Mütevâzî olanı rahmet-i Rahman büyütür

Son güncelleme: 29.10.2010 08:45
  • Âyet-i kerîmede buyrulur:

    "Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler" (el-Furkân, 63)

    İdrîs -aleyhisselâm- bir nasîhatinde der ki:

    "Akıllı kimsenin mertebesi yükseldikçe tevâzû hâli artar."

    Ârif bir şâir de bu hakîkati şöyle nazma döker:
    Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât
    Mütevâzî olanı rahmet-i Rahman büyütür.

    "Tohum toprağa düşmedikçe filizlenip büyüyemez. Allâh'ın rahmeti de, kibirlileri değil, ancak mütevâzı olanları büyütüp yüceltir."

    Hazret-i Mevlânâ'nın şu beyânı da, böbürlenenlerin ve benlik iddiâsına kalkışanların, kazâ kılıcını kendi aleyhlerine tahrik ettiklerinin açık bir ifâdesidir: "Kılıç, boynu olan kişinin boynunu keser. Gölge ise yerlere serilmiştir. Boynu ve bedeni olmadığı için onun yaralanması ve kesilmesi de yoktur."

    Gurur, kibir ve ucub, ekseriyetle istîdatlı ve varlıklı insanlarda meydana gelir. Hâlbuki insana lutfedilen bütün nîmetler, iki uçlu bir bıçak gibidir. Yani hayra da, şerre de kullanılabilir. Bu itibarla maddî-mânevî istîdat ve zenginliklerin asıl ihtişâmı, cimrilik ve israftan uzak durup tevâzû ve cömertlikle imkânlarını muhtaçlara sarf edebilmektir.

    Mü'min dâimâ; "Kendime ne kadar, başkalarına ne kadar ALLAH rızâsı için sarf hâlindeyim?.." tefekkürü içinde olmalıdır.


#09.10.2010 07:04 0 0 0
  • noimage
#09.10.2010 07:55 0 0 0
  • Beynime mi girmek istersin, kalbime mi?...

    Bir büyük zat bir talebesine vazife verirken,
    "Beynime mi girmek istersin, kalbime mi girmek istersin?" diye sorar.
    Efendim, farkı ne diye sorunca,
    kalbime girersen ahirete kadar benimlesin. Beynime girersen yarın unutabilirim buyurur.
    Talebe bu sefer, efendim, kalbe girmenin şartı nedir diye sorar.
    Şartı ikidir: Kimseyi bana şikayet etmeyeceksin ve kimse de seni bana şikayet etmeyecek. Çünkü orada sen beni temsil ediyorsun, yolumuz almak değil vermek yoludur, yük olmak değil, yük almak yoludur. Sıkıntı vermek değil, sıkıntı çekmek yoludur. Hep sen sineye çek, kimseyi şikayet etme. Öyle yaşa, öyle hareket et ki kimse de seni şikayet etmesin.
    İnsanı Allahü teâlâ kendisi meşhur yapar, insanlara tanıtırsa onu muhafaza eder. Ama insanın kendisi meşhur olmak isterse afettir, felakettir.
    Bu yolun büyükleri kendilerine tâbi olanlardan gafil değildir.
    Büyükler göç ettikleri zaman ilimleri, ihsanları, feyzleri heybelerinde beraber gider. Dünyada bereket kalmaz.
    Büyüklerin talebeleri üç sınıftır:
    1.Hane halkı gibi
    2.Akraba gibi
    3.Komşular gibi.
    Aynanın karşısına mum koysanız, aynada mum gözükür, o da ışık verir. O aynanın karşısına başka bir ayna koysanız, o ayna da ışık verir. Dilediğiniz kadar ayna koyun, mum yine orada ışık vermeye devam eder. Asıl mum (kaynak) Peygamber efendimizdir. Büyükler Onu yansıtırlar.
    İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında müdara [insanları idare etme] yapamazlar. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek yüzünü dışa vurur. Yani, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hain hainliğini gösterir. Bu problemli zamanlar bir imtihandır. Ve dünyada hiçbir imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı çıkar, bazıları ise kalır.
    Hep gülmek iyi değil. Gün tevbe ve istigfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmez ise Allahü teâlânın kıymetini hiç bilmez.
    Bilenlerle çalışmak zor olur, sıkıntılı olur. Peki diyen, ihlaslı samimi kimselerle çalışmalı. Bir kimse ihlaslı ise, Allahü teâlâ daha sonra o işi yapma kabiliyetini de verir ona. Ve o da bilenlerden, ama ihlaslı bilenlerden olur.
    Müslüman, dinini, malını, namusunu, şerefini korumak için zengin olmak zorundadır. İsraf zaten haram, israftan kaçınmak zorundadır. Tasarruf etmek zorundadır.
    Peygamber efendimiz, "Ey Eshabım, fakirlik sizin için saadettir, ahir zamanda, ümmetim için zenginlik saadet olacaktır" buyurdu.

    (alıntı)
#29.10.2010 08:45 0 0 0