Merhaba, küçük dostun çok uzun zamandan sonra sana geldi
Sığınacak bir liman arıyor belki Sen benim neyimdin? Bir zamanlar her şeyimdin şimdi geçmişte kalan çocukça yazılmış bir hikâyenin önsözü gibisin
Merhaba ilk heyecanım, seni çoğu zamanlar kendimle bile paylaşamadım, hep gidersin korkusuyla yaşadım, sonunda da gittin
Aşk vazgeçmek midir? Peki, öyleyse, mücadele aşkın neresinde? Hiçbir şekilde olmayacak bir duaya el açmak gibiydi benimkisi
Hayatın tek bir anlamı vardı o zamanlar, yine yalnızca sana dair. Yüzünü görmesem güneş doğmazdı, sesini duymasam ilkbahar sonbahara adanırdı
Sen mutlu ol diye, mutluluklarımdan bir parça bile olsun sana ayırırdım
Aşk mıydın ki sen? Çocukça bir hâyâlin ortasında, gençliğin ilk sancılı anlarında yalnızca sana kanmam, günâh mıydı ki?
Biliyordum, sevmezdin ve de benim istediğim gibi beni göremezdin. Sadece varlığını hissetmek, ölü bir ruhun tek tesellisiydi
Sonra çok zaman geçti, büyüdü o çocuk Ama bak, o küçük dostun çok uzun zamandan sonra yine sana sığındı işte! Misafir kabul edemeyecek kadar yoruldun öyle değil mi?
Hayallerin de büyüdüler seninle beraber, en olmazları çıkardın hayatından tıpkı benim gibi.
Yalnızlığın söyleşisi gibiydi hislerim Ben sana açılır, sana dökerdim içimi Sen yüreğinden bile gizlerdin en çok sevdiğini
İmkânsızlığın ortasında iki yürek Ben seni, sen sevdiğini severken aramızdaki bağ çocukluğumun unutulmazlığında adının gizli kalmışlığında, hıçkırıklarımın sorgusunda yalnızca senin sesin Ben o sesi, o gülüşü unutalı çok zaman oldu.
Çocuktum, çocukluktu diyeli çok oldu Küçük dostun büyüdü yani Peki sen?
Çok doğruymuş, neden bir şeylerden vazgeçmeden önce duyuramıyoruz ki sesimizi?
İçimdeki çocuk seni özledi, o çocuk hâlâ seni hissediyor akıttığı her ürkek gözyaşında!
Senden kalan tek bir anı var gözlerimde şimdi Aşk mıydın ki?
Çocukluğun vermiş olduğu anlık duygular, zamanla güçlü bir bağa dönüşebilir mi?
Ama geçmedin mi? Sana verdiğim tahtın tapusunu en çok sevdiğime devretmedim mi?
Sen de razıydın gitmeye, zaten olmayacak bir duaya âmin demek niye?
"Hasret" şarkısı kulağımda şimdi Dinlerken, çocukluğumu, çocuksu duygularımı, küçük dostunu senden ayıracağımı bilemedim ben
Her şeyi bilen olsaydık, yangın yeri olur muydu yüreğimiz? Küçük dostun çok uzun zamandan sonra karşına çıktı işte! Küçük dostun, yaşı kadar mı sevdi, yaşından büyük, çokça mı sevdi hiç düşünmedi Düşünseydi, belki de bağlanırdı deli deli. Bir başkasına kapılması mümkün olmadan, yalnızca sen de teselli bulmaya çabalarken ölürdü belki de, kim bilir?
Hak, emek harcayana mı helâl edilir? Feda ettiğim çocuksu hayallerim, en güzel ümit dolu gecelerim, yanında kaldığım, gülüşünü izlediğim sımsıcak günlerim ne olacak peki?
Hangisine ilk demeli? Hiçbir şey yaşamadan, saf duygularla bağlandığın çocuksu bir aşkın ateşine mi? Çok şey yaşadığını sanıp, aslında hiçbir şey yaşayamadığın, esip giden bir sevda yeline mi?
"Hasret" şarkısı çalıyor Arkadan çocukluk hayallerim koşarken, baksana küçük dostun sana geliyor. Almazsın içeri, o çocuk çok yaş yaptı, sevdi, sevildiğini sandı, yenildi
En saf duygularına, hançerini batırdı, yendiğini sandı kaybetti
Bu bir olgunluk çağrısıdır, büyüdüm ve de büyümeden önce vedalaşmam gerek, demek
Diyebilmek, çok sonrasında bile en azından hayaline sımsıkı sarılıp, gözyaşlarını durmadan akıtabilmek
Hoşça kal, yıllar geçince anlıyor insan, kaç yaşında olursan ol, istersen hiçbir şey yaşama, ufacık bir ilgi olsun, çocuksu bir hayranlık, ya da tek bir heyecan olsun, kim gelirse gelsin, içindeki çocuk hep ama hep ona gidiyor
Hayat zormuş, şimdi anladım desem dert yansam Elimden tutmazsın, küçük dostunun yarası yine içinde kalır, sen anlayamazsın
Bir gün belki de bir nişan yüzüğü olacak parmağımda, bağlılıklar içerisinde biraz daha kaybolacak çocukluğum, çocukluğumdaki sen, küçük dostun
Hangi yaralarda kabuk bağlayacağımı bilmiyorum, çarelerim değişecek, söylemek istediklerimi düşünecek, tartının iki kefesine de doğruyla yanlışı koyacağım, tek bir kefe çalışmayacak
Elimden tutardın, akıp giderdi zaman Ne de güzeldi, büyü, büyüyünce bozuldu
Sanırdım ki hayat seninle geçecek, bedenim gibi yüreğim de büyümeyecek
Bak işte, küçük dostun büyüdü Tebessümlerinin ardında gizliydin, yanlışlarının ortasında yankı gibiydin ama duyan olmadı
Uzadı yine yıllar gibi, bu satırlar Küçük dostun yoluna devam ediyor, ellerini uzatsan son kez onu yolculuğuna uğurlamak için
Baksana hıçkırıklarla ağlıyor, acıyıp da kucağına almayacak mısın? Küçük dostunun, çocuksu yaralarını merheminle sarmayacak mısın? Söylemedi sana hiç ama o senin yanında güven buldu, artık çaresizce içimde saklanıyor
Olgunlaştıkça içimde ölüyor, özür dilerim ama bunun başka bir yolu yok
Sen aşk mıydın ki? Bunun cevabı bile yok İnkâr sahnesinin perdesini aralamaya da hiç gerek yok Uzatma ellerini, artık lüzumu yok, o öldü; içimdeki çocuk öldü
Hayalin de terk etmiş bile beni, diyecek sözüm kalmadı, artık sözüm yok