Insanlığın ortak mirasi

Son güncelleme: 23.05.2010 16:21
  • ortak miras - vatandaslik bilgileri



    İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI
    İnsan; bir yandan doğup, büyümesi, beslenmesi ve yaşlanıp ölmesiyle hayvanlara benzer. Bir diğer yandan da akıl sahibi olması, aklını kullanarak doğaya egemen olabilmesi yönüyle hayvanlardan farklı ve üstün bir varlıktır.
    İnsanlık; gelmiş geçmiş bütün insanları kapsayan ortak bir kavramdır. İnsanlık dendiğinde insanı hayvanlardan farklı kılan özellikleri akla gelir. Barış, sevgi, hoşgörü, eşitlik, kardeşlik, dayanışma, özgürlük insanlık kavramının ortak özelliklerindendir. Kısaca insanların insana yaraşır bir yaşam sürmeleri için ulaşılmak istenen bir amaçtır. İnsan kendi çıkarını gözetmeden insanlık düşüncesiyle hareket ederse kendi özüne uygun davranmış olur.

    Ortak Miras
    Bir kuşağın kendinden sonra gelecek olanlara bıraktığı her şeye miras denir. Ortak miras ise sadece belirli bir kuşağın kendinden sonrakilere bıraktığı şeyler değil, geçmişteki bütün insanlık tarihini ve geleceği de içine alan maddi ve manevi değerlerin tümüdür.
    Her toplum bilim, teknoloji, sanat, edebiyat ve düşünce gibi alanlarda sürekli bir şeyler üretir. Bu ürünler yalnızca üreten toplum için değil; diğer toplumlar için de değer taşır. Bu nedenle insanlığın ortak mirası olarak görülürler.
    İnsanlığın sanat mirası; mimarlık heykel, müzik, resim, bale, tiyatro, roman gibi dallardır. Tarihin en eski çağlarından beri insanlar sanata ilgi duymuştur. Eski çağlarda mağara duvarlarına kayalara, resim ve heykeller yapılmıştır. Bu eserler uzun emeklerle yapılmıştır. Günümüzde bu işler teknoloji sayesinde daha hızlı yapılabilmektedir.
    İnsanlığın düşünce mirası; ilk insanlar çevrelerinde olup bitenleri, tabiat olaylarını anlamaya çalışmışlardır. Bu konudaki düşüncelerini çevrelerindeki insanlara ve sonraki nesillere aktarmışlardır. Bu sayede zaman ilerledikçe insanlığın düşüncesi de ilerlemiştir. Bu durum insan yaşamının kolaylaşmasını, bilim, sanat ve edebiyatın ilerlemesini sağlamıştır. Aristo, Sokrates, Mevlana,Yunus Emre, gibi insanların ortaya koydukları düşünceler bugün bile geçerliliğini korumakta tüm insanlar bu düşüncelerden yararlanmaktadır.
    İnsanlığın Edebiyat Mirası: Olayların, düşüncelerin, duyguların ve hayallerin yazı dili aracılığıyla şekillendirilmesine edebiyat denir. Edebiyatın kökleri çok eskilere dayanır. Sümer ve Babillerin yaratılış, Tufan ve Gılgamış Destanı ilk edebiyat örneklerindendir. Bu eserler daha sonra tüm insanlığı etkilemiştir. Homeros, Şekspir, Servantes, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı tüm insanlığın ilgi duyacağı edebiyat mirası bırakanların başlıcalarıdır.
    İnsanlığın Bilim Mirası; Evreni ve evrende olan olayları konu edinen, deney ve gözleme dayanan, olaylar arasında neden - sonuç ilişkisi kurarak bazı kurallara ulaşmaya çalışan sistemli bilgiler bütününe bilim denir. İnsanlar en eski çağlardan beri bilimsel çalışmalar yapmıştır. Tekerleğin bulunması bilimsel bir gelişmedir. Sümerler, Babiller ve Mısırlıların ortaya koyduğu modern bilimsel çalışmalar daha sonra Yunanlılara, Yunanlılardan Müslümanlara, Müslümanlardan da Avrupalılara geçmiştir. Her toplum elde ettiği bilgilere yenisini ekleyerek bilimin gelişmesini sağlamıştır.
    Bu sayede günümüzdeki atom ve bilgisayar çağı ortaya çıkmış, insan yaşamında büyük kolaylıklar sağlanmıştır. Ampulün bulunması, buhar makinesinin icadı güneş sistemiyle ilgili bilgiler bilim alanındaki önemli aşamalardır.

    İnsanlığın Ortak Mirasının Önemi
    Ortak miras, insanlığın yüzyıllarca süren çabası ve birikimi sonucu oluşmuştur. İnsanlar bu mirası oluşturmamış olsaydı doğaya egemen olamazdı. İnsanlar bugünkü iyi yaşam koşullarına kavuşamazdı.
    Ortak miras ürünleri insanların yaşamını kolaylaştırır. Daha gelişmiş uygarlıkların temelini oluşturur.
    Ortak mirasın zenginleşmesi ve gelişmesi insanın değeri, özgürlüğü, eşitliği, hakları ve mutluluğunun da geliştirilmesini sağlamıştır.
    İnsanlar geçmişten bugüne kadar sürekli doğayla mücadele etmiştir. İnsanın bu çalışmaları ve beslenme, barınma, yaşama gibi mücadeleleri bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri sağlamıştır. Binlerce yıl süren bu çabalar insanlığın ortak mirasını oluşturmuştur.
    Ortak miras tek bir ulusa ait değildir. İlk çağlarda Sümerler, Babiller, Mısırlılar, Yunanlılar, Orta Çağ'da Müslümanlar Yeni ve Yakın Çağlarda ise Avrupalılar insanlığın ortak mirasına katkıda bulunmuşlardır.
    Ortak mirastan bütün uluslar yararlanmalıdır. Ancak bu sayede bütün insanlar mutlu olurlar. Ayrıca bütün uluslar ortak mirasa katkıda bulunmalıdır. Bu durum bilim, sanat, edebiyat gibi alanlardaki eserleri korumayı da gerekli hale getirir. Müzeler, sit alanları, kütüphaneler, ortak mirasın korunması için oluşturulmuştur. Günümüzde tüm insanlık ortak mirasın korunmasına önem vermektedir.
    UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı) Türkiye'deki kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulları ortak mirasın korunması için kurulmuştur.

    ETİK ve İNSAN HAKLARI
    Ahlâk: Bir toplumda iyi ya da kötü olarak kabul edilen davranışları belirleyen değer yargıları ve kurallar bütünüdür. İyi, yapılması istenen; kötü ise, yapılmaması istenen davranıştır. Ahlâk kurallarına uymak kişinin vicdanıyla ilgilidir. Ancak ahlâka uygun davranmayanları toplum ayıplama, dışlama; kınama gibi yollarla cezalandırır.
    Ahlâklılık: İnsanın değerini korumaya yönelik olan ve bütün toplumlarca kabul gören evrensel nitelikli ilkelerdir. Ahlâklılık ilkeleri evrenseldir ve tüm toplumlar tarafından kabul görür. İnsanın değerini korumaya yöneliktir. "İnsanı, insan olduğu için sevmek" gibi.
    Etik Kavramı: Ahlâk felsefesi olarak bilinir. Ahlâkî değerlerin neler olduğunu, nasıl olması gerektiğini ve nasıl oluştuğunu araştırır. Ahlâk kurallarının evrensellik düzeyi ile ilgilenir. İş ahlâkı, eğitim ahlâkı, tıp ahlâkı gibi konular etiğin ilgi alanına girer.

    ETİK BİR VARLIK OLARAK İNSAN
    İnsanların bir arada düzenli olarak yaşamasını sağlayan kurallar vardır. Bunlardan yazılı olanlar hukuk kurallarını, yazısız olanlar ise etik kuralları oluşturur. Sevgi, saygı, güven, dürüstlük gibi ahlak kuralları bunlardandır. Etik değerleri bilen kişi insan haklarına saygı duyar, korunmasına özen gösterir.
    İnsan, doğuştan bazı haklara sahip olarak dünyaya gelir. Örneğin bir çocuk doğar doğmaz, bakım, beslenme, eğitim, sağlık, barınma gibi haklara sahiptir. Çocuğun bu hakları aile ve devlet tarafından sağlanmaktadır.
    İnsan hakları her insanın doğuştan sahip olduğu haklardır. Ahlâki olarak da bu haklar kişiye tanınmalıdır. Din, dil, ırk, cinsiyet farkı bu hakları geçersiz hale getirmez. Toplumda kabul gören insan hakları insanın değerini korumaya yönelik etik değerlerdir. Bunların başlıcaları;
    • İnsanlara eşit davranmak,
    • Irk, din, dil, cinsiyet ayrımı yapmamak,
    • İşkence yapmamak,
    • İnsanın özel hayatına karışmamaktır.

    İNSAN OLMA BİLİNCİ ve SORUMLULUĞU
    İnsan olma bilinci; insanı diğer canlılardan ayıran özelliği aklını kullanabilmesidir. Bu özellik insana çevresini tanıma, olup bitenleri fark etme değerlendirme olanağı verir. Bu da insan olma bilincidir.

    İnsan olma bilinci
    • İnsanın kendini tanımasını yeteneklerini kullanmasını sağlar. Davranışlarda doğru olmaya yönlendirir.
    • İnsanın kendine ve diğer canlılara değer vermesini sağlar.
    • İnsan olma bilincine sahip kişi bütün insanların eşit haklara sahip olduğunu kabul eder. Davranışlarında dürüst olmaya özen gösterir. Yurttaşlık görevlerini bilir ve gereğini yapar.
    • İnsan olma sorumluluğu taşıyan bir kimse başkaların haklarına saygılıdır. Kendisine düşen görevleri eksiksiz yerine göstermeye çalışır. Haklarını korumaya özen gösterir. Bu konuda gerekli eğitimi almaya çalışır.

    DEVLET, DEMOKRASİ, ANAYASA, VATANDAŞLIK, VATANDAŞLIK
    HAKLARI ve SORUMLULUKLARI
    A. DEVLET
    İnsan, toplum içinde doğar, yaşar ve ölür. Tek başına yaşayamaz. Topluluk halinde yaşayan insanlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı yürümesi ve karışıklıkların önlenmesi için bir otoriteye ihtiyaç duyulmuştur. Bu otorite devlettir.
    Devlet; toprak bütünlüğüne dayalı, siyasal bakımdan örgütlenmiş, millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu hukuksal bir varlıktır. Toplum yaşamı, örgütlenmeyi gerektirir. Örgütsüz toplumlar dağınıktır. Devletler yönetim şekillerine göre; demokratik devletler, monarşik devletler, teokratik devletler ve oligarşik devletler şeklinde ayrılabilir.

    Devletin başlıca özellikleri;
    • İşbölümü ve dayanışmayı esas alır.
    • Üstün otoriteyi temsil eder.
    • Devlet otoritesi meşru, siyasi ve hukukidir.
    • Devlet otoritesi yapıcı, kurucu ve devamlıdır.
    • Devlet otoritesi ile kanunların yapılması (yasama) ve uygulanması (yürütme) sağlanır. Yargı işleri yürütülür. Toplum iç ve dış tehditlere karşı korunur.
    Devleti oluşturan başlıca unsurlar; Vatan, millet ve siyasi teşkilatlanma (hakimiyet) dır.
    Vatan; Toplumun üzerinde yaşadığı sınırları belli toprak parçasıdır.
    Millet: Geçmişte bir arada yaşamış, halen bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama düşüncesine sahip olan, aralarında tarih, kültür, din, dil, ırk, bayrak gibi ortak değerleri bulunan insan topluluğudur
    Hakimiyet; devletin yaptırım gücüdür. Devlet bu gücünü kullanmak için birçok organ oluşturmuştur. Buna siyasi teşkilatlanma denir. Siyasi teşkilatın başlıca organları; Yasama, yürütme ve yargıdır. Ülkemizde hakimiyetin kaynağı millettir. Yasama organı TBMM, yürütme organı hükümet, yargı organı ise bağımsız mahkemelerdir. Ülkenin dış ve iç tehditlere karşı korunması için Türk silahlı kuvvetleri ve polis örgütü oluşturulmuştur.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin Yönetim Yapısı
    Merkezî yönetim; cumhurbaşkanı, başbakan, Bakanlar Kurulu, bakanlıklar ve bakanlardan oluşur. Merkezi yönetim birimleri başkent Ankara'da bulunur.
    Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Türkiye Cumhuriyeti'ni ve milletin bölünmez bütünlüğünü temsil eder. Cumhurbaşkanının temel görevleri; devleti yurt içinde ve dışında temsil etmek, yasaları onaylamak ve yayımlatmak, başbakanı atamak, başbakanın önerisi ile bakanları atamaktır.
    Başbakan ve Bakanlar Kurulu; Başbakan ve bakanlardan oluşur. Devletin yürütme ile ilgili işlerinden sorumludur. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri arasından atanır. Başbakan Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder. Bakanlar arasında uyumu ve eşgüdümü sağlar. Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.
    Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı, Danıştay ve Sayıştay merkez yönetimindeki en önemli yardımcı kuruluşlardır.
    İl yönetimi; merkezi yönetim devlet işlerinin ülkenin tüm coğrafi bölgelerinde rahatça yürütülmesi için taşrada da örgütlenmiş, bu amaçla iller oluşturulmuştur. İller ilçelere, ilçeler de bucak (belde) ve köylere ayrılmıştır. İl yönetiminden vali, ilçe yönetiminden kaymakam, köylerden ise muhtarlar sorumludur.
    Yerel yönetimler; İl özel idaresi, belediye ve köy yönetimi olarak üçe ayrılır.

    DEMOKRASİ
    Demokrasi halk iktidarı, halkın egemenliğine dayanan yönetim şeklidir. Kısaca, halkın kendi kendini yönetmesidir. Egemenliğin sahibi ulustur. Millet kendini yönetenleri seçerek, egemenliği kendi eliyle kullanır. Demokrasilerde millet hakimiyeti, eşitlik ve hürriyet esastır. Ülkenin nasıl yönetileceği halk tarafından da onaylanan anayasa ile belirlenmiştir. Kanunlar anayasaya uygun olmak zorundadır.
    Demokrasi, uygulama biçimlerine göre; doğrudan demokrasi, yarı doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi olarak üç çeşittir. Ülkemizde temsili demokrasi uygulanmaktadır. Bu sistemde millet belli aralıklarla temsilciler seçmekte, seçilen bu temsilciler de millet adına ülkeyi yönetmektedir.
    Demokrasilerin en önemli özelliği eşitliktir. Herkes kanunlar önünde eşittir. Herkes devlet imkanlarından yararlanma ve devlete karşı sorumlu olma bakımından aynı haklara sahiptir. Herkesin yönetime katılma, düşünce ve kanaatlerini ifade etme, siyasi parti kurma ve siyasi partilere üye olma hakkı vardır.
    Demokrasi yönetimlerinde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi için basın özgürlüğüne önem verilir. Dünyada ilk demokrasi denemeleri eski Yunanlılarda başlamıştır. Ancak tüm dünyada yaygınlaşması ve tam olarak halk egemenliğine dayanması Fransız İhtilali'nden sonra olmuştur. Günümüzde tüm dünyadaki en yaygın yönetim şeklidir.

    ANAYASA
    Anayasa temel kanundur. Anayasa toplumların en üst düzeyde ve siyasal nitelikte örgütlenmiş biçimi olan, kuruluşunu, yapısını, temel organlarının görev ve yetkilerini, sivil ve askeri örgütlenmeyi, iktidarın işleyiş ve el değiştirmesini, devlet iktidarı karşısında bireyin hak ve özgürlüklerini, bunların güvencelerini sağlamayı amaçlayan ilke ve kurallar bütünüdür. Anayasa devletin özüdür. Anayasa temel kanundur. Yürürlükteki kanunlar anayasaya aykırı olamaz.

    VATANDAŞLIK HAKLARI ve SORUMLULUKLARI
    Anayasamızda; "Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür." denilmektedir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde vatandaşlıktan çıkma, veya vatandaşlığa girme yasalarca düzenlenmiştir. Kamu kavramı, toplumun tümünü ifade eden bir kavramdır. Devletlerin vatandaşlarına tanıdığı, sınır çerçevesini anayasa ve yasalarla çizdiği haklar da kamu haklarıdır. Devletler, kamu haklarının sınırlarını çizerken, sınırsız bir yetkiye de sahip değildir. Özellikle yaşama hakkı, devletler üstü haklardandır.
    Vatandaşlık hakları üçe ayrılır:

    1. Sosyal Haklar
    Oldukça geniş kapsamlıdır. Ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının, sanatın ve sanatçının korunması hakları başlıca sosyal haklardandır. Türk kadınının sosyal hayatta önemli bir yeri vardır. Türk kadını bugünkü yerine, cumhuriyetten sonra kavuşmuştur. Atatürk'ün önderliğinde yapılan inkılâplar, Türk kadınına yeni ufuklar açmıştır. Bu sayede kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olabilmiş, seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.

    2. Ekonomik Haklar
    Devlete birtakım ödevler yükler. Devletin vatandaşlarına karşı görevlerini yerine getirebilmesi için, ekonomik yönden gelişmiş ve malî kaynakları yeterli olmalıdır. Kişilerin, insanca yaşamaları için devletten gerekli tedbirleri almasını isteme hakkı vardır. Kişiler bunu isterken, kendileri de devlete karşı görevleri ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmelidirler. Kadınlar, çalışma hayatındaki başarıları ile Türk toplumunun üretimine, gelişmişliğine ve mutluluğuna katkıda bulunmaktadırlar. Bilim, sanat, kültür ve spor alanlarında da çağdaş dünyada Türkiye'yi temsil etmektedirler.

    3. Siyasi Haklar
    İnsanların sosyal ve ekonomik haklarının yanında vatandaşlıktan doğan hak ve ödevleri vardır. Bu haklardan en önemlisi seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkıdır. İnsanlar bu hak sayesinde yönetime katılır ve yönetimde söz sahibi olurlar. Günümüzde vatandaşlık, siyasal hakları kullanabilmenin ön koşuludur.

    Vatandaş Olma Bilinci ve Sorumluluğu
    Her insanın yaşadığı toplumun bir üyesi olarak uyması gereken kurallar vardır. Kanunlara uyma, başkalarının haklarına saygılı olma, üzerine düşen görevleri zamanında ve en iyi bir şekilde yerine getirme her vatandaşın uyması gereken temel kurallardır. Vatandaş olma bilincinde olan insanlar sorumluluklarının farkında olarak davranırlar. Vatandaş olma bilincine sahip insanlar;
    a. Seçme ve seçilme hakkını kullanarak ülke yönetimine katılır. En iyi ve doğru olan kişilerin yönetime gelmesi için çalışır.
    b. Vergi vermenin bir vatandaşlık görevi olduğunu bilir. Devlet işlerinin düzenli yürümesi ve hizmetlerin yapılabilmesi için vergisini zamanında ve doğru olarak öder.
    c. Toplum içinde insanların rahat ve huzurlu yaşaması için düzenlenmiş olan kanun ve kurallara uyar. Bunun her vatandaşın görevi olduğunu bilir. Özgürlükler sınırsız değildir. Görev ve sorumlulukların yerine getirildiği toplumlarda, huzur ve adalet vardır.
    d. Askerlik görevini yapar. Yurt savunmasında üzerine düşen görevleri yerine getirir. Yurt sevgisi, sevgilerin en güzelidir. Biz Türkler yurdumuzu canımızdan çok severiz. Her karış toprağı atalarımızın kanı ile ıslanmış vatanımız için canımızı veririz de, bir karış parçasını vermeyiz.

    TOPLUMDA DAYANIŞMA
    Dayanışmanın temelinde sevgi ve saygı vardır. Bir aileyi, bir milleti bir arada tutan güç, baskı ya da zorlama değil; sevgidir, saygıdır. İnsanlar sevdikleri oranda sevilmekte, saygı gösterdikleri oranda saygı görmektedir. İnsanların oluşturdukları birliklerin sürekli olabilmesi için, karşılıklı sevgi ve saygının olması gerekmektedir, insanlar birbirlerine karşı hoşgörülü olmalıdır.

    İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
    1. İnsan Hakları Kavramı, Doğması ve Gelişmesi
    İlk insanlar arasında eşitlik yoktu. Güçlü olanlar zayıf olanları ezer,sahip olduğu varlıkları zorla elinden alırdı. Bu durum insan haklarının korunmasını sağlayacak sistemlerin kurulmasına yol açtı. Önce devletler ortaya çıktı. Ancak kurulan devletlerde de güçlü olanın zayıf olanı ezmesi devam etti. Bu tip devletlerde sınıf ayrılıkları ortaya çıktı. Toplum birbirine eşit olmayan sınıflara bölündü. Hiçbir hakkı olmayan köle sınıfı oluştu.
    Bu gelişmeler toplumlarda sınıflar arasında mücadelelere yol açtı. Bu mücadeleler sayesinde insanlar arasındaki eşitsizlik yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Özellikle demokrasi yönetimlerinin doğması ve gelişmesi ile insan haklarının korunmasına yönelik yeni haklar elde edildi. İlk olarak İngiltere'de Magna Karta ile halk kralın yanında bazı haklar elde etti. 1689'da ise yine İngiltere'de Haklar Bildirgesi kabul ve ilan edildi.
    Amerika Birleşik Devletleri kurulurken İnsan Hakları Beyannamesi adıyla bir bildiri yayınlandı. Bu belgede insanların doğuştan bazı haklara sahip olduğu, yaşama, din ve vicdan özgürlüğü, basın özgürlüğü, dilekçe hakkı, mutluluğu arama ve elde etme hakkı gibi bazı hakların varlığı tanınmıştır.
    1789'da ortaya çıkan Fransız İhtilali sonunda yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi daha sonra tüm dünyada yaygınlaşmıştır. Bu hakların başlıcaları şunlardır:
    a. Bütün insanlar özgür doğar ve eşit haklara sahiptir.
    b. Devlet temel hakları ve özgürlükleri korumakla yükümlüdür.
    c. Yasalar önünde bütün insanlar eşittir.
    20. yüzyılda insan hakları konusunda önemli gelişmeler oldu. İnsan haklarının evrensel ilkeler olarak kabul edilmesi ve korunması yönünde çalışmalar yapıldı. 1945'te dünya barışını korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü yalnızca üye devletlerde değil, tüm dünyada insan haklarının korunması için çalışmalar başlattı. Bunun sonunda 1948'de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. Bu bildirgede; yaşama hakkı - kişi güvenliği - işkence yasağı - kölelik yasağı - haksız tutuklanmaların önlenmesi - herkesin ülkesindeki yönetime katılması, genel ve eşit oy kullanılması - yasalar önünde eşitlik - konut dokunulmazlığı - özel yaşamın korunması ve gizliliği - din, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüklerinin serbestliği gibi konular yer almıştır. Ayrıca insan haklarının uluslar arası düzeyde korunması için çeşitli teşkilatlar kurulmuştur.

    Günümüzde her insan; İnsan haklarının doğuştan kazanıldığını, bu hakların herkes için geçerli evrensel ilkeler olduğunu, bu hakları korumanın insan onurunu korumak olduğunu bilmelidir. Bu hakları bilmenin yanında gerektiğinde yasal yollardan korumak için çalışmalı, başkalarının haklarına saygılı olmalı, herkesten bu haklara saygılı olmasını beklemeli ve gerektiğinde uymayanları uyarmalıdır.
    Ülkemizde İnsan hakları konusunda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Birleşmiş Milletler'de kabul edilen ilkeler ülkemiz tarafından da kabul edilmiştir. İnsan haklarının korunması için anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeler yapılarak hukuki bir nitelik kazandırılmıştır.

    2. Temel Haklar ve Özgürlükler
    a. Temel Haklar
    Bu haklar insanın doğuştan sahip olduğu, insanın insanca yaşayabilmesi için gerekli olan haklardır. Bu hakların başlıcaları şunlardır:
    Yaşama hakkı (En temel haktır. Hiçbir şekilde ortadan kaldırılamaz sınırlandırılamaz.)
    Kişi dokunulmazlığı hakkı (Kişinin hem beden hem ruh bütünlüğünü korumaya yöneliktir.)
    Sağlık hakkı (Herkes sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlığını koruyacak tedbirler alma hakkına sahiptir.)
    Eğitim hakkı (Herkes eğitim - öğretim hakkına sahiptir.)
    Dilekçe hakkı (Herkes şikayetlerini ve isteklerini yetkili makamlara ve TBMM'ye iletme hakkına sahiptir.)
    Özel yaşamın gizliliği ( Herkes özel yaşamına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Kanunla belirlenen özel durumlar dışında hiç kimsenin üzeri ve özel eşyaları aranamaz, haberleşme araçları dinlenemez.)
    Konut dokunulmazlığı (Hiç kimsenin konutuna izinsiz girilemez.)
    Seçme ve seçilme hakkı (Herkes ülke yönetimine katılmak için seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Bu amaçla siyasi parti kurabilir ve siyasi partiler üye olabilir.) Ülkemizde yukarıda belirtilen temel haklar anayasa ve yasalarla koruma altına alınmıştır. Devlet bazı özel durumlarda bu haklardan bazılarında kısıtlamaya gidebilir.

    b. Temel Özgürlükler
    İnsanların kişiliğini geliştirme ve insanca yaşayabilmesi için başkalarının haklarını ihlal etmeden özgürce yaşayabilmesini sağlayan haklardır. Bu hakların başlıcaları;
    • Düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü
    • Basın özgürlüğü
    • Din ve vicdan özgürlüğü
    • Haberleşme özgürlüğü
    • Yerleşme ve seyahat özgürlüğü
    • Toplantı hak ve özgürlüğü
    • Bilim ve sanat özgürlüğü,
    Bu haklar da devlet tarafından anayasa ve yasalarla koruma altına alınmıştır. İnsanlar bu hak ve özgürlükleri kullanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermemek için devletin belirlediği kanunlara uymak zorundadır.

    3. İnsan Haklarının İşlevselleştirilmesinde Devlete Düşen Görevler
    a. Eğitim Görevi
    Devlet insanların haklarını bilmeleri ve korumaları konusunda bireylere gereken eğitimi vermek veya gerekli ortamı hazırlamak zorundadır.

    b. Yasama Görevi
    Devlet temel hak ve özgürlüklerin korunması ve sınırlarının belirlenmesi için gerekli kanunları yapmalıdır. Bu yetki TBMM'nindir.

    c. Yürütme Görevi
    Devletin vatandaşlara gereken hizmeti vermesi için gereken etkinlikleri yapmasıdır.

    d. Yargı Görevi
    Bireylerin birbirleri ile ve devlet ile olan sorunlarını çözmek yargının görevidir. Yargı görevi bağımsız mahkemelere aittir. Yargıçlar insan hakları konusunda uluslar arası hukuka uygun kararlar vermek zorundadır. Anayasamızda belirtilen başlıca yüksek mahkemeler; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemeleridir.

    e. Devletin Kişi Özgürlüğüne İlişkin Görevleri
    Temel haklar, devletler tarafından korunsun ya da korunmasın insanlar bu haklara sahiptir. Devletler bu hakları korumak için gerekli düzenlemeleri yapmalı gereken kanunları çıkarmalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin korunması bilim sanat ve edebiyatın gelişmesi, toplumun refah ve mutluluğunun gelişmesi, devletin siyasi, askeri ve ekonomik gücünün artması için mutlaka korunmalıdır.
    Atatürk vatandaşların haklarının korunması ve geliştirilmesi için önemli çalışmalar yapmıştır. Ülkemize demokrasi yönetimini getirmesi, halk egemenliğine dayanan bir yönetim kurması bunun en açık delilidir.

    İNSAN HAKLARI BELGESİNDE YER ALAN BAZI HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
    1. Çocuk Hakları
    Çocuk hakları ile ulusal ve uluslar arası çalışmalar uzun süredir devam etmektedir. 1989'da Çocuk Hakları Sözleşmesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek çocuk haklarının uluslar arası alanda korunmasına özen gösterilmiştir. Bu sözleşme ile çocukların;
    Ruhsal ve bedensel olarak gelişebilme hakkı
    Yeterli beslenme, barınma, dinlenme ve tıbbi bakım hakkı
    Sevgi ve anlayış görme ve korunma hakkı
    Ücretsiz eğitim, oyun hakkı ve yeteneklerini geliştirebilme hakkı
    Hoşgörü, barış ve evrensel kardeşlik ruhu düşüncesi içinde yetiştirilme hakkının korunması hedeflenmiştir.

    2. Çevrenin Korunması Hakkı
    Herkes sağlıklı, dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek hem devletin, hem de vatandaşların görevidir. Her şeyden önce çevrenin kirletilmemesine dikkat etmek gereklidir.

    3. Telif ve Patent Hakları
    Telif hakkı; Bir düşünce veya sanat eserini ortaya koyan kişinin, bu eseri üzerindeki haklarının tümüne denir. Patent hakkı; bir buluş yapan kişinin, bu buluş üzerindeki veya yapılan buluşu uygulamada kullanacak kişi, kurum ve kuruluşların kullanabilme hakkına denir. Telif ve patent hakkının ulusal ve uluslar arası alanda korunması için gerekli tedbirler alınmıştır.

    İNSAN HAKLARININ KORUNMASI
    İnsanlık insan haklarına kolay ulaşmamıştır. Daha özgür, daha mutlu bir dünya isteyen her insan, haklarına gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korunmalıdır. İnsan haklarının korunmaması durumunda, toplumda huzur, güven kalmaz. Devlete güven azalır. Güçlüler güçsüzlerin hak ve özgürlüklerini elinden alır. İnsanlar arasında ayrımcılık artar. Toplum millet ve devlet olma özelliğini yitirir. Başka bir devletin koruması altına girer.
    İnsan haklarının korunduğu ülkelerde bireyler, huzurlu ve mutludur. Kendi hak ve özgürlüklerinin gelişmesinin, başkalarının hak ve özgürlüklerine bağlı olduğu bilinciyle herkesin haklarına saygı gösterirler. Böyle toplumlarda bireyler daha üretken ve yaratıcı olurlar.
    Kişilerin hak ve hürriyetleri anayasada düzenlendiğine göre; bu hak ve hürriyetlerin tanımlanması, açıklanması ve korunması ile ilgili maddelerin bulunması gereklidir.
    Anayasa bir devletin kuruluşunu, yapısını, temel organlarının görev ve işleyişlerini, vatandaşların hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel yasadır. Anayasaya aykırı yasa çıkarılamaz. Anayasamızda devletin, insan haklarına saygılı olması temel bir ilke olarak ele alınmıştır. İnsan hakları anayasada; temel hak ve ödevler adı altında üç bölüme ayrılmıştır: Kişi hakları ve ödevleri, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler, siyasal haklar ve ödevler.
    İnsan haklarını koruma görevi, anayasanın 40. maddesinde açıklandığı gibi devlete verilmiştir. Devlet bu görevini; yasama, yürütme, yargı organları aracılığı ile yerine getirir. İnsan haklarının yalnızca devlet tarafından korunması yetmez. Sivil toplum kuruluşları da insan haklarını koruma konusunda kendilerine düşen görevi yerine getirmelidir.
    Vatandaşlarına değer veren, insan haklarına saygı gösteren ülkeler, bu hakların korunup geliştirilmesi için danışma kurulları kurarlar. Hukukçular, düşünürler, politikacılar ve diğer uzmanlardan oluşan bu kurullar, insan hakları ile ilgili sorunları inceleyip, çözüm önerilerini hükümet yetkililerine bildirirler.
    İnsan hakları ile ilgili uluslar arası kuruluşların kurulduğu ya da belgelerin kabul edildiği günler, insan haklarıyla ilgili özel günler olarak kabul edilmiştir. Başlıca özel günler; İnsan Hakları Günü, Birleşmiş Milletler Günü, Dünya Çocuk Günü, Çevre Koruma Haftası ve benzeridir. Ülkeler, kendi sınırları içerisinde millî düzeyde insan haklarını korumuş olsalar bile, uluslar arası düzeyde de korunmasına yardımcı olmaları gerekmektedir. Dünyada bazı ülkeler insan haklarını millî düzeyde bile koruyamaz durumdadır. Böyle bir ülkenin vatandaşları, insan haklarından yoksun olarak yaşamaktadırlar.
    Devletler; insan haklarının uluslar arası düzeyde korunması için, çareyi uluslar arası kuruluşlar kurmakta bulmuşlardır. Uluslar arası kuruluşlar, insan hakları konusunda ilke ve kuralları saptayan, böylece ülkelere bu konuda rehberlik eden kuruluşlardır. İnsan haklarını uluslar arası düzeyde korumak için kurulan, uluslar arası kuruluşlara üye olan ülkeler, imzaladıkları protokole uymak zorundadırlar. İnsan haklarını korumada, uluslar arası belgeler önemli bir yere sahiptir. Bu belgeler; insan haklarını korumakla görevli uluslar arası kuruluşlar tarafından hazırlanır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunlardan biridir. Gönüllü kuruluşlar bölgesel olabildikleri gibi evrensel de çalışabilmektedirler.
    Demokratik rejimi güçlendiren ve geliştiren en önemli kurum, eğitim kurumudur. Eğitim, demokrasinin yaşamasında en önde gelen faktörlerden birisidir. Demokratik düşünce ve uygulamalar da eğitimin gelişmesi açısından önem taşımaktadır. Demokrasi ve insan hakları birbirinden ayrılamayan iki önemli gerekliliktir. Demokrasi olmadan insan hakları; insan hakları olmadan da demokrasi olamaz. Demokrat insan olmadan, insan haklarını korumak mümkün değildir.
    İnsan haklarına karşı duyarlı vatandaşlar, gördükleri olumsuzlukları, ilgili yerlere bildirerek, eleştiriler yaparak ve kamuoyu oluşturarak gerekli tedbirlerin alınmasına da yardımcı olurlar.
    Bildiklerini davranışa dönüştürmüş olan çağdaş insanlar, çevreye, diğer insan ve canlılara karşı oldukça duyarlıdırlar.

    İNSAN HAKLARININ KORUNMASINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
    İnsan haklarının korunmasında belli başlı engeller; kişisel özelliklerden, eğitimsizlikten, siyasal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Engeller sınırlı değildir. İnsan olma bilincinin eksikliği, hoşgörüsüz ve toplumsal ilişkilerin düzenlenememesi insan haklarının korunmasında engel oluşturmaktadır.
    İnsan hakları evrensel düşüncesinin geliştirilmesi, aynı zamanda eğitim sorunudur. Demokrasi ve insan haklarının sözle gerçekleşmesinden ziyade, gerçekten yaşanan bir hak olması, eğitime verilecek önemle doğrudan bağlantılıdır. Bütün okullarda, aile içi eğitimde, kamu kurum ve kuruluşlarında toplumsal katılım yoluyla eğitim yapılmalıdır. Basın ve yayın organları yoluyla insanları aydınlatıcı bilgiler verilmelidir.
    İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir. Bu düşüncelerinin devlet yönetiminde etkili olmasını istemek de onların hakkıdır.
    İnsan hakları çağımızda öncelikli yerini korumakta, insan hakları ihlâlleri çeşitli şekillerde yaşanmaktadır. Özellikle eğitim düzeyi düşük ülkelerde bu ihlâller daha yoğun olarak görülmektedir. Ekonomi ve insan hakları kavramları fazla ilgili değilmiş gibi görünse de, millî geliri düşük toplumlarda dengesiz dağılım sonucunda insan haklarının korunup geliştiği söylenemez.
    Dolayısıyla insan haklarının gelişiminde ekonomik gerçekliğin de önemli bir yeri vardır. Ekonomik yoksullaşma toplumun tüm dengelerini sarsmaktadır. İnsan hakları her açıdan tahrip edilebilmektedir. Çağımızın hızla gelişen ekonomik olayları, insan hakları olgusuna da geniş etki etmektedir. Ekonomi, dil, din ve coğrafya kültürü doğrudan etkileyen unsurlardır. Kültürel davranışların insan haklarına uygun olup olmaması bu unsurlardan kaynaklanmaktadır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliği, insan olmasının farkında oluşudur.
    Kültür, bir toplumun ortak olarak kabullenerek yaşattığı kurallar ve gelenekler bütünüdür. Kısaca toplumun yaşama biçimi ile insan, hem kendi haklarını, hem de başkalarının haklarını korumaya çalışır. Sorumluluk sahibi, hakkını insan hakları çerçevesinde arayan ve haklarından taviz vermeyen, başkalarının haklarına da saygı duyan ve koruyan insan, insan olma bilincine ulaşmış demektir.
    Hoşgörü; müsamaha ve tolerans kelimeleri ile eş anlamlıdır. Affetme, kolaylaştırma anlamlarına da gelir. Hoşgörülü olma büyük insanların işidir. Hoşgörülü olmaya ailemiz ve yakınlarımızdan başlamalıyız. İnsan önce eşine, çocuklarına, komşu ve yakınlarına, sonra da bütün insanlara karşı hoşgörülü olmalıdır.
    Hoşgörü, toplumsal ve kültürel düzey gerektiren bir tutumdur. Demokrasiler hoşgörü rejimidir, insanların birbirinden ayrı, farklı duygu ve düşünce, davranış, tutum, eylem biçimleri olabileceğini bilmek ve kabul etmektir. Kısaca, başkalarının davranışlarına saygı duyma ve anlayışla karşılamadır.
    Hoşgörüsüzlük, hoşgörünün zıddıdır. insanların birbirlerine katlanamamalarıdır. Başkalarının anlayış ve düşüncelerine hoşgörü göstermek bir erdemdir.
    İnsan olma bilinci kazanan kişi, kendisi ve çevresiyle uyum içerisindedir. Herkesle barışık olarak, toplumsal ilişkilerini düzenli sürdürme düşüncesindedir. Toplumsal ilişkilerde doğal olarak farklılıklar olabilecektir.
    Vatandaş, hukuksal olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese verilen addır. Bu bağı elde eden kişilerin devlet ile ilişkilerinin düzenlenmesinde ırk, dil, din ve cinsiyet faktörü öncelik taşımaz. Önemli olan, vatandaşa insan olduğu için değer verilmesidir. Sadece, vatandaşlık ya da uyrukluk bağı, birey ile devlet arasındaki hukuksal bir ilişki, teknik bir bağdır. İnsan hakları, insanın insan olma özelliği nedeniyle sahip bulunduğu haklardır. Genelde dokunulmazlık ayrıcalığına sahiptir. İnsan saygıdeğer bir varlıktır. İnsana saygısızlık etmeye kimsenin hakkı yoktur. Haklarda ve şerefte herkes eşittir.
    Hak kavramı, talebe bağlı bir istektir. İnsanların sahip oldukları haklarını bilmesi ve haklarını elde etmenin yollarını araması gerekir. Hakkımız olan bir şeyi isteme hakkımız vardır. İsteyebilmek için de haktan haberdar olmamız gereklidir. Bu, hakkını arama hakkıdır. İnsan haklarının dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez özellikleri vardır. Sahip olduğumuz haklarımızı talep etme, en doğal bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır.

    MİLLİ GÜVENLİK VE MİLLİ GÜÇ UNSURLARI
    Millî güvenlik; devletimizin bağımsızlık ve egemenliğine, yurdumuzun bütünlüğüne, cumhuriyetimizin varlığına içten ve dıştan gelecek her türlü tehlikeye karşı, önceden hazır olmak ve gerektiğinde savaşmaktır.
    Millî hedef; elde edilmesi hâlinde millî menfaatlerin gerçekleştirilmesini sağlayan sonuçlardır. Millî hedeflerde sınıf, zümre, grup değil, top yekûn milletin çıkarları ön plânda olmalıdır. Türkiye'nin millî hedefi Atatürk'ün gösterdiği "Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmaktır." Türk çocukları bu hedefin gerçekleşmesi için çaba göstermeli, bu bilinci güçlendirmelidir. Bu bilinç güçlendikçe, millî birlik ve dayanışma ruhu artar.
    Millî güvenlik siyasetinin hedefi; devletin anayasal düzenine, millî varlığına, yapılan ve yapılacak olan her türlü faaliyete karşı, millî güvenliğimizi koruma ve kollamaktır.
    Millî güç; "Bir milletin, millî hedeflerine erişmek amacıyla kullanılabilecek maddî ve manevî kaynaklarının toplamıdır." Millî güç, siyasal, askerî, ekonomik, nüfus, coğrafî, bilimsel, teknolojik, sosyal ve kültürel güçlerin toplamından oluşur. Türk milleti, Atatürk'ün önderliğinde, Kurtuluş Savaşı'nı, millî güç unsurlarını kullanarak kazanmıştır.
    Askeri güç; Dış tehdite karşı Türk yurdunun millî menfaatlerinin kollanması ve korunması, barış zamanında bile, caydırıcı, güçlü bir ordunun varlığını gerektirir. Böyle bir güçle, yurdun savunulması ve toprak bütünlüğünün muhafazası, milletler arası hukuktan doğan haklardan taviz verilmeden sağlanmış olur.
    İç tehdite karşı, yurdun kollanması ve korunması Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin görevlerindendir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürmeyi, hür demokratik parlamenter düzeni, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmayı hedefleyen iç tehdite karşı, yasaların öngördüğü hükümler çerçevesinde, Türk Silâhlı Kuvvetleri kendisine verilen görevleri yerine getirir.

    Türkiye'ye Yönelik İç ve Dış Tehditler
    Terörizm, her türlü siyasal eyleme karşı bilinçli ve soğuk kanlı şiddet göstergesidir. Bu özelliği ile sadece insanlığa değil, uygarlığa karşı da bir tehdit oluşur. Devletler, terörün gelecekte kendi ülkeleri için tehdit unsuru olabileceğini düşünerek, işbirliği ve dayanışma örneği göstermelidirler.
    Milletler arası bir sorun haline gelen terörle mücadelede başarı; terörizmin amaçlarının insanlar tarafından iyice anlaşılmasına bağlıdır.
    Millî kültürümüzden taviz vermeden, Türk vatandaşı olmanın, şeref ve mutluluğunu duyarak, Atatürk'ün yolunda yürümeliyiz. Türk milletinin bölünüp, Türk Devleti'nin yıkılmasını amaçlayan her türlü anarşi ve teröre karşı, Atatürk'ün görüş ve düşünceleri etrafında birleşmeliyiz.
    Hürriyetçi demokrasilerde basın hürdür. Görevini iyi yapan basın ve yayın organları kışkırtıcı ortam hazırlamadan, aydınlatıcı yollar göstererek görevini yapmalıdır. Basın hürriyetinin serbest iradeyle çizilmiş bir millî menfaat sınırı olmalıdır.
    Yaşamak isteyen hiçbir millet bölücülük, bölgecilik ve mezhepçilik gibi faaliyetlere asla müsaade etmez. Bir millet her şeyden önce kendini, kendi okullarında öğretmelidir.
    Programı çağdaş, yapı ve davranışları demokratik, amaç ve değerleri millî olan bir eğitim uygulanmalıdır. Böyle bir eğitimle; millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti anlayışına sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, beden ve ruh sağlığı tam, hür ve bilimsel düşünme gücüne sahip, insan haklarına saygılı; üretici, girişimci, kişilikli, çağdaş Türk insanı yetiştirilebilir.
    Sosyal adalet ve sosyal güvenliği istemek bir haktır. Bu hak yasal çerçeve içinde ve insan haklarını ihlâl etmeden kullanılmalıdır.
    Türk milleti geleceğe ümitle bakar, tarihine saygılıdır. Türk milleti yeniliklere açıktır, ama geleneklerine de bağlıdır. Türk milleti taassubu sevmez, gerici ve yobaz değildir. Yurdumuzun üzerinde yaşayan herkesi canından aziz bilir. Kimseyi ikinci sınıf bir vatandaş olarak görmez. Atatürk'ün ideallerine gönülden bağlıdır. Bölücü ve yıkıcı değildir.
    Kişinin, toplum içinde kaybolmaması çok önemlidir. Cumhuriyet, kişiye kendini ifade etme ve irade ortaya koyma gücü verir. Bu ancak demokrasilerde gerçekleşen bir durumdur.
    "Türk" kelimesi ilk defa Göktürk Devleti tarafından kullanılmıştır. Daha sonra Türk soyuna mensup olan bütün toplulukları ifade eden millî bir ad olmuştur. Atatürk "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyerek bunu en veciz şekilde ifade etmiştir. Atatürk, "Benim yaradılışımda fevkalâde olan birşey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir." diyerek Türk milletine olan sevgisini dile getirmiştir.
    Her devlet, çıkarları doğrultusunda, bu çıkarları elde edebileceği devletlerle çok yönlü ilişkiler içine girer. Bu ilişkiler farklı şekillerde kendini gösterebilir. İlişkiler bakımından, devletlerin millî güç unsurlarından olan coğrafi özellikleri büyük önem kazanabilir. Türkiye'nin Asya ve Avrupa kıtaları arasında yer alması, üç tarafının denizlerle çevrili olması, Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişi sağlayan ve okyanuslara çıkışı kısaltan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına sahip oluşu, jeopolitik konum açısından çok az ülkede bulunan önemli özelliklerdir.
    Ayrıca zengin petrol kaynaklarına sahip Orta Doğu'ya hâkim bir konumda bulunması, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kurulan Türk Cumhuriyetleri, ülkemizin jeopolitik önemini daha da artırmaktadır. Türkiye dünya coğrafyasında bulunduğu konum nedeniyle, birçok ülkenin ilgi alanındadır. Şimdiye kadar böyle oldu, bundan sonra da bu ilgi devam edecektir.
    Ülkemizde, zaman zaman terör ve kargaşa ortamı yaratmak isteyenler kardeşi kardeşe düşürerek toplumumuzu düşman kamplara ayırmak istemektedirler. Bize düşen görev, bu tür oyunlara gelmemektir. Ülkeler arasındaki çıkar çekişmeleri farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Ülke içindeki şiddet eylemlerinin artmasında çıkarı olan ülkeler bulunabilir. Bizlere düşen görev, iç sorunlarımızı kendi imkânlarımız ile çözerek, hiç bir devlete muhtaç olmadan yaşayabilmektir. Çok çalışarak Atatürk'ün gösterdiği "Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak" hedefini gerçekleştirmek zorundayız. Bugün yer yüzünde kendi kendini besleyebilen bir kaç ülkeden biriyiz. Buna bilim, sanayi ve teknolojik alanlarda yapılacak atılımları da eklersek ufkumuz daha da açılacaktır.
    Güneydoğu'nun kaderini değiştirecek olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), birçok ülkenin kıskançlıklarına neden olmuş, engellemek için bölgede hemen bir terör ortamı yaratılmıştır. Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'ni emanet ettiği Türk gençliği, bu tür oyunlara düşmeden, vatan ve millet sevgisiyle ülkesinin huzuru için çalışmayı kendisine tek amaç edinmelidir.
    Anarşi ve terörün hedefi; toplumu yönetilemez hâle getirmek, Türk yurdunu bölerek parçalamaktır. Türk milletini içten bölmek ve çökertmek, devlet gücünü ele geçirmektir. Anarşi ve terörü sadece insanlara korku salması olarak algılamayalım. İnsanlar arasında güven duygusunu ve bir arada yaşama koşullarını ortadan kaldırmaktır.
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varoluşunun temel kaynağı olan, Atatürk ilkelerini ve cumhuriyet yönetimini ortadan kaldırmayı amaç edinmişlerdir.
    Çağdaşlık, ilkelliğin zıddı olan bir kavramdır. Yani çağdaş olan, günümüzde yaşayan, yeni ve değerli kurumlar, ilkellikten ve kaba ölçülerden arınmıştır. Günümüzde çağdaşlık denildiği zaman aklımıza ilk gelen, demokratik, lâik ilkelere bağlı, hukuka ve insan haklarına saygılı bir düşünce yapısı anlaşılmalıdır.
    Milletler, devletler halinde örgütlenirler. Normal olarak, her milletin bir devleti olmalıdır. Milletler arası iş birliği, Türkiye gibi diğer devletlerin de önem verdikleri bir çalışmadır. Ancak, ülkemiz, diğer devletlerin karşı karşıya kaldığı önemli ve güncel tehditlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu önemli tehdit unsuru kaçakçılıktır.
    Kaçakçılıkla mücadelede milletler, bir araya gelemediklerinden başarısız olmaktadırlar. Devletimiz, kaçakçılığın önlenmesi için büyük çaba harcamaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük Genel Müdürlüğü, Tekel Genel Müdürlüğü gibi kuruluşlar, kaçakçılıkla mücadele ederek sürdürmektedirler.
    Kaçakçılığı önleme konusunda devletimizin, vatandaşlarından beklentileri vardır. Örneğin, çevremizde silâh, tarihi eser, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapanları ilgili devlet birimlerine bildirmeliyiz. Bu bir vatandaşlık görevidir. Aynı zamanda, insana ve insanlığa hizmet etmektir.
#23.05.2010 16:21 0 0 0