kurmuş olduğu eski sistemi devam ettireceğiz biz" diyorlar.

    Yani askerî diktayı devam ettirecekler, öyle mi?

    Evet. Buna karşılık Kazım Karabekir ve diğer grup ise, "Biz bu sistemi tecrübe ettik. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarını da bu yüzden yaşadık. Bu yöntemden tamamen vazgeçelim. Gerçek bir temsili sistem, parlamenter rejim kuralım. Siz modernizasyonu zorla yapacaksınız. Böyle bir modernizasyon kalıcı olamıyor. Biz böyle bir modernizasyonu gençliğimizde yapmaya çalıştık. Osmanlı modernizasyonu Jakoben bir metotla yapıldı ve kalıcı olmadı. Çünkü bu yöntemle yapıldığında, işler hızla geri gidebiliyor. Bu yüzden modernleşmeyi zamana yaymak ve bu konuda halkı ikna etmek, halkın onayını almak lazım. Halkın üstüne fazla gitmemek ve tepki toplamamak lazım" diyorlar.

    Bunlar tam olarak neye karşılar? Mustafa Kemal'in diktatör olmasına mı karşılar?

    Buna karşılar. Ordu bu bakımdan bölünüyor. "Yoksa biz de sizin söylediklerinizin yapılmasını istiyoruz ve bunları biz de yapacağız. Biz de kadınlarımızı çarşaftan kurtaracağız. Zaten bizim her birimizin eşleri çarşaftan kurtulmuş vaziyetteler. Bizim sizin yapmayı istediklerinizle bir problemimiz yok. Ama biz bütün bunları yaparken bu ülkede parlamenter sistem olsun istiyoruz" diyorlar. Atatürk, Nutuk'ta bunları anlatıyor ve "Bu paşalar bana komplo kurdular" diyor.

    Mustafa Kemal ordunun siyasete karışmamasını, ordunun kışlasına geri dönmesini bunun üzerine mi istiyor? "Beyler siyaset yapmak istiyorsanız üniformalarınızı çıkarıp gelin. Yoksa kışlanıza geri dönün" diyen o ünlü lafını o zaman mı söylüyor?

    Hayır. Atatürk "ordu politikaya karışmasın" diye bir şey hiç söylemedi. Bu tamamen uydurmadır. Atatürk bunu söyleyemez, çünkü bunu diyebilmesi için kendisinin de üniformasını çıkarması gerekiyor. O dönemde ise üniformayı kimse çıkaramazdı. Çünkü bütün iktidar mücadelesi, ordu içinde ve ordu aracılığıyla yapılıyordu. Hepsi de muvazzaf askerdi onların. İsterlerse karargâhlarında oturuyorlar, isterlerse Meclis'e geliyorlar. Hiçbiri eski asker değil bunların. Mesela Mustafa Kemal... Hem cumhurbaşkanı hem muvazzaf askerdi. Maaşını...

    Askerlik maaşını mı?

    Evet. Maaşını, Genelkurmay'dan, yani Milli Savunma Bakanlığı'ndan alıyordu. Diğerleri de öyle. Hiçbiri emekli asker değildi. Zaten buradaki asıl sorun üniforma değildi ki. Asıl sorun komuta yetkisiydi.

    Anlamadım...

    Mesela Atatürk askerdi ama bir komutanlık görevi yoktu. Yani bir karargâha sahip değildi. İsmet Paşa da öyle. Ama Kazım Karabekir'in, Ali Fuat Cebesoy'un komuta yetkileri vardı. Mustafa Kemal, bunların, siyaset yaparken, askerliği değil, komuta yetkilerini bırakmalarını istiyordu. Bu yüzden de "Meclis'e kimse komutan olarak gelmesin" diyor. Ama Meclis'e asker olarak gelebilir. Mustafa Kemal'in amacı, askeri siyasetin dışına çıkarmak değil. Amaç, karşı grubun etkinliğini azaltmak. Dolayısıyla, "Atatürk orduyu siyasetten arındırdı, askerlerin siyasete karışmasını kabul etmezdi" gibi argümanlar asla doğru değil.

    Bu çok yakın bir tarih. Bütün bunlar nasıl uydurulabiliyor? Niye uyduruluyor?

    Bunun da nedeni ideolojik. Ordunun, siyasetten bağımsız olması gerektiğini savunan görüş de kendisine Atatürk'ü dayanak yapıyor. Atatürk, "Ordu politikaya karışmasın" diye bir şey hiç söylemedi. Bu kadar meraklı olsa, kendisi karışmazdı. Gençliğinden beri politikanın içinde. İstifa eder ve politikacı olurdu. Atatürk'ün kendi hayatı bu lafı tekzip ediyor zaten.

    Cumhuriyet'i kurduktan sonra değişmiş olamaz mı?

    Bakın... Bu hiç konuşulmayan bir şey. Atatürk askerlikten 1927 yılında emekli oldu. 1927'de İsmet Paşa'yla birlikte kendi istekleriyle üniformalarını çıkardılar. "Emeklilik maaşımızı istiyoruz" diye Savunma Bakanlığı'na dilekçe verdiler ve askeriyeyle ilişkileri o andan itibaren kesildi.

    Bunu, sivilleşme adına mı yaptılar?

    Hayır. Kendilerini artık siyaseten güvende hissettikleri için bunu yaptılar. Ordu artık emin ellerdeydi. 1926'da bütün muhalefet bertaraf edilmişti. 1927'de de Nutuk okunmuştu. Tek adamlık onaylanmıştı. Atatürk orduyu şöyle görüyordu. "Ordu bizim tarafımızda olduğu sürece, bu, ordunun politika içinde olduğu anlamına gelmez. Ama karşı taraf orduyu kendi yanına almaya çalışırsa, bu, ordu politikaya giriyor demektir ve biz buna karşıyız" diye düşünüyordu. "Ordu, politikanın dışında kalsın" demek, benim dediğimin dışına çıkmasın, karşı tarafın politikasını desteklemesin demekti onun için.

    Atatürk zamanında ordunun siyasetteki ağırlığı neydi?

    Çok büyüktü. Ordu, rejimi kuran, koruyan, savunan ve rejimin esas omurgasını oluşturandı. Cumhurbaşkanı, başbakan, Halk Partisi başkanı, herkes asker kökenliydi. Kime baksanız muhakkak askerî formasyondan geliyordu. Tamamen sivil olup da çok önlere çıkabilen bir tek Celal Bayar vardı. Onun da durumu çok özeldi. O dönemde ekonomi kimse tarafından pek anlaşılmıyordu ve Celal Bayar, dönemin ekonomisti olarak görülüyordu.

    Mareşal Fevzi Çakmak, daha Atatürk hayattayken birçok isteğini kabul ettirdi. Mareşal Çakmak nasıl böyle bir güce sahip olabildi?

    Çakmak'ın gücü tamamen Atatürk'e olan sadakatinden geliyor. Atatürk'le asla ters düşmedi.

    Atatürk kendisine siyasi rakip olarak en fazla kimden çekiniyordu?

    Rauf Orbay'dan çekiniyordu. O da herhalde Atatürk kadar yetenekliydi. Balkan Harbi'nde zırhlısıyla epey kahramanlık yaptı, 'donanma kahramanı' olarak tanındı. Sonra askerlikten emekli oldu ve kendisini İttihatçı politikaya verdi. Atatürk'ün yanındaki ekip, Milli Mücadele'ye geç katılan, katılmakta tereddüt eden ekipti. Atatürk'ün karşısındaki grup ise Milli Mücadele'ye en önce katılan ekipti. Nitekim Karabekir, Halide Edip, Refet Bele, Rauf Orbay gibi isimler, Atatürk'ü "Mücadeleye bizimle başladın ve sadece iktidar meselesi yüzünden şimdi bizi ekarte ediyorsun. Çok sonra mücadeleye katılmış olan kişilerle birlikte bizi iktidar için feda ediyorsun, onlarla iş yapıyorsun" diye suçluyorlar.

    Haksızlar mı?

    Bu grup çok etkili isimlerden oluşuyor. Atatürk'ün yanındaki grubun isimleri etkili değil. O yüzden de onların hepsi Atatürk'e kişisel olarak sadakat gösteriyorlar. Zaten Atatürk de kendisine biat edecek bir ekip arıyor. Diğer grup kendisine biat etse, Atatürk muhtemelen onları tercih eder ama... İşte Cumhuriyet, ordu içi iktidar mücadeleleriyle böyle kuruluyor.

    Kazım Karabekir ve ikinci grup ne zaman Atatürk için siyasi tehdit olmaktan çıkıyorlar?

    Bunlar önce 1924'te Terakki Perver Fırka'nın kapatılması sonucunda tasfiye ediliyorlar. Sonra da 1926 İzmir Suikastı davasıyla tamamen bertaraf ediliyorlar. İttihatçılardan geriye ne kadar önemli isim kaldıysa, İzmir Suikastı davasında toplandı ve yargılandı. Cavit Bey gibi bazıları idam edildi. Bazıları Rauf Orbay gibi on yıla mahkûm edildi. Bazıları da Kazım Karabekir gibi beraat etti. Ama hiçbiri bir daha siyasi bir güç olmadı. Siyasette bir tehdit oluşturmadı. İzmir Suikastı davası da Yakup Cemil olayı gibi muğlaktır. Atatürk'e suikast yapılacağı kesindir ama bu olayın tetikçilerinin arkasında kimler var, ispat edilememiştir.

    ihlassondakika.com
#28.11.2009 23:01 0 0 0
  • loresima arkadaşımız ezberden daha doğrusu ezberletilenlerden etkilenmiş ....belli..

    Atatürk ün etrafında dalkavuklar olmadığından bahsetmiş..
    Fevzi Çakmak'ın hatıralarına bir gözatsın derim..

    zafer kazanıldıktan sonra etrafını dalkavukların nasıl sardığını okusun..

    memleketin o zamanlar neredeyse güllük gülistanlık olduğundan bahsetmiş..

    SCF( serbes cumhuriyet fırkası) nın kurulmasının sebebini bir araştırsın...
    Ama ben kısaca bahsedeyim........Adam kayırmaların ,haksızlıkların adaletsizliklerin baskının millet üzerinde neredeyse patlama noktasına gelmesi ..

    kapatılma sebebinide yazayımmı..

    SCF nin genel başkanının dilinden..
    "Tebellür eden son vaziyete göre, Fırkamız, Büyük Gazi Hazretlerine karşı, siyasî sahnede mücadele edecek bir mevkie getirilmiştir. Fırkamız doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin teşvik ve tasvipleriyle vücuda gelmiş ve Büyük Reisimizin her iki fırkaya karşı müsavi muavenet ve muamelesine mazhar olacağı teminatı almış idi. Esasen başka türlü siyasi bir teşekküle vücut vermek mesuliyetini almağı hiçbir zaman hatırımıza getirmedik. Halbuki emri vaki şeklinde tahakkuk eden son vaziyet karşısında bizce başarılması muhal olan bu teşebbüse devam etmek beyhude olacağından Fırkamızın feshine ve keyfiyetin bilumum teşkilata ve Dahiliye Vekaletine bildirilmesine karar verilmiştir.___



    tek başına iktidara gelmek üzere olan bir partinin başkanı partiyi kapatırmı?
    seçimlerin şaibeli bir şekilde CHP nin kazanması üzerine atatürk ün sözlerini bilirmisiniz? loresima ve diğerleri

    SCF yöneticileri bu seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürdüler. Onlara göre seçimi SCF kazanmıştı. Sonuçlar baskı ve fesat ile elde edilmişti. Öte yandan Hasan Rıza Soyak'ın hatıratında aktardığına göre M. Kemal'in konuyla ilgili söyledikleri de manidardır:

    "(...) Bana "Hangi fırka kazanıyor?" diye sormuş; "Tabii bizim fırka Paşam" cevabını vermiştim. O gülmüş: "Hayır efendim. Hiç de öyle değil. Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır, çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin." buyurmuştu."[23]

    Chp nin izmir teşkilatının serbes fırka aleyhinde hakaret dolu açıklamalarından sonra halkın çoluk çocuk sokaklara döküldüğü .......Polisin ;halkın üzerine ateş açtığı ve 12 yaşında bir çocuğun öldürüldüğü hakkında bir bilginiz varmı loresima ve diğerleri


    bu nasıl bir kâbustur...güllük gülistanlık memleket bumu?


    SCF den önceki denemede kurulan TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI'nın kurulma sebebi nedir?

    bildiğiniz gibi ;bu partiyi kuranlar Kurtuluş savaşının TEMELİNİ ATAN yedi kişinin atatürk ve inönü hariç diğer beş ismidir...
    kurlma sebebi şu
    hakimiyyet kayıtsız şartsız Milletindir diye çıkılan yolda
    _______ülke DİKTATÖRLÜĞE GİTMEKTEDİR________

    ezberletilmiş HİKAYELERİ değil arkadaşım YAŞANMIŞ GERÇEKLERİ OKUYUN___



    "ulan" ve "şerefsiz " kelimeleri benim imzam ile ilgili bir taşlama ise eğer?


    Benim bu imzayı neden kullandığımı az çok herkes anlamıştır..

    DALKAVUK neyzenın bir şiirini buraya taşıyıp Bu milletin anasına aklınca hakaret ednlere bir cevaptır..

    ANAMIZDA NENEMIZDE YERİ GELDİĞİNDE ÖLMEYİ BİLMİŞTİR...

    HERKES KENDİ ANASI ADINA KONUŞSUN...
#28.11.2009 23:36 0 0 0
  • gamlı arkadaşımız halen bilip bilmeden konuşuyosunuz kimse bişi ezberletmedi tarihte herşey var açık olarak hiç olmazsa taraflı yazılar sunmuyorum....
#28.11.2009 23:38 0 0 0
NaZ NaZ foto
  • Loresima bosuna ugrasma arkadasim. Insanoglu ya gerçekleri görür yada görmek istedigini görür. Kaliplastirilmis seyleri degistiremezsin, herkez baktigi veya baktirildigi pencereye göre olaylari degerlendirir. Herkezinde herseyi görmesine gerek yok, varsin kimileri görmek istedikleriyle kendilerini avutsun.
#29.11.2009 00:07 0 0 0
  • Benim en çok kızdığım şey, sadece Milli Eğitimde ki kitaplara bakarak Atatürk'ü incelemek biraz zor diyorum..Neredeyse peygamberimiz diyecek olanlar var...
#29.11.2009 00:11 0 0 0
  • [QUOTEgamlı arkadaşımız halen bilip bilmeden konuşuyosunuz kimse bişi ezberletmedi tarihte herşey var açık olarak hiç olmazsa taraflı yazılar sunmuyorum.... ]

    aktardıklarımın bir kısmı chp bir kısmı vikipedi kaynaklıdır...

    taraflı yazı bumu?

    avunmaya ihtiyacı olan ben değilim
    ____________________________
    Kaynaklar
    . Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul
    . Atatürk'ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm Yayıncılık, İstanbul
    . 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul
    . "Serbest Fırka", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 8. ss. 2052-2059. İletişim Yayınları, İstanbul
    AnaBritannica, Cilt 19, (2004), Ana Yayıncılık A.Ş., İstanbul
    "Bireysel Haklar Tarihimiz (13): Serbest Fırka". (9 Nisan 2007). http://www.derinsular.com/ansiklopedi/2007/04/bireysel-haklar-tarihimiz-13-serbest-firka.php 25 Aralık 2007 tarihinde erişildi
    (1973). Atatürk'ten Hatıralar Cilt II, Yapı Kredi Bankası Yayınları,İstanbul
    . "Türkiye'de Sol Nerede?...(01)".



    Terkkiperver cumhuriyet fırkası ile ilgili kısım chp sitesinden
#29.11.2009 00:13 0 0 0
  • Suikast girişimi, 15 Haziran 1926 günü Mustafa Kemal Balıkesir'deyken, suikastçiler İzmir Kemeraltı çarşısının ana caddesine (günümüzdeki adı "Anafartalar Caddesi", o dönemdeki adı -caddedeki Mevlevi dergâhı nedeniyle- "Mevleviler Sokağı") nâzır bir otelin pencerelerinden, Mustafa Kemal Paşa gezi programı üzere caddeden geçerken ateş açmayı planlıyorlardı.

    İhbara göre suikastçilerin arasında Mustafa Kemal'in yanında yer almış olan Kadı Hurşit'in oğlu ve yaşı büyütülerek meclise girip eski Lazistan mebusu olan Ziya Hurşit, İttihat ve Terakki nin fedaisi olup Milli Mücadele de Kocaeli bölgesinde faaliyet gösteren emekli jandarma yüzbaşı Sarı Efe Edip bey'in adamları olan Sarı efe Edip bey'in Değirmendere deki çiftliğinde kahyalık yapan Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf ve İstanbul da kuyumcu soymaktan sabıkalı Samsun da kahve işleten Laz İsmail vardı. Yaptıkları plana göre bu kişiler Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'i İzmir'e ziyarete geldiğinde Kemeraltı karakolu önünde ateş ederek öldürecekler, kargaşadan yararlanarak Yemiş çarşısında bekleyen bir arabayla Giritli Şevki Bey'in rıhtımda bekleyen motoruna binip Sakız Adası'na kaçacaklardı. Fakat son anda Şevki Bey'in pişmanlık duymuş ve M.Kemal'in bir gece Mudanya da fazladan kalmasından dolayı programın değişmesinden ve vazgeçip olayın ihbar edilmesinden korkup olayı İzmir Emniyeti Siyasi Şube müdürü Mehmet Ali Konyar'a anlattı. O da vali Kazım Dirik'den izin alıp Giritli Şevki'nin evinde son toplantıdan çıkan suikastçıları kaldıkları yerde yakaladılar. Aynı odada kalan Laz İsmail ile Gürcü Yusuf Ragıp Paşa otelinde Ziya Hurşit Gaffarzade otelinde Çopur Hilmi de evinde yakalanıp tutuklandılar. 16 Haziran da İzmir'e gelen Gazi Mustafa Kemal Naim Palas oteli'nde kaldı ve halka karşı bir konuşma yaptıktan sonra suikastçılarını tek tek odasına çağırıp görüştü. İzmir'e yerleşen M.Kemal Ankara da ki başbakan İsmet İnönü den suikasta adlarının karıştığına inandığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinin paşa olanlar dahil tutuklamasını istemiştir. İsmet İnönü tutuklanan Kazım Karabekir'i serbest bıraktırdı ve diğer parti üyelerinin de tutuklanmasını engelleyince Recep Peker durumu Gazi'ye bildirdi. Mustafa Kemal başbakan İnönü'ye korkmamasını ve tutuklamaları gerçekleştirmesini emretti. Tutuklamalar bu emir üzerine başlatıldı.

    9 Temmuz'a kadar İzmir de kaldı. Suikastla ilgili İstiklal mahkemesi 26 Haziran 1926 da Milli Sinema salonun da çalışmalarına başladı. Olayın ardından silahlı ve bombalı olarak İzmir'de yakalan Ziya Hurşit'in açıklamaları doğrultusunda çok sayıda kişi gözaltına alındı ve hemen bir İstiklal Mahkemesi kuruldu. Yargılananlar arasında Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami Kunduh, Cafer Tayyar Eğilmez, Vasıf Karakol gibi Kurtuluş Savaşı'nın önde gelen isimleri de vardı. Bu ünlü kişilerin çoğu beraat etti. Ancak İttihat Terakki Cemiyeti'nin önde gelen bazı isimleri suikastla ilgili bulunarak idam edildi.

    O gece ve ertesi gün İstanbul ve İzmir'de yapılan tutuklamalarda Ziya Hurşit, Gürcü Yusuf, Laz İsmail ve Çopur Hilmi yakalandılar. Suikastın arkasında kapatılmış Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın içindeki bir grup olduğu sonucuna varıldı. Partinin kurucuları olan Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar gibi Kurtuluş Savaşı'nın ünlü isimleri suikastin diğer sanıklarıyla birlikte İzmir İstiklal Mahkemesi nde yargılandılar.

    Mahkeme Ziya Hurşit ve arkadaşlarını idam cezasına çarptırdı. 14 Temmuz 1926'da on dört kişinin idam cezası infaz edildi. Suikast girişiminden sonra bir ay gibi kısa bir süre içinde yıldırım hızıyla yargılanma tamamlanmış ve idam cezaları infaz edilmiş oluyordu. Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden biri olan ve o sırada yurt dışında bulunan Rauf Orbay gıyabında on yıl hapis cezası aldı. Terakkiperver Partisi'nin yargılanan diğer üyeleri her ne kadar mahkeme tarafından aklandılarsa da bir çoğu uzun bir süre kuşku altında kaldılar. Hükümet görevlerinden dışlandılar. Çoğu on yıl süreyle siyasi yaşamdan uzak kaldı.
    ....wikipedia...................................................................................................................................................................................................

    Olayın ardından silahlı ve bombalı olarak İzmir'de yakalan Ziya Hurşit'in açıklamaları doğrultusunda çok sayıda kişi gözaltına alındı ve hemen bir İstiklal Mahkemesi kuruldu. Yargılananlar arasında Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami Kunduh, Cafer Tayyar Eğilmez, Vasıf Karakol gibi Kurtuluş Savaşı'nın önde gelen isimleri de vardı. Bu ünlü kişilerin çoğu beraat etti. Ancak İttihat Terakki Cemiyeti'nin önde gelen bazı isimleri suikastla ilgili bulunarak idam edildi.

    burasını dikkatle okursak Ziya Hurşit in açıklamaları doğrultusunda tutuklanıyorlar adil bir yargılama oluyorki suçsuz olanlar serbest kalıyor.Yada bilemeyiz tabii karşı grupta iseler insanın aklına herşeyde geliyor açıkçası belkide suçluydular yargılanmadan bilinemez.Bir milletin sevgisini kazanmış insan için her yazıyı okuyarak diktatör yorumları yapmayınız lütfen.Diktatör olsaydı yargılamaz asardı.
#29.11.2009 00:36 0 0 0
  • burasını dikkatle okursak Ziya Hurşit in açıklamaları doğrultusunda tutuklanıyorlar adil bir yargılama oluyorki suçsuz olanlar serbest kalıyor.Yada bilemeyiz tabii karşı grupta iseler insanın aklına herşeyde geliyor açıkçası.Bir milletin sevgisini kazanmış insan için her yazıyı okuyarak diktatör yorumları yapmayınız lütfen.Diktatör olsaydı yargılamaz asardı.


    diktatör yorumumu yapmışım??

    bunu söyleyen Kazım Karabekir ve Rauf Orbay...

    ve öyle sandığın gibi mahkeme falanda serbest bırakmamıştır...
    _______________________


    yani özrü kabahatınden büyük sözü bu olsa gerek:))

    araya inönü girmiştir ve serbest bırakılmışlardır..

    suçluysa asın kardeşim...adalet yerini bulsun demi

    araya birleri giripte idamlık birini daraağacından alabilirmi..ne o...diktatörlükmü var yoksa
#29.11.2009 00:48 0 0 0
  • burasını dikkatle okursak Ziya Hurşit in açıklamaları doğrultusunda tutuklanıyorlar adil bir yargılama oluyorki suçsuz olanlar serbest kalıyor.Yada bilemeyiz tabii karşı grupta iseler insanın aklına herşeyde geliyor açıkçası.Bir milletin sevgisini kazanmış insan için her yazıyı okuyarak diktatör yorumları yapmayınız lütfen.Diktatör olsaydı yargılamaz asardı.


    diktatör yorumumu yapmışım??

    bunu söyleyen Kazım Karabekir ve Rauf Orbay...

    ve öyle sandığın gibi mahkeme falanda serbest bırakmamıştır...
    _______________________


    yani özrü kabahatınden büyük sözü bu durumlar için olsa gerek:))
    _________
    araya inönü girmiştir ve serbest bırakılmışlardır..

    suçluysa asın kardeşim...adalet yerini bulsun demi

    araya birleri giripte idamlık birini daraağacından alabilirmi..ne o...diktatörlükmü var yoksa memlekette:))
#29.11.2009 00:49 0 0 0
  • Tabi tabi bizde yuttuk zaten Atatürke muhalefet edenlerin bertaraf edilmesi için hazırlanmış bir senaryo ve sonuç hakim ayağa kalkar ve mahkumun önce idamına sonra dinlenmesine karar verilmiştir böylece binlerce masumu öldürdüler zaten kurulan Istiklal mahkemeleri de bu işin kılıfı idi
#29.11.2009 01:28 0 0 0
  • Vurun arkadaşlar Atatürkün kafasına kafasına vurun ,nasıl olsa kalkıp cevap hakkını kullanamayacaklar .Vurun destekli desteksiz vurun.Elleriniz dert görmesin.Taraf isimli CIA servisinin yayın organı öyle uygun gördü.Yahudi, bu günlerde performans düşüklüğü yaşayan AKP nin kurtarılması için böyle uygun görmüş .Atatürk'e vurun ki yerinden kalkıp cevap hakkını kullanmasın.Üç beş tane yahudi dönmesi sabatay meydan okuyor dinime devletime,sizde onları kamufle etmek için Atatürke vurun. (buradaki aslında çok şey anlatan cümleyi bayan arkadaşların rahatsız olmaması için istemeden kaldırıyorum) siz halen derekıyısı çimen şarkısının nakarat bölümünü dillendirip duruyorsunuz.Uyanın artık Memleketin bütün kaleleri limanları işgal altında.Devletin TV kanallarında hristiyanlık propakandası yapılıyor,neredeyse gerdek odasını canlı yayınlayacaklar ,böyle giderse kendim ettim kendim buldum türküsünü bile söylamaya vaktiniz olmayacak.Dönün kıbleye Allahuekber deyin.Allahtan affınızı dileyin.Amellerinizi gözden geçirin bakın bakalım biz nerede yanlış yapıyoruz.Allaha emanet olun(Kişiler alınmasın genelleme yapmak istedim arakadaşlar)
#29.11.2009 09:02 0 0 0
  • at gözlüklerini takmışsınız gözünüze görmek istediğinizi görüyorsunuz sankide o dönemde yaşamışsınız bu olayı yorumlayan çok değişik yazılar vardır sadece birine takılmayın yani birilerinin yargılanıp asıldığını sadece birinin yargılanmadan ismet inönünün bir lafıyla serbest kaldığını iddia ediyorsunuz bu kadar basit olacağına inanmıyorum bu iddianızı yargıya iletin ayrıca, çünkü çok büyük ithamlar bunlar herneyse bunlar siyaset bilimcilerin ve yargının işi bizim yorumlarımız büyük lokma yutmak olur ben gene3de bardağın dolu tarafınıda görün diyorum boş kalan tarafınıda bizler adam olup dolduralım, hayırlı bayramlar herkese
#29.11.2009 09:59 0 0 0
  • Vurun arkadaşlar Atatürkün kafasına kafasına vurun ,nasıl olsa kalkıp cevap hakkını kullanamayacaklar .Vurun destekli desteksiz vurun.Elleriniz dert görmesin.Taraf isimli CIA servisinin yayın organı öyle uygun gördü.Yahudi, bu günlerde performans düşüklüğü yaşayan AKP nin kurtarılması için böyle uygun görmüş .

    kimsenin kimseye vurduğu falan yok sayın abim...daha öncede belirtmiştim
    _şurada şöyle bir yanlışı vardır demek atatürk e saygısızlık etmek demek değildir_ diye..

    bu ülkede şapka takmadı diye, insanlar ASILMIŞTIR..

    NE YANİ..şimdi buna _doğru yapmıştır_ dememizi bekleyenlermi var..
    ve o şapkayı bugün takan kimse yok sokaklarda..

    ASLINDA VAR...israile giderseniz kimlerin taktığını görürsünüz...

    _yahudi böyle istedi vurun _ diyorsunuz...

    NEYANİ ...YAHUDİ O ZAMANDA ÖYLEMİ İSTEDİ.. BU ; BU ANLAMAMI GELİYOR.

    Her işi .her muhalefeti her karşı görüşü _YAHUDİ BÖYLE İSTEDİ.CIA BÖYLE İSTEDİ_ diye tanımlarsak,altından kalkamayız bu işlerin..

    Kazım KARABEKİR VE birkaç arkadaşının serbest bırakılmasının sebebiNİ YANLIŞ DUYMADINIZ..
    araya inönü girmiştir...

    _hikaye ezberlemeyin ,yaşanmış olayları okuyun _derken buydu anlatmak istediğim..
#29.11.2009 11:01 0 0 0