Pera'dan Bir Madam Sofia Geçti

Son güncelleme: 09.01.2010 12:41
  • 1953 yılı baharıydı, yeni yeni son moda kıyafetler çıkmıştı. İstanbul'da Taksim'den şimdi Beyoğlu denilen Pera'ya iniyordum.

    Herkesin üzerinde bu kıyafetler vardı. Mevsim bahardı. Kısa kısa etekler ve elbiselerle kadınlar, genç kızlar tramvayların arasından arka sokaklara geçiyor ve cadde boyunca yürüyorlardı. Erkeklerin kıyafetleri ise bir beyefendiyi andırır biçimde takım elbiselerden oluşuyordu. O döneme ait kıyafetlerin zamana uyumuyla bir ahengi vardı.

    Bu civarlarda daha çok yazarlar ve şairler dolaşırlardı. Fötr şapkalı orta yaşlı erkeklerle, elinde bastonu olan yaşlı beyefendiler ve genç delikanlılar sanki zamanla yarışıyordu. Tramvayların zil sesiyle 1953 yılı baharı bir başka yaşanıyordu Pera'da. Bende aldığım son moda kırmızı beyaz puantiyeli kısa elbisemle Madam Sofia'ya gidiyordum. Güneş cadde boyunca tam tepeden yüzüme vuruyordu. Baharın kokularını getiren hafif bir yel vardı. Güneşle birlikte tenime değiyordu.

    Ellerinde siyah çantaları, üzerlerinde takım elbiseleri olan beyefendiler tramvaylara daha çok inip biniyorlardı. Kol kola girmiş yaşlıca hanımlar ve beyler en güzel, temiz ve şık kıyafetlerini giymişler, bu mevsimde baharı yaşamak için Pera'ya dolaşmaya çıkmışlardı. Güneşin verdiği huzurla yürürken, çeşit çeşit konuşmalar kulağıma takılıyordu. Bir Rum bayan bozacıdan boza alıyordu. Türkçe konuşuyordu. Rum şivesi çok hoştu.

    O zamanlar azınlıklar hep birlikte yaşardık: Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bir dostluk, güzel bir sohbet vardı aramızda. Galata, Beyoğlu ve Taksim civarlarında birçok azınlıklar yaşardı. Onların ne zaman sokaklarından, evlerinin önünden geçsem onların şivelerini duyardım. Ve, onlarla bildiğim birkaç Rumca kelimeyle konuşurdum.

    Bugün gibi hatırlarım, o günde Madam Sofia'nın kırk yıllık hatırı olacak kahvesini içmeye gidiyordum. Madam Sofia'yı bu sokaktan geçerken tanımıştım. Orta yaşı geçmiş, beyazlaşmış saçlarını gümüş rengindeki, o zamanlar firkete denilen tel tokayla tutturan, mavi gözlü, güleç yüzlü can dostu bir kadındı Madam Sofia.

    Ara sıra yolum düştüğü zaman Pera'ya ( Eski Beyoğlu) Madam Sofia'yı görmeye giderdim. Sohbetlerimiz eşliğinde mangalda pişirdiği kahveden karşılıklı içerdik. Şimdi Madam Sofia'yı ve eski Pera'yı özlüyorum. Madam Sofia hep gülerdi. Evinin bulunduğu dar sokaktan geçerken beni görünce, yarı Rumca, yarı Türkçe şivesiyle " Ooooo, gel gel küçük kız" Derdi. Sanki kırk yıllık dostuymuşum gibi. Elini hemen sırtıma koyar ve beni içeri davet ederdi. Başlardı eski günlerden anlatmaya.

    Bir gün gençliğinde aşık olduğu delikanlıyı anlatmıştı. Dün gibi hatırlıyorum. Onunla tramvayda tanıştığını ve daha sonraları bu tanışmanın aşka dönüşeceğini, her uğrayışımda bir kısmını hep yarına, bir daha ki uğramama bırakırdı anlatmak için. Bu belki de benimle bir şeyler paylaşmak içindi. Sanırım yalnızlığını,özlemini benimle paylaşıyordu.

    Çok seviyorlarmış birbirlerini. Ondan bahsetmeye başladığı anda gülen yüzlü Madam Sofia gidiyor, yerine gözlerinden hüzün akan bir Sofia geliyordu. Hasretini okuyabiliyordum gözlerinden. Geçmişte kalan bu sevdayı, belki de hala bitirememişti içinde. Onunla geçen güzel günlerini anlatırdı hep bana. Ben Pera'dan ayrılırken, onu son kez görmeye gittiğimde, anlattığı yarım kalan aşk hikayesini tamamladı. Hüzünlü bir sondu. Ama, hüsran ve acıyla biten bir aşk değildi onların ki.

    Madam Sofia'nın sevdiği erkeği, ailesi Londra'ya iyi bir eğitim alması için göndermişlerdi. Ayrılışları bu yüzdendi. Birkaç zaman mektuplaşmışlardı. Fakat, Madam Sofia bir gün mektupların arkasının kesildiğini söyledi. O günden itibaren Madam Sofia, sevdiği bu adamdan hiç bir haber alamamıştı. İşte! Bana bu hikayesini anlatmıştı.

    Ve, anlatırken arada bir hikayeyi yarım bırakıyor, konuşmalarımızı bölerek, ellerimi tutup, gözlerime bakarak bu şarkıyı söylerdi.

    " Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin
    Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin
    Mademki son şarkının kırık bir güftesiydin
    Neden yarım bıraktın, neden bırakıp gittin
    Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin

    Ne çok severdim seni, ne çok hatırlar mısın?
    Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın?
    Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın?
    Bir bahar seli gibi yolumdan akıp geçtin
    Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin

    Daha çokta, Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin. Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin kısmını bana bakarak, vurgulayarak söylerdi. Geçmişte kalmış aşkına bir sesleniş ve bende ona duygularını hatırlattığım için olacak ki, elleriyle yüzümü okşar ve gözleri uzaklara dalardı.

    Madam Sofia'dan ayrıldığımdan beridir bu şarkıyı ne zaman duysam hep Pera, Madam Sofia ve o aşkı gelir aklıma.

    Pera'dan ve Madam Sofia'dan ayrılırken Madam Sofia arkamdan ağlamıştı. Şimdi ne zaman yolum düşse bu sokağa, Madam Sofia'nın evinin önüne giderim. İçinde, sanki daha önceden hiçbir hayat yaşanmamış gibi bir boşluk ve hüzünle karşılaşırım. Fakat, Madam Sofia'yı kapının önünde, o güler yüzlü haliyle ve bana seslenişiyle görür gibi olurum. Ve, gözümden akan bir damla yaşla Madam Sofia'yı hatırlarım.

    Yazan : Melodi AKÇAY

#09.01.2010 12:41 0 0 0