Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.
Bahardı...
Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan
insanlardı... Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve
zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı...
Bahardı...
İçerde, û‚mine'nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu
vardı... Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı. Arasına sınır taşları
dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı. Gece seherlere
uzardı ve dudaklarında û‚mine'nin "Gülüm! " diyen bir gülümseme
tekrarbetekrardı.
Sevgili o gece bir "Gül" oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün
çıkardı.
Gel ey vahdetin Gül'ü, hasretin Gül'ü... Kokunla gel ve renginle gel! ..
İlhamın ve âhenginle gel! .. Aşkınla olmazsa sevginle gel! .. Gel ki serazad
kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen
kelebeklere... Gel de, gizemli alfabelerle yazılmış mektuplarını bebekler
okusun; gel, kınalı parmaklar tezgahlarda cümle cümle şiirlerini dokusun...
Ay vurgunu gecelere şavkı dökülsün nurunun, neyler üveyiklere ağlasın ve
ölümsüz besteleri Gül adına çalınsın aşk tanburunun.
Gel ey günlüklerde yığın yığın gözyaşlarıyla kararan bahtımızı Gül'e
döndüren Haberci...
Gel ey, sevgilerinden sıyrılan vicdanları mor salkımlı
zamanlarda kurtuluşa ulaştıracak Elçi...
Şafaklarına kırağı düşmüş
aldanışları pişmanlıkla yuyup yıkayan ihtiyar adamlar ve genç kızlar için
gel, aşksızlığının kör akşamlarını mezar taşlarında tekrar be tekrar okuyan
dolunaylar ve yıldızlar için gel. Yıldızlarına uyabilelim diye bizi
şevklendirmek ve şavklandırmak için de gel; birimizi birimize sevdirmek,
birimizle birimizi sevindirmek için de gel... Mekanların daraldığı ve
zamanların dürüldüğü depremler gibi gel ve titret içimizi Sevgili... Ta ki
bülbüller bir Gül için söylesin en müstesna şarkılarını:
Kâşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssai cânân olsa
Aç bir karnı doyuralım Gül adına, Hakk'ın da kuşları rızıklandırdığını
hatırlayıp... Sıkıntıdaki dostun imdadına koşalım Gül'ü anarak, gül alalım,
gül satalım...
Hayırlı işlere önayak olalım Gül çağında, ta ki ateş vaktinde
güller açsın yüzümüz... Bir merhabayı Gül hatırına söyleyelim
küstüklerimize, hani helal lokma yer gibi...
Doğrulardan ve iyilerden
çoğaltalım dostlarımızı Gül bahçesinde, ta ki bir sarsılışla sarsıldığımızda
arkadaşlardan saysın yıldızlar bizi. Ve ağlayalım hasretiyle Gül'ün, ki
arıtsın bağrımızın pasını yaşlar... Göz son kez kapanmadan, birkaç damla ile
olsun... İnci, mercan hediye!..
Bir Aşk Masalı:
Kıl şebistânı müşerref kim nisârun kılmağa
Rişteden dürler çeküp cem' eylemiş dâmâne şem
Diyor ki Fuzulî:
Bir âşık varmış vaktiyle; muma benzeyen bir âşık... Mum gibi yalnız,
mumleyin başında ateş... Yanar yakılırmış geceler boyu ve gönül ateşiyle
aydınlatmaya çalışırmış hicranın ve hasretin karanlıklarını... Hiç uyumaz,
dilinde sevgili adı, göz kapıda, beklermiş durmadan... Gecelerden bir gece,
belki bir vuslat gecesi olur da sevgili geliverir diye umutlanır, bu umutla
tıpkı mum gibi can ipinden inciler döker, ve eteklerinde biriktirirmiş yığın
yığın... Ta ki sevgili geldiğinde hazırlıksız yakalanmış olmasın ve yüz
görümlüğü olarak ayağına saçacağı incileri bulunsun...
Gül yüzüne bakacak yüz ver bize Taala! ... Vuslat için aşk ver bize
Allah'im! ..
Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevî (Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmaktadır.Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilân etmiştir.
2010 yılı "Kutlu Doğum (Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı) Haftası" hepimize mübarek olsun.
Kutlu doğum münasebetiyle
Yaratılışın gayesi, marifet-i İlâhi. Bu marifete ermede rehber, Yüce Yaratıcı'nın insanların içlerinden seçmiş olduğu peygamberler. İlk insan, aynı zamanda ilk peygamber. İnsanlık tarihinin farklı zaman dilimlerinde, aklın ulaşamadığı noktalarda yol gösterici ve işaret belirleyici işte bu peygamberlerin bulunduğu nübüvvet müessesesi. Ve bu sarayın kubbesindeki son taş, tamamlayıcı ve sona erdiricisi İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sas).
Bir adı da Mustafa olan Allah Resû»lü (sas) insanların içlerinden seçilen bu seçkin şahsiyetlerin arasından süzülen ve böylece iki kez seçime tabi tutulan Yüce Şahsiyet. Varlığın gayesini öğretmiş, her sahada ideal insan olma portresini yaşantısıyla göstermiş, dünya-ahiret arasında olması gereken dengeyi yerine oturtmuş, insanların fıtratlarına su gibi, hava gibi muhtaç oldukları gerçek din duygusunu yerleştirmiş, beşer yaşamında uygulanması insanı mutluluğa götüren ideal kuralları belirtmiş ve insanların her zaman muhtaç oldukları güzel ahlâk ilkelerini talim etmiştir.
Hayatına kuş bakışı bakıldığında hemen ilk safhada onun, Yüce Yaratıcı'nın vahyi kontrolünde hareket ettiği, vazifesi karşılığında en küçük maddi bir beklenti içinde olmadığı, son derece samimi olduğu, insanları Allah'ın birliği ve varlığına çağırdığı, hedef ve gayesinin son derece açık olduğu görülür.
Yine yaşantısına bakıldığında, hemen göze çarpan şeylerin, söz ve davranışlarında son derece doğruluğu, emanet noktasında zirvede oluşu, üzerine aldığı kudsi görevi yerine getirmedeki titizliği, ortaya çıkan karmaşık meseleleri son derece rahat, kolay ve herkes tarafından benimsenen bir şekilde çözüme kavuşturması ve masumiyeti olduğu görülür.
Son ve evrensel olması ve Yüce Yaratıcı nezdindeki konumundan dolayıdır ki, kendisinden önceki peygamberler ve onlara gelen kudsi beyanlar ondan bahsetmiş, geleceğini haber vermiş ve zuhurunu müjdelemişlerdir. Bu müjde ve haberler o kadar açık ve detaylıdır ki, bu din mensuplarından bazıları, kendi evlatlarını tanıma rahatlığı ölçüsünde ona ait özellikleri öğrenmiş, onda görmüş ve ona inanmışlardır.
Her peygamber gibi vahye mazhar olmuş, peygamberliğinin delili olması açısından herkesi ilgilendirecek ve herkesin rahatlıkla anlayacağı derecede açık ve büyük mucizelere mazhar olmuştur. Kur'ân gibi ebedi ve her türlü tahriften uzak olan bir Kitap verilmiş, ebâbil kuşları onun ve ümmetinin kıblesi olacak Ka'be'yi koruma altına almış, göğsü şerhedilmiş, beşerin idrak sınırını aşacak mahiyetteki İsra-Mi'rac gibi öteler ötesi kudsi bir yolculuğu, bütün bir insanlık adına yapmış, peygamberliğinin bir delili olarak ay ikiye yarılmış ve semanın kapıları şeytanlara kapatılarak insanların bu noktadan aldatılmalarının önü kesilmiştir.
Yaşadığı hayatın her safhası, seçilmişliğinin ve ulaşılmazlığının ayrı bir yönünü meydana getirmiş, şakalarında bile yalanın en küçüğü onun semtine uğramamış, dünyayı teşriflerinden vefat anına kadar başına gelen pek çok sıkıntı, eziyet ve musibet karşısında, olağanüstü bir sabır göstermiş, kendisine, yakınlarına ve dostlarına yapılan sayısız insanlık dışı davranışlar karşısında beşer üstü bir af ve müsamaha örneği sergilemiş, içine bütün insanları hatta hayvanları dahi alacak genişlikteki merhametiyle, etrafındaki dost-düşman herkesin dikkatini çekmiş, bir beşer olarak her şeye ulaşması ve elde etmesi mümkünken, son derece mütevazı ve sade bir hayat yaşamış, yaptığı işlerde en küçük bir beklenti içinde olmamış, sıkıştırıldığı ve tek başına kaldığı zamanlarda bile asla bir yılgınlık ve ümitsizlik emaresi göstermemiş, Allah'a kulluk noktasında herkesten daha ileri ve derin olmuş... Hasılı iyi huy dediğimiz her davranışı en zirve noktada temsil etmiş ideal bir örnektir.
Cenab-ı Hakk bu şerefli elçisini, manevi günahlardan koruyup, lekesiz ve eksiksiz bir varlık olduğunu dilediği gibi, onu aynı zamanda insanlardan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı da korumuştur. Ölümle yüz yüze geldiği ve artık kaçışın mümkün olmadığı pek çok tehlikeli noktada onu muhafaza etmiş ve düşmanın baş vurduğu her türlü komployu bertaraf etmiştir.
Günümüz dünyasının muhtaç olduğu gerçek barış ve farklılıklarla beraber yaşama örneğini en açık bir şekilde yaşayarak göstermiş, aynı şehri, farklı din ve inanç sahipleriyle paylaşmıştır.
Evet o, son peygamberdir. Nübüvveti, bir ülke ya da belirli bir zamanı değil, bütün zaman ve mekanları içine alan evrensel bir nübüvvettir. Hatta cinlerin de peygamberidir. Eşleri bizim annelerimizdir. Geçmiş-gelecek günahları af garantisindedir. Diğer peygamberlerden onun adına söz alınmış, Kevser verilmiş, Kur'ân'da adıyla kendisine hitap edilmemek suretiyle bizlere, ona karşı göstermemiz gereken saygının ölçüsü belirtilmiştir. İlâhî ve büyük bir lütuf olduğu minnetiyle hatırlatılmış, kendisine itaatin Allah'a itaat olduğu vurgulanmış, sadece bu dünyada değil, aynı zamanda âhirette de, insanlara ve peygamberlere şahitlik yapma gibi büyük bir makamla taçlandırılmıştır.
Erişilmez yüce şahsiyeti karşısında, sadece ona inananlar değil, başkaları da hayranlıklarını gizleyememiş, göğün yere bu değerli armağanı karşısında temenna durmuşlardır. Michael Hart gibi kimseler kaleme aldıkları "Yüz Ebedî Şahsiyet" adlı eserlerinde, onu birinci sıraya yerleştirmiş, büyük Alman devlet adamı Bismarc ona olan hayranlığını: "Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed!" sözleriyle dile getirmiş ve 1927'deki Uluslararası Hukuk Kongresi, ona olan medyuniyetlerini, sonuç beyannamelerine ekledikleri, "Beşeriyet, Hz. Muhammed'le iftihar eder. Çünkü O Zât, ümmî olmasıyla beraber, 13 asır evvel öyle bir hukuk sistemi getirmiştir ki, biz Avrupalılar 2 bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek mesut ve bahtiyar oluruz." ifadeleriyle ortaya koymuşlardır.
Ümmetine düşen görev, ona inanma, itaat etme ve sevmenin yanında, birer kristal gibi değerli Kur'ân âyetlerinin, insan haline gelip ortaya çıktığı Allah Resû»lü'ndeki insani vasıfları, üzerlerinde taşıma ve onun adını dünyanın her yerine eksiksiz ve kusursuz bir şekilde ulaştırmadır.
Kutlu Doğum Haftası'nda her eve,her gönle kapı aralamaya ne dersiniz?
Türkiye'nin birçok ilinde, ilçesinde Peygamber Efendimiz (sas)'in doğumu münasebetiyle etkinlikler düzenleniyor. Son yıllarda bu etkinlikler daha renkli, daha neşeli ve daha farklı yapılıyor.
Daha çok insana sevgi mesajının ulaştırılması için çalışmalar yapılıyor. Sevgi, bizim kalbimizden Peygamberimiz'e uzanan bir yol. Bu yola fakirlerimizi, ilgiye ve şefkate muhtaç çocuklarımızı da katarak büyük bir mutluluk yapma gayreti bütün yurtta desteklenmeli, daha da büyüyerek gelişmeli. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Bursa Uludağ Eğitim ve Kültür Vakfı'nın son yıllarda yaptığı etkinlikler tüm Türkiye'nin arzuladığı kardeşliği hedefliyor.
Kutlu Doğum sevincinin toplumun her kesimi tarafından hissedilebilmesini hedefleyen vakıf geçen yıl; ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımı, hastanede tedavi görenlerle birlikte huzurevi sakinlerine "gül" Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesindeki yurtlarda kalanlara da değişik hediyelerle birlikte kutlama töreni yaptı. Bursa merkezde tespit edilen ailelere gıda yardımı yapan vakıf, yardım talep edenlerin sayısının artması nedeniyle de bu rakamı 2 katının üzerine çıkardı. Kutlu Doğum nedeniyle Bursa'da binlerce insana ulaşıldı. Yapılan çalışmaların finali ise Bursa Atatürk Kapalı Spor Salonu'ndaydı. Yapılan yardımlar ve etkinlikler Bursa genelinde o kadar ses getirmişti ki, Peygamber Sevgisi'ni doyasıya yaşamak isteyenler soluğu salonun önünde almıştı. 4 bin kişilik kapalı spor salonu, organizasyondan saatler öncesinde dolmuştu.
Bu etkinlikleri yapabiliriz
Kutlu Doğum münasebetiyle hiç kimse unutulmadı. Bursa'da tespit edilen garip gureba ne kadar insan varsa ziyaret edildi, dertlerine derman olunmaya çalışıldı.
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesindeki yurtlar ziyaret edilerek, pastalar eşliğinde hediyeler dağıtıldı. Vakıf adına ziyareti gerçekleştiren anneler, çocukların sevincini görünce duygu seline kapılarak, gözyaşlarını tutamadı.
Tüm hastaneler tek tek dolaşılarak, "Kutlu Doğum"un şerefine herkese günün anlam ve önemini hatırlatma adına, "Peygamberi temsilen "Gül" takdim edildi. Böylece, "geçmiş olsun temennisi" ile birlikte hastaların gönülleri alınırken, yapılan çalışmaya onların dualarının da ortak olması sağlandı.
En anlamlı ziyaretlerden biri de; madde bağımlısı çocuklara hizmet veren merkezde yaşandı. İzmir'den Bursa'ya kaçan 17-18 yaşlarındaki bir genç, kendisine uzatılan bir gülün anlamını tam olarak anlayamamıştı. O, "Hz. Muhammed'i tanıyor musun?" sorusuna, önce çekimser kaldı, ardından, "Peygamberimiz" cevabını verdi. O da anlamlı bir haftada hatırlanmaktan mutluydu. Yüzündeki tebessüm görülmeye değerdi.
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak'dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Cenab-ı Allah varlığını ve birliğini insanlara duyurmak için zaman zaman peygamberler göndermiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberlerin sonuncusudur.
Bütün peygamberler onu müjdeledi, bütün semavi kitaplar ondan söz ettiler. Peygamberimiz inançsızlığın, ahlaksızlığın, zulmün ve cehaletin insanlığı kapladığı bir zamanda, bir hidayet meş'alesi olarak Miladi 571, Rabiülevvel ayının 12. gecesinde Mekke de dünya ya geldi. Bu teşrifiyle bütün kâinat huzur ve mutluluğa kavuştu. Süleyman Çelebi Hazretlerinin dediği gibi:
cümle zerrat-ı cihan edup nida
çağrişu ben dediler ki merhaba
merhaba ey alî sultan merhaba
merhaba ey kani irfan merhaba
merhaba ey sırrı Furkan merhaba
merhaba ey derde derman merhaba
Evet bütün kainat lisan-ı haliyle merhaba hoş geldin, sefalar getirdin ey Allahın Rasulü diyorlardı. O'nun doğuşuyla aleme rahmet ve bereket doldu. Geceler ve gündüzler rengarenk çiçekler açtı. Sözler ve sohbetler O'nun la güzelleşti. O'nun cesaretiyle zulüm ve cehalet, yerini adalet, merhamet ve ilme bıraktı.
Cenab-ı Hak, Peygamberimizin de en büyük mucizesi olan kutsal kitabımız Kur'an da şöyle buyurmaktadır: " "Deki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (1)
Demek ki Hz. Muhammed'e uymadan hidayet olmaz. Hz. Muhammed'e uymadan Allah'a sevgi ve kulluk olmaz. Çünkü Hz. Muhammed'e uymak ve O'na ümmet olmak bir kul için büyük bir bahtiyarlık ve büyük bir şereftir. İnsanoğlu, sosyal hayatın da, iş hayatında, ilimde, sanatta, edepte, erkanda ona uymadıkça hüsrandadır felakettedir.
Peygamberimizin hayatı incelendiğin de onun örnek davranışlarını herkes rahatlıkla görecektir. Peygamberimiz kimsenin ayıbını araştırmaz, kimsenin sözünü kesmez, kimsenin gizli hallerini araştırmaz, kendisini ilgilendirmeyen konularla meşgul olmazdı.
Peygamberimiz zengin- fakir, efendi- köle küçük- büyük ayırımı yapmadan herkesi eşit tutardı. Çocukları sever, ilgilenir, büyükleri sayar, hürmet ederdi. İkram etmeyi çok severdi. Kimseyi eli boş çevirmezdi. Bütün işlerini tam bir düzen içinde yapar, vaktini boşa geçirmezdi.
Dürüstlükten ayrılmaz, söz verdiğinde tutar, emanete asla hıyanetlik yapmaz, şakayla da olsa yalan söylemezdi. Kısaca her şeyi ile örnek bir insandı. Nitekim Cenab-ı Hak bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:
" Andolsun, Allah'ın Rasulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır." (2)
Peygamber Efendimizin doğum yıl dönümü olan Mevlid Kandilini kutlamak ve "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle yapılan etkinliklere katılmak şunun için önemlidir:
Kutlu Doğum demek; Hz. Peygamberi anmak, daha önemlisi O'nu anlamak ve temsil ettiği değerler bütününü tanımak, Allah tan getirdiği ilahi davetini, sünnetini ve ahlakını anlamak, O'na duyulan engin sevgiyi gönüllere yerleştirmektir. Bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün Müslümanlar O'nun dünya ya gelişini "Mevlid Kandili" olarak kutlamaktadır.
Ülkemizde de Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı işbirliği ile 1989 yılından bu yana "Kutlu Doğum Haftası" olarak kutlanmaktadır.
Kutlu Doğum Haftası'nın, insanlığın, sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımalarına vesile olmasını Yüce Allah tan niyaz eder, bütün vatandaşlarımızın ve İslam aleminin KUTLU DOĞUM HAFTASI' nı tebrik ediyorum.
Sevgili selcukbrs kardeşimin açtığı bu güzel konu vesilesi ile Resulullahın ondört asır önce dünyamızı şereflendirmesinden dolayı kutlanan kutlu doğum haftasında bütün müslüman kardeşlerimiz adına hayırlara vesile olmasını dilerim.Bu gün Filistinde,Irakta,Afkanistanda,Pakistanda ve diğer müslüman beldelerinde zulüm gören dindaşlarımıza Allah tan yardım ve sabır diliyorum.Birlik olmak diri olmak için bütün müslüman kardeşlerimizin kutlu doğum haftasını kutlar tekrardan hayırlara vesile olmasını dilerim.selcukbrs kardeşimede bu güzel konu için sevgilerimi sunarım.Uzun bir süreden beri özlemini çektiğim hasretini çektiğim 1sidelya kardeşimi tekrar görmenin mutluluğu içerisinde olduğumu beyan ederek,hoşgeldin 1sidelya kardeşim,iyiki geldin,sensiz bu ŞAMAN abin öksüz kalmıştı.
Mevlid; doğum zamanı demektir. Peygamberimizin doğumu ve bunu anlatan eser anlamında kullanılır.
Kutlu Doğum Haftası 1989 yılından beri kutlanmaktadır.Peki kutlanma fikri nasıl doğmuştur?
Hepimizin bildiği gibi Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır milletimiz tarafından 'Mevlid Kandili' olarak kutlanmaktadır. Mevlid Kandili ilk defa 13. asırda Erbil Atabeği Muzafferüddin Gökbörü tarafından iki ay süreyle kutlanmaya başlandı. Mevlid Kandili münasebetiyle ilim adamları bir araya gelip ilmi, fikri sohbetler yapıyor, halk sokaklarda mevlidi bir bayram havasında kutluyordu.
Süleyman Çelebi'nin kaleme aldığı Vesiletü'n Necat isimli şiirin, Mevlid adıyla, yüzyıllardır sevinçte, tasada, doğumda, ölümde okuna gelmesi ve bu geleneğin bugün de canlı bir şekilde devam etmesi, Peygamber sevgisi etrafında teşekkül eden milli ruhun ifadesidir.
Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle dini tefekkürü cami dışına taşırmak, değerli ilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka aktarabilmek için Mevlid kandilini hayırlı bir vesile telakki eden Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan Mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamıştır. Bu düşünce ile Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilan etmiştir.
Gelenek haline gelen Kutlu Doğum Haftasının amacı nedir?
Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenektir. Hafta dolayısıyla hazırlanan programlar belirlenirken gözetilen gaye hep bu olmuştur.
Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hâlâ milletimizin gönlünde dipdiri yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır. Yüzyıllardır görülmüştür ki Türk Milleti inançlıdır, hoş görülüdür, dinî inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir.
Mevlid'le ifadesini bulan kültür atmosferi, bu geleneğin devamıdır. 1989'dan beri icra ettiğimiz programlardan devşirdiğimiz fikir ve kültür iklimi, Türkiye Diyanet Vakfı'nın hayırlı bir yolda olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber, model ise Peygamberimizin insanlığa sunduğu modeldir. Çünkü O, tam bir anarşi ve kargaşa ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmiştir. İnsanlık O'nun getirdiği yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın erkek Allah'ın ve cemiyetin huzurunda eşit olmanın hazzını tatmıştır.
İslam medeniyeti Kur'an ve Hz. Peygamberin sünnetinden kaynaklanan, evrensel ahlak ilkeleri ve insan hakları ile ilmi anlayış üzerine bina edilmiştir. Zira İslam Medeniyetinin esası, İslam dininin hikmet ve adaleti üzerine kurulmuş olduğundan, ilmi ve irfanı öğretmiş, zulmü ve zoru yasaklayarak, haksızlıklara karşı koymayı hedef almıştır. Şurası bir gerçektir ki Cenab-ı Hak, insanın kendisi ile olan ilişkisini iman ve ibadete bağladığı halde, insanın diğer insanlar ve eşya ile ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına bağlamıştır. Kamil bir insan, bu ilişkilerini yerli yerince ve dengeli bir biçimde yapan kişidir. İşte Hz. Muhammed, bunu sağlayan ve bize örnek olan insandır.
Türkiye Diyanet Vakfı, örnek insan Hz. Muhammed'in evrensel prensiplerini ve insanlığa getirdiği yüce değerleri, günümüz şartlarını da dikkate alarak insanlığa ulaştırmak amacıyla Kutlu Doğum Haftası'nı ihdas etmiştir.
2010 yılı Kutlu Doğum Haftası'nda ne gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor?
Kutlu Doğum Haftası programlarında yer alan faaliyetler
-"Üçüncü Bine Girerken Türkiye" konulu bir sempozyum yapılacaktır.
— Yine her yıl olduğu gibi bu yıl da "İslâmi Araştırmalar Ödülü" yarışması gerçekleştirilecektir.
— Türkiye genelinde "İslâm ve Çalışma" konusunda panel ve konferanslar düzenlenecektir.
— Yine bu yıl Üniversite gençliğinin katılacağı "Açık Oturum", lise gençliğinin katılacağı
"Münazara" ve bütün gençlerimizin katılabileceği "Şiir ve Müzik Şöleni" düzenlenecektir. Bu şölende gençlerin ilgi gösterdiği şairler şiir okuyacak, ses sanatçıları ve ozanlar da bestelerini
Seslendireceklerdir.
— Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Kutlu Doğum Haftası yurtdışında da çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Bu sene Bakü, Osh ve Aşkabat'da mahallindeki ilahiyat fakültelerinin öğretim üyelerinden 3'er kişi, Üsküp, Bahçesaray, Kosova ve Kıbrıs'ta ise Türkiye'den gönderilecek 2'şer kişilik ekiplerce, Kazan'da ise Moskova Din Hizmetleri Müşaviri ve Türkiye'den gönderilecek bir temsilcinin katılımı ile panel ve konferanslar düzenlenecektir. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Kutlu Doğum Haftası programları icra edilecektir.
— Çocuklara yönelik olarak, "Çocuk Şarkıları ve İlahileri Güfte Yarışması" başlattık. Bu yarışma gazete ilanlarıyla tüm yurda duyuruldu. Yarışma neticesinde çok güzel güftelerin
Çıkacağını ümit ediyoruz.
— Kur'an kurslarında eğitim gören öğrencileri araştırmaya teşvik etmek amacıyla "İslam ve Çalışma" konulu bir yazı yarışması düzenledik. Bu yarışma için Diyanet İşleri
Başkanlığımız ile işbirliği yapılarak Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur'an kurslarında eğitim gören öğrencilerin yarışmaya katılmaları teşvik edilecektir.
— İlköğretim çağındaki çocuklarımızın Kutlu Doğum Haftasına ilgilerinin çekilmesi ve çocuklarımızın dini duygularını şiirle ifade etmelerini temin amacıyla "İlköğretim Okulları Arası Dini Nitelikli Şiir Yarışması" düzenledik.
— Balkan, Kırım ve Kıbrıs Türkleri Arasında "Dini Muhtevalı Şiir" yarışması da bu yılki faaliyetleri arasında yer almaktadır.
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı
Ummetin Sana selam gonderince, Allah (c.c)`in melekleri bu selami alir Sana iletirlermis, oyle ise:
Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul-i Rana !
Ya Rasulallah,
Suan elimde tuttugum kalem dahi hal-i ruhuyetimi Sana izah etmekten aciz kaliyor. Ve Sana yazdigim her kelimeyi "kelime"olarak degilde ruhumdan gelen bir duygu yuku olarak kelimelere yansitiyorum. Neye, nerden ve nasil basliyacagimi bilmeden, bir sehre ilk defa tesrif eden bir insan gibi, ben de hangi duygu selinde bogulacagimi bilmeden baslamak istiyorum acizane.
Ya habiballah,
Gonlumun Gulu, ruhumun huzur kaynagi, guzide insan, rahmet peygamberim!
Gullere bakipta hayran olmamak olmaz, guller kokusunu da o guzelligini de Senden almistir. Kimbilir Senin cemaline bakanlar ne kadar meftun oldular Sana. Hani Ebu Cehil Sana: "Ya Muhammed ne kadar cirkinsin"demisti. Sen de sukut etmistin, Sen biliyordun ki herkes kalbinin guzelligi kadar guzelligi gorebilirdi. Ve derken Ebu Bekir (ra), sadik dostun gelmisti de Sana hayran hayran bakip, ve can-i gonulden: "Ya Rasulallah ne kadar guzelsin"demisti.
Sana Ebu Bekir(ra) gozuyle bakmayi ne kadar yeglerdim. Ben de Yesil Kubbeni seyrediyorum resimlerde. Ne kadar Ebu Bekir (ra) misali hayranlikla bakmayi beceremesemde, Senin icin kalbimin en derinliklerinde Sana ozlemim ve sevgim var. Ya Rasulallah, ne zaman dunya hayati beni cok mutlu ediyor ven ne zaman benim canimi acitiyor, o an odama kosuyor ve Senin Yesil Kubbeni bakarak agliyorum. Sanki Sen yanimdaymissin gibi Seninle konusuyor ve mutlulugu, da huznu de Seninle yasiyorum. Masuk asksiz olmaz Ya Habiballah. Yuregimdeki yanan gizli bir korsun ve insaAllah hep oyle kalacaksin.
Ey Gonuller Sultani, Ask ikliminin en Guzel Sevdasi,
Kalbimiz aciyor buralarda. Seni Sensiz yasamak zor geliyor bizlere. Senin yolunda gidenlerden yuz ceviriyor bir coklari. Islam garip baslamisti, suanda boynu bukuk devam ediyor ya Rasulallah. Bu kadar guzel bir dini guzel yasayamayan bizlere, darbe ustune darbe indiriliyor. Allah c.c.`a kasem olsun ki, bizler birseylerin farkina varma noktasindayiz Ya Rasulallah. Indirilen darbeler artik gozumuzu acmamiza vesile oldu biiznillah. Bu kalpler Hak`kin ve Senin askini yasadikca islam bayragida gonullerde ve bu kainatta hep dalgalanacak insaAllah.
Ya Rasulallah, yurekler Senin ozlemine bogulmus, Senin Sancaginin altinda bulusacagimiz gunu bekliyoruz.
Ne kadar gunahkar olsakta, Seni cok seviyoruz, ve sairin diliyle "Seni Seven Senin gibi olmali" bunun da idrakindeyiz acizane.
Duygularimi dahi anlatmaktan aciz kaldigim suanlarda mektubuma son veriyorum. Ben isterdim ki Ya Rasulallah, Sana yazdigim her mektubun altina gozyaslarimla imzami atabilseydim. Fakat.
O beklenen gunde sefaatinden bizleri mahrum eyleme Sevgili Peygamberim
Ve tekrardan
Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul- Rana !
O'na Uyunuz..
O'nu Örnek Alınız Ki O,
Sizde Hergün Yeniden Doğsun
Yüreğinizi Verin Ki O'na,
Yarın Orada Sizinle Olsun..
Bu Duyguyla: Doğum Günümüz
Yani: Dirilişimiz Kutlu Olsun..
Dudaklarım kuruyor adını andığımda, dudaklarım. Bir sıcak rüzgâr çarpıyor yanaklarıma, kum tadında. Adını andığımda kervanlar geçiyor ufkumdan ağır ağır adımlarla. Arabistan'ın bütün çölleri üzerime geliyor. Dudaklarım çatlıyor adını andığımda, sanki çöllerin bütün kumu üzerime akıyor. Dudaklarım kuruyor adını andığımda. Adını anmak kolay değil, adın öylesi kolay süzülesi değil dudaklardan. Yüreğimi kanatıyor adın, yüreğimi. Duvarlarına çarpa çarpa çıkıyor adın, gırtlağımı yırta yırta, ses tellerimi kanata kanata. Dudaklarımı çatlata çatlata. Bugün ellerimin derisi çatlayacak, derdimi sana anlata anlata. Dinleyesin beni diyerek ben sana geldim Peygamberim! Sen de gelir misin sana gelen yüreğime. Bugün ağlamak istiyorum Peygamberim, bugün dökmek istiyorum derdimi sana. Gelesin isterdim. Haneme nurunu süresin isterdim.
Kokusunu senden aldı ya onlar.
Cemaline ayna, oldu ya onlar.
Bülbül ile aşkı bildi ya onlar.
Güllerin aşkına gel peygamberim
Babamın bana belki de ilk öğretisi idi adın. "Kimin ümmetisin" derdi. Senin ümmetinden olduğunu söylerdim. Gülümserdi. Saçlarıma uzanırdı elleri. Bilmem neden titrerdi. Adını söylemenin, adını anmanın babamın yorgun yanaklarında gülümseme olduğu aşk ikliminin sultanı! Annem, romatizmalı dizleriyle kıldığı namazda, romatizmasını unuturdu. Secdeye varmak için her eğilişinde kireçlenen dizlerinin sesini duyardım. Ellerini açarken semaya, dudaklarında okurdum seni. Çatlamış ellerinde görürdüm ışığını. Böyleydin iki cihanın sultanı. "Bir adım atmaya mecalim yok" diyen annemi, bir yatsı namazında şaha kaldırırdın. Onları size gönderdik dünyamın ve ahirimin hakanı. Şefaatine gönderdik. Kutlu gölgeye, Cennete yolladığımıza inandık. O yüzden kan sızsa da yüreğimizden, biz ağlamadık. Şefaatinden mahrum eyleme. Bunları dilemeye geldim sana, Peygamberim! Sen de gelir misin sana gelen yüreğime? Köhnemiş kapımı çalasın isterdim. Bu kırık gönlümü alasın isterdim. Beni bu özlemde, beni bu hicranda bulasın isterdim
Vuslatın aşkıyla kavrulup yanan.
Bu minvalde eren, bu demde onan.
Bir seher vaktinde adını anan,
Dillerin aşkına gel peygamberim
Ama şimdi ağlıyorum. Ama şimdi yanıyorum. Ama şimdi imdadıma el istiyorum. O yüzden vuruyorum yaralı başımı kenarları yanık bir seccadeye. O yüzden açıyorum avuçlarımı semaya. Bir karıncanın incitilmesine, bir ağaç dalının kırılmasına razı olmayan bir yüce kalbin sahibi sen! Düşlerime gelmeni bekledim yıllarca. Düşmeni bekliyorum düşlerime. Gördüğüm karanlık, duyduğum karanlık, baktığım karanlık... Aydınlığına al beni! Yoksa unuttuğunu sanacağım. Yoksa boynumu bükeceğim. Biliyorum düşlerime düşmesen de seni çok seveceğim. Derdim bedenimden aşkın, Peygamberim. Derdim Kızıldeniz'den aşkın. Çocuk yüreğim kabullenemiyor. O yüzden hayret içerisindeyim, o yüzden şaşkın. Şaşkınlığım için geldim sana. Çocuk yüreğimle kucakla beni diyerek geldim. Ya sen, sen gelmez misin efendim? Yaramı mübarek elinle sarasın isterdim. Hasreti orta yerden kırasın isterdim.
Kara gecelere nurunu indir.
Özünden özlere hakikat sindir.
Leyla'nın Ferhat'ın yaşını dindir.
Kulların aşkına gel, peygamberim.
Çünkü bir seher vakti gökten yaş yağdı başımıza. Güneşi bekliyordum oysa. Sabahı bekliyordum. Bir ışık kütlesi, koca bir alev topu düştü çatımıza. Gök yarıldı sanki. Ay düştü hanemize. Sevgiyi unuttu insan ordusu. Yüreğim o yüzden yanıyor iki cihan serveri. O yüzden sığındım sana doğrusu. Bana ellerinden verebilir misin bir yudum su. Bir seher vakti kin düştü hanemize, garez düştü, nefret düştü. Barışa ve sevdaya dair kurulu dünyamızı silkeledi şöyle bir. Beton blokların altında kaldı çocukluğum. Beton duvarlar arasında kaldı annem, şu demir enkazında babam. Böyle başladı benim bitmez yolculuğum. Meleklere söyledim "Habibe götürün kanlı gözyaşımı" diye. Bana şarapnelsiz bir bahar edemez misin hediye? Hediye istemeye geldim, bahar istemeye geldim. Sen gelmez misin efendim? Gelsen de bana silah sıkanları göresin isterdim. Dertleri ne imiş, sorasın isterdim.
Semam kara bulut, arzımda al kan.
Hangi yöne baksam ufkumda volkan.
Muhammet diyerek semaya kalkan.
Ellerin aşkına gel Peygamberim.
Benim adım SAMİRE. Savaşların ortasında, savaşın ortasında barışa âşık bir savaş çocuğuyum ben. Ardımda kalan yıkıntıda arıyorum çocukluğumu, oyuncaklarımı, kalemimi. Kırmızı pabuçlarımı Ardımdaki enkaz altında arıyorum annemi. Babamın kollarını buldum. Annemin saçlarını. Enkaz altında kim verecek kardeşime ilaçlarını. Benim adım SAMİRE. Başına alev topları düşen küçük bir kızım ben. Penceremin pervazında güvercinlerim vardı benim. Bahçemde bisikletim. Penceremin pervazına ekmek koyuyordum. Bir canın başına kar düşmeye görsün, ben üşüyordum. Barışa dair, insana dair, sevdaya dair yazıyordum. Bahçeme çiçekler ekiyordum. Gökten güneşi, gökten yağmuru bekliyordum. Bir gece gök kubbeden ölüm yağdı başımıza. Yüreklerde yıllanmış nefret yağıyordu, alev olup ateş olup başımıza akıyordu. Benim çiçeklerimin boynunu büktüren de insan. Bana bu kadar gözyaşı döktüren de insan. Yüreğimi bedenimden söktüren de insan. İnsanı şikâyet etmeye geldim sana efendim. Dinlemeye gelmez misin? Gelsen de saçlarıma sürsen elini usulca. Gelsen de unutsam derdimi seninle. Gelsen de çocuk olsam, gelsen de gülsem. Gelsen de ben olsam ben olsam ben.
Vicdanı yitirdik, bu nefis coşar,
Bu ümmet nelerin peşinden koşar.
Göz pınarı çağlar, kabarır taşar,
Sellerin aşkına gel peygamberim
İnsanı şikâyet ediyorum sana, insanlığı. Merhamet deryasının seyyahı! Merhameti bilmiyor bunlar. Hoşgörü deryasının seyyahı! Hoşgörüden nasip almamış bunlar. Sevdaya uğramamış bunlar. Cennet bahçelerinden bir çıkın yap da uzatıver kara bulutların sardığı dünyama. İçinde merhamet olsun. İçinde hoşgörü olsun. İçinde insan sevgisi Hak olsun içinde. Artık uçaklara el sallamıyorum. Bir diyardan bir diyara insan taşımıyorlar artık. Vuslata vesile olmuyorlar. Hasretler taşınmıyor uçaklarda. Babamın başına taş olup düşüyor, annemin saçlarına ateş olup düşüyorlar artık bu uçaklar. Penceremin pervazında kuşları ürküten uçaklar. Barış güvercinlerini korkutan uçaklar. Nefret yüklü, kan yüklü uçaklar Söyle aşk ummanının seyyahı; daha ne kadar semamda uçacaklar. Yüreğinden bir parça düşürsen bu topraklara olmaz mı peygamberim! Saçının bir tek telini Bir nefes eylesen dünyama da gül kokusuna bürünse barut kokulu dünyam. Seni çağırmaya geldim efendim. Gücüm yetmedi benim. Gelsen de şefkati göstersen onlara. Gelsen de sevgiyi anlatsan, gelsen de kul hakkını. Gelsen de düşlerimi anlatsam sana!
Ey, varlığı cihan üstüne uğur.
Sevgiden pay almaz kalpleri yoğur.
Topuğunu öpen kızgın kum soğur.
Çöllerin aşkına gel peygamberim.
Işıklarımı kestiler dünyamın. Takvimlerimi çaldılar. Çocuk yüreğime çelik paletli tanklar saldılar. Çoğu geceler kâbuslardan uyanıyorum. Düşlerimde şarapnel parçaları saplanıyor bedenime. Bir katyuşa füzesi düştü düşlerime. Hem çocukluğumu, hem de umutlarımı kaybettim. Sevdiklerimin eksik olduğu küçük dünyamda sularım kesik, elektriğim kesik, bugün bir su tankerinin ardından koşturdum durdum. Bir şişe suyun hayaliyle. Düştüm. Kolum sıyrıldı bak Düşlerime bekliyorum seni. Kolumu sarmaya. Sarmasan da olur. Ellerin değsin yeter. Gelsen de yarama sürsen elini. Gelsen de sende dinse sızılarım.
Mekke Medine'de izini sürdüm.
Yunuslayın o ize yüzümü sürdüm
Bir kutsal seferin düşünü gördüm.
Yolların aşkına gel peygamberim.
Bu evin duvarlarını annemle beraber boyamıştık. Lila rengini istemiştim odama. Barut rengini, kan rengini, yokluğun rengini ben istememiştim. Bahçemizde kurulu bir salıncaktı beni sallayan. Yıldızların tanıklığında ve yıldızların mahcubiyetinde beni bu bombalar sallasın istemedim. Şefkat ve merhamet mahrumu kalpleri gel de merhametinle sen yumuşat serverim! Gel iki cihanda umudum. Gel Peygamberim!
selcukbrs kardeşimede bu güzel konu için sevgilerimi sunarım.
ALLAH razı olsun abim nedemek vazifemiz bu önemli günü unutmak mümkünmü tekrardan tüm islam aleminin kutlu doğum haftası mübarek olsun yüce RABBİM inş hayırlara vesile olmasını dileriz
Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini
Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi
Arzum ahirette cennete seninle girmeyi
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sensiz dünya zilletle boğuluyor
Asr-ı saadet günleri hasretle çekiliyor
Toplumun ahlakı gitgide çöküyor
Ne olur biraz gül bana Habib-i Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Geceler karanlık, yokluğunda her saniye
Ay doğmuş, güneş batmış ne çare bu çileme
Tutamazsam elini sırat üzerinde
Ne olur biraz gül bana Nebi-î Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Bir bilal olamadım ezanın için
Çıkıpta sahraya, kavrulmadı ayağım elim
Sen varken, sensiz olmak bilmem niçin
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Seni anar Ya Muhammed Kubbe-i Hadra
Yoktu keder yoktu zulüm asr-ı saadet zamanında
Kapılar aralanıyor karanlıklar ortasında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Sel olur göz yaşlarım, ismini duyunca
Tebessümün de ne hoştur ukbada
Şefaatini eksik eyleme mahşer anında
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa
Alemlere rahmetsin nurun ile
Kalplere düstursun ahlakın ile
Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ne olur biraz gül bana resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa(S.A.V)
O'nsuz olmaz âlem, O her an yüreklere doğmakta
O'ndan gelen SONSUZ NÛR karanlığı boğmakta
O eskimez hiçbir zaman her gün yeni doğmakta
O'nda bulduk kurtuluşu, huzur O'nda olmakta.
Tüm Müslüman aleminin kutlu doğum haftası mûbarek olsun...
Bu mubarek günlerde Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)'e verilecek en güzel hediye Selavat-ı Şerifedir.
Hediyelerimizi eksik etmeyelim.
Allah'ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği ve kâinatı uğruna yarattığı yüce sevgiliye selâm olsun!
O, inse ve cinne merhameti öğreten resulün kıymetini bilenlere, onu kendine gerçekten örnek alanlara selâm olsun!
O, bütün zamanların eşsiz örneği, üsve-i hasenesidir.
O, yaratılanı Yaratan'dan ötürü seven, ülü'l-azm bir resuldür.
O, kendi yapmadığı bir şeyi başkasına emretmeyen ahlâk âbidesi bir peygamberdir.
O, hakkı tutup ayağı kaldıran, mazlumun umudu olan âdil bir peygamberdir.
O, hiçbir kötü sözü ağzına almadığı gibi, ashabına, "Bu dünyada çok hafif görünen nezaket, hesap gününde çok ağırlığa sahip olacak" öğüdünde bulunan kâinatın en medenî insanıdır.
O, yaşına, başına, rengine, cinsine, dinine, zenginliğine, fakirliğine bakmaksızın herkese nezaketle davranan örnek bir nebîdir.
O, kadın, erkek, çocuk herkesi selâmlayan, hal ve hatırını soran dost bir peygamberdir.
O, ashabına, "Allah'ın kaba saba ve terbiyesiz davrananları sevmediğini, aksine nazik ve terbiyeli insanların namaz kılan ve oruç tutan biri gibi sevap kazandığını" ilke olarak sunan bir peygamberdir.
O, en yüce görev verildiğinde, bu ilâhî hadiseyi öncelikle hanımıyla paylaşan örnek bir eştir.
O, tebliğe muhatap olarak öncelikle eşini seçen, onun ilk inanan kişi olma erdemine sahip olmasını önemseyen mükemmel bir eştir.
O, Câhiliye devrinin ezilen kadınına, insan olma şahsiyet ve haysiyetini iade eden insan peygamberdir.
O, kadınların, toplumsal hayatın içinde yer alarak varlıklarını hissettirmelerini sağlayan âdil bir önderdir.
O, evlilikleri sözleşmeye bağlayan, bu sözleşmeyle kadınların yaşamları boyunca tek eşliliği şart olarak öne sürebilmelerine imkân sağlayan bir peygamberdir.
O, nikâhın, tarafların serbest irade ve rızalarıyla gerçekleşen hukukî bir ilişki olmasını sağlayan adalet sahibi bir peygamberdir.
O, sevgi, şefkat ve adaletin, evlilikte birlikteliğin sütunları olmasını gerektiğini örnek olarak gerçekleştiren ahlâk âbidesi bir elçidir.
O, "Aranızdan en iyileriniz, eşlerine karşı en iyi tutum ve davranış içinde olanlarınızdır" buyuran rahmet peygamberdir.
O, çocukların da peygamberidir.
O, yetim ve öksüz çocuklara karşı özel bir sevgi ve şefkat besleyen zayıfların hâmisi bir peygamberdir.
O, çocuklarına sevgi göstermeyen, kız çocuklarını yok sayan bir toplumu kökten değiştiren bir inkılâpçıdır.
O, torunu Hasan'ı öpüp okşarken, birinin, "On çocuğum var, hiçbirini öpmedim" demesi üzerine, "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz", "Allah senin kalbinden merhameti kaldırdıysa ben ne yapabilirim?" buyuran çocuk dostu bir peygamberdir.
O, camiye kucağında torunu ile gelip, namaz kılarken torunu sırtına çıktığında, çocuğun düşmemesi için secdeyi uzatan bir "dede" peygamberdir.
O, çocuklarla şakalaşıp, onları eğlendiren ve bu hasleti sebebiyle, yolculuğa çıktığında dönüşü hasretle beklenen oyun arkadaşı dost bir peygamberdir.
O, evinde beslediği kuşu ölen bir çocuğu teselli etmek için ziyaretine giden çocuk dostu bir peygamberdir.
O, camide kadınları ve çocukları görmekten mutlu olan bir toplum önderidir.
O, çocukların ve kadınların savaşa gönderilmelerini ve savaşta öldürülmelerini yasaklayan merhamet örneği lider bir peygamberdir.
O, kız çocuklarına karşı toplumun acımasız tutumunu değiştiren, kız çocuk sahibi olmanın utanç değil bereket kaynağı olduğunu dünyaya ilân eden bir elçidir.
O, çocuk hukukunu tanzim ederek onların haklarını güvenceye altına alan âdil bir peygamberdir.
O, anne ve babalara çocuklarına eşit davranmalarını emrederek bütün çağlara psikoloji ve pedagoji dersi veren bir öğretmen peygamberdir.
O, bir sahâbînin, "Çocuklara ondan daha müşfik davranan kimse görmedim" tespitinin muhatabı olan ve çocukların eşit muamele görmelerinin, onlar için bir hak olduğunu bildiren "insan hakları"nın koruyucusu ve uygulayıcısı bir peygamberdir.
O, ümmetinden olmakla şeref duyulan muhterem bir Peygamberdir.