Hayrın İşlenmesine Sebep Olmak

Son güncelleme: 07.12.2009 08:14
  • islami makaleler - osman ünlü makaleleri

    Allahü teâlâ, birçok düzenler ve faydalar olması için, her şeyi belli bir sebeple yaratmaktadır. İyiliğe sebep olanlara iyi, kötülüğe vasıta olanlara da kötü denmiştir. Resulullah efendimiz; (Bir kimse, İslam'da sünnet-i hasene yaparsa, bunun sevabına ve bunu yapanların sevablarına kavuşur. Bir kimse İslam'da bir sünnet-i seyyie çığırı açarsa, bunun günahı ve bunu yapanların günahları kendisine verilir) buyurmuştur.

    Bir hayrın işlenmesine sebep olmak, o hayrı işlemek gibidir. Bir kişinin hidayetine sebep olmak, yardımcı olmak, en kıymetli ibadettir. Bazı insanlara Allahü teâlâ hususi kabiliyet vermiştir. Onları özel bir iş için yaratmıştır. Bu kıymetli insanlar, güler yüzle, tatlı dille, diğer insanların hidayetine sebep olurlar, büyükleri tanıtırlar. Bunlar, sadece bir kişi daha ebedi ateşten nasıl kurtulur diye uğraşırlar. İnsanlara ehl-i sünnet itikadını, doğru fıkıh, ilmihal bilgilerini anlatmak için çalışırlar. Din Büyükleri buyuruyor ki:
    "Ehl-i sünnet itikadı, çok kıymetli bir cevherdir. Allahü teâlâ bu kıymetli cevheri çöpe atmaz, kıymetli kalblere koyar."

    Allahü teâlânın dinini doğru olarak öğrenen bir kimsede; mutlaka öğrendiklerini öğretmek, hayra vesile olmak, hizmet etmek ruhu olmalıdır. Eğer doğru bilgilere ve itikada sahip olan bir kimsede, bu bilgileri yaymak, hizmet etmek düşüncesi yoksa, o kimsenin imanında bir noksanlık vardır demektir. Çünkü imanın kemale gelmesi, tam olması veya olmaması onu tebliğe, anlatmaya bağlıdır. Mesela hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, iman nimeti ile şereflenince, ağzından çıkan ilk cümle; "Ya Resulallah, altı arkadaşım daha var, getireyim onlar da Müslüman olsunlar" oldu.

    İman kemale gelmiş ise, o kimseyi, Allahü teâlânın dinini yaymak konusunda durduramazsınız. İnsan neden zevk alırsa, herkesin de, o zevki almasını ister. İnsan neyi seviyorsa, herkesin de onu çok sevmesini ister. Allahü teâlâ, bir kimseye, sevdiklerini, ehl-i sünnet alimlerini sevmeyi nasib etmiş ise, bu kimsenin de, Allahü teâlânın dinine hizmet etmesi ve bunları başkalarına da sevdirmesi esas görevi, hayra vesile olması lazımdır. Bu hizmetin ecrini, sevabını ölçmek ise, mümkün değildir.

    Bir Müslümana ilk lazım olan şey imandır. İmandan hemen sonra lazım olan ise, ilmihal bilgileridir. Kendisine lazım olan ilmihal bilgilerini öğrenmek, kadın, erkek her Müslümana farzdır. Bir kimsenin, kendisine lazım olan din ve fen bilgilerinden, kendisini kurtaracak kadar öğrenmesi farzdır.

    Öğrendikten sonra, öğrendiğini tatbik etmek ve başkalarına öğretmek de farzdır. Bir Müslüman, herhangi bir ibadeti yapmayınca günaha girer. Bu ibadeti öğrenmemiş ise, öğrenmediği, bilmediği için, ikinci bir günaha daha girer. Bir kimsenin kendisine lazım olan bilgileri öğrenmemesi, felakettir. Öğrendikten sonra, bunlarla amel etmemek ve başkalarına öğretmemek de, ayrı bir felakettir. Din Büyükleri buyuruyor ki:
    "Dine ait bir meseleyi öğretmek veya öğretmeye sebep olmak, yüz umre sevabından daha fazladır."

    Ehl-i sünnet itikadını ve doğru ilmihal bilgilerini anlatan bir kitabı alıp başkalarına vermek çok kıymetli bir iştir. Kitab alırken ve okurken de çok dikkatli olmalıdır. Çünkü kitabın içindekilerden daha çok, o kitabı hazırlayanı, yazarı daha mühimdir. Zira kalbden çıkanlar, kalblere tesir eder. İtikadı bozuk olan insanların yazdığı kitabları okuyanlar, yazarından etkilenip itikadı bozulabilir. İslam alimleri; "Pis borudan şifa gelmez" buyurmuşlardır.

    Netice olarak, hayra, iyiliğe sebep olanlar, o hayrı işlemiş gibi sevab alırlar. Fitneye, anarşiye, bid'ate, harama sebep olmak ise, büyük günahtır. Günaha sebep olanlar, işleyenler gibi azab görecektir. Bid'atlerden bir bid'atin ortadan kalkmasına sebep olmak ve unutulmuş sünnetlerden bir sünneti meydana çıkarmak, pek büyük bir nimettir. Peygamber efendimiz; (Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı vardır!) buyurmuşlardır.

    Osman Ünlü
#07.12.2009 08:14 0 0 0