Konuşmuyorsan gerçekleri, dinlemiyorsan anlatılan hakikatleri, dillendiremiyorsan bile bile, sinikliğinden, menfaat hesapları yüzünden, olaylara bakıyorsan yüzeysel ve yüzünden; sen ruhsuzsun demektir.
İlini unutuyorsan, dilini kurutuyorsan, daima somurtuyorsan, iyiye çatıyor, kötüyü tutuyorsan; sözlerinin üstüne yatıyorsan; senin ruhun yok demektir.
Sabrı kendine yük görüyorsan, yalanı, yanlışı koruyor, bürüyorsan, koşar adımlarla batıla, bataklığa yürüyorsan; sen ruhsuz bir kişisin demektir.
Doğruları bilmiyor, hakikate gelmiyor, mazluma diş biliyorsan, beddualar alıyor, hayır işte en sonda kalıyorsan, harama gözü yumuk dalıyorsan; sen ruhunu harcadın demektir.
Ruhsuz olmak; belirsizlikler içerisinde eriyip yok olmaktır.
Ruhsuz olmak; toza, dumana karışıp bedenen ve fikren buharlaşmaktır.
Ruhsuz olmak; iradesini teslim eylemektir hasede, hırsa
Ruhsuz olmak; varlığı ile yokluğu arasındaki farkın iyice fulü hâle gelmesidir.
Ruhsuz olmak; sonu uçurum olan sevdalara yapışıp, sonunda apışıp kalmaktır.
Ruhsuz olanlara acımak mı lazım, kızmak mı?
Ruhsuz olanlara, yardımcı olmak mı lazım, yanlarından son hızla uzaklaşmak mı?
Ruhunu eritmiş, tüketmiş, bitirmiş, insanları ruhsuzluğu ile bezdirmiş, üzmüş kişilere dua mı eylemek gerekir, beddua beddua mı?
Ruhsuz olanları ruhsuzluğu ile baş başa mı bırakalım yoksa ruhlarını bulmaları için bir yol, yöntem mi öğretelim?