Diziyi büyük zevkle izliyorum.. Tarihimize ya da değerlerimize aykırı hiç bişey görmedim..
Çok kaliteli bir iş yapılmış bi kere buna saygı duyulması lazım..
Her zaman olduğu gibi bir kesim daha hiç bişeyi görmeden halkın kafasında bir önyargı oluşturmaya çalıştı ve bunda az da olsa başarılı oldu..
Piyasada bu kadar kötü dizi varken ve insanlar bunları saatlerini bile kaçırmadan izlerken ve bu saçma sapan dizilerden birtakım insanlar köşeleri dönerken Türk Tarihi konu alınarak çekilen bir dizi iyi de olsa kötü de olsa anlamlı bir çaba olması açısından bence bu kadar acımasızca eleştirilmeyi hak etmiyor. Bir de bu kadar şanlı bir tarihe sahipken ve böyle her çabayı engellerken biz ne zaman eli yüzü düzgün bir tarih filmi çekebileceğiz diye endişe ediyorum açıkçası..
Bir takım korkularla böyle çabaların önüne geçmekten vazgeçmezsek kala kala Malkoçoğlu'na kalırız. Amerikalılar da Avrupalılar da içten içe bizle dalga geçerler adamlara bak 600 yıllık bi imparatorluktan çıkara çıkara Malkoçoğlu'nu çıkarabildiler diye..
Kanuni Sultan Süleyman'ı anlatan dizideki tarihi hataları konunun uzmanı anlattı. Doç.Dr. Mehmet Yaşar Ertaş, "İngiliz ve Fransa kraliyet ailelerinin hayatını alan filmler örnek olsun."
17 Ocak 2011 - 10:32Osmanlı İmparatorluğu konusunda bir çok araştırması ve yayını bulunan Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Yaşar Ertaş, Kanuni Sultan Süleyman'ı şehvet düşkünü gösterildiği gerekçesiyle protesto edilen "Muhteşem Yüzyıl" dizisindeki tarihi hataları anlattı.
Doç. Dr. Ertaş, halkın kahramanlarını bu şekilde göstermenin yanlış olduğunu vurguladı. Dizi hakkında çevresinden sürekli gelen sorular üzerine merak ettiği için yapıtı izlediğini anlatan Ertaş, Türk toplumunun ortak değeri olan Kanuni Sultan Süleyman'ın çok fazla yıpratılmaması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Ertaş, "Kanuni Sultan Süleyman bildiğimiz kadarıyla içki içmeyen bir padişah. Dizide içirdiklerinin şurup olduğu ifade edildi. İçkici padişah imgesi çizmek istemedikleri söylendi ama maalesef öyle görünüyor" dedi. Dizideki padişahın şehvet düşkünlüğü konusunu değerlendiren Ertaş, "Tarihsel kişilikler hakkında bu tür değerlendirmeler yapmak günümüzde çok kolay. Fakat Osmanlı haremini günümüzden yorumlamak zor tabi. Bu konuda Harem-i Hümayun adlı ABD'li yazarın bir kitabı var. Güzel bir kitap. Harem, Osmanlı sarayında sadece padişahların kadınlarla ilişki kurdukları bir mekan olmasının ötesinde hanedanın devamlılığını sağlamak amacıyla kurulmuş bir sistemdir. Padişahın babadan oğla geçtiği bir dönemde harem sistemi aynı zamanda hanedanın güvencesidir" dedi. Haremin sadece padişahın özel alanı olmadığını kaydeden Ertaş, "Harem imparatorluğun önemli bir sigortasıdır. Sadece cariyelerle birlikte olup eğlendikleri, ilişkiye girdikleri bir yer değil Osmanlı devlet düzenin önemli bir parçasıdır" diye konuştu.
"HAREM KIZLARI BU KADAR BASİT DEĞİL"
Haremle birlikte Osmanlı sarayında enderun kısmının olduğunu anlatan Ertaş, "Dizide en çok dikkatimi çeken en büyük yanlışlardan birisi padişahın çok yakınında olan Has Odabaşı İbrahim. Şimdi İbrahim'e bakıyorsunuz rahatlıkla padişahın hareminde gezebiliyor. Valide sultanın yanına gidiyor, cariyelerinde görüşüyor. Bunun Osmanlı sarayında mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Haremle enderun farklıdır. Enderun mensupları has odabaşı da olsa asla hareme giremezler. Has odabaşı geçen bölümde padişaha göz ucuyla diyor ki, "Bu akşamki konuğunuzu gönderiyim mi?" böyle bir şey mümkün değil. Tarihsel hataların en büyüğü bence harem ve enderun ayrımının yapılamaması" dedi. İngiliz ve Fransa kraliyet ailelerini konu edilen yapımlarda bu tür ilişkileri anlatan birçok film izlediğini belirten Ertaş, "Filmlerinde kraliyet ailesinin ağırlığını hissettiren, yüceltilmiş aile imajı çizdiklerini görüyorsunuz. Bu dizide en büyük eleştiri haremdeki cariyelerin çok basit kızlar olarak gösterilmesi. Alexandra alındıktan kısa süre sonra padişahın hizmetine verildi. Bu mümkün değil. Cariyeler Türkçe, din ve sanat öğretildikten sonra padişahın hizmetine verilir. İlk başta yatak hizmeti olmaz. Bu da bir sorun. Harem kızları basit çizilmiş, zarafetten uzak sokak ağzı ile konuşan. Halbuki haremde muazzam bir disiplin vardır. Bir imparatorun merkez devlet örgütlemesinde yer alan bir sistemin özelliğinden bahsediyorum. Sokak ağzı ile basit olmaları mümkün değil. Yeni alınan bir cariyenin 'Sülüman' diye bağırması imkansız" dedi.
"CARİYELER SARAY KÜLTÜRÜNÜ TAŞIYOR"
"Filmde tarihsel bağlamda koparılmalar olabilir" diyen Ertaş, şöyle konuştu: "Dikkat edilmesi gereken şu; cariyeler sadece yatak odasına sunulan kadınlar değildir. Onlar, o kadar iyi yetiştiriliyorlar ki gittikleri yerlere saray kültürünü yayıyorlardı. Cariyeler o dönem İstanbul kültürünü taşıyan önemli unsurlardı. Onun için kadınların biraz daha zarif, kibar, eğitimli bir imajla anlatılmaları gerekirdi. Kanuni Hürrem aşkı meşhurdur. Hürrem'in yazdığı mektuplara baktığınızda içindeki o kültürü görüyorsunuz. Kanuni şehvet düşkünü bir padişah, harem ise damızlık ihtiyaçlarının giderildiği bir kurum değil. Burası büyük bir dünya imparatorluğunun en önemli mekanıydı. Onun için biraz daha o ciddiyet verilmesi gerekirdi."
"ÖĞRENCİ ZİHNİNDE ÖNEMLİ PROBLEM YARATIR"
Tarihin anlatılmasında sinemanın çok daha etkili olduğunu düşündüğünü ifade eden Ertaş, "Tarihi kişiliklerin entrikaları, aşkları anlatılır ama en azından tarihsel gerçeklere uygun olmalı. Kanuni Sultan Süleyman yüz yıllar önce yaşamış bir kişilik ama önemli bir kahramandır. Kahramanların hikayesini tarihçiler bile yazmaz, bunu halk yazar. Halkın zihninde ürettiği kahraman gerçekçide olmayabilir ama bu halkın kahramanıdır. Dolaysıyla sanatçıların, sinemacıların bu konuda özen göstermesi lazım. Ortak değerlerin bu şekilde yıpratılmasını uygun bulmuyorum. Kanuni'de aşık oldu onunda şehvet duyguları vardı, ama bir imgesi var, imajı var. Bunu çok fazla yıkmamak lazım" diye konuştu. En fazla eleştirdiği konulardan birisinin Kanuni Sultan Süleyman'ı canlandıran Halit Ergenç olduğunu işaret eden Doç. Dr. Ertaş, "Kabadayı hissi veriyor. Halbuki bu kişi önemli eğitim almış büyük bir imparatorluğu yöneten hükümdar izlenimi uyandırması gerekir. Dizide bir kabadayı gibi resmedilmiş. İçki, şehvet ve diğer hatalarla böyle bir imge oluşturmanın öğrencilerin zihinlerinde önemli problemler yaratacağını düşünüyorum. Tarih bir inşa yöntemidir. Tarihle bir millet inşa edilir. Tarihle devletleri ayakta tutarız bence önemli kişiliklere olabildiğince saygı göstermek lazım" dedi.
ne kıyafatler ne olaylar nede oyuncular düzgün seçilmemiş kurgulanmamış ve ben romantik bir aşk dizisi izliyorum .benim tarihim ve atalarım böyle saçma sapan aşk dizilerine kahraman olamaz.özellikle yazının son bölümü çok dikkat çekici. gerçekten çocuklara yanlış mesajlar veriliyor.
Ay Kız Senin Atalarınında Hayatlarında Aşkları Oldu..1 Eş Değiş 3-4 Eş..
Tıpkı Kanuni Sultan Süleyman Gibi Hürreme Olan Aşkı Gibi..
Yavuz Sultan Selimin Türkmen Kızına Aşkı Gibi..
Tarihte Bir Tek Savaşlar, Muharebeler, Zaferler, Yenilgiler Olmadı İnsanlar Nasıl Bakmak İstiyorsa Öyle Bakıyor Hiç Birzaman O Tarihteki Kıyafetler Mekanlar Yerler Aynı Olmaz Ona Yakın Kullanılır Orda Kullanılan Tek Bir Broş Bile Özel Yapılmış Muhteşem Yüzyıl Ekibine Bravoki O Tarihe En Yakın Görselde Bir Dizi Çekilmiş Çokta Güzel..Kıymet Bilene
ben izliyorum tabiiki hatta her zamankinden daha dikkatli izliyorum izlemezsem fikir sahibi olamamki. ablacım istedikleri diziyi arzularına göre çevirsinler zaten yapıyorlar gıkım çıkmaz ama tarihe mal olmuş değerlerimizi romantik aşk dizilerine kahraman yapamazlar . yarında Atatürk'ün romantik aşk filmini izleriz yakındır oda..
Kahramanların hikayesini tarihçiler bile yazmaz, bunu halk yazar. Halkın zihninde ürettiği kahraman gerçekçide olmayabilir ama bu halkın kahramanıdır. Dolaysıyla sanatçıların, sinemacıların bu konuda özen göstermesi lazım. Ortak değerlerin bu şekilde yıpratılmasını uygun bulmuyorum.
halkın değerlerine herkesin saygılı olması lazımki kimliğimizi koruyabilelim
Kimse Romantik Aşk Dizisi Çekmiyorki.. Bu Bir Gerçek Sülayman Hürreme Aşık Olmuş Yaşanmış.. O Bir Kahraman Aşk Dizisine Konu Olmaz Vs. Gerçekten Ben Bunları Okuduğumda Gülüyorum Ozaman Süleyman Ve Hürremin Kitaplarıda Kaldırılsın Ordada Aşk Var Demekki Ordada Kahraman Aşk Kitabına Konu Oluyor..
Yaprak Dökümü Gibi Saçma Sapan Kızların Hali Belli Aşk-ı Memnu Gibi Kimin Eli Kimin Cebinde Belli Olmayan Bu Tür Dizilere Tepki Gösterilmiyor Neden ?
Zaten Halk Nasıl Görmek İstiyorsa O Şekilde Görüyor Tarihte Olanları Gerçek Tarihçiler Bilir Kimse Kapalı Kapılar Ardındakini Bilemez..Bu Bir Senaryodur Ve Gayet Başarılı..
Neden Kanuni, Atatürk Bunlar İnsan Değilmi Aşkları Olmadımı (Fikriye) Atatürk Ve Fikriye İle İlgili Bir Sürü Kitap Yayınlandı Utanılacak Şeylermi Veda Filmini İzledinmi ?
Atatürk'ün Sadece Fikriye Ve Latife Hanımdan Ziyade Makedonyalı Eleni Diye Bir Aşkı Vardı..
Sizler Bunlardan Utanıyorsanız Buyrun Utanın Bütün Tarihte Hem Sülaymanın Kahramanlıkları Hemde Aşkı Yazar..
Bu Dizinin En Başında Zaten Dendi Hürremle Birlikte Başlayacak Diye Tabi Ben Boşa Konuşuyorum Boşa Yazıyorum Buyrun Siz Kendinizce Görün Zaten Öyle Görüyorsunuz
Bu Konuda Burada Kapatıldı Mümkünse Bana Cevap Yazmayın..
size cevap yazmıycam, doğru herkes anlamak istediğini anlıyor.ama ben konuya yorumlarımı istediğim şekilde yazarım ablam burası bir forum sitesi olduğu müddetçe mümkünse benim yorumlarıma sizde cevap yazmayın ki bana cevap mecburiyeti doğmasın
Bu konuda Miss- Fenere katiliyorum. yaprak dokumu dizisi Resat Nuri Guntekinin " yaprak dokumu" romandan alindigi diye reklam olundu ama reyting var diye diziyi uzatmak icin romandan cok kenara ciktilar.Bu yazari ve romani kullanmak ve haksizlikdi bence.Simdi ekranlarda olan " hanimin ciftliyi" diziside romani ve yazari kullanarak gundeme geldi ama o dizidede romandan cok disari cikiyorlar.Bence asil boyle yalanci diziler ekranlardan kaldirilmali.
"Muhtesem yuzyil" dizisi dizidede soylendiyi gibi tarihden uyarlanmisdir. Halk soylentilerinden ve tarih kitaplarindan yola cikilarak senaryo yazilmisdir.Kitap okurken bile kahramani her kes kendi zihninde canlandirdigi gibi gorur.Kimse oldugu gibi goremez.
Gorulduyu gibi Dizi ekibi tarihi yansitmak icin elinden geleni ve bildiklerini yapiyor.Birileri daha iyisini yapa bilecekse o diyer caba gosterenleri elestirmek yerine kendinin cabalarini gostersin..konusmak kolay daha iyisini yapsinlarda gorelim .zaten her kesin istediyi en iyisi.ben bu dizyi hazirlayip sunanlarin emeklerini alkisliyorum sadece .
romandan uyarlama dizi ayrı, tarihi yansıtan dizi ayrıdır ben öle düşünüyorum.bir roman farklı şekilde yorumlanarak yansıtılabilir çünkü oradaki olaylar aslında gerçek değildir. haaa aşk ı memnu ve yaprak dökümü böylemi çevrilmeliydi bana göre de aslına uygun yapılsa daha etik olurdu. ancak tarihi olaylar farklıdır ve çok özen gerektirir. bizim tarihimizden kimse farklı yorumlar çıkartarak farklı senaryolar üretemez. kültürümüz, yaşananlar neyse aynısını yansıtmak zorundalar, yoksa böyle yoğun eleştiri alırlar. Padişahlarımız Atatürk'ümüzde insandı elbette sevmiştir aşk yaşamıştır olumlu yada olumsuz. bilinen olaylar vardır tabii, Kanuni Hürreme aşık olmuştur nikah kıymıştır falan. filimlerde bunlar belirtilir tanıtılır.ancak örneğin Kanuninin aşk gecelerinin gayet erotik şekilde canlandırılmasını abes görüyorum ve kınıyorum. aynı şekilde Atatürk'ün Fikriye ile yaşadığı aşkı herkes biliyor ancak onların aşk geceleri çevrilip burnumuzun içine sokulursa aynı şekilde kınarım ve ayıplarım
Dusuncelerine saygi duyuyorum.Bir romanda yazilanlar elbetde gercek deyildir ama o yazarin kendi hayal urunudur ve ona aitdir.Bir romani istediyin gibi yorumlaya bilirsin ama deyisdiremezsin .Onlar romani deyisidrip farkli sekilde sunuyorlar.Ama romandan esinlenerek uyarlanmisdir yazmiyorlar.Mesela "leyla ve Mecnun" kahramanini bir cok sair yazar kendi dusunduyu gibi yazmisdir. Onlarda keske kendi hayal urunlerini yazar oyle yazmis gibi sunmasaydilar..
Tarihide her ulke farkli soyleyip oyle olduguna insanlari inandirmaya calisiyor. Mesela simdiki liderlerde gun gelcek tarih olacak.Simdiki lider olan baskanlari her kes seviyormu -hayir.Sevenler iyi sevmeyenler kotu taraflarini one cikarmaya calisiyor.......
kanuninin ask gecelerinin abartilmasi konusunda sana hak veriyorum ama oda insanlarin sucu malesef boyle sahneler insanlar ilgi duydugu icin ve reytin artirdigi icin cok yer veriyorlar.Malesef bir cok kesim tarihi oldugu icin deyilde sirf ask sahneri icin seyr ediyor. Belkide bu dizi sadece savaslari anlatsaydi seyr edilemez ve kaldirilirdi .Simdi dizi ve ya film yaparken tek kayqilari insanlara bir mesaj vermek deyil sadece ne kadar insani ekran basina toplayip para kazana bilmek .
yasminim önemli klasiklerimiz elbette böyle çevrilmemeli bencede hiç etik değil , yazarlarımıza çok büyük saygısızlık.ancak halka karşı yapılan saygısızlık sadece o değil.bir dizi başlıyor beğeniyorsun vaktini ayırıp izliyorsun sonra 2-3 bölüm sonra hopp dizi kalkıyor neymiş çok izleyeni olmamış.ama ben izliyorum yaptıkları saygısızlığın farkında bile değiller reyting uğruna her şeyi yapar oldular.kimsede noluyor demiyor. ama bizim çok hassas noktalarımız vardır o noktalara dokunmasınlar o zaman bardak taşar artık.
"Küçük Sırlar: Gençler lise çağında olmalarına rağmen cüretkâr hayatları ve sınıf ayrılıklarına yapılan vurgu dikkat çekiyor. Lise öğrencilerinin okula lüks araçlarıyla; genç kızların abartılı makyajlarıyla gitmeleri, okul dolaplarında içki şişeleri bulundurmaları, okulda sevgilileri ile öpüşebilmeleri dikkat çekiyor. Varlıklı aile çocuklarının aynı koleje burslu olarak devameden başka bir öğrenciyi, "varoşcan" diye aşağılamaları da dikkat çekici.
Fatmagül'ün Suçu Ne: Daha birinci bölümünde sansasyonel bir şekilde dakikalarca adeta görsel bir duruma sokulan tecavüz sahnesi yaşanıyor. Bu sahne kullanılarak reyting planlaması yapılmakta, toplumsal bir yara amacından saptırılarak tamamen tecimsel bir amaca tahvil edilmektedir. Bu tür yapımlar değer yargılarını zaafa uğratmakla birlikte, yaşanan olayları ajite ederek yayıncılığa alet etmektedir.
Muhteşem Yüzyıl adı gibi muhteşem bir dizi.Umarım o kadar eleştiriye rağmen devam eder.Osmanlı tarihi kusursuz yaşanmış gibi kimseye yutturulamaz.Saçmalık diyenler herşeyi kusursuz görme çabasındalar.Oysaki o zamanlarda da gay padişah,içkiye sefaya düşkün hükümdarlar,tam tersine dinine bağlı padişahlarda vardı.Görmek isteyene.Fatmagülden Kızım Neredelerden,Küçük Sırlar gibi gençliği kimin eli kimin cebindeye itmekten çok daha güzel birşeyler vermeye çalışıyorlar.En azından ben biliyordum ama Hürrem ve Süleyman'ın hayatını bir kez daha okuduğuma gereği duydum bu dizi ile...a
Televizyonda işittiği hangi sözden sonra gerçekten korkmaya başladı? Aldığı tehditler nedeniyle son bir kaç haftadır nasıl bir cehennem yaşadı? Tartışmalar dizi ekibi üzerinde nasıl bir etki yarattı? Bu süreçte en çok kimlere kırıldı? Osmanlı hanedanının son üyeleriyle ilgili ne düşünüyor? Dizi tartışmalarının Sezen Aksu'ya kadar varması onu nasıl etkiledi?
Haftalarca tartışıldı 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi. Atalarımıza dil uzatıyor diye RTÜK'e rekor sayıda şikayet dilekçesi gitti. Siyasetçiler yayından kalkması gerektiğini söyledi, tarikat liderleri televizyondan tehdit savurdu. Artık korumasız dolaşamayan dizinin senaristi Meral Okay anlatıyor
Son birkaç haftanız nasıl geçti?
En büyük sıkıntı suskunluktu.
Niye susmak zorunda kaldınız?
Çünkü o ateşin ortasına o üslupla düşmemek lazım. Tartışmanın şekli makul değildi. Her şey sürreel gelişti. Şirazesinden çıkmıştı her şey. Akıl, mantık, vicdan bağlamlarında koparılmış bir hezeyanla karşı karşıyasınız.
Şaşırdınız mı?
Oranının bu boyutta olacağını tahmin etmemiştim. Tabii ki eleştiri olacaktır çünkü tarihi dizi bugüne kadar içine girilmemiş bir alandı. Her yeni işin getireceği yaratacağı kadar bir tartışma olur, eleştirilere de cevap verilir diye düşünüyordum. Daha dizinin fragmanları dönerken gayet organize bir biçimde bir infial yaratıldı. Yani benim cehennemim aslında dizi daha yayına çıkmadan 10 gün evvel başlamıştı.
Nasıl bir cehennem?
Aralıksız telefonlar, faks, e-mail, yapımcıya ve bana yönelik tehditler
Tehditlerin içeriği nedir?
Gururumuzla oynadınız, bizim atalarımız şarap içmez, kadın düşkünü değildir gibi. Böyle organize bir kampanya yürüdü.
Bu tehditler geldiğinde siz, yapım şirketi, oyuncular aranızda ne konuşuyorsunuz, ne oluyor?
Bir taraftan bunlar olurken öbür taraftan da 300 kişi işini yapmaya çalışıyor. Çünkü yayına çıkacak olan bir dizi var. Tehditlerden sonra arkadaşlarım güvenlik kordonu içerisinde iş yapmaya çalıştılar.
Durumun vahametine ekip olarak ne zaman vardınız?
Tabii onların vahamet eşiğiyle benimki farklı. O yüzden de bir sürü şeyi ne ben ne de yapımcımız ekibin geri kalanına yansıtmamaya çalıştık. Halbuki o sırada bana gelen hakaretlere dava açmakla meşguldum. Ne yapayım, kendimi korumak için hukuktan başka sığınacak yerim yoktu.
Bu arada RTÜK de halkın hassasiyetlerine uygun olmadığı gerekçesiyle ceza verdi değil mi?
RTÜK'e hiç kızmıyorum. Onlara daha dizi başlamadan 70 bin şikayet dilekçesi gelmiş, bir yılda aldıkları toplam şikayetten fazla. Uyarı vermekten başka çareleri yoktu. İşin tadı hedef gösterilmekle, vurun kahpeye statüsüne yükseltilmekle, çarmıha gerilmekle kaçıyor. Yani bana eski bir solcu olduğum için dinsiz, Allah'sız dediler, ancak Stalin'in hayatını dizi yaparsın sen dediler.
Kim diyor?
Televizyonlara çıkıp öfkeyle konuşan bir sürü gazeteci, tarihçi, kendini muhafazakar diye tanımlayan kişiler bu linç kampanyasını götürdüler. Ama bilmiyorlar ki ben oralardan yara almam.
Muhafazakârların dokunulmazı
Böyle bir lince maruz kalan bir insan ne hissediyor?
Önce donup kalıyor, dehşetle izliyorsunuz. Ben öyle kolay kolay korkmam ama memleketin siciline baktığımda da korkmamanın ahmaklık olacağına karar veriyorsunuz. Bu ülkede sabıkası olan hassas bir kalabalık var. Bunu bilip tedbirlerini alacaksınız. Bana bir şey olmaz dersen, bilhassa yaparlar. Bir akşam televizyonda çok makul olmayan bir tarikatın liderinin senin ölüm fermanını çıkarttığını duyuyorsun, yani ötesi var mı? O anda biraz içim cız etti ve hemen avukatı aradım.
Ne dediniz?
Avukatım önceden bana koruma talep etmemiz gerektiğini söylemişti, ben ancak o anda ikna oldum. "Uğur Mumcu da böyle işlerle uğraşmıştı, sonra ne olduğunu biliyoruz" cümlesini duyunca dedim ki tamam, artık koruma isteyelim.
Bütün bunların arasında bir de diziyi yazmaya nasıl devam ediyorsunuz?
Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor! Ne telefonum duruyor, ne mail'ler Bir taraftan 80 yaşında babam var. Panik içerisinde Ankara'dan arıyor "Evladım, orada bir şeyler oluyor, gelip başında durayım" "Babacım aman merak etme" diye onu teskin etmeye çalışıyorum. Türkiye'yi gayet iyi tanıyan emekli asker, hukukçu bir adam bu yani.
Can Dündar da Atatürk'ü anlattığı 'Mustafa' filmi yüzünden linç edildiğini söylemişti. Bu tahammülsüzlüğün sebebi ne olabilir diye düşündünüz mü?
'Yok öyle, burası Türkiye' zihniyeti. 'Muhteşem Yüzyıl'ın belli çevreleri rahatsız etmesinin altında neyin yattığını söyleyeyim: O kişiler üç tarihi kişiliği kendilerine referans alır: Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih Sultan Mehmet. Yavuz ve Kanuni üstelik halife. Yani onları dokunulmazlık alanından çıkarıp insana yaklaştırdığında problem çıkıyor. Yere indirmek, dünyevileştirmek meselesi.
'Mustafa' filminin tepki çekmesi de bu yüzden değil miydi?
Atatürk karanlıktan korkmazdı diyenler olmuştu
Korkar, korkmaz O anlı şanlı tarihi kimlikler aynı zamanda insan. Buradaki dayatma şu: Herkes tarihi tarikatların ve muhafazakarların algısına uygun biçimde algılamak zorunda. Onların saygı duydukları, dokunulmazları ve ağız birliğiyle nefret ettikleri tarihi karakterler var. Ki bizim dokunduğumuz yok, bir şey anlatıyoruz orada.
Siz niye böyle bir dizi yapmak istediniz?
Çocukluğumdan beri tarih okurum. Biz babamla elimizde tarih kitapları simülasyon yapardık. Tarih bizim evin içinde hep konuşulan, tartışılan bir konuydu. Aklım devşirdikten sonra daha derin okumalar yapmaya başladım ve gördüm ki 16'ncı yüzyıl hem Avrupa hem de bizim için çok önemli. O dönemin aktörlerinin hikayelerini okuyan, Pargalı İbrahim'le, Hürrem'le, Kanuni'yle tanışan bir senaristin bundan etkilenmemesi mümkün değil.
Amacınız o karakterlerin insani taraflarını mı göstermekti?
Tabii. O yönleri okudukça büyülendim ve onlarla yolculuk etmek istedim. Çünkü bir büyük 'power game'. Bir yandan Süleyman'ın çağdaşları da çok etkileyici. Şarlken, Henry Tudor, François Rönesans patlamış, dünya değişiyor Şimdi bunu nasıl yazmamazlık edersin.
Kadınsan iki misli katli vacip
Kadın olmanız da hikâyeye başka türlü bakmanıza sebep oldu mu?
Kesin. Tarih erkeklerin yazdığı bir şey. O yüzden de haremle ilgili çok az şey biliyoruz çünkü Avrupa saraylarında olduğu gibi Osmanlı sarayında da hareme girebilen tek erkek padişahın kendisiydi. Elde çeşitli bilgiler var ama çoğunluğu 'Olsa olsa şöyledir' diye anlatıyor haremi. 16'ncı yüzyıl haremi ancak idealize edilerek anlatılabilir ama benim idealize ettiğim şeyle bir muhafazakâr erkeğinki birbirini tutmuyor.
Ne gibi?
Ben oradaki gündelik hayatı başka türlü kurguluyorum, onlar zannediyor ki beş vakit namazın üstüne beş daha kılınıyor, dualar ediliyor. Onlara göre orası büyük bir ilim ve irfan yuvası. Elbette eğitim de var haremde çünkü kızlar şehzade yetiştirecek bilgi ve görgüye sahip olmalı. Öbür taraftan da haremdekilerin ne sesi çıkabilir, ne hakları ne de hukukları var. Kadınları köle statüsüne indirgeyen bir sistem var. Ama bunları görmek istemiyorlar.
Bu linç kültürünün ardında bir erkek zihniyeti mi var?
Elbette. Bu diziyi yazanın bir kadın olması çifte hakaret, çifte öfke doğuruyor. Türkiye'de bir erkeğe hakaret etmenin bir raconu vardır. Söz konusu bir kadınsa ama atış serbest, sınır yok, ölçü ne gezer. Bir de tabii hâlâ 'Elinin hamuruyla kutsal alana girdi' mantığı var. Hele bir de bu kadının geçmişinde solculuk filan varsa oh ne âlâ. İki misli katli vacip hale geliveriyorsun bir anda.
Sadece harem ya da Kanuni'nin elindeki kadeh mi rahatsızlık kaynağı?
Hayır, kafalarındaki yüce varlık bir insan olarak tasvir edildiğinde başarıları kadar başarısızlıkları da sergilenecek. Bana "Kanuni'nin oğlu şehzade Mustafa'yı ne zaman öldüreceksin?" diye soruyorlar mesela.
Ne diyorsunuz?
"Mustafa beş yaşında henüz, Tanrı ve iktidar izin verirse iki sezon sonra" diyorum. Çok korkuyorlar bundan. Paranoyanın temelinde bunlar var. Evlatları Mustafa ve Beyazıt'ı öldüren adam olarak ekranda görmek istemiyorlar Kanuni'yi. Bunlar cici hareketler değil çünkü. Ulusal bir kanalda 20 milyon kişinin izlemesini istemiyorlar.
Reytingler iyi, değil mi?
Gayet güzel. Sayılar her bölüm artıyor. Normal şartlarda böyle bir dizi başarılı kabul edilir ve ekip keyfini sürer değil mi? Maalesef olmuyor.
Oyuncular tedirgin mi?
Hayır, o kadar profesyonel oyuncular ki hiç yansıtmıyorlar. Yönetmenler Durul ve Yağmur (Taylan) da öyle. Birbirimizin sırtına dokunup 'Geçecek' diyerek atlatmaya çalışıyoruz.
Sizce geçer mi?
Bülent Arınç'ın Meclis'teki "Bu dizinin gereği yapılacaktır" sözleri bana biraz dizinin ölüm fermanı gibi gelmişti de...
Ayar vermeye çalıştı. Meclis'te MHP'li bir vekilin sorduğu tuzak soruyu yanıtladı aslında. Üstelik daha izlememişti de. Onunla irtibata geçildi, dizinin kopyaları gönderildi. Umarım izlemiştir.
Sezen'le ilişkime karıştırtmam
Cumhurbaşkanı Gül, "En azından tarih popüler oldu" dedi, bu tartışmanın faydaları da olmadı mı?
Evet, kitapçılarda Osmanlı dönemini anlatan kitaplar tükenmiş. Belki insanlar böylelikle daha çok saygı duyacaklar o tarihi kişiliklere.
Konuşulmak iyidir dediğiniz bir nokta oldu mu?
Burada ölçü çok kaçtı ama Ya, üç hafta 'Muhteşem Yüzyıl'dan başka hiç bir şey konuşulmadı. O arada tahliyeler oluyor, cayır cayır yasalar geçti, kimsenin umurunda değildi. Siyasetçilerin, hükümetin çok işine yaradı aslında.
Numan Kurtulmuş da öyle sitem etmiş, 'Başka konu mu kalmadı?' diye...
Ama kendi partisinin adamları Üsküdar Meydanı'nda kampanya yapıyordu, dizi kaldırılsın diye imza çadırları kurdular. Bu kampanya organize. Hangi dershanelerden hangi mesajların yollandığını da biliyorum ben. Hepsini savcılığa verdik.
Bütün bu tehditlerin kaynağı azgın bir azınlıktır diye umabilir miyiz?
Bilmiyorum. Valla televizyon son derece demokratik bir ortam, beğenmeyen çevirir kanalı olur biter. Ama anladığım kadarıyla beğenenler çoğunlukta. Bu arada artık bir diziye ceza vermek ya da yayından kaldırmak için RTÜK'e gerek kalmadı, Muhteşem Yüzyıl tartışılırken Meclis'ten Başbakan'a olağanüstü yetkiler veren bir yasa geçti. Milli menfaatlere aykırı gördüğü isterse senin yazını, benim dizimi, tek bir kelimeyle kaldırabilir.
Ama öyle bir durumda dava açabiliyorsunuz.
Evet ama önce kararı uygularlar. Sonra mahkemeye gidersin, yürütmeyi durdurma alırsın ama geçmiş olsun. Bitmiş gitmiştir. 'Muhteşem Yüzyıl'a verilen tepkinin binde biri bu yasaya verilmedi.
Tartışmanın Sezen Aksu'nun niye sizi desteklemediğine, referandumda evet oyu vermesine kadar gelmesine ne diyorsunuz?
'En yakın arkadaşının başına neler geldi, sen onu desteklemiyorsun' dediler. Ne kadar ayıp şeyler bunlar. Ya benim kardeşlik ilişkime karışmak kimin haddine? Sezen benim her dakika beraber olduğum canımın içi kardeşim. Ona çakmak için bir de bu olayı kullandılar.
Dizi için 'Aslında çok muhafazakâr, suya sabuna dokunmuyor' diyenler de var?
E ama Kanuni iktidara çıkalı daha sekiz ay oldu. Önümüzde 46 yıl var. Saçma bir kalıp ifade var herkeste: 'Ömrünün 46 yılını iktidarda geçirmiş, 13 büyük sefer yapmış, elinde kılıcı attan inmemiş adamı haremde gezdiriyorsun.' E bir durun daha. Ayrıca da biz başka türlü bir zaman akışı izlemek durumundayız. Yeri gelir bir günü iki bölüm yaparız, yeri gelir dört senelik sıçramalar yaparsın. Ki benim elim hızlı, sekiz ayı dört bölümde geçirdim. Bu sezon sonuna kadar beş yıl geçecek.
Dokuz yıl sürmeyecek herhalde dizi?
Olur mu canım! Bu sezon Mohaç seferiyle bitecek, sonra olaylar hızlanıyor. Kırılma noktaları olan olayları ve kahramanlar üzerine etkilerine yoğunlaşacağız. Drama böyle bir şey.
Aynı dönemin başka yüzünü anlatan meşhur 'Tudors' dizisi İngiltere'de infial yaratmış mı?
Hayır. Henry Tudor'a 21'inci yüzyılın gözüyle bakan seksi, güçlü bir dizi. Tudor'un bir kadın uğruna kiliseyle kavgası filan konu ediliyor. Bizde mümkün değil.
Ne bu, tarihiyle barışmamış ülke insanının psikolojisi mi bizdeki?
Valla çözemedim. Ama bu konuda dizilerin, filmlerin de artacağını düşünüyorum. 'Muhteşem Yüzyıl' bir eşik.
Huzurum kaçmasaydı, başka konu yazsaydım diyor musunuz?
Hayır. Canımın yandığı şey, vah benim emeklerime noktasında başlamıyor. Sorumlu olduğum bir ekip, milyonlarca dolar riske atan bir yapımcı, yayıncı kanal var. Ya onlar üzülmesin diyorum.
Sizin başınıza gelenin benzerlerini yaşayan besteciler, yazarlar bu ülkeyi terk etti veya bunu düşündü !
Onları anlıyorum ama ben hiçbir yere gitmiyorum. 12 Eylül'den sonra gitmemişim, şimdi mi gideceğim. Burası benim de ülkem. Beni küstüremezler çünkü arsızım. Arsızca seviyorum bu ülkeyi. Çok canımı yaksa bile. 50 yaşındayım, bu bir demokrasi mücadelesiyse bu ülkedeki kaçıncı sınavım. Bundan da geçerim. Sopamı yerim ama iki taşı da ben sektiririm. Yok öyle vazgeçmek.
En çok kırıldığınız şey neydi?
Valla kadın derneklerinin neredeyse tamamı aradı, 'Meral Hanım yanınızdayız' dedi. Üye olduğum MESAM ve MSG eve mektuplar, çiçekler gönderdi. Ama asıl bu mesleğin erbabı olanlardan, kurucularından da olduğum Senaryo Yazarları Derneği'nden çıt yok.
Nasıl?
Çıkıp da bir basın açıklaması, 'Dernek olarak meslektaşımıza yapılanı protesto ediyoruz' sözü yok. Ben loncanın, mesleğin onuruna inanırım, o yüzden bu süreçte beni en çok yaralayan meslektaşlarımın sessizliğiydi. Bu işler Taksim'de megafonla yürümekle olmuyor. Başbakan'a verilen yetkilerle gün gelecek sürelerini kısaltmak istediğiniz dizilerin hiçbirini yapamayacaksınız. Beni sevmek zorunda değilsiniz ama aynı mesleği yapıyoruz. Bu, temel hak ve özgürlüklerin savunulmasıdır.Beni hangi endişeyle yalnız bıraktıklarını anlıyorum ama saygı duymuyorum. Ben kendimi ve haysiyetimi bunca yıldır pekala korudum. Ama meslek ne olacak? Yönetmenler birliği, oyuncu birlikleri yoktular. Çünkü herkes verilen ayarı aldı. Bu kurşundan yara aldım ve kendime söz verdim: Meral, bunu unutmayacaksın. Unutturmayacağım kalbime. Benim bu sektörle kaçıncı yüzleşmemdir bu ya
O hanımefendinin ajandası başka
Hanedan ailesini temsil ettiğini söyleyen Abdülhamit'in torunu Adile Osmanoğlu da pek memnun değil galiba diziden?
Benim işimin bir kısmı da satır arası okumaktır. O hanımefendiye dokunan şey, bir hanedan ailesiyle ilgili benim gibi bir serfin yazıp çizmesi. Haddime mi! Zannediyorum o hâlâ bir başka hayalin peşinde, ajandası farklı. Bir gün bu hanedanın iade-i itibarlarını alarak daha etkin bir konuma gelmesinin hayalini kuruyor. Ama diğer hanedan üyelerini tenzih ederim, onlardan bu konuda hiçbir şikayet olmadı. O hanımefendi muhafazakâr kanatta üzerime gelenlerle aynı kelimeleri kullandı konuşurken. Onun o kanattan bazılarıyla ortak hareket ettiğini de biliyorum. Organize işler bunlar.