

ülüse tâbi olup kalınlığı onun üçte biri kadardır. Her ne kadar sülüsün üçte ikisinin neshedilmiş hâlidir dense de, tam olarak sülüs değil, onu andıran bir hususiyeti haizdir. Genellikle Kur'ân-ı Kerim ve geniş hacimli kitapların yazılmasında kolay okunabilirliği sebebiyle nesih yazı kullanılır. Celisi de vardır.
eri ve kâğıt parçalarına verilen ad olduğu gibi, onların üzerine süratle yazılan yazının da adıdır. Rık'a, tevkînin küçük boyda yazılan şekli olup, onun kurallarına bağlıdır. Bu yazı, mektup ve hikâye yazılmasında kullanıldığından, stenografik bir karakter taşımaktadır. Ayrıca çabuk yazılmaya elverişlidir. Osmanlılarda bazen vakıf işlerinde, genellikle Kur'ân'ların son dua sayfasında ve öğrencilerin sülüs ve nesih icâzetnâmelerinde hattat hoca tarafından yazılan tasdik makamındaki yazılarda kullanılmıştır. Bu yazıya icâze veya hatt-ı icâze denmiştir.
îvân-ı Hümâyûn'da hazırlanan belgelerde en çok göze çarpan "tuğra", Osmanlı padişahlarının mührü ve bir çeşit imzasıdır. Oğuz Türkçesinde "Hakan'ın imzası ve buyruğu" anlamındaki "Tuğrağ" kelimesinden türetilmiştir. Türklerin geliştirdiği bir yazı biçimidir. Önceleri ferman, berat, vakfiye gibi yazılı evrakın baş kısmına konan tuğranın zamanla kullanılma sahası yaygınlaşmış; tuğra sonraları mühürler, paralar, pullar ve kitabelerde kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı padişahlarının -baba adıyla beraber- ismini ve "el-muzaffer daima" dileğini taşıyan tuğralar her padişahla beraber değiştirilir ve yeni padişah tahttan ayrılana kadar da kullanılırdı. Ayrıca bu yazı tarzıyla, âyet, hadîs ve güzel sözler de yazılagelmiştir.