Amerika'nın Vietnam sendromu varsa Avrupa Türklerinin de 'ithal damat ve gelin sendromu' var. İthal kelimesi Türkiye'den evlenerek Avrupa ülkelerine yerleşen Türkleri çevreliyor. Mevzunun kahramanları durumlarını o kadar kanıksamış ki Essen'de İthal Damatlar Derneği bile var. Zannettiğiniz gibi değil; dernek damatlara sahip çıkmak için kurulmamış. Kafe gibi bir yer. İçeride Türkler iskambil kağıdı ve bilardo oynuyor. Her toplumsal sorunda olduğu gibi böyle bir problemin ortaya çıkmasında birçok sebep sayılabilir.
Bir kere ithal olma yolunu her iki taraf açısından cazip kılan faktörler var: Almanya'ya birinci neslin gitmesinin üzerinden 40 yıldan fazla geçti. Orada doğup büyümüş birçok genç var. Anne ve babalar mürüvvetini görecekleri çocuklarının yurtdışında büyümüş birisi ile evlenmelerine rıza göstermiyor.
Kızlar, Türk erkeklerinin Almanlaştığını düşünerek, erkekler de kızların serbest yetiştiği ve Türk örf ve adetlerine uymadıkları düşüncesi ile Türkiye'den evlenmek istiyor. Hakiki Türk arıyorlar! Hamuru Anadolu toprağı ile yoğrulmuş halis muhlis Türk çocukları hem kızlar hem de erkekler için çok cazip geliyor.
Böyle bir talebe Türkiye'den de olumlu cevap verecek birçok kişi var. Ekonomik şartlar ortada; gelir dağılımı bozukluğu, düşük ücretler ve tehlikeli boyuta gelen işsizlik. Özellikle erkekler açısından yurtdışından birisi ile evlenmek 'kurtuluş' anlamına geliyor. Sokaklarda ve kahve köşelerinde işsiz güçsüz dolaşmaktansa taşı toprağı altın bir Avrupa ülkesine gitmek daha akıllıca bir tercih. Her iki taraf da aynı noktada çabucak birleştiği için sorunsuz ve Euro'lu hayallerle bezenmiş bir evlilik hemen başlıyor. Çok geçmeden toz pembe rüyalar yerini hayatın acı gerçeklerine bırakıyor.
Dil sorunu, iş sorunu, kaynana sorunu, kayınvalide sorunu, arkadaş sorunu ve bir de bunlara —Almanya'ya mahsus— Türk olma sorunu ekleniyor. Kız kendisi ile parası ya da yurtdışına çıkmak için evlenilmesini aşamıyor ve sürekli bu sorunu gündemde tutuyor. 21 yaşındaki genç kızlar sırf yurtdışında olduğu için 40 yaşın üstündeki kişilerle evlendiriliyor. Bazı kayınpederler kızını verdiği genci satın almış gibi kabul ederek çalışıp kazandığı parayı bile kendisine getirmesini isteyecek kadar işi ileri götürebiliyor.
Çok iyi bir üniversitede okuyup mezun olmuş bir genç sırf yurtdışına çıkmak için kültürel bakımdan uyuşamayacağı alelade bir kız ile evlenebiliyor. Ve daha nice komplikasyonlar. Ben bu tip sorunlar yaşamadım diyen ithal damatlarımızdan biri bakın neler anlatıyor: "Benim eşim anlayışlı idi. Sigara harçlığımı bile cebime benden habersiz koyardı. Kayınpederim de hiç üstüme gelmedi. Fakat buna rağmen çok zorlandım. 6 ay boş oturduktan sonra gözümü karartıp her türlü tehlikesine rağmen bir süre kaçak çalıştım."
Aslında Almanya'ya sonradan gidenler ilk gidenlere göre daha avantajlı bir konumdalar ve gerekli altyapıyı almaları halinde Avrupa'da yerlerde sürünen Türk imajının değişmesine öncülük edebilirler.
Nitekim dış Türklerin müteşebbis gücünü ve sosyal faaliyetlere ağırlık veren kesimini yine ithal dediğimiz insanlarımız oluşturuyor. Bu sebeple ithal damat ve gelinlerin yaşadığı sorunları çözüm odaklı incelemek zorunlu hale geliyor. Almanya'ya giden birinci nesil gibi evlilik vasıtası ile burada olanlar da Almanca'yı öğrenmemekte ısrarlı. Daha ziyade vasıfsız elemanların bulunduğu müesseselerde çalıştıkları için işyerinde Almanca konuşmaya ihtiyaç duymuyorlar.
Sadece Alman şeflerinin verdiği emirleri anlasalar kâfi. Bir de Almanlar Türklere yukarıdan baktığı ve doğru dürüst muhatap kabul etmediği için Türkler içlerine çekilerek dil öğrenmeyi ikinci plana itiyorlar. Kasap, manav, market, tıraş oldukları berber, oyun oynamak için gittikleri kafeler Türklerin olunca, Almanlarla muhatap olmadan pekala yaşamak mümkün olabiliyor. Yabancı dil öğrenmeden yaşayabileceğiniz tek Avrupa ülkesi Almanya. Yani oluşturulan Türk gettoları bu dili öğrenmemenin en belirgin sebeplerinin başında geliyor.
Tek tük Almanca kurslarına gidenler var. Fakat bunlar da istikrarlı olmuyor ve hem 350—400 Euro'luk yüksek aylık ücretleri hem de öğrenememenin verdiği sıkılma ile çabucak bırakılıyor. Dil öğrenemeyen Türkler Alman toplumuna entegre olamadıkları için yaptıkları işler de buna göre küçük işler oluyor. Ya bir lokanta ya da fabrikada ağır işlerde çalışma dışında başka alternatifi yok. Kültürü ve cesareti ne olursa olsun küçük düşünmek zorunda kalıyor. Almanya'ya öğrenci olarak gelip evlenerek Münih'te yaşamaya başlayan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu Sait Yüksel, ithal damatların yaşadığı en büyük sıkıntıyı yabancılık sendromu olarak açıklıyor. Dil öğrenemedikleri için gettolarda yaşamayı tercih eden Türklerin, diğer ailevi sorunlar da eklenince hayatının cehenneme döndüğüne ve bu sebeple birçok aile dramının yaşandığına dikkat çeken Sait Yüksel, "Almanya'ya gelecek Türklerin dil problemini halletmeleri gerekiyor. Aksi takdirde burada sadece para kazanırlar ama mutlu olamazlar" diyor. Pamukkale Seyahat Acentesi'nin sahibi olan Yüksel, sonradan gelenlerin buraya adapte olmalarının yıllar aldığına işaret edip, dil öğrenerek saygın bir işyeri kurmasına rağmen hâlâ 'yabancılık' psikolojisinden sıyrılamadığına değiniyor. Buraya ithal olarak gelenlerin yaşadığı sosyal dramlar, aile içi özel sıkıntıları da kapsadığı için doğal olarak herkes Sait Yüksel kadar cesur davranamıyor. Burada ele aldığımız konuları anlatanların isimleri bu açıdan mahfuz kalıyor.
İthal damatlar öncü rolde
Evlenerek Almanya'ya gelenler her türlü sıkıntılarına rağmen oradaki diğer Türklerin de sosyal ve ekonomik hayatın içinde yer almasının öncüsü olmuşlar. Şahinler Holding'in sahibi Kemal Şahin ve Öger Tur'un sahibi Mehmet Öğer bunlardan sadece ikisi. Büyüklü küçüklü işletmeler açan Türklerin önemli bir kısmı sonradan gelenler. Gelenlerin arasında lise ve üniversite mezunlarının fazlalığı dikkat çekiyor. Öğretmen, doktor, mühendis, işletmeci ve avukat gibi meslekleri olan birçok Türk var Avrupa'da. Fabrikalarda işçi olarak çalışan ilk gurbetçiler değişim ve Alman toplumuna entegre olma konusunda başarısız olmuşlar. Bir de Türkiye'den Almanya'ya eğitim amacıyla gelenler var. Dil problemi olmayan bu Türklerin önemli bir kısmı bir şekilde evlenerek Avrupa'da kalıyor.
İki yıl çalışmak yasak
İthal erkekler Alman kanunlarına göre iki yıl sigortalı olarak çalışamıyor. Eskiden bu süre 5 yıl idi. Dil bilmeyen, evinden dışarıya çıkamayan, hanımının kazandığı para ile idare etmek zorunda kalan Türkler zamanla ciddi ve onulmaz bir psikolojik çöküntüye uğruyor. Örf ve adetlerin de etkisi ile kendilerini eşine ve akrabalarına karşı ezik hissediyor. Karşı taraftan da yeterli anlayışı görmemeleri halinde bu durum çözümsüz aile içi kavgalara dönüşüyor. Bu yüzden şiddet uygulamalarına, psikolojik sorunlardan dolayı hastaneye düşme durumlarına hatta intihar hadiselerine bile rastlanıyor. Bazı evliliklerde damat ya da gelin, kaynana ve kayınpederi ile aynı evde yaşıyor. Yukarıda anlattığımız sorunlara diğer aile fertlerinin dahil olması halinde sıkıntı daha da büyüyor. Eşi ile boşanma noktasına gelmiş birisi, "Eşimle Türkiye'de mutluydum. Mecburi hizmet için Doğu'ya gittim, burada bile ailevi sorun yaşamadım. Almanya'ya gelip kayınpederimle birlikte yaşamaya başlayınca o kadar kanlı bıçaklı olmuştuk ki sokakta birbirimizi görsek yolumuzu değiştiriyorduk. Zorunlu hallerde bir araya gelmenin dışında hiçbir müşterek noktamız yoktu. Evliliğimizi nerede ise bitirecektik. Mekan değişikliğini denedim. Eşim ailesinin etkisinden çıkınca herşey normale dönmeye başladı" diyor. Bir gözlem de şu; ailesinin tesiri ile boşanan bayanlar daha sonra yaşadıklarını sakin bir şekilde düşününce ciddi pişmanlık içine giriyor.
Üniversite mezununda artış
Sonradan gelenler arasında eskiye oranla üniversite mezunlarının sayısında çok büyük bir artış var. Doktor, öğretmen ve mühendis gibi bildik mesleklerin dışında işini bırakıp gelen kaymakama bile rastlayabiliyorsunuz. Kızını evlendirecek olan kişi bir açıdan üstün bir noktada olduğu için damadını en eğitimli kesimden seçiyor. Mecburi hizmet, askerlik ve işsizlik gibi sebeplerle de diğer kesim rıza gösteriyor ve evlilik gerçekleşiyor. Bir insanın eğitiminin maliyeti hesaplandığında önemli bir beyin göçü demek bu. Bu eğitimli insanlar Avrupa'ya geldiğinde mesleklerine uygun işlerde çalışmıyorlar. Örneğin tren istasyonunda temizlikçilik yapan öğretmene, küçük bir restoranın kasasını bekleyen kaymakama ya da garsonluk yapan doktora rastlayabiliyorsunuz. Kaybolup giden eğitimli bir kesim. Ne Almanya'daki Türklerin ne de Türkiye'nin böyle bir insan israfına tahammülü var. Nitelikli Türk lobisinin en önemli ayağı olabilecek bu insanlara sahip çıkılması gerekiyor. Bunun için geliştirilmiş projeler var fakat gerekli fon sağlanamadığı için bir türlü hayata geçirilemiyor: Evlenerek gelenlere geldikleri andan itibaren ne ile karşılaşacaklarına dönük seminerler verilmeli. Aynı yoldan geçmiş ithal damat ve gelinlerin tecrübeleri dinletilmeli. Dil sorunu, aile sorunu, çalışma sorunu ve yabancılık sendromunun nasıl aşılacağı en ince ayrıntılarına varıncaya kadar anlatılmalı. Böyle olunca yaşanılan kültür şokunu daha kısa sürede ve yara almadan aşma imkanı olur. Bu tip bir rehabilitasyonun Türkiye'ye kesin dönüş yapanlara da uygulanması isteniyor.
2002 yılında 19 bin Türk evlenmiş
Yapılan bir araştırmaya göre; evlilik yolu ile Almanya'ya gelen Türklerin oranı Almanya'daki Türk evliliklerinin %60'ını teşkil ediyor. Resmi rakamlar 1998—99 ve 2000'de Türkiye'den evlenerek gelenlerin sayısının yılda 16 bin 500 civarlarında olduğunu, 2001 yılında 18 bin kişiye, 2002 yılında da 19 bin kişiye çıktığını gösteriyor. Evliliklerde bayanların oranı yüzde 55, erkeklerin oranı yüzde 45. Çocuklarını Anadolu terbiyesi görmüş ve Almanya'da yetişip kafası karışan nesilden olmayan birisi ile evlendirmek ilk başlarda çok hoşlarına gidiyor. 1500 kişiyle yapılan mülakat sonucuna göre; Türkiye'den gelenlerde açıkça söylemeseler de ekonomik boyut ön plana çıkıyor. Almanya'dakiler de hakiki Türk olarak Türkiye'dekileri görüyor. Bayanlar arasında erkeklere özgü adapte sorunları pek yaşanmamakla birlikte hiç olmuyor anlamına da gelmiyor. Erkekler ise eşine bağımlı ve borçlu olduğu için daha ciddi sorunlar yaşıyor. Yakın akraba evlilikleri daha ön planda. Gelenlerin eğitim seviyesi açısından büyük bir uçurum var. Yüzde 59'u ilkokul, yüzde 30'u lise mezunu ve yüzde 11'i üniversite mezunu.
Almanya ile yine Türklerin yoğun olarak yaşadığı Hollanda ve Belçika Türkiye'den evlilik yolu ile sürekli bir akım olduğu için bu olaya sıcak bakmıyor. Zorlaştırıcı hükümler getirme yönünde bir gayretin içindeler. Hollanda geçen yıl çıkan bir yasayla bu ülkede yaşamakta olan yabancı kökenlilerin, ülkelerinden getirecekleri gelin veya damatların uyum kurslarından geçmesini zorunlu hale getirdi. Bu iş için ödenmesi gereken para 6600 Euro. Başarılı olanlara bu paranın yarısı geri verilecek. Fakat başarısız olanların sınır dışı edilme tehlikesi var. Bir de Hollandalılar Türklerin akraba evliliğine kafayı takmış durumdalar. Hem doğacak çocukların sağlığı hem de aile içi zina olarak gördükleri bu uygulamayı engelleyebilmek için parlamento seviyesinde yasa çıkartmaya çalışıyorlar.
Halbuki Türkiye'de evlilik öncesinde yapılan kan testleri bazı sorunların çıkabileceği noktasında bilgi sağlıyor. Yaşadığı sıkıntılardan dolayı her gün kendisine 'Buraya gelmeye değer miydi?" diye sorduğunu söyleyen bir Türk, Almanya'ya gelmek isteyenler için bizim vasıtamızla bir mesaj vermek istiyor: "Ne olur Türkiye'den Almanya'ya gelmesinler. Yalvarıyorum. Almanya'ya gelerek hayatlarını mahvetmesinler."
Said Yüksel: En önemli sorun dil öğrenmemek
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Almanya'ya öğrenci olarak geldim. Sonra evlenerek Münih'te yaşamaya başladım. Bu tecrübeyi yaşamış birisi olarak söylüyorum, ithal damatların yaşadığı en büyük sıkıntı yabancılık sendromu. Dil öğrenemedikleri için gettolarda yaşamayı tercih ediyorlar. Diğer ailevi sorunlar da eklenince hayat birçokları için cehenneme dönüyor. Bu sebeple yaşanan bildiğimiz birçok aile dramı var. Almanya'ya gelecek Türklerin dil problemini halletmeleri gerekiyor.
Aksi takdtirde burada sadece para kazanırlar ama mutlu olamazlar. Sonradan gelenlerin buraya adapte olmaları yıllar alıyor. Ben dahi dil öğrenip, itibar gören bir işyeri kurmama rağmen hâlâ 'yabancılık' psikolojisinden sıyrılamadım. Dil öğrenemeyen Türkler Alman toplumuna entegre olamadıkları için yaptıkları işler de buna göre küçük işler oluyor. Ya bir lokanta ya da fabrikada ağır işlerde çalışma dışında başka alternatifi yok. Kültürü ve cesareti ne olursa olsun küçük düşünmek zorunda kalıyor. * Pamukkale Seyahat Acentesi Sahibi
[Kaynak:Zaman]