Çeşit Çeşit Mektup !!!

Son güncelleme: 06.04.2011 09:09
  • Gitme, koca şehirde yapayalnızlık kalmak istemiyorum. Gidersen, sensizliğin içinde hangi duvar avutabilir beni ? Bırakma beni karanlıklara. Alışkın değilim sabahları sensiz uyanmaya. Gitme umudum. Uçurumlardan esen rüzgarlarda tek başıma bırakma beni. Acıya kanattığım umutlarımı toprakta ezip gitme. Düş yorgunu gecelerde her sokakta seni aramak acıtır yüreğimi.Her köşede sensizliğe ağıtlar yakmak sonum olur ömrümün. Dur gitme. İçimdeki ******n ağlayacak hali kalmadı. Gidersen, uykulara dalıp unutacağım mı sanıyorsun o gözlerini ? Sorarım sana ; kolay mı tahta beşiklerde hasretini uyutmak ?

    Yıllarca cebimde biriktirdiğim gözyaşlarımı sende kurutmuşken gitme. Simsiyah bulutlar çöreklenmesin üzerime. Baharın koynunda uyanırken gözlerimi karanlıklara kapatmayayım. Gitme ince sızım. Uzak dağlarına yüreğimi sürüp sana koşmak isterdim ama sırtım kanlı ve yüreğim yaralı. Buğulu camlarda bıraktığım düş mavisi umutlarımı yetim bırakma. Sürgün misali yalnızlığında soğuk prangaları sırdaş bilmek istemiyorum. Yitik bir yüreğin baharlarında açmış dikenleri serme ellerime..Batarsa kanar, kanarsa yaşayamaz yüreğim. Gitme. Ardından bakakalmasın gözlerim tozlu yollara. İsyanlara bürünmesin gülen yüzüm. Ne olur gitme alınyazım.

    Acılarımı tütünle sarıp bir sigara dumanında çekerken içime, gitme. Dayanamaz bu can gidişine. Rıhtımlara her gece gözyaşımı boşalttırma beni. Ezik yüreğimi karların üzerine serme. Sana koşan ayaklarımda hüznün kirli denizlerine sokma beni. Mavilerin arasında kaybolur giderim. Umutlarımı alıp gitme gül yüreklim...

    Hangi denize sığdırabilirim ki sensizliğin acılarını .Hangi ilaç dindirir sensizliğin sancılarını. Bu dert içimde kabuk bağlar..Solmak istemiyorum kırık aynaların suretinde.Hazanlar girer gelinciklerin gülümsediği bahçelere. Göğümden tüm göçmen kuşlar kanatlanır ucsuz bucaksız diyarlara. Dur gitme. Yalınayak sahillerde gezinmeyeyim. Ellerim dikenlerde avunmasın. Gidişinle yüreğimi yaralarda bırakma ne olur...

    Şiirlerim kederimle, yüreğim gidişinle ağlamasın. Gülen gözlerime hicranlar inmesin. Bereketin ıslattığı toprağıma siyah bulutlar çöreklenmesin. Uçurumlar büyümesin duvarlarda. Pencerelerde kalmasın ıslak gözlerim. Yorgun düşmesin ayaklarım. Gitme iki gözüm. Bırakma beni tek başıma firkatinde.Düş fakiri olarak gezinmek istemiyorum şehrin ölüm kokan sessizliğinde.Ne olur gitme sevdiğim...

    Uyandırma beni ayrılıklarınla. Gitme diyen dudaklarım senden sonra kanamasın. Üşümesin senin sevginle gülümseyen gönül bahçem. Acılarımı unutmuşken sancının kavrulduğu ateşlerde ısıtma beni. Benek benek açan çiçeklerim mevsimsiz solmasın.Saçlarına düşen yıldızlar göğsüme ayrılığının hançerini sokmasın.Gitme canımdaki son can...

    Senin gözlerinden, senin yüreğinden başka bir sığınağım yok sevdiğim.. Gitme ne olur.Yetim kalmasın yüreğim.

    " Karanlıklarıma bir avuç güneşin yetiyordu meğerse herşeyin yalanmış. Bir Kasım günü ait olduğun kollara geri döndün. Bir nefes sanmıştım seni lakin bıçağın en keskin yerinde kanattığın yüreğimi farkededim. Bilseydim gözlerinin yalan olduğunu, bilseydim gözyaşlarınnda baharlarımın solduğunu. Şimdi yüreğimin tozlu raflarında " yalnızlığa " gömdüm seni. Gittin demiyorum sana çünkü sen bana hiç gelmemiştin ki ."
#28.11.2009 12:21 0 0 0
  • Senden ayrılalı kaç yıl oldu, kaç asır geçti, kaç yaz, kaç kış, kaç gün, kaç ay..? Saymadım.. Sen giderken ardında bir dağbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Şehrin ıssızlığını, yokluğun kimsesisliğim oldu, yokluğun kederim Şimdi kar içinde bedenim, buza döndü dünya...

    Sen gittin kar yağıyor bu kente! Gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle, nazla... Bir eski hikaye geziniyor sokakları gözlerimin içinde... İnsanlar farkında değil, bilmiyorlar bu hikâyeyi
    Kar yağıyor bu şehire, üşüyorum!.. Ve sen yoksun! .. Kar yağıyor... Kahretsin!..

    Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiştim sadece... Giderken "beni de al" diye bağırabilmiştim sadece... Ama nafile duymamıştın...

    Yıllarca hayalinle yaşadım bu kahrolası yerde, hayalinle avundum senden uzaklarda, bir tatlı sözüne, bir tebessümüne hasret kaldım. Sen bir serap gibi yıllardır içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaştın, uzaklaştıkça yaklaştın... Bilki hayalin bile serinliktir kavrulan ruhuma, üşüyen yüreğime sıcaklıktır

    Gel ey sevgi meleğim, "Can Gülüm", bir bahar sabahı toprağıma can olmak için gel!.. Damarlarıma kan olmak için gel!.. Hasretlik boyu uzayan raylarda gönlünün sıcaklığına muhtacım.

    Bilki, kaynağı sendedir mutluluğumun, çaresi sendedir yüreğimin. Uzaklığın çekilmiyor, uzaklığın işkence Ne zaman seni düşünsem şiirler dökülüyor kar gibi gibi kaldırımlara, şarkılar ağlıyor yokluğuna..

    Uzak dağbaşlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez. Seni ararken ırmaklara döktüm derdimi, rüzgârlara döktüm. Bin 'âh'la iniledi dağlar, bin 'âh'la aktı pınarlar, 'âh'ımdan kan damladı gül yapraklarından, yaralı bülbüller figan etti

    Özlemin bir bulut gibi sardı beni, bir yağmur gibi üstüme yağdı her gece. Damlalar yüreğime vurdukça, seni sevmek her gün biraz daha büyüdü içimde.

    Gel ey gül-i rana; gel ey Can gülüm, ayakların kanasa da dikenlerden, binbir pusu kurulsada yollara, prangalar vurulsada ayaklarına, kırıp zincirleri gel Gelmezsen yok olurum, tükenirim. Gelmezsen bil ki, ölüme savurur beni hayat

    Geceler boyu hayalinin peşinden koşarken şaşırdım yolumu... Bir uçuruma düştüm, canım yandı, kanadı her yerim...

    Gel ki, uzak dağyollarında küçük bir su olup, sevda pınarı gönlüne akayım Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al Kucakla beni şefkatinle, yüreğime bıraktığın o kutsal aşk için kucakla

    Her gece ismini anarım gecenin en ıssız saatlerinde. Korkuyorum senden uzaklarda sensiz, yüreğim sensiz dağbaşı ıssızlığı, yüreğim sensiz en karanlık gece... Sana doğru kayıyor gönlümün bütün yıldızları, sana doğru akıyor gönlümün ırmakları

    Uykusuzum her gece böyle, yorgunum sensiz.
    Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üşüyen duygularım. Sonra başımı koysam dizlerine kapansa kirpiklerim; bird aha hiç uyanmasam

    Ey öksüzlere yüreğinden merhamet pınarları akıtan sevgili!
    Gel tut ellerimi, beni sensiz bırakma.

    Gel, adını ''Can Gülü'' koyduğum can'ımın gülü... Gel, zamansız da olsa, kimseciklere görünmeden, bir gölge gibi, sır gibi, rüya gibi, rüzgar gibi, meltem gibi... Gel...
    Bir daha gitme
#28.11.2009 12:21 0 0 0
  • Üşüyorum Bu Gece
    Oysa Alnımdan Terler Boşalıyor Kaldırımlara Yitip Gidiyorum Kenarı Ateşe Verilmiş Bir Mektup Gibi Ellerim Buz Gibi Oysa Haziran Başındayız Değil Mi ? Üşüyorum Yokluğunda Yüreğim Üşüyor İçten İce Yıldızlar Bile Tutuşuyor Avuç İçlerimde Sensizlik Vuruyor Kıyısına Bile Varamadığım Vuslat Denizine

    Göçmen Kuşlar Kanatlanıyor Birer Birer Omuzlarımdan Gece Başıma Karanlıklar Üşüyor Dudaklarım Yalnızlığını Öpüyor Umutlarımı Gelin Ediyorum Bu Gece Telli Duvaklı Herkes Giderken Bir Ben Kalıyorum Karanlıkların İçinde

    Uçurumlarda Yürür Gibi Ayaklarım Titriyor Seninle Herşey Gitmişcesine Bir Ben Kalıyorum Dört Duvar Arasında Sanki Hasrete Sarılmış Bir Sigaranın Külleri Gibi Düşüyorum Toprağa Ya Da Güneşe Serilmiş Bir Buz Gibi Eriyorum İşte Bilmiyorum Bu Gece Yüreğim Üşüyor
    Sensizlik Varken Hangi Güneş Isıtır Hasretinin Gözyaşlarını ? Hangi Ateş Susturur Dilimdeki Kanayan Kelimeleri ? Sesini Bir An Duyarım Diye Dışarı Çıksam Tüm Şehir Uykuda Bu Gece Sen Yokken Dargınım Uykulara

    Küskünüm Kuş Tüylü Yastıklara Oysa Oysa Sen Olsan Yanımda Taşları Yastık Bilirdim Varlığında Bir Dilim Ekmeği Bile Bereket Bilirdim
    Şimdi Sensizligin İcinde Yırtık Bir Gömlek Gibi Bedenim Çıkarmak İstiyorum Hasretin Bir Beden Kücük Gelen Elbisesini Yokluğunda Göğüm Kaybolmuş Umutlarım Darağaçlarında Asılmış Şimdi Sen Diye Soğuk Duvarlara Yaslanıp Ağlıyorum

    Bir El Bir Omuz Arıyorum Gözyaşlarımı Bırakmak İçin Dizlerine Eğilip Çocuklar Gibi Ağlamalıyım Yoksun İşte
    Bu Gece Tüm Kelimeler Kanla Gözlerimi Yıkıyor Nefesim Soluyor İcten İce Tüketiyorum Varlıgındaki Cümleleri Dilim Sus Pus Sensiz Kendimi Hiçliğin İçinde Kaybolmuş Gibi Hissediyorum Kanadım Kırık Yollarım İse Karanlık Türküler Kan Kaybediyor Ovalarımdaki Ceylanlarım Yetim Kalıyor

    Güneş İse Kanlı Pusularda Yetim Düşmüş Üşüyor Saçlarım Ellerinin Sıcaklıgını Arıyor Tenim Yüregimi Kapıp Sana Gelmek İstiyorum Ama Ayaklarım Hasretine Prangalı Dayanamıyor Yüreğim Bu Hasrete

    Odamın Bir Kenarında Ben Bir Kenarında Yalnızlıgın Ben Cam Kenarındayım Olur Da Tatlı Sesini Duyar Da Delicesine Yüreğine Koşarım Diye Pencere Önünde Yolunu Gözetliyorum Bu Gece Bekliyorum İşte Zaman Geçmiyor Tırnaklarımla Çentik Atıyorum Duvarlara Yitip Gidiyor Göğümdeki Yıldızlar.....

    Bir Ben Kalıyorum Süslü Vitrinlerin Tozlu Gölgelerinde
    Geceyi Soluyorum Karanlığı Emiyorum Bir Cocuk Gibi Oysa Karnım Yalnızlığa Tok Soluk Soluğa Seni Arıyorum Dört Duvar Arasında Senin Kokunu Arıyorum Tüm Umutlar Kanatlanıyor Bir Ben Bir De Sensizlik Kalıyor...

    Vurulsa Sol Yanım Yusuf Un Kör Kuyularına Aksa Kanım Bu Kadar Acı Çekmem Ama Yoksun İşte Kelimeler Soluyor Dudaklarımda Ağlarken Serceler Yalınayak Ölüme Koşuyor Kirpiklerimde Gece Suskun Yıllar Yorgun Bir De Yüregimde Kanayan Yoklugun Bu Gece Üşüyorum Bu Gece Üşüyorum Üşüyorum Vuruyorum Kendimi Boş Issız Sensiz ve Sessiz Sokaklara Yağmur Yagmuyor Buralara Ama Gecem Israk Gecem Yağmurlu.. ..
#28.11.2009 12:22 0 0 0
  • Gece Seni Saklıyor
    Bu şuursuz beklemeler yıpratmaya başladı beni geceler gündüze inat bulaşıyor ellerime, camlardan alnımı dayadığım pencereden dışarıyı seyrediyorum. Karanlık kopkoyu bir karanlık sarmış şehri
    sirenlerin umursamaz gürültüsü korkutuyor beni ambulanslar hızlı hızlı seni taşıyormuşcasına huzursuzum yoksun bulamıyorum seni
    en son o gece gördüm seni gözlerine bakmadan gittim baksam gidemezdim özlediğimi söylediğimde gülmüştün, söylediğimde özlediğimi gülmüştün, gülmüştün özlediğimi söylediğimde bu ilk...
    Seni çok sevdim tıpkı seni tekrar bulamıyacağımı anladığımdaki kadar çok sevdim ambulanslar hala gelip geçiyor...
    Gece devam ediyor..
    Geceyi soluyorum...
    Ciğerlerim simsiyah....
    Deniz kudurmuş geceye saldırır durur, kayalar bastırmaya çalışırken geceyi tüm kumsal adını haykırıyor rüzgara, rüzgar şehri allak bullak ederek dağlara tırmanıyor...
    Tüm geceyi kaldırıp altına bakıyorum oralarda yoksun, neredesin bulamıyorum, geceyi fırlatmaya çalışıyorum olmuyor kötü bulaşmış şehre gece camlar simsiyah, alnıma simsiyah gece bulaşık elimin tersiyle terimi siler gibi siliyorum geceyi, çirkin yazılmış elyazısı gibi duruyorum şu dünyanın üzerinde, kimse silipte yani baştan yazmak istemiyor, oysa öyle hasretimki kerelerce defa yazılmaya kağıt olsam kalem olsam cümle olsam nokta virgül olsam gelsen, kilometrelerce kilometrelerce hasret dolu şiirler yazsan benimle kitaplarca dolsam mısralarca ağlasam ellerinde, uyanıyorum ansızın bu şiirsel dünyadan, şehir kapkara karanlık
    Şiirler okuyup simsiyah boşluğa
    Seni çağıyorum sesime
    Bugün yırt bu geceyi baştan sona dolaş tüm şehri
    Bütün sokak lambalarını yak
    Bütün kapıları çal herkes uyansın
    Bir müjde olsun içinde senden birşeyler olsun
    Bu gece şehir uyumasın
    Bu karanlık
    Bu şehir
    Bu gece
    Bu son olsun
    Bu gece bu simsiyah karanlığı yırtan bembeyaz çığlık
    Bana seni getiren müjde olsun
    Bu son olsun içinde sen olsun...
#28.11.2009 12:25 0 0 0
  • Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı.Bana kendini anlat.Korkularını, dileklerini söylebana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al, istediğin kadar... Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte.Orada sevdiğin, isteğin ne varsa al, senin olsun. Sana arzularımın ötesinden sesleniyorum.

    Aydınlık.....sen en güzel aydınlık..Bizi bırakm****alplerimizde girmediğin köşe kalmasın. Çek, kurtar bizi insan yaratılılışımızın korkunç karanlığından. İçimizde, ta derinlerde kükreyen o vahşi hayvanı sustur.Düşüncelerimizi tırmalayan o kanlı pençeden kurtar bizi. Unutulmuşların dünyasında biz...
    Unutmak istemiyoruz.

    Haydi sevdiğim sen de aç yüreğini. Dostluğun o ölümsüz ışığı dolsun içine.Saçlarımı okşadığın zaman, annemin eli sanmalıyım ellerini.Dudakalrından yalnız aşkın hazzını değil, dostluğun doyulmaz içkisini de içmeliyim. Bana önce insanlığımı öğret, bana unutmamayı öğret. Seni hiç unutmak istemiyorum.Bilinmeyen içkilerin en zevk dolu sarhoşluğunda yaşayalım seninle. Kurtulalım bu korkulardan, bu çaresizliklerden.

    Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev.
    Birlikte yaşadığımız her dakika ömrümüzün bir yılına bedel olmalı.
    O dakikaları hatıraların sonsuz mezarlığına göemceksek hiç yaşamayalım.

    Önce zamandan kurtulmalıyız öyleyse. Birbirini yenilemeli saatlerimiz.Yarın bu günü aratmamalı.Yerçekiminden kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle. O dost zamanı, o dostça zamanları.

    Bana "gel" dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli. Yolları dakikalrla, günleri kilometrelerle ölçmemeliyiz. Beraberliğimiz,bütünlüğümüz hiç bitmemeli. O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli o ateşi ne rüzgar. Yüreklerimiz hep böyle ışıl ışıl olmalı alevlerinde.

    Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden bahset. Hep ben ol, durmadan ben ol istiyorum.Dudaklarım kurudu bak..Bir yudum su ver güzelliğnin pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni.Üşüyorsam;yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim.

    Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol.
    İnan, ben hep sen olacağım, baştanbaşa sen olduğum için.

    Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım.
    Gel..
    Aydınlık, bizi bekliyor..
#28.11.2009 12:27 0 0 0
  • Derler ki, "Koskocaman yalnızlık olduğunda, ay sarısını satarmış geceye" Saat gecenin ikibuçuğuydu, evin tüm pencerelerinden dışarı bakmasına rağmen ay'ı göremedi. Biraz düşündü... Yalnız mıydı peki? Cevap veremedi... Kararlıydı ay'ı görecekti... Gecenin ağırlığını üzerinde hisseden buruşuklukta, koltuğa gelişigüzel bırakılmış deri montunu giydi bir anda... Sonra da; daha sabaha çok var nasıl olsa, miskinliğine bürünmüş ayakkabılarını geçirdi ayağına... Asansörün kata gelmesini bekleyemiycek kadar acelesi vardı. Gecenin sessizliğine inat, ayakkabılarının topuklarına daha da sert basarak, bi solukta indi merdivenlerden.

    Lanet olsun, apartmanın kapısı kilitliydi. Posta kutularının hemen yanındaki uyarı takıldı gözüne " Apartmanın kapısı gece 12'den sonra kilitlenecek!"Sinirlendi ve umutsuzca gece kadar soğuk ceplerinde anahtar aramaya başladı. Ve bulmuştu...

    Anahtarlıktakilerden rastgele bi tanesiyle kapıyı açmaya çalıştı, ilk denemede açılmıştı kapı... Oksijeni bitmek üzere olan dalgıcın, yüzeye çıkma telaşıyla kendini dışarı attı. Derin derin nefes aldı... Gecenin soğuğunu önce çorap giymeyi unutmuş ayaklarında hissetti... Sonra yüzünde... Aklına montunun fermuarını çekmek geldi. Zicuuuvvv, diye bi ses çıktı. Fermuarın bu sesiyle irkildi. Başını kaldırdı gökyüzünü seyretmek için. Ama apartmanların o sevimsiz yüksekliğinde kaybolmuştu gökyüzü! Hızlı adımlarla apartmanın bahçe kapısına ilerledi. Kapıyı açarken çıkan gıcırtı, yıllardır yağlanmayan kapının isyanıydı sanki...

    Hızla uzaklaştı nereye gittiğini bilmeden. Sanki hep o gitmek istediği uzak ülkeye gidiyordu. Sokağın başına geldi... Gecenin sessizliği büyülemişti onu. Paketinde tek kalan, bu saatte içilmeye alışık olmayan sigarasını ağzına ***ürdü... Kibriti aradı elleri, sigarayı ağzına ***ürmenin şartlamışlığıyla. Ama kibriti bulmak o kadar kolay olmadı... Hızlı hızlı ceplerini karıştırdı. Anahtarlık geldi eline önce, sonra bi kalem, sonra da çiğnenmiş ve kağıdına sarılmış sakız. Şaşırdı... Hiç çiğnenmiş bi sakızı saklamak gibi huyu yoktu çünkü. Kimden ve ne zaman kalmıştı? Sonra ağzındaki sigaranın, kibritle randevusunu hatırladı... Gülümsedi... Kibriti bulmuştu ama, kibrit de sigara gibi kutusunda tek kalmıştı. Rüzgarı arkasına aldı, avuçlarıyla sardı yaktığı kibriti ve sigarısından derin derin çekti ilk nefesi... Üşüyen elleri biraz olsun ısınmıştı. Aklına Kibritçi Kız geldi... O da üşümüştü böyle. Ay'ı arayan gözlerle tekrar gökyüzüne baktı... Bulutların arkasına gizlenmiş, sanki ondan saklanıyordu. Bir nefes daha çekti sigarasından, tekrar ayla yüzleşmek üzere...

    Ay gittikçe uzaklaşıyordu... Çaresizce kaldırım taşının üzerine oturdu... Çocukluğuna uzandı... "Taşa oturma karnın ağrır" uyarısı kulağındaydı... Gökyüzüne tekrar bakmaya cesaret edemiyordu...Gözleri dolu dolu oldu... Hani hep o gitmek istediği uzak ülke aklına geldi tekrar... Kendinden emin bir şekilde ayağa kalktı... Açtı kollarını iki yana, hafifçe büktü boynunu... Dudağı kıvrıldı belli belirsiz... Gülümsedi belki... Belki ağladı, çığlık çığlık... Sessizce... Bu gece üç şey bitmişti. Tek kalan sigara... Tek kalan kibrit... Bir de...
#28.11.2009 12:29 0 0 0
  • Yağma be yağmur. İçim üşüyor. Islatma toprakları. Attığım her adım daha da ağırlaşıyor. Kokun sinmesin çiçeklere. Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi. Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi. İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
    Yağma yağmur. Çek git yoluna
    Esme be rüzgar. Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni. Titriyor bacaklarım. Bilmem hangi melodidir fısıldadığın. Duymuyorum. Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu. Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel. Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda. Issız her yer senin şansına
    Esme rüzgar. Çek git yoluna.
    Geçme be zaman. Sabrım bitiyor. Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi. Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım. Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
    Geçme zaman. Çek git yoluna.
    Akma be gözyaşım. Yüreğim yanıyor. Değmez bir vefasız için heder olmana. Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara. Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani? Yazık. Ne boş sevmişim meğer. Ne boş yanmışım. Sanma bu benim ilk aldanışım.

    Bakma gözlerime
    Çoktan perde indi üstlerine
    Bakarsam dayanamam ağlarım
    Sarılma ne olur
    Böyle bir şefkat fazla bana
    Hep isterim sonra, alışırım
    Sevme be güzelim beni.
    Gönül sayfamı çoktan kapadım
    Dokunma sakın bana.
    Yüreğim yaralı.
    Seninde canını acıtırım..
#28.11.2009 12:31 0 0 0
  • Belki alışkındı kulakların bu iki kelimenin dudaktaki dansına...Hoşça kal ; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın...Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin aşklarında... Oysa bende Elveda demektir hoşça kal, bilemedin; kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu aşkta...


    Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın...Kanter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum...Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim...Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın...Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili...Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca...Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...

    Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti...
    Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu aşkları yırtık sayfalarda...Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda...Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...

    Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini...Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir aşkı, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere...Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine...Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile...İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde...Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...

    Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...Elveda çok büyük bir kelime. Sığmadı dudaklarımın sınırları içine.
    Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili , yüreğimde. Benim "hoşça kal" ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...Kim bilir belki de bir hoşça kal en çok bu aşktaki kadar yakışır elveda hanesine...Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere
#28.11.2009 12:31 0 0 0
  • Gece, aydınlığın üzerine karanlığın puslu tüllerini indirip gökyüzünü sergisinde yıldızların ay ışığıyla dans ettiği zamanlarda yine seni özlüyorum sevgili. Yokluğuna inat sesinin sıcaklığını, yüzünün utangaçlığını ve gülüşlerine saklanmış baharları düşünüyorum. Puslu bir hayatın hüzne sürgülenmiş vaktinde anıyorum - yüreğimle özdeşleşmiş- vuslat kokulu ismini. Yokluğundan arta kalan kırık dökük anıları geçmişin tozlu raflarından indirip imkansız sevdamızı delicesine haykırıyorum bulutlarla taçlanmış gökyüzüne..Boğazımda düğümlenmiş kelimeleri bir bir kanatıp hasretinde demliyorum hayatın hüzün yüklü meşakkatlerini.. Acıya inat, yokluğunda inat seni düşünüyorum özlemin en dar vakitlerinde. Beni " sensiz " bırakıp gittiği yerde hala seni bekliyorum sevgili.

    Sevda mevsiminde bir bahar göremeden gitmiştin. Yokluğunu küçük bedenime bir beden bol gelecek şekilde ait olduğun baharlara zamansız gitmiştin. Bu gidişin binlerce sebepleri vardı biliyorum. Gidişin bazen "sana gecikmişliğim " olmuştu bazen de senin hayata yeniden ve sıfırdan başlayamama korkuların. Her ne olursa olsun gitmiştin işte. Anlamı yok gidişini tekrar yüreğimde küllendirmenin. Lakin gittiğin gece, üzerimdeki tüm acılarımı soyup yağmurların koynunda "sana " yüreğimle çırılçıplak ağlamıştım. Yokluğunda kimi zaman kanadım durdum yokluğunun kör topal kelimelerinde. Kimi zaman da tek bir kelime etmeden yalnızlığına demlendim. Tek cümlelik vedaları iyi bilirim sevgili. Gidişinle ayrılığın ayakuçlarına yuvarlansam da yüreğimle sevdama sustum. Evet, benden uzaklara giderken - bir zamanlar yüreğine ölümsüzlüğü kazdığın- adımı tek kalemde silmişsin dudaklarından. Yaşanmış onca hatırayı " hiç yaşanmamış " bilip sonsuza dek çıkarmışsın beni hayatından. Adımı " iki dudağın arasında" anlamamakla beni unutma çabasında olabilirsin sevgili. Beni çoktan unutup geçmişin tozlu raflarına sürgülemiş ya da sendeki " beni " yalnızlığa kefensiz gömmüş olabilirsin lakin ben seni gittin diye bir kalemde unutmadım sevgili. Sana inat, yokluğuna inat yaşattım seni. Gelmeyeceğini bile bile beni " bana " bıraktığın yerde hala seni bekliyorum. Dilimde ikimizin şarkısı ve senden a miras kalan iki damla gözyaşıyla sevdamı sayıklıyorum. Ve özlerken seni; mayasız yokluğuna " bir mintan sabır " ekleyip hayatın en dar teknesinde varlığını " yarınlarıma " yoğurmakla meşgulüm sevgili..Ben seni hala seviyorum sevgili.

    Bilmiyorum. Hangi kadın gelmeyeceği bilindiği halde her gece sabah ezanlarına kadar beklenildi? Hangi erkek, sevdiği kadının ellerini bir daha tutamayacağını bilse de sevdiğinin- daha tövbesi edilmemiş- taze günahlarına kefil oldu? Giden bir kadının ardından kaç erkek, sevdiği kadının gülüşlerini dualarına katıp giden sevgilinin kangrenleşmiş acılarına "yarım bedenini " kefen bildi ? Cevabı olmayan onlarca soru sevgili. Evet, sen gittin diye etrafımı tel örgülerle çevirdim. O tellere hasretinin ölümcül elektriğini verip gelmeyeceğini bile bile seni bekledim gülüşlerinin tomurcuk açtığı tepelerde

    Sensizlikte üzerime çullanan arsız fırtınalar, yüreğime yapışmış kör ayazlar korkutmaz beni. Yokluğunda yeniden depreşen sancılar ya da adımın bir kalemde unutulması benim canımı acıtmaz sevgili. Olur da bir vakit yüreğinle bulutlar özenip delice ağladığında kirpiklerinden süzülen gözyaşlarının toprakta heba olması korkutur beni. Ya da dar bir vakitte ölümün şerbetini benden önce Azrail'in avuçlarından içmen canımı acıtır sevgili. Evet, aramızda " bir ömrü " koyup benden gitsen de senin uzaklarda yaşadığını bilmenin tarif edilmez hazzı ve uzaklarda bir yerde bensiz olsan da sıcak tebessümlerinin verdiği umutla sensizlikte bile " seni " yaşayabiliyorum. Ama benden önce göçersen bu fani âlemden dayanamaz bu can bu gidişe. Bu acıya dayanamaz fakir yüreğim. Her gece sen uzaklarda huzurun koynunda uyurken ben küçük ve sensiz üşüyen ellerimi semaya kaldırıp Yaradan' a yalvarıyorum. Her gece yüreğimi seccadede bırakıp ıslak dualarımla hep " varlığında senden önce ölmeyi " diliyorum sevgili. Haram olsa da gülüşlerin bana, senden önce fani alemden göçmeyi diliyorum Mevla'dan. Seni sensiz severken bile seni düşünüyorum sevgili

    Ben yamalı bir bedenin kocaman yüreğiyle sevdim seni. Yokluğunda senden kaçmak varken ben yine senin hatıralarına sığındım. Yüreğinde unutulduğumu bilsem de, ben seni " sensiz " yaşatan oldum. Hayatında " doğruluğumu " ispat edemediğin tek yanlışın olarak kalsam da çizdiğin mutluluklarda dillendiremediğin en güzel sevda olsam da ben seni seviyorum sevgili. Yokluğuna inat, yalnızlığına inat..

    Gün geldi benden uzaklardaki varlığınla mutlu olup senin gözyaşlarında kanadım durdum. Biz seninle iki yakası birbirine hiçbir zaman kavuşmayacak uçurum olsak ta delice sevdik birbirimizi. Kâh seninle ayrı bulutlardan düşen iki damla olup aynı sevda toprağına yağdık kâh aynı yürekle gülümseyip aynı gözle imkânsızlığımıza ağladık. Evet, biz seninle takvimlerden düşen zamana yenildik sevgili. Aynı gökyüzüne serilmiş birbirine bir nefes uzaklıkta birbirine yabancı iki yıldız olduk. Sen, ay ışığıyla dans eden yıldız olmuşken; ben gecenin tüllerine yüreğiyle tutunan ve her an kaybolmaya hazır bir yıldız oldum. Bir gece kaysam da gökyüzünden ben hep sende olacağım sevgili. Çünkü biz seninle yaşadığımız hayat kadar yalan, ölüm kadar gerçektik


    Biz zamana yenildik sevgili. Kavuşmalarımızı vuslat kokan yarınlara erteledik. Körpe sevinçlerimizi sıcak yüreğimizde saklayıp her gece ayrılığın isli çaydanlığında hasrete demleneceğiz. Sen benden daha iyi bilirsin ki; hasret; aşkın kanlı gözyaşıdır. Aktıkça geride kalanları yakar. İçinde kurtlanır, yüreğinde kanar ayrılıklar. Kuru bir yaprak gibi bir baharın ortasında yapayalnız kalırsın. Konuşmak istersin, susturulursun. Susmak istersin, ıslak gözyaşlarınla konuşursun. Aşktan öte silahın olmasa da zamana kafa tutup ayrılıklarla savaşırsın. Ama zamana yenilirsin hep. Defalarca yenilirsin ama savaşırsın bıkmadan usanmadan. Ne yazık ki; hayat devam ediyor. Her şeye inat, ayrılığına inat takvimler alabildiğince hızlı akıyor mevsimlere doğru. Sen, uzaklarda bir yerlerde yaşarken; ben alnı ak, yüreği pak sevdamızı yokluğa inat yaşatacağım.


    Gün gelecek; dört duvar yalnızlığı üşüşecek yarınlarına. Gün gelecek, gülüşlerin tozlu hatıralara yenik düşüp beni bıraktığın yerlerde tek başına yürüyeceksin. Mavi düşlerine nice ayazlar ortak olup sana karanlıkları hediye edecekler. İçinde saklı kalmış yalnızlığın bir gün adını bilmediğin sokak başında karşına çıkacak. İrkileceksin ama korkma ne olur..Boynunu bükme topal bir yalnızlığa. Hayat denilen ipin ucuna sımsıkı tutun. Güneşe değil; karanlıklara çevir sırtını. Yüzünü ayazlara değil; seni bekleyen mutluluklara döndür. Her ne kadar benden uzak olsan da her gülüşün canıma can katacak, her gözyaşın yaşayan bu cana kefen olacak. Ne olur dayan acıya, pes etme imkansızlığa. Günahlarına kefil, acılarına bedenimle kefen olmuşken sabret yokluğa. Dudaklarınla ölümün şerbetini içmeden önce son kez beni çağır.Ellerini tutmak için ya da dudaklarına sevdanın mührünü bırakmak için değil; senin yerine vuslat şerbetini içip ben serileyim soğuk çınar ağacın gölgesine. Sen yaşamalısın çünkü. Böyle bir yürek yaşamalı sevgili. Bırak aramıza " yalnızlık " girsin. Bırak sevdamız zamanın ayak uçlarında ezilsin Ama nerde olursan ol; baharlarla müjdelenmiş gülüşlerine sarıl. Olur, da bir gün zamana esir düşersen ne olur pes etme. Sürgün yesen de umuttan , yüreğinle sımsıkı hayata tutun ne olur. Her şeye inat ben seni seviyor olacağım. Seni beni bıraktığın yerde yüreğimle bekliyor olacağım. Uzaklarda bir yerde hayata bir bedel ödemek zorunda kalırsan sevgili ; HAYATA CEZASINI GÜLÜŞÜNLE ÖDE.
#28.11.2009 12:32 0 0 0
  • Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben!
    Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime...
    Hiç kaybetmediğimden değil birini...
    Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret...
    Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar... Bir daha asla
    dolduramadım.
    Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
    Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım
    durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.
    Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler....
    Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
    Acısız olmuyordu ki hayat!
    Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!
    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne...
    Mutlu bir çocuktum ben!
    Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun; kuyruğuna
    tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın...
    Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.
    Sancılıydı ilk gençlik!
    Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
    Ah, nerdesiniz 17'lik dertlerim!
    On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
    Artık sadece, tartışıyoruz.
    Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin...
    Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu
    da silmeyi, asla!
    İyi ki hatırlıyorum!
    Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar,
    doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım... Paylaştıklarımız kadar
    değerliydiler.
    Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
    İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz
    yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile
    affedebilirim.
    Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
    Şanslı biriyim ben!
    Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
    Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
    Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!
    Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama,
    çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin
    yanındayım.
    Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
    Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak...
    Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan...
    Ben de toy girip, olgun çıktım içinden....
    Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek!
    Sadece,
    Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!
#28.11.2009 12:34 0 0 0
  • AğLamaLıyım bu gece...
    GözyaşLarıma tek şahidim sensiz bu bomboş şehir oLmaLı...
    Şehrin Lambasının Loş ışığı düşmeLi yaLnızLığımın üstüne..
    Kimse görmemeLi gözyasLarımı,,kimse hissetmemeLi.. Sessizce anLatmaLıyım derdimi...
    KimseLer siLmemeLi... DokunmamaLı bana.. AcımamaLı...
    BiLmemeLi beni yaqmurLara bırakıp gittiğini..

    DiLimi tutmaLıyım bu gece.. GözyaşLarım kanamaLı.. İnce ince çığLıkLar atmaLıyım sensizLiğe..
    SöyLedikLerimin beddua oLmadığını ispatLamaLıyım.. İsyanLarımı bastırmaLıyım..
    Sewmiyorum,,sew-mi-yo-rum işte diyebiLmeLiyim !!!
    Sensizde yasamayı öğrenmeLiyim,,dindirmeLiyim acıLarımı.. GözyaşLarımı değiL !
    Her damLada yaş diye sen akmaLısın gözümden.. Yawaş yawaş çıkmaLısın içmden..
    Bi zehir gibi girmişken hayatıma bi şiringayLa çıkarmaLıyım damarLarımda kan diye doLaşan seni...
    Her turunda daha bi yakmamaLısın canımı.. Her turunda daha bi hissetmemeLiyim acıyı,,sewmemeLiyim seni...

    Ne oLursa sonu unutmaLıyım seni... SeninLe beraberde kendimi...
    Yeni bi ben çıkmaLı ortaya... Sana bağLı oLmayan.. Tanrı diye sana tapmayan..
    Lanet oLsun sensiz bu dünyaya !
    Dİye başLayan cümLeLer kuLLanmamaLıyım.. Her hecesinde ''unutamadım,,unutamıyorum işte'' diye isyan eden sancıLı cümLeLerLe bağırmamaLıyım hayatın yüzüne..
    GerçekLeri öğrenmemeLiyim daha,,yaLanda diinLememeLiyim ama...
    Gidiyorsan ''gidiyorum,,hiç yokmuşum gibi davran'' dememeLisin bana..
    Hiç yokmuşsun gibi ha...
    Demek ben sende hiç yokmuşum gibi... Her seferinde haykırma bunu yüzüme,,biLiyorum işte..
    BiLiyorum... Kahretsin !!

    Artık şiirLerde yazamıyorum sana. Her mısrasında gözyaşLarım akıtıyor mürekkebi..
    İzin vermiyor duyguLarım.. BiLİyorum seninLe iLgiLi tek bir cümLeye daha dayanamaz yüreğim..
    BiLiyorum,,dayanamaz..
    Şimdi her kadehe sen koyuyorum.. Her kadehte seninLe sarhoş oLuyorum..
    BeLki anLamsız geLiyor sana bunLar,,beLki değersiz...
    Varsın oLsun duyma sen çığLıkLarımı.. Görme gözyaşLarımı...
    Bunada güLüp geç sen oLurmu ?
    Hayat sewgi adına nasıL bana güLüp geçtiyse sende güLüp geç oLurmu ?
    Dedim ya tek şahidim sensiz şehir oLsun.. Tek onLar biLsin aşkımı.. Tek onLar görsün gözyaşLarımı...

    Eğer bigün kafana eserde merak edersen gece bi lambanın aLtında dur we yıLdızLara bak ben diye.. AraLığını tahmin et kendinLe...
    Ve biLki yıLdızLarın sana oLan uzakLığı nekadarsa okadar benim gözyaşLarım...
    Ve o kadar benim sewgim...
    Ve okadar benim özLemim...
    Sen bunu da anLamassın zaten ya neyse...
#28.11.2009 12:36 0 0 0
  • " Sen üzülme diye satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını. Duyup ağlama diye bir saçak altına sığınıp şimşek gürültülerinde yutkundum sensizliğin çığlıklarını. "


    Yüreğinde bir bahar göremeden, kanayan yaralarımı iyileştirmeden çekip gittin. Gitmeliydin, hiçbir zaman dönmeyecek şekilde yüreğimde sana dair ne varsa alıp gittin. Gittin diyorum hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. Evet, bu cümleyi kurmamak için ne savaşlar verdim yüreğimin hücrelerinde bir bilsen. Seni üzmemek için acılarımda demlenmiş bu cümleyi hep erteledim dudaklarımdan. Yalnızlığında depreşen yaralarımı görme diye kalemi kırdım, ismini anan dudaklarıma kilit vurdum seni üzecek tek bir kelime söylemesin diye. Sen varken taze tomurcuklar açan kelimelerim yokluğunda paslansın istedim. Sen benim canımdın. Sana ve gözyaşlarına kıyamadım işte. Sana acı vermemek için yüreğimdeki " senden " kaçtım. Senin olduğun her yerden uzaklaştım. Hayattan, bu satırlardan kısacası her şeyden kaçtım unutmak için değil senin gidişini kendimden gizlemek için. Gitmelerini erteledim yüreğimin kıyılarında. Bitkisel hayata girmiş varlığını kendi soluğumla yaşatmak istedim. Soluğu tükenmiş bir cana " canımı " verircesine yokluğuna anlatan kelimelerden kaçtım..Canımdan canımı koparıp biraz daha varlığında gülümseyebilmek için kendimi seni hatırlatan kelimelerle avuttum. Kendimi " yalnızlığımla " aldattım. Gidişlerine kaç kuyruklu yalan uydurdum. Kaç kez kaçınılmaz bu gerçekle aynalarda yüzleşmekten korktum. Hiçbir zaman dillendiremedim senin gidişini hatırlatan kelimelerle. Ama yutkunamadım, dudaklarıma kilit vuramadım işte ." Hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. ". Gece olup herkes evine döndüğünde anladım senin bir daha dönmeyecek şekilde gittiğini. Gittin, hiçbir zaman geri gelmeyecektin.


    Varlığındayken her gece aradığın vakitlerde ben hala sen ararsın diye seni bekledim sen kokan köşelerde. Seni bekledim hep. Seni beklerken karanlıklarla oyalandım biraz. Körebe oynadım zamanla. Kovalayan yalnızlıktı ben ise sana ve varlığına kaçan oldum. Hep yokluğuna ebe oldum bilmediğim oyunlarda.. Gözyaşlarımı avuç içlerimde saklayıp seni bekledim işte zamanın kör saatlerinde. Seni ***üren tarihi alnımın ortasında bir mıh gibi çaktım. Ve hala gittiğin günde hala bıraktığın yerdeyimBir gün gelecekmişsin gibi seni bekliyorum sen kokan köşelerde.


    Hatırlar mısın bilmiyorum. Senden önceki terk edişlerimi yazdım sana. Acılarımı katık yapıp aynı sofrada paylaşmadık mı seninle. Hüznün içinde umutsuz kaldığımda " Pes etmeler bize göre değil, yılmakta öyle. Şimdi hadi tut ellerimden. Gir hadi yüreğimden içeri böyle hüzünlü olduğun zamanlar. Orada cennetten bir köşe var senin için. Kuşlar, çiçekler, kelebekler. Orada biraz mutluluk doldur yüreğine, huzur doldur. Sığınağın olsun orası, sığındığın. İçinde akan derede yıkan ve sıyrıl tüm acılarından. " satırları geliyor dilimin ucuna. Yüreğim ise her satırında seni arıyor. Susup bakakalıyorum senden kalan tek hatıra bu satırlara..Huzur arıyorum gözlerindeki mutluluk ülkelerinin baharlarında. Sığınak arıyorum yalnızlığın ayazlarından kaçıp yüreğimi ısıtabileceğim. Seni arıyorum lakin yüreğimde bulamıyorum. Ruhum gitti derken yüreğim kabullenmiyor gidişine.. Ruhumla kalbim arasında tek başıma kaldım. Gittin mi yoksa giden sadece mevsimler miydi bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var ; yalnızlığında yetim, karanlıklarda sensiz kaldım


    Bu satırları yazarken annem ile kız kardeşim yan odada ben ise sessizce gözyaşlarımla sana akıyordum senin sırtınmış gibi yokluğunu hatırlatan duvarlara yaslanarak. Hiçbir zaman gelmeyecek olsan da imkânsızlığına bırakıyordum fakir kelimelerimi. Ağlıyordum, sesimi kimseler duymasın diye ağzımı ellerimle kapatıp ağlıyordum. Yüreğim gözyaşlarını giyinip sana ve yalnızlığa akıyordu kirpiklerimden. Biliyorum ki bu gözyaşlarım senin için. Kirpiklerimden akan her gözyaşına bir dua ekledim canım. " Benim her ıslak gözyaşım sana umut dolu bir gülücük olarak dönsün " duasını dudaklarıma ilmekleyip sana bıraktım ıslak gözyaşlarımı..Ve mektubu okurken ağlarsan dokunma gözyaşlarına, bırak aksın yüreğin satırlara, toprağa. Aksın ki ; susuz kalmış ceylanlar gözyaşlarınla beslensin.


    Sen bu satırları okurken ben tek hayalimiz olan kızımıza " sonbahar mektupları " yazıyor olacağım. Gittiğin günün tarihini kaderime mühürleyip yalnızlığın demli çayından sensizliğini yudumlayacağım. Seni anacağım yıldızların karanlıklarla dansını izlerken. Ve yağmur yağarken yüreğine dokunacağım usulca.. Bir gün kavuşmamızın ahiretin güneşinde olacağını düşünerek ismini anacağım imkânsızlığın kör saatlerinde. Elinde yıldızlar, yüreğinde beni alarak gelmeyecek olsan da her zamanki gibi gecenin en dar vaktinde seni bekliyor olacağım..


    Her kelimem yalnızlığa tutsak.
    Her gülüşüm sana uzak.
    Yüreğimle yüreğine dokunsam,
    Gülüşün düşer haramın avuçlarına.
    Gözyaşlarımı yüzüne bıraksam,
    İmkânsızlık düşer hasret paydalarımıza.

    Güneşler kurutmaz ıslak kirpiklerimizi.
    Şarkılar avutmaz ikimizi de.
    Gün gelir,
    Gözlerimizden akan
    Yaş olur ayrılığımız.
    Gün gelir,
    Yüreğimizi yakan
    Yangın olur yalnızlığımız.
    Gün gelir,
    Yoklukta yüreğimizi dayandığımız sırt,
    Uçurumlarda tutunduğumuz bir dal olur
    İmkânsızlığımız.

    Ve bir gün Cennetin köşelerinde
    Sarıldığımız gül kokulu bir sevda olur
    Islak gözyaşlarımız..
#28.11.2009 12:36 0 0 0
  • Satırlarımı son kez yüreğine eğip sana yazıyorum. Yoksun işte. Cümlelerim bile değişti sensizliğin vurgun saatlerinde. Herşey anlamsız, herşey kapkaranlık. Seninle gülümseyen satırlarım bak şimdi yokluğunda karamsarılığa büründü "Hayatımın hiç bir karesinde sevgi olmamıştı. Sevgi zannetmiştim yalanları, umut zannetmiştim karanlıkları. Hep severken terkedildim, hep gülümserken acıya yenildim. Belki de sevilmeyi haketmedim ben. Belki de hiçbir zaman sevginin sofrasında gülüşlerimle nefes alamayacağım."

    Sensizliğin vurduğu dalgaların arasında ılık nefesini bekliyorum. Telefonlarım hala sessiz, yüreğim ise sensiz. Bıraktığın yerdeyim. Çok mu senden istediklerim ? Çok mu seni uzaklarda bekleyip bir yudum nefesini beklemelerim çok mu ? Haklısın. Ben sevgiyi hiç haketmedim..Hiçbir zaman da haketmeyeceğim.

    Şimdi bu yazıyı okuyupta çok karamsarsın deme bana. Sensizlikte çektiğim acıları bilemezsin. Sanma senin yokluğundan kanayan yaralarımın sancı değil çektiklerim. Dört yalnızlığı arasında nefes alan yüreğimin çığlıklarıdır hissediklerim. Hani senin düşlerinde gökyüzüne kanatlanmayı öğretecektin bana ? Hani gözlerimin renginden gökyüzünü " mutluluğa " boyamayı öğretecektin ? Şimdi yalnızlığa demlenmiş yokluğunla başbaşayım. Sevgiyi haketmeyen yüreğimle sesinden gelecek ılık rüzgarları bekliyorum odamda. Yokluğun kanıyor içimde, yetimliğin ağlıyor gözbebeklerimde....

    Birkaç gün sonra doğum günüm. Haklısın dünyanın en mutlu insanı benim. Yanılıyorsun, dört duvar yalnızlığında üşüyorum. Artık dışarıya bile çıkmıyor. Herşey seni hatırlatıyor. Dört duvar yalnızlığında yokluğunu soluyorum. Çok mu istediklerim senden ? Çok mu sana dair beklentilerim....?

    Düşlerinde ellerini tutmaktan öte ne istedim senden. Karanlıklarıma bir avuç güneşinle gelmeni, gecenin avuçlarında uyumaktansa avuç içlerinin arasına kıvrılıp bir cocuk gibi senin yanında gülümsemeyi istedim hep. Gelmeyeceğini bile bile bir yudum sevgini diledim. Çok mu istediklerim ? Artık kelimeler anlamsız, çaresizliğim ise yapayalnız. Şimdi beni bıraktığın yerde hala seni bekliyorum. Çok şey istemiyorum senden. Yüreğime yüreğinle dokunmak, ılık nefesinden düşüp gülüşlerinden avuçlarına yuvarlanmak..Sadece gözlerinde demlenmiş umutları sesinden duymak, kirpiklerinde ıslanmış gözyaşlarınla kanayan yokluğunu yıkamak. Söyle hadi senden istediklerim çok mu sevgili ?

    Senden hiçbir zaman yollarıma serilecek bir ömür istemedim. Ya da duygularıma sunulacak bir beden diledim senden. Asla senin yüreğinde bir yudum sevgi damlası istedim. Dilinde ıslanan bir kelime, iki dudağından havaya kanatlanmış bir nefes olmayı diledim ben. Biliyorum hiçbir zaman ellerimiz birbirini tutmayacak. Yüreklerimiz hep hasretin avuçlarında " imkansızlığı " yaşayacak. Lakin karanlıkların içindeyim. Ne olur nefesinden bir yudum " hayat "yolla. Seni soluyayım havayı solur gibi. Zifiri gecenin içinde kaybolmak üzereyim. Yokluğun kanarken ne olur bir avuç güneşinle karanlıklarıma gel. Karanlıkların içinde sonbaharda solan bir yaprak gibi düşmek istemiyorum kuru toprağa. Anla sevgili; gözlerinde saklı aydınlığına ihtiyacım var benim..


    Eğer gelmeyeceksen sevgili ; bırak tövbeleri yarım kalmış günahlarını ser bedenime. Sevgiyi haketmeyen kalbim bari bir işe yarayıp küllerimden yalnızlık gülleri yeşersin yalnızlığın gölgelerinde. Bir yudum sevginle düşlerime gelmeyeceksen; bırak ta sensizliğin içinde avuç içlerinden kanatlanayım sonsuzluğun satırlarına. Bir avuç güneşinle karanlıklarımı ezmeyeceksen; bırak dilinde ıslanacak son dua, gözbebeklerinde akan son damla olup toprağa ben sarılayım. Ben ellerimi uzattım yüreğine; nefesinden ya yokluğunu yolla yalnızlığa sarılayım ya da gözlerini yolla delice yüreğine soluyayım..

    " Karanlıklarıma yokluğunun hançerinin düşmesine izin verme; gözlerinde saklı bir avuç güneşle gel yalnızlığın gölgelerine. "
#28.11.2009 12:45 0 0 0
  • İskelenin en ucundaki, en gıcırtılı tahtanın üstüne oturmuş, denizdeki nereye gittiklerini bilmediğim, bilmeyi de istemediğim parlak renkli balıklara bakıyorum. Bir süre izleyebiliyorum ancak onları, sadece bir yere kadar görebiliyorum, sonrası görünmüyor.

    Nedense her düşüncemin arkasına bir olumsuzluk eki katılıyor bu günlerde... Devrik düşüncelerle pekiştiriyorum bu ruh halini. Düşüncelerimin bağlaçları yok, sırf kafiyeli olsun diye kurulmuş iki yabancı cümle gibi birbirinden kopuk ve anlamsızlar... Hava sıcak, su ılık, toprak soğuk, ben yanıyorum.

    Gitsem diyorum, şöyle yağmurları olan uzak bir yerlere...

    Günahlar gözyaşlarında yıkanır, diyor birisi, yağmurlar kadar çok gözyaşları istiyorum o zaman diyorum içimden... ve eğer ağlayabilseydim ne yağmuru ne de küçük bir ağacın en küçük yaprağına düşen yağmur damlasının süzülüşünü bu kadar çok sevmezdim herhalde...
    Gitsem diyorum, balıklarda gitti zaten.

    Yıllardır tanıdığım, bana yabancı olan bu evin derin sessizliğinde aslında normal çıkan bütün seslere bile bile kulak verip, kendi kendimi bile bile korkutuyorum. Sonra korkuları susturmak için, kendi kendimi susturup sadece yüreğimi seslendiriyorum, çünkü duymak düşünmekten daha az üzüyor insanı.

    Yüreğini ve beynini sırtlanmış, yükünden yorgun adamların halleri geliyor aklıma.

    Herkes uyurken korkuyorum, sessizlikten, sessizliğimden... Gitsem diyorum acıları alıp, yalnızlığa sarılmaya..

    Yıllardır bilip tanıdığın, yanlış şehirde, doğru otobüse binip, yanlış durakta indiğini fark ettiğinde yürümek zorunda kalmış gibi, geçte olsa gitsem diyorum...

    Ve senden daha değersiz olan anlamsız şeylerin bekçiliğini bırakıp, ayağını acıtan ayakkabılara, sıcağa, fırtınaya rağmen ne varsa yakıp yıkıp ardına bakmadan yürümek gibi... Gitsem diyorum, biraz ölsem...
#28.11.2009 12:47 0 0 0
  • VE SONRA

    Senle uyanıp, saç baş darmadağın, gözler mahmur ayna karşısına geçiyorum. Sana güler gibi aynalara gülümsüyorum. Gözlerimde kalmış bir kare resmini çiziyorum aynanın içine ve senle sabahın içinde sabah söyleşine başlayarak güne başlıyorum. Sanki hiç gitmemiş ve sanki hep buradaymışsın gibi... Ne yalan söyleyeyim aranıyorum evin içinde, kahvaltı masasında, pencere önünde, radyodan yükselen bir türkünün ezgisinde. Bir görünüp bir kayboluyorsun. Bir değip bir kayboluyorsun. Sonra, sonrası yok bir yalnızlık giriyor koynuma. Albümleri karıştırıyorum ( bana yolladığın resimlere) birer birer bakıyorum. Şimdi şu an hangisine daha çok benziyorsun diye düşünüyorum. Her resimde daha farklısın. Ama tümündeki ortak yan, değişmez kalan gözlerindeki hüzün. Hüznünü çalmak istiyorum. Ellerini düşünüyorum, ince parmaklarını. Sonra saçlarının dalgalarındaki yansıyan ışığı, gözlerindeki sıcak sevgiyi... Gülüşünü... Elini tutup parmaklarını teker teker açıp avucuna binlerce öpücük doldurduğumda ne yapacağını... Parmak uçlarıyla resimlere dokunuyorum. Bir an sanki gülümsedin gibi geliyor. Hani dokununca gıdıklanır ya insan öyle. "Dur." diyecek gibi olup kendini parmak uçlarının ince dokunuşuna bırakır gibi sesiz bakıyorsun. Sana en çok yakışan gülüşü dudaklarına kondurup öyle hüzünlü ve yine öyle sakin bakıyorsun... Kaşlarını düzeltiyim diyorum... Olmayan asla düzeltilmeye gerek duyulmayan ince kaşlarında parmaklarım. "Bırak, karıştırma" diyorsun sanki. Ve sonra. Sonrası yok....
#06.04.2011 09:09 0 0 0