Zamanın tenceresinde hep kaynadık
Çiğdik pişmeye uğraştık
Vurulan her satır
Dev yaralar açtı
Güveni çuvalladık diktik azgını
Üşüyorduk
Yorgun
Yamalıydık
Kanayan yanlarımızı basılan tuzlar yağan yağmurla terk ediyordu bizi
En çok karanlık gecenin içindeki yarasalara sığınıyordu
Başına buyruk bırakılmış kimsesiz yanımız
Ürküyordu sözün dile mühürlü kalışına
Özü çakala kaptırmaya
Tekliğin bayrağını yeni nesillere taşımaktan korkuyordu
İçimizdeki umut sevgi düşleyen çocuğun boncuk, boncuk gözleri
Aylardan mayıs gül yeniden açıyor
Kocaman ağaçlarda yeniden doğuyordu yapraklar
Toprak sevgiyle doğurup büyütüyordu evlatlarını ana gibi anayım diyor yani
Onca sancıya rağmen sevgi can veremiyor yürekler
Sevgiden önce kazanılacak zaferlere hedefli
O bir kaplan yaşam için güçlü olmak zayıfın katli gerekti
Sevgi zayıflık yüreğe yenilgi
Güneşe söndürmek için su taşıdı serçeler
Minik bebeklerin anne gözyaşlarından
Kadınlar ruhlarını rehin bırakıp
Taştan bedenleriyle sevişiyordu
Her gece kor yataklarda suratı görünmeyen adamlarla
Aşk yalancı bahardı
Ya bedendi
Ya madalyanın görünen yüzüne tutuktun adı
Aynaya yansıyan yürek ışığı değil
Şaşalı süslenmiş yapay pırıltılardı
Hatta aşk parası olanın hep yeniden sahip olacağı azığı sayıldı
Sıra dışı yaşamlar nesli tükenmiş eski bir tarih insanlık
Çiğ kalmayı benimsedik
Zaten çiğ sütle büyütülmedik mi?
Pişmenin Kafdağı kadar uzağa
Mayın döşeli bir yıldızın avuç içinde olduğunu biraz geç öğrendik
Rüzgârın balon eteğinde sona süzülürken
Ne pişmiştik ne çiğdik
Biraz buruk biraz mahcup ama yeniktik