Hakkınızda sevgi hükmü verilmişse

Son güncelleme: 10.01.2011 20:29
  • Hatıralarını dinlediğimiz eğitim gönüllülerinin yaşadıklarına ve karşılaştıklarına baktıkça, haklarında göklerde "vüdd" vazedilenler (sevgi hükmü verilenler) için, onları dikkatle inceleyen müşahitlerin gönüllerinde muhabbet ve âşinâlık duygularının çimlendirildiği de fark ediliyor. İşte üç misal

    Doğan Coşkun Bey diyor ki:

    Başkurdistan'a gideli henüz bir ay olmuştu. Üniversiteye gidip geliyoruz. Yeni yeni dili ve çevreyi öğreniyoruz. Bir gün üniversiteye gittiğimde dekanımın Firdevs Hanım'ın sekreteri beni çağırdı. Baktım elinde bir zarf: "Sana mektup gelmiş Türkiye'den." dedi. Aldım üstünde sadece ismim yazılıydı, bir de bizim biraderin ismi; yani gönderenin. Başka bir şey yazılmamıştı. Daha sonra biradere sordum, "Abi, adresini bilmiyordum, o şekilde attım." demişti. O mektup bana nasıl ulaştı hâlâ çözemedim.

    Osman Zafer Çelik Bey ise şöyle diyor:

    1996 Eylül ayında Necip Bey ve Eba Müslüm beylerle beraber Ufa'ya geldik. Ertesi gün hemen derse girmeye başladık. Okulun sosyoloğu Roza Apay (Abla) vardı. Bizi her görüşünde gözleri dolar, selam verir, bir şeyler söylemek ister, ama kelimeler boğazında düğümlenir söyleyemezdi. Bir gün akşam etüdünde Necip Bey'le sınıfları gezerken koridorda karşılaştık ve cesaretini toplayıp, Başkurtça, "Çocuklarım, ben sizleri çok seviyorum, sizler benim evlatlarımsınız. Size ve devletinize, bu zor günlerimizde bize yardım ettiğinizden dolayı çok teşekkür ederim. Size gönülden teşekkür ederiz." dedi. Necip Bey ve ben de ağlamamak için kendimizi zor tutuyorduk. Ben ağlamamak için dudağımı o kadar ısırdım ki dudağım kanadı, yara oldu. Hey gidi günler!

    Sedat Tozluk Bey ise şunları anlatıyor:

    Bizim bir Lale Apayımız (Ablamız) vardı. Her meselede yanımızda. Ne kadar da şefkatliydi bize. Çok seviyordu bizi. En son insanın içini rahatlatan sesini, eşinin vefatından dolayı duymak nasip oldu. Talat Abi'yi kaybetmiştik. Enderun beyefendisi bir yapısı vardı, Talat abinin. Lale Apay da tam ona göre bir eşti. Aile de zaten hoş bir yapıya sahipti.

    Neftekamsk'ın üstünden kara bulutların dağılmadığı zamanlardı. Yurt müdüriyetinde oturmuş düşünüyordum. Dalmış gitmiştim. Problemler art arda inmişti Neftekamska'nın üstüne sanki. Tam bu esnada Lale Apay girdi içeri. Sessizce yanıma oturdu. Neftekamsk hakkında medyada çıkan yalan haberleri okumuş, dinlemiş. "Neden, dedi, Sedat? Niye?" Birden o sessiz kadın kalktı ayağa. Hem ağlayarak, hem de bir şey yapamamanın verdiği ızdırapla iki büklüm; "Siz, dedi, bizim çocuklarımızı eğitmeye, onlara ilim, bilim ve ahlak vermeye geldiniz. Sizin bir başka gaye ve hedefiniz yok. Bunlar nasıl insanlar? Ne yapmaya çalışıyorlar? Ben, size şahitlik edeceğim. Hem burada, hem ötede inşaallah. Şimdi de gideceğim Neftekamsk için imza toplayıp dilekçe yazacağım. Görecek onlar." dedi ve çıktı.

    Evet gönüllere sevgi atılınca en ağır şartlarda bile kendisini işte böyle gösterir.

    Ben şoke olmuştum. Ağlıyordu. Izdıraplıydı Lale Apay. Yalan haberler canını çok sıkmıştı Lale Apayımızın. Benim hüzünlü yüklerim kalkmıştı üzerimden. Hafiflemiştim nedense. Lale Apayımız tabii bir şey yapamadı ama, onun o hali içimize su serpmişti. Bir şey yapamasa da ızdırabı yeterdi

    Eğitim gönüllülerimizin bu çektikleri hiçbir zaman boşa gitmeyecektir. Günü gelince, inşaallah ızdırap çiçeklerinin nasıl meyveler vereceğini göreceğiz

    Abdullah Aymaz
#10.01.2011 20:29 0 0 0