Bir peri dolaşıyor her gece damarlarımda...
Karanlık odamda mum ışığım...
Kendi dünyasında saklambaç oynuyor çocuk yüzüyle...
Beyaz pudradan teni...
Isıtılası soğuk elleri...
Peri bir gece kaldırımda bir çiğ tanesi sanki...
Üzerine basacağım diye ödüm kopuyor...
Ve belki bir daha göremeyeceğim diye kadere sitemim...
Bir saklı düş yaşıyor peri, mantığının peşinde...
Oysa her aşk mantığın ta kendisidir...
Söylemiyor kimse periye, seveni arama zaten buradalar...
Ben söylüyorum inanmıyor...
Ölüm gerekiyor kollarında belki...
Belki son bir nefesimde çiğ çöz yaşlarıyla uyuyakalırdım sonsuzluğa...
O zaman inanırmıydı ki dersin sevdamın sesine...
Her seferinde kaç defa da olsa vazgeçtim desem...
Seni ağzımla dilimle değil kalbimle sevdim peri...
Senden vazgeçtiğimi gözlerimden duyman gerekir...
Oyun değil, gerçeğin ta kendisi...
Peri üşüyor diye rüzgara, doğaya ve hatta tanrıya kızmak...
Elleri soğukta kurur diye kendi kendime söylenmek...
Kaçmak istediğim herşeyden kaçmak onun varlığıyla...
Hayatımın asıl merkezine koymak onu ellerimle...
Sonra gözümden sakınmak, belki delice...
Peri bir sokak arasında bir binanın yanında aşkını ilan etti bana...
Peri zamanı gösterdi, akrep yelkovan periyi...
Tutulamayan sözlerimmi kaldı geride, geleceğe dönük ümitlerimmi...
O gece orada karanlıkta şubatta tuttu elimi soğuk elleriyle...
Ve ben yaşadım bir kez daha soğuktan duran kan dolaşımımla...
Peri gitmeseydi belki o gece...
Hala ilk şubatımız, ilk doğum günümüzde olurdu onunda ocağın gözlerinin...
Peri her cümlemde saklı her hafte...
Belki bazen baş harfi, belki bazen pudradan soğuk elleri...
Belki gül kurusu dudakları... Ah o gözleri...
Peri bir gece yine saklandı... Oyun sandı...
Bir örümcek ağlarını ördü, gün saydı...
Peri gitti...
Ahlarıma telaşlarıma ekledim hayatın yorgunluğunu...
Uyuyormuşum meğer, daha çok uyudum...
Yine de günler geçmedi koskoca ömrümden... Ama geçmese bile günleri hep kaybettim... Periyi kaybettiğim gibi...
Uzaklarda da değilsin, belki tek sorun... Aslında seni görememek değil sorun, seni görme ihtimali... Ben her gün şehirine ayak bastığımda seni görebilme ihtimali beni en çok korkutan... Ve eş dost bana birşeyler anlatırken adın, sanın geçecek diye herhangi bir cümlede korkuyorum... Belki sende biliyorsundur bu korkuyu, yaşamayan bilemez çünkü... Yaşadıkça, yaşlandıkça yavaş yavaş, acıta acıta öğreneceğim bir korku bu... Ölüm ne demek bilmiyorum, hiç ölmedim, ama bu korku bazen ölümden beter geliyor bana... Yaşayarak acımak camdan yansıyan yüzüme... Yakından bakamadığım onca insan silüetinden birisisin sen muhtemelen... Muhtemelen başka aşklara yelken açtın... Muhtemelen artık sende ben yokum... Üzücü olan da bu aslında, içimde gezen sen ve seni bir görsem uzaklarda... Yavan kuru kuruya içimden geçen bir hasrettir seninle ilgili yaşadıklarım, ben ağlayamam çünkü... İçim ağlar, içim de de tek damla göz yaşım yok, her defasında kanıyorum... Yokluğun öldürüyor beni, sen o peri yüzünle kimlere gülüyorsun... Acımasız bir kalleş gibi sırtımdan bıçaklıyorlar beni senin gibi, aslında biraz da alıştım ama yine de senin bıçağın acıtıyor hala canımı... Her ayrıntı kafamda anlamsızca şekillenirken, ki ben seni unutmak için gırtlak gırtlağa hayallerinle her gece... Ben ki ömrümü yanında geçirmek için yalan rüyalara yatmışım... Ben ki en çok seni sevmişim, ben ki nice hayallerle kurmuşum geleceği... Sen neredesin peki... Hangi yalan rüzgarını daha savuruyorsun saçlarınla... Hangi intikamı kimden alıyorsun... Hangi hançerin bu sırtımdaki, hangi ölümü öngörüyorsun hala bana... Hangi başlangıçlarını kutluyorsun benim bitişimle... Artık beni hangi acı biriktirir, hangi hançer acıtır canımı, hangi aşk senin gibi yaralar ömrümü, hangi ölümde derman ararım... Nasıl bir sona başladım Allah ım nasıl bir acıya bulaştım... İçinden geçen nasıl bir şeytandır acımdan seviç yarattı... Her defasında döneceksin diye umutla bekleyip hasretimi hançerliyorum... Gözün doluyor gözümde, ben hala acılarıma ağlayamıyorum...
Saatin sesi tek tek darbeler ömürümü, yabancı bir hayata bürünür senden kalan kimliğim... Aslında herkes tanır beni, yani beni tanısınlar diye her gün taktığım bu aynı maske... Yüzüm aynada binparça, kendime acımakla geçer zamanlarım... Yine de senin yaptığını yapmam beni maskara etmem eşe dosta, acılarımdan sıyrılıp bir maske daha takarak başlarım hayata... Hayal falan da kurmam öyle, yalnızlığımı çizerim sadece senden kalan kader defterine... Gözüm görmesede başkasını, bir maskede ona takarım sen diye... Bir maskenin önünde, başka bir maskenin arkasında geçer sensiz günler... Ben artık sadece kendimi kandırmam, artık düşmanım olur taktığım maskelerin arkasındakiler... İntikam alır gibi bir bir, senin hesabını sorarım sahte yüzlere... Ve her gece hesap veririm vicdanıma... Sen anlamazsın, ufaksın daha... Kim bilir kaç kez yıktım hayallerini, kim bilir kaç kadehe meze yaptım kanımda... Kim bilir kaç kez lanetler yağdırdım, hakaretler ettim defalarca... Bazen unutup maskemi takmayı, ben sen oldum... Ben sen oldum ve sen artık hiçkimse... Ben ağlayamam, sende ağlama... Şarkılarda söyledikleri gibi...
"Ben yazarken ağladım, sen okurken ağlama"
O kadar çok yazdımki seni...
O kadar çok anlattım ki kendime...
Şimdi en başa dönebilmek için neler vermezdim...
Senden aşkından kaçarken nereye koştuğumu bilseydim...
Yeniden senin yanında olabilmekti oysa tek ümidim...
Bir masalmış gibi, güzel bir hikaye gibi aklımda her saniyen...
Her harf ağzından düşen, her gülücük gözlerinin içinden...
Ben sana bakarken gülmeyi özledim...
Sıcaklığınla kavrulmayı deli gibi bir de...
Gidince benden bir ben çıktı peri, geride hiçbirşey kalmadı...
Artık yazacak pek birşeyde kalmadı...
Artık umudumda yok...
Bitti işte, halsiz, yorgun duruyor ruhum bedenimin önünde...
Kendimi izliyorum saçma sapan...
Biraz hayat biraz para...
Hiçbirşey gitmeni sağlamıyor aklımdan...
Hiçbir yol bitmiyor...
Sana neden gelemediğimi bir bilebilseydin...
Artık beni bulamayacaksın... Göremeyeceksin...
Ve ben artık seni daha fazla seveceğim...
Biten bir tek benim... Aşkın sonsuza dek yaşanacak...
Çaresiz bu sürgün, ömür boyu...
Bir güneş, bir yakamoz hayallerin...
Siyah beyaz ve dünden kalma herşey...
Ucuz şarap gibi yokluğun yudum yudum...
Çiğ kalmış umutlarımız yarınlara...
Biz geç kalmışız, erken koyulmuş acılar yollara...
Mabedi aşk ve tutku sevdamızın...
Ölümcül yaralar açılmış ruhumuzda...
Adını sen koy şimdi bu ayrılığın...
Gücümüz yetene kadar sustuk sevdamızı...
Şimdi söylenecek daha çok şey var aklımızda...
Planlarımız suya düşmüş yorgun akşamlarda...
Deniz almış götürmüş gözlerini...
Orada bıraktığımız yerde bir sevda var besbelli...
Aranıyor da bulunamıyor, bulunca insan çabuk kaybediyor...
Göz göre göre yokluğun, acıların...
Her gün kalbimden bir parça daha götürüyor hasretin...
Benki paslı bir bıçakla ellerimde cinayetin...
Adını sen koy bu gidişin, bu yokoluşun...
Parça parça, zehir gibi senden sonra günler...
Yüzümüzde eyvahlarımız var...
Sinemalarda aşk... Ve perde perde gözyaşımız...
Özlenecek kadar sevmişiz demekki...
Özleyeceğim kadar vermişsin kendini bana...
Şimdi bu boşluk kalbimin silüetinde...
Ve bu hicaz nağme nağme...
Teker teker silinecek izler...
Ve zaman affetmeyecek...
Ama ben seni hep seveceğim okyanus gözlü dilberim...
Hayatı birbirine katıyor bu yokluk,
Bu karışık akılalmaz gönül oyunları,
Çoğu zaman kendine bile inanmıyorsun,
Hep yalancı bir yerlerde kader,
Hep sürgün bu gönül senin yollarında,
Olmadığın her yer hala bana ızdırapken,
Cehenneme adım adım yaklaşıyorum her an,
Bitecek diye beklerken bitmemeye direniyor,
Sanki her an her dakika yeniden başlıyor,
Öfekelenip kızsamda kendime ve bildiğim her şeye,
Korkma hala seni seviyorum, hala seninleyim...
Bir daha sevmemek değil aslında amacım,
Sadece seni sevmek, tekrar tekrar ve sonra tekrar seni sevmek,
Zaten yeni başlamışken bunca sevmeye,
Hayatımın boşluklarını onca doldurmuşken okyanus gözlerinle,
Şimdi aynı boşluklarda kahırın var, yokluğunun kalbimde bıraktığı vazgeçilmez hezimeti,
Her an her dakika nağme nağme yokolurken ben,
Öylece sarılıyorum bir tek resmine,
Bana aşık bıraktığın tek kareye her defasında,
Gitmeye yakın, dönmeye geç, sevmeye mahkumuz,
Her günümüzde damla damla yokoluyoruz,
Göz göre göre, bile bile sevdayı,
Biz acemiler bu kadar kolay savuruyoruz...
Bir daha sevmemeye yemin edep çocukca,
Aşkın bize bıraktığı parmaklıkların arkasında saklanıyoruz hayattan...
Yol görünür uzaktan, uzaklara yarenlik yaparım...
Son görünür ufuktan, ufuklara dilekler tutarım...
Ne söylesen alınmaz deli gönül, ne anlatsan boş yarım aklınla...
Gider kendini yaman bir sevdaya vurur, tutamazsın bile...
Hani tutsan bile alır seni de götürür...
Bu yüzden işte şarkılar daha anlamlı, filmlerin, şiirlerin ruhu oluverir birden...
Alacakaranlıkta da yakamozdada sevda kendini dinlettirir sana...
Dinlediğin bir müzk tınısı, bir sözün anlamı değildir aslında...
İnsanoğlu ne isterse onu duyar radyodan, televizyondan...
Neyi istiyorsa onu alır, kitaplardan...
Sevda bu ya giderken bütün hesapları kapatmalı bir bir aslında...
Geride yarım bir aşk kalmamalı, yani eskisi silinmeli lugattan...
Yeni sevdalar eskileri aratmaması gerektiği için unutulmalı eskiler...
İçime garip bir hüzün çöksede çoğunda bu bitmek bilmez yolların,
Kitaplara da bu kadar küsülürmü veya insanlara...
Yine de her anım adın nerede geçecek, nerede senden bahsedecekler, acaba şu uzaktan gelen senmisinlerdeyim...
Yani beni asla arama, kendimin bile bulamayacağı bir yerdeyim...
sondan başladım okumaya bir nefeste bitirmek istedim ama sindire sindire okunması gerekiyor paylaşımlarının yüreğe dokunan sözlerin var yüreğine sağlık arkadaşım
Tekrar teşekkürler, ben yazarken fazla ölçüp tartmam, muhakkak vardır hepsinin bir hikayesi ki uzun süredir aslında güzel bir şeyler paylaşmak değildir amacım. Anlatılması zor şeyler yaşıyorsanız ve anlatamayacağınızdan eminseniz sadece anlatmaya çalışırsınız... İnsan zekası o kadar farklı birşeyki daha fazla kelimeye ihtiyaç duyuyorum çoğunda ve çoğunda eksik kalıyorum. Bir gün yeni kelimeler bulunca yine yazacağım ve en iyisi olana kadar yazacağım hep eksik yazıyorum bir gün tamamını yazacağım... Kısmet... Tekrar teşekkürler...
birilerine birşeyleri anlatmak zorunda mıyız yada doğru kelime mi olmalı illa ne bileyim eksik kalsın yüzlerce kelime kullan bir duyguyu ifade etmek için yinede doğrusunu bulamadığını düşün sen yüreğini döküyorsun kelimelere cümlelere içini anlatıyorsun bazen mutlulğunu bazen en acı anını bazen ağlayışı bazen duyulmayan çığlıklarını yazıyorsun ya en büyük hüner bu doğruyu yada tamam olanı arama sadece yaz hepside çok güzel anlatıyor seni anlayana... teşekkürler arkadaşım yüreğin hiç susmasın kalemin hiç durmasın
Yürüyor yalnızlığım...
Adım adım büyüyor aynı zamanda...
Kaç vakit bekledim geleceksin diye...
Kaç ömür harcadım bir bir, adım adım...
Düşerken benide götürseydinya...
DAha kaç zaman daha bekleyeceksin ki gelmemi...
Oysa ben hiç gelmeyeceğim...
Martılarda senin gibi her zaman buradalar ama hep uzaklar...
Sanki bir düş gibi... Senin gibi...
Bir varmış bir yokmuş teker teker...
Bu hazin sonunda bir göreni varmıdır bilmem...
Bu alıntı öykünün...
Kaç kişi daha yaşamıştır kim bilir yaşadıklarımızı...
Herkezin yaşadığı gibi yaşasamda, herkesin sevdiği gibi sevemem ben...
Tek tek nasıl düştüyse gözümden umutlarım...
Ah o yarınlarım...
Evimiz, odamız ve bu kocaman yalnızlığımız...
Kendimizi kendimizle tartma yarışımız...
Ah o ihtirasımız...
Yoğumuz varımız ve içimizdeki gereksiz derin sancımız...
Nasıl vurmak bu kendimizi birbirimize...
Ah o yalanlarımız...
Bencilliğimiz, kıskançlığımız ve çoktan kör olmuş hasretimiz...
Nasıl da kırmak kendimizi birbirimizle...
Ah o savaşlarımız...
Kanımız, canımız ve içinden çıkamadığımız kör kuyularımız...
Nasıl düşmek o kendimizden birbirimize...
Nasıl kaçmak aşktan sevdadan kuytulara köşelere...
Hiçbir ölüm alamayacakken seni benden...
Nasıl bir gurur bu aman tanrım...
Acımasız, umarsız...
Ah bu benim fani ruhum...
Ölümmü çok geldi söyle...
Nasıl bıraktım kendimi göz göre göre ellerimle...
Aşkın ki senin benim için ölümden öte...
Sevdan ki bir avuç canda bir tutam ruhum işte...
Bu sonlar beni öldüremiyor belli ki...
Kazandıklarımı biliyorum elbet... Ama seni kaybetmekle neleri kaybettim mechul...
Beni anlatmak için başka kelimeye gerek yok zaten... Ne güzel anlatmışsın... Nereden bulursun böyle resimleri, nasıl cuk diye oturur ruh halime... Ne diyeyim ya çok mutlu ettin beni geceyeli... Allah (CelleCeleluhu) yolunu açık etsin daima...
Evet o pişmalık ki geri dönülemeyen pişmanlık... Kapıları bu kadar çabuk kapatmamalı insan... Pişmanlığıyla da bu kadar yüzleşmemeli... Teşekkür ederim güzel yorumunuz için...
Hangi yol bu içine saklandığımız...
Ne başı belli ne sonu...
İçimizden gelip, içimize giden...
Hangi yol bu ıslak, kaygan...
Kimsesizliğimzden yalnızlığımıza uçsuz bucaksız...
Ne gitmekle bitiyor, ne aşınıyor yürümekle...
Issız karanlık, ölüme doğru ağır ağır...
Biz seninle ne varsa bu yollarda yaşamıştık...
En çabuk sen yoruldun, en hızlı ben yürüdüm bu yollarda...
Yağmurlarımızmı yağmadı üstümüze, biz sırılsıklam aşık olmadıkmı...
Yollarım var senden geçen, veya bir sen varsın yolumda duran...
Bir yol ver geçem ağlamadan ardın sıra...
Bırak bu sefer sen gitme benden...
Bu yollar geçsin ömrümden veya ben gideyim bu sefer sen kal...
Uzun zamandır geçmediğin bir yol var içimde...
Her anını taşlarına tırnaklarımla kazıdığım bir yol...
Yolsuz kalsamda bazen karanlığında sevdanın...
İçimde eksenini kaybetmiş bir dünya oluveriyorsun...
Senin eksenin ben... Benimse tüm dünyam sen...
Depremler oluyor yollarımda... Sonra kış geliyor apansız...
Daha bahara çok mu var dersin...
Daha havalar biraz daha soğuk, yollarımız daha mı kaygan...
Bir yol var içimde, bir yolcu var içimden gelip geçen...
Geçtiği her yeri delip geçen...
Ayak izlerin var yollarımda... Yollar uzun geçip gidiyor adım adım...
Yollarım çaresiz... çare sen... Ne olurdu bir kez daha geçsen... dursan... kalsan... gitmesen... gitmesek...
Çaresiz bu sürgün, ömür boyu...
Bir güneş, bir yakamoz hayallerin...
Siyah beyaz ve dünden kalma herşey...
Ucuz şarap gibi yokluğun yudum yudum...
Çiğ kalmış umutlarımız yarınlara...
Biz geç kalmışız, erken koyulmuş acılar yollara...
Mabedi aşk ve tutku sevdamızın...
Ölümcül yaralar açılmış ruhumuzda...
Adını sen koy şimdi bu ayrılığın...
Kainatta bir suskunluk,güneşte bir karalık,ay desen matem yeri
Yüreğimde kan pıhtısı şimdi Aşk'ın ,kanda zehir duyguların
Vur emri var gecelerimde hasreti tek kurşunla
Zavallı değil biçare tetik,nişangahında
Gez-göz-arpacık darmadağın hedef tahtası bağrımda.
İşte bu yüzden ölmüyorsun ya bende...!
ÖLEMİYORSUN SİNEMDE....