Rebecca'nın Yeri

Son güncelleme: 02.01.2010 23:27
  • Umut yollarımın tükenmeye başladığı bir anda rastladım Rebecca'ya. O zamana kadar bütün çıkmaz yollar sanki beni buluyordu. Sersefil, perişan bir halde, çıkmaz yollarda karanlık duygularda boğuluyordum. Neye el attıysam hep yarım kalıyordu. Nerdeyse bu koskoca şehirde kaybolmak üzereydim.

    Rebecca'ya rastladığım gün bir mucizeydi. Artık yolun sonuna geldiğimi düşündüğüm bir anda, inanmadığım mucizeler gerçekleşmeye başlamıştı. Evet, Rebecca benim için bir mucizeydi. Mucizelerin gerçekliğine Rebecca ile inanmıştım.

    Üç sene olmuştu köyümü terk edeli. Binbir ümitle bu şehre gelmiştim. Elbet bana da yer vardı. Umutlarımı bu şehirde gerçekleştirecektim. Ama, umduğum gibi olmadı. Temelsiz bina yıkılırmış. O yüzden girdiğim hiçbir işte başarılı olamadım. Okumamıştım, bir mesleğimde yoktu. Hayatım boyunca arka sıradakilerden biri olmuştum. Bu şehirde bu kötü kaderimi yenip, bulduğum işleri de fırsat bilip değerlendirmeye çalıştım. Yani, kendi kendimin umut taciri oldum. Artık binbir ümitle arkamda ezip geçtiğim insanların yüzlerine bakamayacağım için geride dönemiyordum.

    Temmuz ayıydı. Bir öğleden sonra iş aramak için yola çıkmıştım. Biliyordum, yine elim boş dönecek ve hüsrana yine arkadaşlık edecektim. Cebimde ancak geriye dönebilecek ve bir simit alabilecek kadar param vardı. Su içmeye dahi tek metelik kalmamıştı. Karnım iyice acıkmış sıcaktan ve susuzluktan neredeyse bayılacaktım. Son bir kez Galata etrafında dolaşırken bir sokakta "Rebecca'nın Yeri" yazılı bir lokanta ile karşılaştım. Camında bulaşıkçı aranıyor ilanı yazıyordu. Ayağıma gelen bir fırsat diye düşündüm. Hem lokantaydı da. Yıkadığım bulaşıklar karşısında belki karnımı da doyurabilirdim.

    Bu düşünceyle içeri girdim. Kapıyı açtığımda bir çıngırak sesi ile irkildim. Karşımda 35- 40 yaşlarında bir bayan duruyordu.

    - Hoş geldiniz. Buyurun. Hemen bir masaya oturun efendin. Deyiverdi. Aksanı dikkatimi çekmişti. Sonra beni neden masaya buyur edivermişti onu anlamaya çalıştım. O, bir anda yemeklerin bulunduğu alana doğru yöneldi. Ve, bana hangi yemeği istersiniz diye sordu.

    - Hayır efendim. Camınızda asılı bulaşıkçı aranıyor ilanı için geldim dediğim anda, önce yemeğinizi yiyin sonra konuşuruz dedi.

    Hep gülüyordu. Gülümsemesi dikkatimi çekmişti. O kadar güzel gülüyordu, bu gülüş karşısında etkilendim. Alnına düşen siyah perçemini eliyle kulağının arkasına koyunca alnında bir leke, bir ben olduğunu fark ettim. Bu leke ona çok yakışmıştı. Telaşlı bir yapısı vardı. Lokanta çok kalabalık, neredeyse oturacak boş bir masa dahi yoktu.

    Bulduğum boş bir masaya oturdum. O, oturduğum masaya yanında çalışan birkaç kızla birlikte yemekler getirdi. Çekiniyordum. Eğer beni işe kabul etmez ve bu yemeklerin karşılığını ödeyemezsem diye. Bu yüzden karnım aç olduğu halde rahatça yiyemiyordum. Müşterileriyle ilgileniyor, onları memnun etmesini çok iyi biliyordu. Boş olduğu bir anda karşıma geçip oturdu.

    Merhaba! ismim Rebecca. Bu lokantayı işletiyorum. Müşterilerim hep yoksul ve aç insanlar. Birde öğrenciler. Ah! Pardon onları nasıl unuttum. Birde sokakta yaşayan hayvanlar. Yani anlayacağın burası kişisel bir hayır kurumu, aşevi gibi bir şey. Hiçbir karşılık beklemeden insanlara yardım etmeyi seviyorum. Yoksul insanların evlerine yemekler gönderebiliyorum. Evet! Sende bana diğer dostlarım gibi yardımcı olursan sevinirim demişti.

    Rebecca, nereden geldiğini bilmediğini ve sadece ismini öğrendiği bu genci hiç sorgulamadan işe almıştı. Kader yollarımızı o noktada kesiştirmişti. Benimle konuşurken gözlerimin içerisine bakıyor ve gözlerinin içerisinde farklı bir dünya görüyordum. Bu dünya ki, mutluluğun ve aşkın kapısı olacak. Bu kapıyı çalan ben, açan ise o olacaktı.

    Rebecca'yı ilk gördüğüm anda vurulmuştum. Bu hayırsever yürek altında ezileceğimi hissediyordum. Ama öyle olmadı. Rebecca bütün yalnız ve çaresiz yürekleri sarıp sarmaladığı gibi, beni de sarmaladı.

    İşe alındığım günden itibaren bir hafta geçti aradan. Bir hafta boyunca kaybolacağımı sandığım bu koskoca şehirde, gideceğim yolları artık biliyordum. Rebecca öyle bir olgundu ki, aramızda çok fazla yaş farkı olmamasına rağmen bir anne, bir baba şevkati ve korumacılığı ile insanları kucaklıyordu. Hele de hayvanları. Onlar için özel yemekler yapar, müşterilerinden kalan yemekleri onlarla paylaşırdı. Gerçi pek yemek kalmazdı. Ama, kedileri ve köpekleri onun etrafında toplanmaya başladıkları an bir sevgi bahçesine dönerdi etrafı.

    Bir sarı kedisi vardı. İsmi Yavrus'tu. Rebecca nereye giderse yavrus'ta onun peşinden giderdi. Ayrılmaz bir ikiliydiler onlar. Yavrus çokta usluydu. Rebecca'nın bakışlarından ne dediğini anlar ve onun için özel yapmış olduğu köşesine hemen çekilirdi.

    Lokantadan eve gitmek üzere ayrıldığım her gece önce Allah'a , sonra Rebecca'ya şükrediyordum. Onun yanında yeni bir hayata temel atmıştım. Ve bu sefer temelim Rebecca sayesinde sağlam olacaktı. Birçok dost ve arkadaş edinmiştim orada. Her gelen müşteri yemeğin sonunda Rebecca'ya yürekten sevgilerini, saygılarını sunuyorlardı. Rebecca dualarla yaşıyordu.

    Günler geçiyor, aylara karışıyordu. Artık onu başka bir türlü sevmeye, ona aşık olmaya başlamıştım. Korkuyordum. Bu düşüncemi, hislerimi ona belli edeceğimden. Yanılıpta boş bir anımda söyleyeceğimden. Bir sabah vakti yemekleri hazırlayanlarla birlikte işe bende geldim. Rebecca dışarıya çıkmıştı. Oysa her sabah, herkesten önce o burada olurdu. Merak etmiştim. Çalışanlara sorunca anne ve babasının mezarını ziyarete gittiğini söylediler.

    Rebecca gözleri şişmiş bir halde çıkageldi. Ağladığı belliydi. Yanına yaklaşıp hoş geldin dediğimde elimden tutup boş bir masaya birlikte oturduk. Yarım kalan bir şeyler vardı. Gözpınarlarında gözyaşları akmayı bekliyordu. Benim gözlerimin içerisine bakarak gözyaşları içinde anlatmaya başladı.

    Anne ve babası ölmeden önce lüks bir yaşam içerisinde hayat sürmüş, zengin bir ailenin tek çocuğu olduğundan bahsediyordu. Onları kaybedince ortada yapayalnız kaldığını ve bu lüks yaşamın ona bundan sonra istediği mutluluğu sunmadığını, bu yüzden ailesinden kalan mirasla hem yalnızlığını giderebilecek, hem de yoksul, muhtaç insanlara yardımda bulunabileceği bir dükkan açmak istemiş olduğundan bahsetti. Cümlelerine devam ederken biliyor musun? Bugün kendimi yalnız hissetim. O yüzden anne ve babamın mezarına onları ziyarete gittim. Oysa bu işe başladığımdan beridir kendimi pek yalnız hissetmedim. Dostlarım vardı, sizler vardınız. Ama, bugün öyle ters günlerimden biri geldi, beni buldu dedi.

    Sonra çatlamış bir bardağı bütünüyle kırar gibi, ağlamaklı halinden bir anda vazgeçti ve eski neşesine geri döndü. O an ağlamaklı gözlerle dolu yüreğine dokunmak istedim. Ama dokunamıyordum. Karşımda duran ve gözlerimin içerisine inci taneleriyle bakan bu esmer kadın, bir kez daha beni kendine hayran bırakıverdi. Dokunursam bu büyü bozulur diye korkuyordum. Onu, bana ve benim gibilere davrandığı gibi karşılıksız seviyordum.

    Rebecca hiçbir karşılık beklemeden koşulsuzca beni kabul etmişti. Ben aşkımın karşılığını ondan nasıl isteyebilir ve bekleyebilirdim ki? Günlerce bu ağır duygular altında ezik yaşadı yüreğim. İçimde bir deli çağlayan gibi akıyordu duygularım. Ucu görünmüyordu bu çağlayanın. Duygu seli içerisinde boğuluyordum. Aslında ondan gelecek bir ışık, koskoca bir denizin ortasındaki bu adamı, bir deniz feneri gibi aydınlatacaktı.

    Fakat, o ise bana dostum diyordu. Dostluğuna, ona karşı olan tarifi imkansız duygularımla nasıl ihanet edebilirdim ki? Bu düşünceler içerisinde savrulup giderken Rebecca bir anda artık yanıma yaklaşmaz olmaya başlamıştı. Gözlerimim içine bakmıyor, onları benden kaçırıyordu. Onun beni bu apansız terk edişi canımı acıtıyordu. Yanımdaydı ama, sanki benden çok uzaklardaydı.

    Benimle olan konuşmalarında sözleri artık kesin ve netti. Uzun cümleler ve sevgi gösterileri, artık dostluğumuzda yoktu. Nedenini merak ediyordum. Acaba farkında olmadan onu kırmış, incitmiş miydim? Diye düşündüm günlerce. Sanki artık beni istemiyor gibiydi. Bu apansız ve nedensiz davranışlar karşısında buradan ayrılma vaktim geldiğini anladım. Güvenle başladığım bir binanın daha temeli yıkılmak üzereydi. Bunu da başaramamıştım. Benim için Rebecca'ya duyduğum aşk, belki bu binanın temelini yıkıyordu. Ya onun için? Bilemiyordum. Bu sorgulamalarla ona veda etmek üzere lokantaya gittiğim bir gün Rebecca orada yoktu.

    Lokantadan içeriye girdiğim anda çalışanlardan biri bana pembe bir zarf verdi. Rebecca bana verilmesini söylemişti. Korkuyordum. Şaşırmıştım. Zarfı açmaya başladığım anda ellerim titriyor, kalbim hızla çarpıyordu. Bu seferki kalp çarpıntım aşktan dolayı değil, belirsizliklerle dolu endişemden kaynaklanıyordu. Ellerim titreye titreye zarfı açtım. Okumaya başladığımda, uzunca bir zamandır beklenen ve umut edilen duygularımın karşılığıyla bulmuştum kendimi. İçimdeki karşılıksız aşk gerçeğe dönüşmüş ve ben bu aşkı bilmeden günlerce korkarak yaşamıştım.

    Hemen Rebecca'yı bulmalıyım diye düşündüm. Çalışanlara nerede olduğunu sorunca sahilde, deniz kenarında seni bekliyor cevabını aldım. Yüreğimdeki kuş kafesinde esir olduğu yerden çıkıverdi. Ayaklarım vuslata ulaşmak istemezcesine geri geri gidiyor, zaman hep önüme geçiyordu sanki. Ayaklarımla ve zamanla girdiğim bu savaşı sonunda kazandım.

    Deniz kenarında oturmuş beni bekliyordu. Sakin olmalıyım diye düşündüm. Bu büyü bozulmamalıydı. Göz göze geldiğimizde gözlerinin içi yıldızlar gibi parlıyordu. Suskun, suskun bakıştık. Gözlerimiz her şeyi anlatıyordu.

    Konuşmasına hakkım yoktu. Girdiğim bu hayır işinden dolayı, korkuyordum dostlarımı kaybedeceğimden. Hayatım artık onlar olmuştu. Bu yüzden senden uzaklaştım. Benim için, ben denen bir şey kalmamıştı içimde. Sen benim için bir lükstün. Ta ki! bir gün göz göze geldiğimiz ana kadar. Karşı koymak imkansızdı. Biliyordum seninde beni sevdiğini. İkimizde her ne kadar belli etmemeye çalışsak ta, beden dilimiz ve gözlerimiz her şeyi anlatıyor, birbir duygularımızı ortaya döküyordu.
    Şimdi bir zamanlar terk ettiğim beni seninle tekrar geri kazandım. Sen cesaret edemedin ama, ben unuttuğum bu duyguyu bana hatırlatan ve yaşatan adama karşı karşılıksız kalamayacaktım demişti.

    Şimdi Rebecca ile evliyim. Alnındaki lekesi aşkımızın ve onun özel biri olduğunun müjdesiydi. Rebecca'ın Yerinde başladığım bu aşk düğümü, Rebecca'nın yerinde devam edecekti.

    Yazan : Melodi AKÇAY

#02.01.2010 23:27 0 0 0