Hakiki Asalet Nedir

Son güncelleme: 08.03.2010 12:04
  • Büyüklerin huzurunda kendimize dikkat etmek gerekir. Nefislerinizi kontrol edin ki sonradan üzüleceğiniz yanlışlar yapmayasınız. Zira büyüklerin mekânı kuyumcu dükkanındaki mihenk taşı gibidir. Kim burada bir iş yaparsa Allah için yapıp yapmadığı gerçek niyeti kendisinin kaç ayarlık altın olduğu meydana çıkar.

    Büyüklerin kalbine orada bulunanların ahvali gizli değildir. Uzakta olanların bile... Rasulullah s.a.v.'in vârisi olan rabbanî alimlerin kalpleri bi-iznillâh alemlere ayna durumundadır. Onların önünde hakikat apaçık ortadadır. Bu nedenle Hakk yoluna talip olanların dürüstlükten samimiyetten başka çareleri yoktur gerisi ziyandır.

    Taliplerin başına bir çok fitne gelir. Bunlardan biri mürşide ve bu yolun timsali durumunda olan mekânlara adalet ve insaf nazarıyla; ihvana da merhamet niyetiyle bakmak gerekirken nefsin tesirine kapılıp sui zan etmektir.

    Bir başka fitne de amel ederken hıyanet etmez ama yaptığı amellerden nefsine bir hisse çıkarır. Kendisinde bir asalet var sayıp kibirlenir. Halbuki insanın asaleti iman asaleti İslâm asaletidir. Rabbü'l Alemin'in kulu olma asaletidir. Bunun dışında insanın kendine mal edeceği bir asalet yoktur.

    Talibin sahip olması gereken ihlâstır tevazudur muhabbettir. Beşeriyetin ikram ettiği mecazî değerlerle oyalanıp yoldan kalmamalıdır. Bu mecazî değerlerin Allah katında hiç bir kıymeti yoktur. Bu yüzdendir ki arif-i billâh zatlar sultanlarla oturup kalkmamışlardır. Âyan ve eşraftır devlet reisidir dememişler menfaat için dünya için kimsenin kapısını çalmamışlardır.

    Allah katında değer ilimdir takvadır. Benim sülalem filanoğulları benim dedem filan benim babam falan gibi sözlerin hiç bir önemi yoktur. Habeşli bir köle ile Kureyşli seyyid eşittir. Selman-ı Farisî r.a. İranlıydı. Bilal-i Habeşî r.a. Habeşli idi. Ama bunlar Rasulullah s.a.v.'in en yakınlarından idi.

    Mevlâna Celaleddin-i Rûmî Hazretleri'nin babası Muhammed Bahaeddin Hazretleri'ne Rasulullah s.a.v. Efendimiz rüyasında "sultanu'l-ulema"lık makamı tevdi etmiş bu müjdeye üç yüz ulema-yı izam da rüyalarında şahit olmuşlardır. Muhammed Bahaeddin Hazretleri Belh şehrinden kalkıp Karaman'a geldiğinde vali Emir Musa'nın misafiri olmuş. Emir Musa Darende'de bir medrese inşa ettirip Hâce Bahaeddin Hazretleri'ne teslim etmiştir.

    "Bizim yerimiz medreselerdir sultan sarayları değildir" diyerek medresede yedi sene müderrislik yapan Hâce Bahaeddin'in kemalâtını müşahede eden Emir Musa ona intisap etmiş seyr u sulûk yaparak ahlâk-ı hamide ile müşerref olmuştur. Bu yedi sene zarfında payitahta Selçuklu hükümdarı Sultan Alaaddin Keykubat'a gitmesi nasip olmamıştır.

    Emir Musa'nın bu kadar uzun bir müddet devlet reisini ziyaret etmeyişini bazı kimseler kötüye yorup Sultan'a şikayet ettiler. Bunun üzerine Alaaddin Keykubat Emir Musa'ya bir mektup gönderdi. Mektubu alan Emir Musa üzülerek mektubu Hâce Bahaeddin'e getirdi. O da mektubu okuyunca dedi ki:

    - Musa sen derhal Sultan Alaaddin'in yanına git her şeyi olduğu gibi söyle.

    Konya'ya gelip huzura çıkan Emir Musa'ya Sultan Alaaddin sitem edip şöyle dedi:

    - Sen bizimle görüşmeyi kesip Sultanu'l-Ulema ile meşgul oluyorsun!

    Fakat Emir Musa bir hükümdarın huzurunda olma korkusu duymaksızın şu cevabı verdi:

    - Ben ne zaman Konya'ya gelmek istesem Sultanu'l-Ulema bana: "Sen Konya'ya gidemezsin Sultan Alaaddin menhiyat ile meşguldür içkiye müpteladır. Onun ziyaretine gidilmez!" dedi. Ben de gelmedim.

    İşte böyle Hâce Bahaeddin gibi Emir Musa gibi Allah'ı bilen adamların korkmak lazım gelirse Allah'tan başkasından korkuları yoktur. İnsanlara faydası olanlar onlara tesir edenler de böyleleri olmuştur. Zaten aktardığımız bu konuşmadan sonra da Sultan Alaaddin tevbe edip yüzünü Allah'a çevirmiştir.

    İşte alimler böyle alim olur. Asalet böyle olur. Kemal izzet böyle olur. Onun için nefsin hilelerine ortak olmak kendinde bir varlık görmek insanın sefaletini örtmeğe çalıştığı yamalı bir elbise delik bir şemsiye gibi olur. Ne ısıtır ne yağmurdan korur.

    Şu halde dava nefsi ıslahtır özü arındırmaktır. Özünü arındırmayan kabuğuyla karpuzu yiyene benzer. İyi ahlâkla kötü ahlâkı bir arada tutarsan felaha erenlerden olamazsın.
#08.03.2010 12:04 0 0 0