Zaman aşımına uğramıştı ruhu
Önce susturmuştu içindeki kendini
Çığlıkları rüzgârın kulaklarında uğuldar oldu
Bir yanı acıdı
Bir yanı usandı hasretle yaktığı ağıtların narından
Gözlerine pusu kurmuş her bulut fırtına kasırgaların döl yatağı
Gündüzler gri
Gece siyahın kapanında
Uykular ya kâbus
Ya bedene tövbeli başka gözlere rüyalar taşımakta
Yeşili bırakmıştı hayallerinden
Bu günü kıştı
Yarını hazan
Bildiği doğru ruhumda hançer
Toprağım dediği
İçine çeken balçık
Döşeği paslı çivilerin konağı akrep yuvası
İçinde bir kırık tastan dudağına damlayan ölüm şerbeti
Ve nefes bitirmek adına alınan soluğun ruhuna dokunan solgun busesi
Sevgiye aç yüreğin titrek sesi
Semaya açılmadan gözyaşıyla alınan abdestin ellerindeki tuzlu izi
Söylenmemiş sözleri
İnsana sevgiye dair
Gün yüzüne çıkmamış gizli düşleri vardı bohçalanmış sandıklarda
Öksüz kimsesiz eksiz yarım yanını dolduran yalnızlığın dostluğuna isyankârdı
Evinin saçaklarında yuva yapmış serçeler kanatlarından umudu silkeler diye
Nöbet tutardı
Işığın kızıla çalan rengi vururken
Kırılgan aynalardaki içindeki ürkek kızın düşlerindeki sabaha
Mavi bir gemi yelken açtı güneşin sarıya beyaza bakan ufkuna
Gözlerindeki gecenin isi
Yüzündeki öğütüşmüş dünlerin hasat tozu
Sevgilinin ruhundan damlayan aşkla yıkandı
Bir yanı titredi üstüne serpilmiş mutluluk ışıltılarından
Bir yanı korktu
Bu düşün sabahı olur
Ya uyanırsam diye
Tüm korkuları rüzgâra teslim oluyordu
Sevgilin göğsünde ayın gözlerindeki tılsım yansırken tenlerine
Sözü huzur
Sıcağı güven
Nefesi bir ömür içinde yaşam düşüne mühürlüyordu ruhunu
Son bir seslenişti yaşamın kendinden çaldıklarına
Tu ellerimden diyordu tut
Bir kez daha sensiz nefessiz bırakma beni bu hayatta kal ruhumda