Tan Vakti Düşleri 2 - Düş Hikayeleri - Emel Şentuna
Yüksek tepelerin arasında gizlenmiş şehir, hissiz, uyuşturulmuş gibi, rüyasız geçirdi geceyi ve güneşin doğduğunu bile umursamadı kimse, hatta doğmamış olmasını tercih edenler küçümsenemeyecek kadar çoktu. Sabah sadece yeni bir telaşın ve zorunlulukların habercisi, yerine getirilmesi gereken sorumlulukların ileticisiydi. Yapay çimlerin üzerine bile konma cesareti gösteren çiğ damlalarını görebilen birinin olduğunu sanmıyorum. Görmüş olanlar ise bundan daha önemli saydıkları bir yerlere yetişme kaygısındaydılar. Aslında yetişmeleri gereken tek şeyin kendileri olduğunu bilmelerini istemem, benim içimi rahatlatan bir düşünceydi ama bugüne dek bunu anlatacak uygun zamanlar ya da kelimeler bulamamıştım.
Uykusuz geçirdiğim yıldızsız bir geceyi daha harcananlar haneme kaydetmem gerekiyordu. Her gece tuttuğum bu nöbetlerde bir gün olsun kayan bir yıldız, olağanüstü bir pırıltı ya da alışılmadık bir işaret görmek istemiyle umutlarımın gerçekleşebileceğini simgeleyen küçük ayrıntıları bekleyip duruyordum. Ne var ki, sadece harcananlarımın kaydedildiği hanem giderek kabarıyor ve buna engel olamıyordum.
Tan vakti düşlerimin karmaşasında kaybolup, bunlardaki gizli anlamları çözmekle ve ya bu tür düşleri görmeme sebep olan bilinçaltımı anlamaya çalışmakla geçirdiğim günlerin de harcanmış olabileceğini düşündüğüm bir dönemdi. Seçtiğim insanlar, seçtiğim hedefler şehrin koşuşturması içinde eriyip gidiyordu ve hep tan vakti düşlerimle kalıyordum. Uzun geceleri bol nikotin ve kafeinle , bekleyerek geçirdikten sonra, belki de sadece şuur kaybıydı bu düşlere sebep olan. Fakat her ne ise, beni şehirden sıyırıp, günü onun değil, kendi yarattığım tekdüzelik içinde geçirmeme yetecek güce sahipti.
Sokaktaki rengarenk neon lambalarının ışıltısına yenik düşmüştü yıldızlar çok önceleri ve dargındılar bu şehre. Eski romantik filmlerde olduğu gibi balkonuma çıkınca yada yatağımın kenarındaki pencereden bakınca parıldayan yıldızlarla dolu ve hilal ay asılı bir geceyi görmeyeli ne kadar oldu hatırlamıyorum bile. Sanırım çocukluğumda, dedemin şehrin dışındaki evinin terasındaydı en son. Dedemin yıldızların arasından beni izlediğini söylemişlerdi sonra, ne yazık ki bize darılan o yıldızlarla birlikte dedemin hayali de gitmişti.
Eskiden dostum olan geceyle savaşmak zorunda kalmanın acısını hissediyordum ve hep yenilen bendim. Bu çelişki içinde belki de düşlerimin beni kurtardığı fikrine sarılıyordum sımsıkı. Aslında öyleydi de. En güçsüz ve savunmasız kaldığım zamanlarda yardımıma gelen bir tek onlardı çünkü. Hiç direnmeden kendimi onlara bırakışım da bu yüzdendi.
Sabahın gri rengi içinde sanki komadan yeni çıkmışım gibi düşlerimin kalıntıları uçuşuyordu içimde. Belli belirsiz görüntüler ve yarım cümleler benimle birlikte güne başlamıştı ve tamamlanmayı bekliyorlardı yine. Bu gün diğerlerinden biraz daha farklı hissediyordum. Birden bir şeyler olacakmış gibi yada ani bir değişimin içinde kendimi bulacakmışım gibi anlam veremediğim bir heyecan ve telaş kalbimi daha hızlı çalışmaya zorluyordu. Bunun sebebi bu sabaha karşı gördüğüm düş de olabilirdi, her sabah bu tür duygular içinde uyanıp hiçbir şey olmamasının hayal kırıklığını çok sık yaşamıştım ve bunu da onlar gibi pek fazla önemsemedim, bir fincan çaydan sonra nasıl olsa geçecekti.
Buharı tüten demlikten bergamut kokulu bir fincan çay aldım ve tam o ara çayımın üstünden belli belirsiz bir gölge geldi geçti, sanki bir şeyin yansıması vuruyordu, başımı kaldırıp baktığımda bu çeşit bir yansıma yaratacak hiçbir şeyin yanında olmadığımı farkettim. Hala düşlerimin etkisinde olmalıydım. Bu gece düşümde uçsuz bucaksız yemyeşil ovalar görmüştüm ve bulutları kovalayan bir çift kuş ovaların sınırını çizmek ister gibi telaşla uçuyordu gökyüzünde. Taze çimen kokusundan burnumun sızladığını hatırlıyordum ve sanki çıplak ayakla bu çimenler üzerinde dolaşmışım gibi bir rahatlama hissi ile uyanmıştım uzun süredir ilk defa. Belki de bu gün farklı bir şeyler olacağını düşünmem bu yüzdendi. Camın kenarındaki yumuşacık koltuğuma gömüldüm ve umut ettim.
İnsanlar çoğalmıştı sokakta, gün rehavetten kurtulmuş, güneş usul usul ışıldamaya başlamıştı. Bu gün yapmam gerekenler çok farklıydı benim yapmak istediklerimden. Görmem gereken insanlar, yetiştirmem gereken görevler bir yanda bana "Haydi toparlan artık!" derken diğer yanda taze çimen kokusu vardı. Fakat bir düşe baskın geldi gereklilikler ve hazırlanıp evden çıkmaya karar verdim.