BİR DOSTU OLMALI İNSANIN
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu ...olmalı insanın...
“Nereden çıktın bu vakitte” dememeli,
Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
Gözünün dilini bilmeli, dinlemeli, sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden,
Mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında;
Sen her daim onun orada olduğunu hissetmelisin
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli,
Kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kollarıyla,
Dalları bitkin başına omuz,
Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli,
En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin.
Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz.
Onca dalkavuk arasında bir tek o,
Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece,
Asıl yuhalandığında da yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli âlem içinde, baş başayken sövmeli.
Ve sen, öyle güvenmelisin ki ona övdüğünde de sövdüğünde de
Bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının,
Günahlarının yegâne sahibi.
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş,
Göz bebekleri bulutlandığında, fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış,
İki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
Parkurun bütün zorluklarına rağmen,
"Dostluğumuzu koruyabildik,
Acıları birlikte göğüsledik ya
Yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda,
Küçücük bir kâğıda yazdığımız
Kısa ama ümitvarî bir yazıyı
Yüreğe benzer bir taşa bağlayıp
Birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz.
"Bunu da aşacağız! Bir Dost"
dostluk adına - dostluk nedir - dostluğun önemi"Arkadaşının adını vermemek için falakalarda ayaklarını parçalamış kuşak, "Kim gitsin" yarışmalarında arkadaşının adını bülbül gibi şakıyarak gönderen kuşağa en az on namus yılı uzaktaydı" diyor Gani Müjde bir yazısında...
Amerikan filmlerinde kendisine silah doğrultan bir yabancıya "Hey dostum, senin sorunun ne!" diye bağıran aktörün dostluk deyimi de şimdilik bir kaç Amerikan yılı uzaklıkta...
Kendi çıkarını önde tutmanın en akıllıca yol, başarıya ulaşmak için de her yolun mubah olduğu bir kültür devriminde dostluğun bu tarz kullanımlarına rastlamamıza az kaldı...
Oysa hepimiz, Can Dündar'ın belirttiği tarzda "bir dost "a sahip olmak istemiyor muyuz? Böyle bir dosta kim "hayır" diyebilir? Peki, aramızdan kaçı dostumuzun "bir dost u olabildik?
Kötü günümüzde yanımızda olmasını, sıkıntılarımızı paylaşmasını istediğimiz dostlarımızın kötü günlerinde ne kadar yanında olabildik?
Dostluklarımızın temelini bencil çıkarlarımız üzerine kurmadan; sevgi, saygı ve beklemeden vermeye dayandığını ne kadar kavrayabildik?
Aynı zaman ve mekanları paylaşan kişiler, yaşamın kendilerine hazırladığı bin bir çeşit oyununun test aşamalarından geçmedikçe ve evrensel ortak değer yargılarını içlerinde hissetmedikçe diğeri hakkında "benim dostumdur" sonucuna nasıl varabilir?
Tüketim toplumlarının hızlandırılmış, standartlaştırılmış ve sıradanlaştırılmış ilişkilerinde dostluklar da devalüe ediliyor... Bunun sonucunda dostu olamadığımız dostlarımızın attıkları "dost kazıkları" da her geçen gün tecrübe hanemizdeki yerini alıyor...
"An"ların paylaşımı dostlukların verimli toprağı... Okulda, askerde, işyerinde, hapishanede yaşamımızın anlarını paylaştığımız bu toprağa dostluk tohumlarını serpebildik mi?
Anların paylaşımını sevgi, saygı ve beklemeden verme ile besleyip filizlenmeyi izleyebildik mi, yoksa susuzluktan kuruyup çürümeye mi bıraktık?
Anların paylaşımına ekilen tohumlar, evrensel değer meyvelerini verdi mi, yoksa tek ortak yanımız aynı topraklar üzerinde bulunmak mı oldu?
Dostlar arasındaki bir sohbette uzun süreli dostlukların "karşılıklı karşılık beklemeden verme" üzerine kurulu olduğunu belirttiğimde önce çelişkiye düştüğüm zannedildi. Oysa hiç bir çelişki yoktu...
Dostlar birbirlerine karşılık beklemeden vereceklerdi ama bu düşünce tarzı tüm taraflarda olacaktı...
Eğer her iki taraf da karşılık bekliyor ise bunun adı dostluk değil, olsa olsa bir iş ilişkisi olurdu...
Taraflardan sadece birinin karşılık beklemeden verdiği bir ilişki de ancak bir sömürü düzeni olarak tanımlanabilirdi ki, bunun uzun sürmesi olanaksızdı...
Her iki taraf da bir kez karşılık beklemeden verme düşüncesine sahip olunca, en azından bu düşünceleri karşılık görecek ve kurulan dostluklar da sağlam bir temel üzerinde zamanın aşındırıcı etkisine rağmen dimdik ayakta kalmayı başarabilecekti...
Dostlarımızın dostu olabilmemiz dileğiyle.
Senin için uykusundan olan
Sen ağlarken gülmeyen
Seni mutlu etmek için herşeyden vazgeçen
Gece geç saatte aradığında neden rahatsız ettiğini soran değil neden daha önce aramadığını soran
Senin için sevmediği şeylere katlanan
Yağmura aldırmadan seninle dışarda sabahlayan
Mutlu anlarından çok zor anlarında yanında olan
Derdini dinleyen değil çözümler arayan
Konuşurken kıyafetine saçına değil gözlerine bakan
Sen dertliyken kendi derdini unutan kişidir
"Gerçek dost yıldızlar gibidir Sadece geceleri ortaya çıkar