Her insan başlı başına bir âlemdir.
Aslında yapılması gereken iç âlemini keşfe çıkmak, kendinin farkına varmak,
kendini tanımaktır.
Yeterliliklerini ve eksik yanlarını görmek ve kendin olmaya çalışmaktır.
Kendin olduğun zaman gerçek anlamda farklı olursun.
Her birimiz, şahsımıza özgü özelliklerle donatılmışız, bunları fark edip en verimli
şekilde kullanabildiğimizde kendimiz olmaya başlarız.
Kendi olamayan insanlar başkaları da olamazlar, sadece başkalarının taklidi,
karikatürü olabilir.
Bu da kişinin yok olması ve yaşamda önce kendisine sonrasın da ise yaşadığı topluma yabancılaşması anlamına gelmektedir.
Kendin olmak varoluşunun temel şartıdır.
Kendin olmak seni sen yapan, seni diğerlerinden ayıran,
Seni kalabalıklar içerisinde farklı kılan şeydir.
Bu da seni özgürleştiren bir eylemdir.
Peki biz ne yapıyoruz?
İçimizdeki kendimizi harcamaktan başka?
Kendi olamama, umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik ve mutsuzluk döngüsüne
saplanan insanın kendinden kaçmaya çalışma, kendini inkar etme dileğidir.
Yorganın altına gizlenip kendini sevmediğini söylemektir.
Yaşamadığın bir başkasının hayatını kıskanmak; bilmediğin hayatı arzulamaktır.
Değiştiremediklerini ve asla değiştiremeyeceklerini aklına mıh gibi kazımaktır.
Pişmanlıktır, arayıştır.
Üç dilek hakkından sadece bir tanesidir, arayıp da bulamadığın sihirli
lambadan. Aslında hepimiz kendimizin bile bilmediği henüz keşfedilmemiş,
ne deryalar taşıyoruz içimizde.
Bir parça ayna tutsak kendi benliğimize sahip olduğumuz ne cevherleri
göreceğiz belki de.
Çünkü her insan bir dünyadır kendi içinde, kocaman bir dünya taşır kendi
benliğinin derinliklerinde.
Elindekilerin kıymetini bilmeyen insan kocaman sandığı hayatlara imrenirken
kocaman bir hayatını harcar bu tek gidişi olan hayat yolunda
Bir başka ben arar durur hep dışarılarda, sanır ki mutluluk ve huzur başkası
olmakta
Hâlbuki ne güzel demiştir Mevlana
""Canında bir can var, o canı ara
Beden dağında bir mücevher var, o mücevherin madenini ara
Gücün yeterse ara; ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.."