Dost

Son güncelleme: 12.05.2007 09:31
  • Alinti:

    Boyle Bir Dostunuz Oldu mu?

    Daima dusunceli idi.
    Susması konusmasindan uzun surerdi: luzumsuz yere
    konusmaz konustugunda ne fazla, ne de eksik soz kullanirdi.
    Dunya isleri icin kizmazdi. Kendi sahsi icin asla
    ofkelenmez ve oc almazdi.
    Kotu soz soylemezdi.
    Affediciligi tabii idi.
    Intikam almazdi.
    Dusmanlarini sadece affetmekle kalmaz, onlara seref ve deger de verirdi.
    Kendisini uc seyden alikoymustu:
    Kimseyle cekismezdi,cok konusmazdı, faydasiz bos seylerle ugrasmazdi.
    Umani, umutsuzluga düusurmezdi:hoslanmadigi bir sey hakkında susardı.
    Hic kimseyi ne yuzune karsi, ne de arkasindan kinamaz,ayiplamazdi, kimsenin kusurunu arastirmazdi.
    Kimseye hakkinda hayirli olmayan sozu soylemezdi.
    Yaninda en son konusani, ilk once konusan gibi dikkatli dinlerdi.
    Bir toplulukta bulundugu zaman bir seye gulerlerse O da guler, bir seye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.
    Gercege aykiri ovmeyi kabul etmezdi.
    Her zaman agirbasliydı.
    Konusurken cevresindekileri adeta kusatirdi.
    Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatli ve berrakti.
    Yururken beraberindekilerin gerisinde yururdu, ayaklarini yerden canlica kaldirir, iki yanina salinmaz, adimlarini genis atar, yuksek bir
    yerden iner gibi one dogru egilir vakar ve sukunetle rahatca yururdu.
    Kapisina yardim icin gelen kimseyi geri cevirmezdi.
    Bir gun kendisinden yasca kucuk bir dostunun omuzlarindan tutarak soyle demisti:"Sen dunyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yasa!"
    Her zaman huzunlu ve mutebbessim bir haletle dururdu,
    yuzunde daima isildayan bir parlaklik olurdu.
    Adet uzere sarf edilen hicbir kotu soz agzina almadi.
    Sikintili hallerinde kabalasmaz, bagirmazdi.
    Fakirlerle birlikte yerdi, oyle ki onlardan ayirt edilmezdi.
    Onune ne konulursa yerdi.
    Sade kiyafetler giyer,gosteristen hoslanmazdi.
    Konusurken yuzunu baska tarafa cevirmez, bulundugu mecliste ayricalikli bir yere oturmazdi.
    Sabahlari evinden cikarken soyle soylerdi: "Ilahi dogru yoldan sapmaktan ve saptirilmaktan, kanmaktan ve
    kandirilmaktan, haksizlik etmekten ve haksizliga maruz
    kalmaktan, saygisizlik etmekten ve saygisizliga ugramaktan sana siginirim."
    Siradan degildi: Siradan insanlar gibi yasadi.

    Iste O, Peygamber Efendimiz
    Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Idi...
    O'nun gibi olmak gercekten imkansız.Guzel ahlakin butun subeleri en mukemmel derecede Allah'ın habibinde toplanmış...ama Mevla O'nun dostlariyla dost olmamizi nasib etsin insallah...
    Selam ve dua ile...
#22.04.2006 12:31 0 0 0
  • DOSTLUK
      İnsanlar arasındaki samimiyet ve sevgiye dayalı bağlılık hali. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle tanımlanmıştır: " Mümin erkekler ve mimin kadınlar birbirlerinin dostudurlar." (et-Tevbe, 9/71) Dostluk, ancak Allah içindir. İslâm dışı bir gaye için dostluk kurulmaz. Allah, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklar: "Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan sakınma haliniz müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihâyet dönüş Allah'âdır." (Âli İmrân, 3/28) Allah düşmanlarını sevmek mümine yakışmaz; zaten kâfirler de müminleri sevmezler: "Ey iman edenler! Sizden olmayanı dost edinmeyin. Onlar sizi şaşırtmaktan geri kalmazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. Size âyetlerimizi açıkladık, eğer düşünürseniz." (Âli İmrân, 3/118) buyruğunda ve "Kâfirler de birbirlerinin dostudurlar." (el-Enfâl, 8/73) buyruğunda müminlere bu gerçekler hatırlatılmıştır. Müminler, birbirlerine kızıp da kâfirlere yönelemezler: "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmeyin." (en-Nisâ, 4/144) Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur: "İnsan, dostunun dinindedir. Bundan dolayı dost edineceği kişiye dikkat etsin." (Riyâzü's-Sâlihin, I, 398) "İnsan sevdiği ile beraberdir. " (Müslim, Birr, 161) Müminler birbiriyle dostluk yapmazlarsa ne olur?: "İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar. " (el-Enfâl, 8/73) Dünya hayatında her insanın onunla samimi olacağı, duygularını paylaşacağı, seveceği ve sevileceği görüş birliğinde bulunacağı dostlara ihtivacı vardır. Dostluklar, Allah rızası için ve çıkarsız olursa sürekli olur: Bir müminin genel olarak bütün müminlere dostluk göstermesi sünnettir. Ayrıca, ferd olarak her müminin en çok sevdiği, bağlandığı dostları, arkadaşları da bulunur. Hz. Muhammed (s.a.s.) ile Hz. Ebu Bekir arasındaki dostluk gibi... İslâmî dostluk kavramı, Batılı hayat tarzındaki dostluk kavramından apayrıdır. Çünkü bu dostluk, yüzeysel bir dostluk olmayıp, sorumluluk, ahde vefa, kendisi için istediğini kardeşi için de istemek gibi derin mânâlara sahiptir. Kur'ân-ı Kerim velâyet* kelimesi ile dostluğu, tek kelimede zikreder. Dostluk, velâyetin izahıdır ve müslümanlar velâyeti müslümanlara verirler. Bunun manası dostluğun getirdiği bütün maddî ve manevî sorumluluktur, birlikteliktir, yardımdır, sevgidir, kardeşliktir. Dostluğun itikâdî, amelî ve ahlâkî yönleri vardır. Dostluğun itikâdî yönlerini, yukardaki âyetlerde açıklandığı gibi, müslümanların tevhid* anlayışı belirler. Amer olarak, müslümanların birbirini sevmesi ve bir birliktelik oluşturmaları zorunludur. Cemaat, Allah'ın rahmetine rızasına, af ve mağfiretine, dünya ve âhiret mutluluğuna sebep olur. Ayrılık ise, yüzleri karartır, Allah'ın azâbını, çağrıştırır. Rasûlullah şöyle buyurur: "Üç konuda müslümanın kalbi kin tutmaz, hıyanet etmez: Amellerde ihlâs*, devlet adamlarına nasihat, cemaatten ayrılmama. " (İbn Mâce, Mukaddime, 18 Ebû Dâvûd, İlim,10; Tirmizî, İlim, 7; Ahmed b. Hanbel 111/225) Müslümanın sorumlu olduğu haklar ikidir: Allah hakları, kul hakları. Bunlar birbiriyle içiçedir. Dostluğun temeli sevgiye dayanır. Hiç kimse Allah'tan başka bir şeyi sevemez ve ondan başkasını mevla ve dost edinemez. Dost olarak Allah yeter. Müminler birbirlerini Allah rızası için severler. Kul, Allah'tan başkasına güvenirse, sonunda zararlı çıkar. Kim bir insanı bir üstünlüğünden, mevkiinden, güzelliğinden, asâletinden veya zenginliğinden dolayı seviyorsa bu sevgi çıkar amaçlıdır. Yapılanlar Allah rızası için olmayınca mutlaka bir çıkar içindir ve bu, insanı kötülüklere sürükler. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Zengine zenginliği için saygı duyan kimsenin dininin üçte biri gider" buyurmuştur. O halde müminler, en güzel ahlâk üzere olan Rasulullah'ı her insandan daha çok sevmedikçe tam mümin olamazlar. Başkalarına bel bağlayan zarardadır. Allah'ın hoşuna gitmeyeceğini bildiği halde insanlara şirin gözükmeye çalışmak imanın zayıflığındandır. Allah, salih kullarını dost edinir. Her kim, insanların kızması pahasına Allah'ı dost edinmekle onu razı ederse Allah o kimseyi insanların nazarında yüceltir. Kim de Allah'ın gazabına rağmen insanları razı ederse, artık onu Allah'ın azabından hiçbir şekilde kurtarmak mümkün olamaz. (Tirmizî, Zühd, 64) Demek ki, dostluğun itikâdî temeli budur. Bazan insanlar birbirlerine karşı haksız ve zalim olurlar. "Ancak bu şeytan dostlarını korkulu gösteriyor. " (Âli İmrân, 3/175) Şeytana uyanlar düşmanla dostluk kurar ve münâfık olur. Oysa, dostluk için ölmek de vardır: "Nice peygamberler var ki, beraberlerinde birçok rabbânîler savaş yaptılar da başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, güçsüzlük göstermediler, boyun eğmediler. " (Âli İmrân, 3/146) Cemaat dostluğu konusunda önemli bir konu da isim sorunudur. Müslümanın İslâm'dan başka bir adı yoktur. İsimlendirmeler sebebiyle dostluk göstermek veya düşmanlık yapmak müslümana yakışmaz. Öncelikle üstünlük takva ile olduğu gibi, Allah Kur'ân'da müslüman, mümin Allah'ın kulları diye ad koymuştur. Bir başka deyişle, müslümanların cehaletleri yüzünden meydana getirdikleri ad sorunu; mezhebe, tabi olunan imama, ırka, öndere, ideolojilere göre insanları dost-düşman diye ayırma sorunudur. Adı müslüman olmayan hiçbir inanç ve düşünce akımıyla dostluk kurulmaz; dostluk ancak akide ve inanç birliğinde sözkonusudur. Müminlerin içinde nefsine uyan öyle kimseler vardır ki, az bir menfaat karşılığında müşriklere meylederler. Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile böyle cazip dünyevi tekliflerle dostluk kurmak istemişlerdi de Allah onu korumuştu: "Onlar seni sana vahyettiğimizden çevirip başkasını uydurmayı ve bize atfetmeyi istediler ki, o zaman seni öz dost edineceklerdi. Biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, sen belki onlara biraz meyledecektin. " (el-İsra, 17/73-74) Müşriklerin bu metodu her zaman İslâm davetçilerine uygulanmaktadır. Her zaman İslâm davetçilerine nüfuz edip yolundan saptırmaya, dâvânın kuvvetini bozmaya çalışırlar. Şeytan birçok mü'mini bu yolla avlar ve bazıları rahatça kendilerini aldatarak müşriklerin dostluğuna yanaşır. Ne yazık ki tevhîdden çok uzaklarda bulunan çağdaş müslümanları kâfirler tek tek avlayarak İslâm ümmetini iyiden iyiye parçalamışlardır. Müslüman, kimle dostluk edecektir? Dostum diye hakikaten gösterebileceği kim veya kimler olabilir? Kur'ân'ı Kerim'in hakîki dostun Allah olduğunu belirtmesi bu dostluğun çerçevesini kesin olarak belirlemiştir. Sami ŞENER
#22.04.2006 14:57 0 0 0
  • Allah razı olsun
#12.05.2007 09:31 0 0 0