Bir gecede bir sinek, duvarda bir çatlak, dışarıda bir minare, minarede bir imam, imamda bir ses ki sorma gitsin! Çirkin sesli adamlara ezan okutmasınlar! Ezan sesli adamlara çirkin söyletmesinler. Bir gecede bir uykusuzluk sineği, "memlekette tifüs, dışarıda yağmur, ben sana aşığım!"
Duvarda bir çatlak. Gözler kıpkırmızı ve patlak. Duvarda bir çatlak büyüyor. Gece küçülüyor, sabah ezanı yaklaşıyor, uyku uzaklaşıyor. Gecede bir adam, adam dışarda nâra vuruyor. Kalkıyorsun, sigara yakıyorsun, acı geliyor. Acı yakıyorsun, sigara geliyor. Duvardaki çatlak büyüyor, gözlerin küçülüyor. Karşında pencere, ışık kapalı, karanlık oda, bin kere saydığın pencere pervazındaki desenler büyüyor, çatlak küçülüyor. Bir şeyler düşünüyorsun, düşüncelerin boğuluyor. Yan odadan mışıl uyku ve horul rüya sesleri, sinirin bozuluyor, çatlak büyüyor. Yastığı çeviriyorsun, soğuk tarafı değiyor tenine, ha gayret, uyudun, uyuyacaksın, dalıyorsun, dalacaksın, derken imam efendiyle yüz göz oluyorsun:
"Allah-u Ekber Allah-u Ekber!"
"Sekiz de kalkacağım ve şimdi bu ezanı duyduğuma göre saat altı sularında olmalı ki bu demek oluyor iki saat uyku ile tebelleş olacağım dersem kendimi kandırırım; çünkü bir saat sağa dönme ve bir saat sola dönme derken tam dalacağım sırada saat zırlayacak ve saat zırlarken uyku fırlayacak yerinden ve ben yine bir karış sinirle kalkacağım yataktan ki lanet olası yatağa her uzanışımda uykuyla uyanıklık arasındaki o boktan çizgide gezmekten bıktım ve ben artık horul horul horuldamak ve diğer insanlar gibi mırıl mırıl mırıldamak istiyorum rüyamda dersem anlarsınız şimdi duvardaki çatlağın ne kadar büyük olduğunu."
Uykusuzluk başa bela bir derttir. Uykusuz bir adam yatağındaki tüm gölgeli vadileri, yüksek dağları, ıssız ovaları, serin vahaları ezbere bilir. Yatağının her santimetre karesinde el ve ayak kombinasyonu yaparak türlü şebeklikler içinde "bu pozisyonda kesin uyudum" nidaları etmemiş bir adam anlayamaz uykusuzluğun ne demek olduğunu. Sigaranın en gırtlak yakan saatlerinde, elindeki sönmemiş izmaritle yorgan yakmamış adam ne bilsin uykusuzluğu. Oda tavanlarındaki tüm isleri, lekeleri, eskimiş delikleri; karşısındaki rafın kitap düzenini; karanlık duvarların üzerinde kayıp bir kent haritası gibi duran sıva çatlaklarını ve sandalyelerin üzerine rastgele atılmış kirli çorapları milimetrik bir hesapla ve şaşmaz bir kesinlikle gece boyu ezberleten sıkı matematikçi bir şeydir uykusuzluk.
"Sağa döneyim, hayır sola döneyim, elimi yastığın altına sokayım, yastığı kafamın üstüne alayım, ya bu sinek nedir bu sinek! Kes sesini seni fahişe! Yalnızca dişileriniz adam sokuyor biliyorum! Bana erkek taklidi yapma! Erkeksen yan odada teke tek hesaplaşalım! Aha odadan ses geldi, peder uyandı, hayır valide namaza kalktı, valide namaza kalktığına göre sabah ezanı yakın, sabah ezanı yakın olamaz yeni yattın, yeni derken, sanırım daldım, sanırım rüya görüyorum, rüya örüyorum ve bir şeyler görüyorum, dalıyo"
"Vııııız!"
"Allah belanı versin sinek!"
Bir uykusuzluk gecesinin en ölümcül misafiri, sadece birkaç milimetre boyunda ve ağırlığı gramdan utanan sivri bir sinek. Sineklerin uyuyamayan insanları tespit etmek gibi doğaüstü bir yetenekleri olduğunu bilmiyorsanız, öğrenin! Gelir, sivri burnunu uykusuzluğunuzun en tenha yerine batırıverir. Sen tam kendine umutsuz telkinlerde bulunurken: "Hadi uyu artık, hadi sız, sız, sız!" Gelir kulağının dibine dayanır: "Nah uyursun, nah! Vız, vız, vız!
Bir gecede bir sinek, duvarda bir çatlak, dışarıda bir minare, minarede bir imam, imamda bir ses ki sorma gitsin! Çirkin sesli adamlara ezan okutmasınlar! Ezan sesli adamlara çirkin söyletmesinler. Bir gecede bir uykusuzluk sineği, "memlekette tifüs, dışarıda yağmur, ben sana aşığım!"