Gecenin koynunda asılı kaldı ruhum Sana dokunurken, yüreğindeki yorgun rüzgârın yelesinde nefesin olmaya çalışırken duydum iç dünyandaki savaşın yalnızlığa gark edilmiş çığlığını
Yaşamın dallarına takılırken içindeki vaveyla, bir dünya yaratan kocaman yüreğinde tanıdım seni Çocukluğuna dair eksik gülüşler, gençliğindeki şefkati eksik zamanlar ve hikâyemizdeki kader seremonisinin onurlu çoğalışında bildim seni... Belki yılların gamzeli duruşunu sığdırdık susturamadığımız coşkuya, belki de açlığımızın kısır döngüsünde ıslattık ağdalı düşlerin kıyısız deniz ninnilerini... Ama hep birbirimize yaslanırken bulduk dost sesimizin vefa kucaklaşmasını
Maskeli masalların yanık tenli kollarında sallanırken uçurum kokulu inlemeler, biz hep bir gerçeğin şefkat zırhlı vadisinde büyüttük geleceğe akacak ırmağımızın masum, kırgın, yorgun kollarını Cesur olan senin çocuk yanın mıydı yoksa benim büyüklüğünde düştüğüm gizemli dalım mıydı bilmiyorum Cesaret denen kelimeyi bir papatyadan kopan beyaz yaprağın bedelinde öğrendiğim gündü gerçekten kanatlarımı çırpmaya başladığım gün Senin kanadında saklanan korkularının bende çoğalacağını öğrendiğim gün ise yaşamın ipini tutan ellerimin titrediği andı
Hadi dost gayret et
Sen bana yaslandıkça gökyüzündeki umut dolu yıldızların ruhundaki tüm dehlizlerden geçeceğini unutma ki ben yitirdiğim tüm düşlerimi sen de yeniden keşfedeyim Ve bu keşfedişin nabzında yaşamın manasını taşıyalım gerçek olan âlemin sonsuz çoğalışına
Hayatın içindeki tüm bencilliklere inat tut rengi gökkuşağına rakip uçurtmamızın menzilinde akan umudun en delikanlı ellerinden Ve yüreğindeki şifresi karışık ama sadece senin bulabileceğin o sese dokun O ses içindeki seni yalnızlığında hapseden öyküye taşıyacak Sonrası inan toprağında gök masalını dinleyen kocaman yürekli bir çocuğun yaşama kafa tutuşu kadar masum ve güçlü bir dokunuş olacak
Yağıyorum dost
Şimdi
bir yıldızın sınırsız umudunda
güneşi özledikçe ay ışığının sıkılgan tenine dokunma zamanı
Şimdi
şiir ülkemde bulduğum gücü
külünde kaf dağı doğuran sancılarına umut ekme zamanı
Şimdi
üşüyen gözlerindeki sağanağı
atlasın kanatlarındaki kızıl güller diyarında yıkama zamanı
Akıyorum dost
Yürek ülkendeki topraklarının sınırsızlığına akıyorum ki ormanındaki yangına yüreğimi koyayım Koyduğum yüreğimin külünde senin nasırlı bakışlarına yağmur olup yağayım Ve ıslanan nefes alan her yanın benim susuşum olsa da sen de çoğalacak filizlerin özü olayım
Alıyorum dost
Gecenin koynundan alıyorum asılı kalan ruhumun aymaz ironisini Ve aktıkça yarınımıza huzur olacak anları sağıyorum atlasın süt beyazı inlemesinden
Sonrası, birbirine sığınan yol arkadaşlarının yaşamın göbeğine sızan haritaya dem olma vakti
Sonrası, yaşamın yürek ülkesinde bir gecekondu bulup gökdelen düşlerimizi duvarlarımıza çizme zamanı
Unutma !... Çizdiğin her resim, sendeki çığlığı sana taşıyacak bir devinimin kınında umut saklı kılıcın gücü ve keskinliğindeki özeti olacak