Elele tutuşup iki küme olurduk çocuk oyunumuzda. Karşı kümeden birini seçerdik oy çokluğu ile
O seçilen, elele tutuşanları şöyle bi süzerdi iyice, sonra elleri kimin daha zayıfsa, kim elini sımsıkı tutmuyorsa yanındakinin ona yönelir, olanca hızı, olanca gücüyle yüklenirdi, ellere
Ayırabilirse elleri, birini alıp giderdi kendi kümesine sayısı azalan küme kaybederdi oyunu
Şimdilerde elele veren görüldüğü yerde koparılıp, ayrılması gerektir, korkaklarca, korkudan
Bir elin nesi var iki elin sesi vardır çünkü
Elele olunca karşı durmak, ayakta kalmak olasıdır.
elele olunca korkmaz insan, üşümez,
***
Ben bir ağaç gibi dallarımın kırılıp
toprağa batırıldığını görmek isterim
dallarımın yepyeni ağaçlar olmasını
tek yüceliğim,
tek kutsallığım benim
bir başıma ne işe yararım
Dostum, Sevgilim, Kardeşim, Bacım
neye yarar bir insan
Tek Başına?
(Afşar Timuçin)
***
El tutunca eli, bilir ki değildir tek başına.
Bilir ki yüreği gümbür gümbür çarpacak, kanı daha hızlı akacak.
Duvar olacak çamurlu sulara
Yıkılmayacak, çamurun temizi kirletmesine izin vermeyecek.
Bilir ki sımsıkı tutmazsa eller elleri
çamura bulanacak dört bi yan
Umudun yeşili solacak, sarının sıcağı sönecek.
ak kara bağlayacak.
Ey, insan,ey yüreğini duyabilen, ey sevdalılar..
tutun artık ellerinizi birbirinizin.
Korkmayın, kaçmayın.
tutuşun ki tutuşsun karalar,
aydınlıklara varalım elele
Aynı sevdalarla, aynı aşkla
Yoksa!