yeni duygular

Son güncelleme: 16.08.2010 23:38
  • noimage



    Gün güzel
    Ülkemin mutlu insanlarının saçtığı mis kokulu havayı içime çektim.
    Dolmuş şoförünün "günaydın"ına karşılık verdim.
    Simit aldığım dükkanın satıcısının teşekkürüne sıcacık gülümsedim.
    Şehrin gözlerimi kamaştıran, adeta hepimizin içindeki değerlerin,
    kültürümüzün son derece usta bir yaratıcılıkla yansımış olduğu
    yollarını, binalarını, parkları seyrederek yürüdüm.
    Onlara bakarken ne çok şey düşündüm, ne çok şükrettim,
    ne çok şey hissettim Ağzım kulaklarımda her günümüzün
    üretmekle geçtiği, hizmet etmenin doyumunu her gün farklı şekilde
    yeniden yaşadığım işime geldim.
    Açtım bilgisayarı, güzel haberler vardır mutlaka dedim.
    Güneş bu kadar parlarken bu şehir bu kadar mis kokarken insanlar
    "kendilerine yaraşır" çok şey yaşamıştır,
    gazete okumalıyım, öğrenmeliyim insanların iyi, mutlu, gelişim, barış dolu haberlerini; mutluluğumu perçinlemek için dedim
    ve yenı güne merhaba
    sizede merhaba
#30.07.2010 13:06 0 0 0
  • noimage


    İçimdeki servetin güzellik dokusunu, satırların baş ucunda nakışlanışını ifadeleyiş rıhtımındayım. Haziran ayının yazlık, kavurucu havası iken her yıl, içinde ıslandığım, yağışıyla sırılsıklam olduğum o güzelim ve mis kokulu, sarmaş dolaş gezinen yağmur ile başbaşayım günün içindeki güzel gün ile. Sel gibi yerlerde dolaşan, demir parmaklarının örgüsü arasından bel kıvırarak aradan kaçıştığı yağmurlu güzel bir gün içerisindeyim. Havanın sinirlenip, canının öylesine sıkıldığı gün ortasında şimşekler ve gök gürültüsünün bir bestekarın bestelemiş olduğu bir müzik havasınlayım. Sesime ses ver dercesine, senfonisine kaptırmış müziğini seslendiriyordu. Ve, o güzel yağmurlu havada kısık bir ses havasıyla, dudak mırıldanışım başlar oldu. İçimden gelen ilham kaynağım ile dostumun yanına varana kadar, birkaç şarkı ve eskilerin parçasını mırıldandırdım. İçime bir anda yağmurun güzel kokusuyla mutluluğu sinmişti,
    birden umutlandım ve sevincin yüzlerimde gezindiğini farketmiştim. Bir de aklımda tasarlamış olduğum '' MUTLULUK '' adlı bir şiir oluştu. içeriğinde ise;

    Dost; ağlarken, gülüşürken,
    Severken sevinirken,
    Hayatı paylaşırken,
    Mutluluk senin olur.
    Mutsuzluk bitmiş olur.

    Bazen aç, bazen tok iken,
    '' HUZUR '' dolu günlerin var iken,
    Hayat ne güzel, ne güzel?
    Dostluk senle sonsuz iken,
    Mutluluk sonsuz olur,
    Umutlar hep seni bulur.
#30.07.2010 13:12 0 0 0
  • yüreğine sağlık
#30.07.2010 13:16 0 0 0
  • noimage


    Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yûsuf'un gözlerinin önüne,
    Yûsuf da insandı. İstek, insanın zaafıydı.
    Ama: "Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.
    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yûsuf, bu duasındaydı.

    Ve Yûsuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi
    "Rabbim! Bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et!
    Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yûsuf'a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri..
    Züleyha sılaya davet, ilk bakışta..
    Çünkü nefis, sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor..
    Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,
    İlk bakışta mavera ile kandırıyor..

    Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu, vera, ilk bakışta..

    Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka:
    Züleyha son bakışta..
    Üstelik Züleyha isteyici..
    Üstelik "Rabbinden bir işaret görmeseydi Yûsuf da onu isteyecekti"
    Yûsuf'un içinde işaretin gerçekleştirici gücü;
    Yûsuf içinde; "istememeyi isteyebileceği" işareti gördü..
    Yüzünü gök katlarına çevirdi de;
    "Rabbim dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,


    Karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa,
    Ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman
    Hâlâ koruman altında değil miyim,
    Suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?..


    Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım,
    gizli ya da aşikâr olan o meyil,
    Şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,
    Ki insan değil miyim?..
    Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum..
    Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha?.


    Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?.."


    Rabbim, dedi, Yûsuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha'yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et!..


    Katından bir esirgeme ver..
    Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır..
    Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar "yapma" ile değil "yaklaşma" emriyle başlar..
    Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha'nın ırmağına, yaklaştıktan sonra "yapmam" diyemem.
    Üstelik yaklaşırsam eğer, yapmamayı da artık dua edemem.


    Daha kolay olan "yapma!" değil, "yaklaşma!"..
    Öyleyse aslolan: "Yaklaşma!"..
    Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et!
    Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et!..


    Rabbim, diye devam etti Yûsuf duasına..

    İstemeyi istemek kadar,
    İstememeyi istemek te zor..
    Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam..


    Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-ı Umman'ı aşamam..
    Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür..
    Böyle dua edince Yûsuf, O'na Rabbinden bir işaret geldi..

    Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde..


    Masun ve masum olan Yûsuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi..


    Ve O iffet demekti..





    Nazan Bekiroglu
#30.07.2010 14:31 0 0 0
  • Dost; ağlarken, gülüşürken,
    Severken sevinirken,
    Hayatı paylaşırken,
    Mutluluk senin olur.
    Mutsuzluk bitmiş olur.


    paylaşım için teşekkürler
#30.07.2010 20:18 0 0 0
  • saol tşk ederim
#30.07.2010 21:19 0 0 0
  • çok gsl ellerine sağlık
#31.07.2010 00:31 0 0 0
  • emeğine sağLık
#01.08.2010 12:16 0 0 0
  • noimage


    Sevgili öğretmenim!
    Ben yaşamın kıyısında hayatı öğrenmeye çalışmaktayım. Ancak bu süreçte farkında olmadan belki bazı hatalarım olabilir.Çünkü davranışlarımın sonucunu değerlendirecek birikimden yoksunum.
    Kısacası ben acemi duygu sürücüsüyüm.

    Acemi şoförlerin kaza yapma olasılığı benim gibi duygularını yönlendirmede acemi olandan daha fazla değildir. Ben bu hususta siz deneyimli ve ehliyetli duygu ve düşünce sürücülerinden ders almak istiyorum.

    Hayat yolunda karşılaştığım sözde birçok ehliyetli duygu sürücüsü öğretmenim hatalı sollamalarla beni kazaya zorlamaktadır. Sanki hiç genç olmamışlar gibi bizim gençlik heyecanlarımıza oldukça sert karşılık vererek bizleri yoldan çıkarmaktadırlar.

    Biz gençler bir aynayız.

    Öğretmenim size nasıl davranılmasını isteniyorsanız öyle yaklaşılın. Kaşları çatık asık suratlı ve sert tutum farkında olmadan biz aynanızdan size yansır. Bunu inanın size bir kasıt nefret v e düşmanlık olduğu için yapmıyoruz.

    Dedim ya acemi duygu sürücüsüyüz işte ondan kaynaklanmaktadır.

    Geçen gün orta yaşlarda bir öğretmenim sınıfın içinde bana bir tokat attı. Sebebi ise sınıfta arkadaşımla konuşmamızmış. İlk tokadı yiyince çok kızdım. Kız ve erkek arkadaşlarımın yanında bu tokat bana sanki tsunami gibi geldi. Tüm benliğimi sarstı. Ancak buna rağmen yine de kendimi kontrol ettim. Ona "Öğretmenim yaşınız yaşıma yakın olsaydı bunun karşılığını verirdim" dedim.

    Söylediğim söz doğru muydu?

    Kendi kendime kaldığımda ve sağduyuyla düşündüğümde bunun gerçekten büyük bir yanlış olduğunu fark ettim. Ama o an ortam ve psikolojik durum beni istemediğim bir söz söylemeye sevk etti.

    Peki benim bu acemiliğime karşı ehliyetli duygu sürücüsü öğretmenim ne yaptı?

    Kendisinden hiç beklemediğim bir karşılık aldım. Engin anlayış hoşgörü ve empati beklerken yüzüme inmek için kalkan ikinci tokadın rüzgarıyla sarsıldım.

    Duygularım o an şarampole yuvarlandı.

    Bilincimi kaybetmişim. Demek ki insanlar kazaları bilinç kaybı yaşadıkları zamanlarda yapıyorlarmış. Birden ellerimin havaya kalktığını ve öğretmenimin elini tuttuğumun farkına vardım. Benim bu halimde bile sözleri bir fırtına gibi kulaklarımda esmekteydi. "Seni terbiyesiz ukala serseri bırak elimi! Seni disipline vereyim de dünyanın kaç bucak olduğunu gör!"

    Duygularım kontrolden çıkmış kaza yapmıştım.

    Sınıfın içinde öğretmenimle yaka yakaya gelmiştik. Arkadaşlarım bizi ayırdı. Öfkeden ne yaptığımı bilmiyordum. Kafamı duvarlara vuruyor kapıyı tekmeliyordum.

    Gürültümüze tüm okul ayağa kalkmıştı. Sınıflar boşalmış öğrenciler meraklı bakışlarıyla bizi seyrediyordu. Sevdiğim bir öğretmenim yanıma geldi. İlk önce biraz teselli verici sözler söyledi. Sonra da bu yaptığım davranışın sonuçları üzerine konuştu.

    O an itiraf etmesem de gerçekten çok üzülmüştüm. Bir öğretmene el kaldırmak olacak şey değildi. Duygularımın azizliğine uğradım. Duygularımın freni patladı irade direksiyonum yoldan çıktı. Bunun sonucunda okuldan tasdiknamemi verdiler. Okuldan ve arkadaşlarımdan yarıldığıma değil de öğretmenime yaptığım davranıştan dolayı çok üzüldüm.

    Ama bununla birlikte gençlerin acemi duygu sürücülülüğünün bilincinde olmayan bir yetişkin nasıl ehliyetli duygu sürücüsü olur diye de merak etmeden kendimi alamadım.


    ALİINTIDIR


#01.08.2010 12:47 0 0 0
  • çoK güzeL oLmuş
#01.08.2010 12:47 0 0 0
  • ilgin için tşk
#01.08.2010 12:54 0 0 0
  • RiCa ederm :(
#01.08.2010 12:58 0 0 0
  • noimage
    Kim ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. İnsan, yalnız ateşte yanmayı düşünse aklı gider, mum gibi olur.

    Âmir, vazife verdiği arkadaşa tam güvenmeli. Onun kendisinden daha kabiliyetli, ihlâslı olduğuna inanmalı. Bu zor iştir, ancak çok güzeldir. İşte mümin, böyle olur.

    İhtiyaçlar arttıkça, sıkıntılar da artar.

    Mürşid-i kâmilin tayin ettiği vekilinden ayrılmak, nifak ve hıyanet alametidir.

    Büyüklerin yolu, kimseyi düşman etmeme yoludur.

    Ehl-i dünya, zil zurna sarhoşa benzer. Akreple, yılanla beraber yatar kalkar. Zararlı olduklarını bilmez. Nasihat dinlemez. Tevbe etmeye zaman da bulamaz. Ölünce ayılır.

    Eshab-ı kiram öyle kimselerdi ki, Peygamber efendimizi bir kere görmekle her ilmi kazandılar. Kumaşın boyayı emdiği gibi. Ve onlara, her kim, hangi fen dalında ne sorduysa, tatmin edici cevaplar aldılar. Öyle ki, hayretten parmaklarını ısırdılar.

    ALLAH'Ü TEALA bir kulunu severse onu fakih yapar, daha da çok severse onu fıkhı yayıcı yapar.

    Büyüklerin üç vasfı:

    1- Hocalarını onlardan çok seven yok.

    2- Zamanı onlardan iyi değerlendiren yok.

    3- Vefalı olmakta onlardan ileri olan yok.

    Her an, insan karar veriyor. Bu kararına göre de, sevab veya günah yazılıyor.

    İşi bilen değil, peki diyen kıymetlidir.

    Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize kavuşmanın dışında şeref aramadılar. Kavuşmanın şerefi, şereflerin en yücesidir.

    Peygamber efendimiz anlatılmakla, İslamiyet anlatılmış olur.

    İnsan, cüz'i iradesiyle ne yapıyorsa, neyle meşgulse, alın yazısı odur. Herkes alın yazısının iktizasını [gereğini] yerine getirir.

    Büyüklerin kalbi, Cennetin kapısı gibidir. Büyüklerin kalbine giren, Cennete girmiş olur.

    Herkes bir sürünün çobanı gibidir. Çoban sürüsünden mesul olduğu gibi, her Müslüman da maiyetinden mesuldür. Bir kişi olsa bile.

    Büyükleri dinleyenler rahat ederler, hem dünyada hem de ahirette.

    Bir kulun faydasız şeylerle meşgul olması, ALLAH' Ü TEALA'nın onu sevmediğinin alametidir.

    Güler yüz, tatlı dil, hayâ ve edep, başarılı olmaya sebeptir.

    Bir insanın aklının kemali, dünyadan soğumasıyla anlaşılır.
#02.08.2010 12:04 0 0 0
  • noimage



    Dilbace


    Oradaydık hepimiz,müheyya bekliyorduk
    salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı
    gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli
    dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı
    külsüzdü ocak,tellal çarşısız
    ağzımız noksandı.
    Rımbaud`nun haberi yoktu Menelik`ten
    Nijinski delirmişti
    Mahler`in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha
    nehre Haşim annesiyle karanlık geceler
    bazı çıkardı
    zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız
    bekliyorduk;alnımızın çatında
    hepimizin bir çarpı.


    Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze
    verilmemiş birer söz
    daha hıç çıkılmamış
    birer iskeleydi bedenlerimiz
    alnımız birer sayıltı
    azalarımız yerli yerine çakılmamıştı
    bir çift göz,bır yumruk yürek arasında
    darma dumandık
    küşümle kapanırdı yüzümüz
    çünkü kazınmıştı oraya yekten
    başkalarına ait bir çarpı.


    Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
    Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
    Yokuşu göze almak mı? Niçin?
    Bir geçit
    nereye açılmak için gerekti bize?
    Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık:
    Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
    Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
    değil mi ki hepimizin
    işaretli ve yarım
    dünyaya sarkık.



    İsmet Özel
#03.08.2010 10:16 0 0 0
  • noimage
    HAYKIRIYORUM.

    Ulan Ölüyorum Diyorum Daha Fazla Nasıl Sevebilir Bir İnsan ? Ölüyorum !
    Aşık Olmuş Kudurmuştan Betermiş !
    Aynalar Bana Bakınca Anlıyorum !
    Sen İse Gidiyorsun Öyleyce...
    Beni Yarattığın Bir Enkaz Altında Bırakarak.
    Her Yerim Kana Bulanmışken.
    Adın Faili Mechule Karışarak.
    Gittiğini Anlıyorum da.
    Çok Şey Götürdün Benden!
    Anlıyorum Nefretine Giden o Adımın Yoklugunu.
    Anlıyorum Sol Yanındaki Boşlugu.
    Ama Anlatamıyorum Şu Yüreğime
    Sen Haykır Haykırabilirsen.
    En Mutlu Gününmüş Bugün
    Ama Bugün Benim İcimde
    Cenazeler Cıkartılıyor.
    Her Uvzum Alınıyor Tek Tek.
    İcimde İse Kalan Tek Yürek.
    Alma Diye Haykırıyorum.
    Sana Sevgim Ölsemde Bitmesin İstiyorum!
    Haykırıyorum Avazım Cıktığı Kadar.
    Zaman Bir Namlu Dayamış Şakağıma..
    Seni İstiyorum Son Kez Seni!
    Sen İse Tek Bildiğin Şeyi Yapıyorsun!
    Arkanı Döndügün Gibi Gidiyorsun Yoluna.
    Biliyor Musun?
    Ölüm Bile Acıdı O Anda.
    Sen Sen Niye Acımadın Bana!


    @ReaLiSt


#05.08.2010 11:20 0 0 0
  • noimage



    Sabaha çıktıktan sonra artık geçen geceye bakma. Çünkü şerri ve hayrı ile giden dünü değil bugünü yaşayacaksın. Farzet ki ömrün sadece birgün, o da bugün Bugün doğdun ve bugün Rabbine kavuşacaksın. Geçmişin kederi, geleceğin kaygısı ile ayağının sürçmesine müsaade etme. Bütün dikkatini, ihtimamını, çalışmanı, bugüne teksif et. Ömrünün bu son gününün namazlarını mutlak surette huşu içinde eda et! Kur'an'ı Kerim-i tedebbür ederek oku. Tesbihatını huzurda yapıyormuşçasına yap. Ahlakına, muamelatına dikkat et. İnsanlara faydalı olacak işler konusunda son derece azimli ve gayretli olarak gününü geçir. Bu son gününün saatlerini iyi kullan. Dakikalarını senelere, saniyelerini aylara dönüştür. Yüce Mevlayı çokça zikret. Bugün tarlana hep hayır ek. Günahlarından tövbe et. Kinden, hasetten uzak ol. Rızkına razı ol. Eşini, çocuklarını mutlu et. Kendin Ol - İmmea Olma



    Hiçbir zaman başkası olmaya gayret etme. Çünkü bu gerçekten sonsuz bir sıkıntı sebebidir. Adem aleyhisselamdan bugüne insanoğlundan biri diğeriyle aynı surette yaratılmamıştır. Sen özelsin. Geçmişte hiç kimse senin suretinde yaratılmadı. Bundan sonra da yaratılmayacak. Sen Ahmet'ten Mahmut'tan farklısın. Bu yüzden kendini başkasında diriltmeye kalkışma. Hayata 'sen' olarak atıl.
    Yaratıldığın gibi yaşa. Sesini, yürüyüşünü değiştirme. Senin özel bir tadın, rengin var. Seni bu tadınla, renginle tanıdık ve böyle görmek istiyoruz. Çünkü sen böyle yaratıldın.
    İbn Mes'ud (r.a.) bir gün arkadaşlarına:
    "Sakın herhangi biriniz "immea" olmasın!" dedi. Onların
    "Ey Eba Abdirrahman! İmmea da nedir?" diye sormaları üzerine de şunları söyledi:
    "İmmea "Ben halka bağlıyım. Onlar doğru yolda olurlarsa ben de doğru yolda olur; onlar dalalette (sapıklıkta) olursa ben de dalalette olurum" diyen kişidir. Allah'a yemin ederim ki halk tamamen kâfir olsa dahi siz kendinizi kâfir olmamak için zorlamak mecburiyetindesiniz."
    İnsanoğlu tabiatı itibariyle meyve ağaçları gibidir. Kimisi uzun kimisi kısa. Kimisi tatlı kimi ekşi. Muz gibiysen başka mevye olmaya gayret etme. Çünkü güzelliğin, değerin muz olmandadır. Renklerimizin, dillerimizin, güçlerimizin velhasıl tüm özelliklerimizin farklı oluşu Bari Teala'nın ayetlerinden bir ayettir.
    La-Tahzen / Üzülme
    Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.
    La-Tahzen / Üzülme
    Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.
    La-Tahzen / Üzülme
    Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.
    La-Tahzen / Üzülme
    Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O'nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.
    La-Tahzen / Üzülme
    Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah'n sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz" buyurmuyor mu?
    La-Tahzen / Üzülme
    Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.
    La-Tahzen / Üzülme
    İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.
    La-Tahzen / Üzülme
    Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince
#16.08.2010 23:38 0 0 0